'İki darbe yaptıran adam' algısı üzüyor (Nurettin Sirin Ile Röportaj)

  • 2 Cevap
  • 4369 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

'İki darbe yaptıran adam' algısı üzüyor

Milletin oyu ile iktidara gelen Refahyol iktidarını antidemokratik yöntemlerle alaşağı eden 28 Şubat süreci ile ilgili hedef tahtasına koyulan bir isim olan Nurettin Şirin konuştu.

Milletin oyu ile iktidara gelen Refahyol iktidarını antidemokratik yöntemlerle alaşağı eden 28 Şubat süreci ile ilgili belki çok fazla konuşulmayan bir isim Nurettin Şirin. Hep şöyle bir algı var; Nurettin Şirin o meşhur Kudüs Gecesi'nde konuştu, ardından kıyamet koptu. Oysa gerçekler hiç de öyle değil. Nurettin Şirin yıllar sonra işte bu gerçeği anlattı.

Nurettin Şirin... 28 Şubat sürecinin en büyük mağdurlarından. Şimdilerde kudüstv.com, israhaber.com, velfecr.com sitelerinin koordinatörlüğünü yapan Nurettin Şirin dertli mi dertli! Gittiği toplantılarda, aradan onca zaman geçmiş olmasına rağmen, "12 Eylül Darbesine gerekçe olarak gösterilen 6 Eylül Konya Kudüs Mitingi'nde İstiklal Marşı okunurken oturanlar arasında siz de var mıydınız? 28 Şubat sürecinde Refahyol'un antidemokratik usullerle yıkılmasında sizin o konuşmanızın ne kadar payı var?" gibi sorular Şirin'i çileden çıkarıyor. Oysa 6 Eylül 1980'de sadece 16 yaşında bir çocuk Nurettin Şirin. Otursa ne olacak o mitingte! 28 Şubat sürecindeki konumu ise bugüne kadar bilinenlerden bir hayli farklı. Peki o gerçek ne? Nurettin Şirin yıllar sonra işte bu gerçeği Milli Gazete yazarı Adnan Öksüz'e anlattı...

Önce güncel bazı konularda ne düşündüğünüzü merak ediyorum. Balyoz, Ergenekon gibi derin yapılanmaları ve bunların üzerine gidilmesi sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bismillahirrrahmanirrrahim. Öncelikle Ergenekon adı altında Türkiye'de sürmekte olan soruşturmalar bize Türkiye'deki Osmanlı'nın yıkılış sürecinden günümüze kadar hakim olan, meşruiyetini halktan almayan halkın üzerinde kendisini mutlak sahip ve egemen gören birtakım gayri meşru ve oligarşik güçlerin değişik yelpazelerle sağda, solda, ortada, merkezde değişik yelpazelerle örgütlenmesini çağrıştırıyor. Ortak noktada ise halkın İslami, manevi değerlerine karşı hem saldırgan hem yasaklayıcı hem de tasfiye amacını taşıyan, gerçekten büyütmek anlamında söylemiyorum ama devasa diyebileceğimiz, her ne kadar yansımaları, tutuklamalar, yargılamalar, yargılananlar noktasında belli bir sınır söz konusu olsa da ancak bunun devasa bir yapı olduğunu söyleyebiliriz. Benim özellikle bu hususta ifade etmek istediğim nokta bu yapının her ne kadar kendilerini ulusalcı gibi gösterseler de aslında beynelmilel Siyonizm ile mason diktatörlüğü ile ve uluslararası istihbarat servisleri ile aslında bunların bir şekilde bağlantılı oldukları, eğitildikleri, yetiştirildikleri, beslendikleri noktasında düşünmüyor değilim. Bunun bir taraftan Amerikan emperyalizmine, bir taraftan Siyonist rejime bir taraftan İngiliz emperyalizmine uzanan tarafları olduğunu düşünüyorum. Tabii bu arada akla şu soru geliyor; Eğer böyle ise bu yapının çökertilmesi özellikle de militer yanının tasfiye edilmesi aynı zamanda dış güçlere ya da uluslararası güçlere, istihbarat servislerine karşı da süren bir operasyon mu diye bir soru da akla geliyor.

'Bu oyunları tezgahlayanlar bu kez tasfiye sürecini başlattı' demek mi istiyorsunuz?

Onların desteğiyle mi bu tasfiye yaşanıyor ya da onların hiçbir desteği olmadan mı oluyor diye bir soru akla geliyor. Ergenekon denilen yapının dünden bugüne gelişine baktığımız zaman Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki Osmanlı'nın yıkılışı ile birlikte, 1919-1920'ler sonrası değil, İttihat Terakki yapılanmasını biliyoruz, o ittihatçı gelenek diye tanımlanan o damar olarak darbeci, halka karşı hesap vermeyen, halka hükmeden, kendisini halkın üzerinde dokunulmaz mutlak bir otoriter güç olarak addeden bir yapı söz konusu. Ve o yapının bir devamı söz konusu. Tarzını, damarlarını oradan alan bir yapı. Bu yapı Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılış sürecinde dahi işin içinde emperyalizmi ve siyonizmi görüyoruz. Emperyalizmin içimizdeki uzantılarını, yetiştirmelerini, beslemelerini görüyoruz. Şimdi bu ilişkiyi kurduğumuz zaman Ergenekon'a karşı süren operasyon ve soruşturmalar aynı zamanda bunlara karşı mıdır? Ya da bunlar Türkiye'deki hükümetle bir şekilde anlaşarak 'Tamam bunlardan el çekiyoruz, bağırsakları temizliyoruz, farklı bir ilişki biçimiyle yeni bir sayfa açalım' mı dediler. Sayın Başbakanın, Tayyip Erdoğan'ın çift taraflı 'kazan kazan' politikasını düşünecek olursak ABD, Siyonistler ve Batı, "tamam bu Ergenekon'u tasfiye etmekle sen kazan ama yeni oluşturacağımız denklemle birlikte Türkiye'nin de içinde bulunduğu yeni oluşumla birlikte kazanalım" mı dediler.

Nasıl bir yeni oluşum olabilir bu?

Şu olabilir. Ortadoğu'daki son gelişmeleri de göz önüne aldığımız zaman AK Parti üzerinden pazarlanan bir model sunumu söz konusu. Arap Baharı. Evet ama Arap olmayan halklar için de, Pakistan olabilir, Afrika ülkeleri olabilir geçerli bu. AK Parti üzerinden İslam dünyasında emperyalizmin ve siyonizmin de aslında kazandığı kazanacağı ve zahirde hükümetin de kazandığı ve kazanacağı bir kesişme noktası var. Bir taraftan Türkiye yeni Osmanlı adı altında diye tanımlanan bir inisiyatif koyuyor, ulusal ve siyasal sınırların ötesinde, İslam dünyasında. Bu en bariz bir şekilde ilk defa dillendirilen bir söylemdi. Seçim sonrasında balkon konuşmasında sayın Tayyip Erdoğan'ın, "Bu seçim zaferi sadece Ankara'nın değil Şam'ın, Bağdat'ın, Ramalllah'ın zaferidir demesi... Biz Ortadoğu halkları adına kazandık bunu demesi, biz oralarda varız, oralarda belki daha çok olacağız" anlamına gelen açık bir mesajdı bu. Amerika, Türkiye'de -ben geçen bir yazımda bunu ifade ettim- bir rol yüklüyor bu rolde İslam tonu var. Daha önce Kemalist ağırlıklı oligarşik güçlerin İslam'ı bütünüyle tasfiye amaçlı planları vardı. Geçmişte Amerika bunların da arkasındaydı. Ama bugün İslam'ın tasfiye edilmesi üzerine değil, İslam'ın deforme edilmesi ya da yeniden yapılandırılması üzerine kurulu bir proje var. Tayyip Erdoğan şemsiyesi altında... AK Parti'nin son seçimde aldığı % 50 oy heterojen bir yapı. Değişik eğilimleri, dindarından, muhafazakârına, liberaline kadar dini hassasiyetleri olandan olmayana kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Hepsine hitap edecek, diğer kesimlere de hitap edecek şekilde... Bakıyorsunuz başörtüsü yasağı kalkıyor, dini ton hayatta kendini belli ediyor, kamusal alana bu yansıyor, geçmişte çok amansız ve göz açtırmayacak şekilde uygulanan yasaklar bugün kalkıyor. Geriye doğru baktığımız zaman Meclis'te AK Parti daha önceki dönemde başörtüsüyle ilgili yasa çıkarttığı zaman bu Anayasa Mahkemesi'nden dönmüştü. Anayasa Mahkemesi anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle bu yasayı iptal etmişti. Peki anayasa nasıl bir anayasa ki aynı anayasanın geçerliliği varken sürüyorken bu sefer bu yasak kendiliğinden kalkabiliyor. Bir anayasa değişikliği olmamış hiçbir düzenleme olmamış. Dolayısıyla yasaların yasalarla çelişmesi değil ama yasaların anayasa ile çelişmesi olamayacağına göre hele yasa da çıkmadan Anayasa Mahkemesi böyle bir serbestiyete ciddi tepki göstermesi gerekirdi. Hatta başörtüsü yasağı konusunda özellikle Anayasa Mahkemesi'ne giden, laiklik adı altında ülkede bir aksiyon koyan kesimler de suskun ve tepkisiz kaldı.

Siz bu suskunluğu neye bağlıyorsunuz?

Bence bu bir örtülü anlaşma. Bir proje var. Yani aslında geçmişte laik kesimleri, laiklik hassasiyeti adı altında ülkede ciddi bir gerilime sebebiyet verenleri de arka planda iten güçler ile başörtüsü yasağını kaldıran güçler aynı. Yeni bir dille sizin de içinde yer alacağınız, inançlara saygılı laiklik, Atatürk'ün evrensel genel geçer değerleri korunarak, Atatürk'ün modern Türkiye mirası korunarak, ülkede dindar ve muhafazakâr kesimin de haklarına bir şekilde riayet edilerek bir fotoğraf oluştu bugün. Ama bu fotoğrafın arkasındaki temel irade Büyük Ortadoğu Projesi'nin uygulama sürecine de tekabül ediyor. Amerika'ya göre fundemantalist İslam tasfiye ediliyor bunun yerine teslimiyetçi bir İslam isteniyor. Yasaklamalardan bak hangi noktaya geldik, hanımı başörtülü bir Cumhurbaşkanı, hanımı başörtülü bir Başbakan, hanımı başörtülü Bakanlar... Böyle olunca halka ikinci bir soru sordurtulmuyor. Benim başımı açmıştınız şimdi başımı bağlamama izin veriyorsunuz. Ama yine dinimim benden istediği insanlığımın onurumun insanlık erdeminin benden istediği evrensel adalet ruhumu benden alıyorsunuz.

Bu saydıklarınız aslında olumlu gelişmeler değil mi?

Ama burada bir paradoks var. Geçmişe bakacak olursak geçmişte yapacağınız bir korsan eylem statüsünde olurdu, gözaltın almalar dayaklar, işkenceler olurdu. Şimdi ise alabildiğince serbest yapabiliyorsunuz. Taksim'in yanına bile yaklaştırılmazken şimdi rahat rahat yürüyebiliyorsun ve istediğin sloganı atabiliyorsun.

Tamam da bunun neresi kötü?

Bu oradan baktığın zaman aldatıcı bir şey. Ben bütün protestoların içinde olan birisi olarak söylüyorum, elbette iyi. Ancak bizler geçmişte İslami kalkışla bir duruş bir tavır sergilerken, şimdi o İslam'ın yerine başka İslam koydukları için bu sefer Müslümanlarda böyle bir tepkiyi ortaya koymanın dini gerekçeleri ortadan kalkmış oluyor.

Şunu mu iddia ediyorsunuz; özgürleştirerek hapsediyorlar...

Evet, konu oraya geliyor. Eskiden Hacca gitmek önemli bir dindarlık gösterisi iken günümüzde Umre şirketleri alabildiğine çoğalmış, laik kesimleri de içine alacak şekilde. Deniliyor ki halk bu çemberin içinde. Halk bir bakıma kendisini Peygamber'le, Allah'la iç içe hissediyor. Ama bu algının üzerinde emperyalist sulta varlığını daha da derinleştiriyor. Daha da perçinliyor. Çünkü o din algısı sırtındaki emperyalist hegemonyayı hissetmiyor. Eskiden sırtına küçük bir taş konsa o taşı sırtından atmanın reflekslerini taşıyordu. Şimdi koca bir hegemonya sırtına yüklense bile bunun ağırlığını hissetmiyor. Şimdi bölgede Siyonist İsrail rejimi var. Kur'an perspektifinden baktığımız zaman Allah Kur'an'da buyuruyor ki, "İnsanlar arasında müminlere en şiddetli düşman Yahudilerdir." Ama bugün İsrail düne göre Müslümanlar arasında daha da normalleştiriliyor. Bunu da örtülü hatta açık olarak reel politika adı altında Türkiye'ye yaptırıyorlar. İsrail'in 1967 yılındaki sınırlarını baz alarak gecekondu devlet gibi Filistin'i de bu şekliyle kabul ederek sorun bitmiştir demek isteniliyor.

Kudüs davası'nı Erbakan öğretti

Merhum Erbakan Hoca'nın Kudüs'le ilgili misyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz. Çünkü siz bir konuşmanızda "Kudüs Davası'nı bize Erbakan Hoca öğretti." demiştiniz..

Erbakan Hoca (rahmetullahi aleyh) bana göre Türkiye Müslümanları açısından bunu ifade etmek istiyorum, acaba diyorum tarihte kadri ve kıymetinin bilinmediği ve kendisine karşı vefasızlık yapıldığı Erbakan Hoca'dan başka bir insan var mı? Küçücük çocukluğumdan bugüne kadar tanıklığıma dayanarak ben bunu söylüyorum. İslam ahlakının kırmızı çizgilerine dayanarak bunu söylüyorum. Tayyip Erdoğan 1977'lerden itibaren o konuşmaları yaparken Erbakan Hoca'nın yanında idi. Kalkış noktası Türkiye olmak üzere sonuçları itibariyle tüm İslam dünyasına yayılan Siyonizme karşı duruşu, mücadeleyi, direnişi, Müslüman vicdanının örgütlenmesinin -bu bir parti, dernek olabilir- mimarı Erbakan Hoca'dır. Ve Milli Görüş Hareketi'dir. Ben bunu vefatına yakın zamana dek olan konuşmalarına dayandırmış olsaydım denir ki "Sen de olaya amma da tek taraflı bakıyorsun". Ortadoğu'daki gelişmeleri görmüyor musun? Siyonizme karşı direnişi, uyanışının mimarı Erbakan Hoca ve onun dava arkadaşlarıdır. Peki bunun hiç mi kadri kıymeti olmaz. Bugün bir "one minute" bir şeyse o zaman Erbakan Hoca'nın sözü yüz bin şeydir, milyon şeydir. Erbakan Hoca kayaları kıra kıra gelmiştir, Tayyip Erdoğan'a düşen toprak kısmında düzeltme yapmaktır, kolay kısmı kalmıştır Erdoğan'a. Erbakan Hoca o taşları nice eziyet, nice işkence, nice darbeler arasında kırdı, kırdı, kırdı, kırdı, kırdı. Tayyip Erdoğan da yumuşak toprak kısmında çapa ile düzeltme yaptı. Birisi bana desin ki biz Siyonizmle mücadeleyi Erbakan Hoca'dan değil bir başkasından öğrendik desin ben tüm tezlerimi geri alacağım. Ama bazıları süreçten pay kapmak istercesine kişilerin haysiyetleri üzerine oturuyorlar. Ben bütün bunları Erbakan Hoca'dan öğrendim, o davadan öğrendim. Ben Seyyid Kutup'u da Milli Görüş yuvasında tanıdım. Ben bunları insanları bir siyasi partiye angaje etmek, ram etmek anlamında söylemiyorum. Sadece hakkaniyet ve adalet adına bunu söylüyorum. Çilesini Erbakan Hoca çekti daha sonra asfalt üzerine araba kullanmak kaldı bize. Erbakan Hoca sadece Kudüs'ün kurtarılması anlamında değil, tüm dünya Müslümanlarına siyonizmin tehlikelerini anlattı. Eğer bu eli kırarsak sadece Kudüs'ü özgürleştirmiş olmayacağız, tüm dünya Müslümanlarını bu prangadan kurtarmış olacağız demiştir Erbakan Hoca. Yıllar önce Erbakan Hoca bir timsahla anlatırdı bunu; timsahın bir çenesi kapitalizm, diğer çenesi komünizm, gövdesi ise Siyonizm. Doğru çıktı bu. Erbakan Hoca bütün bunları anlatırken, Müslümanlara bunları gösterirken bugünleri nakış nakış örüyordu. Bütün hayatını bu yola feda etti Erbakan Hoca. Bunu Allah rahmet etsin Nermin hanıma sormak lazımdı. Ama o benim beşten sonra vaktim yok demedi. Önce Müslüman vefalı olmak zorunda.


Gittiğim toplantılarda bu sorunun sorulmasından rahatsızım

28 Şubat postmodern darbesinin yapılmasının gerekçeleri arasında Kudüs Gecesi var. Siz orada bir konuşma yaptınız, sonrasında tutuklandınız. Bir de 12 Eylül Darbesine gerekçe olarak gösterilen 6 Eylül Konya Kudüs Mitingi'nde İstiklal Marşı okunurken oturanlar arasında siz de var mıydınız?

Bu soruyu iyi ki sordunuz. 6 Eylül'de ben de oradaydım... Deniliyor ki işte 12 Eylül'de bir darbe oldu, Milli Görüş'e bir darbe geldi, Kudüs Mitingi'nde oturanlar buna sebep oldular. Bir provakasyondu. 28 Şubat'ta Refahyol gitti, yine burada da Nurettin Şirin var. Ben 1 Mayıs 1964 doğumluyum, şu anda 47 yaşındayım. 6 Eylül 1980 tarihinde 16 yaşında idim. Konya mitingine Güngören Milli Selamet Partisi örgütünden bir grup arkadaşla birlikte gitmiştik. Bütün arkadaşlarımız hayatta. En yaşlımız da Mürsel Başer'di. O dönemde emekli Başçavuştu. Milli Gazete'de gazete dağıtıcılığı yapıyordu. Birincisi 6 Eylül Mitingi'nde oturanların ne içinde oldum ne de kenarında, görmedim bile oturanları. Ama bunu kimin yaptığı belli..

Kim yaptı?

Konya Akıncılar Başkanı Nevzat Arabacı ağabey. Ve onun ekibi. O dönemin biraz daha radikalleri. Ama burada art niyet yok. Arabacı benim amcam yaşında. Orada bir oturma olmuş, ne bir haberimiz var, ne görmüşüz.. O dönem itibariyle bizim bilgi ve bilinç düzeyimizin üzerinde olan konular bunlar. O dönem resmi ideolojinin simgelerine karşı reaksiyon olsun diye bu eylem yapıldı, yoksa İstiklal Marşı'na karşı bir duruş değildi. İstiklal Marşı Mehmet Akif noktasında bizimdir ama resmi ideolojinin bir marşı durumuna dönüştürüldüğü için bir tepki...

Peki siz 28 Şubat darbesiyle ilgili neden hedefe kondunuz?

Refahyol Hükümeti kurulduğunda biz arkadaşlarımızla birlikte Selam adlı bir gazete çıkarıyoruz. Haftalık gazete idi günlük çıkarmaya başlamıştık. Veli Küçük ve Ergenekon çetesinin Refahyol'u devirmek için hazırladığı komployu biz Aralık ayında haber aldık. İki arkadaşımız geldi ve bana dedi ki, "Biz filan büroda iken böyle böyle bir organizasyonu öğrendik." O dönem Veli Küçük'ün kurmaylarından olan biri diyor ki, "Bakın yakında neler olacak göreceksiniz." Büroda bir dosya tarikatlar, bir dosya Refahyol... Böyle planlanmış... Ben bütün bu planı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Tayyip Erdoğan'a randevu alarak gittim anlattım. Bu olay Kudüs Gecesi'nden 15 gün önce oluyor. O dönem Kanal D ve Uğur Dündar, Ali Kalkancı-Emire Kalkancı ve bunların Belediye ile iş bağlantıları var diye doğrudan Erdoğan'ı hedef alan yayınlar yapıyordu. Bu planı her şeyi göze alarak Tayyip beye anlattım ve ifşa edelim dedim. Tayyip bey çok şaşırdı ve "Görüşmeye devam edelim" dedi.

O sözünü ettiğiniz 28 Şubat'ın planlarının yapıldığı büro ne bürosuydu?

Bir ticaret bürosu. Turgut Gıda sanayi (TGS) isminde bir büro. Yağ fabrikası. TGS Sözcüsü olarak da şimdi Ergenekon'dan yargılanan Ümit Oğuztan çıkıp açıklamalar yapıyordu. TGS'nin sahibi Turgut Demirdağ isminde bir işadamı. Daha sonra onu da dolandırdılar, milyon dolarlarına el koymaya çalıştılar, öldürmek istediler. Bir taraftan Vatan Caddesi'ndeki Hanedan Lokantası işin içinde. Hüseyin Besli bu anlattıklarımdan sonra bana bir teşekkür faksı gönderdi.

Peki Sincan'daki Kudüs Gecesi olayında sizin dahiliniz nedir?

Şimdi oraya gelelim. Kudüs Gecesi'nin organize edilmesinde doğrudan ya da dolaylı en küçük bir dahilim yok. Tamamen Sincan Belediyesi'nin bir organizasyonu. Eskiden de tanışıklığımız olan Sincan Belediyesi'nden Hüseyin Avni Yazıcıoğlu beni aradı ve geceye davet etti. Ama hiç zamanım yok. Israr edince gittim. İran Büyükelçisi, Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız bir de ben konuşma yaptım. Ertesi gün kıyamet koptu.

Kudüs Gecesi'ndeki pankartları, afişleri siz mi temin etmiştiniz? Hep bu yönüyle tartışıldınız?

En önemli nokta burası benim için. Kudüs Gecesi'ne gelen İran Büyükelçiliği mensupları bu pankart ve afişleri kendi kültür gecelerinde kullanmak için istemişler. Belediye de vermiş. 2 gün sonra aynı afiş ve pankartlar İran Gecesi'nde görüntülenince olanlar oldu. Molla İran rejimi ile dinci Refahyol Hükümeti laikliğin altına dinamit koyuyor denilmeye başlandı. 4 Şubat'ta Sincan'da tanklar yürümeye başladı. Bu tarihe kadar Sincan Kudüs Gecesi'ne ilişkin benim adım hiçbir yerde konuşulmuyor. Peki Nurettin Şirin sahneye ne zaman geliyor? 5 Şubat'ta Bekir Yıldız telefonla beni aradı. "Nurettin kardeşim, bu pankartlar, afişler bizim başımızı çok ağrıtıyor, üzerine alır mısın, üstlenir misin?" dedi. Ben de "şerefle" dedim. Bekir Yıldız'la benim tanışıklığım sadece o gecede oldu. Ayaküstü 15 dakika. Kendisi teslim olmuyor, ateşin üzerine dökecek bir su arıyor, o suyu da benden istedi. Yarım saat sonra Hürriyet Gazetesi Ankara Büro'dan bir yetkili kadın gazeteci aradı. "Bekir bey pankartları ve afişleri sizin getirdiğinizi söyledi, doğru mu?" diye sordu, "Doğru" dedim. Ertesi gün haber Hürriyet Gazetesi'nde yayınlandı. Polisler geldi. 8 yıl hapis yattım. Ama ben bunu Kudüs Davası'na hizmet olsun diye yaptım.

Bu süreçte sizi en çok üzen ne oldu?

Yargılanmam aşamasında parti adına avukatlar İsmail Alptekin ve Mehmet Ali Bulut geldi. Burada İsmail Alptekin beye dedim ki, "Bu dava bizim tutuklanmamızı gerektiren bir dava değil. Biz aynı konuşmaları yıllarca yaptık. Eğer bunu yapıyorlarsa buradaki temel hedef Refahyol'dur. Atılan taşlar sadece benim başımı yarsın" Ben davanın asıl suçlusu haline geldim. Alptekin oraya Milli Görüş'ün avukatı olarak geldi. Ben cezaevinde iken, 2002'de AK Parti'den milletvekili olduktan sonra Meclis Başkanvekili seçilen İsmail Alptekin'e bir mektup yazdım. Aynı mektubu Hüseyin Besli'ye de yazdım. Cezaevinde bana bilgisayar alınması için yardım talep ettim. Aileme yardım olsun diye. Ama Alptekin'den de Besli'den de bir ses çıkmadı o zaman. Solcu İnsan Hakları Derneği (İHD) devreye girdi, bilgisayarı aldık.

Şimdi beni en çok üzen olaya gelirsek; şu anda da çağrıldığım toplantılara gidiyorum. Gittiğim yerlerde sanki Refahyol'un yıkılmasına ben sebep olmuşum gibi benden hesap sorulması ağırıma gidiyor. Hala daha savunma konumumda olmam beni çok üzüyor. Oysa süreç anlattığım gibi algılandığı şekliyle değil...

MİLLİ GAZETE

Yürüdügün yolda ayagina batan diken kavusacagin gülün habercisidir!

Ynt: 'İki darbe yaptıran adam' algısı üzüyor (Nurettin Sirin Ile Röportaj)
« Yanıtla #1 : 31 Temmuz 2012, 11:11:59 ÖS 23 »
 hiç kimse bilmesede allah biliyor ya...
İbrahim elindeki baltayla içimdeki putları devir

Ynt: 'İki darbe yaptıran adam' algısı üzüyor (Nurettin Sirin Ile Röportaj)
« Yanıtla #2 : 01 Ağustos 2012, 02:29:23 ÖÖ 02 »



Kudüs davası'nı Erbakan öğretti

Merhum Erbakan Hoca'nın Kudüs'le ilgili misyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz. Çünkü siz bir konuşmanızda "Kudüs Davası'nı bize Erbakan Hoca öğretti." demiştiniz..

Erbakan Hoca (rahmetullahi aleyh) bana göre Türkiye Müslümanları açısından bunu ifade etmek istiyorum, acaba diyorum tarihte kadri ve kıymetinin bilinmediği ve kendisine karşı vefasızlık yapıldığı Erbakan Hoca'dan başka bir insan var mı? Küçücük çocukluğumdan bugüne kadar tanıklığıma dayanarak ben bunu söylüyorum. İslam ahlakının kırmızı çizgilerine dayanarak bunu söylüyorum. Tayyip Erdoğan 1977'lerden itibaren o konuşmaları yaparken Erbakan Hoca'nın yanında idi. Kalkış noktası Türkiye olmak üzere sonuçları itibariyle tüm İslam dünyasına yayılan Siyonizme karşı duruşu, mücadeleyi, direnişi, Müslüman vicdanının örgütlenmesinin -bu bir parti, dernek olabilir- mimarı Erbakan Hoca'dır. Ve Milli Görüş Hareketi'dir. Ben bunu vefatına yakın zamana dek olan konuşmalarına dayandırmış olsaydım denir ki "Sen de olaya amma da tek taraflı bakıyorsun". Ortadoğu'daki gelişmeleri görmüyor musun? Siyonizme karşı direnişi, uyanışının mimarı Erbakan Hoca ve onun dava arkadaşlarıdır. Peki bunun hiç mi kadri kıymeti olmaz. Bugün bir "one minute" bir şeyse o zaman Erbakan Hoca'nın sözü yüz bin şeydir, milyon şeydir. Erbakan Hoca kayaları kıra kıra gelmiştir, Tayyip Erdoğan'a düşen toprak kısmında düzeltme yapmaktır, kolay kısmı kalmıştır Erdoğan'a. Erbakan Hoca o taşları nice eziyet, nice işkence, nice darbeler arasında kırdı, kırdı, kırdı, kırdı, kırdı. Tayyip Erdoğan da yumuşak toprak kısmında çapa ile düzeltme yaptı. Birisi bana desin ki biz Siyonizmle mücadeleyi Erbakan Hoca'dan değil bir başkasından öğrendik desin ben tüm tezlerimi geri alacağım. Ama bazıları süreçten pay kapmak istercesine kişilerin haysiyetleri üzerine oturuyorlar. Ben bütün bunları Erbakan Hoca'dan öğrendim, o davadan öğrendim. Ben Seyyid Kutup'u da Milli Görüş yuvasında tanıdım. Ben bunları insanları bir siyasi partiye angaje etmek, ram etmek anlamında söylemiyorum. Sadece hakkaniyet ve adalet adına bunu söylüyorum. Çilesini Erbakan Hoca çekti daha sonra asfalt üzerine araba kullanmak kaldı bize. Erbakan Hoca sadece Kudüs'ün kurtarılması anlamında değil, tüm dünya Müslümanlarına siyonizmin tehlikelerini anlattı. Eğer bu eli kırarsak sadece Kudüs'ü özgürleştirmiş olmayacağız, tüm dünya Müslümanlarını bu prangadan kurtarmış olacağız demiştir Erbakan Hoca. Yıllar önce Erbakan Hoca bir timsahla anlatırdı bunu; timsahın bir çenesi kapitalizm, diğer çenesi komünizm, gövdesi ise Siyonizm. Doğru çıktı bu. Erbakan Hoca bütün bunları anlatırken, Müslümanlara bunları gösterirken bugünleri nakış nakış örüyordu. Bütün hayatını bu yola feda etti Erbakan Hoca. Bunu Allah rahmet etsin Nermin hanıma sormak lazımdı. Ama o benim beşten sonra vaktim yok demedi. Önce Müslüman vefalı olmak zorunda.



MİLLİ GAZETE


Kıymetli yazarımız Nurettin Şirinden de buraya ekleyen kardeşimden de ,Yazıda hakkı verilen muhterem ERBAKAN Hocamdan da Rabbim razı olsun.
Yazıda geçtiği gibi kadri kıymeti zamanında bilinmedi Erbakanın...Rabbim cennetiye cemaliyle mükafatlandırsın muhterem HOCAMIZI inşaAllah...
Hak Geldi Batıl Zail Oldu....