KENDİLERİNİ, TEVHİD EHLİ ZANNEDENLERİN BAŞLICA KÜFÜRLERİ

  • 67 Cevap
  • 51220 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ynt: KENDİLERİNİ, TEVHİD EHLİ ZANNEDENLERİN BAŞLICA KÜFÜRLERİ
« Yanıtla #45 : 13 Haziran 2011, 01:17:47 ÖS 13 »
Bu meseleyi müslüman, kesin ve net bir biçimde kafasına yerleştirmelidir. Yaşadığı çağda, insanlara karşı Allah'ın hükmünü uygulama noktasında asla tereddüde düşmemelidir. Bu gerçeğin zorunlu sonucu olarak, dosta da düşmana da Allah'ın şeriatını uygulamalı ve de bunun neticesine katlanmalıdır.

Müslüman bu meseleyi kafasına net olarak yerleştiremezse, bir türlü istikrara kavuşamayacak, kendini yöntem kargaşasının içinde bulacak, hak ile batılı birbirinden ayıramayacak, doğru yolda bir adım bile ilerleme kaydedemeyecektir... Bu meselenin sıradan insanların kafasında bu denli netleştirilemeyeceği doğru kabul edilse bile, "müslüman" olmayı isteyen, müslümanlığın gereklerini yerine getirmeye azmeden insanların kafasında iyice netleştirmeyi savsaklamak asla doğru değildir...

Buradaki ayetlerin tümü, surenin başında belirttiklerimizi doğrulamaktadır. Orada da ifade ettiğimiz üzere, bu suredeki ayetlerin tümü, hicretin altıncı yılında Hudeybiye'de indirilen Fetih suresinden sonra indirilmiş olamaz. Tam tersine bu surenin pek çok bölümü, -Uhud savaşının ardından Benî Nazîr, Bedr savaşının ardından da Benî Kaynuka yahudilerinin sürülmelerinden önce indirilmemişse de- Fetih suresinden -en azından- Ahzab savaşının meydana geldiği hicrî dördüncü yılda Benî Kureyza yahudilerinin Medine'den sürülmelerinden önce indirilmiş olmalıdır.

Buradaki ayetlerde, birtakım olaylara, Medine'deki İslâm toplumunun tanık olduğu gelişmelere, ayrıca yahudilerin, münafıkların tutumlarına ve konjonktürel durumlarına değiniliyor. Söz konusu tutumlar ve konjonktürel durumlar, yahudilerin gücünün kırılmasıyla bertaraf edilecekti. Bunun son örneği Beni Kureyza sorunuydu.

Bu ayet, yahudilerin ve hristiyanların dost edinilmelerine ilişkindir. Ayetteki uyarıda -hatta tehditte- onları dost edinenin onlardan biri olacağı vurgulanıyor. Bu vurgu, onlarla dostluk kuran ve bunu başlarına bir bela geleceğinden korkmakla gerekçelendiren, kalpleri hastalıklı kişilere yöneliktir. Yine ayette müslümanların, dinlerini hafife alıp alay konusu yapan kimselerle dostluktan nefret etmeleri istenmektedir. Bununla da, -müslümanlar namaza durduklarında- onların namaz kılmalarını hafife alan ve alay konusu yapan kimselere işaret ediliyor.

Tüm bu olumsuzluklar, Medine'de yahudilerin güçlü, etkin ve çeşitli imkanlara sahip oluşlarından kaynaklanıyordu. Dolayısıyla, bu tür kargaşaların olması, böylesi olayların yaşanması, ayrıca ayetlerde böylesine sert bir uyarı ve tekrar tekrar tehdide gerek görülmesi, ardından yahudilerin gerçek durumlarının açıklanması, teşhir edilip kınanmaları, bu bağlamdaki binbir komplolarının, entrikalarının, manevralarının, her türlü kirli çamaşırlarının ortaya dökülmesi son derece olağandır.

Buradaki ayetlerin iniş nedenlerine ilişkin çeşitli rivayetler vardır. Bunların kimisinde bu ayetlerin, Bedir savaşından sonra ortaya çıkan Benî Kaynuka sorunu, Abdullah bin Ubey bin Selûl'un tavrı ve kendisi ile yahudiler arasındaki dostluk ilişkisini, "Doğrusu ben başımı belaya sokmak istemiyorum, bu nedenle de onlarla dostluğumu kesemem" diyerek aklamaya çalışması üzerine indiği belirtilir.

Aslında, bu rivayetler olmaksızın da, ayetlerin yapısını ve içeriğini nesnel bir yaklaşımla incelemek ve de bu ayetleri peygamberimizin Medine'deki yaşamında tanık olduğu olayların kronolojik sırasına göre ele almak bile, söz konusu ayetlerin iniş zamanına ilişkin bu surenin girişindeki tesbitlerimizi doğrulamaya yeterlidir.
Devamı altta

Ynt: KENDİLERİNİ, TEVHİD EHLİ ZANNEDENLERİN BAŞLICA KÜFÜRLERİ
« Yanıtla #46 : 13 Haziran 2011, 01:21:36 ÖS 13 »
İSLAM TOPLUMUNUN ANA İLKELERİ

Buradaki ayetlerde, İslam toplumunun eğitimine ve bu toplumun, kendilerine Allah tarafından belirlenmiş misyonu yerine getirmeye hazırlanmasına ilişkin Kur'an'ın öngördüğü metod dile getiriliyor. Ayrıca söz konusu metodun, müslüman bireyin ve İslam toplumunun kimliğinde her zaman için kesinkes yarleşmesi istenen ana ilkeleri ve prensipleri belirtiliyor. Bu ana ilkeler ve prensipler, sabittir.

Bunlar, sadece tek bir ulusa ya da tek bir kuşağa özgü değildir. Tam tersine bu ana ilkeler ve prensipler, her kuşakta müslüman bireyin ve İslâm toplumunun oluşumunun temeli niteliğindedir.

Kur'an'da müslüman bireyin eğitimine ilişkin belirlenen metot temelde şöyledir: Müslüman, rabbine, peygamberine, inancına ve İslâm toplumuna içtenlikle bağlanmalıdır. İçinde yer aldığı saftaki insanlar ile Allah'ın sancağını taşımayan, peygamberimizi önder kabul etmeyen, Allah'ın taraftarları konumundaki gruba katılmayan saftaki insanlar arasında mutlaka kesinkes bir ayrım yapmalıdır.

Müslüman, Allah'ın gücüne bir örtü, ayrıca insanlığın yaşamı ve tarihsel olaylara ilişkin Allah tarafından belirlenmiş yazgının gerçekleştirilmesi için bir araç olmak üzere, Allah'ın seçtiği bir kimse konumunda bulunduğunu bilmelidir. Ona böylesi bir konum belirlenmiş olması -tüm yükümlülüklerle birlikte- Allah'ın dilediği kimselere verdiği bir lütfu, bir bağışıdır. Müslüman olmayan kimselerle dost olmak, Allah'ın dininden dönüş, o yüce konumdan kaçış ve Allah'ın o güzelim lütfunu bir kenara bırakış demektir..
Müslüman bireyin, yukarıda anlattığımız doğrultuda yönlendirildiği, buradaki ayetlerin çoğunda açıkça görülüyor:

"Ey müminler! Yahudileri ve hristiyanları dost edinmeyiniz. Onlar, birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost .edinirse o, onlardan olur. Hiç kuşkusuz Allah, zalimleri doğru yola iletmez."

"Ey müminler! İçinizden kim dinden dönerse bilsin ki, yakında Allah öyle bir grup ortaya çıkaracak ki, Allah onları sevdiği gibi onlar da O'nu severler. bunlar müminlere karşı alçakgönüllü, kâfirlere karşı onurlu davranırlar, Allah yolunda cihad ederler, biç kimsenin yergisinden ve kınamasından çekinmezler. Bu Allah'ın bağışıdır, onu dilediğine verir. Allah'ın lütfu geniştir, O her şeyi bilir."

"Sizin dostunuz ancak Allah, O'nun peygamberi ve namaz kılan, zekat veren, rükua varan müminlerdir."

"Kim Allah'ı, Peygamber'i ve müminleri dost edinirse bilsin ki galip gelecek olanlar, yalnız Allah'ın tarafını tutanların grubudur."

Sonra Kur'an, düşmanlara ilişkin gerçek, kendisinin onlara ve onların da ona karşı verecekleri savaşa ilişkin gerçek konusunda müslümanın bilincini kristalize ediyor. Bu savaş, bir inanç, bir öğreti savaşıdır. Müslüman ile düşmanları arasındaki bitmeyen sorun, inançtır. Karşısındakiler ona, her şeyden önce inancından ve dininden ötürü düşmandır.

Onların bu durmak bilmeyen düşmanlıkları, fasıklıklarından, Allah'ın dininden sapmalarından, Allah'ın dinine uyup doğru yol üzere yürüyenlerden hoşlanmamalarından kaynaklanıyor.

"De ki; Ey kitap ehli! Bizden hoşlanmamanızın tek sebebi Allah'a, bize indirilen kitaba ve daha önce indirilmiş olan kitaplara inanmamız değil mi? Gerçekten çoğunuz fasık, yoldan çıkmış kimselersiniz."

İşte, meselenin düğüm noktası budur. İşte, temel faktörler bunlardır! Bu metodun, bu temel direktiflerin değeri gerçekten büyüktür. Bu doğrultuda Allah'a, dinine, peygamberine ve İslâm toplumuna bağlılıktaki içtenlik ve de savaşın, ayrıca düşmanların niteliğini kavramak, imanın gereğini yerine getirme, müslüman bireyin eğitme ve İslamcı grubun örgütsel etkinlikleri açılarından son derece önemlidir.

İslam sancağını taşıyan kimseler, kendileri ile kendilerinin taşıdıkları sancağı taşımayan karşıt komplolar arasında kesinkes bir ayrımı benliklerine yerleştiremedikleri, sadece Allah'a, peygamberine ve kendi mümin liderlerine bağlı kalamadıkları, düşmanlarının, bu düşmanlığı doğuran nedenlerin, onlarla aralarındaki savaşın niteliğini kavrayamadıkları, onların tümünün müslümanlara düşman, müslümanlara ve İslam inancına karşı mücadele konusunda ise birbirlerine dost olduklarını anlayamadıkları sürece, gerçekte iman etmiş olamayacak, müslümanlıkları hiçbir değer ifade etmeyecek ve yeryüzünde hiçbir şey gerçekleştiremeyeceklerdir.

Buradaki ayetlerde, İslam düşmanlarını müslümanlarla savaşa iten faktörlerin ortaya koyulmasıyla yetinilmiyor. Buna ek olarak, müslümanın savaştığı kimseyi gerçek yüzüyle tanıması, gireceği savaşta vicdanının rahat olması, vicdanında bu savaşın zorunluluğuna ve kaçınılmazlığına ilişkin en küçük bir kuşku kalmaması için, söz konusu düşmanların nitelikleri ve sapıklıklarının boyutları da dile getiriliyor:

"Ey müminler, yahudileri ve hristiyanları dost edinmeyiniz. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar.." "Ey müminler, sakın sizden önce kendilerine kitap verilmiş olanlar ile kâfirlerden dininizi alaya alanları eğlence konusu yapanları dost edinmeyiniz. Eğer gerçekten mümin iseniz, Allah'tan korkunuz. Birbirinizi namaza çağırmak için ezan okuduğunuz zaman onlar, bu çağrınızı alaya alırlar, eğlence konusu yaparlar. Bu davranış, onların aklı başında olmayan kimseler olmalarından kaynaklanıyor."

"Onlar yanınıza geldiklerinde, "inandık" dediler. Oysa yanınıza kâfir olarak girmiş ve yine kâfir olarak çıkmışlardır. Allah onların gizli tuttukları duyguları herkesten iyi bilir. Onlardan çoğunun günahta, ölçüleri aşmakta ve haram yemekte birbirleri ile yarıştıklarını görürsün. Yaptıkları şey ne kadar kötüdür!".. "Yahudiler, "Allah'ın eli sıkıdır" dediler. Bu sözlerinden ötürü elleri bağlansın, onlara lanet olsun! Tersine, O'nun iki eli de açıktır, dilediği gibi verir. Rabbin tarafından sana indirilen ayetler, onların çoğunun azgınlığını ve kafirliğini arttıracaktır."

İşte, söz konusu niteliklerinden, İslâm toplumuna karşı takındıkları tavırlardan, müslümanlara karşı oluşlarından, onların dinleriyle, namazlarıyla alay etmelerinden ötürü müslümana düşen, vicdanı rahat bir biçimde onları kesinkes başından defetmektir...

Yine ayetlerde, müminler ile karşıt güçler arasındaki savaşın sonucunun ne olacağı ve de -ahirette herkesin yaptığının karşılığını görmesinden önceki bu dünya hayatında toplumların akıbetleri açısından da imanın ne denli değerli olduğu ifade ediliyor:

"Kim Allah'ı, Peygamber'i ve müminleri dost edinirse bilsin ki, galip gelecek olanlar, yalnız Allah'ın tarafını tutanların ruhudur." "Eğer kitap ehli, iman edip kötülüklerden sakınsalar, günahlarını siler, onları nimetlerle dolu cennetlere koyardık."... "Eğer onlar Tevrat'a, İncil'e ve Rabbleri tarafından kendilerine indirilen Kur'an'a uygun yaşasalardı, başları üzerinden ve ayakları altından kaynaklanan nimetler yerlerdi..."

Buradaki ayetlerde, Allah'ın, kendi dini için seçtiği, böylece yüce bir misyon yükleyerek büyük bir lütufta bulunduğu müslümanın niteliği de dile getiriliyor:

"Ey müminler, içinizden kim dinden dönerse bilsin ki yakında Allah böyle bir grup ortaya çıkaracak ki, Allah onları sevdiği gibi onlar da O'nu severler, bunlar müminlere karşı alçakgönüllü, kâfirlere karşı onurlu davranırlar, Allah yolunda cihad ederler, hiç kimsenin yergisinden ve kınamasından çekinmezler. Bu, Allah'ın bağışıdır, onu dilediğine verir. Allah'ın lütfu geniştir, O herşeyi bilir."
İmam hüseyin bey işte cahilliye işte islam toplumunun özellikleri bunlar ithaf olunur.

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5131
    • depo
Ynt: KENDİLERİNİ, TEVHİD EHLİ ZANNEDENLERİN BAŞLICA KÜFÜRLERİ
« Yanıtla #47 : 14 Haziran 2011, 12:22:52 ÖÖ 00 »

internete giremediğim süreçte epey katılım olmuş.
bazı arkadaşlara sitem edeyim samimiyetlerine sığınarak;
muhterem duaekseni süpermen gibi yetişmeniz için illa yoruldum gücüm tükendi demem mi gerekiyor neredeydiniz ?  O0
fecr abi maç izler gibi müslümanlardan kardeşim ile konuşmamızı izliyorsun bir kelam etmiyorsunda duaekseni sahaya inince mi omuz veriyorsun ? ne yani yetimmiyim ben  :D

ilk başta şu noktanın altını çizmek istiyorum;
düşüncesi her ne olursa olsun isterse allahı inkar etsin ama iyi niyeti, güzel üslubu, doğruyu bulma gayreti ve samimiyetinden dolayı MÜSLÜMANLARDAN arkadaşımı takdir ve tebrik etmek istiyorum. her ne kadar karşıt görüşte olsak bile samimiyetine şahidlik etmek istiyorum ve onunla dilediğince konuşmaya razıyım fikrin ne olduğu önemli değil.
ve sayın ezhattım arkadaşım sende de inşallah aynı karakteri görmek bizlere nasip olur ki verimli konuşmalarda bulunabiliriz.
yoksa ben cahil kardeşine açıklamayıp anlatmayıp aşağılarsan inan olsun ahirette allaha şikayetim olacaktır ezhattım biliyordu ama güzelce anlatmadı beni aşağıladı derim demedi deme  ;)

konya döner isek konu çok dallanıp budaklanmış epey paylaşımlarda bulunulmuş bu aralar vaktim dar detaylı okuyamıyorum sadece şahsıma yönelik mesajlara cevap vereceğim inşallah.


Alıntı
Ezhattım

Maxpayna arkadaş daha evvel de dediğim gibi siz islami kavramları ele alırken çok basitleşitiererek işliyorsunuz. Kendisini islama nisbet eden toplumlar hakkındaki kriteriniz ne sünnete nede kurana uygun bir mantık değildir. Her kendini islama nisbet eden sizin kriterlerinize göre müslümandır anlayışı kuranın bizatihi kendisine aykırıdır.

sayın arkadaşım her insanın algı düzeyi bir değildir. kimisine leb dersin leblebinin tarihçesini anlar (bakınız ebubekir arkadaşımız) kimine leblebi dersin illa açıklamanı ister anlamaz (bakınız maxpayna)

bu nedenle eğer size göre çok basitleştiriyor isem benim algı düzeyimin basitliğinden olabilir sana zahmet sende benim seviyemde anlat ki niyetin fikrini doğruluğunun ispatı ise seni anlayabileyim.


Alıntı
Ezhattım

Bundan dolayı size münafıkların örneğini verdim hatta yahudi ve hırıstiyanım diyen toplumlarda kendilerini islama nisbet ederlerdi eğer kurani okumuş olsaydınız mekke müşriklerininde kendilerini islama nisbet ettiklerini bilirdiniz. Ben müslümanım diyen ancak bir şartla tekfir edilmez oda ne düşüncelerinde nede yaşantılarında şirk ve küfür unsurlarının olmaması şartıyla.

münafık yahudi ve hristiyanların kendilerini islama nispet ettiklerinden bahsetmişsin. hemde kuranda görüldüğünü söylüyorsun. sana zahmet şu gördüğün ayetleri de paylaşırmısın hangi ayette kendilerini islamdan görmüşler.

ben de tam tersini söylemiştim yineliyorum; (sence yine basitçe olacak ama basiti bile anlamıyorsun ne yapayım)
muhammede, onun allahına ve onun getirmiş olduğu mesaja (kurana) inanan kişiye müslüman denilir.
mekke müşrikleri yahudiler ve hristiyanlar muhammede ve onun getirmiş olduğu kitaba zaten inanmıyorlar (ona teslim olmuyorlar) yani zaten bunlar müslüman değil islam değil. öyle de düşünmüyorlar.

haa onlar kendi yollarının doğru olduğunu iddia edebilirler ama bu islam olduklarını iddia etttikleri anlamına gelmez. farklı olay.
müşrikler atalarının yolunun doğru olduğunu iddia ediyorlardı ama atalarının yolunun islam olduğunu kendilerinin de müslüman olduğunu İDDİA ETMİYORLARDI. aynen yahudi ve hristiyanlarda kendi dinlerinin doğru olduğuna inanıyor ama mhuammedin getirdiği dine inanmıyorlardı. bu nedenle

müslüman = islama inanan kişi   islam = muhammede gelen din.
müşrikler yahudiler hristiyanlar muhammede ve ona gelene inanmayan gruplar ve dolayısı ile islam dışılar müslüman değiller.
bu nedenle onların kafir olması tekfir tanımına girmez tespit tanımına girer.

aslında en başında sormam lazımdı. tekfir kavramını neye nasıl göre inanacağız. kelimenin tam türkçe karşılığı nedir nasıl anlaşılır. görünüşe göre kavramın sulandırıldığını iddia ediyorsunuz.

bir de şu ayet hakkında ne dersiniz ?

49 / HUCURÂT - 14

Bedeviler, dedi ki: "İman ettik." De ki: "Siz iman etmediniz; ancak "İslam (müslüman veya teslim) olduk deyin. İman henüz kalplerinize girmiş değildir. Eğer Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederseniz, O, sizin amellerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir."





*

Çevrimdışı FECR

  • *
  • 4698
  • Selam Hidayete Tabi Olana
    • FECR
Ynt: KENDİLERİNİ, TEVHİD EHLİ ZANNEDENLERİN BAŞLICA KÜFÜRLERİ
« Yanıtla #48 : 14 Haziran 2011, 10:05:33 ÖÖ 10 »

fecr abi maç izler gibi müslümanlardan kardeşim ile konuşmamızı izliyorsun bir kelam etmiyorsunda duaekseni sahaya inince mi omuz veriyorsun ? ne yani yetimmiyim ben  :D




Konuyu üzüntüyle takip ediyorum.Ayrıca sana omuz vermeye gerek yok,senin omzun kalın maşallah :)
Her zaman şunu ilke edinmeye çalışıyorum:Biz insanları TEKFİRLE mükellef değiliz,TEBLİĞ ile mükellefiz.Hatların,sınırların TAM olarak ortaya konulmadığı,kişinin neyi kabul ettiğini,neyi reddettiğini tam olarak kavramadığı ya da onlara anlatılmadığı ortamlarda TEKFİRİ gündeme getirmenin anlamsızlığına inanıyorum.Ebu Cehil tevhid kelimesini söylediğinde neyi reddettiğini ve neyi kabul edeceğini bildiğini için Peygamberin karşında durmuş,ve bilinçli olarak bir reddedişi vardı.Bugün müslümanım diyen insanların bir takım şirk amelleri bilincinde olmadan yapması nedeniyle hemen tekfirle itham etmek ve onları tekfir etmeyeni de hemen tekfir etmek, islami hareketlerin çıkmazları, handikaplarından birisidir.
Tartışılan bir çok konuda fikir belirtmek bile bazen abesle iştigal olabilmektedir.Müslümanların örnek bir nesil/toplum oluşturma çabaları olması gerekirken,  vahdeti engelleyen, çıkmaza sokan hareketlerden uzak durmayı yeğlerim.Bu hareket ister pasiflik olarak değerlendirilsin, isterse başka bir şekilde değerlendirilsin, önemli değil.

And olsun ki, Biz bu Kuran'da insanlara türlü türlü misali gösterip açıkladık. İnsanın en çok yaptığı iş TARTIŞMADIR.18/Kehf-54
Selam Hidayete Tabi Olanlara


http://kuranneslifecr.blogspot.com

Ynt: KENDİLERİNİ, TEVHİD EHLİ ZANNEDENLERİN BAŞLICA KÜFÜRLERİ
« Yanıtla #49 : 14 Haziran 2011, 12:27:11 ÖS 12 »
Sayın maxpayna  bu nazik eleştirileriniz için size teşekkürlerimi sunuyorum. Tabiki görüşler farklı farklı olabilir eğer bu farklılıklar itikadi meselelerde değilse bu vahdeti bozmaz. Benim ısrarla üzerinde durduğum meseleler hep itikadi meselelerdir.

Günümüzde müsteşrikler islam terimlerinin içini boşaltmış ve herşeyin birbirlerine karışmasını başarıyla sağlamışlardır. Bugün cihat,vahdet,dost,düşman,ilah,rab,kafir,müslüman terimlerine bakın tüm bu kavramların içi boşaltılmıştır.

Örneğin sayın imam hüseyin bey bana vahiy iniyor diyeni yada ben bilmem şeyhim bilir yada şeyh gece müridinin yatağında kaç kere sağa kaç kere sola döndüğünü bilmezse o şeyh enelhak olamamıştır fikilerini bile tevil edebilmketdir.

Yada FECR BEY beni kim müslüman kam kafir kim yahudi kim hıristiyan yada kim müşrik kim mürted ilgilendirmez diyerek islam dininin toplumlar arası diyalog sağlarken toplumların dinlerine göre yapılması gerektiği ile ilgili kuranın tüm ayetlerini devre dışı bırakabilmektedir.

Sayın maxpayna  şunu düşünebiliyormusunuz “Allah’ın hükümleri hüküm etmeyenler kafirdir” ayetleri muhkem oldukları halde bazı sözde ilim! Ehli insan bu muhkem ayetlerin manalarıyla bile oynamışlardır. Yada sanki bu ayetler kuranında yokmuş gibi davranabiliyorlar.

Bu sebeple bazı arkadaşlarımız yukarıda şirk ve küfür olan bu amelleri kendi toplumlarının dışındaki toplumlar yapınca onları derhal damgalamaktan geri durmazlar. Fakat aynı cürmü kendi yakınları yapınca onları adeta töleranslı kabul edip onların şirk ve küfür amellerini tevil etmeye ve kuranda onlara delil bulmaya çalışırlar.

Ben kendi ellerimle bir kitap yazdım sonrada bu kitap bana yazdırıldı dersem benim sahte peygamber müseylemeden ne farkım kalır bana söylermisiniz. Bu iddiayı yapan müseyleme islam şeriatine göre kafir kabul edilecek fakat aynı cürmü yapan saidi nurSi müslüman kabul edilecek ...ne kaa güzel...ne kaa güzel..varmı böyle bir din.

Sayın maxpayna sizin görüşlerinizi biraz okudum bazı konularda güzel değerlendirmeler yapmışsınız fakat her nedense bazı konularda konuları birleştirme ve istinbad etmede usul hatası yaptığınızı da gördüm İnşallah sizin sorduğunuz soruların hepsini kuran ve sünnet doğrultusunda delillendirerek cevap vereceğim şuan vaktim yok.

FECR bey sorum size

“Kendileri ile aranızda antlaşma bulunan müşriklere Allah ve Peygamber'i tarafından yöneltilen bir ilişki kesme ihtarıdır bu.”

“"Dört ay daha yeryüzünde serbestçe dolaşınız. Allah'ın yapacaklarına engel olamayacağınızı ve Allah'ın kâfirleri perişan edeceğini biliniz. " Tevbe/1-2

“Bugün size temiz olan yiyecekler helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size ve sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir. İffetli ve hür mümin kadınları -zinaya ve metreslik ilişkisine başvurmaksızın- namuslu biçimde mehirlerini verdiğiniz takdirde size helâldir. Kim iman etmeyi reddederse yaptığı ameller boşa gitmiştir, o kimse ahirette hüsrana uğrayanlardan olur.” Maide/5

Şimdi FECR bey kuran da bu ayetlere benzer çok sayıda ayetler mevcuttur. Diyelimki siz toplumları tanımlamak zorunda değilsiniz bu ve benzeri ayetlerin hükümlerini günlük hayatında nasıl yaşıyorsunuz. Örneğin: Siz Israil’e yada Almanya’ya gittiniz yada Hindistan’a gittiniz siz o toplumları tanımlayamadığınız vakit kuranın ayetlerini nasıl hayatınıza aktaracaksınız bunu düşünmeniz gerekmektedir. Aslında konu çok açık ve net.

İslam dini vela ve bera üzere bina edilmiş birdindir. HizbuAllah ve Hizbuşeytan taraftarları arasında ölesiye bir mücadele dinidir islam. Eğerki tarafını belli ettiremez isek Allah muhafaza müşrikleri yahudileri hıristiyanları dost edinirizki buda bizim dinden çıkmamız için yeterli ameldir. Kuranda ayetler açıktır.
İşte tekfirin en güzel tanımı vela ve beradır yani taraf tutmak tarafını belli ettirmek karşı tarafın tarafının ortaya çıkmasını sağlamaktır. Yada altını saflaştırmaktır.

Sayın maxpayna vermiş olduğunuz bu ayeti ve ayetten çıkarmış olduğunuz yoruma gelince.
Bak sayın abim bu ayeti iyi analiz edebilirsik aslında benim tüm söylediklerime tam olarak tercüme etmiş bir hükmü meydana çıkardığını göreceksiniz.
49 / HUCURÂT - 14

Bedeviler, dedi ki: "İman ettik." De ki: "Siz iman etmediniz; ancak "İslam (müslüman veya teslim) olduk deyin. İman henüz kalplerinize girmiş değildir. Eğer Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederseniz, O, sizin amellerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir."

Araplar köylülere bedevi derlerdi bedeviler birşey iddia ettiler dedilerki biz mümin olduk onların bu iddialarına karşılık cenabbi Allah hayır siz henüz iman etmediniz siz islam oldunuz diye buyurdu ve onların bu iddialarını yalanladı.

Sayın maxpayna ben diyorumki bir kişinin islam olabilmesi için zahiren hayatında şirk ve küfür unsurlarının olmaması gerekmektedir. Delililim bu ve benzeri ayetlerdir. Eğer kişinin hayatında zahiren şirk ve küfür amelleri ve söylemleri var ise bu ayete göre o kişi islam olmuş kabul edilmez.

Kişi bir bilgi üzere okur dil ile ikrar eder ve bu bilgiye kalben iman eder ve samimiyetle hayatına aktarır ise o kişi o bilgideki din anlayışı üzere kabul edilir. Eğer bu bilgi kurani bilgi ise o kişi mümin sayılır. Yok bu bilgi kulaktan dolma atalar dinini yansıtan bir bilgi ise yada yahudilik yada hıristiyanlık yada laiklik kemalizm vs.vs ise o kişi o din üzere kabul edilir.

Şimdi benim iddiam şu günümüz toplumlarının kuran vahyi üzere hayatlarını düşüncelerini bina etmemiş ya atalar dinine ya şeyhlerin dinine yada batı kaynaklı dinlerin üzere bina etmişler hayatların nerdeyse her safhasında şirk ve küfür eylemler ve söylemleri olan toplumlar henüz islam olamamışlar bunu söylüyorum.
Şimdi bu konuyu benim şahsım üzerinde örneklendirelim kimse üzerine alınmasın.

Örenğin: Ben namaz kılıyorum oruç tutuyorum zekat veriyorum islamın bazı farizalarını yerine getiriyorum Bunun yanında  içki helaldir diyorum zina helaldir diyorum domuz eti helaldir diyorum yada aman efendim kurandaki şeriat sistemi bu zamana hitap etmez bu zamana hitap eden anayasa Recep beyin yapacağı anayasadır, onun belirleyeceği helal haramlar çağa daha yatkındır diyorum tüm bu yaptıklarıma ve düşüncelerime rağmen hucurat/14 deki hükme göre islam olmuş olurmyum?.

İşte olay bu açık ve net karar sizin istediğiniz gibi düşünebilir ve istediğiniz gibi yorumlayabilirsiniz:

Ynt: KENDİLERİNİ, TEVHİD EHLİ ZANNEDENLERİN BAŞLICA KÜFÜRLERİ
« Yanıtla #50 : 14 Haziran 2011, 01:13:06 ÖS 13 »
ilk başta fecr aime bi sitem babında açıklamada bulunduktan sonra konuya tekrar,tekrar vetekrar ettiğimi yine tekrarlıyacamç ünkü KANATİMCE HALEN ANLAŞILAMAMIŞIM,VEYA  ANLATAMAMIŞIM....

Evet fec abi sizin verdiğiniz kamer süserindeki TARTIŞMA sadece zan üzere olanlar Arasında vuku bulan bi fiildir yalnız konunun ilk başından itibaren BEN VE MAXPAYNA ARKADAŞIM bu durumda,DOĞRUYU BULMADA APAÇIK HAKKI VE BATILI Ortaya KOYMADA YİNE Bİ BİLGİYLE MÜLAZA ETMEYE başladık konuya katılımda bulunan bütün KATILIMCILARDA bi zan üzre değil bi bilgi ÜZEREYDİLER VE AÇIKLMALARIDA BU YÖNDEYDİ,SİZ İSE BİZİM tartışmada olduğumuzu ayetide kendinize delil olarak alıp böyle bi açıklama yapmışınsız ....

Geleyim anlaşılamama veya anlatamama evet güzel insanlar,bakın ben demiyorum,KAFİR MÜŞRİK SAYIM MEMURU OLALIM,Yalnız ALLAHIN KİTABINDA RASULULUNUN PRATİĞİNDE,VE RASULLERİN TOPLUMLAINDAKİ TAVIRLARINDA  NASILKİ,AYIRIMA GİDİLMİŞSE,VE MÜSLÜMANA MÜSLÜMAN,hayatında şirk ameli olnaada bu söylenip ve bu amelide şirk kişiyide müşrik yaptığı için MÜŞRİĞEDE MÜŞRİK DENİLMİŞSE BİZDE AYNISINI YAPmaımz gerektiğini anlatma çalışıyorum....

MAXPAYNA ARKADAŞIM BAKIN SİZ NASIL EZHATIM KARDEŞİMDEN ŞİKAYETÇİ,OLACAĞINIZI,SÖYLÜYORSUNUZ MAHŞeRDE sebeb olarakta USULENDE AĞIR ELEŞTİRİ YAPAYTIĞINI VE bu yüzdedne hak olsada ,bunun farkına bu yüzden varamdığınızı söylüyorsunuz..Peki  ARkadaşım sizde şirk ameli olan birine bunu söylemeyip müşrik olarak ölen sizden şikayetçi olursa NEYAPACAKSINIZ...ÇÜNKÜ SİZE GÖRE BİR KİŞİ MÜŞRİKSEDEn ben MÜSLÜMANIM DİYORSA ZAHİREN ŞİRKTE İSEDE MÜSLÜMAN KARDEŞİMDİR DİYORSUNUZ ...

*

Çevrimdışı imam hüseyin

  • *
  • 601
  • MALAZGİRT
    • http://www.adilmedya.com
Ynt: KENDİLERİNİ, TEVHİD EHLİ ZANNEDENLERİN BAŞLICA KÜFÜRLERİ
« Yanıtla #51 : 14 Haziran 2011, 01:15:33 ÖS 13 »
Örneğin sayın imam hüseyin bey bana vahiy iniyor diyeni yada ben bilmem şeyhim bilir yada şeyh gece müridinin yatağında kaç kere sağa kaç kere sola döndüğünü bilmezse o şeyh enelhak olamamıştır fikilerini bile tevil edebilmketdir.

Sayın kardeşim size tek sözüm var Aklımı kiralayacak kadar bunamadım kimsenin aklı ilede hareket etmem şeyh/reyh aynıdır bende bunuda bilmenizi isterim vahiy iniyor dediğiniz zat hakkında şahsına lafım olmaz eserlerinde ise birçok yanlış mevcuttur bunu kabul ederim ama sizin gibi alikıran başkesen olamam haddime değildir İslam alimlerine Müşrik damgası vurmak onları eleştirip müşrik ilan edebilmem için en azından onlar kadar mücadele vermiş ve ilim içerisinde yoğrulmuş olmam lazım daha hayatımızda bir defa dahi sabah namazına kalkamadığımız için gözyaşı dökmeyen bizler kalkmış gecesi gündüzünü rızai lillah için harcamış kişileri beğenmiyoruz heyhat ki ne heyhat ne günlere kaldı İslam!
Heyhat Minez-Zilleh! (Zillete boyun eğmeyiz)
(İmam Hüseyin)

*

Çevrimdışı FECR

  • *
  • 4698
  • Selam Hidayete Tabi Olana
    • FECR
Ynt: KENDİLERİNİ, TEVHİD EHLİ ZANNEDENLERİN BAŞLICA KÜFÜRLERİ
« Yanıtla #52 : 14 Haziran 2011, 01:27:29 ÖS 13 »

Yada FECR BEY beni kim müslüman kam kafir kim yahudi kim hıristiyan yada kim müşrik kim mürted ilgilendirmez diyerek islam dininin toplumlar arası diyalog sağlarken toplumların dinlerine göre yapılması gerektiği ile ilgili kuranın tüm ayetlerini devre dışı bırakabilmektedir.


Ezhattım kardeşim
Nerden çıkardınız bunu anlamadım.Çok garip :).Daha önce yazdıklarımı düşünüyorum da böyle bir şey söylediğimi ya da o izlenimi verdiğimi bilmiyorum.Yazdığımdan siz kendi anlamak istediğinizi çıkarmışsınız.Maxpaynanın "tekfir" tanımı vardı.O tanıma tekrar göz atın istersiniz.Tekfiri kafire,Yahudi'ye,Hıristiyan'a yapmaya gerek yok ki,zaten onlar küfür içindeler.

Alıntı
FECR bey sorum size

“Kendileri ile aranızda antlaşma bulunan müşriklere Allah ve Peygamber'i tarafından yöneltilen bir ilişki kesme ihtarıdır bu.”

“"Dört ay daha yeryüzünde serbestçe dolaşınız. Allah'ın yapacaklarına engel olamayacağınızı ve Allah'ın kâfirleri perişan edeceğini biliniz. " Tevbe/1-2

“Bugün size temiz olan yiyecekler helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size ve sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir. İffetli ve hür mümin kadınları -zinaya ve metreslik ilişkisine başvurmaksızın- namuslu biçimde mehirlerini verdiğiniz takdirde size helâldir. Kim iman etmeyi reddederse yaptığı ameller boşa gitmiştir, o kimse ahirette hüsrana uğrayanlardan olur.” Maide/5

Şimdi FECR bey kuran da bu ayetlere benzer çok sayıda ayetler mevcuttur. Diyelimki siz toplumları tanımlamak zorunda değilsiniz bu ve benzeri ayetlerin hükümlerini günlük hayatında nasıl yaşıyorsunuz. Örneğin: Siz Israil’e yada Almanya’ya gittiniz yada Hindistan’a gittiniz siz o toplumları tanımlayamadığınız vakit kuranın ayetlerini nasıl hayatınıza aktaracaksınız bunu düşünmeniz gerekmektedir. Aslında konu çok açık ve net.

İslam dini vela ve bera üzere bina edilmiş birdindir. HizbuAllah ve Hizbuşeytan taraftarları arasında ölesiye bir mücadele dinidir islam. Eğerki tarafını belli ettiremez isek Allah muhafaza müşrikleri yahudileri hıristiyanları dost edinirizki buda bizim dinden çıkmamız için yeterli ameldir. Kuranda ayetler açıktır.
İşte tekfirin en güzel tanımı vela ve beradır yani taraf tutmak tarafını belli ettirmek karşı tarafın tarafının ortaya çıkmasını sağlamaktır. Yada altını saflaştırmaktır.

Amerika, İsrail ile ilişkiler ile Müslümanım diyen insanlar arasındaki diyalogları bir mi tutuyorsunuz.Elma ile armudu ya da sap ile samanı birbirine karıştırmaktır bu.Tevbe suresinin başındaki beraat ayetlerini sunmanız, ayetlerin hangi konumda/ortamda nazil olduğunu ya bilmediğinizi ya da dikkate almadığınızın göstergesidir.Tevbe suresinin o ayetinin indiği ortama bir bakım.Bir tarafta islami bir otorite var, diğer tarafta gayri islami bir otorite var.İslamın güç sahibi olduğu bir yerde, karşı tarafa bir ultimaton söz konusu.Niye Allah Rasulu bu ultimatonu Mekke’de çekmedi de Medine’de çekti.Bunu düşünmek gerekmez mi?.
Müslümanın içinde bulunduğu toplumu tanımlaması farklı, şahısları tekfir etmesi farklıdır. İçinde bulunduğumuz toplumu tanımlamada benim hiçbir sıkıntım yok.Senin de yoktur.Ayrıldığımız nokta şahıslara yönelik ki bu insanlar müslümanız diyorlar,bu kimseleri tekfir etmek nebevi metodla  bağdaşmayacağını söylüyorum.
Kur’anın tedrici metodu dikkate alınmadan yapılan çalışmaların,hareketlerin hiçbir zaman gönülleri fethedeceğini sanmıyorum.Gönül/yürek fethi olmadan da kılıçla yapılan fetihlerin de faydası olmaz.

Selam Hidayete Tabi Olanlara


http://kuranneslifecr.blogspot.com

Ynt: KENDİLERİNİ, TEVHİD EHLİ ZANNEDENLERİN BAŞLICA KÜFÜRLERİ
« Yanıtla #53 : 15 Haziran 2011, 03:15:25 ÖS 15 »
FECR HOCAM AYRILDIĞIMIZ NOKTA SİZLER MÜŞRİK AMELİNDE OLANLARIDA MÜSLÜMAN KARDEŞİMİZDİR DİYOR VE BUNADA MESNEDİNİZ OLMADIĞI HALDE DUYGUSALLIKTAN ÖTEYE GİDE MİYORSUNUZ,yukarda ilk yazılarımızda Allahın kitabı rasulunun pıratiği ve bu çizgide olan alimlerin görüşlerini verdik peki o zaman size ŞÖYLE SORAYIM SİZE gerek benim gerekse EZHATIM KARDEŞİMİN verdiği ayet,hadis ve bu çizgide olan alimlerin görüşlerinden ne anlamalıyız VE BUNU BU GÜN NASIL YAŞAMALIYIZ ONU YAZIN LÜTFEN......

*

Çevrimdışı FECR

  • *
  • 4698
  • Selam Hidayete Tabi Olana
    • FECR
Ynt: KENDİLERİNİ, TEVHİD EHLİ ZANNEDENLERİN BAŞLICA KÜFÜRLERİ
« Yanıtla #54 : 15 Haziran 2011, 04:56:24 ÖS 16 »
Müslümanlardan kardeşim
Meselenin daha iyi anlaşılması için şu hadisi örnek olarak vereyim:
"Münafıklığın alameti üçtür:
1-Yalan söylemek
2-Emanete hiyanet etmek
3-Verilen sözde durmamak
Bu meşhur bir hadistir.Bazı rivayetlerde 4.özellik olarak fucur yani sorumsuzca günah ameli işlemek olarak geçer.
Şimdi biz diyebilir miyiz ki; yalan söyleyen kim olursa olsun münafıktır
Yine biz diyebilir miyiz ki; verdiği sözde durmayan kim olursa olsun münafıktır
Yine biz diyebilir miyiz ki; kendisine verilen emanete hiyanet eden kim olursa olsun münafıktır.
Yine biz diyebilir miyiz ki; sorumsuzca,açıktan günah işleyen kimse münafıktır.
Hadisi şerifte Allah Rasulu a.s bizleri/müslümanları bazı insani zaaflara, kötü ahlaki özelliklere karşı uyarıyor, bizlerin dikkatli olmasını istiyor. Kırmızı hatlara, sınırlara dikkat edilmesini istiyor.

Şirk/cahiliyye konusuna konusuna gelirsek; Ebu Zer ile Bilali Habeşi olayını kısaca hatırlayalım:

Ebu Zer, Bilali Habeş'iye ithafen "Zencinin oğlu" diye takılıyor/söylüyor.Bunu duyan Allah Rasulu a.s, Ebu Zer’e “Ya Eba Zer, sende şirk/cahiliyye alametleri görüyorum.” Bu söz üzerine Ebu Zer, hatasını anlıyor ve Bilali Habeşiden af/özür diliyor.Hatta rivayetlerde başını Bilal’in ayağının altına koyuyor,ezmesini istiyor.
Irkçılık/milliyetçilik şirk/cahiliyye alametlerinden değil mi?. Allah Rasulu Ebu Zer’e “sen müşrik oldun ya da eski cahiliyyeye geri döndün” diye hitap etseydi, nasıl olurdu acaba?.
İnsanlarda bir takım alametlerin olması o kimseleri hemen tekfire, şirkle itham etmeye yöneltmez.Yönelen kimseler ya Kur’ânın metodunu anlamıyorlar, ya da hadiselere duygusal yaklaşıyorlar ya da egolarını tatmin ediyorlar ki kendilerini temize çıkarıyorlar.
İnsanlara yaklaşırken hele ki “Müslümanım” diyen insanlara yaklaşırken, iletişim kurarken çok dikkatli olmak gerekiyor.Olabilir o kişinin bazı yanlışları vardır, yanlış amelleri vardır.Hatta amellerinde bazı şirk unsurları olabilir.Ki o kişi bilmeden yapıyordur.Çünkü hiçbir Müslüman, şirk amelini bilerek işlemez/işleyemez.
Aslında meselenin özü bir anlamda şu soruda ortaya çıkıyor:
Tağuta her itaat, bir kulluk mudur?, değil midir?.
Bu sorunun cevabı kafamızda netleşmeden bir çok sorunun cevabı muğlak kalır.Bu konuda Mehmet Alagaş’ın “Tartışılan Sorular” adlı kitapta geniş olarak açıklıyordu.:
Bu arada niyet-amel ilişkisi de önemlidir.
İnsanları müşriklikle itham etmek çok kolaydır, ama onların içinde bulunduğu şirkten kurtarmaya çalışmak zordur.Bu insanlara yaklaşırken şirk damgasıyla değil de, hangi amellerin şirk olduğunu veya “sizin yaptıklarınız şu şu amelleriniz Kur’an ve Sünnete göre doğru değildir,şirk unsurları var, bunlardan kaçının, tağutun hükmünü onaylamayın” demek farklıdır, “arkadaş, sen tağutun hükmüne uydun, müşrik oldun,seninle bizim aramızda artık velayet/dostluk kalmamıştır, senin malın ve canın bana helaldir” demek farklıdır.İlki nebevi davete uygun iken, ikincisi uygun değildir.
Selam Hidayete Tabi Olanlara


http://kuranneslifecr.blogspot.com

Ynt: KENDİLERİNİ, TEVHİD EHLİ ZANNEDENLERİN BAŞLICA KÜFÜRLERİ
« Yanıtla #55 : 15 Haziran 2011, 05:19:44 ÖS 17 »
hocam tağuta her türlü itaat tabiki ŞİRK DEĞİL Ama tağuta hertürlü velayet vermek şirktir.

ikincisi Allah rasulu ,sahabiye SENDE ESKİ CAHİLİYE ADETLERİNDEN görüyorum diyor,BUDA ŞİRK DEĞİL GÜNAHTIR,,,HA CEHENNEME GİDER ASABİYET ÜZERE ÖLEN BUNUN İÇİNDE HADİSİNDE SÖYLÜYOR,AMA bakın hocam Allah rasulude sahabiyi böyle bi durumda İKEN HEMEN UYARIYOR BUNU SAKLAMIYOR BUNUN CAHİLİYE KALINTISI OLDUĞUNU SÖYLÜYOR....

Bende diyorum hocam bizde İNSANLARA BÖYLE DAVRANALIM...ONLARADKİ CAHİLİYE KALINTISI OLANLARA BÖYLE DAVRANALIM.....

TAĞUTA VELAYET VERENLEREDE SİZ BU ŞEKİLDE MÜŞRİK AMELİNDESİNİZ VE MÜSLÜMAN ANCAK MÜSLÜMANLA KARDEŞTİR...

Yok öyle yapmassak K,İŞİ BU AMELİNDEN HİÇ HABERDAR OLMAZ ÖRNEĞİN Allah rasulu EBUZERE DEMESEYDİ BU AMELİNDEN CAYAR MIYDI,,,,,

Yani ya hakkıyla iman yada hakkıyla İNKAR....Ayrıca hocam CAHİLİYE ,Bilgisizlik değildir değil mi,,,cahiliye Allahın hükmüyle hükmetmemek tir maide 50]....ayrıca hocam ben mehmed alagaşın o kitabınıdabütün kitaplarınıda okudum görüştümde mehmed abide çok çelişiyor kitapları arasında örneğin YOLDAKİ MUSİBETLERED BELAM KONUSUNDA O KADAR MÜKEMMEL Bİ YAKLAŞIMDAYKEN ,VAHDEDE YEDİ ADIM KONUSUNDA BUNUN TAM TERSİ EHLİ KİTABI ÇOK YANLIŞ ANLATIYOR,ODA KİTAPLARINDAN BAZISINDA TOPLUMSAL ŞİRK DEDİĞİNE Bİ BAŞKA YERDE KARDEŞLERİM DİYOR...

HUCURAT 10...Müminler ancak kardeştir..

*

Çevrimdışı Müslüman

  • ****
  • 511
  • Allah c.c kelamını kul kelamı ile eşitlemeyin.
Ynt: KENDİLERİNİ, TEVHİD EHLİ ZANNEDENLERİN BAŞLICA KÜFÜRLERİ
« Yanıtla #56 : 16 Ağustos 2012, 02:11:08 ÖS 14 »

Müslümanın içinde bulunduğu toplumu tanımlaması farklı, şahısları tekfir etmesi farklıdır. İçinde bulunduğumuz toplumu tanımlamada benim hiçbir sıkıntım yok.Senin de yoktur.Ayrıldığımız nokta şahıslara yönelik ki bu insanlar müslümanız diyorlar,bu kimseleri tekfir etmek nebevi metodla  bağdaşmayacağını söylüyorum.


Ben 40 küsur yaşındayım. Daha önce tabiri caiz ise selefi takılıyordum, hani sünnetin Kuran'ı nesh edebileceğine inanan ve hadisleri de gayr-i metluv vahiy gören, İbn Teymiyye aşığı malum grup işte. Gerçi kendi aralarına aynen nakşiler gibi ayrılıyor hatta birbirlerini tekfir dahi edenler bulunuyor ya neyse mevzumuz bu değil.

Ya ben bu meseleyi kafamda bir türlü oturtamadım. Ve bunu gerçekten öğrenmek istiyorum. Ne zaman Tekfir konusunda leyhte veya aleyhte yazı okusam tuhaf ve belki de anlamsız bir şekilde her iki görüşe de benimseyebiliyorum. Her ikisi de haklı diyorum.

Şimdi biri bana Allah rızası için şu meseleyi izah edebilir mi;

-Kişi Müslüman olduğunu iddia ediyor lakin bilmeyerek küfür (şirk) fiili işliyor. İtikadın konusu olan bu tür meselelerde kişinin cehaleti mazeret midir, değil midir?

-Kişi Müslüman olduğunu iddia ediyor lakin teville küfür fiili (şirk) işliyor. Yani oy vermenin belki küfür fiili olduğunu biliyor ama malum bazı deliller ile hareket ederek "ehven" adı altında oy verebiliyor.

-Kişinin küfür fiili işlediğini biliyoruz ve kendisine bunun doğru olmadığını söylüyor ve gerekli tebliğimizi yapıyoruz. Fakat kişi bunu anlamıyor ve "siz aşırısınız, tekfircisiniz, vehhabisiniz" vs. şeklinde ithamlarda bulunuyor.


Bu konu şu açıdan önemlidir; malum fıkhın birçok konusu hep buna göre şekillenir, mesela; Kafirin cenaze namazının kılınmaz, mirascı olamaz, kız verilmez, şehadeti kabul edilmez, arkasından namaz kılınmaz vs.

Yukarıda sıraladığım bütün bu kişiler hakkındaki görüşümüz ne olmalıdır?

Bununla bağlantılı olarak, akrabalarımız da olsa cenaze namazlarına gitmiyoruz, camilerde zahiren hakkında bilgi sahibi olduğumuz imamların arkasında namaz kılmıyoruz, bunlar ve daha nice küfür fiili işlediklerine inandığımız kimselerle ilişkilerimiz soğuk olduğundan toplumda pek hoş karşılanmıyoruz.



Ynt: KENDİLERİNİ, TEVHİD EHLİ ZANNEDENLERİN BAŞLICA KÜFÜRLERİ
« Yanıtla #57 : 22 Ağustos 2012, 03:37:27 ÖS 15 »

Müslümanın içinde bulunduğu toplumu tanımlaması farklı, şahısları tekfir etmesi farklıdır. İçinde bulunduğumuz toplumu tanımlamada benim hiçbir sıkıntım yok.Senin de yoktur.Ayrıldığımız nokta şahıslara yönelik ki bu insanlar müslümanız diyorlar,bu kimseleri tekfir etmek nebevi metodla  bağdaşmayacağını söylüyorum.


Ben 40 küsur yaşındayım. Daha önce tabiri caiz ise selefi takılıyordum, hani sünnetin Kuran'ı nesh edebileceğine inanan ve hadisleri de gayr-i metluv vahiy gören, İbn Teymiyye aşığı malum grup işte. Gerçi kendi aralarına aynen nakşiler gibi ayrılıyor hatta birbirlerini tekfir dahi edenler bulunuyor ya neyse mevzumuz bu değil.

Ya ben bu meseleyi kafamda bir türlü oturtamadım. Ve bunu gerçekten öğrenmek istiyorum. Ne zaman Tekfir konusunda leyhte veya aleyhte yazı okusam tuhaf ve belki de anlamsız bir şekilde her iki görüşe de benimseyebiliyorum. Her ikisi de haklı diyorum.

Şimdi biri bana Allah rızası için şu meseleyi izah edebilir mi;

-Kişi Müslüman olduğunu iddia ediyor lakin bilmeyerek küfür (şirk) fiili işliyor. İtikadın konusu olan bu tür meselelerde kişinin cehaleti mazeret midir, değil midir?

-Kişi Müslüman olduğunu iddia ediyor lakin teville küfür fiili (şirk) işliyor. Yani oy vermenin belki küfür fiili olduğunu biliyor ama malum bazı deliller ile hareket ederek "ehven" adı altında oy verebiliyor.

-Kişinin küfür fiili işlediğini biliyoruz ve kendisine bunun doğru olmadığını söylüyor ve gerekli tebliğimizi yapıyoruz. Fakat kişi bunu anlamıyor ve "siz aşırısınız, tekfircisiniz, vehhabisiniz" vs. şeklinde ithamlarda bulunuyor.


Bu konu şu açıdan önemlidir; malum fıkhın birçok konusu hep buna göre şekillenir, mesela; Kafirin cenaze namazının kılınmaz, mirascı olamaz, kız verilmez, şehadeti kabul edilmez, arkasından namaz kılınmaz vs.

Yukarıda sıraladığım bütün bu kişiler hakkındaki görüşümüz ne olmalıdır?

Bununla bağlantılı olarak, akrabalarımız da olsa cenaze namazlarına gitmiyoruz, camilerde zahiren hakkında bilgi sahibi olduğumuz imamların arkasında namaz kılmıyoruz, bunlar ve daha nice küfür fiili işlediklerine inandığımız kimselerle ilişkilerimiz soğuk olduğundan toplumda pek hoş karşılanmıyoruz.





Kişi bilmedende şirk işlese ,müşrik olur,tevbe 6 da rabbimiz BİLMEYENLERİDE,MÜŞRİK OLARAK TANIMLIYOR.

Ayrıca iki küfür arasında daha EHVENİNİ şeçmekte,küfürdür,BUNUDA İKİ KÜFÜR ARASINDA Bİ YOL BULMAK nisa 150 ,151 göre değerlendirilir...

Ayrıca Allahın belirlediği müslüman sıfatında olmanın önündeki en büyük engellerden biride,SELEFİ VE VEHABİLİĞİN günümüz versiyonlarıdır,bir çok şirk ve küfürde sağlam olsalarda HAVALE EHLİ olarak akıllarını geçmişteki alimlerin içtihadlarına havale etmişlerdir,kendileri düşünmekten dahi korkar olmuşlardır,her sözlerindede subhanallah demeleri bile taklitçiliğin en belirgin şeklidir....

Kafire kafir demek- veya- dememek
« Yanıtla #58 : 28 Ağustos 2013, 08:41:38 ÖS 20 »
Kafire kafir demek- veya- dememek

Açtığım başlık kişiye özel olduğundan forum kurallarına aykırıdır gerekçesiyle silinmiş.Peki kabul ediyorum ve bende herkes gibi forumun bu kurallarına uyuyorum.Bu yüzden konu başlığını değiştiryorum.

Diğer konuyu kilitlemişsiniz bence iyide yapmışsınız.

Siz şöyle demiştiniz

------Onların gerekçelerinin çoğu kendi tahayyüllerinin bir ürünüdür. "Kafire kafir demeyen de kafirdir" bir beşer sözünü  ayetlerden üstün tutmuş zihniyetin kendi nefislerine göre hareket edip kendilerinden başka herkesi dışlayan,----

Bunun üzerine bende size bir soru sormuştum oda şöyleydi.

Ebu leheb,Hz.Musa dönemindeki firavun,ebu cehil hakkında biri hayır bunlar kafir değilde müslümandırlar derse bu kişinin sizin tahayülünüze göre hükmü ne olur.

Siz buna cevaben şöyle demiştiniz.


(Benim tahayyülümde Ebu Leheb, Firavun, Ebu Cehil'e müslüman ismini verecek, onları müslüman olarak kabul edecek bir müslüman tanımıyorum. Allah Kur'an'da Ebu Leheb'e lanet edeken, Firavun'un zulmünden ve küfründen bahsederken ve Ebu Cehil'in özelliklerini ortaya koyarken hiç bir müslümanın tahayyülününde onları mümin sınıfına koyamaz. )

Fecr.den-alıntı

Buna cevaben şunu yazmıştım.

Evet sayın fecr siz konuyu neden başka mecralara kaydırıyorsunuz.sizin oradaki ithamınızı ilk okuduğumda adeta beynimden vurulmuşa döndüm.siz hem müslümanlara ağır ithamlarda bulunuyor hemde sözünüzün arkasında neden durmuyorsunuz.

Size soru sormuştum şöyleki.

Ebu leheb,Hz.Musa dönemindeki firavun,ebu cehil hakkında biri hayır bunlar kafir değilde müslümandırlar derse bu kişinin sizin tahayülünüze göre hükmü ne olur.

Biraz daha netleştirirsek Allah o isimlere ve o özelliklerde olanlara kafir diyor.bende haşa öyle şey olurmu firavun müslümandır dersem benim sizin kuran tahalüyünüze göre hükmüm ne olur.

Buna cevap verirmisiniz

Ynt: Kafire kafir demek- veya- dememek
« Yanıtla #59 : 28 Ağustos 2013, 08:44:58 ÖS 20 »

Sizden ricam başka konulara yol açmayacak bir cevap vermöenizdir.lafı dolaştırmadan ilmi olrak delilleriyl birlikte net cevap verirmisiniz.