OY VERMEYİNDE,KOY MU VERİN DİYEYİM

  • 3 Cevap
  • 2995 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

OY VERMEYİNDE,KOY MU VERİN DİYEYİM
« : 16 Mayıs 2011, 04:40:25 ÖS 16 »
“Oy Vermeyinde/Koy Mu Verin Diyeyim:”



“Bismillahirrahmanirrahim”


Mustafa islam oğluna sordular seçimlerde oy kullanalımmı? “Mustafa islamoğlunun cevabı ”Peki oy vermeyinde koy mu verin mi diyeyim” DEDİ.
Önümüzde haziran seçimleri var.

Ben bir müslüman olarak üzerime düşen hakkı açıklamak üzere bu konuyu gündeme getirme ihtiyacı duydum. Benim görevim hak bildiğim gerçeği olduğu gibi ortaya koymaktır dileyen dilediği gibi davranmak selahiyetine sahiptir. Öncelikle demokrasi ve seçimlerin ne manaya geldiğini anlamaya çalışalım inşallah.

Demokrasi ve seçimler

Demokrasi, tüm üye veya vatandaşların, organizasyon veya devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir yönetim biçimidir.Demokrasi yunanca bir kelimedir ve dimokratia (dimos, halk zümresi + kratia iktidar) sözcüğünden türemiştir.


Halk hakimiyeti veya halk iktidarı olarak tanımlanabilir. Bugün mevcut demokrasi (dolaylı demokrasi)’nin olmazsa olmazı seçimlerdir. Çünkü halkın yönetimde fert fert bulunması mevcut nüfus ve imkanlarla mümkün değildir. Her fert kendini yönetim de temsil edecek, kendi yerine yasamada (teşri) bulunacak birilerini seçer.

Anayasasının 6. Maddesi :
Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini,Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır

Anayasasının 7. Maddesi :
Yasama Yetkisi Türk Milleti adına:Türkiye Büyük Millet Meclisi'nindir. Bu yetki devredilemez.

Tc de yasama eylemi demokrasi (halk iktidarı) denilen sistem ile yapılımaktadır: Yani insan...insan...insan toplum ,insan devlet vb ilişkileri düzenleyen kanunlar Kuran ve hadis kaynaklı Şeriat kanunları olmayıp mecliste milletvekillerinin oylaması ile yapıldığı kanunlar oluyor bu sistemde

Batının laiklik, özgürlük vb. hemen tüm kavramları gibi demokrasi kavramı da kaypaktır. Sınırı, tanımı çok belirgin değildir. İsteyen istediği yere çekebilir. Yöneticiler ve etkin güçler, içini istedikleri gibi doldurabilir. "Halkın kendi kendini yönetmesi" belki tek ortak tanım.


Onun da nasıl olacağı ve müslümanlıkla nasıl bağdaşacağı konusunda ortak görüş yoktur. Ama bu tahterevallinin üzerine binilip oturulan yerinde gıcırdayan tahta kalas değil inleyen halk vardır. Hangi doktrin, rejimde hakimse, onun koyduğu kurallar işlemekte, hakim gücün çarkının işlemesi için halkın desteğine ihtiyaç duyulduğundan, senaryosu önceden yazılmış oyunda, halka sadece figüran roller verilmektedir.


Halkın seçmek mecburiyetinde olduğu düzenin memurları, isteseler bile hakim gücün/derin devletin sistemini değiştirme hakkına sahip olmadıklarından, halkı temsilen seçilenlere düşen iş, mevcut sistemin çarkının başında durmaktan öteye gitmez. Bu olayda halka düşen ise, düzenin bazı yerlerine idareciler tayin ederek onların suçuna ortak olmaktır.

Demokrasi bir yönetim biçimidir; yönetimleri belirleme biçimi değil! Kendisi bir düzendir; başka düzenlere kapı değil! Davul tutanları seçme işidir, tokmakları değil! Egemen güçler tarafından kuralları belirlenmiş oyundur, oyun kurallarını belirleme işi değil! Demokrasi, kitabına uydurma rejimidir.

Kitab'a uyma değil! Demokrasi ile disiplini esas alan rejimler arasındaki fark, önemsizdir.Totaliter rejimlerde kral veya general "Ben böyle istiyorum!" der; Demokrasi ise, "sen böyle istiyorsun!" der.

Güçlünün hakim olduğu rejimin adıdır demokrasi. Çağdaş bir masaldan ibarettir. Her ne kadar tersi iddia ediliyor olsa bile, seçenlerin ve hatta seçilenlerin değil, seçtirenlerin ve derindekilerin iradesi önemlidir. Demokrasi, bir Truva atıdır.

Halka, oy vermeme hürriyeti bile vermeyen çağdaş dayatma rejimidir. %51 delinin % 49 akıllıya galip getirilmesinin adıdır. Müslümanla kafirin, mücahidle İslam düşmanının, alimle cahilin, aydınla avamın eşit olduğu adaletsiz rejimin adıdır demokrasi.

Demokrasi açısından, oy veren insanlar, eşit olmasına eşittir, ama bazıları daha çok eşittir. Elli bir pirenin kırk dokuz file galip getirilmesidir demokrasi. Kazanan ve kaybedenin maçtan önce belli olduğu şikeli bir karşılaşmadır. Hakka rağmen halk idaresi olmasının yanında,aslında halka rağmen egemen çevrelerin halkın inancına ters dayatmalar rejimidir. Teorisiyle pratiği birbirine bu denli ters bir anlayış, başka hiçbir ideolojide bu kadar sırıtmaz.

Demokrasi, bilindiği gibi Batı kültürünün ürünü olan bir sistemdir. Batı medeniyetinin en önemli özelliği, insanın kendini ilahlaştırarak, tek olan “ilah’a” başkaldırı, nefse, hevaya ve şeytana tabi olmaktır. Demokrasi anlayışında da bu özelliği görürüz.Yüce Allah'ın nizamını kabul etmeyip, yönetimde insanların hüküm koyması ve Allah'ın indirdiğini bırakıp kendi hükümleriyle kendilerini yönetmek istemeleridir.

Bunu demokratların ifadeleriyle (daha doğrusu, halk dilleriyle) söyleyecek olursak: "Sen kim oluyorsun ey ilah! Biz kendi hayatımızı kendimiz düzenleyebiliriz. Kendimiz düzenlemek için yöntemler buluyor ve uyguluyoruz" demekteler dilleriyle veya tavırlarıyla.

Basite indirgeyecek olursak demokratik söylemin içeriği ve anlamı işte budur. Haliyle, başka bir batıl gaye için, insanı/halkı putlaştırma amacıyla batıl ilahlara başkaldırılınca, hak “ilah” olan Allah Teala'ya da baş kaldırılmış oluyor.

"Hevasını ilah edinen kimseyi gördün mü? Onun koruyucusu (bekçisi, vekili) sen mi olacaksın?"Furkan/43

İster "hümanizm" adıyla, ister "demokrasi" ideolojisiyle, Batının anlayışı, insanı “ilah” yerine koymaktır, insanı, yani kendi hevasını ilahlaştırmak. Batıda düşünce, inanış, ideoloji ve sistemlerin hepsi hakkında bu yargı geçerlidir bu hüküm, ortak bir değerlendirmedir

Batı uygarlığının karşısında İslami davet vardır. İslami mesaj, Allah'a başkaldırı yerine ibadeti öngörür. Fakat birilerine de başkaldırmayı emreder. Bu da nefsi, hevayı ve şeytanı kapsamına alan "tağut"a başkaldırmaktır.

"De ki: Şüphesiz ki bu, benim dosdoğru yolumdur. O halde ona uyun. Diğer yollara uymayın. Sonra o yollar sizleri O'nun yolundan ayırıp darmadağın eder. İşte sakınasınız diye size bunları emretti." (En'am,/153

Ayet-i kerime, gerçekten müslümanın hayatını, herhangi bir gedik bırakmaksızın tamamıyla Allah'a tahsis etmiştir. İşte Allah'a teslimiyet bu demektir. Ölüm ile noktalanıncaya kadar, hayatımızın tümünü, inanç ve kanaatlerimizden başlayarak tüm eylemlerimizi Allah için, Allah'a teslimiyet suretiyle ortaya koyacağız. İslam budur; böyle bir teslimiyettir.

Bütün siyasi sistemlerin, ideolojilerin olduğu gibi, demokrasinin de can alıcı noktası; hakimiyet/egemenlik meselesidir. Yukarıda da belirtildiği gibi, hâkimiyet, daha ilerisi düşünülemeyen, siyasal bir güç ve etkinliği ifade eder. Yani siyasal güç ve etkinliğin, iktidar ve muktedir oluşun en ileri derecesini ifade eder. Bu en üstün kabul edilen otorite, kanunları yapar. Yöneticiler ona göre belirlenir.

Yönetimin nasıl olacağını ve bu esasların ayrıntılarını o belirler. Hakimiyet anlayışı itibarıyla İslam bir tarafta, diğer bütün sistemler bir taraftadır. İslâm, hâkimiyeti mutlak olarak sadece Allah'ta kabul eder; Allah'ın hakkı olarak bilir. Bunun dışındaki diğer bütün sistemler, hakimiyeti kimde görüyorlarsa ona göre isim alırlar.

Demokrasi, hâkimiyetin halkın elinde olmasının adıdır. Krallık, hakimiyetin kralın elinde olmasıdır. Teokrasi, hakimiyetin Allah adına konuştuğunu iddia eden din adamı sınıfının ya da kendini tanrı yerine koyanların elinde olmasıdır. Buna benzer diğer bütün sistemler de böyledir.

Yani siyasi sistemler, hakimiyeti elinde bulunduranlara göre tanımlanır ve ona göre isimlerini alırlar. Yalnız İslam, hakimiyeti Allah'ta görür, hakimiyeti Allah'ın hakkı olarak kabul eder. Bunun dışındaki diğer bütün beşeri sistemlerin (dinlerin) özelliği ise, hakimiyeti Allah'ta görmeyip insanda görmeleridir.

Hakimiyeti insanda görmek gibi ortak bir paydaya sahip olduktan sonra, bu insanların "kim veya kimler?" sorusuna verdikleri farklı cevaplara göre isim alsalar da, müslümana göre bütün bunlar tağutî ideoloji ve şeytani düzenlerdir.
Hâkimiyet noktasında demokraside yetki; halkın veya milletindir. Yani, toplumun geneli, egemenliğe sahip kabul edilir. Hangi inanca sahip olurlarsa olsunlar, fertler birbirlerine eşit olduklarına göre de, her bir şahıs, o hakimiyetin bir birimine, bir parçasına sahiptir.

Yani 73 milyonluk bir ülkede hakimiyet, 73 milyon eşit parçaya bölünmüş demektir. Bunun Kur'anî ifadesi 73 milyon “ilah” kabul ediliyor, demektir. Herkes hakimiyetin eşit bir parçasına sahip olduğundan, zamanı gelince hakimiyet parçalarının sahipleri oylarını bir tarafta toplar ve ittifakın mümkün olmadığı halde, çoğunluğu teşkil eden parçaların toplamı doğrultusunda icraatlar yapılır, kararlar alınır. Bu noktada hakimiyetin kullanılması gündeme gelir.

 
Beşerî Sistemlerin Dünyevîliği; İslâm'ın Uhrevîliği

Beşerî sistemler eksiklerini başka sistemler vâsıtasıyla tamamlasalar bile âhirete yönelik hiçbir şey söylemezler. İnsanın ölümünden sonrasıyla ilgilenmezler.


Dolayısıyla beşerî sistemler ne kadar ileri olurlarsa olsunlar, ilgilendikleri özel alanda bile mükemmel olamazlar ve insanın ölümden sonraki hayatı için bir şeyler verme iddiasında bulunamazlar.

Müslüman ise, âhireti hesaba katmadan en ufak bir davranışta bulunamaz. Müslüman, dünya hayatıyla âhireti hedefleyendir. Dünyadaki olumlu veya olumsuz gelişmeler, imtihan kabul edildiğinden, müslümanın istikameti üzerinde etkili değildir.


"Tâ ki, elde ettiğinizle sevinmeyesiniz, kaybettiğiniz dolayısıyla da üzülmeyesiniz." Hadîd/23


Dünya hayatında ele geçirdiklerimize sevinmeye değmez; kaybettiklerimiz için üzülmeye değmediği gibi. Önemli olan, müslüman olarak kişinin kendi sorumluluğunu yerine getirmesidir. Müslüman için en mühim şey, amellerinin salih olması, eylemlerinin kabul edilecek vasıfta bulunmasıdır.

Bu gerçekleşince, önde veya arkada olmak önemli değildir. Netice almış, dünyada başarılı olmuş veya mağlup düşmüş, marjinal kalmış, hiç önemli değildir. Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulur:


"Kıyâmet gününde kimi peygamber yanında iki üç mü'minle birlikte gelecek."


Yani iki üç tane, hatta tek başına gelen peygamberleri biz marjinal kaldı diye dâvetlerini tebliğ etmede kusurlu davrandıklarını mı kabul edeceğiz? Nuh (a.s.) 950 yıl istikamet üzere yaptığı tebliğde dünyevi açıdan netice alamadı veya çok küçük bir sonuç aldı diye, yaptıklarını küçümseyecek, marjinal kaldı diye tenkit edebilecek miyiz?


Dolayısıyla biz hakkı ve hakikati başarılarda, çoklukta, azlıkta, önde ve arkada olmakta değil; Allah'ın kitabına ve Rasulün sünnetine mutabakatta ararız. Allah'ın Kitabına ve Rasûlün sünnetine uygun oldumu bir iş güzeldir; neticesi dünyevî olarak hiç olsa bile. Önemli olan Allah'ın vereceği değerdir.


Dünyevî sonuçları Allah verirse ne âlâ, vermezse vermez. Hayatımız ve ölümümüz, Allah için olabiliyorsa, netice odur. İşte bu anlamıyla hayatı kuşatan biricik sistem, kâmil din, sadece Allah Teâlâ'nın dinidir.


(Demokratik seçimlere katılan) Her vatandaş seçtiği insanın mahiyetinde meclistedir. Cismen olmasa da sembolik olarak oradadır. Öyleyse her insan vekalet verip kendine vekil tayin ettiği milletvekilinin her fiilinden sorumludur ve ona ortaktır.

Yetkili organların eliyle tagutlara (siyasi partilere) verilen iktidar yetkisiyle tagutlar Allah’ın haram kıldıklarını helal, helal kıldıklarını haram kılmaktadır ve oy verme eylemiyle bu hakkı onlara veren kişi seçmendir.

“Yoksa onların Allah 'in izin vermediği şeyleri dinde kendilerine meşru kılan ortakları mı var? Eğer o fasıl kelimesi (azabımın ertetenmesine dair ezelde geçen söz) olmasaydı aralarında hüküm verilir (işleri) bitirilirdi. Gerçekten zalimler için acı bir azap vardır.” (Şura 21 )

Rızık veren (Er-Rezzak) nasıl ki Allah’ın ismi ise, hüküm koyan (El-Hakim) de Allah'ın özelliklerindendir. Allahın hakkı olan bir yükümlülüğü beşere tanımak islam dinine göre tanımı “şirk” kavramıdır.

“Sonra emirden (olan) bir ŞERİAT ile seni vazifelendirdik; onun için sen o şeriata uy'da ilmi olmayanların arzularına uyma!(Casiye 18)

Mekke ve diğer geçmiş kavimler de bulunan Allah'ın varlığına olan inancın delileriyle ilgili (Bakınız "Müşriklerde olan Allah inancının delilleri" diye) not var. Ama o kavimler Allah'a ortak koştukları için müslüman değil müşrik olarak adlandırıldılar.

“.....Buna göre insanlardan değil, benden korkunuz da ayetlerimi bir kaç para karşılığında satmayınız. Kim Allah'ın indirdiği ayetlere göre hüküm vermez ise onlar Kafirlerin ta kendileridir”(Maide 44 )

Not: Bu yazıyı hazırlarken günümüz meşhur alimlerin görüşlerinden yararlanmış bulunmaktayım. Bundan dolayı kendlierine teşekkürlerimi sunarımKAMER34 ABİYEDE TEŞEKKÜRLER..

Ynt: OY VERMEYİNDE,KOY MU VERİN DİYEYİM
« Yanıtla #1 : 17 Mayıs 2011, 04:17:11 ÖS 16 »

"Kıyâmet gününde kimi peygamber yanında iki üç mü'minle birlikte gelecek."


Yani iki üç tane, hatta tek başına gelen peygamberleri biz marjinal kaldı diye dâvetlerini tebliğ etmede kusurlu davrandıklarını mı kabul edeceğiz? Nuh (a.s.) 950 yıl istikamet üzere yaptığı tebliğde dünyevi açıdan netice alamadı veya çok küçük bir sonuç aldı diye, yaptıklarını küçümseyecek, marjinal kaldı diye tenkit edebilecek miyiz?


Dolayısıyla biz hakkı ve hakikati başarılarda, çoklukta, azlıkta, önde ve arkada olmakta değil; Allah'ın kitabına ve Rasulün sünnetine mutabakatta ararız. Allah'ın Kitabına ve Rasûlün sünnetine uygun oldumu bir iş güzeldir; neticesi dünyevî olarak hiç olsa bile. Önemli olan Allah'ın vereceği değerdir.


Dünyevî sonuçları Allah verirse ne âlâ, vermezse vermez. Hayatımız ve ölümümüz, Allah için olabiliyorsa, netice odur. İşte bu anlamıyla hayatı kuşatan biricik sistem, kâmil din, sadece Allah Teâlâ'nın dinidir.


 begen1

Allah razı olsun kardeş faydalı bir yazıydı...
Bu dünyası olmayan dinin, öteki dünyası da yoktur..!

Ynt: OY VERMEYİNDE,KOY MU VERİN DİYEYİM
« Yanıtla #2 : 18 Mayıs 2011, 11:29:36 ÖÖ 11 »
ALLAH DEMOKRAT Bİ RAB MIDIR,İSLAM DİNİ DEMOKRASİYLE AYNI MIDIR...



Meydanlarda ,il,il dolaşıp, kendi yaşama biçimlerini[dinlerini] samimi ve türlü yalanlarla,ve türlü hakaret ve hatta BİRBİRLERİNİN,ŞEREFİNE,NAMUSUNA[ANNELERİNE] kadar varacak türlü,türlü,hakaret ve sövmeler....

Evet bunlar idare edecek kendilerine CANI GÖNÜLDEN seçmenlik yapanları NE KADARDA GÜZEL ,değil mi diyecem meydanlarda bunların DAVALARININ PEŞİNDE GÜDLENLER YİNE MEYDANDAKİ SÖZLERİYLE EVEEETTTT, DİYECEKLER GALİBA.....

Neyse biri çıkıyor HOPERLÖRLÜ ARACININ ÜSTÜNE VE ETRAFINA DOLUŞAN BİNLERCE raina[bizi güt] diye bağıran seçmenleriyle, başlıyor KÜFÜR DOLU konuşmaya,VE ALLAH A ORTAK KOŞTUĞU ALLAHA RAĞMEN ÇIKARDIKLARI KANUNLARINI YANİ ŞİRK REJİMİ OLAN DEMOKRASİYİ ÖVÜP YAYMAYA....

Devamla Allahın ayetlerini kullanıyor ALLAH İLE ALDATANLAR VE ÇOK AMA ÇOK UCUZA ALLAHIN AYETLERİNİ SATMAYA başlıyor lar MEYDANLARDA BU ALDATICILAR[LOKMAN 33...DÜNYA HAYATI SİZİ ALDATMASIN VE SAKIN ALDATICILARDA SİZİ ALLAH İLE ALDATMASIN]..

Evet bu şekilde meydanlarda başlıyor KAFİRLERE İTATİ ŞİAR EDİNEN NESİLLER YETİŞTİRMEYE, VE DİYORLAR DEMOKRASİ NESLİ YETİŞTİRECEZ YAŞASIN DEMOKRASİ Oraya doluşan HANİ MÜSLÜMAN YA HEPSİ BİR AĞIZDAN EVVVVVEEEEEETTTTT..... DİYE BAĞIRIYORLAR.....

Ve soruyorum bu tür dalgaların peşinde dalgalananlara ve ben müslümanlardanım diyenlere,,,,

RABBİMİZ OLAN ALLAH DEMOKRAT Bİ RAB MIDIR VEYA DEMOKRATLIĞA RAZI MIDIR.....

Devamla şunu merak ediyorum bu ŞİRK DİNİ OLAN DEMOKRASİYİ Bİ YANDAN MEYDAN MEYDAN DOLAŞAN VE DOLUŞANLAR acaba SOKAK SOKAK GEZEREK ALLAHIN DİNİ OLAN İSLAMI ANLATMAYIHİÇ DÜŞÜNMÜŞLER MİDİR...

Sonuç olarak KİM ALLAHIN DİNİNE HİDAYETİ İÇİN YÖNELİR VE ALLAHIN DİNE YARDIM EDERSE ALLAHTA O KİŞİNİNİN GÖĞSÜNÜ AÇAR VE İSLAMLA ŞEREFLENDİRİR VE BUDA DİN [yaşama biçimi nin HÜKMÜ KANUNU] OLARAK ONA YETER VE KAZANÇ BAKIMINDAN NE GÜZEL Bİ KAZANÇ OLUR...AKSİ TAKDİRDE DE ALLAHIN DİNİNİN DIŞINDAKİ YAŞAMA BİÇİMLERİNE SEÇMEN OLANLARIN VAY HALİNE VE TAĞUTU VELİ EDİNENLER AP AÇIK Bİ SAPIKLIK İÇİNDELER [BAKARA 256,257 bakın] ....

zümmer süresi...
22- Allah, kimin göğsünü İslam'a açmışsa, artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir, (öyle) değil mi? Fakat Allah'ın zikrinden (yana) kalpleri katılaşmış olanların vay haline. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler.

Ynt: OY VERMEYİNDE,KOY MU VERİN DİYEYİM
« Yanıtla #3 : 24 Mayıs 2011, 07:19:29 ÖS 19 »
Peygamberin hadisinde VELAYET [oy kullanarak]ALLAHTAN aldığımız, hayatımızda TASARRUF HAKKI VERDİĞİMİZ KİŞİLERE KARŞI NASİHATI VE TAVRI VE TAVRIMIZIN NE OLMASINI belirleyen hadisi....

Haberiniz olsun İMAN çarkı,ilelebet dönecektir.Bu çark her nerede dönüyorsa Allahın kitabına uygun olarak döndürün.Haberiniz olsun SULTAN[ idareci] ve KİTAP [kuran] birbirinden ayrılacaktır.sakın siz kurandan ayrılmayın.Haberiniz olsun başınıza öyleleri REİS [idareci] ,olarak geçecekki onlara itaat etseniz SİZİ DELALET VE SAPIKLIĞA ATARLAR,İTAAT ETMEYİP İSYAN ETSENİZ SİZİ ÖLDÜRÜRLER...

Orada bulunanlardan biris sorar,Ey Allah ın resulu pek ala ne yapalım,Rasulullah İSANIN ÜMMETİ GİBİ YAPIN,onları ateşe attılar testereyle biştiler,fakat yinede dinlerinden dönmediler,ALLAHIN TAATİ UĞRUNA ÖLMEK,ALLAH A İSYAN İÇİNDE YAŞAMAKTAN DAHA HAYIRLIDIR..

KAYNAK...

İbnu hacer,el ****libul,Aliye 4-267,Heysemi mecmauz-Zevaid 5-228