Kur'an Dersleri -Nüzul Ayet Sırasına Göre- (Bi'set 1.Yıl)

  • 42 Cevap
  • 32673 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı Rahmetli

  • *
  • 1056
Ynt: Kur'an Dersleri -Nüzul Ayet Sırasına Göre- (Bi'set 1.Yıl)
« Yanıtla #30 : 05 Ekim 2010, 11:45:19 ÖÖ 11 »
Asr kavramını oluşturan kök fiilinin  Kur’an’da geçen türevleri ‘şarap yapmak için üzümün suyunu çıkarma (sıkma) işlemini’ anlatmaktadır. İşin sonu, neticesi, hasılası, hasılatı diyebileceğimiz ürün devşirme, hatta devşirilen ürünün mamul hale gelişteki en son şekli önemlidir. Bu anlamda insan oğlunun ektiğini biçeceği an  hasılat zamanı hesap günüdür. O güne kadar yapıp-etmelerinin, ortaya koyduğu her şeyin, kendisine verilen nimetlere karşı şükür mü yoksa nankörlük mü yaptığının hesabı sorulacaktır.
Arzu ve isteklerini tatmin etme uğruna, asıl barınma yeri olan cennet yurdunu kaybedip, cehenneme sürüklenişi insan için en büyük zarardır. Bu anlamda insanlığın büyük bir çoğunluğu zarardadır. Gerek kendi arzu ve istekleri, gerekse aldatıcıların aldatmalarıyla hüsrana uğramışlardır. Bu hüsrandan kurtulabilenler ise

İman edip, Salih amel işleyenler;

2/25 (Ey Muhammed) iman edip salih amellerde bulunanları müjdele. Gerçekten onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Kendilerine rızık olarak bu ürünlerden her yedirildiğinde: "Bu daha önce de rızıklandığımızdır" derler. Bu, onlara, (dünyadakine) benzer olarak sunulmuştur. Orada, onlar için tertemiz eşler vardır ve onlar orada süresiz kalacaklardır.  
2/82 İman edip salih amellerde bulunanlar ise cennet halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır.
2/277 İman edip güzel amellerde bulunanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve zekatı verenler; şüphesiz onların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.
3/57 "İman edip salih amellerde bulunanların ecirleri eksiksiz ödenecektir. Allah, zalim olanları sevmez."
4/57 İman edip salih amellerde bulunanları, altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokacağız. Onda onlar için tertemiz kılınmış eşler vardır. Ve onları, 'ne sıcak-ne soğuk, tam kararında gölgeliğe' sokacağız.
4/122 İman edip salih amellerde bulunanlar, biz onları altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokacağız. Bu, Allah'ın gerçek olan va'didir. Allah'tan daha doğru sözlü kim vardır?
4/173 Ama iman edenler ve salih amellerde bulunanlar, onlara ecirlerini eksiksiz ödeyecek ve onlara kendi fazlından ekleyecektir de. Çekimser davrananlar ve büyüklenenler, onları acıklı bir azabla azablandıracaktır ve kendileri için Allah'tan başka bir (vekil) koruyucu dost ve yardımcı bulamayacaklardır.
5/9 Allah, iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir, onlar için bir bağışlanma ve büyük bir ecir vardır.
5/93 İman edenler ve salih amellerde bulunanlar için korkup-sakındıkları, iman ettikleri ve salih amellerde bulundukları, sonra korkup-sakındıkları ve iman ettikleri ve sonra (yine) korkup-sakındıkları ve iyilikte bulundukları takdirde (yasaklanmadan önce) dedikleri dolayısıyla bir sorumluluk yoktur. Allah, iyilik yapanları sever.
7/42 İman edenler ve salih amellerde bulunanlar -ki biz hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz- onlar da cennetin ashabı (halkı)dırlar. Onda sonsuz olarak kalacaklardır.
10/4 Sizin tümünüzün dönüşü O'nadır. Allah'ın va'di bir gerçektir. İman edip salih amellerde bulunanlara, adaletle karşılık vermek için yaratmayı başlatan, sonra onu iade edecek olan O'dur. İnkâr edenler ise, küfürleri dolayısıyla, onlar için kaynar sudan bir içki ve acı bir azab vardır.
10/9 İman edenler ve salih amellerde bulunanlar da, Rableri onları imanları dolayısıyla altından ırmaklar akan, nimetlerle donatılmış cennetlere yöneltip-iletir (hidayet eder).
11/23 İman edip salih amellerde bulunanlar ve 'Rablerine kalbleri tatmin bulmuş olarak bağlananlar', işte bunlar da cennetin halkıdırlar. Onda süresiz kalacaklardır.
13/29 İman edip salih amellerde bulunanlar, ne mutlu onlara. Varılacak yerin güzel olanı (onlarındır).
14/23 İman edip salih amellerde bulunanlar, Rablerinin izniyle altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere konulmuşlardır. Orada birbirlerine olan dirlik temennileri: "Selam"dır.
18/30 Şüphesiz iman edip salih amellerde bulunanlar ise; biz gerçekten en güzel davranışta bulunanın ecrini kayba uğratmayız.
18/107 İman edip salih amellerde bulunanlar... Firdevs cennetleri onlar için bir 'konaklama yeridir.'
19/96 İman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise, Rahman (olan Allah), onlar için bir sevgi kılacaktır.
22/14 Şüphesiz Allah, iman edip salih amellerde bulunanları, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Gerçekten Allah, her istediğini yapar.
22/23 Hiç şüphesiz Allah, iman edenleri ve salih amellerde bulunanları altından ırmaklar akan cennetlere sokar, orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler; ordaki elbiseleri ipek(ten)tir.
22/50 Buna göre, iman edip salih amellerde bulunanlar, onlar için bir bağışlanma (mağfiret) ve üstün bir rızık vardır.
22/56 Mülk, o gün yalnızca Allah'ındır. O, aralarında hükmedecektir. Artık iman edip salih amellerde bulunanlar; nimetlerle donatılmış cennetler içindedirler.
26/227 Ancak iman edenler, salih amellerde bulunanlar ve Allah'ı çokça zikredenler ile zulme uğratıldıktan sonra zafer kazananlar (veya öclerini alanlar) başka. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir.
29/7 İman edip salih amellerde bulunanlar ise; biz şüphesiz onların kötülüklerini örteceğiz ve şüphesiz yaptıklarının en güzeliyle karşılık vereceğiz.
29/9 İman edip salih amellerde bulunanlar ise; elbette onları salihlerin arasına katacağız.
29/58 İman edip salih amellerde bulunanlar; onları, içinde ebedi kalıcılar olarak, altından ırmaklar akan cennetin yüksek köşklerine muhakkak yerleştireceğiz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir.
30/15 Böylece iman edip salih amellerde bulunanlar; artık onlar 'bir cennet bahçesinde' 'sevinç içinde ağırlanırlar'.
30/45 (Bu, Allah'ın) Kendi fazlından iman edip salih amellerde bulunanları ödüllendirmesi içindir. Şüphesiz O, kafirleri sevmez.
31/8 (Ancak) Gerçekten iman edip salih amellerde bulunanlar ise; onlar için nimetlerle-donatılmış cennetler vardır.
32/19 İman eden ve salih amellerde bulunanlar ise, artık onlar için, yaptıklarınıza karşılık olmak üzere, bir ağırlanma konağı olarak barınma cennetleri vardır.
34/4 (Çünkü O) İman edip salih amellerde bulunanları ödüllendirecek. İşte mağfiret ve üstün rızık onlarındır.
35/7 O inkâr edenler; onlar için şiddetli bir azab vardır. İman edip salih amellerde bulunanlar ise; onlar için de bir bağışlanma ve büyük bir ecir vardır.
38/24 (Davud) Dedi ki: "Andolsun senin koyununu, kendi koyunlarına (katmak) istemekle sana zulmetmiştir. Doğrusu, (emek ve mali güçlerini) birleştirip katan (ortak)lardan çoğu, birbirlerine karşı tecavüz ederler; ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. Onlar da ne kadar azdır." Davud, gerçekten bizim onu imtihan ettiğimizi sandı, böylece Rabbinden bağışlanma diledi ve rüku ederek yere kapandı ve (bize gönülden) yönelip-döndü.
38/28 Yoksa Biz, iman edip salih amellerde bulunanları yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar gibi (bir) mi tutacağız? Ya da muttakileri facirler gibi (bir) mi tutacağız?
40/58 Kör olanla (basiretle) gören bir olmaz; iman edip salih amellerde bulunanlarla kötülük yapan da. Ne az öğüt alıp-düşünüyorsunuz.
41/8 Şüphesiz, iman edip salih amellerde bulunanlar; onlar için kesintisiz bir ecir vardır.
42/22 (O gün) Zalimleri kazandıkları dolayısıyla korkuyla titrerlerken görürsün; o (yaptıkları) da üstlerine çöküvermiştir. İman edip salih amellerde bulunanlar ise, cennet bahçelerindedirler. Rableri katında her diledikleri onlarındır. İşte büyük fazl (nimet ve üstünlük) budur.
42/23 İşte Allah, iman edip salih amellerde bulunan kullarına böyle müjde vermektedir. De ki: "Ben buna karşı yakınlıkta sevgi dışında sizden hiç bir ücret istemiyorum." Kim bir iyilik kazanırsa, biz ondaki iyiliği arttırırız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, şükredene karşılığını verendir.
42/26 O, iman edip salih amellerde bulunanlara icabet eder ve onlara kendi fazlından arttırır. Kafirlere gelince; onlara şiddetli bir azap vardır.
45/21 Yoksa kötülüklere batıp-yara alanlar, kendilerini iman edip salih amellerde bulunanlar gibi kılacağımızı mı sandılar? Hayatları ve ölümleri bir mi (olacak)? Ne kötü hüküm veriyorlar.
45/30 Artık iman edip salih amellerde bulunanlara gelince; Rableri onları kendi rahmetine sokar. İşte apaçık olan 'büyük mutluluk ve kurtuluş' budur.
47/2 İman edip salih amellerde bulunan ve Muhammed'e indirilen (Kur'an)a -ki o Rablerinden bir haktır- İman edenlerin (Allah), kötülüklerini örtüp-bağışlamış, durumlarını düzeltip-ıslah etmiştir.
47/12 Şüphesiz Allah, iman edip salih amellerde bulunanları, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. İnkar edenler ise, metalanırlar ve hayvanların yemesi gibi yerler; ateş, onlar için bir konaklama yeridir.
48/29 Muhammed, Allah'ın elçisidir. Ve onunla birlikte olanlar da kafirlere karşı zorlu, kendi aralarında ise merhametlidirler. Onları, rüku edenler, secde edenler olarak görürsün; onlar, Allah'tan bir fazl (lütuf ve ihsan) ve hoşnutluk arayıp-isterler. Belirtileri, secde izinden yüzlerindedir. İşte onların Tevrat'taki vasıfları budur: İncil'deki vasıfları ise: Sanki bir ekin; filizini çıkarmış, derken onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış, sonra sapları üzerinde doğrulup-boy atmış (ki bu,) ekicilerin hoşuna gider. (Bu örnek,) Onunla kafirleri öfkelendirmek içindir. Allah, içlerinden iman edip salih amellerde bulunanlara bir mağfiret ve büyük bir ecir va'detmiştir.
48/29 Muhammed, Allah'ın elçisidir. Ve onunla birlikte olanlar da kafirlere karşı zorlu, kendi aralarında ise merhametlidirler. Onları, rüku edenler, secde edenler olarak görürsün; onlar, Allah'tan bir fazl (lütuf ve ihsan) ve hoşnutluk arayıp-isterler. Belirtileri, secde izinden yüzlerindedir. İşte onların Tevrat'taki vasıfları budur: İncil'deki vasıfları ise: Sanki bir ekin; filizini çıkarmış, derken onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış, sonra sapları üzerinde doğrulup-boy atmış (ki bu,) ekicilerin hoşuna gider. (Bu örnek,) Onunla kafirleri öfkelendirmek içindir. Allah, içlerinden iman edip salih amellerde bulunanlara bir mağfiret ve büyük bir ecir va'detmiştir.
65/11 İman edip salih amellerde bulunanları karanlıklardan nura çıkarması için Allah'ın apaçık ayetlerini size okuyan bir elçi de (gönderdik). Kim iman edip salih bir amelde bulunursa, (Allah) onu içinde süresiz kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Allah, gerçekten ona ne güzel bir rızık vermiştir.
84/25 Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka; onlar için kesintisi olmayan bir ecir (mükafaat) vardır.
85/11 Şüphesiz iman edip salih amellerde bulunanlara gelince; onlar için altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur.
95/6 iman edip salih amellerde bulunanlar başka; onlar için kesintisi olmayan bir ecir vardır.
98/7 İman edip salih amellerde bulunanlar ise; işte onlar da, yaratılmışların en hayırlılarıdır.
103/3 Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka.  

Hakkı tavsiye edenler;

2/119 Şüphesiz biz seni bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak, hak (Kur'an) ile gönderdik. Sen cehennemin halkından sorumlu tutulmayacaksın.  
2/176 Bu, Allah'ın Kitabı şüphesiz hak olarak indirmesindendir. Kitap konusunda anlaşmazlığa düşenler ise uzak bir ayrılık içindedirler.  
2/213 İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere hak kitaplar indirdi. Oysa kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra, birbirlerine karşı olan 'azgınlık ve kıskançlıkları' yüzünden anlaşmazlığa düşenler, o, (Kitap) verilenlerden başkası değildir. Böylece Allah, iman edenleri, hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe kendi izniyle eriştirdi. Allah, kimi dilerse onu doğruya yöneltir.
2/252 İşte bunlar, Allah'ın ayetleridir; onları sana bir hak olarak okuyoruz. Sen de gönderilen elçilerdensin.
3/3 O, sana Kitabı Hak ve kendinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, Tevrat'ı ve İncil'i de indirmişti.  
3/108 Bunlar sana hak olarak okumakta olduğumuz Allah'ın ayetleridir. Allah, alemlere zulüm isteyen değildir.
4/105 Şüphesiz, Allah'ın sana gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için biz sana Kitabı hak olarak indirdik. (Sakın) Hainlerin savunucusu olma.
4/170 Ey insanlar, şüphesiz elçi size Rabbinizden hakla geldi. Öyleyse iman edin, sizin için hayırlıdır. Eğer inkâra saparsanız, şüphesiz göklerde olanların ve yerde olanların tümü Allah'ındır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
5/48 Sana da (Ey Muhammed,) önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı ve ona 'bir şahid-gözetleyici' olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) indirdik. Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı; ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi içindir. Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir.
6/5 Kendilerine hak gelince, onu yalanladılar; fakat alaya aldıklarının haberleri onlara gelecektir.
6/73 O, gökleri ve yeri hak olarak yaratandır. O'nun "ol" dediği gün (her şey) oluverir, O'nun sözü haktır. Sur'a üfürüldüğü gün, mülk O'nundur. O, gaybı ve müşahede edilebileni bilendir. O, hüküm ve hikmet sahibi olandır, haberdar olandır.
7/181 Yarattıklarımızdan, hakka yöneltip-ileten ve onunla adaleti kılan (uygulayan) bir ümmet vardır.
14/19 Allah'ın gökleri ve yeri hak ile yarattığını görmüyor musunuz? Dilerse sizi giderir-yok eder ve yeni bir halk getirir.
16/3 Gökleri ve yeri hak ile yarattı: O, şirk koştukları şeylerden yücedir.
17/105 Biz onu (Kur'an'ı) hak olarak indirdik ve o hak ile indi; seni de yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik.
21/18 Hayır, biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir. (Allah'a karşı) Nitelendiregeldiklerinizden dolayı eyvahlar size.
23/70 Yahut: "Onda bir delilik var" mı diyorlar? Hayır, o, onlara hak ile gelmiş bulunmaktadır ve onların çoğu hakkı çirkin karşılıyorlar.
23/90 Hayır, biz onlara hakkı getirdik, ancak onlar gerçekten yalancıdırlar.
29/44 Allah gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Şüphesiz, bunda iman edenler için bir ayet vardır.
35/24 Şüphesiz biz seni, hak ile bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Hiç bir ümmet yoktur ki, içinde bir uyarıcı gelip-geçmiş olmasın.
39/2 Şüphesiz, sana bu Kitabı hak ile indirdik; öyleyse sen de dini yalnızca O'na halis kılarak Allah'a ibadet et.
39/41 Şüphesiz, sana biz Kitabı insanlar için hak olmak üzere indirdik. Artık kim hidayete ererse, bu kendi lehinedir; kim saparsa, o da kendi aleyhine sapmış olur. Sen onların üzerinde vekil değilsin.
40/20 Allah hak ile hükmeder. Oysa O'nu bırakıp taptıkları hiç bir şeye hükmedemezler. Şüphesiz Allah, işitendir, görendir.
42/17 Ki Allah, hak olmak üzere Kitabı ve mizanı indirdi. Ne bilirsin; belki kıyamet-saati pek yakındır.

Sabrı tavsiye edenler;

2/45 Sabır ve namazla yardım dileyin. Bu, şüphesiz, huşû duyanların dışındakiler için ağır (bir yük)dır.
2/153 Ey iman edenler, sabırla ve namazla yardım dileyin. Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir.
90/17 Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak.
103/3 Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka.  


Olacaktır.

İyilik su gibidir, içmeyen ölür...

*

Çevrimdışı Rahmetli

  • *
  • 1056
Ynt: Kur'an Dersleri -Nüzul Ayet Sırasına Göre- (Bi'set 1.Yıl)
« Yanıtla #31 : 14 Ekim 2010, 09:29:23 ÖÖ 09 »
Muhammed Esed Meali
4/51/1 DÜŞÜN rüzgarları, tozları sağa sola savuran,
4/51/2 ve [koyu bulutların] yükünü taşıyan,
4/51/3 yumuşak bir şekilde akıp giden,
4/51/4 ve [hayatın nimetlerini] [Allah'ın] buyruğu altında paylaştıran!
4/51/5 Gerçek şu ki, size vaad edilmiş olan kesinlikle doğrudur,
4/51/6 ve yargılama (Günü) mutlaka gelecektir!


Ali Bulaç Meali
51/1 Tozu dumana katıp savuran (rüzgar)lara,
51/2 Derken, ağır yük taşıyan (bulut)lara.
51/3 Sonra kolaylıkla akıp gidenlere,
51/4 Sonra iş(ler)i taksim edenlere andolsun.
51/5 Size va'dedilmekte olan, hiç tartışmasız doğrudur.
51/6 Şüphesiz din (hesap ve ceza) da mutlaka gerçekleşecektir.

İyilik su gibidir, içmeyen ölür...

Ynt: Kur'an Dersleri -Nüzul Ayet Sırasına Göre- (Bi'set 1.Yıl)
« Yanıtla #32 : 27 Eylül 2012, 05:53:51 ÖS 17 »
Rabbim razı olsun...Nüzül çalışmasının devamını bekliyoruz hocam.
Ayetleri içimize sindirerek,işlemeye ve yaşamaya çok ihtiyacımız var.

Böyle yarım kalmış değerli çalışmaları görünce içim elvermiyor.
İnşaAllah yeniden devam temennisiyle...

*

Çevrimdışı Rahmetli

  • *
  • 1056
Ynt: Kur'an Dersleri -Nüzul Ayet Sırasına Göre- (Bi'set 1.Yıl)
« Yanıtla #33 : 10 Aralık 2012, 09:37:07 ÖÖ 09 »
Dün şöyle bi geçmiş konulara göz atarken, Ayşegül ile yürütmeyi planladığımız, belki ilk zamanlar bu kadar bir ilginin olmayışından da mütevellid yarım kalan bir çalışmanın hiç olmazsa sürdürülmesi gerektiğini düşündüm. Bu konuda ihmalkar davrandığımı farkettim. Hayırlı amellerin az da olsa sürekli olanlar olduğu düsturunca bu konuya yeniden başlamayı bir görev addettim kendime.. Rabbim muvaffak kılsın..
İyilik su gibidir, içmeyen ölür...

*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: Kur'an Dersleri -Nüzul Ayet Sırasına Göre- (Bi'set 1.Yıl)
« Yanıtla #34 : 10 Aralık 2012, 10:02:20 ÖÖ 10 »
Bir özel soru sorabilirmiyim ?
Bu nuzul sırası furyası biraz kafamı kurcalıyor ...
Elimizdeki musaf neden nuzul sırasına göre dizili değilde, fatiha bakara diye giden güncel sıraya göre dizili ?
Hani her dogan , Kuranı eline alan ayetlerle en başından muhattap olacagı düşünülürse nuzul sırası dizimi olmalı degilmiydi ?
Nuzul sırasıyla okumanın hikmetini görenlere , bugunki dizilişin hikmeti soruldugunda ne cevap veriyorlar merak ediyorum ?
Not font kurbaa

*

Çevrimdışı Rahmetli

  • *
  • 1056
Ynt: Kur'an Dersleri -Nüzul Ayet Sırasına Göre- (Bi'set 1.Yıl)
« Yanıtla #35 : 10 Aralık 2012, 10:05:10 ÖÖ 10 »
Muhammed Esed meali
102/1 BİR aç-gözlülük saplantısı içindesiniz,
102/2 mezarlarınıza girinceye dek (süren).

Ali Bulaç Meali
102/1  (Mal, mülk ve servette) Çoklukla övünmek, sizi 'tutkuyla oyalayıp, kendinizden geçirdi.'
102/2 "Öyle ki (bu,) mezarı ziyaretinize (kabre gidişinize, ölümünüze) kadar sürdü."

Kavramlar üzerinde

Tekasür: Çoğaltma hırsı, Kelimenin geçtiği bir diğer ayet şöyle:
57/2 0 Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama', bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur. Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azab; Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir.  

Ziyaret etmek: Ragıb'ın müfredatında yönelmek, gidiş yönünü belirlemek anlamında açıklanmış Zâre kökü. Herkesin varacağı yer son durak belli olmasına, bilinmesine karşın çoğalma tutkusunun abesliğinden bahsediyor Rabbimiz. Cümlenin türkçe anlamıyla karşılığı "Kabirleri boylayıncaya dek"..

Çoğalma, çoğaltma tutkunuz sizi kendinizden (fıtratınız) öylesine geçirmiş ki, ölüp gidinceye, kabirleri boylayıncaya kadar bu tutkudan vazgeçmiyorsunuz.. Ey kureyş, ey insanlar, ey müslümanlar, ey dünya ehli, abdestli abdestsiz kapitalistler...

Sonuç:
Risaletin ilk yılında inen bu iki ayet ile, insanın yolunu şaşırmasında en önemli sebep olan dünyaya meyli, çoğaltma tutkusu, bu tutku sonucu meydana gelen kişilik bozuklukları, haddi aşma vs olumsuz sebepler hatırlatılmaktadır.
İyilik su gibidir, içmeyen ölür...

*

Çevrimdışı Rahmetli

  • *
  • 1056
Ynt: Kur'an Dersleri -Nüzul Ayet Sırasına Göre- (Bi'set 1.Yıl)
« Yanıtla #36 : 10 Aralık 2012, 10:12:59 ÖÖ 10 »
Kur'an'ın her müslüman nezdindeki yeri ve önemi belli. Bu öneme binaen üzerinde yapılan ve gerçekleştirilen her türlü çaba ve gayret takdire şayandır diye düşünüyorum. Nüzul süreci ile ilgili bu zamana kadar yapılan tüm vurgularda maksat aslında Peygamber dönemi Kur'anın meydana getirdiği değişimi adım adım takip etmek, bu değişim ile ilgili günümüz için bir yol haritası çizebilmektir. Yoksa birebir bir şablon oluşturmak, o şablona göre hareket edip, değişim gerçekleştirmek, ne yaşadığımız toplumun ruhuna, ne de yaşadığımız zamana uyar bir formül olmasa gerektir. Kur'an üzerinde bütünü dikkate alarak yapılan çalışmalar, konu merkezli çalışmalar, kavram merkezli çalışmalar, siret merkezli / sünnet merkezli çalışmalar her birisi topyekün bir toplumun değişiminde önem arzediyor. Hiç bir yöntem diğerini yok saymadan hatta istifade ederek yol alabiliriz diye düşünüyorum.
İyilik su gibidir, içmeyen ölür...

*

Çevrimdışı Rahmetli

  • *
  • 1056
Ynt: Kur'an Dersleri -Nüzul Ayet Sırasına Göre- (Bi'set 1.Yıl)
« Yanıtla #37 : 11 Aralık 2012, 09:57:06 ÖÖ 09 »
OYALANMA

وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلاَّ لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَلَلدَّارُ الآخِرَةُ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ يَتَّقُونَ أَفَلاَ تَعْقِلُونَ
6/32 Bu dünya hayatı  bir oyundan-eğlenceden ve geçici bir zevkten başka bir şey değildir; ama ahiret hayatı Allah'a karşı sorumluluklarının bilincinde olanlar için çok daha güzeldir. Öyleyse aklınızı kullanmaz mısınız?”


وَذَرِ الَّذِينَ اتَّخَذُواْ دِينَهُمْ لَعِبًا وَلَهْوًا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَذَكِّرْ بِهِ أَن تُبْسَلَ نَفْسٌ بِمَا كَسَبَتْ لَيْسَ لَهَا مِن دُونِ اللّهِ وَلِيٌّ وَلاَ شَفِيعٌ وَإِن تَعْدِلْ كُلَّ عَدْلٍ لاَّ يُؤْخَذْ مِنْهَا أُوْلَئِكَ الَّذِينَ أُبْسِلُواْ بِمَا كَسَبُواْ لَهُمْ شَرَابٌ مِّنْ حَمِيمٍ وَعَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُواْ يَكْفُرُونَ
6/70 Bu dünya hayatının rahatına dalarak eğlenceyi ve geçici zevkleri din haline getiren kimseleri kendi haline bırak; ama bu durumda [onlara] hatırlat ki [ahirette] her insan yaptığı yanlışlardan (ve haksızlıklardan) dolayı rehin tutulacak ve kendisini ne Allah'a karşı koruyacak  ne de kayırıp kollayacak bir kimse bulamayacaktır. Ve düşünülebilecek her türlü fidyeyi vermek istese bile bu kendisinden kabul edilmeyecektir. İşte yaptıkları yanlışlardan dolayı rehin tutulacak olanlar bu [gibi insan]lardır; onlar için [ahirette] yakıcı bir ümitsizlik iksiri vardır ve onları  hakikati inatla inkar ettikleri için şiddetli bir azap beklemektedir.”


الَّذِينَ اتَّخَذُواْ دِينَهُمْ لَهْوًا وَلَعِبًا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا فَالْيَوْمَ نَنسَاهُمْ كَمَا نَسُواْ لِقَاء يَوْمِهِمْ هَذَا وَمَا كَانُواْ بِآيَاتِنَا يَجْحَدُونَ
7/51 o kimseler ki  dünya hayatına kapılıp dinlerini oyuna eğlenceye çevirmişlerdi.’ diye karşılık verecekler. [Ve Allah:] ‘Onlar bu [Hesap] Günü'nün gelip çatacağını nasıl gözardı edip unuttular ve ayetlerimizi nasıl inkar ettilerse Biz de Bugün onları öyle gözardı edeceğiz’ diyecek “


ذَرْهُمْ يَأْكُلُواْ وَيَتَمَتَّعُواْ وَيُلْهِهِمُ الأَمَلُ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
15/3 (Şimdi) kendi hallerine bırak onları yiyip (içsinler) avunsunlar; bu arada [boş hazların] umudu aldatıp oyalasın onları; nasıl olsa günü gelince [gerçeği] öğrenecekler.”


لَاهِيَةً قُلُوبُهُمْ وَأَسَرُّواْ النَّجْوَى الَّذِينَ ظَلَمُواْ هَلْ هَذَا إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ أَفَتَأْتُونَ السِّحْرَ وَأَنتُمْ تُبْصِرُونَ
21/3 kalpleri geçici hoşnutluklar peşinde; bununla birlikte zulme [böylece] niyetli olanlar [birbirlerine şunu söylerken] gerçek düşüncelerini saklıyorlar: ‘[Peygamber olduğunu söyleyen] bu kişi sizin gibi ölümlü biri değil mi? Peki öyleyse böyle göz göre göre büyü ürünü bir söze mi kapılacaksınız?’”


لَوْ أَرَدْنَا أَن نَّتَّخِذَ لَهْوًا لَّاتَّخَذْنَاهُ مِن لَّدُنَّا إِن كُنَّا فَاعِلِينَ
21/17 [çünkü] eğer bir oyun bir eğlence edinmek dileseydik bunu herhalde kendi katımızdan edinirdik; ama hiç böyle bir şeyi diler miyiz!”


رِجَالٌ لَّا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَن ذِكْرِ اللَّهِ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاء الزَّكَاةِ يَخَافُونَ يَوْمًا تَتَقَلَّبُ فِيهِ الْقُلُوبُ وَالْأَبْصَارُ
24/37 kimseler [vardır ki] bunları ne ticaret ne de kazanma hırsı Allah'ı anmaktan salâtta devamlı ve duyarlı olmaktan arınmak için verilmesi gerekeni vermekten alıkoyabilir; böyleleri kalplerin ve gözlerin dehşetle döneceği Gün'den korkarlar;”


وَمَا هَذِهِ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌ وَإِنَّ الدَّارَ الْآخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
29/64 Çünkü [akıllarını kullansalardı bilirlerdi ki] bu dünya hayatı geçici bir zevk ve eğlenceden başka bir şey değildir; oysa sonraki hayat tek [gerçek] hayattır: keşke bunu bilselerdi!”


وَمِنَ النَّاسِ مَن يَشْتَرِي لَهْوَ الْحَدِيثِ لِيُضِلَّ عَن سَبِيلِ اللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّخِذَهَا هُزُوًا أُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُّهِينٌ
31/6 Ama insanlar arasında öyleleri var ki bilgisi olmayanları Allah yolundan saptırmak ve onu gülünç duruma düşürmek için [yol gösterici mesajlar üzerinde] kelime oyunu yapmaya kalkışırlar: böylelerini alçaltıcı bir azap bekliyor.”


إِنَّمَا الحَيَاةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَإِن تُؤْمِنُوا وَتَتَّقُوا يُؤْتِكُمْ أُجُورَكُمْ وَلَا يَسْأَلْكُمْ أَمْوَالَكُمْ
47/36 Bu dünya hayatı bir oyundan ve geçici bir eğlenceden ibarettir: ama eğer [Allah'a] inanır ve O'na karşı sorumluluk bilinci duyarsanız size (hak ettiğiniz) her türlü ödülü bağışlayacaktır. Dikkat edin! O sizden sahip olduğunuz bütün varlıkları [kendi dâvâsı uğrunda feda etmenizi] istemez:”


اعْلَمُوا أَنَّمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزِينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِي الْأَمْوَالِ وَالْأَوْلَادِ كَمَثَلِ غَيْثٍ أَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَرَاهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَامًا وَفِي الْآخِرَةِ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَغْفِرَةٌ مِّنَ اللَّهِ وَرِضْوَانٌ وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ
57/20 BİLİN Kİ [ey insanlar] bu dünya hayatı sadece bir oyundan geçici bir eğlence ve güzel bir gösteriden birbirinizle büyüklük yarışı[na girişmenizden] ve daha çok servet ve çocuk sahibi olma hırsın[ız]dan ibarettir. Bu (dünya)nın durumu [hayat getiren] yağmurun hikayesine benzer: yağmurun yeşerttiği bitki toprağı ekenlere sevinç verir; ama sonra kurur ve sen onun sarardığını görürsün; sonunda toprak haline gelir. Ama öteki dünyada [insanın durumu ile ilgili ebedî hakikat açıkça ortaya çıkacaktır]: [ya] şiddetli azap yahut Allah'ın bağışlayıcılığı ve hoşnutluğu; çünkü bu dünya hayatı kendini kandırmanın zevkin(i tatmak)tan başka bir şey değildir.”


وَإِذَا رَأَوْا تِجَارَةً أَوْ لَهْوًا انفَضُّوا إِلَيْهَا وَتَرَكُوكَ قَائِمًا قُلْ مَا عِندَ اللَّهِ خَيْرٌ مِّنَ اللَّهْوِ وَمِنَ التِّجَارَةِ وَاللَّهُ خَيْرُ الرَّازِقِينَ
62/11 Ama insanlar dünyevî bir kazanç [fırsatı] veya geçici bir eğlence gördükleri zaman ona doğru koşup seni ayakta [ve konuşur durumda] bırakıverirler. De ki: ‘Allah katında olan bütün geçici eğlencelerden ve bütün kazançlardan çok daha hayırlıdır! Ve Allah rızık verenlerin en iyisidir!’”


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُلْهِكُمْ أَمْوَالُكُمْ وَلَا أَوْلَادُكُمْ عَن ذِكْرِ اللَّهِ وَمَن يَفْعَلْ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
63/9 SİZ EY imana ermiş olanlar! Malınızın mülkünüzün veya çocuklarınızın sizi Allah'ı anmaktan alıkoymasına izin vermeyin: çünkü böyle davranan herkes ziyana uğrayanlardan olur!”


فَأَنتَ عَنْهُ تَلَهَّى
80/10 sen görmezden geldin!”

İyilik su gibidir, içmeyen ölür...

*

Çevrimdışı Rahmetli

  • *
  • 1056
Ynt: Kur'an Dersleri -Nüzul Ayet Sırasına Göre- (Bi'set 1.Yıl)
« Yanıtla #38 : 13 Aralık 2012, 03:43:30 ÖS 15 »
Muhammed Esed Meali

6/52/1 DÜŞÜN Sina Dağı'nı!
6/52/2 Düşün [Allah'ın] vahyi[ni], ki işlenmiştir
6/52/3 açık tomarlar üstüne.
6/52/4 Ayakta kalan [ibadet] evi[ni] düşün!
6/52/5 Düşün yüksek [göğün] tavanı[nı]!
6/52/6 Kabaran denizi düşün!
6/52/7 GERÇEK ŞU Kİ [ey insanoğlu,] Rabbin tarafından [günahkarlar için] öngörülmüş olan azap, kesinlikle vuku bulacaktır:
6/52/8 ona hiç kimse engel olamaz.

Ali Bulaç Meali

52/1 Tur'a andolsun.
52/2 Satır (satır) dizili kitaba,
52/3 Yayılmış ince deri üzerine;
52/4 Ma'mur eve,
52/5 Yükseltilmiş tavana,
52/6 Kabarıp, tutuşan denize,
52/7 Şüphesiz senin Rabbinin azabı kesin olarak gerçekleşecektir.
İyilik su gibidir, içmeyen ölür...

*

Çevrimdışı Rahmetli

  • *
  • 1056
Ynt: Kur'an Dersleri -Nüzul Ayet Sırasına Göre- (Bi'set 1.Yıl)
« Yanıtla #39 : 15 Aralık 2012, 06:55:13 ÖS 18 »
Muhammed Esed Meali

6/52/1 DÜŞÜN Sina Dağı'nı!
6/52/2 Düşün [Allah'ın] vahyi[ni], ki işlenmiştir
6/52/3 açık tomarlar üstüne.
6/52/4 Ayakta kalan [ibadet] evi[ni] düşün!
6/52/5 Düşün yüksek [göğün] tavanı[nı]!
6/52/6 Kabaran denizi düşün!
6/52/7 GERÇEK ŞU Kİ [ey insanoğlu,] Rabbin tarafından [günahkarlar için] öngörülmüş olan azap, kesinlikle vuku bulacaktır:
6/52/8 ona hiç kimse engel olamaz.

Ali Bulaç Meali

52/1 Tur'a andolsun.
52/2 Satır (satır) dizili kitaba,
52/3 Yayılmış ince deri üzerine;
52/4 Ma'mur eve,
52/5 Yükseltilmiş tavana,
52/6 Kabarıp, tutuşan denize,
52/7 Şüphesiz senin Rabbinin azabı kesin olarak gerçekleşecektir.

Kavramlar üzerinde

Tûr: Belirli bir dağın adı diyenler olduğu gibi her dağın adıdır diyenlerde olmuştur. Tûr-i Sina: "Sina Dağı" gibi.. İster özel bir dağ ismi olsun isterse sıradan. Her okuyucunun bildiği tanıdığı hergün görüp gözlediği dağ. Rabbimiz böylesi somut, her zaman ve mekanda her insanın -özelde Mekke halkının- bildiği tanıdığı şeyler üzerine yemin ederken, yemin ettiği gerçekler kadar gerçek olana işaret ediyor.

Tur kavramının geçtiği ayetler:

2/63 Sizden misak almış ve Tur'u üstünüze yükseltmiştik (ve demiştik ki:) "Size verdiğimize sımsıkı yapışın ve onda olanı (hükümleri sürekli) hatırlayın, ki sakınasınız."
2/93 Hani sizden misak almış ve Tur'u üstünüze yükseltmiştik (ve): "Size verdiğimize (Kitaba) sımsıkı sarılın ve dinleyin" (demiştik). Demişlerdi ki: "Dinledik ve baş kaldırdık." İnkârları yüzünden buzağı (tutkusu) kalplerine sindirilmişti. De ki: "İnanıyorsanız, inancınız size ne kötü şey emrediyor?"
4/154 Kesin söz vermeleri dolayısıyla Tur'u üstlerine yükselttik ve onlara: "Bu kapıdan secde ederek girin" dedik ve onlara: "Cumartesinde haddi aşmayın" da dedik. Ve onlardan kesin bir söz aldık.
19/52 Ona, Tur'un sağ yanından seslendik ve onu (kendisiyle) gizlice söyleşmek için yakınlaştırdık.
20/80 Ey İsrailoğulları, andolsun, sizi düşmanlarınızdan kurtardık. Tur'un sağ yanında sizinle vaadleştik ve üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik.
23/20 Ve (daha çok) Tur-i Sina'da çıkan bir ağaç (türü de yarattık); o yağlı ve yiyenlere bir katık olarak bitmekte (ürün vermekte)dir.
28/29 Böylelikle Musa, süreyi tamamlayıp ailesiyle birlikte yola koyulunca, Tur tarafında bir ateş gördü. Ailesine: "Siz durun, gerçekten bir ateş gördüm; umarım ondan ya bir haber, ya da ısınmanız için bir kor parçası getiririm." dedi.
28/46 (Musa'ya) Seslendiğimiz zaman da, sen Tur'un yanında değildin. Ancak Rabbinden bir rahmet olmak üzere senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi uyarman için (gönderildin). Umulur ki, öğüt alıp düşünürler diye.

Rakk: Kağıt gibi inceltilmiş, üzerine yazılan deri demektir. Bu sebeble üzerine yazı yazılan her şeye rakk ismi verilebilir.
Menşûr: Neşredilmiş, dürülmüş, kapalı olmayan, açılmış, yayılmış ve yazılmış mânâlarını ifade ettiği gibi, yazılı harflerin dizilmesi, nizama konulması anlamına da gelmektedir.
Mestûr, Düzgün şekilde yazılmış demektir.
Kalem suresinde de zikredildiği üzere Muhammed (a.s)’a gelen, kayda geçirilen vahye, kitaba işarettir diye düşünülebilir.

Kavramların geçtiği ayetler:

68/1 Nun. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun.
54/53 Küçük, büyük her şey satır satır (yazılı)dır.
17/58 Hiç bir ülke (veya şehir) olmasın ki, kıyamet gününden önce biz onu (ya) bir yıkıma uğratacağız veya onu şiddetli bir azabla azablandıracağız; bu (muhakkak) o kitapta yazılıdır.

Beyt-i Mamur: Hasan Basri Beyt-i Mamur’un Kabe olduğunu söylemiştir. Bilindiği gibi bir yerin Ma'mur olması, üzerinde ikamet edilmesi ve ziyaretçilerinin çok olup güzel bakılması mânâsında mecazî bir anlam taşımaktadır. Kabe'nin Ma'mur olması da "Ayakta duranlar, rükû ve secde edenler için evimi temizle." (Hacc, 22/26) âyetince etrafındakilerin ve hacıların çokluğu ve ziyaret etmeleriyledir. Beydâvî'ye göre de Beyt-i Ma'mur'dan kasıt, müminin kalbidir ki, onun bakımlı olması da, bilgi ve ihlâs iledir.

2/22 O, sizin için yeryüzünü bir döşek, gökyüzünü bir bina kıldı. Ve gökten yağmur indirerek bununla sizin için (çeşitli) ürünlerden rızık çıkardı. Öyleyse (bütün bunları) bile bile Allah'a eşler koşmayın.
7/10 Andolsun, sizi yeryüzünde yerleşik kıldık ve orda size geçimlikler yarattık. Ne az şükrediyorsunuz? Ayetleri dikkate alındığında tüm yeryüzünün beyt-i mamur olarak düşünülmesi de mümkündür.

Kur’an’da geçen tüm yeminler, üzerine yemin edilen şeyin gerçekliği kadar yemin sonunda yemine konu olan şeyin de aynı gerçeklikte olduğunu ima etmek için yapılmıştır. Yemin neye ve niçin yemin edildiği belirtildikten sonra anlam kazanır. Tüm üzerine yemin edilen şeyler Rabbin azabının gerçekleşeceğine kesinlik kazandırmak içindir.

51/6 Yargılama kesinlikle gerçekleşecektir.
56/1 Kaçınılmaz olay gerçekleştiği zaman,
69/15 İşte o gün kaçınılmaz olay gerçekleşmiştir.
77/7 Size söz verilenler kesinlikle gerçekleşecektir.

İyilik su gibidir, içmeyen ölür...

*

Çevrimdışı Rahmetli

  • *
  • 1056
Ynt: Kur'an Dersleri -Nüzul Ayet Sırasına Göre- (Bi'set 1.Yıl)
« Yanıtla #40 : 07 Ocak 2013, 06:23:24 ÖS 18 »
Azaba dair...

Elif, Lam, Ra; Bu, Allah'ın izniyle, insanları  karanlıklardan aydınlığa, güçlü ve övülmeye layık, göklerde ve yerde olanların sahibi Allah'ın yoluna çıkarman için, sana indirdiğimiz Kitaptır. Uğrayacakları çetin azaptan dolayı vay kafirlerin haline!
Onlar dünya hayatını ahirete tercih ederler, Allah'ın yolundan alıkoyup onun eğriliğini isterler. İşte onlar uzak bir sapıklık içindedirler.
Kendilerine apaçık anlatabilsin diye, her peygamberi kendi milletinin diliyle gönderdik. Allah dilediğini saptırır ve dilediğini de doğru yola eriştirir; güçlü olan, Hakim olan O'dur.
And olsun ki Musa'yı ayetlerimizle, "Milletini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve Allah'ın günlerini onlara hatırlat" diye göndermiştik. Bunlarda, çokça sabreden ve şükreden herkes için dersler vardır.
Musa, milletine dedi ki: "Allah'ın size olan nimetlerini anın; size işkence eden, kadınlarınızı sağ bırakıp oğullarınızı boğazlayan Firavun ailesinden sizi kurtardı; bütün bunlarda Rabbinizden size büyük bir imtihan vardır.
Rabbiniz: "şükrederseniz and olsun ki, size karşılığını artıracağım; nankörlük ederseniz bilin ki azabım pek çetindir" diye bildirmişti.
Musa: "Siz ve yeryüzünde olanlar, hepiniz nankörlük etseniz, Allah yine de müstağni ve övülmeye layık olandır" demişti. (14/İbrahim 1-8)

Kullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini söyle. Çünkü şeytan aralarını açıp bozmaktadır. Şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır.
Sizi en iyi Rabbiniz bilir; dilerse size merhamet eder, dilerse sizi azablandırır. Biz seni onların üzerine bir vekil olarak göndermedik.
Göklerde ve yerde olan kimseleri Rabbin daha iyi bilir. And olsun ki peygamberleri birbirinden üstün kılmış ve Davud'a zebur vermişizdir.
De ki: "O'nun dışında (ilah olarak) öne sürdüklerinizi çağırın, onlar sizden ne zararı uzaklaştırabilirler, ne de (onu yararınıza) dönüştürebilirler.
Onların yalvardıkları da, -hangisi daha yakındır diye- Rablerine (yaklaşmak için) bir vesile arıyorlar. O'nun rahmetini umuyorlar ve azabından korkuyorlar. Şüphesiz senin Rabbinin azabı korkunçtur.
Hiç bir ülke (veya şehir) olmasın ki, kıyamet gününden önce biz onu (ya) bir yıkıma uğratacağız veya onu şiddetli bir azabla azablandıracağız; bu (muhakkak) o kitapta yazılıdır. (17/İsra 53-58)

Gökte burçlar kılan, onların içinde bir aydınlık ve nurlu bir ay vareden (Allah) ne yücedir.
O, gece ile gündüzü birbiri ardınca kılandır; öğüt alıp-düşünmek isteyenler ya da şükretmek isteyenler için.
O Rahman (olan Allah)ın kulları, yeryüzü üzerinde alçak gönüllü olarak yürürler ve cahiller kendileriyle muhatap oldukları zaman "Selam" derler.
Onlar, Rablerine secde ederek ve kıyama durarak gecelerler.
Onlar: "Rabbimiz, cehennem azabını bizden geri çevir; gerçekten, onun azabı ödenmesi kaçınılmaz bir borç (veya sürekli bir acıdır) derler.
"Şüphesiz o, ne kötü bir karargah ve ne kötü bir konaklama yeridir."
Onlar, harcadıkları zaman, ne israf ederler, ne kısarlar; (harcamaları,) ikisi arasında orta bir yoldur.
Ve onlar, Allah ile beraber başka bir ilah'a tapmazlar. Allah'ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa 'ağır bir ceza ile' karşılaşır.
Kıyamet günü, azab ona kat kat arttırılır ve içinde aşağılanmış olarak temelli kalır.
Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunup davranan başka; işte onların günahlarını Allah iyiliklere çevirir. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
Kim tevbe eder ve salih amellerde bulunursa, gerçekten o, tevbesi (ve kendisi) kabul edilmiş olarak Allah'a döner.
Ki onlar, yalan şahidlikte bulunmayanlar, boş ve yararsız sözle karşılaştıkları zaman onurlu olarak geçenlerdir.
Kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman, onlara karşı kör ve sağır davranmazlar.
Ve onlar: "Rabbimiz, bize eşlerimizden ve soyumuzdan, gözün aydınlığı olacak (çocuklar) armağan et ve bizi takva sahiplerine önder kıl," diyenlerdir.
İşte onlar, sabrettiklerinden ötürü cennetin en yüksek dereceleriyle mukafatlandırılırlar. Orada esenlik ve dirlik dilekleriyle karşılanırlar.
Orda ebedi olarak kalıcıdırlar; o, ne güzel bir karargah ve ne güzel bir konaklama yeridir.
De ki: "Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi? Fakat siz gerçekten yalanladınız; artık (bunun azabı da) kaçınılmaz olacaktır." (25/Furkan 65-77)

Gerçekten, insan, 'bencil ve haris' olarak yaratıldı.
Kendisine bir şer (kötülük) dokunduğu zaman feryadı basar.
Bir iyiliğe uğrarsa onu herkesten meneder;
Ancak namaz kılanlar hariç;
Ki onlar, namazlarında süreklidirler.
Ve onların mallarında belirli bir pay vardır:
Yoksul ve yoksun olan(lar)için.
Onlar, din gününü tasdik etmektedirler.
Rablerinin azabına karşı (daimi) bir korku duymaktadırlar.
Şüphesiz Rablerinin azabından emin olunamaz
. 70/Mearic 19-28

İyilik su gibidir, içmeyen ölür...

*

Çevrimdışı Rahmetli

  • *
  • 1056
Ynt: Kur'an Dersleri -Nüzul Ayet Sırasına Göre- (Bi'set 1.Yıl)
« Yanıtla #41 : 06 Şubat 2013, 06:16:32 ÖS 18 »
Muhammed Esed Meali
112/1 DE Kİ: "O, Tek Allah'tır:
112/2 Allah, Öncesiz ve Sonrasız, Bütün Evrenin Asıl Sebebi.
112/3 O doğurmamıştır, doğurulmamıştır;
112/4 ve hiçbir şey O'na denk tutulamaz."

Ali Bulaç Meali
112/1 De ki: O Allah, birdir.
112/2 Allah, Samed'dir (her şey O'na muhtaçtır, daimdir, hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır).
112/3 O, doğurmamıştır ve doğurulmamıştır.
112/4 Ve hiç bir şey O'nun dengi değildir.

Kavramlar üzerine...
Ehad: Yalnız tek başına olmak. Vâhidu sözcüğü gerçekte, 'hiç bir cüzü olmayan' demektir. Vâhid (bir), eşadlı bir lafızdır ve altı anlamda kullanılır.
Birincisi: Cins ve tür itibariyle bir olan
İkincisi: İttisal birleşme yoluyla bir olan. Bu birlik ya hilkat, yaratılış yönüyle olur, ya da sanat yönüyle olur.
Üçüncüsü: Eşinin benzerinin olmamasından dolayı bir olan. (Bu eşsizlik, benzersizlik),
a. Ya hilkat yaratılış yönüyle olur
b. Ya da 'fazilet iddiası yönüyle' olur.
Dördüncüsü: Ya toz gibi, küçüklüğünden ya da elmas gibi, sertliğinden dolayı, parçalanmasının imkansızlığı sebebiyle bir olan.'
Beşincisi: 'Mebde olmasından dolayı bir olan. Bu sayının başlangıcı olur, ya da çizginin başlangıcı olur. Birlik anlamı bunların tümünde de arizidir.
Yüce Allah, bir olarak vasfedildiğinde bu, hakkında ne tecezzi, parçalara bölünme ne de tekessür; çoğalma sahih olmayan anlamına gelir.

Samed:
Kendi toplumu içinde efendi, reis olan, ve üzerinde kimsenin olmadığı, kendisi olmadan hiçbir işin üstesinden gelinemediği, tamamlanamadığı kişi.'
"Efendi reis." (Böyle adlandırılmasının) nedeni ihtiyaçlarda kendisine yönelinmesidir.
"Kendisi olmadan, hiçbir işin üstesinden gelinemediği, tamamlanamadığı, kendisine itaat edilen efendi, reis.'
"İhtiyaçlardan kendisine yönelinen kişi"

Kavramların geçtiği ayetler...

Ehad (Vâhid):
2/163 Sizin ilahınız tek bir ilahtır; O'ndan başka ilah yoktur; O, Rahman'dır, Rahim'dir (bağışlayan ve esirgeyendir).  
16/22 Sizin ilahınız tek bir ilahtır. Ahirete inanmayanların kalpleri ise inkarcıdır ve onlar müstekbir (büyüklenmekte) olanlardır.
18/110 De ki: "Şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim; yalnızca bana sizin ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın."
21/108 De ki: "Gerçekten bana: -Sizin ilahınız yalnızca bir tek ilahtır" diye vahyolunuyor; artık siz müslüman olacak mısınız?" 22/34 Biz her ümmet için bir "Mensek" kıldık, O'nun kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine Allah'ın adını ansınlar diye. İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır, artık yalnızca O'na teslim olun. Sen alçak gönüllü olanlara müjde ver.
41/6 De ki: "Ben ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim. Bana yalnızca, sizin ilahınızın bir tek ilah olduğu vahyolunur. Öyleyse O'na yönelin ve O'ndan mağfiret dileyin. Vay haline o müşriklerin."
4/171 Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda taşkınlık etmeyin, Allah'a karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah'ın elçisi ve kelimesidir. Onu ('OL' kelimesini) Meryem'e yöneltmiştir ve O'ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah'a ve elçisine inanınız;  "üçtür" demeyiniz. (Bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır. Allah, ancak bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan yücedir. Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Vekil olarak Allah yeter.  
6/19 De ki: "Şahidlik bakımından hangi şey daha büyüktür?" De ki: "Allah benimle sizin aranızda şahiddir. Sizi -ve kime ulaşırsa- kendisiyle uyarmam için bana şu Kur'an vahyedildi. Gerçekten Allah'la beraber başka ilahların da bulunduğuna siz mi şahidlik ediyorsunuz?" De ki: "Ben şehadet etmem." De ki: O, ancak bir tek olan ilahtır ve gerçekten ben, sizin şirk koşmakta olduklarınızdan uzağım.

Samed:
Bu kavramın Kuran'daki tek kullanım yeri İhlas suresidir.




İyilik su gibidir, içmeyen ölür...

*

Çevrimdışı Rahmetli

  • *
  • 1056
Ynt: Kur'an Dersleri -Nüzul Ayet Sırasına Göre- (Bi'set 1.Yıl)
« Yanıtla #42 : 06 Şubat 2013, 06:23:01 ÖS 18 »
İhlas suresi ile ilgili İhsan Eliaçık'ın bir yazısını alıntılamayı uygun gördüm..

"Önce diğer bir adı da tevhid olan “üç ihlas”ın kısa bir açıklaması… Bakalım ölülerin arkasından üçer defa okuyup üfürdüğümüz tevhid (birlik) suresinde ne anlatılıyormuş…

“İlan et: Allah birdir! Bölünmez bir bütündür! Doğurmaz ve doğurulmaz! Hiç bir şey O’na denk olamaz!” (Tevhid; 1-4).

Mekke’nin ilk yıllarında inen bu sure görüldüğü gibi topu topu dört ayet.

Eskidünya dinlerinin (Sümer, Asur, Babil, Hitit, Mezepotamya, Mısır, Hind, İran, Roma, Yahudilik, Hıristiyanlık, Sabiîlik vs.) güneş, ay, yıldızlar, gökyüzü, yeraltı, aşk, ışık, karanlık, verimlilik, savaş, rüzgâr, fırtına vb. tanrıları olduğuna inanarak “birliği bozan”… Tanrı’nın eş, oğul, kız, torun, sülale, haneden, kral, din adamı, ırk, bölge, insan, erkek, kadın vs. gibi doğuştan imtiyazlı aracıları, sınıfları, parçaları, ortakları, alt kÂdemeleri (min dunillah), hiyerarşisi olduğuna inanarak “bütünlüğü bozan” kabullerini, Mekke’deki Kureyş Arapları üzerinden reddediyor. “Allah’ı tanrılıkta tek ve bölünmez bir bütün” ilân ediyor.

Demek ki surenin esas mesajı birlik (ehad/tevhid) ve bütünlük (samed) kavramları üzerine kurulmuş…

Ne demek ehad ve samed?

EHAD: Sözlükte “tek olmak, bir olmak” demektir. Bir yapmak, birleştirmek, standart hale getirmek, standardize etmek (tevhîd), birleşmek, ittifak etmek, bir araya getirmek (ittihâden), birlik, federasyon, lig, cemiyet, birleşme, birlik yapma (ittihâd), federal, birleşik (ittihâdiyye), bir, tek, sayı ismi (ehad), birleme (vahdaniyet), birleşmiş (muttehid), Birleşmiş Milletler (el-umemu’l-muttehide), birleyen, birleyici (muvahhid), bir (vâhid), birlik, bir olma, kompleks, ünite, birim (vahde), biricik, yegâne, eşşiz (vahîd) kelimeleri de bu kökten…

Klâsik tefsirlerde bu sure hakkında yirmiye yakın isim rivayet edilir; tefrid (fertleştirme), tecrid (ayrıştırma), tevhid (birleştirme), ihlâs (saflaştırma), necat (kurtuluş), nisbet (gösterme), marifet (bilme), cemal (güzel), mukaşkışa (tedavi eden), mu’avvize (sığınılan), samed (tek bir bütün), esas (temel), mânia (engel), muhdar (hazır olunan), beraet (aklama), müzekkire (hatırlatan), nur (aydınlık), eman (güvenlik)…

Doğrusu surenin içeriği bütün bunları kapsıyor. Fakat tevhid (birleme) ismi sure bütünlüğüne en uygun olanı görünüyor. Bir hadiste geçtiği gibi “Kim bu sureyi okursa Kur’an’ın üçte birisini okumuş gibi olur”… Öyle ki bütün sureler ve bütün ayetler bu sure ile bir şekilde irtibatlıdır. Kur’an’ın hangi ayetinden girseniz yolunuz bu sureye çıkar. “Birci ve bütüncü bakış” bütün Kur’an’ın mihveri ve ruhudur.

Rivayete göre bu sure inkârcıların, Yahudilerin ve Hıristiyanların “Ey Muhammed! Şu tanrını bize bildir. O altından mı gümüşten mi?” sorusu üzerine gelmiş ve genel olarak tüm eski dünyanın tanrı anlayışlarına cevap olmuştur. Bu nedenle “De ki” şeklindeki monoton girişi aynı anlama gelen “tüm dünyaya bildir, anlat, duyur” manasında “İlân et” olarak çevirdim.

Gerçekten de bu kısacık sure Hz. Peygamber’in “adı ile” konuştuğu yüce hakikati en özet şekliyle “Bir ve Bütün (Ehad ve Samed)” olarak tanıtıyor.

Demek ki bu iki kavram “Allah’ın birliği ve bölünmez bütünlüğü” demek oluyor. Birazdan geleceği gibi Allah üzerinden tarihin, hayatın, tabiatın, insanlığın vs. bir bütün oluşu… Çünkü tevhid, “birden fazla olan şeyleri birleştirerek bir yapmak, birlemek, uyumlu hale getirmek” demek.

Kur’an, Mekke’deki Arapların şahsında tüm eski dünyanın tanrılarını geçersiz kılmakta ve onların hepsinin tek bir Tanrı’nın bozulmuş, tahrif olmuş şekilleri olduğunu ilân etmektedir. Âdeta “Kim neye tapıyorsa bilsin ki onları da yaratan Allah’tır. Taptıklarınızın hepsi benim yarattıklarımdır. Şu halde Beni göremiyorsunuz diye, tutup da görünen yarattıklarıma; güneşe, aya, yıldızlara, göğe, yere, suya, ateşe, boğaya, ineğe, insanlara vs. tapmayı bırakın. Onlar benim ayetlerim, işaretlerim, tapılacak yegâne varlık bir tanedir, O da Allah’tır! ” demeye getiriyor. Böylece tevhid ilkesi insan bilincinde büyük bir sıçrama yaptırarak, onu, etrafındaki somut nesnelere bağımlı olmaktan kurtararak özgürleştiriyor…

SAMED: Sözlükte “devam etmek, kastetmek, sebat etmek, karşı koymak, direnmek, içi dolu olmak” demektir. Yönelmek, kastetmek (samd), dayatmak, isnad etmek (ismâd), şişe tıpası (sımâd), yüksek yer, ulu, yüce, içine bir şey girip çıkmayan düz, bütün halinde pürüzsüz kaya (samed), asla gebe kalmayan deve (samde), soğuk ve kurak vakitlerde bile sütü kesilmeyen deve (mısmâd) kelimeleri de bu kökten…

Görüldüğü gibi Samed esas olarak “yüce, ulu, toz tutmayan, kendisine hiç bir şeyin giremediği ve kendisinden hiçbir şeyin çıkamadığı düz ve pürüzsüz kaya” manasına geliyor (Razi, İbn Manzur). Bunu Allah için kullandığımızda “tek bir bütün halinde olan ulu ve yüce Allah” demek olur. Bu ise Türkçe’de “bölünmez bütünlük” dediğimiz şeydir.

Demek ki Allah, varlığı ve birliği ile bölünmez bir bütündür. Aynı şekilde varoluş bütün halinde tek bir organizmadır. Denizin, içindeki balıkları, incileri, yosunları, mercanları vs. ile tek bir su kütlesi olması gibi, Allah da yeri, gökleri, güneşi, ayı, yıldızları, canlıları, bitkileri, madenleri vs. ile tek bir bütündür. Bunlar birbiriyle rekabet halinde, her biri ayrı ayrı tanrılar tarafından yaratılan ve yönetilen varlıklar değildir. Varlık âleminde bir tek hakikat vardır ve O yerlerin ve göklerin nuru, bütün varlığın ruhudur. Hem aşkın, hem içkindir. Her bir varlık kendinde ayrıdır, fakat birbiriyle sıkı bir “birliktelik” içindedir ve hepsi kopmaz, bölünmez bir bütün halindedir. Demek ki evren, varlık, yerler, gökler, canlılar, insanlık vs. tek bir oluşun bölünmez parçalarıdır. Allah’ın nuru da bu oluşun bütüncül ruhudur. Oluş ve akışın her zerresiyle anbean dinamik ilişki halindedir (hayyu qayyum)…

Demek ki bütün o eski dünyanın tanrı-karısı-oğlu şeklindeki panteonları (tanrı ailesi meclisleri) uydurma ve hurafedir. Çünkü Allah’ın birliği ve bölünmez bütünlüğü her hangi bir ortaklığa izin vermez. Kendi tanrısal tözünden parçalar dağıtmaz. Tanrı’nın kapısı (Babil), Tanrı’nın yeryüzündeki gözü (Fi-Ra-vun), Tanrı’nın oğlu (İbnullah) ve bunlara utangaç öykünmeyle Tanrı’nın yeryüzündeki gölgesi (Zıllullah fi’l-arz) iddiaları geçersizdir. Siyasi, sosyal ve ekonomik sonuçları itibariyle bütün bunlar batıldır. O’nun dışındaki her şey mahlûktur (yaratılmış) ve mahlûkat adalet üzere kaimdir…

Demek ki Kuran, insan idrakinin ufkuna “pürüzsüz kaya” metaforu üzerinden “Allah” tasavvurunu, “bölünmez bütünlüğü” vurgulamak için koyuyor. Yoksa sabitliği, değişmezliği, derinliği, yüksekliği, enlemi, boylamı, sınırları açısından değil. İşte bu “kaya” kendi içinde boyuna devinen ve fakat buna rağmen kendisinde her hangi bir eksilme ve çoğalma, girme, çıkma, düzelme, bozulma olmayan tek bir bütündür. Devinim kemale doğru değil; kemal içinde olmaktadır. Bu anlamda Allah “orada öylece duran” bir kozmik statüko (ex-stence) değil; varlıkla iç içe devinen (kün fe yekun) “Mutlak Oluş”tur…

Burada “mutlak”, ıtlak olunmuş, kayıt altına alınmamış, azade (free/sonsuz özgürlük) manasındadır. Yani oluş halinde olduğu halde bir şey olmaya doğru gitmeyen, devindiği halde değişmeyen, hareket halinde olduğu halde yer değiştirmeyen manasındadır. Aristo’nun başkasını hareket ettirdiği halde kendisi hareket etmeyen Muharrik-i Evvel’i değil…

Bunun anlamı bir bütünün özündeki sonsuz derinlikleri anbean açması, inkişaf ettirmesi, bunun bir sınırının, enleminin, boylamının bulunmamasıdır. Keza bu aynı zamanda varlıkla karşılıklı dinamik ilişki (hayyu qayyum) halinde olmak demektir. Bu nedenle Allah, karakterini “uyku ve uyuklamanın tutmadığı” sürekli yaratılışta gösterir. O’nun tabiatı, bize yansıdığı kadarıyla henüz ortaya çıkmamış bir “imkânlar toplamını” ifade eder.

Demek ki tevhid ilkesi, varlıkların birbirinin karşısına Tanrı olarak çıkmasına mani olmakla, onlara kendi istikametlerinde sonsuz bir inkişaf seyri sağlıyor. Keza Allah kendisi için “Hiçbir şeye benzemez” demekle varlığın önüne her hangi bir duvar da örmemiş oluyor. Bu durumda “Allah”, “Rabb”, “Ehad”, “Samed” gibi tarif ve tanımları “Mutlak Oluş” ile yani “O” (Huve) ile ilişkiye geçmemizi sağlayan ve bizim algı dünyamıza ait bir takım “geçici kelimeler” olarak görmek icap eder.

Demek ki Allah ile ilişki “Ben giderim yol gider” sözündeki gibi bir şeydir… Her “bitti, işte bu son nokta” denilen yerde yeni bir ufuk, yeni bir derinlik açıldıkça açılıyor. İşte bu, insanoğlunun şu anki idraki ile Tanrı konusunda varabileceği en son bilinç düzeyidir. Bu tasavvurun, tarih boyunca böcekler gibi yerlerde sürünen insanoğlunu nerelerden alıp nerelere götüreceği üzerinde iyi düşünülmelidir."
İyilik su gibidir, içmeyen ölür...