İbrahim Karagül Yazıları..

  • 108 Cevap
  • 45977 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: İbrahim Karagül Yazıları..
« Yanıtla #30 : 27 Ağustos 2008, 10:08:34 ÖÖ 10 »

Bu kadar tesadüf size tuhaf gelmiyor mu?

27 / 08 / 2008 07:35


İBRAHİM KARAGÜL'ün yazısı...

Bu kadar tesadüf size tuhaf gelmiyor mu?

Kafkaslar'da başlayan, Hazar ve Karadeniz'e yayılmasından endişe edilen, enerji koridorlarını güvence altına alma ve silahlandırma girişimiyle tetiklenen, Türkiye'yi Boğazlar ve Karadeniz üzerinden içine çeken gerilim bazılarınca “Üçüncü Dünya Savaşı” olarak nitelendiriliyor.

Bu yanlış! Çünkü hem yeni Soğuk Savaş çoktan başladı, hem tek kutuplu dünya planları çoktan sona erdi hem de düşük yoğunluklu dünya savaşı uzunca bir zamandır zaten devam ediyor.

Bunu Orta Afrika'ya bakanlar görecektir. Doğu Avrupa'ya bakanlar görecektir. Ortadoğu'ya bakanlar zaten görüyor. Orta Asya'daki stres birikimi bunun göstergesidir. Zamanla Pakistan üzerinde, İran üzerinde, Güneydoğu Asya'daki kaynaklar üzerinde de göreceğiz. Sadece İran'a bakanlar da görecektir. Gürcistan meselesine, Abhazya ya da Osetya boyutunu aşıp Rusya-ABD, ABD-İran ya da sadece enerji koridorları merkezli bakanlar da görecektir.

Peki, Gürcistan'ın Güney Osetya'ya saldırısı, ardından Rusya'nın bu kadar sert tepki vermesi iyi hazırlanmış bir plan olamaz mı? Eğer öyleyse, çok büyük bir maceranın ilk adımlarını izliyoruz demektir. Yakın gelecekte Kafkaslar, Karadeniz ve Gürcistan'dan İran'a uzanan bölgede ciddi karışıklıklar olacak demektir.

Şimdi kısa bir tur yapalım ve tesadüflere bakalım. “The Eurasian Corridor: Pipeline Geopolitics and the New Cold War” başlığı altında bütün tesadüfleri bir araya getiren bir çalışmadan örnekler vereceğim.

 

1 ve 2 Temmuz tarihlerinde Batum'da GUAM toplantısı yapıldı. Aynı günde ABD-GUAM toplantısı yapıldı. GUAM nedir? Ukrayna, Azerbaycan, Gürcistan ve Moldova'dan oluşan, Özbekistan'ın önce katılım sonra terk ettiği, ABD ve Batı'nın enerji koridorlarını koruma amaçlı bir birlik. Hazar'dan Avrupa'ya kadar güvenli bir bölge oluşturmak için bu ülkeler silahlandırılıyor. Batum'daki zirveye üye ülkelerin devlet başkanları katıldı. Aynı gün, Mihail Saakaşvili'nin ikametgahındaki kapalı toplantıyı ABD temsilcisinin yönettiği söyleniyor.
 

5-12 Ekim tarihlerinde, Batum'daki zirveden hemen sonra Rusya Kafkasya'da büyük bir tatbikat başlattı. Sekiz bin askerin, otuz savaş uçağının, çok sayıda zırhlı aracın katıldığı tatbikatın adı “Caucasus Frontier-2008”. Konusu ise çok ilginç. Gürcistan'ın Abhazya ve Güney Osetyaya saldırısına verilecek cevap!
 

15-31 Temmuz tarihlerinde ise, ABD ve Gürcistan ordusu Tiflis yakınlarında tatbikata başladı. Tatbikata dokuz yüz ABD askerinin katıldığı söyleniyor. ABD hava kuvvetlerinin, kara ve deniz birliklerinin katıldığı tatbikatta ilginç bir gelişme oldu. Aslında Rusya'ya yakın duran Ermenistan tatbikata asker gönderdi. Azeri ve Ermeni askerler ilk kez aynı tatbikatta yer aldı!
 

9 Ekim'de Kazakistan ile Çin, bin 700 kilometrelik doğalgaz boru hattı anlaşması yaptı. 2010 yılında Türkmenistan'dan Çin'e ulaşacak 7 bin kilometrelik bir boru hattı daha faaliyete geçecek.
 

7 Ağustos: Gürcistan ordusu Güney Osetya'ya girdi.
 

8 Ağustos: Rusya ordusu Güney Osetya'ya gridi.
 

14 Ağustos: ABD ile Polonya, füze kalkanı anlaşması imzaladı...
Sonra ne oldu? NATO gemileri Boğazlar'dan geçmeye başladı. Karadeniz'de ABD gücü yeniden tartışılır oldu. Rusya, Abhazya ile G. Osetya'nın bağımsızlığını tanıdı. Rusya-NATO ilişkileri donduruldu. Dünya, G. Osetya krizi üzerinden iki cephe şeklinde saflaştı. Yeni Soğuk Savaş, Kafkaslar ve Karadeniz'de sıcak çatışmaya dönüşür oldu. Türkiye, krizi en azından dondurmak için Kafkas Paktı önerisini gündeme getirdi.

Aslında ne oluyor?

ABD, Avrupa'dan Pasifik Denizi'ne kadar kendi İpek Yolu Stratejisi'ni uyguluyor. Rusya ve Çin buna direniyor. NATO ile Warşova Paktı'nın yerini alan Şanghay Paktı çatışıyor. Rusya, Çin ve İran ise enerji projelerinde Batı'yı şaşırtıcı biçimde öne geçiyor, dev projeler uyguluyor. Asya kendi İpek Yolu'nu, ABD kendi İpek Yolu'nu oluşturmaya çalışıyor. Hazar'dan Avrupa'ya uzanan kuşakta hiçbir şekilde Rusya etkisi istenmiyor. Rusya ABD müttefiklerini, ABD ise Rusya'nın müttefiklerini by-pass eden projeleri gerçekleştirmeye çalışıyor. Bu çok büyük bir oyun. Oyunun hamleleri içinde Ermenistan da saf değiştirir, Karabağ meselesi de çözülür, Karadeniz dünyanın en sıkıntılı bölgesi haline de gelebilir.

Türkiye, krizi dondurmak istiyor. Rusya'nın bölgede bu kadar güçlü olmasını istemiyor ama ABD'nin de Karadeniz'de denetimi ele geçirmesine rıza göstermiyor. Böyle giderse Montrö Anlaşması'nın tartışılacağını, Boğazlar'ın tartışmaya açılabileceğini biliyor. Büyük satrançta Batı ittifakı ile birlikte hareket ediyor ama ona teslim olmak istemiyor. Bir yandan İran'da doğalgaz işletme sahaları alırken diğer yanda Hazar'ın zenginliğinin İsrail'in Aşkelon limanına akıtacak projeye öncülük ediyor. ABD istemese de, NATO istemese de Rusya ve İran'la yakınlaşıyor. Kendini buna mecbur hissediyor. ABD'nin itirazlarına, baskılarına rağmen! Neden mi?

Türkiye, doğalgaz ihtiyacının yüzde doksanını ABD karşıtı ülkelerden sağlıyor da ondan. Ne yani, doğal gazı ABD'den mi getirecektik? Sizce de planlanmış bir oyun değil mi bu? Eğer öyleyse, Boğazlar'dan daha çok ABD ve NATO savaş gemisi geçecek demektir ve bunun da hesabı yapılmıştır!


YENİ ŞAFAK


Neler oluyor Arkadaş ...
Daha Irak'ı halledecektik ...
İranı vuracaktık ...
BOP vardı hani ...
Ne olduda bir anda kafkaslara çıkverdik ....
Afganistan vardı , Pakistanda Butto gitti Müşerref gitti ...
Ülkemizin üç yanı denizlerlemi çevrili , yoksa bela ilemi çevrili anlayamadım ...
Heryanda bir şeyler kıvılcanımlanırken ...
İç gündem hızla kutuplaşmaya çekiliyor ....
Siyasetin en ateşli yerine Silahlı Kuvvetler Çekiliyor ...
Kuzey Irak operasyonlarını sok bu tabloya ...
Kim ? Nerede ? Kiminle ? Ne yapıyor ?
Allah sonumuzu hayır etsin inş.
Bekleyip görecegiz ...
Selamlar ...
Not font kurbaa

*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4811
  • Dosdoğru ol!
Bankalara hücum, hesapların dondurulması ve olağanüstü hal!
« Yanıtla #31 : 06 Ekim 2008, 12:28:24 ÖÖ 00 »
Bankalara hücum, hesapların dondurulması ve olağanüstü hal!
Finans krizinden kurtulmak için ABD yönetiminin hazırladığı 700 milyar dolarlık paket ikinci kez reddedilirse ne olabilir?



İnsanlar paniğe kapılıp paralarını çekmek için bankalara hücum eder ve hesaplarını boşaltmaya başlar. Çünkü bütün birikimleri risk altına girmiştir. Çünkü hangi finans kurumunun yarın sabaha nasıl çıkacağını kimse bilmemektedir. Çünkü kriz yolsuzluğa dönüşmüştür. Şu an için herkes “vergi mükellefini, devleti ne kadar soyabiliriz” yarışına girmiştir.


Aslında 700 milyar dolar hiçbir şeye çözüm olmayacaktır. Miktar vergi mükelleflerinden alınıp krizin gerçek sorumlularına verilecektir. Bu oylamada kabul edilse bile kısa süre sonra bu gerçek anlaşılacak, paketin işe yaramadığı görülecek, yeni paketler devreye girecektir.


İnsanlar bankalara hücum ederse bankalar hesapları dondurur. Bankacılıkla ilgili aslında kimsenin hatırlamadığı o olağanüstü yasalar devreye girebilir.


Hesapları dondurulanlar deliye döner. Yer yer gösteriler başlar. Bir çeşit ayaklanma çıkar.


Sıkıyönetim yasaları devreye girer. Şimdi kimse bu konudaki değişiklikleri, hazırlıkları da hatırlamayacaktır. Ama bur kaç yıldır o hazırlıklar neredeyse günü gününe bu köşede tartışılmış, sorgulanmıştır. İzleyenler bilecektir.


Olağanüstü şartlar ortaya çıkar, sıkıyönetim yasaları devreye girerse öncelikli olarak kimse hesabından belli miktarın üstünde para çekemeyecektir.


Sıkıyönetim ilan edildiği anda polisin ve askerin yapacağı çok da bir şey olmayacaktır. Pazartesi günü ABD tarihinde ilk kez ordunun iç güvenlik için harekete geçirildiğini duyurmuştum. Bu görevlendirme 1 Ekim'de başladı.


Sıkıyönetim ve olağanüstü hal durumu krizin artık başka bir hal aldığı anlamına gelecek, ekonomik kriz tamamen sistem krizine dönüşecek.


Paketten sonra ABD petrol fonları için Körfez ülkelerine çok şiddetli baskılar yapmaya başlayacak. Bu baskıların çatışmalara, savaşlara yol açması ihtimali var. Bu ülkelerin tehdit edilmesi ya da kendi bölgelerinde oluşturulacak tehdit yüzünden ABD'nin askeri gücüne muhtaç hale getirilmesi beklenebilir.
Paket kabul edilirse de sonuç çok değişmeyecek. Çünkü bu paketin verdiği rahatlık kısa sürecek. Yenileri gelecek. Çünkü çözüm şekli bu değil. Bu, krizin daha gerçek anlamıyla tanımlanamadığını gösteriyor. Yani, yukarıdaki gelişmelerin olma ihtimali yüksek! Bunları neden yazıyorum? Çünkü:



ABD liderlik rolünü siyaseten kaybetmişti. Şimdi ekonomik olarak da kaybediyor. Tek ayakta kalan ordu. Bakalım bu konuda ne sürprizler yaşanacak? Alman Maliye Bakanı'nın “ABD ekonomik liderliği kaybedecek” sözü 1929 krizinden bu yana en büyük gerçeği ortaya koyuyor.


Krizden kurtulmak için ABD liderliğinin dışında bir küresel ortak mekanizma teklif ediliyor. Çünkü hiçbir devlet ulusal programlarla bu krizden kurtulamayacak. ABD bile. Ama gariptir, ortak mekanizmayı önerenler de bugünkü krizin sorumluları olan o azgın azınlık. Yeryüzünün dokunulmazları yani.


Bu günkü hal şöyle tanımlanabilir: Herkes nefesini tutmuş, çöküşü bekliyor! Tokyo'dan Buenos Aires'e kadar bütün ülkeler, krizin nasıl bir dünya sorununa dönüştüğünü izliyor.


Sadece emlak sektöründeki krizin büyüklüğü ABD'de yaklaşık 10 trilyon dolar. Dünya genelinde ise 40 trilyon dolar. Ama olay emlak boyutunu çoktan aştı, finans boyutunu da aşmak üzere. Burası çok önemli. 21. yüzyılın dünyasını inşa edecek bir kriz bu.


ABD hiçbir şekilde krizin üstesinden gelemeyecek. En azından bu paketlerle. 20 milyar dolarlık gücü olan bir banka 600 milyar dolarlık güç gösterisine giriyorsa devletlerin bunun üstesinden gelme şansı yok. Mesela Fortis kendi gücünün 33 katı fazlasına hükmediyor. Belçika ekonomisinin üç katı bir büyüklük bu. Bu yüzden paketler ancak geçici nefes almalara yarayabilir.


Amerika'yı Çin, Japonya, petrol ülkeleri finanse etmezse, Avrupa'yı Rus kaynakları beslemezse bu iki merkez ayakta kalamayacaktır.


Krizi finans krizi gibi görmek bizi en büyük yanılgıya itecektir. Şu anda olan öncelikle Amerikan Yüzyılı'nın, bizim bildiğimiz dünya düzeninin sonunun gelişidir.
Yazının başındaki ihtimaller kimseyi şaşırtmasın. Kimse bunları abartılı bulmasın. Kriz şu ana kadarki seyriyle bile Amerika'nın bütün güvenini sarstı, ikna yeteneğini ortadan kaldırdı, dünyadaki “Amerika inancı”nı yerle bir etti. Yani yapacağını yaptı. Bundan sonrası ekonomi ötesi kriz olacaktır.

Bakın İngiltere Kilisesi herkesi hazırladığı ekonomik kriz duasına çağırıyor: “Tanrım, tüm dünyada sulh ve sükunetin bozulduğu günlerde yaşıyoruz. Fiyatlar yükselirken, borçlar artarken, bankalar batarken, işler kaybedilirken huzuru bize hediye et. Korkularımızda bizi yalnız bırakma, dualarımızı duy, karanlıkta ışık ve ayağımızın altından kaymakta olan kumun içinde bize manevi güç ver..”


Bu adam yeminli hep korkutacak
azrail mi ne yahu :)
'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8

*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: İbrahim Karagül Yazıları..
« Yanıtla #32 : 07 Ekim 2008, 02:09:59 ÖS 14 »
'Büyük çöküş'e bir adım kaldı!
 
Önümüzdeki bir ya da iki hafta içinde ABD'de bankaların kapılarına kilit vurabileceğini, hesaplara girişi önleyebileceğini, hesapların boşaltılmasının bu şekilde önüne geçmeye çalışabileceğini söylesek abartmış mı oluruz?

Ya da Temmuz ayının bankacılık sistemi için bu kadar ürkütücü tehlikeler içerdiğini, ay sonuna kadar ABD ve Avrupa'da, öngörülemeyen sürprizlerin yaşanabileceğini söylesek… Krizin kıtalar arası dalgalar halinde yayıldığı bugünlerde bile öngörülemeyen bir durum bu. ABD'nin en büyük bankası ile şubeleri arasında bu bilgiler dolaşıyor.

“O an geldiğinde, kontrol kaybedildiğinde kapıya kilit vurmaya hazır olun! Hesaplara girişi durdurun! Para çekilmesinin önüne geçin!” Söylenen bu!

Üstelik sadece o bankanın kendi özel tasarrufu da değil. Merkez'den bu bankalara iletilen gizli bir not olduğu iddia ediliyor. Öyleyse bütün bankalara gönderilmiş de olabilir.

Ne demiştik bir hafta önce?

İnsanlar paniğe kapılıp paralarını çekmek için bankalara hücum eder ve hesaplarını boşaltmaya başlar. Çünkü kriz yolsuzluğa dönüşmüştür. Bu hafta verilen devlet güvenceleri yeterli olabilir mi? Bankaların krizi hazine krizine dönüşebilir.

İnsanlar bankalara hücum ederse bankalar hesapları dondurur. Bankacılıkla ilgili aslında kimsenin hatırlamadığı o olağanüstü yasalar devreye girebilir.

Hesapları dondurulanlar deliye döner. Yer yer gösteriler başlar. Bir çeşit ayaklanma çıkar.

Sıkıyönetim yasaları devreye girer. Şimdi kimse bu konudaki değişiklikleri, hazırlıkları da hatırlamayacaktır. Ama bir kaç yıldır o hazırlıklar neredeyse günü gününe bu köşede tartışılmış, sorgulanmıştır. İzleyenler bilecektir.

Olağanüstü şartlar ortaya çıkar, sıkıyönetim yasaları devreye girerse kimse hesabından belli miktarın üstünde para çekemeyecektir.

Pazartesi günü ABD tarihinde ilk kez ordunun iç güvenlik için harekete geçirildiğini duyurmuştum. Bu görevlendirme 1 Ekim'de başladı.

Sıkıyönetim ve olağanüstü hal durumu krizin artık başka bir hal aldığı anlamına gelecek, ekonomik kriz tamamen sistem krizine dönüşecektir.

Böyle söylemiştik… Ardından gösteriler ve kontrolsüz hareketler için önceden hazırlanan yasalar gereği tatbikatların başladığını belirtmiştik. Bu hafta aynı hazırlıkların İngiltere'de de başladığını öğrendik.

Amerika'yı artık Sosyalist devlet olarak tanımlayan ve bugünlerde oldukça popüler olan ekonomi profesörü Nouriel Roubini, olayın finans krizi değil tamamen sistem krizi olduğunda ısrar ediyor. Ona göre daha en kötüyü görmedik. Bugünler kabus ama sistemin temelden çökme riski çok yüksek. Asıl korkulması gereken de bu.

Tam 12 aşamalı kriz analizi yapıyor. Bu aşamalar büyük oranda gerçekleşmiş. Şuan dokuzuncu ya da onuncu aşamadayız. Emlak balonunun patlamasını birinci aşama, kredi krizini ikinci aşama, diğer kredilerdeki krizlerin üçüncü aşama olarak gösteren Roubini, dokuzuncu aşamayı bankacılık sisteminin çöküşü olarak gösteriyor. Ona göre bu 12 aşamanın sonu “Finansal felaket” olacak.

850 milyar dolarlık paketin bile işe yaramayacağını, dolayısıyla Avrupa'daki kurtarma paketlerinin de akıbetlerinin aynı olduğunu, “ticari sistem”in çöküşün eşiğinde olduğunu söylüyor. Yani önümüzde tam anlamıyla bir ekonomik felaket beklentisi hakim.

Şimdi;

ABD'deki borsa verileri, Türkiye'deki döviz borsa hareketleri, Rusya'nın borsayı kapatması, Asya'daki hareketlilik gibi güncel veriler olayın vahametini anlatmakta yetersiz kalıyor. Biz, ısrarla olayın ekonomik sistemi çökertecek nitelikte olduğunu, bunun siyasi sorunlara yol açacağını, hatta toplumsal krizlere, yeryüzünün bir çok bölgesinde kaynak savaşlarına yol açacağını vurguluyoruz.

Daha şimdiden Avrupa Birliği, mali açıdan neredeyse dağıldı. Bugüne kadar siyasi bir cüce, askeri olarak bir hiç olan, sadece ekonomik güç kullanabilen AB, krizde ilk olarak birlik düşüncesini feda etti, “herkes başının çaresine baksın” demeyi tercih etti.

Olağanüstü günler geliyor. Ardından olağanüstü önlemler gelecek. ABD Merkez Bankası Başkanı'nın bile yarın sabahı göremediği bir belirsizlikler dönemi yaşıyoruz. Genel kanaate göre büyük çöküşe bir adım kaldı. Hepimizi şok eden kötü sürprizlere uyanabiliriz. Çünkü bugüne kadar yaşadıklarımız daha öncü depremler…
 


Gözünü seviyim İbrahim Abi etme eyleme ...
Zaten pamuk ipligine baglı yaşıyorum şu hayatta ..
Ufaktan ufaktan komando egitimine başlarsam sonrada ortada sap gibi kalırsam papaz oluruz bak ...
Yahu cidden benimde içimde aynı şeyler var ...
Kızlar sağlık dersleri , oğlanlar spora başlasın derim ...
Haydi gazanız mubarek olsun ...
Selamlar ...
Not font kurbaa

*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: İbrahim Karagül Yazıları..
« Yanıtla #33 : 09 Ekim 2008, 10:45:52 ÖÖ 10 »
Küreselleşme tersine döndü: Jeopolitik harita değişecek!


Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin şu sözleri çok ama çok önemli: “Küresel mali krizden sonra Birleşmiş Milletler'i ve G-8'i gözden geçirmeliyiz. Bu kurumlarda reform yapılmalı. Gelişmekte olan ülkelerin sesine daha fazla kulak verilmeli. Ortak hareket edilmeli…”

Sarkozy, bu sözleriyle bugün “mali kriz” olarak tanımladığı küresel sistemik krizin nasıl bir jeopolitik değişimine yol açacağının da ipuçlarını veriyor. Dünyanın en güçlü kurumları gözden geçirilecek. Bunu zorunlu kılacak büyüklükte bir kriz yaşıyoruz ve bu hiçbir şekilde dar anlamda ekonomik bir kriz değil.

G-8 gibi Zenginler Klübü'nde değişimler yaşanacak. Belki üye sayısı artacak ya da azalacak. Dahası belki de üyeleri değişecek. Kriz bazı ülkeleri öyle vuracak ki, bu ülkeler artık zenginler klübünde yer alamayacak. Bazı ülkeleri de öyle bir yükseltecek ki, onlar G-8'in (adı o zaman ne olacaksa) yeni üyeleri olacak. Bunlar gerçekleşir mi? Olmayacağına dair kimse net bir şey söyleyemez.

Dünyadaki en büyük uluslararası örgüt olan ve temelde ekonomik bir yapı olmayan Birleşmiş Milletler'i de aynı akıbet bekliyor. Örgütü kontrolünde tutan beş dokunulmaz üye bugünkü gücünü koruyabilecek mi? Ortaya çıkacak yeni aktörler bu güç dengesini kabul edecek mi? BM, nasıl bir yoksulluk kriziyle karşı karşıya gelecek. Ekonomi ile, daha doğrusu yeni finansal sistemle ilgili roller üslenecek mi? Bu soruların hepsi çok önemli ve bugünden itibaren üzerinde düşünülmesi gerekiyor.

Sarkozy'nun “ortak hareket edelim” çağrısının yeterli destek bulacağını sanmıyorum. ABD'den sonra Avrupa'yı dağıtan, çok yakından Çin'de benzer bir depreme yol açması muhtemel olan kriz, elbette sadece merkez ekonomilerin güç birliği ile yavaşlatılabilir. Ancak bugüne kadar krizin ülkeleri daha da bencilleştirdiğini gördük.

Sarkozy'yle aynı ortamda konuşan Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev, “finans sisteminin daha sıkı kontrol edilmesi” çağrısı yaptı. Evet bu muhtemelen olacak ancak beraberinde devletlerin otoriterleşmesinin, siyasetin ve ekonominin daha merkezileşmesini de getireceğini düşünmek durumundayız.

Bugün büyük korkuyla batan her şirketi kurtarmaya girişenlerin yarın bu şirketleri başlarından atmak için çaba harcayacağını, çok daha acımasız olacağını, sistemi çürüklerden temizlemek için bir çoğunu gözden çıkaracağını düşünebilmeliyiz. Günlük değerlendirmelerin ötesine geçip, dar finansal yorumların, teknik ekonomik analizlerin ötesine geçip, bugünkü durumun önce mali alanda sonra da siyasi alanda güç dengelerini yerinden oynatacağını, değiştireceğini öngörebilmeliyiz. Açık söyleyelim: Dünya sistemi İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki en büyük dönüşümünü belki de bu kriz üzerinden yaşayacaktır. Önümüzde adeta bir jeopolitik deprem beklemektedir.

Amerika, Avrupa, Asya ve tabi ki Türkiye gibi ülkelerin borsalarında iki gündür yaşanan panik, dün alınan “geçici” bir tedbirle “şimdilik” durduruldu. Öncelikle bu “geçici” bir önlem. Sükunet de geçici. ABD, Avrupa, İngiltere, Kanada, İsviçre ve daha bir çok ülkenin merkez bankaları hep birlikte faiz indirdi.

ABD'deki 850 milyar dolarlık paket gibi, bu önlemin etkisi de ancak birkaç gün sürebilecek. Yüz milyarlarca dolarlık paket bile piyasayı sakinleştiremedi. İngiltere, 85 milyar dolarlık paket hazırlıyor, o ülke çapında bile yeterli olmuyor, olmayacak.

Devletler, merkez bankaları ellerindeki son kurşunları tüketiyor. Çöküş ve yolsuzluğu birlikte yaşayan finans kurumlarına sürekli para akıtıyor, onların her talebini karşılamaya çalışıyor. Banka hesapları üzerindeki devlet güvencesini artırmak da önlemlerden biriydi. Kriz şirketleri aşıp devletleri sarmaya başladı. Bundan sonra devletlerin de çökmeye başladığını görebiliriz. İşte bu yüzden jeopolitik deprem diyoruz. Bunun da yeryüzünün güç haritasını önemli oranda değiştireceğine inanıyoruz.

Daha şimdiden ABD'nin savunma harcamalarında kesintiye gidip gitmemesi tartışılır oldu. Daha şimdiden İzlanda bir devlet olarak battı ve Avrupa bu ülkeyi korumadı. Peki ne oldu? Rusya, İzlanda'ya 4 milyar dolar verme kararı aldı.

Moskova bunu neden yapar? İyilik için mi ya da ekonomik kazanç için mi? Hayır! Son bir yılda özellikle Rusya ile İngiltere arasında Kuzey bölgelerindeki askeri restleşmeyi hatırlayalım. ABD, Rusya, ve diğer bazı ülkeler, buzulları eridikçe dünya için büyük yer altı zenginliklerini ortaya çıkaran Kuzey Kutbu'nu paylaşamıyorlar. Rusya, 4 milyar dolarla adeta İzlanda'yı satın aldı. Ama aslında Kuzey Kutbu'ndaki hissesin büyüttü. Bir siyasi hesap yaptı yani. Kutup bölgesi sadece yer altı zenginlikleri için önemli değil. Devası bir kıta ortaya çıktı ve yeni askeri, jeopolitik öncelikler devreye gerdi. Krizin ekonomik dışındaki sonuçlarına küçük bir örnek bu. Önümüzde daha büyük krizler var. Dikkat edin, “ekonomik” demiyoruz. Siyasi ve askeri krizler var.

Tekrar özetleyeyim: 850 milyar dolarlık paket yetmedi, yetmeyecek, yenileri gelecek. Faiz indirimlerin etkisi en fazla birkaç gün sürer. Yetmeyecek, tekrarları gelecek. Bankalara verilen güvenceler de yetmeyecek, oranları artırılacak. Şirketlerin iflası devletleri iflasa sürükleyecek büyüklüklere ulaşabilecek. Uluslararası kurumları yeniden şekillendirecek, siyasi ve ekonomik güç kaymalarına neden olacak, sürpriz aktörleri öne çıkarabilecek sancılı bir dönüşüm bu.

Küreselleşme tersine döndü. Ama ulus-devletlere dönüş değil bu. İmparatorluk stratejilerine dönüş...
Not font kurbaa

*

Çevrimdışı HeRCaİ

  • AŞK VeFa iSTeR, VeFa İMAN
  • *
  • 16
Son Süper Güç” de tarihe gömülürken…
« Yanıtla #34 : 15 Ekim 2008, 02:01:23 ÖÖ 02 »
"Son Süper Güç” de tarihe gömülürken… 
 
 İbrahim KARAGÜL
Burada bazı sözleri cümleleri yazarken “büyük laflar ettiğimiz” sanılır. Öyle değil. Sadece başkalarının bin bir kaygı ve hesapla yazmak istemediği gerçekleri yalın ifadelerle aktarıyoruz. Ve bunlar, sadece bizim gerçeklerimiz değil. Bugünün dünyasında herkesi ilgilendiren ve bilinmesi gereken ve hızla ortak kanaate dönüşen gerçekler. Bilinen, inanılan ama itiraf edilmeyenler. Başlıktaki “Son Süper Güç de tarihe gömülürken” ifadesiyle anlatılmak istenen gibi.

Krizin dar ekonomik yorumlarını fazlasıyla okuyoruz. Merkez ülkeler, çevre ülkeler, küçük ülkeler, herkes, ABD'den doğup dünyaya yayılan krizin nasıl önleneceğini, nerelere uzanabileceğini, hangi ülkeleri batırıp hangi ülkeleri güçlendireceğini, ne tür ekonomik dönüşümlere yol açabileceğini, ne tür siyasi krizler çıkaracağını, ne tür sosyal travmalara zemin hazırlayabileceğini öngörmeye çalışıyor.

Kişisel kanaatim; her ülke kendi çapında önlemlerini alıyor. Bu daha çok Türkiye gibi ülkeler için söz konusu. Krizin asıl kaynağını oluşturan gelişmiş ülkeler de. Ama gelişmiş ülkelerin aldığı önlemler kendilerini kurtaracak ölçüde değil.

Yaptıkları tek şey, krizi hazırlayanları beslemek. Finans devleri batıyor, devletler onları fonluyor. ABD, AB, G-8 veya tek tek devletlerin yaptığı şey şuan bu. Şuan finansal kriz görünen durum altı ay sonra ciddi biçimde üretim krizine dönüşecek. O zaman ne olacak? Yüz milyarlarca dolar para aktarılıyor, etkisi birkaç gün sürüyor. Şu ana kadar yarayı tedavi edecek hiçbir çözüm önermediler. Sadece kanamayı durdurmaya çalışıyorlar. Tedavi için küresel ekonomik sistemde köklü değişimler yapmak zorundalar. Bunu göze alamıyorlar.

Neden? Çünkü sistemi dönüştürürlerse ABD'nin ekonomik öncülüğüne son vermiş olacaklar. Çünkü krizin tek sebebi ABD'nin dış ticaret açığı. Yani borçları ve yeni borç bulamaması. Krizi gelişmekte olan ülkelerin üstüne atmaya, faturayı onlara çıkarmaya çalışıyorlar. Bu ülkeler üzerinde baskı oluşturmak istiyorlar. Ancak dünya bu sefer buna izin verecek gibi görünmüyor

Bizi asıl ilgilendiren krizin ekonomik olmayan sonuçları. İşte asıl büyük sözler bu alanda söyleniyor. ABD'nin siyasi, askeri ve ekonomik olarak sınırsız gücü olduğuna, 11 Eylül sonrası iki ülkeyi işgal ettikten sonra dünyanın yarısını hizaya sokacağına inananların anlayabileceği bir durum değil bu. Daha doğrusu onları derin hayal kırıklığına uğratacak, inançlarını sarsacak gelişmeler bunlar. “Büyük laflar”dan birkaç örnek:

ABD, siyasi ve ahlaki öncülükten sonra ekonomik öncülüğünü de kaybetti. Askeri üstünlük tek başına yeter mi? Irak ve Afganistan işgallerine bakılırsa yetmez. İki savaşı kaldıramayan bir ülkenin askeri olarak dünyaya yön vermesi ihtimal dahilinde değil.

Sadece dünya genelinde değil, ABD'nin kendi iç kamuoyunda çok ciddi sarsıntılar yaşanabilir. Çünkü; şu an bankerlerin devlet korumasına alınması vergi mükelleflerinin paralarına ol konarak yapılıyor. Yani; “bankerlere sosyalizm geri kalanlara vahşi kapitalizm” uygulanıyor. Dünyanın geri kalanı bunu örnek almamalı.

ABD dış politikasında köklü değişimler yaşanacak. Kasım seçimlerini kim kazanırsa kazansın, bazılarının iddia ettiği gibi, köklü değişiklikler olmayacak. Ortadoğu, Güney Asya, Latin Amerika'da ABD'nin ciddi oranda gerilediğini göreceğiz. Arka bahçesi Latin Amerika'da zaten çok ciddi dirençle karşılaşan Washington, bu direnci daha sert biçimde Ortadoğu ve Güney Asya'da da görecek. Hatta Afrika'da bile. Oluşturduğu “Yeni Afrika Projesi”nin fiyaskoyla sonuçlanması bunun kanıtı. Daha da önemlisi ABD'nin bu süper güç rolüne Avrupa içinden çok ciddi bir direnç gelişti. Bükreş'teki son NATO zirvesinde ABD'nin önerileri bu ülkeler tarafından reddedildi. Ret cephesinde Türkiye de vardı.

“Süper gücün yönettiği dünya” tarihinin sonuna gelindi. Artık bundan sonra süper güç olmayacak. Tek kutuplu dünya zaten olamayacak. ABD'nin gerileyişi süper güçler çağını sona erdirdi. ABD'nin elitleri bile çöküşün kaçınılmaz olduğunu söylüyor.

Artık hiçbir ülke, dünya zenginliğinin yüzde 30'undan fazla pay alamayacak. 2010 yılı sonunda ABD'nin payı yüzde 20'ye düşecek. Sonraki on yılda ise bu pay yüzde 15 ya da 10'a kadar gerileyecek.

Yeni şartları göz önünde bulunduranlar, bundan sonraki dünyanın hangi kavramlarla tartışılacağına ilişkin dikkat çekici ifadeler ve kavramlar kullanıyor.

“Dünya devleti”, “NATO'nun öncülük edeceği faşizan arayış”, Nükleer saldırı dahil “önleyici savaş”, “zihin kontrolü”, “kitle yönetimi”, “diktatörlük arayışları”, “istihbarat emperyalizmi” gibi…

Süper güçlerin olmadığı, dünyanın çok sayıda bloklara ayrıldığı ya da küresel üst yönetimin kurulduğu, kitlelerin doğrudan kontrol edildiği, kaynak savaşlarının alabildiğine arttığı, her bireyin izlendiği bir dünya…

Ya da daha dengeli, kaynakların bölüşüldüğü, adaletin etkisini artırdığı, çatışma değil uzlaşmanın öne çıktığı, imparatorluk ve hegemonya arzularına izin verilmediği bir dünya…

Hangisi öne çıkar bilmiyoruz. Şimdilik bildiğimiz şey; küresel krizin ekonominin yanında siyasi alanda da köklü dönüşümlere yol açacağı, yeni aktörlerin öne çıkacağı, süper güç ABD'nin bu gücünü hemen hemen kaybedeceği şeklinde.



eFSaNe GeRi DöNDü....

*

Çevrimdışı Aysegul

  • *
  • 3127
    • Yine Ayrılık.. Yine Ayrılık...
Ynt: İbrahim Karagül Yazıları..
« Yanıtla #35 : 15 Ekim 2008, 08:55:43 ÖÖ 08 »
Süper güç sevdalılarına; asıl güç nereden acaba? anlasınlar..
ve 1. seçeneğin öne çıkacağını düşünüyorum.
ve belki de bu olursa, zaten düşünemeden her türlü savaşın içinde bulacak insanlar kendilerini..


*

Çevrimdışı şimal

  • ***
  • 398
Böyle bir mucize gerçek olur mu?
« Yanıtla #36 : 28 Ekim 2008, 07:36:07 ÖS 19 »
2008-10-28
İbrahim Karagül


Böyle bir mucize gerçek olur mu?
     
 

Amerikan seçimlerine sadece bir hafta kaldı. 2000 yılında tartışmalı bir şekilde iktidara gelen George Bush yönetimi, bir sonraki seçimleri izlediği savaş politikası ve “Amerika savaşta” söylemiyle bir kez daha almayı başardı. Amerikan halkı o gün, dünyanın yarısını istilaya girişen bir zihniyetin doğurduğu heyecana kapılarak tercih yaptı. Hem de yüz binlerce insanın ölümünü hiçe sayarak…

4 Kasım seçimlerinde ise, Cumhuriyetçilerin elinde hiçbir ciddi argüman yok. Hala kibirliler, hala Amerikan yüzyılı rüyalarına sahipler, hala dünyanın yarısını istila etmek istiyorlar, hala gezegenin tek hakimi olmak istiyorlar, hala yeryüzünün bütün zenginliklerini talan etmeye niyetliler.

Bu açgözlülük yüzünden ABD'yi utanç verici bir duruma düşürdüler. Siyasi kredisini tükettiler. Askeri gururunu kırdılar. Ulaşılamaz sanılan ekonomik refahını perişan ettiler. Seçime bir gün kala dünya neleri tartışıyor bir bakın!

Ekonomi batmış durumda. Hiçbir ülke ABD ekonomisine kaynak aktarmıyor. Yüz binlerce insan haciz sırasında. Bankalar batıyor, dev şirketler çöküyor, ABD bütün dünyadan para dileniyor. Bir günde borsalarda 1 trilyon dolar kaybediliyor. Dış borç 10 trilyonu aşmış. 21. yüzyılı maddi refah içinde geçireceğini sanan ABD halkının refah düzeyi hızla geriliyor. Dünya, “Amerika nasıl kurtulur”u tartışırken o, kendisiyle beraber Asya'yı, Avrupa'yı, Latin Amerika'yı çökertiyor. Çöküşünün faturasını dünyaya fatura etmeye çalışıyor. Tehdit ve şantajlara başvuruyor.

Zaten bu yüzden kaybetti. Kibri yüzünden, başkalarını aşağılaması yüzünden, paylaşmaması yüzünden, aç gözlülüğü yüzünden, yağmacı siyasi kültürü yüzünden, adaletsizlikleri yüzünden, insanlığın ortak kaderini hiçe sayması yüzünden, insanlık tarihinde olanları küçümsemesi yüzünden, yeryüzünden tanrısal bir role soyunması yüzünden kaybetti. Değişmemekte direniyor. Paylaşmamakta direniyor. Sınırsız güce inanmakta direniyor. Böyle direnmeye devam ederse kaybetmeye de devam edecek.

Bu güce iman edenler, bu gücün kıyamete kadar süreceğine inanan, tarihe bakmayıp hayal dünyasına dalanlar şimdi susuyor. Söyleyebilecek hiçbir şeyleri olmadığından. Tarihin sonunun Amerika olduğunu söyleyenler susuyor şimdi ya da sözlerini geveleyip duruyor, ne dediklerini kendileri bile bilmiyor.

Barack Obama tek kurtuluş olarak pazarlanıyor şimdi. Beyaz Amerika'nın, ırkçı Anglo Amerikan zihnin bile kurtuluşu geçmişi Müslüman bir zenciyi iktidara getirmek oluşu başlı başına büyük bir dönüşüm. Aynı zamandan çaresizliğin göstergesi. Ama acaba öyle olacak mı? Acaba Amerika Obama yönetiminde kurtulacak mı? Bankalar, emlak sektörü, finans sistemi, sosyal güvenlik sistemi ayağa kalkabilecek mi? ABD'nin istilacı, açgözlü, yağmacı tavrı son bulacak mı?

Obama Sürprizi! O kazanacak Amerika kurtulacak. Ekonomi kurtulacak. Bütün bu krizlerin sebebi zaten Bush yönetimiydi, bu yönetim devrilince işler yoluna girecek…. Ne büyük hayal!

Krizin sebebi Cumhuriyetçiler değil. Kurtuluşu da Demokratlar olmayacak. “Amerika son süper güç”, artık bu gerçekle yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor. Geleceğin dünyasında hiçbir ülkenin bu kadar güç edinmesine izin verilmeyecek. Obama iktidara gelse de temelde hiçbir değişiklik olmayacak. ABD'nin zaafları aynen kalacağı gibi, ihtirasları da sönmeyecek.

Öncelikle çekişmeli, tartışmalı bir seçim izleyeceğiz. Cumhuriyetçiler iktidarı bırakmamak için ellerinden geleni yapacak. Alışık olmadığımız, çok anormal gelişmelere bile tanık olabiliriz.

11 Eylül'den bu yana artan gel-gitlerin daha belirgin, daha derin olacağı günler başlıyor. Obama yönetiminin ekonomide ciddi bir değişime gidemeyeceğini, krizin üstesinden kolay kolay gelemeyeceğini göreceğiz. Siyasi açıdan bir çok alanda Cumhuriyetçileri aratmayacak. Ama ekonomik krizi çözmekte aciz kalacağını şimdiden söyleyebiliriz.

1973'ten bu yana endüstriyel ekonomiden finansal ekonomiye geçen ABD'nin yeniden eski haline dönmesi zor. Sermaye buna izin vermeyecek. 1973'ten bu yana ne olmuş bakalım: Yaklaşık 17 bin ABD şirketi yabancılara satılmış. Demir-çelik, tekstil, otomotiv, elektronik sanayi hızla gerilemiş. Sadece 2007'de Çin'den 321 milyar dolarlık mal alınmış, 62 milyar dolarlık satış yapılmış. 2000 ile 2005 arası 3 milyon yüksek ücretli iş kaybı yaşanmış. Sadece bu yılın Şubat ayında 63 bin kişi işini kaybetmiş. İhracatının yüzde 20'sini ABD içinde üretim yapan yabancılar yapıyor. 2004'te Çin ve Hindistan 950 bin mühendis yetiştirirken ABD sadece 70 bin tane yetiştirebilmiş. Bu veriler böyle devam edip gidiyor. Unutmayalım, seçim döneminde Cumhuriyetçi adayı destekleyen şirketlerle Obama'yı destekleyen şirketler hemen hemen aynı.

Goldman Sachs, Lehman Brothers, JP Morgan, Citigroup, Citadel Investments, Credit Suisse, Morgan Stanley ve benzerleri.. Obama'yı destekliyorlar. Şu anki krizin mimarları da onlar değil mi? Peki Obama onları yok sayabilir mi?

Bu kolay bir seçim olmayacak. Bu, basit bir kriz değil. Bu, bir seçimle üstesinden gelinebilecek bir durum da değil. Krizi küçümsemek büyük bir hataydı. Obama'nın çözeceğine inanmak ikinci büyük hata olacak. Gerçekle yüzleşmek istemeyenler, böyle küçük istasyonlarda oyalanıp duruyor. Hem kendilerini hem de milyonlarca insanı kandırıyor!



 

*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4811
  • Dosdoğru ol!
Ynt: İbrahim Karagül Yazıları..
« Yanıtla #37 : 28 Ekim 2008, 09:14:05 ÖS 21 »
büyük bir gürültü bizi bekliyor. altında neler kalır bu çöküşün bilinmez, ve karalttığı nereleri görürüz onu da bilemeyiz.yerinde ne-neler? kim-kimler? olur onu da bilemeyiz.var mı hazırda bir güç.
evet iran ama o henuz 30 yaşında üstesinden gelebilir mi?
hazırmıyız?
aman mazlumlar çoğalmasında
bu arada kriz de inşallah faizin tevbesi olur...
'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8

*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4811
  • Dosdoğru ol!
Hz. Ali'nin işareti, Obama mucizesi, Mehdi'nin gelişi!
« Yanıtla #38 : 29 Ekim 2008, 10:24:32 ÖS 22 »
Hz. Ali'nin işareti, Obama mucizesi, Mehdi'nin gelişi!
Dünkü yazımın başlığı “Böyle bir mucize gerçek olabilir mi” şeklindeydi. “Obama mucizesi”nden söz etmiştim. Bir yanılsamadan, onun bir “kurtarıcı” gibi sunulmasından…

Oysa gerçekten de onu “kıyamet habercisi”, “kurtarıcı”, “mehdinin gelişi”nin işareti olarak görenler varmış! Ben başka türlü bir mucize anlayışını eleştirmiştim ama daha beteri varmış. Ona ilahi misyon yükleyenler bile varmış. Şaşırdım, şok oldum!.. Ciddiye alınır mı bu düşünce? Elbette hayır. Ama bu çarpık düşünce hakkında bir şey yazmak gerekirdi.

Ben Obama'nın; ABD'nin dünya genelindeki yerlerde sürünen imajını düzelteceği, ekonomiyi çöküşten kurtarıp eski günlerine döndüreceği, siyasi nüfuzunu güçlendireceği, adaletsizlikleri gidereceği, işgallere ve savaşlara son ereceği, talan zihniyetinden vazgeçeceği, yeryüzünün kaynaklarına el koyma açgözlülüğünü son erdireceği gibi hezeyanları ortaya atanların, onu tek umut olarak sunanların nasıl hataya düştüklerini, nasıl bu yanlış kanaatleri insanların zihinlerine yerleştirdiklerini sorgularken, tam tersinden bir hayranlık da söz konusuymuş!

Forbes dergisinde Amer Taheri imzasıyla 26 Ekim'de yayınlanan yazıda; bazı İranlıların Obama'yı gerçekten kurtarıcı gibi gördükleri, Mehdi'nin gelişinin işareti kabul ettikleri, Kıyametin habercisi olduğunu düşündükleri öne sürülüyor. Haber şöyle:

“Barack Obama, Şii Müslümanların dünyayı fethetmek için bekledikleri Kayıp İmam'ın habercisi 'Vaat edilen Savaşçı' mı? Bu soru, geçtiğimiz aydan bu yana İran'da, rejim yanlısı bir web sitesinin 17. yüzyıla ait “Bahr ul-Enver” (Işık Okyanusu) adlı eserden bir hadisi nakletmesiyle gündeme geldi. İnanışa göre, İmam Ali Bin Ebu Talib, zamanın sonunda, kıyamet yaklaştığında ve kurtarıcı Mehdi'nin dönüşünden hemen önce, 'uzun boylu, siyah bir adam' Batı'da iktidarı ele geçirecek. Dünyanın en büyük ordusunu yönetecek. Batı'nın bu yeni yönetici Üçüncü İmam Hüseyin Bin Ali'den işaretler taşıyacak.”

İşte o büyük kurtarıcı Barack Obama oluyor! Hem Amerika'yı kurtaracak, hem dünyayı yönetecek, hem dünyanın en büyük ordusunu komuta edecek, hem kıyamet habercisi olacak, hem Mehdi'nin gelişine işaret edecek! Hem ekonomiyi kurtaracak hem yeryüzünü cennete çevirecek.

Bazılarına göre insanlığın kurtarıcısı Mehdi'nin gelişinin işaretini verecek bazılarına göre ise Hz. İsa'nın yeryüzüne dönüşünü hazırlayacak. Öyleyse bazılarına göre de Armageddon Savaşı'nın habercisi olmasın! Hani o, neoconların dünyayı hazırladıkları Kıyamet Savaşı'nın habercisi. Onların yapamadığını Obama yapmasın!

Nasıl olsa babası Müslüman. Nasıl olsa ilk adı Hüseyin. Nasıl olsa adı Burak. Nasıl olsa Müslüman bir ülkede doğdu. Nasıl olsa siyah kölelerin neslinden. Nasıl olsa horlanan bir kişi. Nasıl olsa dünyanın en büyük ülkesinin başına geçiyor. Bu başlı başına mucize!

Bunlara bir de Mehdi'nin gelişini, Kıyametin haberini ekleyelim. Bir de Batı'nın ve dünyanın lider ülkesini bir Müslüman'ın yönettiğini ekleyelim. Bir de son yıllarda benzer inanışların etkisini alabildiğine artırdığını ekleyelim.

Mucizeler çağı isteniyor. Hiçbir şey yapılmadan, yorulmadan, mücadele etmeden, zorluklarla boğuşmadan bir el gelip her şeyi düzeltsin. Bizler de miskinler gibi bekleyelim. Bu düşünce biçimi Müslümanların yüzyıllarını yok etti. Bugünkü acınası hale zemin hazırladı.

Benzer bir düşünce dünyayı bu hale sokan neoconlarda yok mu? Onlar da kıyameti beklemiyor mu? Onlar da Hz. İsa'nın dönüşü hızlandırmak için bu çirkinlikleri sergilemiyor mu?

İsa'yı beklemek, Mehdi'yi beklemek, ilahi adalet, mucizeler ayrı konu. Hz. Ali'yi Nostradamus'a dönüştürmek apayrı. Böyle düşüncelerle kitlelerin zihinlerini rehin almak da öyle.

Peki ya Obama, Bush yönetiminden daha şahin kesilirse ne yapacaksınız? Oturup Mehdi bekleriz! Ne acı!

Benim “mucize” bekleyenlerin sözüm şuydu. “Bu kolay bir seçim olmayacak. Bu, basit bir kriz değil. Bu, bir seçimle üstesinden gelinebilecek bir durum da değil. Krizi küçümsemek büyük bir hataydı. Obama'nın çözeceğine inanmak ikinci büyük hata olacak. Gerçekle yüzleşmek istemeyenler, böyle küçük istasyonlarda oyalanıp duruyor. Hem kendilerini hem de milyonlarca insanı kandırıyor!”

“Amerika sonrası dünya”ya hazırlanmak varken, zihinleri diri tutmak varken, gerçeklerle yüzleşmek varken, “Obama'ya ilahi misyon yüklemek” ne acınası durum! Oldu olacak Obama'yı mehdi ilan edin, ya da kıyamet öncesi “Batı'dan doğacak güneş” olarak kabul edin de hep birlikte kurtulalım!


çok komik :D

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8

*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4811
  • Dosdoğru ol!
İNANMIYORUM YAA
ALLA ALLA
taş mı düştü başına ibram abi :)

güzel şeyler söylüyor. töbe yarabbim töbee
sakın biri hacklemesin e-postasını :D

Henry Kissinger'a göre, dünya; “insanlık tarihinin gördüğü en büyük varlık transferi”ne tanıklık ediyor. Yani, zenginlik ve refah içinde yaşayan Batı, bu gücün kaybediyor. Zenginlik Amerika ve Avrupa'dan çıkıp başka bölgelere dağılıyor ve bu “tarihin tanık olmadığı” büyüklükte bir transfer.

Thomas Friedman, bu transferde önemli rol oynayan petrol zengini ülkelere öyle öfke duyuyor ki, “Petro-diktatör” olmakla suçluyor onları. 'Bu devletleri biz kurduk, biz ayakta tuttuk, biz güçlendirdik, şimdi bize kafa tutuyorlar' demeye getiriyor.

Yüzyılların refah saltanatını kaybetmekle yüz yüze olan Avrupa ve Amerika için bu “zenginlik, varlık transferi” karşılaşabilecekleri en büyük kâbuslardan biri. Zenginlik tekeli ellerinden gidiyor, dünyada yeni ekonomik başkentler oluşuyor. Dolayısıyla askeri ve siyasi tekeli de kaybetme riski yüksek.

Rusya'dan Venezuela'ya, İran'dan Nijerya'ya kadar petrol ve doğalgaz üreticisi ülkeler Batı'yı finanse etme konusunda artık hiç de gönüllü değil. Dahası, ABD bu ülkelerin tavrını açıktan düşmanlık, intikam alma olarak görmeye başladı. Sanki tarihsel bir hesap yapılıyor, tarihsel bir intikam gibi. En azından onlar bunu öyle algılıyor.

George Bush'un son Ortadoğu gezisi bu amaçla yapılmıştı. Ne Irak'tı konu ne de Ortadoğu barışı.. Körfez fonlarını istiyordu. Artık ABD ekonomisine akmayan fonlar için ricada bulunuyordu. ABD Hazine Başkan Yardımcısı, salı günü aynı rica/tehditlerini yineledi. “Bu sadece Amerika'nın ve Avrupa'nın değil, bütün dünyanın krizi” diyerek fonların eskisi gibi kendilerine yöneltilmesini istedi. Kimlerden? Körfez ülkelerinden.

İki yıl önce ABD'deki bir liman özelleştirmesini kazanan Dubaili şirketi kapı dışarı edenler, “ulusal güvenlik” nedeniyle limanın bu şirkete geçişini engelleyenler şimdi aynı şirketlerden yardım dileniyor. “O zaman onların yaklaşımı ekonomik değil politik”miş. Öyle diyor Körfez fonlarını isteyen Başkan Yardımcısı. Peki ne değişti? İki yılda bu hale nasıl geldi?

Şu an olanlarla, bu tarihsel eksen değişimiyle ilgili daha somut notlar aktaralım:


Avrupa ve Asya eksenli yeni bir ekonomik düzenin temelleri atılıyor. Bu bir çeşit “Avrasya Ekseni” demektir. Avrupa Birliği'nin iki merkez ülkesi Almanya ve Fransa ile Asya'nın iki merkez gücü Japonya ve Çin, ABD'nin küresel liderliğini sorgulayan ülkelerin de sempati ve desteğini arkasına alarak büyük adımlar atıyor. Mümkün olabilir mi? Zaman içinde göreceğiz.

15 Kasım'da ABD'de yapılacak G-20 zirvesi için bu dört ülke bir araya geldi ve ortak alanları belirledi. Muhtemelen zirvede benzer yaklaşım sergileyecekler. Çünkü krize karşı talepleri büyük oranda örtüşüyor.

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan ve bugüne kadar dünya ekonomisine yön veren Dünya Bankası ve IMF'nin yeniden yapılandırılmasını istiyorlar. Yeni bir ekonomik düzen istiyorlar. Açıktan söylemeseler de, küresel ekonomi üzerindeki Anglo-Amerikan tekelini kırmak istiyorlar.

Aynı anda Rusya, ikili ticarette dolar yerine ulusal kurların kullanılmasını Pekin'e öneriyor. Rusya-İran-Katar, Doğalgaz OPEC'i kuruyor. Latin Amerika, Asya ülkeleri, bazı Ortadoğu ülkeleri ve Afrika'nın büyük bölümü, krizi aynı zamanda ABD'nin küresel liderlik rolünden bir kaçış fırsatı olarak görüyor ve yeni oluşumlara, arayışlara alabildiğine destek veriyor.

Dünyanın ekonomik merkezi Batı'dan uzaklaşıyor. Tam olarak Doğu'ya da kaymıyor. Bir Avrasya ekonomik merkez alan oluşturuluyor. Belki de dünya tarihinin gördüğü en geniş konsensüsü oluşacak... Böyle olursa; bütün uluslararası kurumlar değişecek demektir. İkinci Dünya Savaşı sonrası dünya düzeni temelinden sarsılacak, Transatlantik eksen dağılacak, ekonomik ve siyasi ağırlık merkezi Avrasya kuşağına kayacak demektir..

Daha şimdiden IMF'nin krizden kurtulmak isteyen ülkeleri fonlamaya gücünün yetmeyeceği, bu yüzden yeniden yapılandırılması gerektiği konuşuluyor. Krizin bundan sonraki safhalarında bir anda 500-600 milyar dolara ihtiyaç duyacak olan kurumun bunun üstesinden gelmesinin zor olduğu söyleniyor.
Bugüne kadar 90 ülkenin ekonomik düzenini yöneten IMF'nin dünyanın bir çok ülkesini krizden kurtarmak yerine batırdığı, Afrika'yı daha çok yoksulluğa sürüklediği, bir çeşit sömürge mekanizması işlevi gördüğü vurgulanıyor. İşte bu rol de bu arada sorgulanıyor.


Konuşulan çok önemli ve çarpıcı bir şey daha var: IMF'nin para basmak zorunda kalacağı öne sürülüyor. Bir IMF parası.. Kim düşünebilirdi bu kadarını… Bu düşünceyi savunanlar, IMF üzerinden bir çeşit “küresel ortak para birimi”nin ortaya çıkacağına inanıyor. Tabii IMF de o zaman “Dünyanın Ortak Merkez Bankası” olacak.
“Küresel ortak para birimi”, “Dünya Merkez Bankası” ifadelerini dikkatle not etmekte hatta kapsamlı biçimde tartışmakta yarar var. Yeni “Avrasya merkez alan”ının oluşumu, ekonomiden siyasete dünyanın ağrılık merkezinin bu bölgeye kayması, Transatlantik Merkez'in gücünü dağıtması, dünya için çok şey ifade ediyor.

Tabii Türkiye için de. Çünkü merkez, Türkiye'nin tam ortasında yer aldığı kuşağa yerleşiyor. Yani Türkiye 21. yüzyılın siyasi ve ekonomik ağrılık merkezinin tam ortasında yer alacak! Bu duruma hazır mıyız! Tarih, yeni bir yükselme devrinin kapılarını aralıyor. Hazır mıyız!
ası'





'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8

*

Çevrimdışı Qani

  • ***
  • 496
Ynt: İbrahim Karagül Yazıları..
« Yanıtla #40 : 31 Ekim 2008, 11:41:57 ÖS 23 »
böyle makaleler okumak güzeldir. mesela güne kötü başlayan bir vatanperver avrasya da yaşadığını hatırlayıp günün geri kalanını güzel geçirebilir, faisal finans kurumu yeni bir yatırıma gülümseyerek girişebilir falan filan...

lakin gerçekler öyle mi acaba?

hatırlayalım. sanayi devrimini batı yaptı. toknoloji onlarda. bilişim onlarda. uzay ve nükleer güç batıda. bizde ne var? petrol. on yıl sonra bizde petrol biter, onlarında petrole ihtiyacı kalmaz.

hani çok merak ediyorum avyarsada ne eksen olur doğru da. avrasyada olupta batıda daha az olan ne?

daha dün abd bankaları hapşurdu biz burada nezle olmadık mı?

*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4811
  • Dosdoğru ol!
Ynt: İbrahim Karagül Yazıları..
« Yanıtla #41 : 01 Kasım 2008, 02:52:26 ÖS 14 »
:) hep takip eder çok az katılırım.
ille de canın bi kriz istiyorsa engin ardıç bu gün bak sana ne demiş:)
qani senin anlamadığın şey liberalizmle islamı aynı kolda tutanlarla bizi karıştırıyor olman..
islam ile libaral düşünce zaman zaman kesişse de aynı değil çok bariz faiz algılarımız var farklılık olarak. ve liberallerin getirdiği dünyada yoksulla fakir arasında ki makas gittikçe açılıyor. kocaman bir uçurum var aynı halkın içerisinde yaşayan insanlar arasında, daha sonra bu uçurumun götürüleri de öteki şımarıkalrı da önüne katacak ya..
çok uzun bilmelisin.
islam ayrı bir dindir ve sistemi eşitsizlik üzerine kurulmaz . ilkelerimiz kuran modelimiz de asrı saadettir.
şunu sakın unutma ikimizin d efikirleri muhalefet diye, yanyana yürüyemeyiz. çünkü sendeki düşünce 'öteki zalimdir'.
'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8

*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4811
  • Dosdoğru ol!
Devrimci Obama ve hayal pazarı!
« Yanıtla #42 : 04 Kasım 2008, 09:21:38 ÖÖ 09 »
Devrimci Obama ve hayal pazarı!
Türkiye Cumhurbaşkanlığı seçimine hazırlanırken ABD'li veya onlar adına “düşünce” üreten “yerli” bazı aklı evveller, bu ülke için, hepimizi galeyana getiren dehşet senaryoları çiziyordu.

“Türkiye için bir dönüm noktası” olacaktı, “Son elli yılın seçimi” olacaktı, “Böyle bir Cumhurbaşkanı'na asla izin verilmeyecek”ti, “darbe olması ihtimali yüzde elli”ydi, “Türkiye'de iç çatışmaya kadar uzanacak gerilimler yaşanacak”tı, “Batı Türkiye'yi kaybediyordu ve kesinlikle müdahale edilmeli”ydi, “iç çatışma yaşanma ihtimali vardı” hatta Türkiye'nin parçalanma riski söz konusuydu…

Hiç biri, ama hiç biri bu ülke için küçücük iyi niyet işareti yansıtmıyordu. Washington'dan, “düşünce” kuruluşlarından “Türkiye uzmanları” ardı ardına senaryolar yayınlıyor, bu senaryolar derhal buralara ulaştırılıyor, taraftar buluyor, krizlere yol açıyordu.

Adeta Türkiye'yi yönetir duruma gelen, bu ülkenin kaynakları tarafından beslenen bu “düşünce adamları”nın öngörülerinin hiç biri tutmadı. Onlar iç savaş bile dedi ama Türkiye tam tersi güç kazandı. “Cazalandırılacak ülke” bir anda bölgesinin en dinamik ülkesi oldu. Hatta Batı'dan bağımsız kendi yolunu çizer, çevresi için cazibe merkezi olur, bölgesel bir güce dönüşür, Cumhuriyet tarihinin en köklü siyasi atılımına girişir oldu.

Onlar bu ülkeyi kamplara ayırıp parçalamak istiyordu, Türkiye bölgeyi birleştiren güç oldu. Onlar “Türkiye dostu” olarak böyle hezeyanlar üretiyordu, Türkiye bugün kendi bölgesinde Avrupa Birliği'nden bile güçlü konuma geldi.

Hani nerede o “düşünce adamları?” Türkiye için kabus senaryolarından başka önerecekleri bir şey yok mu? Gelsinler bu açılımı görsünler, bunun üzerine öngörülerde bulunsunlar, neden ortalarda görünmüyorlar? Neden Türkiye için, şu anki durumu için tezler, öngörüler üretmiyorlar?

Aynı insanlar, aynı kuruluşlar, aynı çevreler şimdi ABD için üretiyorlar. Ama bir fark var: Türkiye için ne kadar acımasız tezler üretiyorlarsa ABD için aynı oranda sempati üretiyorlar. Hayaller kuruyorlar. ABD'nin geleceğine ilişkin bir tane olumsuz öngörü, tez, senaryo göremedik onlardan…

Oysa;

On yıldır dünyayı kasıp kavuran dehşet rüzgarları Amerika'dan esiyor. İki ülkenin işgali orada planlandı ve uygulandı. Yüz binlerce insan o devlet tarafından öldürüldü. Dünyanın yarısıyla savaş haline gelindi. Yeryüzünün bütün kaynaklarına yönelik talan harekatının merkezi orası. İnsanlık tarihinin en ürkütücü planlamaları orada yapılıyor. Latin Amerika'dan Uzak Asya'ya kadar her ülke, onların şerrinden kaçıyor. Dünya'yı yaşanılmaz hale onlar getirdi. İnsanlığın ortak umutlarını onlar yıktı.

Şimdi ekonomik krizle boğuşan, dünyaya kriz ihraç eden onlar. Siyasi ve ekonomik kriz yüzünden sadece kendilerini değil bir çok bölgeye korku yaşatan onlar. Ama bakın, bu adamlardan, bu çevrelerden, o meşhur düşünce merkezlerinden hiçbir olumsuz tez çıkmıyor!

Bugün seçim yapılacak. Amerika için de belki son elli yılın en önemli seçimi. Kim kazanacak? Seçim adil olacak mı, yine mahkeme kararlarıyla mı sonuç belirlenecek, siyah bir lideri beyaz Amerika hazmedecek mi, ne tür tartışmalar yaşanacak, toplumsal gerilimler mi ortaya çıkacak?

Genel kanı Barack Obama kazanacak. Eğer Beyaz Amerika'nın ırkçılık dalgası galip gelmezse… Peki Obama ne yapacak? Onlara göre bu bir değişim, hatta devrim. Neyin devrimi? ABD'de temelde neyi değiştirebilirler?

Aslında hiçbir şeyi… Müslüman kökenli bir siyahi adam lider olacak. Sempati dalgalarının ötesinde 21. yüzyıla dönük Amerikan stratejilerinde hiçbir köklü değişiklik görmeyeceğiz. Hatta benzer savaş politikalarını devrimci ve değişimci Obama döneminde de izleyeceğiz.


Ekonomik krize çare olacak mı? Zor. Çünkü Obama'nın devrimciliği bu ekonomik sistemi dönüştürecek kadar değil.

Tek kutuplu dünya özlemi sona erecek mi? Hayır. Çünkü Obama derin Amerikan stratejisini bu kadar etkileyebilecek güçte olmayacak.

Dünya ile barış ve uzlaşma öne çıkacak mı? Hayır. Çünkü Obama seçilir seçilmez önünde devasa krizler bulacak.

Askeri endüstriyel kompleksin temsilcisi RAND'ın, Pentagon'a sunduğu raporlara bakılırsa, bu gerçek olacak. Raporda, krizden kurtulmak için ABD'nin mutlaka yeni bir savaşa girmesi isteniyor.

Madeleine Albright, Colinn Powell ve Jeo Biden'a göre, Obama seçilir seçilmez, üç dört ay içinde önünde dev bir uluslararası kriz bulacak. Sistem ona öyle bir oyun oynayacak ki, ilk döneminde bu krizlerle uğraşmaktan nefes alamayacak hale gelecek.

Daha ileri gidenler var: Seçim sonrası yeni bir 11 Eylül saldırısı olacağına inananlar arasındaki isimler son derece dikkat çekici. Bizzat Obama'nın kendisi, McCain, Cheney, Bush, emekli Donald Rumsfeld ve daha niceleri böyle bir saldırı bekliyor. “Amerika'nın yeni bir 11 Eylül'e ihtiyacı var. Çünkü düşmanı unuttular. Amerikan halkını birleştirmek için bu gerekli” kanaatini açıkça ifade edenler var.
Bir sürpriz olmazsa Obama seçilecek. Onu devrimci, değişimci, ABD ve dünyayı değiştirecek adam gibi sunanlar hayal pazarlıyor. ABD gerçeklerini tartışması gerekenler de aynı hayalin pazarlamacıları. Oysa Amerikan rüyası çoktan bitti. Gerçeklerle yüzleşelim artık…


'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8

*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4811
  • Dosdoğru ol!
Obama ve zafer: Kimler kazandı?
« Yanıtla #43 : 06 Kasım 2008, 04:59:00 ÖS 16 »
Obama ve zafer: Kimler kazandı?
Amerikan seçimlerini; yoğun yağmur altında Roma sokaklarını keşfederken, dikkatimi başka bir programa yoğunlaştırmışken, çok az yerine sadece bir göz atacak kadar zaman ayırabildiğimiz bu kenti iki gün içinde mümkün olduğunca sindirmeye çalışırken izlemek zor oldu.

Roma'yı gezmek ne kadar keyif verdiyse, seçimler üzerinde yoğunlaşma fırsatı bulamamak o kadar keyifsizdi. Amerika'yı böylesine heyecanlandıran, dünya genelinde dikkatle izlenen, hem ABD için hem de dünyanın geleceği için böylesine kritik bir seçimi, kendi çalışma disiplinim içinde izlemek isterdim.

Sonra, aslında bunun bir gereklilik olmadığını gördüm. ABD ile ilgili her gelişmeyi izleyen benim için bile, seçmenlerin sandık başına gitmesiyle sonuçların açıklanması arasında yapacak hiçbir şey yok. Öyleyse sonuçları öğrenmek yeterli. Çünkü iki ihtimalin de hem ABD için hem de dünya için ne anlama geleceğine ilişkin kanaatler kesinleşmişti.

Obama kazandı. Amerika için “devrim”, dünya için umut oldu. McCain kazansaydı, Cumhuriyetçiler yine kazansaydı bütün dünya buz kesilecekti. ABD'nin ve dünyanın siyasi olarak tükendiği, ekonomik olarak büyük bir uçurumun kenarında olduğu bir dönemde, umuda ihtiyacı vardı ve o umut Barack Hüseyin Obama'ydı.

Tarihi bir seçim oldu. Sonucu da tarihi oldu. İlk kez siyah bir lider dünyanın en güçlü ülkesinin, siyasi ve askeri öncüsünün, küresel sistemi şekillendiren ülkenin başkanı oldu. Sadece Amerika'nın değil, dünyanın en önemli ülkesi oldu.

Siyah bir adam. Ataları Müslüman bir adam. Kişisel geçmişi en tartışmalı adam. Seçim kampanyasında El Kaideci bile ilan edilen adam… Kenya'dan Beyaz Saray'a uzanan çalkantılı bir hayat.

Bazılarına göre Martin Luther King, bazılarına göre Malcholm X, bazılarına göre kölelerin Amerika'yı yönetmesi. Afrika'dan taşınan, daha kırk yıl öncesine kadar okullara, restoranlara bile alınmayan kölelerin torunları şimdi Beyaz Saray'a bir lider tayin etti.

O bir umut, en çok bunu kullandı. ABD seçmenlerine değişim, devrim ve umut vaat etti. Neyi değiştireceği, neyin devrimini yapacağı belirsiz olsa da.. Beyaz Amerika'ya rağmen, ırkçı Anglo-Sakson statükoya rağmen, kendilerini dünyanın tek hakimi gören neocon kıyamet savaşçılarına rağmen, kitleleri harekete geçirebildi.

Hem seçmeni için, hem ezilenler için, hem dünya için bir şeyleri değiştireceğini ilan etti. Sempati ondan yanaydı, insanların gönlü ondan yanaydı ama sandıktan sürpriz çıkabileceği korkusunu hemen herkes yaşıyordu. Olmadı, o seçildi.

Bütün bu romantik özlemlerin ötesinde, Obama'nın seçilmesi dünya genelinde etkin olan, Bush yönetiminin hırçınlıklarının yol açtığı çatışmacı, saldırgan, dışlayıcı, tahrip edici dış politik anlayışının değişeceğine dair umutları da artırdı. Daha uzlaşmacı olacak, uluslararası kurumları ciddiye alacak, çatışma yerine küresel koalisyonu önceleyecek, krizlere uzlaşma ile çözüm arayacak, küresel barış yolunca adımlar atacaktı.

Sempati, umut bu kadarını sağlayabilir miydi? Bekleyip göreceğiz… Bugüne kadar yaşananların Bush yönetiminin çılgınlıkları olduğuna inananlar için bir şeylerin düzelmesi ihtimali elbette var. Ama bunların dünyanın öncü ülkesinin 21. yüzyıl projeleri olduğunu düşünenler için Obama'nın seçilmesinin tek etkileyici yanı, siyah ve ezilenlerin arasında bir liderin Beyaz Saray'a oturması olacaktır.

Obama mı kazandı, siyahlar mı kazandı, Müslümanlar mı kazandı, gerçekten demokrasi isteyen mi kazandı, değişim yanlıları mı kazandı yoksa Amerika mı onu da göreceğiz.

Biz şimdilik bu sonucun heyecanını yaşayalım, umudun nasıl bir şey olduğunu tadalım, bu halin keyfini sürelim. İnsanlık adına bütün çirkinlikleri sergileyen bir kadronun gücünün elinden alınmasına sevinelim.

Daha sonra, aslında Obama'nın ya da ezilenlerin değil sistemin kazandığını, sistemin kendini Obama gibi bir kimlik üzerinden yenilediğini, Amerikan toplumundaki bölünmüşlükleri azalttığını, kitleleri tekrar ortak hedeflere kilitlemeye çalıştığını, yeni bir “Amerikan Rüyası” kurduğunu tartışırız.

Elbette bu Amerikan tarihinin en önemli olaylarından biri. Elbette dünya için çok anlam ifade ediyor. Elbette hepimizi heyecanlandırıyor. Elbette dünya için güzel umutlarımızı canlandırıyor. Ama bir yanımız o kadar gerçekçi ki, bu halin uzun sürmeyeceğine inanıyoruz.

Çünkü aslında Obama değil Amerika kazandı. Şimdilik durum bu. Ancak Obama'nın, bu yeni dalganın bile Amerika'yı istediği yere taşıyacağından emin değiliz.

“Yeni bir rüya” kurulsa da, bize göre “Amerikan Rüyası” gerçekten çöktü!



'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8

*

Çevrimdışı ...MuVaHHiD...

  • Sabredenleri müjdele !
  • **
  • 193
    • filistineselam
Cool America…!
« Yanıtla #44 : 07 Kasım 2008, 04:14:11 ÖS 16 »
Cool America…!

Barack Hüseyin Obama'nın sürpriz olmayan seçimiyle, “siyah devrim” yaşayan Amerika'da, Martin Luther King'in rüyası ile Malcholm X'in isyanını Beyaz Saray'a taşındığı yanılsaması bir süre sonra yerini hep bildiğimiz acı gerçeğe bırakacak. Ama yine de sevinelim, moral bulalım, küçük de olsa umutlarımızı yeşertelim.

Amerikan tarihi açısından derin bir kırılma yaşanıyor, doğru. Siyahlar ve ötekiler devlet iktidarı üzerinde söz sahibi oldular, doğru. Kenya'dan Endonezya'ya kadar dünyanın en az doksan ülkesini sevinç dalgası sardı, doğru.

Bir yetim çocuk dünyanın en güçlü ülkesini yönetir oldu, doğru. Fakirlikle iyi eğitimi, beyazla siyahı, barışla Amerikan iktidarını, imajla gücü, Müslümanıkla Hristiyanlığı kendi kişiliğinde birleştirdi.. Hepsi doğru.

Siyasi ve ekonomik gerileyişini saldırganlıkla kamufle etmeye çalışan, refah güvenliği ve emperyal hırsları için dünyanın bütün zenginliklerine saldıran, kendi içinde derin ırkçı ve kültürel ayrışmalar yaşayan Amerika için bütün bu özellikleri bünyesinde taşıyan başka bir aday bulunabilir miydi?

Obama heyecanını küçümsüyor, hafife alıyor değiliz. Ama bu duyguların çok uzun ömürlü olmayacağına inanıyoruz ve bunu paylaşmak zorundayız.

Siyah olmasının, geçmişi Müslüman olmasının, ezilen sosyal kesimden gelmesinin göz yaşartıcı ve göz kamaştırıcı hali dışında; neyin devrimini yapacağını, Amerikan toplumunu nasıl birleştireceğini, agresif dış politikasında ne tür değişiklikler yapacağını, dünya ile uzlaşma zemini sağlayıp sağlayamayacağını veya istese de bunları yapmasına izin verilip verilmeyeceğini bilmiyoruz. Bugüne kadar tanık olduklarımız, geçmişten öğrendiklerimiz bizi gerçekçi olmaya zorluyor.

Ekonomik sistemi belirleyenler aynı, sermaye baronları aynı, dünyayı soyan kurumlar aynı, Pentagon orada duruyor, dünya genelinde 750'den fazla ABD askeri tesisi aynen duruyor, Washington'ın 21. yüzyıla ilişkin güvenlik stratejileri ürkütücü özelliklerini koruyor. Bütün bunları değiştirmek mümkün mü?

Bilen bilir ki, bunların kökten değişmesi Obama'yı Mihail Gorbaçov'a dönüştürecektir. ABD'nin dünya lideri olma özelliğini yok edecektir. Bilen biliyor ki, zaten dünya böyle bir Amerika istiyor; küçülen, tek süper güç özelliğini kaybeden, biraz içe kapanan, emperyal hırslarını daraltan bir Amerika.

Obama seçildi de ne oldu? Sempati bütün günahları siler mi? Irak'ta öldürülen bir milyondan fazla insanı ne çabuk unuttuk? Afganistan'daki kıyımı ne çabuk unuttuk? Yeryüzünün en tenha köşelerinde kurulan işkencehanelerini, esir kamplarını, karakol gemilerini Amerika yapmadı mı? “Bir seçim, bir devrim” ve her şeyi sıfırdan başlatmak.. Mümkün mü? İnsanlığın ortak hafızası bu kadar zayıf mı?

Obama seçildi, siyah devrim sadece Amerika'ya değil, dünya geneline yayıldı. Şimdi “Cool America” modası aldı başını gidiyor. Cool America!.. Bembeyaz bir sayfa. Yepyeni bir imaj. Bütün çirkinlikleri örter nasılsa, değil mi? Bu da bildiğimiz Amerika işte... Hem kendini yeniliyor, hem dünya genelindeki imajını hem de bir dinlenme molası veriyor..

Obama ve demokratlar iktidarında Türk-ABD ilişkileri nasıl olacak? Bugüne kadar Ermeni tasarısı nedeniyle Cumhuriyetçileri isteyenler bile tavır değiştirmiş, “Obamacı” olmuş. Onlar da “cool America” takılıyor şimdi.

Hemen söyleyelim, Cumhuriyetçiler de kazansa, Demokratlar da kazansa, Obama Devrimi” de olsa Türk-Amerikan ilişkileri hiçbir zaman geçmişteki gibi olmayacak. Hiç kimse Türkiye'den öyle tek yanlı bağımlılık ilişkisi beklemesin. Türkiye'nin son birkaç yılını izleyenler bunun nedenini fark etmiş olmalı: Türkiye artık kendi yolunu çizen, kendi yörüngesini oluşturan, kendi bölgesinin merkezi olan, küresel ilişkilerde hiç olmadığı kadar söz sahibi olan bir ülke. Bu yüzden, Türk-Amerikan ilişkileri nitelik değişimine uğradı.

Roma'da yapılan İtalya-Türkiye Forumu'nun 5. toplantılarında, bu nitelik değişimin gösteren örneklerden biriydi. Fransa'nın; Türkiye'nin kendi bölgesindeki atılımlarına ortak olma çabası gibi, İtalya'nın da AB'den farklı olarak Türkiye ile özenli bir yakınlaşma çabası içinde olduğunu, Türkiye'nin gücüne yakınlaşmaya çalıştığını fark ettim. Artık AB ülkeleri, Türkiye ile ilişkilerini AB şemsiyesinin dışında ikili olarak ilerletmek için azami çaba sarfediyor. Bu, başarının ve gücün göstergesidir. İtalya örneğinde olduğu gibi, Türkiye AB ülkeleri arasında da etkinliğini özel ilişkilerle artırıyor. Forum çerçevesinde STK işbirliğinin yanında bir çok alanda ortaklıkların projelendirilmesi oldukça sevindirici.

Dışişleri Bakanı Ali Babacan ile İtalya Dışişleri Bakanı Franco Frattini'nin konuşmaları sırasında hep bunu düşündüm. Frattini'nin; “Türkiye'nin AB'ye ihtiyacından çok AB'nin Türkiye'ye ihtiyacı var” diyerek Türkiye'nin son yıllardaki başarılarını “AB'nin gücü” olarak tanımlaması aslında anlatmak istediğimi net olarak ortaya koyan iki cümle. Türkiye yakın çevresinde AB'den daha ağırlıklı bir güç haline geldi ve her ülke bunun farkında.

Amerika da farkında. İşte bu yüzden Türk-Amerikan ilişkileri farklı olacak. Obama seçilmeseydi de böyle olacaktı.

Amerikan seçimlerinden bu kadar heyecan duyanların Türkiye'nin bu tarihi yürüyüşünü de, bütün önyargılarını bir kenara bırakarak, teslim etmeleri, bundan da heyecan duymaları gerekiyor. ABD, yaşadığı heyecanla o kadar derin krizlerin üstesinden gelmeyi düşünebiliyorsa Türkiye neden yapamasın.

En iyisi biz şimdilik “cool Amerika” modasının dinmesini bekleyelim…

İbrahim Karagül     


 
Nefsin elinden kaçarken yırtılmaktır aşk !Ve tadını en iyi Yusuf'un gömleği bilir !