Anket

Anayasa değişikliği ile ilgili yapılacak olan referandumda oyunuz ne olacak?

Evet
Hayır
Kararsızım
Sandığa Gitmeyeceğim
Geçersiz Kullanacağım

Anayasa Değişikliği

  • 93 Cevap
  • 40357 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı TaLiA

  • *
  • 3017
Ynt: Anayasa Değişikliği
« Yanıtla #60 : 31 Ağustos 2010, 02:35:41 ÖS 14 »
bizim anketimize göre sandıktan "evet" çıkıyor..  :)

referanduma 12 gün kala

düşünce ve fikirlerimiz  paylaşmaya devam...


*

Çevrimdışı m.ufukalp

  • Mehmet Ufukalp
  • ***
  • 423
Ynt: Anayasa Değişikliği
« Yanıtla #61 : 31 Ağustos 2010, 02:41:00 ÖS 14 »
Sevgili Rahmetli Abi ...
Allah Resulu Mekkeye emansız girmeye çalışıpta benim koruyucum ve gözeticim Allah ..
O'nun herşeye gücü yeter diyemeyecek birisimi ?
Ki bu cümlelerin teorik olarak veya pratik olarak ne mahsuru varki ?
Gayet  yerinde ve makul cümleler neden yapılmadı ?
Tek bir sebebi vardı , siyasi bir manevra ...
Yoksa Allah resulu bir kafirden medet umup , koruyucu ve gözetici vasfını ona adfetmedi degilmi ?
Emin olun şu hareketi bugun bir vatandaş yapsa sözleriniz o vatandaşı yerden yere vurur ...
Ortalık şirk ithamları ile dolar ...
Buna üzülüyorum zaten ...
İnsanların itikadlarının bu kadar çabuk ters düz edilmesi nebevi bir yöntem olmasa gerek ...



Sevgili Ozanca, Hazreti Rasulullahın Taif dönüşü Mekkeye girerken Ebül Bahteri isimli müşriğin himayesinde Mekkeye girmesi ne islamın herhangi bir emirin ihlal ne de itikadi bir yanlış değildi.

Zaten müşrikler bile bunun farkında olduklarından dolayı, Rasulullahı taviz vermekle, bir müşrikten himaye almakla suçlamadılar. O zamanın arap kültüründe himaye isteyeni himaye etmek insanı bir erdem bir şeref olarak değerlendirilmekte idi. Olayın itikada aykırı bir boyutu yoktu. İnsani bir boyutta idi ve İslami hareketin merkezindeki Rasulullah insani bir davranış kültüründen islami anlamda faydalanıyordu.

Bu durum bu gün bile geçerlidir. Yeter ki, bu durumlara gerçekten islama göre, müslümanların veliyyiemri konumunda olanlar karar versin. yoksa her müslüman islamda kendine göre bir yol yöntem edinmeye kalkarsa bu olmaz tabi.

*

Çevrimdışı m.ufukalp

  • Mehmet Ufukalp
  • ***
  • 423
Ynt: NİÇİN REFERANDUM ÇAĞRISININ TARAFI OLMAMALIYIZ?
« Yanıtla #62 : 31 Ağustos 2010, 02:56:52 ÖS 14 »
Çok güzel özetlemiş. Teşekkür ederiz Rahmetli kardeşimiz.

*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: NİÇİN REFERANDUM ÇAĞRISININ TARAFI OLMAMALIYIZ?
« Yanıtla #63 : 31 Ağustos 2010, 09:24:54 ÖS 21 »
Hamza Agabeye itiraz hakkımız olmasa da ..
Bu konuda fikir söyleme cesaretini gösteriyorum ..
Sistemi tek bir parça olarak ele almayı dogru bulmuyorum ...
Sistem "değerler ve olgular " olarak iki parçadan teşekküldür ...
Sistemin değerleri ile uzlaşmamız ve bütünleşmemiz elbette sıkıntı verir ...
Değerlerini Kurandan almayan hiç bir yönetim biçimi ile barışık olamayız ...
Fakat kurum , yapı, teşkilat gibi olgular yönüyle sisteme karşı elimizde kozlar oldugunu düşünüyorum ...
Mesela TSK iç tüzügündeki tüm laik ve kemalist deger yargılarını , Kurani değer yargıları ile degiştirdigimizde kimse yeni ikame edilen yapıya itiraz etmeyecektir ...
Varsa şayet köhne, bayagı ve adil olmayan bir kaç uygulama/esas degişecek ama özünde Kurani değerler olan bu yapı kabul görecektir ...
Sistem ile çatışdıgımız durumlarda dikkat etmemiz gereken noktanın bu oldugunu düşünüyorum ...
Sistemin değerlerine karşı olan duruşumuzu korur iken , yapılarına karşı adalet esasına göre tarafımızı belirlemeliyiz diyorum ...
Çunku adalet mutlak manada müslümana farz kılınsada , insiyatifi müslümana bırakılmamış , hatta çogu yerde insanlıgın ortak degeri olarak anılmıştır....
Hangi düzen/sistem de olursak olalım ...
Yüz tane  zulum kapısından birine dahi  direnen müslüman/gayri müslümün yanında olmamız gerektigine inanıyorum ...
Gücümüzün yettigi her alan ve ortamda adaleti ikame etme görevimiz oldugunu düşünüyorum ...

Bu anlamdada zulum kapılarının birinin kapanmasına vesile olacak olan bu referandumda taraf olmamız gerektigini düşünüyorum ...
Fakat bunu sistemle bir şekilde barışma olarak gören , ve bundan menfi menfaatler uman kişiler için aynı şeyi söyleyemem elbette ...

Selamlar ...
Not font kurbaa

*

Çevrimdışı Rahmetli

  • *
  • 1056
Ynt: NİÇİN REFERANDUM ÇAĞRISININ TARAFI OLMAMALIYIZ?
« Yanıtla #64 : 01 Eylül 2010, 09:05:44 ÖÖ 09 »
Gayri islami bir yönetimin çatısı altında bulunan müslümanların daha rahat ve huzurlu bir hayat sürdürebilmeleri adına, Resulullah kendi zamanında o ülke yönetiminin başına daha adil bir hükümdarın geçmesi için siyasi manevra yapar mıydı? Bu sorunun cevabının evet olduğunu varsayalım.

Zalim ve diktatör bir hükümdarın devrilip yerine daha adil bir hükümdarın geçirilmesinde, o ülkede yaşayan müslümanların bu devirme harekatına taraf olmasını ve hatta bilfiil katılmasını ister miydi? Bu sorunun cevabının da evet olduğunu varsayalım.

Böylesi kritik bir durumda karar merciinin Resulullah olduğunu düşünerek bu soruların cevabının evet olabileceğini varsayıyorum.

Şu an böylesi karar mercilerinin olmayışı, savrulmaları beraberinde getirecektir bu bir. Yönetimde rol alacak ya da yönetime geçecek olanlar eğer müslümanlar ise mevcut hükümler ile yönetimi sürdürmelerine asla onay vermeyecektir bu iki. Böylesi özü şirk ve küfür kokan bir yönetime talip olmalarını da kabul etmeyeceğini bize gelen haberlerden öğreniyoruz. Böylesi haberler gelmese de Kuran'ın kendisinin buna onay vermediğini onlarca ayet delil göstererek söyleyebiliriz.

Gelelim Akp&Gülen hareketinin stratejisine...
Ben her iki ekibin içinde art niyetli kişiler barınsa da bile, samimi oldukları kanaatindeyim. Bir yerlere satma adına hareket etmiyorlar. Onlarla ayrıldığım temel nokta tamamen düşünce/itikat bağlamındadır. Yıllardır Akp'nin içinden neşet ettiği MSP çizgisini ve yürüttüğü politikayı izlemekteyim. Öldürseniz ağzına bir gram içki koyduramıyacağınız, asla harama göz attıramayacağınız bu insanlar, maslahat icabı bir değil binlerce puta secde edebilecek kadar tevhidi anlamaktan uzak bir itikad içindedirler. Haramlar ve helaller konusunda gösterdikleri bu titizliğin onda hatta yüzde birini şirke karşı gösteremeyecek kadar din algıları körelmiştir. Bu körlüğün giderilmesi adına yapılan uyarıları hakaretlere varan tavır ve davranışlar ile reddetmiş, bu uyarıyı yapanları sivri, uç, keskin, tekfirci yaftalarıyla, ve hatta ajanlık suçlamalarıyla yargılama yoluna gitmişlerdir. Yapılan bu uyarıların tamamının tatlı dille yapılmadığını ben de biliyorum. Ama bu uyarıların dayandığı temel düstur Kuran ve Resulullahın sahih sünnetiydi. Resulullahın hayatında putlara karşı en küçük bir tazim göremememize rağmen, bu arkadaşlarımız Hudeybiye'yi, Taif dönüşünü birer taviz mahiyetinde görecek kadar izandan da uzaktırlar.

Ve böylesi şahsiyetlerin adalet üzre hareket edecekleri hususunda da ciddi tereddütlerim var. Onlar ile birlikte atılacak adımın, her geçen gün onlara benzemeye sebep olacağını, bu tür bir savrulmanın da Tevhidi çizgide sebat azminde olan müslümanlara zarar vereceği kanaatindeyim.

Selamlar..
İyilik su gibidir, içmeyen ölür...

Ynt: Anayasa Değişikliği
« Yanıtla #65 : 02 Eylül 2010, 12:41:11 ÖS 12 »
oylama yapacağım ama buton yok
hayatın rengi bir derin mavi

*

Çevrimdışı kutbay

  • *
  • 2553
    • İslami Düşünce Platformu
Ynt: Anayasa Değişikliği
« Yanıtla #66 : 02 Eylül 2010, 01:41:15 ÖS 13 »
üye girişi yaptığınızda oylama butonunu görürsünüz. Daha önce oy kullandıysanız sonuçları görürsünüz
Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm

*

Çevrimdışı TaLiA

  • *
  • 3017
Genç Siviller'den referandum animasyonu
« Yanıtla #67 : 02 Eylül 2010, 04:16:58 ÖS 16 »
Genç Siviller'den referandum animasyonu


Genç Siviller, 12 Eylül'de oylanacak anayasa değişikliklerini kendileri de dahil, 7'den 77'ye herkese anlatabilmenin bir yolunu buldu.

Genç Siviller demokrasi için referandumu bir fırsat görüyor, "yetmez ama evet" diyorlar. Evet demekle de kalmayıp, anayasa değişikliğinin siyasi rekabete kurban gitmemesi için çaba harcıyorlar.  Anayasa değişiklik paketindeki 12 madde 30'ar saniyelik birer animasyon film oldu. Anlaşılmıyor, karmaşık denilen değişiklikler, çizgi film tadında anlaşılabiliyor


*

Çevrimdışı flz

  • *
  • 10
Ynt: Anayasa Değişikliği
« Yanıtla #68 : 02 Eylül 2010, 11:25:58 ÖS 23 »
‎^^NAMAZDA ALLAH IN BİRLİĞİNE ŞEHADET EDEN PARMAĞIM,BİR tağutun HÜKMÜNÜ ASLA ONAYLAMAYACAKTIR^^'SEYYİD KUTUB'
  tebrik ederim fatmagül sözün özü bu işte :D :D

*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: Anayasa Değişikliği
« Yanıtla #69 : 02 Eylül 2010, 11:43:50 ÖS 23 »
Sayın Talia teşekkürler güzel bir uygulama olmuş :)
Sevimli ve genç sivillere yakışır bir çizgide anlatmışlar ...

Ve Rahmetli agabey ..
AKP ve Gülen diyemeyecegim ..
F. Güleni ayrı bir kulvarda değerlendiriyorum ama AKP nin misyonunu Ebu Talip Misyonu olarak görmemizdeki engel nedir ?
Malumumuz Ebu Talibin konumu hakkında bildigim kadarıyla farklı düşünceler mevcut ...
Akibeti konusunda herkes tarafından bir karar birlikteligi yok ...
Müslümandı degildi , ayaklarından azap görecekti filan filan ...
Mezhebimiz içinde bile tam bir ittifak yok bildigim kadarıyla ...
Böyle bir misyon ve konum var ...
AKP yi din dışına itmektense bu konuma oturtmak , Resulun amcasına duydugu sevgi ve muhabbeti duyupta , gel kararından vazgec dediginde ise tabiri caizse ceketini alıp çıkmak durumunda neden bırakmıyoruz ...
Koruyup kolluyor , iki taraflı bir sevgi ve muhabbet söz konusu ama akibet konusunda iş Allah'a havale , muamma , bilinmez , işin özü bizide ilgilendirmez ...
Ben böyle görüyorum ...
AKP nin yapıp ettiklerini islami bir hareket olarak degilde , Müslümanlara fayda ve zararları noktasında bakıyorum ...
Elbetteki benim düşüncem ...
Dogrusunu Allah bilir ...
Selamlar ...
Not font kurbaa

*

Çevrimdışı m.ufukalp

  • Mehmet Ufukalp
  • ***
  • 423
Ynt: Anayasa Değişikliği
« Yanıtla #70 : 03 Eylül 2010, 12:56:27 ÖS 12 »
Hazreti Ebu Talibin müslümanlığı hakkında Şiada tam bir ittifakm olduğu gibi sünni alimlerden bir çoğuda onun imanlı bir müslüman olduğunu ikrar etmektedirler. Hazreti Ebu Talibin islamın maslahatı gereği imanının müşriklerden saklamasını ümeyyeoğulları ehlibeyti tezyif etme yolunda kullanmış, ısrarla imanını müşriklerden saklaması ama gerçekte mümin olmasını ısrarla iman etmedi diye belirtmeye çalışmışlardır.

Hazreti Ebu Talip Rasulullahın İslam davasının müşriklerin islam aleyhinde ne yapıp ne edecekleri konusunda adeta bir istihbaratı bir ileri karakolu idi. Yani müşriklerin müslümanlar için tasarladıkları plan ve programı Hazreti Ebu Talip imanını onlardan gizleyerek tespit ediyordu. Nitekim Hazreti Ebu Talipten sonra bu görevi Hazreti Abbas üstlenmiş bulunmaktadır. Mesela hicret etmeyen müslümanlar kınanırken Hazreti Abbası kimse kınamamış, Hazreti Abbas kureyşin İslam aleyhindeki bütün plan ve programını Rasulullaha gizli yollardan ulaştırmıştır.

Son devir Alimlerinden mutasaavvıf Ramazanoğlu Mahmud Sami hazretleri de Hazreti Ali adlı eserinde Hazreti Ebu Talibin müslüman olduğunu izah etmiştir. Ve buna benzer bir çok sünni mutasavvıf ve alim Hazreti Ebu Talibin imanlı olduğunu ikrar etmişlerdir. Onun imanlı olmadığını düşünenler ya hamakat illetine düçar biçareler ya da vakaya ihanet penceresinden bakan ard niyetlilerdir. Bu gün bile Hazreti Ebu Talibe ısrarla kafir diyenlerin hallerine özelliklerine bir bakın ne haldeler, kimlerle dost kimlerle düşmandırlar.

Ozanca kardeş, her ne kadar AKP içerisinde f.gülen yanlıları ve karşıtları, çıkar kavgası kapsamında iki ayrı kitle halinde var olsalar bile, AKP nin bseyin takımı f. gülenin emrindedir. İnsanları bunlar konusunda kuşkuya, tereddüde zokan da budur aslında.

*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Tevhidi Duyarlılık Çağrısı!
« Yanıtla #71 : 05 Eylül 2010, 11:56:13 ÖS 23 »
Görüşlere katılmasamda aktarmakta fayda gördüm ...
Her ne kadar uslup olarak direk oy vermek küfürdür/şirktir açıklaması yapmasalarda , demeye getirilmiş ...
Ama katı bir dildende kaçınmış olmaları işin sevindirici tarafı ....
Fakat yazıda yer alan "biz" ve halk" baglamındaki açıklama ( 6 madde ) gözüme battı dogrusu ...
Ama en sevindigim taraf ise alttaki imzacıların listesi ...
Bu tür imzalı yazıları herzaman ciddiye almalıyız diyorum ...
Bu özledigim ve istedigim bir tarzdır ...
Her ne kadar karşı olsalarda , Aziz imzacılar son dönemde hasıl olan ve giderek genişleyen bir "özgürlük !" ortamının nimetinden de istifade ettiklerinin umarım farkındalardır ...
Buyrun ilgili açıklama ....






Bazı Dâvetçi Müslümanlardan Referanduma Dair Zaruri Açıklama

Gündemin, şirk sistemi içinde görece özgürleştirme amaçlı kısmî anayasa değişikliklerine kilitlendiği ve neredeyse bütün toplum kesimlerinin bu değişikliklere verilecek oyun rengini tartıştığı bir konjonktürden geçmekteyiz. Çeyrek asırdır birçok Müslümanın ve tevhidî uyanış öbeğinin savrulmasına yol açan uzlaşma ve sisteme entegrasyon riski, bu referandum vesilesiyle artık kapımıza kadar gelip dayanmış bulunuyor. Giderek daha güçlü esen demokratikleşme rüzgârı, bütün bu süreçlerde savrulmadan ayakta kalabilen tevhidî kesimi de sarsmaya başladı.

Bu gidişin, bizi cahiliye toplumunu ve sistemini Kur'an'la kökten değiştirme hedefimizden uzaklaştırarak, sistem içi değişimlere eklemleme riski taşıdığına ve toplumun tevhidî dönüşümünü ve sistemi değiştirmeyi hedefleyen inkılâbî ruhu yok edeceğine dikkat çekiyoruz. Sonuçta bu gidişin, tâğutî sistem, onun şirk anayasası ve kurumları ile ilişkide zaaflara yol açacağını, onlara gönüllü itaati ve uzlaşmayı reddeden, onlardan berâetini ilan edip uzaklaşmayı zorunlu kılan akîdevî ilkeleri flulaştıracağını hatırlatıyoruz. Bireysel ve toplumsal hayatın bütün alanlarında itaati ve kulluğu sadece Allah'a tahsis eden tevhidî duruşu zedeleyeceğini, Kur'anî daveti gölgeleyeceğini, Kur'an'la hayatı ve toplumu yeniden inşa etmeyi hedefleyen devrimci bilinci yok edecek eğilimlerin yaygınlaşmasına yol açacağını fark etmeye çağırıyoruz.

Bizler, bu ülkede tevhidî davet ve vahye şahidlik sorumluluğunu taşıyan davetçi Müslümanlar olarak, tevhid, adalet ve temel haklar mücadelemizi, tavizsiz ve uzlaşmasız bir ilkeli tutumla ve itaati sadece Allah'a tahsis ederek sürdürmemiz gerektiğine inanmaktayız. Toplumu tevhidî ölçülerle dönüştürmeyi amaçlayan, davet, şahidlik ve eğitime dayalı İslâmî inşa mücadelemizi, Kur'an'ın belirleyiciliğinde, Resulullah'ın (s) mücadele sünneti ve ilk Kur'an neslinin örnekliği çerçevesinde ortaya konmuş bulunan yoldaki işaretleri takip ederek sürdürmek imanî sorumluluğumuzdur.

İşte böyle riskli bir süreçte, tevhidî duruşun temel ilkelerini hatırlatıp, Kur'an ve sünnet ölçüleri içinde tekrar düşünmeye vesile olmak amacıyla bu açıklamayı yapmak zaruretini duymuş bulunuyoruz.

Bu temel duyarlılıkla, anayasa ve referandum konusundaki yaklaşımımızı açıklamak istiyoruz:

1 – Bizler, tağutları reddedip sadece Allah'a ibadet/itaat etmek üzere yaratılmanın bilincinde olan ve hayatı vahiyle inşa etme sorumluluğunu taşıyan Müslümanlar olarak, Kur'an'ın belirlediği perspektifle olayları değerlendirmek durumundayız. Tevhidi bakış açımızla, ilahi vahye dayanmayan, heva ve zan ürünü hiçbir yasa ve anayasayı meşru saymadığımızı, ilahi vahyi esas almayan hiçbir anayasanın, kısmen ya da tamamen yapıcısı konumunda bulunamayacağımızı beyan ediyoruz. İlahi vahyi dışlayarak ve Allah'a rağmen icra edilen seküler yasa yapıcılık işlevine, aktif olarak katılmanın meşru olmadığına inanıyoruz. Tevhidî mücadele yönteminin Mekke'de ilk Kur'an neslince ortaya konan örnekliğinde de, şirk sisteminden tam anlamıyla berâetin, uzlaşmazlığın ve itaatsizliğin esas alındığını unutmamalıyız. Bizimle mukayese bile edilmeyecek çok zor şartlar altında bulundukları halde, Resulullah'a yapılan devlet başkanlığı tekliflerinin bile hepimizi bağlayan muhteşem bir örneklik sergilenerek reddedilişi ve hiçbir şartta şirk sistemiyle uzlaşmaya yanaşılmaması üzerinde yeniden düşünmeye çağırıyoruz.

2 – Bugün geçerli olan anayasa, "neredeyse bütün maddelerine seküler, ulusalcı, Kemalist resmi ideoloji sinmiş, devletin niteliğini; "Atatürk milliyetçiliğine bağlı" ve "başlangıçta belirtilen temel ilkelere (Atatürk ilke ve inkılaplarına) dayanan", "laik", "demokratik", "sosyal" bir "hukuk" devleti olarak belirlemiş ve bu durum "değişmez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez" kaydıyla mutlaklaştırılmış tâğutî bir anayasa hüviyetindedir. Bu Anayasa, başlangıç bölümünde "laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı"nı, 24. maddesinde ise, kimsenin "Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma…" amacı güdemeyeceğini hükme bağlamış, İlâhî vahye dayalı anayasa ve yasa yapmayı reddedip suç saymış ve İslâmî hayat tarzını dışlamış olan şirke dayalı bir anayasadır. Bu sebeple, Müslümanlar olarak mevcut anayasayı da, onun şirke dayalı niteliğini koruyarak ve İlâhî vahye düşman hükümlerini muhafaza ederek yapılan kısmî değişikliği de meşru görmemiz, oyumuzla destekleyip sahiplenmemiz mümkün değildir.

3 – Referanduma sunulan değişiklik, bu anayasanın vahye aykırı, hatta karşıt olma niteliğini koruyarak, var olan oligarşik bürokratik despotizmi çok kısmî bir biçimde geriletmeye kapı aralama ile bazı hak ve özgürlükler alanında cüz'i değişiklikler yapmayı hedefleyen birkaç düzenlemeden ibarettir. Sonuçta, yapılan bu değişiklikler mevcut anayasanın içine monte edilecek ve daha önce var olan İslâm karşıtı maddelerle birlikte işlev görecektir. Mesela değişiklik paketinde yer alan maddelerle, egemen şirk sisteminin ilahlaştırılan kurumlarından olan Anayasa Mahkemesi ile HSYK, üye yapısı ve üye seçimi değiştirilerek yeniden yapılandırılmaktadır. Halkın "evet" ya da "hayır" oyları vermek suretiyle icra edeceği teşrî' ile yeniden kurulan bu kurumlar, Allah'ın hükümleriyle değil, İslâm karşıtı laik ve Kemalist anayasa ve yasalarla hükmetmeye devam edeceklerdir. Kimi Müslümanların da oylarıyla onaylanan ve yeniden yapılandırılan AYM, çıkarılacak yasaları, mevcut İslâm karşıtı laik ve Kemalist anayasaya uygunluk açısından denetleyecektir.

4 – Sivillerin ve halkın tamamının yaptığı bir anayasa bile olsa ve özgürlüklerin önünü bugünkü değişiklikten de daha fazla açsa, temel haklara daha fazla riayet etse, yine de biz İlâhî vahyi esas almayan bir anayasaya oy veremeyiz. Gasp edilmiş bütün haklarımızı iade eden ve halkın sivil iradesinin ürünü olan liberal, demokratik, özgürlükçü laik bir sivil anayasa hazırlandığında da evet oyu verip desteklemeyi doğru bulmuyoruz. Allah'ın iradesini, anayasa ve yasa yaparken teslim olunması gereken nihai otorite olarak kabul etmeyen hiçbir anayasa düzenlemesini meşru göremeyiz ve asla oy vererek şirke dayalı teşrî'ye iştirak edemeyiz. Çünkü, ne kadar özgürlükçü olursa olsun, cahiliye toplumu tarafından, İlâhî vahyi dışlayarak hazırlanan sivil anayasalar da sonuçta, bilmeyenlerin hevasının ürünü seküler tâğutî anayasalardır. İster kısmî değişiklik, isterse bütüncül şekilde yeniden anayasa yapma olsun fark etmez.

Biz Müslümanlar, Allah'ın tüm kullarına tanıdığı temel hakların en mütekâmil güvencesi olacak ve tüm insanların, halkların imtihan dünyasında kendilerini özgürce gerçekleştirme imkânı bulabilecekleri adalet ve hukuk ortamını sağlayacak olan İlâhi vahye dayalı İslâm anayasasını savunuyoruz. Şiddete dayanmayan, merhameti, adaleti ve herkesin cennete gitmesi için çırpınışı temsil eden tevhidî davet, şahidlik ve eğitim çabalarımız sonucunda Kur'an'la toplumsal inkılabı hedefleyen tevhidî daveti temsil ediyoruz. Bilmeliyiz ki, ya Allah'ın vahyi, Kur'an'ın hükümleri ölçü alınarak meşru bir anayasa yapılacak ya da bunun dışında bilmeyenlerin heva ve zannının ürünü bütün anayasalar ne kadar özgürlükçü olurlarsa olsunlar tâğutî olmaktan kurtulamayacaklardır. Müslüman için, yasaları ve anayasaları yaparken, hukuku, hakları belirlerken; vazettiği hudut, ölçü, emir ve istekleri mutlak anlamda esas alınıp belirleyici kılınması gereken nihai otorite ve nihai hüküm sahibi sadece Allah'tır.

5 – Bugün içinde yaşadığımız toplum İslâmî bir toplum hüviyetinde değildir ve bu sebeple de güç laik kesimlerdedir. Bu yüzden, laik anayasalarını onlar yapacaklar ve bizim de Rabbimizce lütfedilen fıtri, insani temel haklarımızı güvence altına almak sorumluluğunu taşıyacaklardır. İslâmî sistemde gayrimüslimlere tanınan bütün hak ve özgürlükleri, onların da laik sistemlerinde bize tanımalarını isteyebiliriz. Ancak bu konuda yapılacak görece olumlu değişiklikler hatırına laik anayasalarının yapılmasına iştirak edemeyiz. Bizim tevhidî davetimize toplum icabet eder ve özündekini değiştirirse, o zaman İslâm toplumu oluşacak ve Allah da toplumun siyasi durumunu değiştirecektir. Bu durumda İslâmî toplum, yapacağı İlâhî vahye uygun anayasada, Müslüman olmayan tüm kesimlerin, hepsinin de Rabbi olan Allah'ın lütfettiği temel haklarını tek taraflı olarak tanıyıp güvence altına alacaktır.

6 – Bizler, Kur'an'la toplumsal dönüşümü hedefleyen tevhidî davetçiler olarak, referandumda ortaya çıkan, zulumatın/karanlıkların "hayır ve boykot" çizgisindeki koyu tonlarından da, "evet" çizgisindeki görece özgürlükçü gri tonlarından da çok ilerdeki bir konumu, Kur'an'ın aydınlığını temsil sorumluluğunu taşımakta ve insanları bu aydınlığa davet etmekteyiz. Sistem içindeki değişim mücadelesinde, değişime karşı çıkan statükonun "hayır"cı zalim temsilcileriyle, görece özgürlükçü kesimlerini aynı kefeye koymasak da, bizatihi şirk anayasasını fiilen yapmaya katılamayız. Sistem içi görece özgürleşmeyi temsil eden "evet" oylarının fazla çıkmasını, zalim statükonun sürmesini, darbe anayasasının devamını temsil eden "hayır" oylarına galip gelmesini halk açısından sistem içi görece olumluluk olarak değerlendirmekteyiz. Bu durumu, tevhidî bilinçten yoksun halkın görece adalet ve özgürlük arayışı olarak değerlendirmekle beraber, İlâhî vahyi dışlayan bir yöntemle söz konusu değişimi yasalaştırmayı sistem içi değişimcilere bırakmalıyız. Çünkü tevhid davetçileri olarak bizler, görece özgürlük arayışıyla zulümatın/karanlıkların (şirkin) koyu tonlarından kaçarak gri tonlarına gelen bu iyi niyetli kitleleri, hakka dayalı adaleti ve gerçek özgürlüğü bulacakları Allah'a teslimiyete (tevhide) ve Kur'an'ın aydınlığına çağırma konumundayız. İşte bu özgün konumumuzu ve tevhidî çağrımızı her şartta koruyarak, her vesileyle bir daha gündemleştirmeye çalışmalıyız.

7 – Egemen zalim sistemin darbe anayasasında kısmî bir değişiklikle despotizme çok cüz'i de olsa geri adım attırarak, sistemi görece özgürlükçü gri bir kulvara taşımak isteyen değişiklik çabalarına bile karşı çıkıp "hayır" kampanyası yapanlar, ne pahasına olursa olsun statükoyu sürdürmek isteyen zalimlerdir. Sistemi benimseyip de sistem içi değişime "hayır" diyenler, temel hak ve özgürlükleri yok eden ve oligarşik kurumları, bürokratik zorba kadroları halk iradesine egemen kılan despot darbe anayasasını ısrarla sürdürmek isteyenlerdir. Ergenekonvari derin devlet çeteleri, faili meçhulcüler, işkenceciler ve derin devlet katilleri ile statükonun ve resmi ideolojinin bağnaz savunucusu olan, asker ve yargı bürokratlarının halk iradesi üzerindeki vesayetinin devamından çıkar uman siyasi partilerdir. "Boykotçu"lar ise, "hayır"cılar gibi laik seküler tâğutî sistemden yana oldukları halde, yapılan değişiklikte kendi talepleri dikkate alınmadığı için sandığa gitmeme çağrısı yapanlardır. Şirk anayasasında görece özgürleşmeyi ve despotizmi kısmen geriletmeyi isteyen sistem içi değişimciler ise "evet" çağrısı yapmaktadırlar.

"Hayır"cıların bu derece kötü bir konumu ve despotizmin, zulmün devamını, halka ve değerlerine ihaneti temsil etmelerinden, değişikliğin de görece bir özgürleşmeyi temsil ediyor olmasından etkilenerek, tevhid davetçilerinin de "evet"çi safa eklemlenmesi doğru değildir. Bizler Kur'an davetçileri ve vahyin şahidleri olma sorumluluğunu omuzlarında taşıyan muvahhidler olarak, mevcut anayasasının şirke dayalı niteliğini koruyan ve İlâhî vahyi esas almayan değişikliğe "hayır" ya da "evet" oyu vererek teşrîî işlev görmeye, yani yasa yapmaya iştirak edemeyiz. Aksi bir tutum, temel tevhidî ilkelere aykırı olmanın yanında, tebliğin muhatabı olan halka daha sonraki süreçte tevhidî daveti götürmede zaaflı ve tutarsız bir duruma düşülmesine de yol açar.

8 – Bizler, Kur'an'ın karanlıklardan aydınlığa, sömürü ve zulümden adalete ulaştıracak ve âhirette kurtuluşa taşıyacak mesajının belirlediği özgün, örnek konumda bulunmak sorumluluğunu taşımaktayız. Cahiliye inanç, ideoloji ve sisteminden berâetimizi ilan ederek, Resulullah'ın ve eğittiği ilk neslin örnekliğinde çağımızın Kur'an toplumunu oluşturmayı ve bu tevhidî ümmet nüvesinin öncülüğünde ümmeti vahiy ölçüleriyle yeniden inşa etmeyi ve İslâmî adalet sistemini kurmayı temsil bilinciyle hareket etmeliyiz.

İşte bu tespit ve hatırlatmalarımızın ışığında, bütün tevhidî uyanış öbeklerini ve başta öncü İslâmî şahsiyetler olmak üzere bütün davetçi Müslümanları, özgün İslâmî konumumuzu terk edip sistem içi değişime eklemlenme riskinden korunmaya, taktik ve konjonktürel tutumlarla tevhidî stratejik yürüyüşümüze zarar vermemeye çağırıyoruz. Tâğutları reddetmek, Allah'ın hükmüyle hükmetmek gibi vahyî ölçüleri, tevhidî ilkeleri ve halkın, ezilenlerin kurtuluşu için tek alternatif olma anlayışını ve bununla tutarlılık arz eden özgün konumu her şartta korumaya çağırıyoruz. En şerefli görev olan tevhidî davetle yetinmeye ve Kur'an davetçiliği kimliğimizi gölgeleyecek olan, sistem içine ve sistem içi değişime dair davetlerden uzak durmaya çağırıyoruz.



İmzacılar

Ahmed KALKAN (Basiret Dergisi) - Ahmet Turgut ULUCAK (Vuslat Dergisi) – Ahya ARAS (İktibas Dergisi) - Ali KAÇAR (Genç Birikim Dergisi) – Ali YACEL (KALEM-DER) – Bülent KOCA (İLKAV) – A.Burak BİRCAN (İktibas Dergisi) - Coşkun UZUN (İslami Düşünce Enstitüsü) – Faruk KÖSE (Yazar) – Ferid AYDIN (Yazar) – Hakan AKSU (HAY-DER) – Halim YAZICI (Endülüs Derneği) – Hamza ER (Basiret Dergisi) – Harun ÜNAL (Basiret Dergisi) – Hüseyin ALAN (ÖZGÜN-DER) – Mehmet PAMAK (İLKAV) - Mevlüt AKBAL (BİRNESİL-DER) – Murat KURTULDU (Kur'an Nesli Dergisi) - Mustafa TERZİOĞLU (Asır Derneği) – Necmettin IRMAK (İnsan Eğitim Derneği) – Ömer EKŞİ (Gençlik Derneği) – Rukneddin USTA (HAK-DER) - Sabiha Ateş ALPAT (ZEYNEP-DER) – Şükrü HÜSEYİNOĞLU (Kur'an Nesli Kültür Merkezi) – Yakup DÖĞER (Kardeşlereli derneği)
Not font kurbaa

*

Çevrimdışı Rahmetli

  • *
  • 1056
Ynt: Anayasa Değişikliği
« Yanıtla #72 : 06 Eylül 2010, 09:49:47 ÖÖ 09 »
Görüşlere katılmasamda aktarmakta fayda gördüm ...
Her ne kadar uslup olarak direk oy vermek küfürdür/şirktir açıklaması yapmasalarda , demeye getirilmiş ...
Ama katı bir dildende kaçınmış olmaları işin sevindirici tarafı ....
Fakat yazıda yer alan "biz" ve halk" baglamındaki açıklama ( 6 madde ) gözüme battı dogrusu ...
Ama en sevindigim taraf ise alttaki imzacıların listesi ...
Bu tür imzalı yazıları herzaman ciddiye almalıyız diyorum ...
Bu özledigim ve istedigim bir tarzdır ...
Her ne kadar karşı olsalarda , Aziz imzacılar son dönemde hasıl olan ve giderek genişleyen bir "özgürlük !" ortamının nimetinden de istifade ettiklerinin umarım farkındalardır ...
Buyrun ilgili açıklama ....

Sevgili Ozanca,
Oy vermeyi şirk/küfür mesabesine indirecek kadar basitlikte meseleyi ele almanız ilginç. Sonuçta oy vermek, bir seçimde tercih belirlemeden ibarettir. Bu ister parmak kaldırmakla, ister yazılı bir pusula vermekle, ya da bir butona basmakla olsun. Aslolan yapılan bu eylem ile seçtiğiniz kişinin ya da kurumun altına imza atmış, onu onaylamanızdır. Demokratik yapılanmalarda ise küçük farklılıklar olsa da, parlamentoya (temsilciler meclisi) sizi temsilen bir parlamenter (milletvekili) gönderirsiniz. Gönderdiğiniz vekil sizi temsilen yasama ve yürütmede bulunur.

Bu yetkinin kullanımı, müslümanları şu açıdan ilgilendirir. Müslümanlar sahip oldukları itikad gereği, haram ve helal sınırlarına riayet etmek, haramları helalleştiren, helalleri haramlaştıran bir yapılanma da bulunmak zorundadırlar, aksi takdirde ürküp korktuğunuz hatta nefretle kınadığınız tekfir mekanizması bu kişiler için işletilir. Bu, bu dinin önemli bir sigortasıdır. Bu sınırlar Allah'ı Rab ve ilah kabul etmenin en önemli belirleyici şartıdır. Allahın haram ve helallerini ters yüz edecek her türlü tavır ve davranış küfürdür. Yoksa Allah'ı ve onun sınırlarını dikkate alarak insanlar pekala hayatlarını tanzim noktasında kanun ve kurallar koyar, ve bu kanun ve kuralları topluma dikte ettirebilirler. Burada önemli olan şey helal ve haram sınırlarını koruyup gözetmektir. Faizi, içkiyi, kumarı, zinayı yasak(haram) olmaktan çıkartan ve serbest(helal) kılanlar, bu cürümleri biz haram kabul ediyoruz, helal demiyoruz demekle kendilerini kurtaramazlar.

Parlamento dediğimiz çatı altında fonksiyon icra eden parlamenterler, o parlamento en başta Allah'ı dikkate alarak yasama ve yürütme fonksiyonlarını icra ettiklerini beyan etmedikleri sürece tağutturlar. Bir müslüman böyle bir yapının içerisine üç beş tane islami hükmü yerleştirebilir miyim acaba diyerek giremez. Kaldı ki böyle bir yetkiyi kullanmayacağını bir yeminle teminat altına alarak o çatı altına girmektedirler.

Ercüment Özkan'ın parti kurma projesi kimi aymazlara, bu işin olamayacağını gösterme kabilinden olan bir girişimdi. Yoksa oy verme gibi parti kurma da tek başına kişiyi ne küfre ne de şirke sokar. Tüzüğünde egemenliğin kayıtsız şartsız Allah'a ait olduğunu deklare eden bir partinin kurulmasında ne beis olabilir ki? Zaten böylesi bir partinin parlamentoda yer alması da mümkün değildir.

Asıl önemli bir nokta ise, iki de bir tağutun nimetinden nemalanan bizlerin bu nimeti verene şükrümüzü ifa etmeyip nankörlük ettiğimizi, sosyal hayattan tamamen kopup, inzivaya çekilmemizi salık veren beyanatlarınız. Öncelikle belirtmek gerekir ki her türlü nimeti bize bahşeden Rabbimizdir. Bu açıdan görünürde bize imkan sunanların tamamının bir takım sebepler çerçevesinde bu imkanları sunduğunu, asıl nimet sahibinin, asıl hamdedilmesi gereken merciin Allah olduğunun bilincinde olmamız gerekir. Kimse bedava iş yapmıyor sevgili Ozanca. Herkes verdiği hizmetin kat be kat karşılığını aslanlar gibi almakta.

Şurası muhakkak ki, bu hizmetleri verirken bizi biz olmaktan çıkartmak için de ellerinden geleni artlarına koymamaktalar. Bu kuşatılmışlık altında zaman zaman bir takım yanlışlıklar içine giriyor olsak ta, bu zaruretler karşısında meydana gelen şeylerdir. Bu anlamda direnç gösterme her kişinin erliğine bağlı bir direnç göstermedir. Direnç gösteremediğimiz alanları biz bu işi yapıyoruz o halde onu meşru sayalım deme lüksümüz de olamaz. Faizin haram olduğunu bile bile kredi kullanan kişi vebal altındadır, günah bir iş işlemektedir. Ama bu faizi haram olmaktan çıkartmaz. Ben kullanıyorum, bu zamanda bunu kullanmanın hiç bir beisi yok diyen mantık, helal ve haram sınırlarını alt üst eden bir mantıktır.

Gelelim özgürlüklerin kullanımına. Eğer bir takım özgürlükler kazanılmışsa şunu iyi bilin ki, bu konuda taviz vermeyen, direnen, gayret gösteren kişilerin bunda katkısı büyüktür. Yapılan her türlü zulme boyun eğen, tevazuyu taviz vermekle karıştıranlar, aksine bu çemberi kıran değil daraltan taraftır. Direniyorsam ben varım, uzlaşıyorsam be yokum.

Selamlar...
İyilik su gibidir, içmeyen ölür...

*

Çevrimdışı Rahmetli

  • *
  • 1056
Muhammed Can ileReferandum üzerine bir söyleşi...
« Yanıtla #73 : 06 Eylül 2010, 01:20:18 ÖS 13 »
Muhammed CAN'la referandum 2 ; "Referandumdaki özne büyük kâhinin eseridir! Diğerleri bu eserin sahnedeki oyuncusu ve referandumda bu sahnenin aksesuarıdır."
" Devrimci ahlak insaniyet mektebinin özüdür.... "


Rebeze:
Muhammed Bey bizler Referandumun ulus devlet için getirileri olacağını düşüyoruz evet ya da hayır sistemin elitleri açısından çokta mühim değil kanaatindeyiz, Bu konuda ne diyorsunuz; yani referandumun gerçekleşmesiyle sistem halkın bilinçaltında yeşerip daha da güçlenir mi?  Yâda evet ve hayır sistemin kaderine yön veren Saiklerimi olur?

 
Esasında sorunuzun içinde konunun öznesi olarak yatan cevabı bildiğinizi düşünüyorum! Dikkat ederseniz metodoloji olarak var olan sisteme alternatif yeni bir olgu ile çıkılıyor değil. Eskinin orijinliğinden ödün vermeden restorasyon gayretleridir. Referandum sloganı ile dökülmeye yüz tutmuş mevcut değerlerin,  yeniymiş gibi pazara sürmenin başka bir versiyonu da diyebilirsiniz. “Evet” ya da “hayır” bu anlamda sistemin usullerine etki etmeyecek sistemin furu’unda bazı ıslahat hareketleri yapılacak, yani demem şu ki olası ıslahat girişimleri eskinin yenisi olarak zuhur edecek.

Bazıları buna eksen kayması diye vaveyla koparsa da, ya doğru algılayamıyor ya da çıkarlarına ters düşüyor. Türkiye evrim geçiriyor diye düşünüyorum. Çünkü mevcut Statükocu duruşu ile fazla dayanacak gücü kalmadı. Hem içerden gelişen bilinçlenme sürecinin ivme kazanması, hem de dışarıda hızla değişen dünya dengelerine karşı daha fazla dayanması düşünülemezdi. Mevcut statükonun değişmemesinde direnmesi onun bir yerlerden yırtılmasına sebep olacaktı!
Ne var ki bu değişim fikirsel evrelerini olgunlaştırıp aşmadan, devlet aygıtının bekası için Statükoyu elde tutanlar tarafından öngörüldü. Yani kitle düşünce ve mantıksal evrim geçirmeden bir kez daha muayyen vakte kadar edilgen hale dönüştürülecek.


Rebeze:
Peki referandumun ulus putları açısından anlamı bir yana, uluslararası dengeler açısından hangi odakların işine gelecektir ve referandumda asıl "özne" kim ya da kimlerdir - neresidir?


21.yüzyılda ulusal totemler erozyona uğradı veya bir şekilde değer kaybetti, bu kayıp Türkiye deki totem veya totemler içinde geçerlidir. Diğer bir ifade ile tek tanrı algısına hizmet eden tanrıcıkların, büyük kâhinin gördüğü üç büyük kehaneti ile üçten biri!  Birindeki öngörüsüne uygun hale getirilmesi için mahiyetindeki mabetlere yüklediği sorumlulukların rahiplerince halka empozesidir! Referandumdaki özne büyük kâhinin eseridir! Diğerleri bu eserin sahnedeki oyuncusu ve referandumda bu sahnenin aksesuarıdır.


Rebeze:
Tüm bunların arasında tarihten gelen bir hortlak olarak bir algıyı sormak istiyoruz; yani "Emevileşmeyi"... Referandum ve Emevileşme  arasındaki ilişkiyi hangi değerler üzerinden kuruyorsunuz?

devamı...
İyilik su gibidir, içmeyen ölür...

*

Çevrimdışı hakanalper

  • **
  • 158
  • bana gelince; düşmanlarmdan daha fazla ya$ayacagm!
    • ArsaBank Gayrimenkul
sen belirle..
« Yanıtla #74 : 06 Eylül 2010, 02:58:02 ÖS 14 »
Genç Siviller sporsorlugu ve destegi ile ;






İz telâkkavnehu bi elsinetikum ve tekûlûne bi efvâhikum mâ leyse lekum bihî ilmun ve tahse... Nur-15