Kaba, haşin ve Maddeci Bir Asrın Bağrında İnceliklerle İncelmek

  • 0 Cevap
  • 2037 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

esedullahmurat

İbrahim REFİK


İnce düşünme, hassasiyet ve nezaket... İnsanî münasebetlerin kaba ve keskin hatlarla şekillendiği, maddenin, kelime dağarcığımızdan davranış kalıplarımıza kadar herşeye hâkim olduğu ve hükümlerin siyah-beyaz mantığıyla verilip nüansların kaybolduğu günümüz dünyasında bu kelimeler pek bir mânâ ifade etmese de, bunlar sağlıklı bir toplum diyalogunun olmazsa olmazlarıdır.

Şöyle bir düşünün; değer mefhumunun sahip olunan eşya ve marka ile parelellik arzettigi, kelâmın cedel mantığı çerçevesinde kullanılıp argo ile yoğrulduğu, insanî ilişkilerin kuvvet prensibi üzerine kurulup itişip kakışma seviyesinde cereyan ettiği bir toplum hayatı nasıl korkunç bir kaostur.

İncelik ve nezaket ise, toplum fertleri arasındaki insanî münasebetleri geliştiren, insanları birbirine kaynaştıran ve özlenen "sevgi toplumu"nun oluşmasına basamak teşkil eden çok önemli bir iksirdir.

İlâhi ahlâkla ahlâklanmış Efendimiz'in (as) gölgesinde yetişen peygamber torunları Hz. Hasan ile Hüseyin'in, yanlış abdest alan yaşlı birine doğrusunu göstermek için: "Amcacığım, biz ikimiz abdest alacağız. Acaba hangimizin abdesti doğru bir kontrol eder misin?" tarzındaki yaklaşımları ne lâtif bir incelik nümunesidir.

Hele hele o Altın Çağ döneminde, mescidde sahabe topluluğunun içinde bulunan bir bedevinin, karnındaki rahatsızlığı tutamayıp abdestinin bozulması üzerine, onun mahcup olmaması için sahabe efendilerimizden Cerir (ra)' in ortaya atılıp:"Arkadaşlar, hep beraber kalkıp abdest tazeleyelim. Çünkü abdest üstüne abdest almak nur üstüne nurdur!" diyerek arifâne bir tarzda meseleye çözüm getirmesi ne güzel bir incelik, ne güzel bir hassasiyettir.

Yine, bir ömürlük zaman dilimine, ömürlere sığmayacak işler sığdıran Hz. Ömer (ra) döneminde, o dev kametin huzuruna bir sofra getirilip de herkesin oturup, Yemame Savaşı'nda sağ kolunu kaybeden Amir'in (ra) bütün ısrarlara rağmen uzak durması ve bunu gören Hazret-i Ömer'in şu sözleri, inceliğin harikulâde incileri değil midir!:

Senin sofraya oturmayışının sebebini bildiğimi sanıyorum. Sağ kolun yok, sol elinle yiyeceksin. Bu yüzden sofradan uzak kalıyorsun!

Şunu iyi bil ki, içimizde (senden başka) bir uzvu kendisinden önce cennete gitmiş kimse yoktur. Senin oturmadığın sofraya oturmak bizim için çok acı olur. Oturduğun sofraya oturmak ise şereflerin en yücesidir. Gel aramıza katıl ve bizi, bir organı kendisinden önce Cennet'e gitmiş bir büyük insanla yemek yeme şerefine kavuştur. Hiç olmazsa biz de böyle teselli olalım. Diyelim ki: Ey Rabbimiz! Biz Senin yolunda bir organımızı feda edemedik ama, feda eden bir kardeşimizle bir sofrada oturduk. Onun hürmetine bizi affeyle!

İnsanlığın İftihar Tablosu'nun (sav) dilinden yudumladığı Kur'ân hakikatlarını akıllara durgunluk verecek kadar kısa bir zamanda Atlas Okyanusu'ndan Maveraünnehir'e kadar ulaştıran Sahabî efendilerimizin kurmuş olduğu vahiy medeniyeti bu geniş coğrafya diliminde uzun yıllar hüküm sürmüş ve sesini duyurduğu bu topraklarda bir fazilet toplumu meydana getirmiştir. Kur'an ahlâkı ile fazilete endeksli bu güzide insanlar o günden bugüne bizlerin davranışlarına numune teşkil etmiştir. Bu yıldızlar denizinden bir misal de vezir Hasan Meymendi'ye ait:

Dünyada hiçbir zaman herhangi bir şeyi tek başına yemeyen, yanında bulunan bir hurmayı dahî bölüşen bu güzel insan bir gün dostları ile otururken, bir adam gelip kendisine yeni yetişmiş, turfanda salata takdim eder. Hasan Meymendi, önüne konulmuş salatalıklardan birini soyup yemeye başlar. Sonra ikincisini ve üçüncüsünü de yanında bulunanların şaşkın bakışları arasında yer. Ardından da salatalıkları getiren adama lütûf ve ihsanda bulunduktan sonra uğurlar. Döndüğünde de yanındaki dostlarına durumu şöyle açıklar:

"Tabii her zamankinin aksine salatalığı tek başıma yiyip sizinle bölüşmediğime şaştınız. Adam gittiği için sebebini açıklayabilirim: İlkini soyup yemeğe başladım, baktım son derece acı... Elbette bundan sizlere veremezdim, ikincisini ve arkasından üçüncüsünü denedim. Onlar da birbirinden acı çıktı. O zaman şundan korktum. Herhangi birinize verseydim, olur ki, bunun gayet acı olduğunu söyler, bana iyi niyetle bunları getirmiş insanı mahcup düşürürdünüz. Bu yüzden ister istemez hepsini tek başıma yedim, acılarına tahammül etmeye çalıştım ama netice olarak adamcağızın gönlünü hoş etmiş olduk." yakın tarihimiz de ince düşünmenin incelikleriyle doludur. Son dönem İslam âlimlerinden Hacı Cemal Ögüt'ün şu hâtırası

Mekke kaynaklı medeniyetin yogurup âbideleştirdigi insanlardaki aynı ruh hassasiyetinin, aynı inceliğin uzantısından başka nedir ki!:

Kış ayazında şehr-i İstanbul'un hâlâ Osmanlı mührü taşıyan sokaklarının birinde bir yoğurtçunun nidasını işiten Hacı Cemal Ögüt'ün (kızına hitaben):

"Kızım yoğurt alalım" diye seslenip kızının da: "Baba yoğurdumuz var"
cevabını vermesi üzerine yine Hacı Cemal'in:

"Olsun kızım alalım, sen kullanırsın. Sokaktan üçüncü geçişi adamın, satabilse bu adam kış kıyamet günü geçer mi buradan? demesi ne harikulâde bir rikkattir.

Evet, odun kesmeye giden köylünün baltasının ağzını çaput ile örterek ormana giriş inceliğinden, kurban edilecek koyunun gözlerini bağlama nezaketine, kul hakkı şuuruyla alışveriş sonrası aldıklarının başkaları tarafından görülüp imrenilmemesi için kapalı heybesinde hânesine götüren ecdad hassasiyetine ve hatta sokakta yürürken önündeki yaşlı birinden müsade isteyerek geçme hassasiyetine kadar bu millet, hayata aksettirdiği bu medeniyet felsefesiyle köklü ve sağlam bir cemiyet teşkil ederek asırlara sesini duyurmuştur.

Dün olduğu gibi bugün de, hatta dünden daha fazla olarak bizi asırlarca ayakta tutan bu zihniyete, bu incelik ve nezakete ne kadar muhtacız!

Kabalığın, bencilliğin, argonun cirit atıp, nüansların kaybolduğu yozlaşmaya yüz tutmuş menfaat endeksli bir toplumda, edep insanı için, bu beğenmediklerinden intikam almanın en kestirme çaresi onlara benzememek olmalı sanırım.