iktibas - ercüment özkan

  • 25 Cevap
  • 22842 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı hattabhamza

  • ****
  • 540
  • şirkten boşanıp,şehadetle nişanlanmak
Ynt: iktibas - ercüment özkan
« Yanıtla #15 : 07 Nisan 2010, 09:32:29 ÖS 21 »
Alıntı
hattabhamza
teşekkür ederim eliflamra ve maxpayna.
müzmin ki hemde ne müzmin.
bu öğrenci fiyatını değerlendirmeliyim, pazar günü ağaç budamıştım bi akrabaya ordan heralde 30 tl alırım o zamanda abone olabilirim. galiba olacak bu iş:)
selam ve dua ile...

yapmaa yaaa...
ben şaka yapıyorum takılıyorum ama bitir artık şu okulu. hababam sınıfını çok mu izledin  :)
okul bittikten sonraki hayat ile mi yüzleşmek istemiyorsun diye soracam ama öyle ise çoook haklısın çoook  ::)




aslında hemen bugün yüzleşmek istiyorum ama olmadı işte, inşaallah yakında biter.


Kan; Toprağın, Ter; Ekmeğin, Gözyaşı; Yüreğin Bereketidir...

Ynt: iktibas - ercüment özkan
« Yanıtla #16 : 07 Nisan 2010, 10:12:44 ÖS 22 »
sevgili maxpanya,

  önerdiğiniz kardeş dergilerden olan nida'yı duymuşluğum var..
 Kuranneslinide sadece netten takip edebiliyordum.

  Ama ne hikmetse talihsiz bir şekilde yayını durduruldu.:(
yayının sürekliliğini temenni edelim işn.???


Baki muhabbetle...

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5150
    • depo
Ynt: iktibas - ercüment özkan
« Yanıtla #17 : 08 Eylül 2013, 02:12:57 ÖS 14 »


ben yıllaaar önce ercüment özkan üzerine konu başlığı açmıştım ama gümbürtüye gitmiş silinmişti.
bu forumda olup da ercüment özkan ı tanımayan kalmasın istediğim için paylaşmak isterim müsadenizle :




http://www.youtube.com/watch?v=K61Vdf6Y4SY#






*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5150
    • depo
ERCÜMEND ÖZKAN: BİR CESUR YÜREK KLASİĞİ
« Yanıtla #18 : 08 Eylül 2013, 02:23:27 ÖS 14 »


Ercüment Özkan (1938-1995)


 ERCÜMEND ÖZKAN: BİR CESUR YÜREK KLASİĞİ


Anadolu bozkırında, Kırşehir’in Mucur’unda 23 Ocak 1938’de, PTT memuru M. Ali Bey’le, ev hanımı Hüsniye Hanım’ın ikinci çocuğu olarak hayata ses verdi. Onun da yaşanası bir serencamı vardı elbet…
 

 


 
 İlkokulu Mucur’da, ortaokulu Kayseri'de okudu. Liseyi Kayseri'de başlayıp Kırşehir’de tamamladı. Okul dışında spor ve folklorla ilgilendi, okul tiyatrosunda oynadı. Koleksiyonculuğu severdi. Kültürel hayata her zaman ilgi duymuştur.
 

 


Ne kadar ‘bozkır’ olsa da Mucur, bağ ve bahçeleriyle yaz tatillerinde onu toprağa/aslına/hayata bağlayan en önemli etmen olmuştur.


 
 

Felçli annesi onu, annesiz hayatın kollarına genç yaşta (1957) tevdi etti.
 
1959’da bir sene İstanbul’da Türk Hava Yolları’nda çalıştı. Ardından, yarıda bıraktığı Ankara Hukuk Fakültesine devam etti.
 

 


Adnan Menderes’in Mucur’a gelmesini fırsat bilerek ondan, Mucur’a bir Halk Kütüphanesi açılmasını talep etti, talebi yerine getirildi.


 
 


 
Türk Ocağı’na takıldı. Öğrencilik yıllarında bir süre Millet Partisi genel merkezinde maaşlı olarak çalıştı.
 
25 Mart 1963 tarihinde evlendiği, Ankara Dil Tarih Coğrafya fakültesi öğrencisi Mukaddes Taner (Özkan) Hanım’ı aslında lise yıllarından tanıyordu. Sıhhiye’de Haber Ajansını çalıştırmak için kiraladığı bahçeli, bakımsız ev, Mukaddes Hanım elleriyle artık yeni yuvaları oluvermişti.
 

 


60’lı yılların başları onun farklı arayışlar içine girdiği, arayışlarını derinleştirdiği önemli bir dönüm noktasıdır. İslam’ın siyasallaşmasını istiyordu. Bu amaçla, tanınmış kim varsa gidip görüşmeye çalışıyordu. Devrin ilim adamlarından Ömer Nasuhi Bilmen’le görüşmüş, ondan, “Evladım sen hukuk fakültesi öğrencisiymişsin, ağzın da iyi laf yapıyor, senden iyi bir avukat olur” şeklindeki, baştan savmacı sözlerini, “elime bir elma şekeri tutturdu ve başından savdı” diye özetlerdi.
 
Askerliğin bir kısmını öğretmen olarak Uşak’ın Karahallı köyünde, bir kısmını da Mamak Köstence ilkokulunda yaptı.
 


 


 
1960’lı yıllarda Hizbuttahrir’le tanışır. Onların fikirlerini benimser, toplantılarına katılır. Artık iyice siyasallaşmıştır. Arkadaşlarıyla hazırladıkları beyannameleri bastırıp, zamanın başbakanı S. Demirel’e, bazı devlet adamlarına ve milletvekillerine postalarlar. Elden bildiri dağıtmak adeta günlük hayatlarının bir parçası olur. Bildiriler İnönü’ye kadar ulaşmıştır. Arkadaşlarıyla birlikte, Hilafeti kurmanın farz olduğuna inanmaktadırlar. Kâfirlerin hükümleriyle hükmedilmesi İslam’a aykırıdır görüşündedirler. Bu arada İçişleri Bakanlığı ve Emniyet teşkilatı alarma geçmiş, bu işleri yapanların adreslerini tespit etmekte, evleri basıp arama-tarama yapmaktadır. 10 Nisan 1967 günü siyasî polis eve gelir, arama yapar. Ama Özkan o gün evde yoktur. 10 Nisan’dan 4 Ağustos’a kadar yaklaşık dört ay evine uğramaz. Bu, hayatının ilk kaçaklık günleridir.
 
Sol basın bir yana, sağ basından (Tercüman) Ahmet Kabaklı gibi isimler Ercümend Özkan’a ‘Kızıl Komünist’ yaftasını büyük bir özenle yapıştırmışlardır. Özkan, “muhterem Türk halkının” imanını ezmeye kalkışan biridir…
 
O günlerde Necip Fazıl’ı İstanbul’dan uçakla Ankara’ya getirtmeleri, bir taksiden bir taksiye bindirirken, -olacak bu ya!- taksicilerin de hep tanıdık çıkmaları, Necip Fazıl üzerinde, örgütçülüklerine dair -haksız da olmayan- olağanüstü bir etki yapar. Kendisiyle görüşürler. Necip Fazıl özet olarak, bu davaya nefer olmayı kabul ettiğini söyler ama ilişkinin devamı sağlıklı gelişmez.
 
Bu arada evine gizli-saklı gidip gelmektedir; çok sevdiği çocuklarıyla bağını kesmemeye çalışmaktadır. Ev aramaları, tevkifler de hız kesmemiştir.
 
Ve belki beklenen, belki korkulan gün gelip çatmıştır… Bir gün siyasî polis, bu yolun yolcularının ‘altın bileziği’ demek olan kelepçeyi bir şekilde kollarına geçirecektir… Ercümend Bey’in o günü, 1967 yılının 4 Ağustos’udur. Yer: Verimli matbaası.
 
Sorgu esnasında asla takiyye yapmamıştır. Çünkü zaten bu yönteme hiçbir zaman inanmamıştır. Özkan için de, yardımın sadece Allah’tan isteneceğinin ispat günü işte o gündü. Bir haftalık gözaltından sonra tutuklanıp Ankara cezaevine konulur. Polis, Özkan’dan başka bilgiler almanın peşindedir. Ne gibi? Mesela şunun gibi: bilahare Diyanet İşleri Başkanı olan Dr. Lütfi Doğan gelmiş, cezaevinde Ercümend Bey’le görüştürülmüştür! Lütfi Doğan Özkan’a, dışarıda iken kendisinin kıymetini bilemediklerini filan söylemekte, dışarıda başka kimler varsa söylemesini, onlarla irtibat kurup çalışmak istediklerini belirtmektedir… Özkan ise treni kaçırdıklarını, dışarıda kimse kalmadığını söyleyerek, görüşmeyi hemen orada bitirmiştir.
 
Cezaevinde Savcıdan, yazı yazmak istediğini belirterek daktilosunun getirilmesini talep eder. Savcı ise, zaten fikirlerini başkalarına yaymayasın diye tevkif ettik diyerek, talebini geri çevirir.



 


 
Özkan hazırcevaplılığını her yer ve zamanda sürdürmüştür. Cezaevine bir gün bir Yahova Şahidi Papaz gelmiş, misyonerlik faaliyeti yapmaktadır. Bir ara, cezaevini gezmekte olan savcının karşısına çıkar, savcıya Hristiyanlık anlatmaktadır. Savcı, “Git be adam, gül gibi dinimiz dururken Hristiyan mı olalım şimdi?” diyerek papazı tersler. Özkan fırsatı kaçırmaz, savcıya, “Dinimizin gül gibi olduğunu söyleyenleri de içeri tıkıyorsunuz!” cevabını yapıştırır. Savcı bir şey demeden uzaklaşır.
 

 


Yargılama birinci ağır ceza mahkemesinde 13 ay sürer. Mahkeme heyetine “101 yıl ömrüm olsa siz de 100 yıl ceza verseniz kalan bir yılda yine bu iş için çalışacağım!” demesi işte bu günlerdedir. Ve karar: 4 yıl ağır hapis, ömür boyu kamu hizmetlerinden men, 2 sene Bingöl’de zorunlu ikamet! Özkan bu ağır cezayı, mahkeme heyeti karar odasına geçtiğinde arka kapıdan gelen beş kişilik MİT heyetinin tesirine bağlamaktadır.
 
Ankara cezaevinden Ankara Çamlıdere cezaevine, oradan kendi isteği ile Mucur cezaevine nakledilir. 9 Mart 1969 tarihinde ise, kendisini zorlu günlerin beklediği Adana cezaevine götürülür. Son olarak ise, İmroz yarı açık cezaevine gönderilir. Burada bazı ziraî işlerde çalışma fırsatı bulur.


 


‘Kara günler’ gelip geçmiş, tahliye günü gelmiştir: 4 Nisan 1970. Şimdi sırada ‘kara günler’in ikinci aşaması vardır: Bingöl’de iki yıl zorunlu ikamet edecektir…
 
‘Kaderin cilvesi’ mi demek gerekir yoksa Allah'ın yardımı mı: Kendisine bu cezaları veren mahkemenin reisi emekli olmuş, avukat olarak çalışmaktadır. Özkan’a, bir dilekçe yazarak Bingöl ikametini öğrenciliği nedeniyle Ankara’ya aldırmayı talep etmesini önerir. Nitekim öyle olur ve iki yıl Ankara dışına çıkmadan, her gün saat beşte karakolda imza atarak iki yılı öylece tamamlar.
 
Bu esnada, kardeşine bıraktığı Basın Haber Ajansı’nı Kızılay’da borç-harç devren kiraladığı bir büroya taşır.
 

 


Belirli bir süreden sonra Özkan’ın hayatı normale dönmeye başlar. Yine de mesela yurt dışına çıkma yasağı devam etmektedir. Uzun süre, istediği halde hacca gidemez çünkü pasaport vermezler. Artık çok sevdiği çocuklarıyla beraber vakit geçirebilmektedir. Çok okumaktadır. Kendisine 24 saat yetmemektedir.
 
Bir ara bir siyasî partiden milletvekilliği teklifi alır. İleride 1980 askeri darbesinden sonraki yıllarda Özal döneminde ‘normal’ sivil yönetime geçildiği yıllarda milletvekilliği teklifini bir kere daha alacaktır.
 
1974 yılında İstanbul’da 40 yıldır çalışmakta olan İnterpress adındaki kupür derleme merkezsini devralır ve Kabataş’ta çalıştırmaya başlar.



 


 
1979 İran İslam Devrimi’ni yerinde görüp anlamak için defalarca İran’a gidip gelmiştir; Devrim’e yakın ilgi duymaktadır. Humeyni’nin siyasî basiretine adeta hayrandır.
 
Yıllardır zihninde tasarladığı İktibas dergisini nihayet 1981 yılı Ocak ayında bir grup arkadaşıyla birlikte yayınlamaya başlar. Dergi dört yıl (1981-1984) 15 günde bir, sonra aylık olarak yayınlanmıştır. İktibas’a ilgi, belki beklediğinin de fevkindeydi. Fakat maalesef Müslümanların para hususundaki kabızlıkları İktibas’ı sıkıntıya sokuyordu. İktibas, kendi deyimiyle Özkan’ın yan gideriydi. Mütemadiyen yazılı uyarılarını sürdürmesine rağmen, birçok okuyucunun ise sanki ‘yan geliri’ idi… Özkan yine de buna aldırış etmiyor, “tek okunsun da…” düşüncesiyle para ödemeyenlerin de dergilerini yollamaya devam ediyordu.
 


 



1982 yılı Ocak ayında bir kere daha gözaltına alınır. Isparta’da bazı tutuklamalar olmuş, Özkan da konuyla ilişkilendirilmiştir. Sorgulama ve cezaevi süresi 51 gün sürer. 2 Ekim 1985 tarihi ise, Özkan için yine bir sürpriz barındırmaktadır… Bu sefer ‘sorun’, Mehmet Çoban’ın derginin 105. sayısında yayınlanan “Yolumuzdaki Esaslar” başlıklı yazısıdır. Ankara siyasî şube tarafından gözaltına alınır. 14 gün sonra çıkartıldıkları DGM’de Çoban’la birlikte altışar yıl üçer ay ağır hapis cezasına çaptırılırlar. Özkan, derginin sorumlu yazı işleri müdürü olduğu için hapis cezası para cezasına çevrilir. 105. sayı toplatılır.
 
Derginin mali sıkıntıları had safhadadır.
 
1987 yılı Ağustos ayı Ercümend Bey için artık yeni bir dönemin başlangıcıdır. Artık ‘altın bilezikleri’nden kurtulmuştur fakat bundan böyle de ilaç kokulu koridorlar ve beyaz önlüklü çalışanlarla tanışıklığı artacaktır. Belirtilen tarihte kısmî bir felç geçirir. Aldığı ilaçların sağlığını bozması nedeniyle iki yıla yakın derginin yayınına ara vermek zorunda kalır. Şeyhlere dil uzattığı için çarpılmıştı Özkan; şeyhlerin kulları öyle diyorlardı. Fakat şeyhlere rağmen, çok sevdiği dergisi İktibas, 1989 Kasım’ında yeniden yayın hayatına dönmüştür…
 
23 Eylül 1990 günü şiddetli bir ağrı yakalamıştır onu; doktorunun dediğine göre kalp krizi geçirmektedir. Kalp krizi 1993 Mart’ında ikinci kere yoklayacak ama bu sefer hafif geçirecektir. Dokuz ay kadar sonra, 1994 Ocak ayında Ankara Trafik hastanesinde bir ay yatmak zorunda kalacaktır.
 
23 Ocak 1995 günü bir dizi program için Mukaddes Hanım ve iki kızıyla bismillah diyerek yola çıkarlar. Adana’da bazı dostlarına ziyaretlerde bulunacak, Hatay’da konferans verecek, ardından Mersinde düzenlenen birkaç günlük kampa katılacaktır.


 



Adana’da misafir olduğu dostunun (Vedat Bey) evinde 24 Ocak 1995 günü kahvaltı sırasında ecel sessizce gelmiş, ev sahibi dostlarının, eşi ve kızlarının arasından onu alarak sessizliğe uğurlamış, ebedi aleme yolcu etmiştir. Dün sevinçle alınan yol şimdi hıçkırıklar eşliğinde geri kat edilecek, Sessiz Gemi içerisinde Ankara Karşıyaka’ya yetiştirilecektir. 25 Ocak 1995 günü evinin yakınındaki Aşağı Eğlence Camiinde kılınan cenaze namazından sonra Karşıyaka mezarlığında toprağa verilmiştir. İnna lillah ve ileyhi raciuun.
 

***

 


Ercümend Özkan ismi, son kırk yılın İslami cenahta, en çok tartışmalı isimlerinden biri olmuştur. Şunu bu vesileyle bir kere daha vurgulamakta yarar vardır. Ercümend Özkan, Türkiye'de İslami bilinçlenmenin belki de en önemli simasıdır. Bu önemi maalesef insanların ekserisi kavrayamamıştır. Kavrayan bazılarında da başka bazı duygular ağır basmıştır. Onun fırtınalar estiren İslami sesi, yayınladığı dergi 15 bin tirajda iken, hurafelerle lebalep dolu gazeteleri 3 bin kadar basan, bilahare Turgut Özal’ın eliyle sistemin nimetlerinden tepe tepe nemalan ‘ihlaslı’ zümreler tarafından tabi ki boğulacaktı. Ama herkes bilmektedir ki, hak olan, hakka dayanan, hakkı haykıran bir söz hiçbir şekilde ilelebed bastırılamaz. Mızrak çuvalda gizlenemez. Özkan’ın öncülük ettiği, malını ve canını Allah yolunda feda etme örnekliğindeki gayreti kesinlikle toprağa ekilmiş, toprak utanmamak için tohumları yeşertmeye devam etmektedir.
 
Ercümend Özkan’ı ve bir başkasını büyütmekten Allah'a sığınırız. Fakat aynı şekilde bir hakkın teslim edilmemesinden de aynı şekilde Allah'a sığınırız. Herhangi bir sahabenin yiğitliğini, cömertliğini, takva ve faziletini zikretmek nasıl ki onu büyütmek (tazim) değilse, bu da böyledir.
 
Tabi ki Özkan’ın hataları da olmuştur. İslamî uyanıştaki çabalarını takdir etmek nasıl İslami bir görevse, hatalarını yok saymak da o oranda gayri İslami bir tutumdur.
 

 


Ercümend Özkan demek, ‘pür-siyaset’ demek değildi. Hayatı dolu dolu yaşamayı bilen ve seven bir insandı. İnce zevklerin insanıydı. “Şehrin insanı”ydı ama kaypak olmayan ilgilerin, zarif sadakatlerin adamıydı… Gençliğinden beri güzel giyinmeyi sever, bakımsızlıktan hoşlanmazdı. Giyimde olduğu gibi mimari, müzik gibi sanatlarda da klasik tarzı severdi. Türk sanat müziğine kulak kabartır, Alevi türkülerine ilgi duyardı. Hat sanatına ilgisi vardı.





E geceleri çorba yapar, çayını demler, evdekileri rahatsız etmezdi. Kızılay’daki dergi bürosunda yaptığı ‘mapushane’ yemekleri dostlarınvinde geçimsiz bir insan değildi. Geceleri çoğunlukla çalışır, sabah namazından sonra yatmazdı. Bazen kendisineca malumdur.
 
 
Özkan, ilkeli duruşu, sadakati, açık sözlülüğü, Allah'ın hatırını her şeyden ve herkesten yüce tutmaya olan azim ve kararlılığı ile bilinir. Takdire şayan tutumlarından birini burada zikretmek yerinde olur. Haber Ajansı İsrail’le kupür anlaşması yapmış, parasını da peşin almıştır. İsrail’in Araplara savaş açması sonucunda, Müslümanlarla savaşan bir devletle ticari veya başka türlü ilişki kurmanın haram olduğu bilgisini edinir edinmez anlaşmayı fesheder, paralarını da güç bela toparlayarak iade eder. 
 
Özkan, özgün bir telif eser bırakmamıştır. İnanmak ve Yaşamak, Tasavvuf ve İslam gibi kitapları, dergide yayınlanan yazılarından oluşmuştur. Onun en özgün eseri, Ocak 1981’den Ocak 1995’e kadar yayınını sürdürdüğü dergisindeki yazılarıdır.





 
Ercümend Özkan ismi, İslam'ı Peygamber sonrasında yeniden bir hayat nizamı olarak ikame etmek uğrunda mücadele etmek için mazeretler ardına sığınmamanın güzel örnekliğidir.

 
Not: Bu yazı için İktibas dergisinin 205/Ercümend Özkan Özel sayısından yararlanılmıştır.


KAYNAK


resim boyutları düzensiz olmuş orjinal kaynak siteden düzenli okuyabilirsiniz.



*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5150
    • depo
Ynt: iktibas - ercüment özkan
« Yanıtla #19 : 08 Eylül 2013, 02:25:38 ÖS 14 »

ben yıllaaar önce ercüment özkan üzerine konu başlığı açmıştım ama gümbürtüye gitmiş silinmişti.
bu forumda olup da ercüment özkan ı tanımayan kalmasın istediğim için paylaşmak isterim müsadenizle :


http://www.youtube.com/watch?v=K61Vdf6Y4SY#




videoyu izledim ağladımya la... :'( :-\ yok yok gözüme toz kaçtı çöp battı nayırr ağlamıyorum kuzzumm
ben bu adamı seviyordum ama bu kadar sevdiğimi bilmiyordum  ???
kurban olduğum cenabı allahım benim gibi taştan odundan su çıkarabiliyor mucize işte  :.)








*

Çevrimdışı Müslüman

  • ****
  • 511
  • Allah c.c kelamını kul kelamı ile eşitlemeyin.
Ynt: iktibas - ercüment özkan
« Yanıtla #20 : 08 Eylül 2013, 03:04:57 ÖS 15 »
Allah'ın rahmeti üzerine olsun mekanı cennet olsun.

Selefilikten Ercüment Özkan çizgisine geçişimde muhataplarım hep M.İslamoğlu, A.Bayındır ve bu düşüncedeki insanlar hakkında "ya bu düşünceleri savunanları görüyoruz işte" şeklinde sözü ile eylemlerinin uyuşmadığı gibi ve daha başka eleştiriler getirirlerdi de söz Ercüment Özkan'a gelince nedense susarlardı. Elbette bunda onun tavizsiz yaşantısının etkisi vardı.

Ercümend Özkan deyince benim de ilk aklıma o gelir; Eğilmeyen, bükülmeyen tavizsiz bir yaşam.


*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4811
  • Dosdoğru ol!
Ynt: iktibas - ercüment özkan
« Yanıtla #21 : 08 Eylül 2013, 04:55:37 ÖS 16 »
"Usul asıldan önce gelir!"

                       E. Özkan
'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8

Ynt: iktibas - ercüment özkan
« Yanıtla #22 : 01 Ocak 2014, 08:57:48 ÖS 20 »
Allah'ın rahmeti üzerine olsun mekanı cennet olsun.

Selefilikten Ercüment Özkan çizgisine geçişimde muhataplarım hep M.İslamoğlu, A.Bayındır ve bu düşüncedeki insanlar hakkında "ya bu düşünceleri savunanları görüyoruz işte" şeklinde sözü ile eylemlerinin uyuşmadığı gibi ve daha başka eleştiriler getirirlerdi de söz Ercüment Özkan'a gelince nedense susarlardı. Elbette bunda onun tavizsiz yaşantısının etkisi vardı.

Ercümend Özkan deyince benim de ilk aklıma o gelir; Eğilmeyen, bükülmeyen tavizsiz bir yaşam.



belki hatırlarsın 1 küsür sene önce bir online konuşmamız olmuştu abi, o zamandan beri ben de senin yaşadığın hakka doğru değişimi yaşadım elhamdulillah sözde selefi taassuptan kurtulduk.

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5150
    • depo
Ynt: iktibas - ercüment özkan
« Yanıtla #23 : 02 Mart 2014, 03:16:21 ÖS 15 »


Seviyorum bu adamı. ..
Üslubunu seviyorum. ..
Mizahii dilini seviyorum...
Tavizsiz duruşunu seviyorum...
Lafı eğip bükmemesini seviyorum...
İşte din budur, böyle anlatılır. ..


http://www.youtube.com/watch?v=oiUOtviYtLo#ws

*

Çevrimdışı Müslüman

  • ****
  • 511
  • Allah c.c kelamını kul kelamı ile eşitlemeyin.
Ynt:
« Yanıtla #24 : 04 Mart 2014, 04:26:53 ÖS 16 »
:)

Allah mekanını cennet etsin. Çok az videosu var maalesef.

Max. abi dediğin gibi üslubu bir başkaydı ya.

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5150
    • depo
Ynt: iktibas - ercüment özkan
« Yanıtla #25 : 12 Mart 2014, 03:37:30 ÖS 15 »


_// Yüreği islama yanık bir kardeşimin güzel tesbitini, tenkid ibadetine Şahidlik" etmenin mutluluğunu sizlerle paylaşmak istedim..Ve bende bu kardeşime müsadesi ile" Ver elini" diyorum.@ Ersin Ertuğrul bey..

_______________________________________________________________________________________________

Selam ve dualarımızla...
ersin ertuğrul
08 Mart 2014 Cumartesi 23:12
İktibas ve gürleşmesi icab eden nidası hakkında...


İktibas Dergisi bu topraklarda Sahih İslam'ın dillendirilmesi, kamuoyu kılınması noktasında uzun yıllar işlev görmüş süreli bir yayın. Bu işlevi sebebiyle, kendisini 'ben müslümanlardanım' diye isimlendiren her bir kişi tarafından dikkatle takip edilmiş, İktibas'da acaba bu ay hangi konu masaya yatırılmış merakının uyandığı bir dergi.

Bunun yanısıra bu 'okul' gibi derginin kendi bünyesinde yetişen veya Anadolu'nun farklı yerlerinde aynı 'İslamî' hassasiyetleri taşıyan 'akıllara, kalem-kelam' sahiplerine sayfa açılmaması İktibas'ın gür nidasında eksiklik, nakısa oluşturuyor kanaatindeyim. Bu kanaatim İktibas Dergisi emektarı olmayan birisi ama aynı hassasiyetleri taşıyan biri olarak söz konusu edilebilir.

Ve ümid ederim ki 'tenkid, eleştiri ve önerinin' dikkate alınmasındaki zorluk yaşanmadan bu 'kardeşçe' hatırlatma nazar-ı celb olur. İktibas Dergisi'nin tekrardan gündem yaratan-oluşturan-sürükleyen bir söylem sahibi oluşunu canı gönülden istemekteyiz. Bu itibarla farklı kalemlere ve İktibas'ın 'öğrencileri' olan lakin bugün artık 'değerli kalem-kelam sahibi' olmuş aydınlara da yer vermesini diler, temenni eder ve tavsiye ederim.

Selam ile...

___________________________________________________________________________________

Hüseyin BÜLBÜL

12 Mart 2014 Çarşamba 07:15

Ver Elini...

Ersin Kardeşim!


Dergimiz için sıraladığınız iltifatlara ve göstermiş olduğunuz duyarlılığa teşekkür ediyoruz. İfadeye çalıştığınız eleştirilerinize de eyvallah diyoruz. Haklı ve yapıcı eleştirilere hiçbir zaman gözümüzü ve gönlümüzü kapatmadık. Bizimle bu sorumluluğu paylaşmak isteyen genç, ihtiyar ve orta yaşlı kim gelmişse kapımızı ve gönlümüzü daima açık tuttuk.

Eli kalem dili kelam tutan veya öyle gördüğümüz kardeşlerimizle zaman -zaman bir araya gelerek, okumalarının kendilerini yetiştirip yazmalarının, yüklendikleri yüce İslam davasının gelecek kuşaklara taşınması için bir beş değil milyonlarca omuzun bu yükün altına verilmesinin ne kadar gerekli olduğunu anlattık, söz aldık, sorumluluk verdik fakat bu sorumluluklarını yerine getiren çok az kimse bulabildik.

Bunu söylerken kenar gezip laf üreterek değil, 1976 yılından beri bu hareketin içinde ve mutfağında her türlü sorumluluğu yüklenmiş birisi olarak görüp yaşadıklarımıza dayanarak söylüyorum. Bu işler üç günlük gençlik heyecanıyla olacak şeyler değildir. Bir yayın organı 34 yıldır es yapmadan, eğilip bükülmeden, ilkelerini koruyarak yoluna devam ediyorsa, durup düşünerek bu işin hikmetine bakılması gerekmez mi?

Bu işten kimse ekmek yemiyor. Bu işe gönül verenler, hem hayatlarından hem de kazancından bu işe yediriyor. Bu iş fil beslemek gibidir. Her gün tonlarca yiyecek tüketen bir varlığı beslemek tavşan beslemeye benzemiyor!.. İşler bununla da bitmiyor. Kardeşin kardeşle, babanın oğulla bir arada geçinemediği bir dünyada uzun bir maratonu sürdürmenin ne demek olduğunu, bu yolu yürüyenler çok iyi bilirler…

Yol uzadıkça düşeni kalkanı, usananı bıkanı, oynamayıp sahadan çıkanı, elini taşın altına koymayıp kenardan bakanı da olacaktır. Fakat kendini yola vuranlar yolun her türlü şartlarına sabırla, Allah’a dayanıp güvenerek(16/42) yola devam etmektedir.

Bu minval üzere yoldaşlarımız ve yazarlarımızla 22 Şubatta bir araya gelerek yeni bir yol haritası belirledik. Okuyucumuzla yüz yüze görüşmek için şehirlerarası seyahatlerin sıklaştırılması, bölgesel toplantıların/pikniklerin artırılması, şartları uygun hale gelmiş olan illerimizde irtibat bürolarının açılması, yılda bir kez yapılan genel piknik toplantısının da her yıl değişik bölgelerde yapılmasına, dergimizin formatının yenilenmesine, sitemizin yenilenerek daha kullanışlı bir forma sokulmasına, dergi arşivimizin ilk sayıdan itibaren kullanılıp istifade edilir hale getirilerek okuyucularımızın hizmetine sunulmasına, en az yılda bir konferans veya panelin dergimiz adına düzenlenmesine kadar bir dizi kararlar alarak uygulamaya koyulduk.

Bu cümleden olarak, ilk seyahatimizi Eskişehir’e yaparak Atasoy Müftüoğlu Ağabeyimizle gündeme dair bir röportaj yaparak okuyucumuzun istifadesine sunduk.

Devamında Bozöyük’lü kardeşlerimizin davetine icabet ederek “B.İ.Y.E DER” de “Kur’ana Bakışımız” ile alakalı bir sunum gerçekleştirmek üzere kardeşlerimizin misafiri olduk.

Bir sonraki gün ise aynı güzergâhta bulunan Kütahyalı kardeşlerimizin “İslami Düşünce Akıllı Çocuklar” isimli gönül mekânlarına konuk olduk. Onlarla da “Kur’an da Peygamber Telakkisi” konulu bir sunumu paylaştık.

Allah’ın yardım ve inayetiyle bu seyahatlerimiz yurt içi ve yurt dışı olmak üzere bu minval üzere davam edecektir İnşaallah… Sizler gibi gayretli kardeşlerimizin teşvik ve destekleriyle daha geniş bir alana taşınacağına inanıyoruz.

Sesimize ses yüreğimize nefes olacak samimi yüreklere, Allah’a verdiği sözün bilinciyle yola çıkan yolculara, sadece Allahtan korkan ve başkasından korkmayan, onun rızasından başka beklentisi bulunmayan Allah’ın mücahit ve mücahide kullarına şiddetle ihtiyacımız vardır!.. Bu ihtiyacımız yeryüzündeki Allah’ın son kulunun da bu bilince ulaşarak bu yolun yolcusu olana kadar bitmeyecektir!..vesselam