TASAVVUF AYRI BİR DİN

  • 307 Cevap
  • 167710 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı osisko

  • Derviş
  • ****
  • 593
  • Edep ya Huuu..
Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
« Yanıtla #225 : 29 Haziran 2014, 05:43:19 ÖS 17 »
Hz. Allah mü’min, müttaki derken, cüretkar, hangi ilmine istinaden gavur, kafir, gayr-ı müslim diyorsun? Neye istinaden ..

‘‘İbrahim ne Yahudi ne de Hıristiyan idi; fakat o, dosdoğru bir Müslüman idi; müşriklerden de değildi.’’
Ali İmran 67


Biz Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Ve İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyûb'e, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyettik. Davud'a da Zebûr'u vahyettik.
Nisa 163


BAK ALLAH c.c NE BUYURUYOR .? THOMASIN ELİNDEKİNİ BIRAK, KENDİ ELİNDEKİNE BAK ..!

Her zaman olmasa da, hiç değilse arada bir de kendine bak.. Başkalarına bakmaktan kendini unutmuşsun.

Allâh kimi doğru yola iletmek isterse onun sadrını İslâm'a açar, kimi de saptırmak isterse onun göğsünü, göğe çıkıyormuş gibi dar ve tıkanık yapar. Allâh, inanmayanların üstüne işte böyle pislik çökertir.
Enam 125


Ehli kitaba hakaret ederken Hz. Allah Kur’an ’da Ehli Kitabı medhü sena ettiğini okumuyor musun?!

Yahut okuyorsun da anlamıyor musun?!

“Elhamdü lillahi rabbil alemin” buyruğunu okumadınsa, duymadında mı?

Uyuz itinden vazgeçmeyen Hz. Allah, “alemlerin Rabbıyım ” buyurdu.

Varsa eğer elini vicdanına koy ve düşün!

Peygamberimiz Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa s.a.v ’den sonra elçi gelmeyecek.

Veraseti Nebi olarak nedimi ilahiler ezeli ervahta tanzim edilmiştir, ALLAH ’ın tertibi bu.

Hiçbir zaman dünyayı rahmeti ilahiyeden mahrum bırakmamıştır.

Hz. Allah imanlı, zatına karşı samimi olan kulları için hiçbir zaman bir şey değiştirmez..

Ey inananlar,
Allah'a, Elçisine, Elçisine indirdiği kitaba ve daha önce indirmiş bulunduğu kitaba inanın.
Kim Allâh'ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve ahiret gününü inkar ederse o,
delalete uğrayanlardandır.
Nisa 136
"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..

*

Çevrimdışı osisko

  • Derviş
  • ****
  • 593
  • Edep ya Huuu..
Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
« Yanıtla #226 : 29 Haziran 2014, 06:20:12 ÖS 18 »
KUL KELAMI ARAYA GİRMEDEN,

HZ. ALLAH 'IN MEDHÜ SENA ETTİĞİ EHLİ KİTAP BUYRUN ..!



Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizin de yasası. Bizim yasamızda bir değişiklik bulamazsın.
İsra 77

Sana söylenen, senden önceki elçilere söylenmiş olandan başka bir şey değildir. Kuşkusuz Rabbin, hem bağışlama sâhibi, hem de acı azâb sâhibidir.
Fussilet 43

Senden önce hiçbir resûl göndermedik ki ona: «Benden başka İlâh yoktur; bana kulluk edin» diye vahyetmiş olmayalım.
Enbiya 25

‘‘Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin diye, din olarak Nuh’a tavsiye ettiğimizi, sana vahiy ettiğimizi, İbrahim’e, Musa’ya ve Îsa’ya tavsiye ettiğimizi, sizin için şeriat yaptı. Fakat kendilerini çağırdığın bu nizam Allah’a ortak koşanlara ağır geldi. Allah dilediğini kendisine seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir.’’
Şura 13

Allah'ın, öteden beri devam eden kanunu budur. Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.
Fetih 23

İman edenler; yani Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve sâbiîlerden de Allah'a ve ahiret gününe hakkıyla inanıp sâlih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku olmadığı gibi onlar üzülmeyeceklerdir.
Bakara 62

Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler onu, tilavet hakkını gözeterek okurlar. Çünkü onlar, kitaba inanırlar. Onu inkâr edenlere gelince, işte gerçekten zarara uğrayanlar onlardır.
Bakara 121

Hayy ve Kayyûm olan Allah'tan başka ilâh yoktur. O sana Kitabı hak ile ve önceki kitapları tasdik edici olarak tedricen indirmiş; daha önce de, insanlara doğru yolu göstermek üzere Tevrat ile İncil'i hakkı batıldan ayırt eden hükümleri göndermiştir. Bilinmeli ki, Allah'ın ayetlerini inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah, cezaları vermekte mutlak güç sahibidir.
Ali İmran 2.3.4

Eğer seninle tartışmaya girerlerse de ki: «Bana uyanlarla birlikte ben kendimi Allah'a teslim ettim.» Ehl-i kitaba ve ümmîlere de de ki: «Siz de Allah'a teslim oldunuz mu?» . Eğer teslim olurlarsa doğru yolu buldular demektir. Yok, eğer yüz çevirdilerse sana düşen, yalnızca duyurmaktır. Allah kullarını çok iyi görür.
Ali İmran 20

De ki: Ey ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda anlamı eşit kelimeye geliniz. Allah’tan başkasına tapmayalım. Ona hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, işte o zaman: ‘Bizim Müslüman olduğumuza şahitler olun’ deyiniz.”
Ali İmran 64

Ehl-i kitaptan öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet bıraksan, onu sana noksansız iade eder.
Ali İmran 75

Hepsi bir değildir; Ehl-i kitap içinde istikamet sahibi bir topluluk vardır ki, gece saatlerinde secde ederek kapanarak Allah'ın âyetlerini okurlar. Onlar, Allah'a ve ahiret gününe inanırlar; iyiliği emreder, kötülükten menederler; hayırlı işlere koşuşurlar. İşte bunlar Salih insanlardandırlar. Onların hayır cinsinde yaptıkları şeyler karşılıksız bırakılmayacaktır. Allah, takvâ sahiplerini çok iyi bilir.
Ali İmran 113.114.115

Ehl-i kitaptan öyleleri var ki, Allah'a, hem size indirilene, hem de kendilerine indirilene tam bir samimiyetle ve Allah'a boyun eğerek iman ederler. Allah'ın âyetlerini az bir paraya satmazlar. İşte onlar için Rableri katında ecirleri vardır. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk olandır.
Ali İmran 199

Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Sizden önce kendilerine Kitap verilenlere ve size “Allah'tan korkun” diye emrettik. Eğer inkâr ederseniz biliniz ki göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Allah hudutsuz zengindir, ziyadesiyle övgüye lâyıktır.
Nisa 131

“Bugün size temiz ve iyi şeyler helal kılınmıştır. Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helaldir. Sizin yiyeceğiniz de onlara helaldir. Mümin kadınlardan iffetli olanlar, daha önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar da namuslu olmak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere, mihirlerini vermeniz şartı ile size helaldir. Kim inanmayı kabul etmezse onun ameli boşa gitmiştir. O ahirette de ziyana uğrayanlardandır
Maide 5

Önündeki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak izleri üzerine, Meryem oğlu İsa'yı arkalarından gönderdik. Ve ona, içinde doğruya rehberlik ve nûr bulunmak, önündeki Tevrat'ı tasdik etmek, sakınanlara bir hidayet ve öğüt olmak üzere İncil'i verdik.
Maide 46

İncil sahipleri, Allah'ın onda indirdiği ile hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar fâsıklardır.
Maide 47

Sana da, daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kitab’ı gönderdik. Artık aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uyma. Her birinize bir şerîat ve bir yol verdik. Allah dileseydi sizleri bir tek ümmet yapardı; fakat size verdiğinde sizi denemek için. Öyleyse iyi işlerde birbirinizle yarışın. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Artık size, üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeyleri O haber verecektir.
Maide 48

İman edenler ile Yahudiler, sâbiîler ve Hıristiyanlardan Allah'a ve ahiret gününe inanıp iyi amel işleyenler üzerine asla korku yoktur; onlar üzülecek de değillerdir.
Maide 69

Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, onlara cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da Allah üzerine hak bir vaaddir. Allah'tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır! O halde O'nunla yapmış olduğunuz bu alış verişinizden dolayı sevinin. İşte bu, büyük kurtuluştur.
Tevbe 111

Kitâp ehliyle, haksızlık edenleri dışında en güzel tarzda tartışın ve deyin ki: "Bize indirilene de size indirilene de inandık. Tanrımız ve Tanrınız birdir, biz de O'na teslim olanlarız."
Ankebut 46

İşte böylece o Kitabı sana da indirdik. Kendilerine Kitabı verdiklerimiz, ona inanırlar: Şunlardan da ona inananlar vardır. Âyetlerimizi, kâfirlerden başkası inkâr etmez.
Ankebut 47

Ey inananlar, Allah'a, Elçisine, Elçisine indirdiği kitaba ve daha önce indirmiş bulunduğu kitaba inanın. Kim Allâh'ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve âhiret gününü inkâr ederse o, delalete uğrayanlardandır.
Nisa 136

Allah'a ve peygamberlerine iman eden ve onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlara işte Allah onlara pek yakında mükâfatlarını verecektir. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
Nisa 152

«Biz, Allah'a ve bize indirilene; İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve esbâta indirilene, Musa ve İsa'ya verilenlerle Rableri tarafından diğer peygamberlere gelenlere, onlardan hiçbiri arasında fark gözetmeksizin inandık ve biz sadece Allah'a teslim olduk» deyin.
Bakara 136


KELAM YOK. ALLAH HER ŞEYİ HAKKIYLA BİLEN VE BİLDİRENDİR ..!

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..

Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
« Yanıtla #227 : 30 Haziran 2014, 12:34:59 ÖÖ 00 »
Osisko kaçacak yer arıyorsun ancak nafile; İstediğin kadar meseleyi kaynatmaya çalış hiç fark etmez. Senin nasıl bir cehalet içerisinde olduğunu herkes görüyor hiç merak etme.

Osisko sen Kur’an korunmuş sünnet korunmamış demedin mi? Elbette ki dedin;

Bana göre benim dini anlayışıma göre benim naslardan çıkardığım hükme göre her kim ki sünnet korunmamış derse o kafir olur. Bunun delili şudur.

Sen ilk yazdığın yazında şöyle bir cümle kullanmıştırn şöyelki;.

Bu yazıya Peygamber efendimizin şu mübarek sözleriyle yanıt vermek isterim ;

"Her duyduğunu söylemesi, kişiye günah olarak yeter".

Bu söz peygamber adına söylenmiş koskoca bir yalandı buna derhal FECR hoca müdahale etti. O müdahale etmeseydi başka biri mutlaka müdahale ederdi. Bugün sahih sünnet batıldan ayrılmış tamamı kayıt altına alınmıştır. Hiç kimsenin artık buna müdahale etmesi söz konusu bile değildir.

Bugün nasıl ki Allah’ın kitabına herhangi bir ilave ve çıkarma yapılamıyorsa aynı şekilde sünnet makamına da ilave ve çıkarmalar artık söz konusu değildir. Yine nasıl ki bir insan Kur’an hakkında şüphe içerisine düştüğünde veya inkar ettiğinde küfre giriyorsa aynı şekilde sünnet hakkında da şüphe eden küfre sapmıştır kafir olmuştur..

Sünnet dinin pratik tarafını oluşturur hicr/Suresi/9.ayet dinin korunduğunu ifade etmektedir eğer bu ayete iman etmek iman esaslarından ise ki öyledir o halde sünnet konusunda da iman zaafına kapılmak küfrün ta kendisidir ve bu ayetin inkarı anlamına gelir.

Konuya dönecek olursak Kur’an korunmuştur sünnet korunmamıştır diyen bir sapık anlayışa o halde Kur’an nasıl korunmuştur ve sünnet nasıl korunmamıştır diye soru yönetilmelidir.

Sen kendin bile şunu söyledin sünnet Kur’an’dır Kur’an da sünnettir o halde Kur’an korunmuşsa bu sünnetinde korunduğu anlamına gelmez mi? İşte aklını burada çalıştır artık. Aksini söylemek sapıklıktır ve tanekuzdur..

Bak derviş sen bu meseleleri konuşabilecek bilgi birikime sahip değilsin. Sen iman ile küfür arasındaki sınırı bilmiyorsun.

Osisko birinci dersinde sınıfta kaldın cevap veremedin ayrıca zikr ettiğin ayetlerin çoğu seni tekfir ediyor da bundan haberin yok.

İkinci ders;

Derviş şimdi bana Kur’an’ın Allah’ın kitabı olduğuna dair delil getir.
Şöyle sorayım;

1-Birinin Allah’ın elçisi olduğunun delili nedir? Yani bir kişinin  peygamber olduğunun delili nedir.? Bunu açıkla;
2-Kur’an’ın Allah’ın kitabı olduğunun delili nedir? Bunuda açıkla;

Sen bu sorularıma yanıt verene kadar bende bu arada senin evliya olarak sunduğun belamların kendi kitaplarına nasıl kutsiyet atf ettiklerine dair deliller sunayım. Yalnız acele edip ezbere konuşma bu kadar okuyucunun huzurunda kendini daha fazla rezil etme; yavaş yavaş etrafındakilerden destek alarak sorulara cevap ver;

Not; Yine Şeyh AbdülKadir Geylaniden sözler aktarmışsın. Oysaki senden bu zatın vahdeti-vücut felsefesini benimseyen veyahut siz tarikatçıların tasavvuf fikrini benimseyen birtek satırını buraya aktar bende herkesin huzurunda tevbe edeyim. Bu alim sizin gibi düşünenleri tekfir etmektedir İstersen İbni Teymiyyenin killiyatında 2.Cilde bakabilirsin.

Abdülkadir Geylaniyi kendinize mal etmeniz kendi küfürlerinize ortak etmeye çalışmanızı anlıyorum ancak buna delil istiyorum. Öyle ezbere konuşmak olmaz. Osisko sorularımı atlama ve delillelerini sun kendini bu kadar küçük düşürme;

Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
« Yanıtla #228 : 30 Haziran 2014, 01:01:42 ÖÖ 01 »
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile;

 Kimi insanlar önce bir kitap yazdılar sonrda bu kitaplara kutsiyet atf ettiler. Amaçları dini hassasiyetleri olan insanların bu tarafını istismar edip kendilerine bir mevki bir makam elde etmekti; Allah’ın Rasulunun getirdiklerinden bi haber nice halk kitleleri böylece Allah’ın adı kullanılarak aldatılmış oldular.

Allah’a atvf ettikleri bu kitapları Rasulullah (s.a.s) in müşahedesi (gözetimi) altında yazıldığını söyleyecek kadar ileri gittiler. Bu kitaplardaki muhtevanın şirklerden küfürlerden müteşekkil olması da işin bir diğer tarafındaki vehametini oluşturmaktadır.

“Allah’a karşı yalan uyduran veya kendine bir şey vahyedilmemişken, “Bana vahyolundu” diyen, ya da “Allah’ın indirdiğinin benzerini ben de indireceğim” diye laf eden kimseden daha zalim kimdir?........ “ En-Am/93

Cenabbi Allah’ın fermanı bu iken bakın bizlere evliya ermiş olarak sunulan sözde ermişler sözde Allah’ın evliyaları bakın Allah’a ve Rasulune ne şekilde iftiralar atmaktadırlar.

Akledebilen beyinlere, görebilen gözlere, işitebilen kulaklar için ilim adamı kılığına bürünmüş bu zalimlerin te’lif ettikleri kitapları hakkında  dile getirdikleri iddiaları burada tek tek kendi kaynaklarından aktarmaya gayret sarf etmeye çalışacağım inşallah. Tevfik Allah’tandır. Şimdi aktaracağım çalışma bir kardeşimin emeğidir Rabbim kendisinden razı olsun inşaAllah. Amin

Allah’ın adı ile;

1-Celalettin Rumi ve Mesnevi adlı kitabı hakkında şöyle diyor;

Hüzünleri giderir bir şifadır kalplere
Le dünni mana verir müteşabih ayetlere
Kur’an-ı kerim gibi  kimini hidayete
Kimini hak ettiği dalalete sevk eder.                 

Şerefli katiplerdir onun yazıcıları
Temastan men ederler temiz olmayanları
Kalbe mutluluk verir huyları güzel eyler
O ilhamla inmiştir alemlerin rabbinden

Gelemez batıl onun önünden ve ardından,
Koruyucu olan hak, onu korur gözetir
Ki o merhametlilerin merhametlisidir
Mesnevi kitabının başka adları da var
Adlarını verense Allah’ın kendisidir.

(Mesnevi, Ekim yayınları, Terc: Derya Örs- Hicabi Kırlangıç, sh:36)

(Mesnevi şerhi, A.Gölpınarlı, sh:18)(Tasavvuf ve İslam, İbrahim Sarmış, sh:171-172)

Mesnevinin şarihi Tahiru’l-Mevlevi, Mesnevi hakkında şöyle diyor:

''Kur’an dolayısıyla insanlardan çoğunun dalalete düşeceğini çoğunun da hidayet bulacağını bildiriyor. Kur’an öyle olduğu gibi Mesnevide öyledir.

nitekim arif sahibi de''Kur’an gibi bizim Mesnevide bazılarını hidayete bazılarınıda dalalete gönderir...

Tahiru’l-Mevlevi şöyle devam ediyor:

''Mesnevi kerim ve salih olan katibler eli ile yazılmıştır. Temiz olanlardan başkasını temas etmekten men eder. Mesnevi Rabbulaleminden ilham olunmuş bir kitabtır.

Mesnevi ilham yoluyla Cenab-ı haktan nazil olmuştur. Taharet ve salah erbabından başkasının ona teması yani mutaalasıyla dinlemesinden, feyz-i marifet alması kabil değildir. Hz Mevlana bu fıkra ile diyor ki :

Canibi ilahiden vahyi münzel olan Kur'an-ı Kerim, nasıl avni samedanide ise, onun evvelinden de, sonundan da batıl zuhuruna İmkan ve ihtimal yoksa, Mesnevi de öyledir. İlhamı rabbani eseridir, kendisinden sapıklık zuhuruna imkan yoktur. Hatta iptali ve tahrifi de kabil değildir.

(Tasavvuf ve İslam, İbrahim Sarmış, sh:172)

Kur’an-ı Kerim’in sıfatlarını haber veren bazı ayet-i Kerimeler:

Muhakkak ki o (Kur'an) âlemlerin Rabbinin indirmesidir. (Şuara 192)

Ona önünden de ardından da bâtıl gelemez. O, hikmet sahibi, çok övülen Allah'tan indirilmiştir.(Fussilet 42)

Şüphesiz bu, korunmuş bir kitapta bulunan değerli bir Kur'an'dır. Ona ancak temizlenenler dokunabilir. O‚ âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.  (Vakıa 77-80)

Hayır! Şüphesiz bunlar (âyetler), değerli ve güvenilir kâtiplerin elleriyle (yazılıp) tertemiz kılınmış, yüce makamlara kaldırılmış mukaddes sahifelerde (yazılı) bir öğüttür; dileyen ondan (Kur'an'dan) öğüt alır. (Abese 15-16)

Görüldüğü üzere Allahu Teala kendi kelamı olan Kur’an-ı Kerim’in bazı sıfatlarını bu ayetlerde beyan etmiştir. Zalimler ise bir beşer sözüne – hem de içinde türlü türlü küfürleri ve ahlaksızlıkları barındıran bir beşer sözüne- aynı sıfatları vermişlerdir.

2-Abdulkerim el-Cili’nin “İnsan-ı Kamil” isimli kitabı

Abdulkerim Cili içinde vahdet-i vücut inancını dile getirdiği ve daha başka bir çok küfür ile doldurduğu bu kitabı Allah’ın emri ile günyüzüne çıkardığını iddia etmiştir:

Şöyle diyor:

»Kitabı sarih keşfe dayandırdım ve konularını sahih haberle destekledim, (yazdıktan sonra kitabı dağıtmak aklına gelmiş, ama Allah'tan gelen emirle günyüzüne çıkarmaya karar vermiş olduğunu belirttikten sonra şöyle devam etmektedir): "Şimdi Hak bana günyüzüne çıkarmayı emretti, açık ve kapalı sözlerini açıkladı. Ayrıca umumi bir fayda sağlayacağı sözünü de verdi. Ben de başüstüne, diyerek emre itaat ettim.

(Tasavvuf ve İslam, sh:170-171)

3-Muhyiddin İbn-i Arabi ve “Fusus el Hikem”  kitabı

Vahdet-i Vücut adı altında yeryüzünün en büyük küfrününün davetçiliğini üstlenen Muhyiddin Arabi  bile içinde bir çok küfür bulunan kitaplarının  (haşa) Allahtan geldiğini ve Resulullah’ın getirdiğini şu sözleriyle iddia ediyor:

"Hicri 627 yılı Muharrem ayının son on gününde Rasulullah'ı Şam'da rüyada gördüm. Elinde bir kitap vardı. Bu Fususu'l-Hikem kitabıdır, al ve insanlara sun, ondan yararlansınlar, dedi. Ben de Allah'ı, Rasulullah'ı ve bizden olan ululemri bize emredildiği gibi dinleriz ve itaat ederiz, dedim. Halis niyetle niyet ettim ve arzuyu gerçekleştirdim. Bu kitabı Rasulullah'ın tarif ettiği şekilde artırma ve eksiltme yapmadan ortaya çıkarmaya himmet ve gayret gösterdim. {...) Kalp sahipleri ehlullah bu kitabın nefis arzularından münezzeh ve çelişki bulunmayan, en kutsi makamdan indirildiğini kesin olarak anlasın. Umarım Allah duamı kabul edince isteğime icabet etmiştir. Ben de bana bildirilenden başkasıyla karşılaşmam ve bana indirilenlerden başkasını bu satırlarda yazmam. Nebi veya Rasul değilim, ama onların vari-siyim ve ahireti için çabalayan birisiyim. Bu Allah'tandır, dinleyin ve Allah'a dönün.(Tasavvuf ve İslam, sh:172-173)

4-el-Hac Mehmet Nuri Şemseddin en-Nakşibendi’nin “Miftahu’l-Kulub” adlı kitabı

el-Hac Mehmed Nuri Şemseddin en-Nakşibendi de kendi eliyle hazırlamış olduğu kitabı, Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) izni ve emri ile yazdığını, kitabın ismimi Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) tesbit ettiğini iddia eder.

"Bu risalenin hazırlanması ve yazılmasının sebebi şudur: 1259 yılı Rebiussani ayında hücremizde müteveccih bulunduğumuz sırada Sultanulenbiya, sertaculevliya yefasfiye velatkiya aleyhi ve alihi efdalu't-tehaya efendimiz hazretleri zuhur ederek, bu aciz kölelerini ihsan ve mürüvvetleri gereğince taltif ile: -Evladım Nuri! Vakitler bir acaip oldu, buyurdular. Aşık ve sadık ve didara talip olan ümmetlerim, kolaylıkla yollarını doğrultarak rıza yoluna hemen bağlansınlar ve vuslat sırrına nail olsunlar diyorum.....Onları helak olmak mertebesine getiren bu uçurumdan kurtarmak ve tecellileri gereğince şeriat, tarikat, marifet, hakikat ve vuslatın ne olduğunu anlatmak için bir risale hazırla! Bu risalenin adı Miftahu'l-Kulub: Sırrı Şemseddin olsun. Aşık, sadık ve didara talip olan ümmetlerim buna itibar edip amel etsinler ve ne yapmaları gerektiğini Öğrenerek yollarını doğrultsunlar, diye emir buyurdular.

(Tasavvuf ve İslam, sh:174)

5-Mahmut Ustaosmanoğlu ve “Ruhu’l-Furkan” isimli tefsiri

İsmail Ağa cemaatinin lideri Mahmut Ustaosmanoğlu’ da tefsirini Resulullah’ın emri ile yazmaya başladığını iddia etmektedir. Tefsirin mukaddimesinde şöyle diyor:

Ruhu'l-Furkan ismi verilen bu tefsire, başta Mevlâ Tealâ'nm büyük yardımı, Resullullah (Aleyhi ve Sellem) in manevî işareti ve Meşayih-ı Kiram (Kaddesaüahu Esrarehum) Hazeratının âli himmetleri (büyük yardımları) ile başlanmıştır…

(Hicrî 1407) senesi Şaban ayının Beraet gecesinde, Ravza-i Mutahhara'da, yani Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in bulunduğu pak cennet bahçesi olan mescid-i şerifinde, bulunduğumuz sırada Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tarafından vaki olan manevî bir işaretle, bu mühim işe başladık ve yukarıda geçtiği gibi kelime-kelime mana verilmesine ziyade ihtimam (dikkat) göstererek bazı kardeşlerimizle beraber bu uzun yola çıktık.

(Mahmut Ustaosmanoğlu (Heyet), Ruhu’l-Furkan Tefsiri, Sirac Yayınevi: 1/6-9.)

6-Said Nursi ve Risale-i Nur Külliyatı

Aynı iddiaları yakın zamanda Said Nursi de iddia etmiş ve Risale-i Nur’un Rabbani bir ilhamla yazıldığını bu kitabın yazılmasında kendi iradesinin söz konusu olmadığını iddia etmiştir., Risale-i Nur külliyatı adını verdiği zulmet kitaplarına yapılan itirazın Kur’ana yapılmış bir itiraz gibi olduğunu, bu risalelerin Allah tarafından yazdırıldığını, hatta Bediu’z-Zaman isminin bile kendi ihtiyarı olmadan kendisine verildiğini iddia eder.

Said Nursi yazdıklarının genelinde "hissettim, kalbime ihtar edildi, gördüm, bana denildi ki "ibareleri çoktur. Bu ifadeleriyle risalelerin müellifini kendi ihtiyarı olmadan kendisine söyleneni sadece yazan bir katip gibi tanıtır. Böylece risale-i Nur’a yapılacak bütün itiraz kapılarını –kendince- kapatır.

Mesela şöyle diyor:

"Ulaike eshabun narihum fihe halidun" ayeti  1295 senesine işaret eder. Risaletû’n-Nur’un iki kere ismine, hem sureti mücahedesine, hem tahakkümüne ve telif ve tekamül zamanına, tam tamına işaret eder, Kur’anın nurundan gelen hır nur ehli, imana bir nokta-i istinat olacağını mana-i işaret ile haber veriyor diye, kalbime ihtar edildi, bende mecbur oldum yazdım. ( Asay-ı Musa s. 90)

Yine şöyle diyor:

'Allahu veliyüllezine amenu""ayeti hem mana hem cifr ile, Risaletû’n-Nur’a bir remz var şöyle ki........(Bu makamda perde indi ,yazmaya izin verilmedi, başka zamana tehir edildi.)( Asay-ı Musa s. 91)

"Çok defa kalbime geliyordu; Neden İmam Ali (r.a.), "Risaletü'n-Nur'a" ve bilhassa "Âyetü'l-Kübrâ Risalesi"ne ehemmiyet vermiş, diye sırrını beklerdim. Lillahilhamd, o sır ihtar edildi... "Âyetü'l-Kübrâ Risalesi"ni İmam Ali (r.a.) keşfen görmüş, ehemmiyetle göstermiş.( Sikke-i Tasdik-i Gaybi. s.30;)

Açıkça iddia ettiği üzere ona yazdıran birisi var. Ve bazen O’nun emri ile yazıyor, bazen O izin vermediği için yazamıyor. İmam İbn Kesir'in bildirdiğine göre Cengizhan'da Yesak kitabını bu şekilde hazırlamıştır. Şeytanlar ona vahyediyordu, O'da bu sözleri kanun haline getiriyordu. Bu adamlarda aynı yolu takip ediyorlar. Yani kendi "yesak" larını yazdırıyorlar. Kimisi ismini "Fusus" koyuyor, kimisi "Mesnevi" koyuyor, kimiside "Risale-i Nur Külliyatı "olarak isimlendiriyor.

Ey bu adamlara "evliya" sıfatını yakıştırıp bu adamların tayin ettiği yolu karış karış takip edenler. Ey Allah'ın kitabına, Resulunün (sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetine muhalefet etmeyi göze alıp, bu adamların sünnetine muhalefet etmeyi göze alamayan kişiler! Soruyoruz sizlere, Bu adamların reddedilmeyi hak etmeleri için daha ne türlü cürümler işlemeleri gerekiyor?

Açıkça peygamberlik iddia edip, ben Allahtan vahiy alıyorum diye ortaya çıkılamayacağını, çıkanlarında daha dünya hayatında rezil, rüsvay olduklarını bilen bu adamlar bu iftiralarını “ilham” perdesinin altında gizliyorlar. Ve ilham perdesi altında yazdıkları küfür dolu kitapları insanlara “itiraz edilemeyen açık hakikatler” olarak dayatıyorlar. Bu günün Nurcuları nezdinde Risale-i Nur külliyatı itiraza kapalıdır. Çünkü bu kitapları üstadlarının yazmadığına, ona yazdırıldığına onlarda inanırlar. Bu zalimlerin iddialarını özetleyecek olursak:

1-Yazılan Mesnevinin hepsi hakmış ve hatasızmış.

2- Mesnevi de aynı Kur’an gibi hidayet verir. Kabul etmeyeni dalalete sevkedermiş.

3-Kitabları yazmak için Resulullah’tan emir almışlar.

4-Temiz olmayanlar Mesneviye el süremezmiş.

5-Mesnevinin önünden ve ardından batıl yanaşamazmış.

6-Mesnevinin tahrifi mümkün değilmiş.

7-Mesneviden sapıklık zuhuruna imkan yokmuş.

8-Mesneviyi şerefli katipler yazmış ve tümüyle Allahtan indirilmişmiş.

9-Allah mesneviyi korumasına almış.

10-Kitabların bazısının adını Allah bazısını da Resulullah koymuş.

11- Fusus el Hikem Resulullah’ın tarif ettiği şekilde arttırılmadan. Eksiltilmeden yazılmış.

12- Fusus el Hikem nefis arzularının karışmasından münezzehmiş.

13 -Fusus el Hikemin içinde hiçbir çelişki bulunmazmış.
 
14-Ümmet Fusus’un Allahtan indirildiğini kesin olarak anlamalıymış.
 
15-Ümmet Miftahu’l-Kulub ‘a iltifat edip, bu kitaba göre amel etmeliymiş.

16-Said Nursi sadece kendisine söylenenleri yazan bir katipmiş. Allah bu risaleleri ona ilham etmiş.

17-Risale-i Nur bu zamanda kendisine tutunanın kurtulacağı bir “Urvetu’l-Vuska” bir “Hablullah” olarak kabul edilmeliymiş.

18-Hz Ali 1400 yıl önceden Risale-i Nur’u müjdelemiş.

19-Bediu’z-Zaman sıfatı Said Nursi’ye kendi ihtiyarı dışında layık görülmüş.

20- Kur’an-ı Kerim ayetleri 1400 yıl öncesinden Risale-i Nur’u haber vermişler.

Ragıp el-İsfehani şöyle diyor:

Kendi elleriyle yazdıkları kitap hakkında “bu Allah katındandır” diyen kimseler, görünüşte insan olsalar da, aslında insan değildirler.(Ragıp el-İsfehani,İnsan iki hayat, iki saadet, Pınar Yayınları -özetleyerek-)

Rabbimiz (mealen)şöyle buyurmaktadır:

"Allah'a karşı yalan uydurandan yahut kendisine hiçbir şey vahyedilmemişken "Bana da vahyolundu" diyenden ve "Ben de Allah'ın indirdiği âyetlerin benzerini indireceğim" diyenden daha zalim kim vardır? O zalimler, ölümün boğucu dalgaları içinde, melekler de pençelerini uzatmış, onlara: "Haydi canlarınızı kurtarın! Allah'a karşı gerçek olmayanı söylemenizden ve O'nun âyetlerine karşı kibirlilik taslamış olmanızdan ötürü, bugün alçaklık azabı ile cezalandırılacaksınız." derken onların halini bir görsen!"(En'âm/93)

"...Okuduklarını kitaptan sunasınız diye kitabı okurken dillerini eğip bükerler. Halbuki okudukları, Kitaptan değildir. Söyledikleri Allah katından olmadığı halde: "Bu Allah katındandır" derler. Onlar bile bile Allah'a iftira ediyorlar."(Âl-i İmrân3/78 )

Elleriyle (bir) kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için "Bu Allah katındandır" diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay haline onların! (Bakara Suresi 2/79)

Bir kardeşimizin bu güzel çalışmasını sizlerle paylaştım. Bu emiğinden dolayı Rabbim kendisinden razı olur inşaAllah. İşte sapıklığın belgesi. Biz Allah’ın izni ile belgesiz konuşmayız heleki din adına hiç konuşmayız çünkü biz elhamdülillah Müslümanız müşriklerden değiliz. Vesselam;

*

Çevrimdışı osisko

  • Derviş
  • ****
  • 593
  • Edep ya Huuu..
Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
« Yanıtla #229 : 30 Haziran 2014, 01:03:37 ÖÖ 01 »
Ezhattım,

ÇOK YALAN İFADELER KULLANIYORSUN.

Yalan ifadeler kullananlara ne denir biliyorsundur. Ben sana burada o kelimeyi kullanmak istemiyorum.

Kullanmış olduğum kelime aynen aşağıdaki gibidir...



Arkadaş,

Peygamber neye uymuş, neyi uygulamış.? Elbette Kuran 'ı ..!

Nebi emretmemiş, emredileni, yerine getirmiş, uymuş, uygulamış, emredileni tebliğ etmiştir.

Allah c.c "Kuran 'ın koruyucusu ve kollayıcısı benim" buyuruyor. Hadisleri kim koruyor.?


SÜNNETLERİ KİM KORUYOR DİYE BİR İFADEM YOK.

HADİSLERİ KİM KORUYOR DEDİM..


Anladığım kadarıyla, bu karaktere en uygun kişi sensin.

YALAN  var,

İFTİRA var ,

HURAFE var,
 
BİDAT var,

İNKAR var,

Sen yazılarına devam et. Seni Allah islah eder hiç merak etme.

Vardır bir hikmeti İlahi...
"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..

*

Çevrimdışı osisko

  • Derviş
  • ****
  • 593
  • Edep ya Huuu..
Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
« Yanıtla #230 : 30 Haziran 2014, 01:14:10 ÖÖ 01 »
İstediğin kadar meseleyi kaynatmaya çalış hiç fark etmez. Senin nasıl bir cehalet içerisinde olduğunu herkes görüyor hiç merak etme.

Osisko sen Kur’an korunmuş sünnet korunmamış demedin mi? Elbette ki dedin;

Bana göre benim dini anlayışıma göre benim naslardan çıkardığım hükme göre

her KİM Kİ SÜNNET KORUNMAMIŞ DERSE

O KAFİR OLUR
.



Valla belki beni kandırırsın.

Okuyan insanları da belki kandırabilirsin.

Ama her şeyi hakkıyla bilen Allah 'ı kandıramazsın. Allah her şeyi görendir, işitendir, bilendir.

Ama sen hiç bir şey bilmiyorsun, anlayamıyorsun, idrak edemiyorsun.


YUKARIDA KULLANMIŞ OLDUĞUN CÜMLENDE SÜNNET KORUNMAMIŞTIR DİYEN KENDİNSİN..

BEN DEĞİL .

KORUNMUYOR DA DEMEDİM.. Ben hadisler korumasızdır dedim.

YALAN VAR , İFTİRA VAR , ACABA SEN KAFİRLERİN NESİ OLMAZSIN Kİ .?

Bir, müslüman 'da, bir mü-min 'de olmaması gereken bütün özelliklere sahipsin.

Allah hidayet versin , yazık ..!
"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..

*

Çevrimdışı osisko

  • Derviş
  • ****
  • 593
  • Edep ya Huuu..
Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
« Yanıtla #231 : 30 Haziran 2014, 01:23:57 ÖÖ 01 »

BANA GÖRE 

BENİM DİNİ ANLAYIŞIMA GÖRE

BENİM NASLARDAN ÇIKARDIĞIM HÜKME GÖRE


her kim ki sünnet korunmamış derse o kafir olur.


Daha da batacaksın inşaallah.

Allah 'ın Dini 'nde, Allah 'ın Kelamı Hz. Kuran 'da,

İslam Dini 'nde,

Müslümanlıkta,

Benim anlayışıma göre, benim düşünceme göre, benim zannımca, benim kanaatimce, ben, ben ben ..! 

Sen aradan çıkmadığın müddetçe şirktesin..! Sen olmayacaksın, yalnızca O olacak.. Dini uydurmuşsun kendine, emin adımlarla yürüyorsun.

Din senin ya..! Kuralları sen koyuyorsun ya..! Dilediğine var deyince olacak,- dilemediğine yok deyince olmayacak ..!

Hadi ordan ..

Kurallar konulmuş, güzergah belirlenmiş, sen uymak ve uygulamak mecburiyetindesin.

Böyle bir inanç, böyle bir iman olamaz. Ne kuluna karşı, ne de Yaratanına karşı.

Cehalet diz boyu , yazık ..
"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..

*

Çevrimdışı osisko

  • Derviş
  • ****
  • 593
  • Edep ya Huuu..
Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
« Yanıtla #232 : 30 Haziran 2014, 01:32:17 ÖÖ 01 »
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile;

 Kimi insanlar önce bir kitap yazdılar sonrda bu kitaplara kutsiyet atf ettiler. Amaçları dini hassasiyetleri olan insanların bu tarafını istismar edip kendilerine bir mevki bir makam elde etmekti; Allah’ın Rasulunun getirdiklerinden bi haber nice halk kitleleri böylece Allah’ın adı kullanılarak aldatılmış oldular.

Allah’a atvf ettikleri bu kitapları Rasulullah (s.a.s) in müşahedesi (gözetimi) altında yazıldığını söyleyecek kadar ileri gittiler. Bu kitaplardaki muhtevanın şirklerden küfürlerden müteşekkil olması da işin bir diğer tarafındaki vehametini oluşturmaktadır.

“Allah’a karşı yalan uyduran veya kendine bir şey vahyedilmemişken, “Bana vahyolundu” diyen, ya da “Allah’ın indirdiğinin benzerini ben de indireceğim” diye laf eden kimseden daha zalim kimdir?........ “ En-Am/93

Cenabbi Allah’ın fermanı bu iken bakın bizlere evliya ermiş olarak sunulan sözde ermişler sözde Allah’ın evliyaları bakın Allah’a ve Rasulune ne şekilde iftiralar atmaktadırlar.

Akledebilen beyinlere, görebilen gözlere, işitebilen kulaklar için ilim adamı kılığına bürünmüş bu zalimlerin te’lif ettikleri kitapları hakkında  dile getirdikleri iddiaları burada tek tek kendi kaynaklarından aktarmaya gayret sarf etmeye çalışacağım inşallah. Tevfik Allah’tandır. Şimdi aktaracağım çalışma bir kardeşimin emeğidir Rabbim kendisinden razı olsun inşaAllah. Amin

Allah’ın adı ile;

1-Celalettin Rumi ve Mesnevi adlı kitabı hakkında şöyle diyor;

Hüzünleri giderir bir şifadır kalplere
Le dünni mana verir müteşabih ayetlere
Kur’an-ı kerim gibi  kimini hidayete
Kimini hak ettiği dalalete sevk eder.                 

Şerefli katiplerdir onun yazıcıları
Temastan men ederler temiz olmayanları
Kalbe mutluluk verir huyları güzel eyler
O ilhamla inmiştir alemlerin rabbinden

Gelemez batıl onun önünden ve ardından,
Koruyucu olan hak, onu korur gözetir
Ki o merhametlilerin merhametlisidir
Mesnevi kitabının başka adları da var
Adlarını verense Allah’ın kendisidir.

(Mesnevi, Ekim yayınları, Terc: Derya Örs- Hicabi Kırlangıç, sh:36)

(Mesnevi şerhi, A.Gölpınarlı, sh:18)(Tasavvuf ve İslam, İbrahim Sarmış, sh:171-172)

Mesnevinin şarihi Tahiru’l-Mevlevi, Mesnevi hakkında şöyle diyor:

''Kur’an dolayısıyla insanlardan çoğunun dalalete düşeceğini çoğunun da hidayet bulacağını bildiriyor. Kur’an öyle olduğu gibi Mesnevide öyledir.

nitekim arif sahibi de''Kur’an gibi bizim Mesnevide bazılarını hidayete bazılarınıda dalalete gönderir...

Tahiru’l-Mevlevi şöyle devam ediyor:

''Mesnevi kerim ve salih olan katibler eli ile yazılmıştır. Temiz olanlardan başkasını temas etmekten men eder. Mesnevi Rabbulaleminden ilham olunmuş bir kitabtır.

Mesnevi ilham yoluyla Cenab-ı haktan nazil olmuştur. Taharet ve salah erbabından başkasının ona teması yani mutaalasıyla dinlemesinden, feyz-i marifet alması kabil değildir. Hz Mevlana bu fıkra ile diyor ki :

Canibi ilahiden vahyi münzel olan Kur'an-ı Kerim, nasıl avni samedanide ise, onun evvelinden de, sonundan da batıl zuhuruna İmkan ve ihtimal yoksa, Mesnevi de öyledir. İlhamı rabbani eseridir, kendisinden sapıklık zuhuruna imkan yoktur. Hatta iptali ve tahrifi de kabil değildir.

(Tasavvuf ve İslam, İbrahim Sarmış, sh:172)

Kur’an-ı Kerim’in sıfatlarını haber veren bazı ayet-i Kerimeler:

Muhakkak ki o (Kur'an) âlemlerin Rabbinin indirmesidir. (Şuara 192)

Ona önünden de ardından da bâtıl gelemez. O, hikmet sahibi, çok övülen Allah'tan indirilmiştir.(Fussilet 42)

Şüphesiz bu, korunmuş bir kitapta bulunan değerli bir Kur'an'dır. Ona ancak temizlenenler dokunabilir. O‚ âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.  (Vakıa 77-80)

Hayır! Şüphesiz bunlar (âyetler), değerli ve güvenilir kâtiplerin elleriyle (yazılıp) tertemiz kılınmış, yüce makamlara kaldırılmış mukaddes sahifelerde (yazılı) bir öğüttür; dileyen ondan (Kur'an'dan) öğüt alır. (Abese 15-16)

Görüldüğü üzere Allahu Teala kendi kelamı olan Kur’an-ı Kerim’in bazı sıfatlarını bu ayetlerde beyan etmiştir. Zalimler ise bir beşer sözüne – hem de içinde türlü türlü küfürleri ve ahlaksızlıkları barındıran bir beşer sözüne- aynı sıfatları vermişlerdir.

2-Abdulkerim el-Cili’nin “İnsan-ı Kamil” isimli kitabı

Abdulkerim Cili içinde vahdet-i vücut inancını dile getirdiği ve daha başka bir çok küfür ile doldurduğu bu kitabı Allah’ın emri ile günyüzüne çıkardığını iddia etmiştir:

Şöyle diyor:

»Kitabı sarih keşfe dayandırdım ve konularını sahih haberle destekledim, (yazdıktan sonra kitabı dağıtmak aklına gelmiş, ama Allah'tan gelen emirle günyüzüne çıkarmaya karar vermiş olduğunu belirttikten sonra şöyle devam etmektedir): "Şimdi Hak bana günyüzüne çıkarmayı emretti, açık ve kapalı sözlerini açıkladı. Ayrıca umumi bir fayda sağlayacağı sözünü de verdi. Ben de başüstüne, diyerek emre itaat ettim.

(Tasavvuf ve İslam, sh:170-171)

3-Muhyiddin İbn-i Arabi ve “Fusus el Hikem”  kitabı

Vahdet-i Vücut adı altında yeryüzünün en büyük küfrününün davetçiliğini üstlenen Muhyiddin Arabi  bile içinde bir çok küfür bulunan kitaplarının  (haşa) Allahtan geldiğini ve Resulullah’ın getirdiğini şu sözleriyle iddia ediyor:

"Hicri 627 yılı Muharrem ayının son on gününde Rasulullah'ı Şam'da rüyada gördüm. Elinde bir kitap vardı. Bu Fususu'l-Hikem kitabıdır, al ve insanlara sun, ondan yararlansınlar, dedi. Ben de Allah'ı, Rasulullah'ı ve bizden olan ululemri bize emredildiği gibi dinleriz ve itaat ederiz, dedim. Halis niyetle niyet ettim ve arzuyu gerçekleştirdim. Bu kitabı Rasulullah'ın tarif ettiği şekilde artırma ve eksiltme yapmadan ortaya çıkarmaya himmet ve gayret gösterdim. {...) Kalp sahipleri ehlullah bu kitabın nefis arzularından münezzeh ve çelişki bulunmayan, en kutsi makamdan indirildiğini kesin olarak anlasın. Umarım Allah duamı kabul edince isteğime icabet etmiştir. Ben de bana bildirilenden başkasıyla karşılaşmam ve bana indirilenlerden başkasını bu satırlarda yazmam. Nebi veya Rasul değilim, ama onların vari-siyim ve ahireti için çabalayan birisiyim. Bu Allah'tandır, dinleyin ve Allah'a dönün.(Tasavvuf ve İslam, sh:172-173)

4-el-Hac Mehmet Nuri Şemseddin en-Nakşibendi’nin “Miftahu’l-Kulub” adlı kitabı

el-Hac Mehmed Nuri Şemseddin en-Nakşibendi de kendi eliyle hazırlamış olduğu kitabı, Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) izni ve emri ile yazdığını, kitabın ismimi Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) tesbit ettiğini iddia eder.

"Bu risalenin hazırlanması ve yazılmasının sebebi şudur: 1259 yılı Rebiussani ayında hücremizde müteveccih bulunduğumuz sırada Sultanulenbiya, sertaculevliya yefasfiye velatkiya aleyhi ve alihi efdalu't-tehaya efendimiz hazretleri zuhur ederek, bu aciz kölelerini ihsan ve mürüvvetleri gereğince taltif ile: -Evladım Nuri! Vakitler bir acaip oldu, buyurdular. Aşık ve sadık ve didara talip olan ümmetlerim, kolaylıkla yollarını doğrultarak rıza yoluna hemen bağlansınlar ve vuslat sırrına nail olsunlar diyorum.....Onları helak olmak mertebesine getiren bu uçurumdan kurtarmak ve tecellileri gereğince şeriat, tarikat, marifet, hakikat ve vuslatın ne olduğunu anlatmak için bir risale hazırla! Bu risalenin adı Miftahu'l-Kulub: Sırrı Şemseddin olsun. Aşık, sadık ve didara talip olan ümmetlerim buna itibar edip amel etsinler ve ne yapmaları gerektiğini Öğrenerek yollarını doğrultsunlar, diye emir buyurdular.

(Tasavvuf ve İslam, sh:174)

5-Mahmut Ustaosmanoğlu ve “Ruhu’l-Furkan” isimli tefsiri

İsmail Ağa cemaatinin lideri Mahmut Ustaosmanoğlu’ da tefsirini Resulullah’ın emri ile yazmaya başladığını iddia etmektedir. Tefsirin mukaddimesinde şöyle diyor:

Ruhu'l-Furkan ismi verilen bu tefsire, başta Mevlâ Tealâ'nm büyük yardımı, Resullullah (Aleyhi ve Sellem) in manevî işareti ve Meşayih-ı Kiram (Kaddesaüahu Esrarehum) Hazeratının âli himmetleri (büyük yardımları) ile başlanmıştır…

(Hicrî 1407) senesi Şaban ayının Beraet gecesinde, Ravza-i Mutahhara'da, yani Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in bulunduğu pak cennet bahçesi olan mescid-i şerifinde, bulunduğumuz sırada Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tarafından vaki olan manevî bir işaretle, bu mühim işe başladık ve yukarıda geçtiği gibi kelime-kelime mana verilmesine ziyade ihtimam (dikkat) göstererek bazı kardeşlerimizle beraber bu uzun yola çıktık.

(Mahmut Ustaosmanoğlu (Heyet), Ruhu’l-Furkan Tefsiri, Sirac Yayınevi: 1/6-9.)

6-Said Nursi ve Risale-i Nur Külliyatı

Aynı iddiaları yakın zamanda Said Nursi de iddia etmiş ve Risale-i Nur’un Rabbani bir ilhamla yazıldığını bu kitabın yazılmasında kendi iradesinin söz konusu olmadığını iddia etmiştir., Risale-i Nur külliyatı adını verdiği zulmet kitaplarına yapılan itirazın Kur’ana yapılmış bir itiraz gibi olduğunu, bu risalelerin Allah tarafından yazdırıldığını, hatta Bediu’z-Zaman isminin bile kendi ihtiyarı olmadan kendisine verildiğini iddia eder.

Said Nursi yazdıklarının genelinde "hissettim, kalbime ihtar edildi, gördüm, bana denildi ki "ibareleri çoktur. Bu ifadeleriyle risalelerin müellifini kendi ihtiyarı olmadan kendisine söyleneni sadece yazan bir katip gibi tanıtır. Böylece risale-i Nur’a yapılacak bütün itiraz kapılarını –kendince- kapatır.

Mesela şöyle diyor:

"Ulaike eshabun narihum fihe halidun" ayeti  1295 senesine işaret eder. Risaletû’n-Nur’un iki kere ismine, hem sureti mücahedesine, hem tahakkümüne ve telif ve tekamül zamanına, tam tamına işaret eder, Kur’anın nurundan gelen hır nur ehli, imana bir nokta-i istinat olacağını mana-i işaret ile haber veriyor diye, kalbime ihtar edildi, bende mecbur oldum yazdım. ( Asay-ı Musa s. 90)

Yine şöyle diyor:

'Allahu veliyüllezine amenu""ayeti hem mana hem cifr ile, Risaletû’n-Nur’a bir remz var şöyle ki........(Bu makamda perde indi ,yazmaya izin verilmedi, başka zamana tehir edildi.)( Asay-ı Musa s. 91)

"Çok defa kalbime geliyordu; Neden İmam Ali (r.a.), "Risaletü'n-Nur'a" ve bilhassa "Âyetü'l-Kübrâ Risalesi"ne ehemmiyet vermiş, diye sırrını beklerdim. Lillahilhamd, o sır ihtar edildi... "Âyetü'l-Kübrâ Risalesi"ni İmam Ali (r.a.) keşfen görmüş, ehemmiyetle göstermiş.( Sikke-i Tasdik-i Gaybi. s.30;)

Açıkça iddia ettiği üzere ona yazdıran birisi var. Ve bazen O’nun emri ile yazıyor, bazen O izin vermediği için yazamıyor. İmam İbn Kesir'in bildirdiğine göre Cengizhan'da Yesak kitabını bu şekilde hazırlamıştır. Şeytanlar ona vahyediyordu, O'da bu sözleri kanun haline getiriyordu. Bu adamlarda aynı yolu takip ediyorlar. Yani kendi "yesak" larını yazdırıyorlar. Kimisi ismini "Fusus" koyuyor, kimisi "Mesnevi" koyuyor, kimiside "Risale-i Nur Külliyatı "olarak isimlendiriyor.

Ey bu adamlara "evliya" sıfatını yakıştırıp bu adamların tayin ettiği yolu karış karış takip edenler. Ey Allah'ın kitabına, Resulunün (sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetine muhalefet etmeyi göze alıp, bu adamların sünnetine muhalefet etmeyi göze alamayan kişiler! Soruyoruz sizlere, Bu adamların reddedilmeyi hak etmeleri için daha ne türlü cürümler işlemeleri gerekiyor?

Açıkça peygamberlik iddia edip, ben Allahtan vahiy alıyorum diye ortaya çıkılamayacağını, çıkanlarında daha dünya hayatında rezil, rüsvay olduklarını bilen bu adamlar bu iftiralarını “ilham” perdesinin altında gizliyorlar. Ve ilham perdesi altında yazdıkları küfür dolu kitapları insanlara “itiraz edilemeyen açık hakikatler” olarak dayatıyorlar. Bu günün Nurcuları nezdinde Risale-i Nur külliyatı itiraza kapalıdır. Çünkü bu kitapları üstadlarının yazmadığına, ona yazdırıldığına onlarda inanırlar. Bu zalimlerin iddialarını özetleyecek olursak:

1-Yazılan Mesnevinin hepsi hakmış ve hatasızmış.

2- Mesnevi de aynı Kur’an gibi hidayet verir. Kabul etmeyeni dalalete sevkedermiş.

3-Kitabları yazmak için Resulullah’tan emir almışlar.

4-Temiz olmayanlar Mesneviye el süremezmiş.

5-Mesnevinin önünden ve ardından batıl yanaşamazmış.

6-Mesnevinin tahrifi mümkün değilmiş.

7-Mesneviden sapıklık zuhuruna imkan yokmuş.

8-Mesneviyi şerefli katipler yazmış ve tümüyle Allahtan indirilmişmiş.

9-Allah mesneviyi korumasına almış.

10-Kitabların bazısının adını Allah bazısını da Resulullah koymuş.

11- Fusus el Hikem Resulullah’ın tarif ettiği şekilde arttırılmadan. Eksiltilmeden yazılmış.

12- Fusus el Hikem nefis arzularının karışmasından münezzehmiş.

13 -Fusus el Hikemin içinde hiçbir çelişki bulunmazmış.
 
14-Ümmet Fusus’un Allahtan indirildiğini kesin olarak anlamalıymış.
 
15-Ümmet Miftahu’l-Kulub ‘a iltifat edip, bu kitaba göre amel etmeliymiş.

16-Said Nursi sadece kendisine söylenenleri yazan bir katipmiş. Allah bu risaleleri ona ilham etmiş.

17-Risale-i Nur bu zamanda kendisine tutunanın kurtulacağı bir “Urvetu’l-Vuska” bir “Hablullah” olarak kabul edilmeliymiş.

18-Hz Ali 1400 yıl önceden Risale-i Nur’u müjdelemiş.

19-Bediu’z-Zaman sıfatı Said Nursi’ye kendi ihtiyarı dışında layık görülmüş.

20- Kur’an-ı Kerim ayetleri 1400 yıl öncesinden Risale-i Nur’u haber vermişler.

Ragıp el-İsfehani şöyle diyor:

Kendi elleriyle yazdıkları kitap hakkında “bu Allah katındandır” diyen kimseler, görünüşte insan olsalar da, aslında insan değildirler.(Ragıp el-İsfehani,İnsan iki hayat, iki saadet, Pınar Yayınları -özetleyerek-)

Rabbimiz (mealen)şöyle buyurmaktadır:

"Allah'a karşı yalan uydurandan yahut kendisine hiçbir şey vahyedilmemişken "Bana da vahyolundu" diyenden ve "Ben de Allah'ın indirdiği âyetlerin benzerini indireceğim" diyenden daha zalim kim vardır? O zalimler, ölümün boğucu dalgaları içinde, melekler de pençelerini uzatmış, onlara: "Haydi canlarınızı kurtarın! Allah'a karşı gerçek olmayanı söylemenizden ve O'nun âyetlerine karşı kibirlilik taslamış olmanızdan ötürü, bugün alçaklık azabı ile cezalandırılacaksınız." derken onların halini bir görsen!"(En'âm/93)

"...Okuduklarını kitaptan sunasınız diye kitabı okurken dillerini eğip bükerler. Halbuki okudukları, Kitaptan değildir. Söyledikleri Allah katından olmadığı halde: "Bu Allah katındandır" derler. Onlar bile bile Allah'a iftira ediyorlar."(Âl-i İmrân3/78 )

Elleriyle (bir) kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için "Bu Allah katındandır" diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay haline onların! (Bakara Suresi 2/79)

Bir kardeşimizin bu güzel çalışmasını sizlerle paylaştım. Bu emiğinden dolayı Rabbim kendisinden razı olur inşaAllah. İşte sapıklığın belgesi. Biz Allah’ın izni ile belgesiz konuşmayız heleki din adına hiç konuşmayız çünkü biz elhamdülillah Müslümanız müşriklerden değiliz. Vesselam;



Bilgiden yoksun, emanete, emanetle cevap veriyor. Birisinin günahına ortak olmuşsun.

Hepsi bu.

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..

*

Çevrimdışı osisko

  • Derviş
  • ****
  • 593
  • Edep ya Huuu..
Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
« Yanıtla #233 : 30 Haziran 2014, 01:45:48 ÖÖ 01 »

"Her duyduğunu söylemesi, kişiye günah olarak yeter".

Bu söz peygamber adına söylenmiş koskoca bir yalandı buna derhal FECR hoca müdahale etti. O müdahale etmeseydi başka biri mutlaka müdahale ederdi. Bugün sahih sünnet batıldan ayrılmış tamamı kayıt altına alınmıştır. Hiç kimsenin artık buna müdahale etmesi söz konusu bile değildir.


"Her duyduğunu söylemesi, kişiye günah olarak yeter".
(Ebû Hureyre rd. anh. Müslim 5/5)



"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..

*

Çevrimdışı osisko

  • Derviş
  • ****
  • 593
  • Edep ya Huuu..
Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
« Yanıtla #234 : 30 Haziran 2014, 01:54:13 ÖÖ 01 »

Bugün nasıl ki Allah’ın kitabına herhangi bir ilave ve çıkarma yapılamıyorsa

 aynı şekilde sünnet makamına da ilave ve çıkarmalar

"ARTIK" söz konusu değildir.


Hala sünnet diye ifade ediyorsun. Hadis olacak konuştuğun konu hadis ..!

Allah 'ın Kitabı bu gün korunuyor, dün korunamıyor muydu.?

İFADEYE BAKIN;

"ARTIK" sünnet makamına da ilave ve eksiltme yapılamıyor..!

Sünnete ilave demek, Kuran 'a ilave demektir.

Sünnetten eksiltme demek, Kuran 'dan eksiltme demektir.

BUNU YAPAN İMANSIZDIR..

HADİS VE SÜNNET AYRIMINI YAPAMAYAN bir kişiyle mi tartışıyorum ..?

Aman Allah 'ım aman...

Din-i İslam 'ı bilseydin, Sünnet ve Hadis ayrımını yapabiliyor olsaydın, zaten bu kadar ikilem, çelişki, yalan, iftira, içerikli yazılara maruz kalmazdım diye düşünüyorum.

Kopyala yapıştır olunca, işte böyle canlı yayın kazasına benzer.

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..

*

Çevrimdışı osisko

  • Derviş
  • ****
  • 593
  • Edep ya Huuu..
Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
« Yanıtla #235 : 30 Haziran 2014, 02:01:00 ÖÖ 02 »
Sen kendin bile şunu söyledin

sünnet Kur’an’dır

Kur’an da sünnettir

o halde Kur’an korunmuşsa bu sünnetinde korunduğu anlamına gelmez mi?


İşte aklını burada çalıştır artık.

Aksini söylemek sapıklıktır ve tanekuzdur..


Hem Vallahi, hem billahi tınn..

Yok arkadaş, adamın gözünün içine de soksan görmüyor. İki satır yazı karaladın, her yanı yalan, yanlış ifade ve çelişkilerle dolu.

Aklını çalıştırması gereken kim acaba ..?
"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..

*

Çevrimdışı osisko

  • Derviş
  • ****
  • 593
  • Edep ya Huuu..
Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
« Yanıtla #236 : 30 Haziran 2014, 02:06:54 ÖÖ 02 »

İkinci ders;

Derviş şimdi bana Kur’an’ın Allah’ın kitabı olduğuna dair delil getir.



Madem ki delil istiyorsun, buyur..

KURAN-I KERİM , ALLAH 'IN KELAMIDIR.

KURAN-I KERİM , ALLAH 'IN KİTABIDIR ..!

Kabul etmez, inanmazsan, imansızsın.


Beni daha fazla oyalama. Yazılarıma cevap vermek için kendini mecbur hissetme.

Alınmam, kırılmam. Ben paylaşmam gerekeni paylaşırım
"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..

*

Çevrimdışı osisko

  • Derviş
  • ****
  • 593
  • Edep ya Huuu..
Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
« Yanıtla #237 : 30 Haziran 2014, 02:56:36 ÖÖ 02 »
ÂLÎ-İMRAN 18

Şehidallâhu ennehû lâ ilâhe illâ huve, vel melâiketu ve ulûl ilmi kâimen bil kıst, lâ ilâhe illâ huvel azîzul hakîm.


Allah, kendisinden başka Tanrı olmadığına şahittir. Melekler ve ilim sahipleri de adaletle şahittir.  O Azizdir, Hakimdir.
Ali imran 18



Her şeyi yoktan var eden, yerdeki ve göktekilerin, görünen ve görünmeyen her şeyin gerçek ve tek sahibi Hz. Allah 'ın şu yüceliğine bakarmısınız.?

Hz. Allah kendisi için şahitlik ederken, yaratmış olduğu, aczinin ve muhtaçlığının farkına varamayan, varlık, benlik, kibir dolu bir beşer, bir kul ..!

ALLAH 'ın varlığına, Kelamı olan KURAN-I KERİM 'e ispat ve delil istiyor..

Hz. Allah, zatına karşı yapılmış olan, saygıdan uzak bu tutum ve davranışı karşılıksız bırakır mı.?
"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..

Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
« Yanıtla #238 : 30 Haziran 2014, 07:47:28 ÖS 19 »
Selam hidayete tabi olanların üzerine olsun;

Ososko işte gördün senin evliya dediğin,ermiş dediğin,Allah’ın velileri dediğin sapıkların söylediklerini; Ancak daha bitmedi. Sana demiştim az sabret;

 Allah (c.c) elçilerini tertemiz yol üzere deliller ve mucizelerle insanoğluna gönderdi. Evreni zatının yüceliğinin ispatı için eşsiz bir şekilde yarattı ve bu muhteşem kusursuz yaradılışı kendi zatının delilleri olarak kullarına sundu; Evrenin var oluşu Allah’ın varlığının en büyük delilidir. İnsanın Allah’ın varlığını anlaması için kendisine, yeryüzüne ve gökyüzüne bakması yeterlidir. Çünkü hiçbir şey tesadüfen, kendiliğinden meydana gelemez.

Gözlem ve deneye dayanan, varlığın yapısını ve işleyişini inceleyen pozitif bilimler, evrende bir sebep-sonuç ilişkisi olduğunu; hareket ettirici bir güç olmadan hiçbir şeyin hareket edemeyeceğini belirtir. Bu durum varlık ve olayların tesadüfen meydana gelmesinin mümkün olmadığını ortaya koymaktadır

.Biz her şeyi belli bir ölçüye göre yarattık.” (Kamer/49)

-“Allah, gökleri ve yeri yaratan ve gökten su indirip onunla size rızık olarak türlü ürünler çıkarandır... Güneşi ve Ay'ı hareketlerinde sürekli emrinize amade kılan, geceyi ve gündüzü de emrinize amade kılandır. Size her istediğiniz şeyi verdi. Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışırsanız, onu sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki, insan pek zalimdir, pek nankördür.” İbrahim/32-34

“Kesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah’ın varlığının nice delilleri vardır; görmez misiniz?” Zariyat/20-21


Kulluğu yerine getirecek kulları için dünyada ve ahirette güzelliği müjdeledi. Kötü ve küfre sapmış kullar için ise Allah şöyle buyurdu:

''Andolsun ki cehennemi cinlerden ve insanlardan tamamen dolduracağım" sözü tamam oldu. (Hud 119)

Allah’ı Rab olarak bilmek tevhidin gereklerindendir. Kendilerini Rab makamında görüp insanlara hidayet dağıttıklarını tevbeleri kabul ettiklerini iddia eden sahte Rab’ler Allah’ın dostları değil tekfir edilmeleri gereken birer tağutturlar. Tağutları tekfir etmek ise aslud-dinin gereklereindendir.

Yunus/32- İşte O, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah’tır. Hak’tan sonra sadece sapıklık vardır. O halde nasıl oluyor da (Hak’tan) döndürülüyorsunuz?


Yunus/33- Rabbinin yoldan çıkanlar hakkındaki, “Onlar artık imana gelmezler” sözü, işte böylece gerçekleşmiştir.


Günümüzde bazı kesimler Kuran ayetlerini kendi uydurdukları batıl inançlarını meşru göstermek amacıyla sıkça kullanmaktadırlar. Bu kesimlerin kuran ve sünnetteki nasları gerçek anlamları dışında değerlendirdikleri yetmezmiş gibi yine habis olan inanç anlayışlarına Ehli sünnet alimlerinin bazı sözlerini de yanlış yorumlayarak veyahut o alimin kendi dönemindeki var olan bazı kavramların gerçek anlamından farklı yorumlayarak delil olduğunun iddiası içerisine girebiliyorlar.

Bu kavramlardan bir tanesi de Tasavvuftur;

Yine bu kesimler kendi tarikatlarına giren kimselerin bir takım zikir ve İslam'da olmayan bir takım hareketler yaparak kitap okumadan, öğrenmeden ilim sahibi olabileceklerini iddia etmektedirler. İşte bu anlayış takva örtüsünün arkasına gizlenerek okumadan, öğrenmeden Kur'an, hadis, fıkıh ilmini elde ettiklerini iddia eden sahte alimlerin ortaya çıkmasına yol açmıştır.

İlim ile takva sahibi olmakla; okumadan, öğrenmeden ilim sahibi olduklarını söyleyen bir takım sahte alimler ortaya çıkmış Kur'an, hadis, fıkıh konularında söyledikleri sözlerle cahilleri kandırmış, kendilerine inandırmışlardır. Güya takva sahibi oldukları için Allah (c.c) onlara öğretmiş ve ilim vermiştir. Onlar öğrendikleri bu ilme; ilmu'lledün (Allah tarafından öğretilmiş ilim) adını verirler.

Tasavvuf: Bu kelime şer’i bir kavram olmayıp sonradan ortaya konmuş bir terimdir ve kelimenin aslının nereden geldiği konusunda ihtilaflar vardır. Fakat bu konuda kısaca şunu söylemek yeterlidir:

Tasavvuf: Kişinin zühd ve takvaya eğilip dünyadan elini eteğini çekmesi ve adeta ölüme kendisini hazırlamasıdır. İşte İslam literatürün de tasavvufun öz manası budur. Fakat değişik çağ ve mekanlarda tasavvuf adı altında ortaya çıkan hizipler, gruplar, tarikatlar, cemaatler yaptıkları habis işleri, küfürleri, şirkleri sapıklıkları,zühd ve takva adına yapılan işler gibi insanlara empoze etmişlerdir.

Böylece cahil olan halklar daha çok kandırılmış ve gerçek İslam’dan uzaklaştırılmışlardır.

Tasavvuf kavramı Kur’an ve sünnetten ortaya çıkmış şeri bir kavram değildir. Ama Kur’an ve sünnet Müslüman olmuş bir kimseyi takvaya, zühde, her türlü pisliklerden arınmaya sevk eder. İşte bu manada her bir Müslüman tasavvuf ehli olmalıdır. Yani; zühd ve takva sahibi, masiyetlerden uzak, her türlü pisliklerden kendisini arındırmış ve uzak duran kimse durumunda olmalıdır. Ehli-sünnet alimlerinin bu kavramdan kasıtları budur.

İslam’da zühd;arınmak, saflaşmak, takva hayatı yaşamak şeklindedir. Bu sebeple İslam’a giren ve onu din edinen bir Müslüman için en güzel şey muttaki ve Muhsin olmak için gayret etmesidir. İslam’daki zühd ve takvayı böyle anlamak gerekir. Muhsin ve muttaki seviyesine varmak için çaba sarf etmek ve Allah (c.c)’ı görüyormuşçasına O’na kulluk etmek, böylece O’na hep yakın olabilmek, ya da yakın olduğunu bedenen, ruhen, kalben, aklen hissetmektir.

İslam dininde durum bu iken tasavvuf dininde ise bu anlayışlar değişmiş, birileri,birilerini mürşidi kamil edinip, onun eteğine sarılmak, ondan yardım istemek, ona medet bağlamak, ondan ummak, ona dua etmek, onu rabıta edinmek bu batıl dinin esaslarından olmuştur.. Ve böylece Allah’a ait olan sıfatları kendi şeylerine vererek onları ilahlaştırırlar.

Onun (Şeyhin) işaret ettiği Tağuta oy vermemek söz konusu değildir. Velev ki bu siyasi partinin tüzüğü İslam dini ile taban tabana zıt dahi olsa. İşte bu sapkın anlayış ve küfür dolu felsefe inancı böylece Allah (c.c)’nun ulûhiyetini iptal eden haller içerisine girmişlerdir.

Zira saptırılmış tasavvufta şeyh, İlah seviyesinde değer görmektedir. Bu zevatların gözünde şeyh daha açıkçası mürşidi kamil! büyük merhaleler kat etmiş ve sözüm ona ermiştir. Önce kendi mürşidi kâmilin de bütünleşmiş şeyhlik mertebesine varmıştır, daha sonra rasulle bütünleşmiş nübüvvet mertebesine varmıştır ve daha sonra da Allah (c.c) ile (Haşa) bütünleşmiş, uluhiyet mertebesine varmıştır. Bu sebeple müritleri ondan isterler, ondan medet umarlar, ondan korkarlar.

Öyle ki mürid şeyhinin elinde, ölü yıkayıcısının elindeki bir ceset gibi olurlar…

Kendilerine, mürşidi kamillerine, ya da daha açık ifadesiyle Allah (c.c)’tan başka ilah edindikleri Allah (c.c) düşmanı İblisin kulu bir taguta tam bir teslimiyetle teslim eder hale gelmişlerdir. İşte bunun günümüzde ki adı şirkperestliktir tasavvuf değildir.

Bu inanca göre hayat bin bir gece masalları gibi bir ruh aleminden ibarettir. Yine bu inanca göre denizde fırtınaya yakalanan müridin karaya sağ salim bir şekilde varmak için şeyhinden yardım istemelidir.

İbnu'l Kayyim rahimehullah ''Medaricu's-Salikin'' isimli eserinde şirk çeşitlerinin de söz ederken şöyle eder:

'' Şirk çeşitlerinden biri de ölülerden medet ummak, onlardan yardım istemektir. Aslında bu husus genel manadaki şirkin esasını teşkil eder. Çünkü ölen kimse artık herhangi  bir iş yapacak durumda değildir.. O artık kendisinden yardım talep edenin ihtiyacını karşılamasını veya herhangi  bir konuda kendisi için Allah'a olmasını isteyene bir fayda sağlaması şöyle dursun , kendi şahsına bile ne bir fayda , ne bir zarar verebilir.

Ölmüş kimseye gelince o kendisi için dua edecek, rahmet ve bağışlanma dileyecek kimselere muhtaçtır.


Şeyh Takıyüddin İbn Teymiyye şöyle der: '' Kim ölülerden herhangi birinin ,bu ister nefise olsun , isterse başka bir ölü olsun korkanı himaye ettiğini, hapsedileni kurtardığı söylerse ki bunlar birer ihtiyaçtır, bunu söyleyen kişi sapık ve müşriktir. Çünkü Allah koruyup ve gözetendir, O korunmaya muhtaç değildir. İhtiyaçlar için Allah'a müracaat edilir. Bunun yolu ihlas ve samimiyetle Allah'a dua etmektir. Nitekim Allah teala şöyle buyuruyor: ''(Ey Resul) Kullarım sana benden sorarlarsa , ben, şüphesiz onlara çok yakınım . Bana dua edenin , dua ettiği zaman, duasını kabul ederim'' (Bakara: 186) Allah en iyi bilendir.(ky:Mecmuu'l-Fetava''(27/490)

İbni Teymiyye Allah senden razı olsun.İşte görüldüğü gibi Şeyhülislam açık bir şekilde bugün kü kabirperest tarikatçılarda bulunan hasletleri taşıyanları tekfir etmektedir.

Yine Şeyhulislam İbn Teymiye şöyle der: '' Kim melekleri ve peygamberleri aracı kılar da onlara dua ederse ve günahlarının affını, kalplerin hidayetini, sıkıntıların giderilmesini ve ihtiyaçların giderilmesini onlardan istemek gibi bir takım faydaların celbini ve zararların def edilmesini onlardan dilerse , böyle bir kimse Müslümanların icmasıyla kafirdir.''Mecmuu'l-Fetava(1/124)

Burada şeyhin ifade ettiği birçok özelliği bugün tasavvuf adı altında din sunmaya çalışanların vasıflardır. Bunlar herhangi bir müşkilatlarını gidermek için şeylerinin ruhaniyetlerinden medet umaralar. Bu bölümde Cebbeli Ahmetin ses kaydında açık bir şekilde siz darda kaldığınızda onlardan isteyin onlarda anında gelirler diyor.

İmam İbn-i Teymiyye’nin de ifade ettiği gibi bunu yapanlar halis muhlis kafir olmuşlardır.

Ehli sünnet alimlerinin Tasavvuf tan kasıtları takva, zühd, kalpleri her türlü pisliklerden arınma, Allah’ı zikr etme olarak tanımladıkları bu tanımın günümüzdeki versiyonu takriben şu şekildedir.

Bu inanç mensuplarının;

a) Kimisi vahdeti vücutçudur.

b) Kimisi vahdeti şuhudcudur.

c) Kimisi rabıta ehlidir.

d) Kimisi zikir adı altında raks ehlidir.

e) Kimisi tevbe alıcıdır.

f) Kimisi gayblerden haber vericidir.

g) Kimisi cennetten insanlara parseller dağıtmaktadır.

h) Kimisi kendisinden ibadetin düştüğünü, ibadetle alakası olmadığını söyler.(Fenafillah makamı)

i) Kimisi velileri rasul ve nebilerin üstüne çıkarır, hatta Allah (c.c) seviyesine çıkarır. Ve hatta Allah (c.c)’a tahkir olan söylemleri yapmaktan geri kalmazlar.

j) Kimisi hulul fikrine sahiptir. Yani (haşa) Allah (c.c)’ın insanın bedenine girdiğine inanır.

k) Kimisi kendilerinin yaptığı fiilleri konusunda etkileri olmadığını Allah (c.c)’ın kendilerini zorladığına inanır. Yani cebir inancı söz konusudur.

l) Kimi şeyh olduğ iddia edilen kimselerin Allah (c.c)’ı gördüğüne inanılır.

m) Kimisi ahirete inanmaz, ölüm sonrası ruhun bir şekilde hayatta olduğuna inanır. Reenkarnasyon inancına sahip olanlar bunlardandır. Bu inancın diğer bir ismi tenasuhtur.

n) Kimisi kulun Allah (c.c) ile birleştiği bir bedene girdiğine inanır. İşte bunun adı ittihad inancıdır.

Bu sapıklarda ve bunlar gibi daha akla hayale gelmeyecek bir çok batıl söz ve ameller mevcuttur. Sonuç itibariyle günümüzdeki Tasavvuf inancının İslam’i manada tasavvufla uzaktan yakından hiçbir alakaları yoktur.

Bu yola sapmış ve kendisini bu dine adamış müritlerin ruhları ve pskolojileri tamamen bozuktur ve bunlar gerçek birer hastadırlar bunlar artık neye nasıl bakacaklarını dahi bilmezler çünkü bunların kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarının cehennem kütüğü oldukları artık bir hakikattır Bakara/79


Cenabbi Allah Yahudi,Hıristiyan ve putperest müşriklerin şirklerini Kur’an da çeşitli ayetler de açık bir şekilde beyan etmiştir.

Bizde tasavvuf dinine öncülük yapmış ismi büyük! Zatların kendi kaynaklarında sarf ettikleri şirklerini burada gözler önüne sermek istiyoruz ki ve böylece Allah’ın evliyaları olarak sunulan ve isimleri zikr edilenlerin Allah’ın dostları değil Allah’ın düşmanları oldukları açıkça anlaşılmış olsun.

Ben şahsen hayatımda din adına hiçbir zaman ezbere konuşmadım konuşmamda. Hakkında bilgim olmayan hiçbir kişi hakkında yorum yapmadım yapmamda inşaAllah...

Biz Müslümanız rabbimizin bize emr etmediği hiçbir şeyi düşünemez ve amel edemeyiz...

Şimdi delilleri ile birlikte tasavvufun ünlü isimlerinin kendi kaynaklarından Allah'a attıkları iftiraları mümkün olduğu kadar sadeleştirerek aktarmaya çalışacağım...

Fenafillah:

Varlık alemin de Allah’tan ve Onun fiillerinden başka bir şey yoktur.Bütün kainat Onun fiilleridir.

İbn-i Arabiye göre tek varlık vardır.

Vacubu-ı Vucud-u şöyle tanımlıyor. Allah ile diğer varlıklar aynı şeydir.

Hakkın varlığı evrendeki diğer varlıklara taşmıştır. Kainatta her şey Hakkın varlığının aynısıdır. İbni Arabi diyor ki Yaratılmışın varlığı yaratıcının varlığının kendisidir.

İbn-i Teymiyye diyor ki;

Yaratıcının varlığı da yaratılmışın varlığının kendisidir. (İbni arabi) Bir başka yerde de şöyle söylüyor. Ama ortada Allah’tan başkası yok. Sözünü söyleyen bu sözü ile yaratıcıyı yaratılandan ayırmayan Rabb kul v.b arasında fark görmeyen İbni Arabi et ta-i İbn Sebin, İbnul Farid,Tilimsani ve benzeri ihtihadçıların sözlerinde sık sık rastlanan ortada Allah’tan başka mevcud yoktur.

Ancak Allah var yaratılanların varlığı yaratanın varlığı ile aynıdır yaratıcı yaratılandan ibarettir. Yaratılan da yaratıcıdan [Kul Rabb tır Rabb ta Kuldur] gibi birleşmeyi ifade eden anlamları kast ederse mülhiddir/sapıktır/Tevbeye davet olunması gerekir. Tevbe ederse ne ala yoksa öldürülür. Bk Mecmüul-Fetava 2/112/295/490/


Şeyhinde ifade ettiği gibi bunlar dinden sıyrılmış birer mülhiddirler (Dinsiz)

Bu sapkın görüşün temsilcileri

Beyazıd,Ebu Yezid el Bistami,ölm.262.h

Hallacı Mansur ölm.309

İbnul Farid ölm 632 .h

İbn-e-i Arabi ölm 632 .h

İbn Sebi.ölm 669 .h

Mevlana ölm 672.h

Sadreddin Konyevi ölm 673.h

Tilimsani.ölm 690 .h

Ve Yunus Emre gibi mutasavvıflardır. Onların vahdeti-vücuta
işaret eden sözleri pek çoktur bir kaç örnek.

Beyazid BİSTAMİ

Sübhani ma azame şani (anlamı) ben kemdimi tesbih ederim şanım ne yücedir.

1-) Leyse fi cübbeti sivallah (anlamı) yani cübbemin içinde Allah’tan başkası yok

2-) Bir adam Ebu Yezid el Bistami ye gelir ve evinin kapısını çalar. Bunun üzerine Ebu Yezid el Bistami

O na evde Allah tan başkası yok der. (haşa)
Allah beni bir kere karşısına alıp dedi ki:
Ey Beyezıd Halk Beni görmek istiyor.
Bende dedim ki:Öyleyse beni vahdaniyetinle süsle benliğini giydir ahadiyyete erdir.Halk Senin sıfatını görünce seni gördük desinler. O zaman Sen sen olursun ben ise orada bulunmam.) alıntı

Umarım bu sözlerin ne manaya geldiği anlaşılıyordur. Bunlar müşrik değillerdir de peki kim müşrik o zaman? Okumaya devam ediyor;

3-) Bir gün insanlara sabah namazını kıldırdıktan sonra onlara dönmüş ve şöyle demiştir.

Muhakkak ki: Ben yalnızca ben Allah’ım. Benden başka ilah yoktur. O halde bana kulluk ibadet edin.)

İşte Allah’ın dostları olarak sunulan sapıkların ifadeleri ve aklını yitirmiş nice sarhoş dervişler de onlara kulluk edip onlara büyük alim Allah’ın dostları olarak ilan ediyorlar. Ebu Yezid in insanlara söylediği bu söz açıkça şirktir küfürdür. Çünkü bu tıpkı Allah (c.c) nun Musa (a.s) a hitap ederek buyurduğu şu sözle aynı ölçüdedir. Dolasyıyla küfürdür.

“”Muhakka ki ben Allah’ım.Benden başka ilah yoktur. Bana kulluk et ve Beni anmak için namaz kıl..”Taha/ 14

HALLAC-I MANSUR

Sonrada gizlenmiş olarak ortaya çıkıp Yine ve içen süretinde zahir olan görünen İnsanlar Allah’a çeşitli şekillerde inandılar Bense onların inandıklarının hepsine inendım.

Benimle senin aranda bir benlik var sıkışmış zorluyor beni.Hakkın için kaldır şu benliğimi kaldır aradan.Aşık olanda aşık olunan da benim. Biz bir bedene girmiş,hulul etmiş,iki ruhuz Sen beni...
Şimdi bu sapkın kelimleri duyunca muhsin hocanın o muhteşem sözüaklıma geldi. Demeden geçemeyecem..

... Hadi ordan be..... Okumaya devam ediyoruz

Gördüğün zaman Onu görmüşsündür Sen leyla isen bende leylayım.Seninle kendimden ğeçtim...

Öyleki seni kendim sandım.....

Ruhun ve Ruhum bir birine karıştı.....
Tıpkı şarabın içkinin saf suya karıştığı gibi.....
Sana bir şey dokunduğunda bana dokunmuştur......

Sen her durumda ben olduğun zaman....................
Seni sırrımda buldum dilim sana hitap etti.................

(Bu adamların iddiasına göre bu sırrı peygamber makamındakiler bilemezler. Ama onlar bilirler çünkü onlar marsta insan bile getirebiliyorlar...) Okuyoruz ve ilmimizi artırmaya devam ediyoruz......

Ariflerin namazının küfür olduğu gerçeğine tanık olur...............

Mevlüd abim bu sözü sen açıkla... Çünkü acayiiiippp birsöz ve mantık

Deliller-el Hatip el Bağdadi Tarıhu Bağdat 8 115.121.129 en Nakşibendiye s.73.76

İBNUL FARİD

Bir Makamda kıldığım namazlar Onadır...
Ve şahit oluyorum ki O da bana namaz kılıyor.....
Birkez daha ... Hadi ordan be............................
Her ikimiz de namaz kılan ibadet eden ve secde ederiz.....

Her bir secde de birleşme hakikatine............................
Bana namaz kılan benden başkası değildir............................
Ben Oyum O ben][O Çağrıldığında cevap veren benim.................
Çağrılan ben olduğumda cevap veren O...................................

İbnul Farid Nazmus Sülük adı kasidesi

Hazihi Hiyes Süfiyye s.24.33]

Evet gel gelelim esas konumuza Medineweb ailesi.....

İBN-e-i ARABİ ve SÖZLERİ VE BENZERLERİNİN KÜFÜR SÖZLERİ

1-) Çünkü ben senden başkası değilim......
2-) Allah bana hamd eder ben Ona hamd ederim......
3-) O bana ibadet eder ben Ona ibadet ederim.........
4-) Koca hanımıyla çinsel ilişkide bulunduğu zaman ancak Hakla cinsel ilişkide bulunmuş olur.............................................. .........

Deliller İbn Arabi Fusüsul Hikem ve el Fatühatül Mevkiye adlı kitapları Hazihi Hiyes Süfiyye s 34 47 .es süfiyye s 24

Osisko bu Allah dostları dediğin zevatların şirklerini ortaya koymak bize ait onları ayıklamakta sana aittir buyur ayıkla. Ayıklayabilirsen tabi.....Vesselam…

Devamı var

Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
« Yanıtla #239 : 01 Temmuz 2014, 12:15:05 ÖÖ 00 »
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile;

Konuyu devam ettiriyoruz; Çünkü bu sapkın dinde o kadar çok malzeme vardır ki yazmakla bitmez.

Bunları ben osisko gibi cehalet içerisinde kıvranan kişiler için aktarmıyorum amacım bu bölümü okuyan insanların bu şirkperest ve kabirperest bu anlayışın ne denli bir sapıklık olduğunu tüm çıplaklığıyla okuyucu için ortaya koymaktır.

İbni Arabi’ye göre Cibril (a.s.) Hz Peygamber (s.a.v.)’in hayal gücünün bir mahsülü olarak ortaya koyduğu bir varlıktır. İstediği kadar Cibril (a.s.) ile konuştuğunu zannetsin, aslında o kendi kendine konuşmakta idi ve kendi kendini dinlemekte idi.
İbni Arabi Fusus s. 66

Bu iddia bile bin kere kişiyi kafir yapar. Şimdi bu sapkın anlayışın üzerine ne desem boştur. Nato kafa nato mermer.Hatta nato mermer değil birleşmiş milletler mermer. Sanki bu söz daha iyi oldu. Neyse konuya geri dönelim...

İbni Arabi’nin amacı ne pahasına olursa olsun Vahdet-i Vücud öğretisini İslam toplumunda sinsice yayabilmekti o, İslam toplumunda yaşadığının ve dolayısıyla İslam inancına açıkça ters düşen görüşler ortaya koymanın doğurabileceği sakıncaların bilincindeydi.

Bu bakımdan görüşlerine İslami bir veche vermeye özen göstermiş ve hatta “Fususu’l-Hikem” adlı eserini kendisine, rüyasında bizzat Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından verildiğini iddia etme cüretini göstermekten bile çekinmemiştir.

Yine bazı eserlerin de kendiliğinden hiçbir şey yazmadığını, yazdığı her harfin kendisine Allah tarafından yazdırıldığını söylemekten de geri kalmamaıştır.
( İbni Arabi Fusus, S. 47 İbn-e-i Arabi Futuhat III. S.372

Allah’ın laneti şüphesiz yalancıların üzerine olsun...

İbni Arabi Firavunun Mümin olarak öldüğünü cehennem ateşinin cehennemlikler için bir korku bir sakınca ve bir azap olmadığını aksine onlar için bir tad bir lezzet ve bir sevk unsuru olduğunu,velayet Velilik mertebesinin nübüvvet ve risaletten daha üstün olduğunu Allah’ın mükemmellik ifade eden olgunluk sıfatları yanında eksiklik kusur ve ayıp içeren yerilmiş sıfatlarla nitelendirelebileceğini,alemin ezeli olduğunu,kıdem-i alem pek çok sapık fikrin sahibidir.

Bu fikirleri kitaplarında zikretmiştir. Bunları Fusuhul Hikem ve el Fütühatül Mekkiye adlı eserlerinde belirtmiştir.

İmam Zehebi Fusuhül Hikem adlı kitabı hakkında şöyle der

“El Fusuhul Hikem derlediği en kötü kitaptır eğer onda küfür yoksa dünyada başkada küfür yokdur demiştir..


Bunu ben değil imam Zehebi söylüyor...

Şafi Fukahasının büyüklerinden Ebu İshak İbrahim b Ömer el Ceberi .ölm 687

“Fusus kitabının yazarı olan İbn Arabiyle bir araya geldiğim zaman o şöyle demiştir.”Onu Allah’ın indirdiği her kitabı ve gönderdiği her Peygamberi yalanlayan pis bir ihtiyar olarak gördüm....

Alimlerin sultanı lakaplı büyük fıkıh alimi Ebu Muhammed İzzuddin b Abdüsselam ölm.660

Kahirede kendisine İbn Arabi sorulduğu zaman şöyle demiştir

“O kötülük Piri yalancımı yalancı, o hem yalancı hemde hayırdan uzak biridir, alemin kadim ezeli olduğunu söylüyor ve zinayı haram saymıyor.

Ve yine meşhur Şafi alim Ebu Züra Ahmed b el Hafız Iraki.ölm.826

İbni Arabi ve eserleri hakkında şunları söylemektedir. Fusüs adlı meşhur kitabının şüphe götürmeyecek ölçüde açık ve seçik küfrü içerdiği hususunda hiç bir kuşku yoktur. Yine bunun gibi el Fütühatul Mekkiye de gerçekten onun elinden çıkmış ve ölümüne kadar onda ısrarlı olmuşsa hiç Şüphesiz O bir kafir olup ebediyyen cehennemde kalacaktır...

1-) Peygamberlik makamı öyle bir berzahtır ki Rasülün az üstünde velinin az altındadır.

2-) Allah bütün iyi sıfatlarla muttasıf niteli olduğu gibi kötü eksik sıfatlarla da muttasıftır Hastalanan dövülen musibetlere maruz kalan eksiklik ve noksanlıklarla vasıflanan bizzat kendisidir..

Bu sözlerin hepsi Kitap ve sünnet ve aklın gösterdiği kanıtlara aykırıdır Allah’ın ilim ve hikmet lutfettiği kimse bunu anlar.. Aklını başkalarının cebine koyanlar Kur’an bünyesinde düşünmeye başlar inşaAllah…Allah’a rasulune iftira atandan daha sapık kim olabilir..

Onların bu sapkın fikirlerinin peşine takılmayalım çünkü “insanlar sevdikleri kişilerle haşır olunurlar...

Bu fikirlerin yaşayan sahipleri ve yandaşları, yani üst tabaka ile alt tabaka her dönemde tağutların hep yandaşları ve oy bekçileri olmuşlardır.. Onlar demokrasi adı altında Allah’ın kanunlarını hiçe sayan zihniyetler için kelle başı sayısını artırmaktan başka bir şey ifade etmedikleri halde hala gözleri görmez kulakları işitmez bir haldeler.

Ben bilmem şeyhim bilir mantığının altında yatan ezilmişlik, rezillik, kepazelik dünya medyalarında alay konusu olmuştur...

Tağutlara karşı hiçbir dönemde kıyamlarına rastlayamadığımız bu taifeye söyleyeceğim son söz gelin sarih bir tevbeyle tevbe din ve Müslüman olun.

Gelin sizin aramızdaki müşterek kelimede birleşelim;

“Aramızda eşit olan bir söze gelin: Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi eş koşmayalım ve Allah'ı bırakıp birbirlerimizi Rabb edinmeyelim.'…”Ali-İmran/64

Eğer bu çağrımıza olumlu cevap vermezseniz o halde” “…'Şahit olun ki, biz Müslümanlarız' ” Ali-İmran/64

Hıristiyanlar da Allah’ı İsa’nın babası olarak tanımladılar. Tasavvufçular ise Allah’ı kendileri olarak telafuz ettiler. Oysa alemlerin Rabbi olan Allah onların vasıflandırdığı bu Allah’tan çok daha yüce ve eşi benzeri olmayan yegane kudret ve hüküm sahibidir...

Yine bu sapık din büyüklerinden Mevlana ile ilgili şu kıssa anlatılır.

Mevlana kimya hatunun ortalıkta olmadığını fark eder. Hemen ortalığı ayağıya kaldırır.

Bana derhal kimya hatunu bulun der. Hizmetçiler her tarafta kimya hatunu armaya başlarlar.

Mevlana bahçedeki çadırın içerisinde bir sesler duyar çadıra doğru yürür ve çadırın bir köşesini kaldırıp içeri bakar ki ,birde ne görsün kimya hatun Şemsi Tebrizi ile oynaşmaktadır sevişmektedir.

Derken Mevlana çadırdan uzaklaşır ve avluda volta atmaya başlar....

Biraz sonra çadırdan çok sert bir ses duyulur Mevlana’ya çadıra gel denilir...


Mevlana çadıra gelir,gerisini onların kendi kitaplarından okuyalım inşAllah...

"Mevlana Şemsin yanına girdi. Şems şahane bir çadırda oturmuş Kimya Hatun ile oynaşıyordu. Mevlana dışarı çıktı. Bu karı koca oynaşmalarına mani olmamak için medresede aşağı yukarı dolaştı. Sonra Şems (Mevlâna’ya) içeri gel diye seslendi. Mevlana içeri girdiğinde Şems’ten başkasını görmedi. Kimya nereye gitti? dedi. Şems ‘Yüce Tanrı beni o kadar sever ki, istediğim şekilde yanıma gelir. Şu anda da Kimya Hatun şeklinde geldi’ buyurdu...."

[Menakıbul-Arifin I. (Arifler’in Menkıbeleri) Ahmed Eflaki el-Mevlevî]

Bu sapık din anlayışına göre bu menkibeden çıkarılacak tevhidi! Dersi 1:

1-) Eğer siz şeyhinizi hepinizin affına sığınıyorum bunu söylüyorum biri ile birlikte uygunsuz bir şekilde görüyorsanız benim şeyhimdir en doğrusunu bilir deyip herhangi bir sui-zanda bulunmayacaksınız...Çünkü yanındaki kendi tanrısı olabilir. Buna iman etmek gerekir.

2-) Şeyhler kendi tasavvur ettikleri Allah ile her türlü kılıkta görüşebilirler buna iman etmek gerekir.

3-) Biz gördüklerimize değil şeyhlerimizin söylediklerine iman etmeliyiz çünkü bizleri irşad eden onlardır...

İşte bunların iman esaslarından çıkardıkları tevhid bu şekildedir.

Yine bu zatlar camiye gidenlere namaz kılanlara Kur’an okuyanlara karşı eşek domuz cahil demekten geri durmazlar. Çünki bu zatların kalp gözü açılmış kendilerinin Allah olduğunun farkına varmışlar,dolaysıyla artık ibadetlerin kendilerinden düştüğünü söylerler.... İbadetlerle uğraşmak bunlara göre eşekliktir…

Okuyalım;

(Camiye hürmet eden aptallar, durmadan gönül ehlini incitiyorlar! Ey Eşekler, o mecaz, bu hakikattir! Büyüklerin ve gönül ehlinin derunundan başka mescid mi var?)

Bazende yüce rabbimizden bize indirilen Kur’an-ı hafife alarak kuran okuyanlarla adeta dalga geçerler...

(Biz Kur'an'ın özünü, ruhunu, içini ve cevherini aldık postunu köpeklerin önüne attık.)(Uludağ, 141, 204)

Bu müşrikler Kur’an okuyan Kur’an ilmine yönelen onca Müslümana hakaret etmekle kalmıyor tüm İslam ulemasına köpek vasfını vermektedirler.

Buna rağmen birileri de bunları kalkmış bizlere evliya olarak sunmaktadırlar. Oysaki Rabbim şahittirki Allah’ın kitabına göre asıl hayvan ve olan ve hatta hayvandan da aşağı olan kendileridir.
“Yoksa çokları dinlerler ve akıllarını başlarına alırlar mı sanıyorsun? Onlar, ancak hayvanlara benzerler, hattâ yol yordam bakımından hayvandan da sapıktır onlar.” Furkan/44

Kur’an’ın özü ruhu cevheri ancak müminleredir köpekten daha aşağılık olan mahluklara değil. Köpek ve tüm hayvanlar Cenabi Allah’ın yarattığı ve O’nun varlığının delillerindendirler onlar kendilerine Allah’ın  yüklemiş olduğu misyonu en güzel şekilde yerine getirirler..

Not;Konu benim için kapanmıştır. Osiko münazara adabına riayet etmediğinde dolayı konuyu bu şekilde özetledim ve kendimce kapattım. Yalnız okuyuculardan osiskonun iddia ettiği şeylerle ilgili kafalara takılan birşey varsa yada o zikr ettiği ayetlerle ilgili sorusu olan varsa alabilirim. Rabbimin izniyle ilgili bölümlerle ilgili sorulacak sorulara dilim döndüğünce cevap vermeye gayret ederim. Çünkü osiskonun o zikr etmiş olduğu ayetlerin çoğu osiskonun dinini tekfir ediyorda o bundan bi haberdir..

Kusur olduysa bendendir isabet olmuşsa rabbimin keremindendir.

Allah’a emanet olunuz