Kitab'a Yanlış Yaklaşımlar

  • 4 Cevap
  • 2690 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı FECR

  • *
  • 4700
  • Selam Hidayete Tabi Olana
    • FECR
Kitab'a Yanlış Yaklaşımlar
« : 28 Temmuz 2009, 06:12:08 ÖS 18 »
Kitab'a Yanlış Yaklaşımlar
MEHMET KAYA

1.Atalar dinine uymak

Kur'an'da ilahi mesaja karşı insanların gösterdiği olumlu ve olumsuz tepkiler, çeşitli zamanlarda, çeşitli peygamberlerin/elçilerin şahsında örneklerle anlatılmaktadır. Kur'an-ı katı/donuk bir fıkıh kitabı gibi algılamayan kafalar, onun her çağdaki yaşanan sosyal hayatın dinamik bir portresini çizdiğini görecek, diğer kıssalar gibi bu konudaki anlatımlarından da halen yaşadığı hayat için canlı ibret tabloları çıkarabilecektir. Aslında insanların vahye karşı olumlu ve olumsuz grupta toplayabileceğimiz çok çeşitli tepkilerinde hep ortak tavırların ön plana çıktığını Kur'an bize göstermektedir. Olumlu grupta toplayacağımız tepkiler "işittik itaat ettik..." biçiminde vahyi onaylama ve ona teslim olma noktasında toplanarak, bu seçime uygun hayat tarzıyla devam etmektedir. Olumsuz gruptaki tepkiler ise; çeşitli zamanlara, çeşitli toplumlara veya fertlere göre değişen özellikler gösteriyorsa da (yalanlama, alay, saptırma, duymazlıktan gelme, ret vb.) bunlar sebep değil birer sonuçtur. Olumsuz tepkilerin asıl sebeplerinin evrensel özellikler taşıdığım Kur'an bize değişik toplumlardan verdiği örneklerle göstermektedir.
Kur'an, Allah'tan mesaj getiren elçilere insanların çoğunlukla atalarının dinini ön plana çıkararak karşı çıktıklarını vurgular. Birkaç örnek:

-Hz. Nuh kavmine "...Allah'a kulluk edin O'ndan başka ilahımız yoktur... (23/23)" dediği zaman: "kavminin içinden ileri gelen inkarcı bir grup: Bu da sizin gibi insandan başka bir şey değildir. Size üstün gelmek istiyor. Eğer Allah dileseydi melekleri indirirdi. Biz ilk atalarımızdan böyle bir şey işitmedik.(23/24)" dediler.

-Ad kavmine de kardeşleri Hud (as) gönderildi ve aynı mesajı ilettiğinde (7/65): kavmi ona "Dediler ki: Ya! demek sen tek Allah'a kulluk edelim ve atalarımızın taptıklarını bırakalım diye mi bize geldin?... (7/70)" şeklinde karşılık verdiler.

-Semud kavmine de kardeşleri Salih (as) aynı mesajı ilettiğinde (11/61): "Dediler ki: 'Ey Salih, sen bundan önce bizim aramızda ümit beslenen bir kişi idin, şimdi atalarımızın taptıklarına tapmaktan bizi men mi ediyorsun?.... (l 1/62)" diye cevap verdiler.

-Medyen'e de kardeşleri Şuayb (as) gönderilip aynı mesajı onlara iletti. (11/84) Kavminin cevabı ise: "Ey Şuayb, dediler, senin salatın mı babalarımızın taptığı şeylerden, yahut mallarımız üzerinde dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi emrediyor? Çünkü sen yumuşak huylu ve akıllısın! (l 1/87)" oldu.

-Hz. ibrahim babasına ve kavmine; "neye tapıyorsunuz? (26/70, 21/52)" diye sorduğunda:"Babalarımızı onlara tapar bulduk. (21/53)" ve "babalarımızın böyle yaptıklarını gördük... (26/74)" diye kendilerini savunmuşlardır.

-Musa (as) ve kardeşi Harun (as) açık ayetlerle birlikte Fir'avn ve adamlarına gönderildi. (10/75) Onların cevabı ise:"Sen bizi, babalarımızı üzerinde bulunduğumuz şeyden çeviresin de yeryüzünde büyüklük yalnız ikinizde kalsın diye mi bize geldin?... (10/78)", "...îlk atalarımız arasında böyle bir şey işitmedik. (28/36)" şeklinde olmuştur.

-Yusuf (as) zindandaki arkadaşlarına inançlarının yanlışlığını; "siz O'nu bırakıp ancak sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlere tapıyorsunuz.. (12/40)" şeklinde izah etmiştir.

-Özelde Mekke müşriklerine ve tüm çağdaşlarına genelde bütün çağlara ve insanlara hitap eden Hz. Muhammed (a.s.) de bu "değişmeyen tepki" den payını almıştır. "Onlara açık açık ayetlerimiz okunduğu zaman dediler ki: 'Bu, sizi babalarınızın taptığından çevirmek isteyen bir adamdan başka bir şey değildir..." (34/43)

Atacılığın, kabilecilik ve soyuyla övünmenin, örf adet ve geleneklere sıkı sıkıya bağlılığın timsali diyebileceğimiz Mekkeli müşrikler Resul'ün getirdiği vahye şiddetle karşı çıkmışlardır. "Çünkü onlar atalarını sapıklıkta buldular. Kendileri de onların izlerinde koşturuyorlar. (37/69-70)" Müşriklere atalarından kalan saçma sapan örf ve adetleri din yerine koymayı, üstelik bunları Allah'a isnat ettirmeyi bırakın. (5/103)

"Allah'ın indirdiğine ve Resul'e gelin! dense babalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter! derler. Babaları hiçbir şey bilmeyen, doğru yolu bulamayan kimseler olsa da mı? (5/104, 2/170, 31/21)" Müşriklerin mesaja karşı çıkarken gösterdikleri tepkilerde dikkat etmemiz gereken önemli bir nokta vardır: Onlar doğrudan Allah'ı inkar etmek yerine, "bir kötülük yaptıkları zaman: babalarımızı bu yolda bulduk, Allah da bize böyle emretti... (7/28)" şeklinde davranışlarım savunuyorlardı. Kur'an bu savunmaya; "...Allah kötülüğü emretmez..." (7/28) şeklinde karşı çıkarak; "... Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz? (7/28)" diyerek onlara bu konudaki delillerini soruyordu. Müşrikler atalarım o derece ön plana çıkarmaya çalışmışlardır ki; işi: "...doğru iseniz babalarımızı getirin... (45/25)" demeye kadar vardırarak atalarının diriltilerek getirilmesini talep etmişlerdir. Allah bu inatçılık karşısında Resulüne bunun "değişmeyen bir tepki biçimi" olduğunu hatırlatmıştır:

"Şunlarm taptıklarından hiç kuşkun olmasın. Onlar da önceden atalarının taptığı gibi tapıyorlar. Biz onların da paylarını eksiksiz vereceğiz, (l 1/109)"

Yüce Allah atacılığın değişmez ve evrensel bir tepki biçimi olduğunu şöyle vurgulamaktadır: "işte böyle, senden önce de hangi memlekete uyarıcı gönderdiysek mutlaka onun varlıklıları: biz babalarımızı bir yol üzerinde bulduk, biz de izlerine uyarız dediler. Ben size atalarınızın üzerinde bulunduğundan daha doğrusunu getirmiş olsam da mı? dedi. Dediler ki: doğrusu biz seninle gönderileni tanımıyoruz. (43/23,24)" Bütün peygamberlerin karşılaştığı tepki aynı idi: "...Siz bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsiniz. Bizi atalarımızın taptığından çevirmek istiyorsunuz. O halde bize açık bir delil getirin! dediler. (14/10)"

Atacılığın günümüz toplumunda da pek fazla bir değişiklik göstermeden önemini koruduğu bir gerçektir. Konu, Kur'an'da görüldüğü gibi geçmiş toplumların yaşayan dinlerinin dindarları ile vahye tabi olan Resul ve beraberindekiler arasında nasıl hararetle tartışılıyorsa; bugün de toplumun atalardan tevarüs eden dininin dindarları ile vahye tabi olanlar arasında tartışma aynı hızla devam etmektedir. Toplumumuzda îslam olduğu söylenen bir din ve kendilerine Müslümanım diyen insanlar vardır. Yaşadıkları dinin Allah'ın dini olduğunu iddia etmekle kalmaz, Resul'ün izinden gittiklerini ifade ederek kendilerince durumlarını haklı göstermeye çalışırlar.

Oysa bütün davranışlarında vahyi değil atalarım önplana çıkarırlar. Allah'ın vahyi apaçık ortada olduğu halde yaşadıkları dini sorgulama gereği bile duymazlar. Çünkü bu işi kendileri adına kendilerinden öncekiler fazlasıyla yapmıştır. Vahye ters düştükleri noktalar kendilerine hatırlatıldığı zaman daha önce yaşamış alimleri ve onların eserlerini vahyin karşısına dikerek kendilerini savunmaya ve haklı göstermeye çalışırlar.
Atacılık vahy karşısında nasıl değişmez evrensel bir tavırsa, her çağda ve her coğrafyada vahyin yaşayan dinamiğine sarılmak ta müminlerin bir tavrıdır. Çünkü: "Bu (Kur'an) insanlara (kurtuluş yollarını gösteren)delillerdir; kesin olarak inananlara kılavuz ve rahmettir. (45/20)" Atacılık Kur'an'ın onaylamadığı bir davranış biçimi olarak insanları hiçbir zaman kurtuluşa götürmeyecektir.

Sonuçta kısaca belirtmemiz gerekirse; ortalama zekaya sahip (akleden) her insanın Allah'ın vahyini anlayabileceğine ve onun kendisini mutlaka doğru yola ulaştıracağına samimiyetle inanan ve bu yolda cehd gösterenlerin Allah'ın va'dine ulaşacağı kesindir.


-----------------DEVAMI VAR--------------------------
Selam Hidayete Tabi Olanlara


http://kuranneslifecr.blogspot.com

Ynt: Kitab'a Yanlış Yaklaşımlar
« Yanıtla #1 : 29 Temmuz 2009, 12:16:16 ÖÖ 00 »
konu çok güzel. ata dini şeytanın en güzel istifade sahalardan biri gerçekten.günümüzde de ata dininin diğer bir versiyonu ulema dinidir desek yeridir.bu mantık da insanı en kestirmesinden tevbe 31 de ifade edildiği gibi hahamları ve rahipleri rabler edinmek suretiyle şirkilizasyona götüyor.ve bu kökleştirilen taassup noktası başedilmesi en fazla sıkıntı yaratan sorunlardan biri malesef.

Alıntı
ortalama zekaya sahip (akleden)

Akletmek kavramını ortalama zeka diye tanımlamak kısır bir tanımlama olmuş.zekayla akıl etmeyi özdeştirmek doğru gelmyor bana.kurani zaviyeden bakılırsa kevni ve vahyi ayetlere yakinen inanan birinin akletmiş olarak ifade edildiği görülür.önemli olan kalpteki tatmindir.beyinde gerçekleştiğini düşündüğümz akletmek fiilinin kalple ilintilendirilmeside ilgi çekicidir.[022.046] Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, orada olanları akledecek kalbleri, işitecek kulakları olsun. Ama yalnız gözler kör olmaz, fakat göğüslerde olan kalbler de körleşir.
Minimum bir zeka sahibi biri maksimum akledebilme seviyesine pekala ulaşabilir.burdaki ters orantının mümkünlüğüne mukabil iman etmekle akletmenin doğru orantılı olduğunu düşünüyorum..
Her akleden zeki olmayabilir her zeki de aklediyor demek değildir.. şunuda belirteyim elbette ki muhakeme için belli bir zeka seviyesinin üstünde olmak gerekir ama bunun içn en asgari seviye yeterlidir.
Yüksek IQ sahipleri değilde ancak gayba tam anlamıyla iman etmiş temiz akıl sahiplerinin ancak akledebilği tezi akleden yüreklerin kabul ettiği bir akletme işlemi yargısıdır. ;)
Önümde iki yol vardı ben az kullanılmış olanı seçtim..

*

Çevrimdışı FECR

  • *
  • 4700
  • Selam Hidayete Tabi Olana
    • FECR
Ynt: Kitab'a Yanlış Yaklaşımlar
« Yanıtla #2 : 29 Temmuz 2009, 12:35:25 ÖS 12 »
2.Kitab'a parçacı yaklaşım

Bu Kur'an'a bölücü bir yaklaşımdır. Bu anlayış kitabı parçalara ayırıyor. "Namaza yaklaşmayınız" örneğinde olduğu gibi. Ya da sizden olan kısmı okunmadan emir sahiplerine itaat edümesi örneği gibi... 2/84-86 15/90-91 23/53

Kur'an her zaman ve mekanda okunup, anlaşılması gereken bir kitap olduğundan, buna göre bir diziliş ve örgüye sahiptir. Kur'an'ın bir yerinde bulunan bir ayet, başka yerlerdeki ayetlerle çoğu zaman ilişkilidir. Üzerinde durulan konunun daha iyi anlaşılabilmesi için bu ilişkilerin bulunması ve gerekli bağların kurulması gerekir.

Kitab'a parçacı yaklaşıldığı zaman; ayet çerçevesi, siyak ve sibak çerçevesi ve Kur'an'ın bütünlüğü çerçevesi gözardı ediliyor. Haliyle ortaya çıkan mana, Kur'an'ın öngördüğü mana olmaktan uzak bir manadır.

3.İnsanın kendisi

Kur'an okumak, hakkında konuşmak ve yazmak çok farklı şeylerdir. Kur'an'ı anlayıp, hayata uygulama azmindeki samimi ve gayretli insanların, ondan yararlanabilmeleri için, Kur'an'da belirtilen insana özgü bazı olumsuzluklardan uzak olması gerekmektedir. Bu olumsuzlukların terkedilmesi; çalışmanın ve yararlanmanın, istenilen amaca ulaşması açısından önemlidir. İnsana özgü olumsuzluklardan bazıları şunlardır:Cedelcidir (18/54), cahildir (33/72), acelecidir, bir şeyin doğruluğunu bilmeden hareket eder (49/6). Bilgisi olmadığı şeyleri konuşur (3/66, 17/36). Anlamadan bir şeyi yalanlar (27/84). Anlatılanı, doğru delile dayandırmama özelliklerine sahiptir.
4.Önyargılı Yaklaşmak

Heva ve hevesin etkisinden kurtulamayan bir zihniyetin Kur'an'ı doğru bir şekilde anlaması mümkün değildir. Böylesi bir zihniyet bilinçli ya da bilinçsiz Kur'an'ı tahrif ediyor demektir.Önyargılardan kurtulamayanlar, Kur'an ayetlerini kendisinin müntesibi olduğu mezhebin, ekolün, cemaatin ilkelerine göre yorumlayarak tahrif etmektedirler. Tarih boyunca tahrifçilikle meşhur olanlar Yahudilerdir. Yahudi ve Hıristiyanların din adanılan kendilerine indirilen kutsal kitaplardan hoşlarına gitmeyen yerleri arzu ve menfaatlerine uygun bir şekilde değiştiriyorlardı. Kutsal kitapları kendi elleriyle tahrif eden ve bu kitaplara en büyük darbeyi vuran bu din adamları, toplumları ateş çukurunun kenarına sürükleyen zümre olmaları hasebiyle Allah'a karşı en büyük haksızlığı yapmışlardı. "Yahudilerden öyleleri var ki kelimeleri yerlerinden değiştiriyorlar.." (4/46)

Kur'an'ı tahrif etmek için Yahudi veya Hıristiyan olmak gerekmiyor. Kur'an'ın özellikle bu konu üzerinde yoğun bir şekilde durması Yahudilik ve Hıristiyanlığın muharref bir din olduğu kadar kötülenen bir ahlak da olduğunu beyan içindir. Ve müminlerin bu ahlakla ayaklanmamaları için Allah tarafından uyarılmışlardır. Allah, inanmayanların genel mantığını şöyle açıklamaktadır. "Onların size inanmalarını mı umuyorsunuz? Onlardan öyle grup vardır İd Allah'ın kelamını işitip akıl erdirdikten sonra bile bile onu değiştirirlerdi." (2.Bakara: 75) Ayrıca Maide Suresinin 13, 41. ayetleri de tahrifçi zihniyetin vasıflarım detaylı bir şekilde ortaya sergilemektedir.
Bu konu ile ilgili rahmet Ali Şeriati şöyle diyor:

"Bir tez ve bir ilmi görüş çıkardığımda veya inandığım bir mektepten bir söz naklettiğimde; eğer Kur'an'ın uygun, büyükçe bir suresini, bir ayetini alıp, o konunun altına yazar, ona dayanırsam, bu Kur'an'j kendi fikrimi ispatlamak yolunda kullanmam demektir. Kur'an, daima böyle bir araştırma ve tebliğ yönteminin kurbanı olmuştur. Kur'an, daima buyruklarımızı -ne olursa olsun- ispatlamak için bir alet olmuştur.
Hiçbir zaman, hiç kimse, her şeyi, -mezhebi, ilmi, edebi- bütün zihniyatını ve bilgisini bir tarafa fırlatıp; önceki görüşlerinden arınmış bir zihinle Kur'an'a yönelmemiştir. Söylediğime uygun bir hadis vardır: "Her kim Kur'an'ı kendi görüşüyle tefsir öderse, yeri ateştedir." Bu "görüş"e "akıl" dediler, yani her kim Kur'an'ı aklıyla tefsir ederse..! Öyleyse neyle tefsir edeceğiz? Akılsızlıkla mı? Şu an yaptığımız gibi mi? Hakikati, sözü, söz naklini, ayet veya rivayeti anlamak, tefsir etmek, doğru tanımak için akıldan başka bir yolumuz yok. Sonra hayır diyorlar, bizim maksadımız her ayetin altına imamdan bir rivayet getirmektir! Efendi yoksa bu rivayeti de akılla seçmek gerekmez mi? Bu ayetin tefsiri olan rivayeti aklımızın seçmesi, anlaması gerekmez mi? Bunu ayetin altına getir sonra da bu ayetin manasının bu olduğunu anla?!! Akılsız adamın başına istediğin kadar ayet, istediğin kadar rivayet döksen yine de fayda etmez. Sağırlara çağrını işittiremezsin. Hele bu sağır ve dilsiz insan, o sesi, çağrıyı anlamıyor, duymuyorsa bu adamın canı sıkılır, sinirlenir, senden bezer ve kaçar, sırtını döner. Artık peygamberin kendisi bile ona bir şey duyuramaz.Öyleyse mesele Kur'an'ı "görüş'le tefsir etmemektir. "Görüş" ne demek? Yani daha önceki fikir ve inançlarımız, önce filan ilmi, kimyevi, fiziki, fıkhi, mezhebi görüşe inanıyor, ondan sonra gidip Kur'an'da, önceki görüş ve inancımızın ispatı peşinde dolaşıyoruz, îşte bu yüzden bakıyoruz ki insanlar, hangi düşünceleriyle Kur'an'a yaklaşmışlarsa o düşünceden olarak çıkıyorlar. Şii yaklaşan Şii, Sünni yaklaşan Sünni, Vehhabi yaklaşan Vehhabi, Cebri yaklaşan Cebri, Nasibi yaklaşan Nasibi, İhtiyari yaklaşan İhtiyari çıkıyor... İyi ama o halde Kur'an ne yapıyor? Bu farklı ve çelişkili görüşlerin hepsini Kur'an doğruluyor mu? Bütün bunlar görüştür ve görüşle yapılmış tefsirlerdir. Öyleyse nasıl olmalıyız? Önceki bütün görüşlerden arınmış, veraset yoluyla veya zorla yüklenmiş bütün önceki inançlardan temizlenmiş bir akıl; idmanlı, uyanık bir zihin olarak; mantıklı, kudretli, uyanık, mana çıkarıcı ama daha önceki herhangi bir görüşü ispatlamaya taassubu ve taahhütü olmayan bir yaklaşımla, Kur'an'a gitmeli ve Kur'an'ın içinden neyin ne olduğunu görmeli ve çıkarmalıdır."[2]

Rahmetli Mevdudi de: "Kur'an açık ve tarafsız bir kafa ile okunmalıdır. Kur'an'ın vahiy olduğuna inansın ya da inanmasın, bir kimse mümkün olduğu kadar, onun lehinde veya aleyhinde sahip olduğu önyargıların tümünden zihnini temizlemeli, önceden edindiği tüm fikirleri yok etmeli ve bundan sonra sadece anlamak amacıyla ona yaklaşmalıdır. Kendi önyargılanyla Kur'an'a yaklaşan kimseler, saratırlar arasında kendi düşüncelerini okurlar ve bu nedenle Kur'an'ın iletmek istediği mesajı kavrayamazlar." diyor.


-------------devam edecek--------------------
Selam Hidayete Tabi Olanlara


http://kuranneslifecr.blogspot.com

*

Çevrimdışı FECR

  • *
  • 4700
  • Selam Hidayete Tabi Olana
    • FECR
Ynt: Kitab'a Yanlış Yaklaşımlar
« Yanıtla #3 : 31 Temmuz 2009, 07:40:46 ÖS 19 »
                         5.Kur'an'ın nuruyla aydınlanmamış akıl / Aklını Kullanmamak

                     Kur'an'ın tanımladığı akıl, sözlerin içerisinden en güzel sözü seçerek hidayet bulandır. Veya sağduyu ve sezinin diğer adıdır. (Zümer: 18). Aklın zıddı olarak da "beyinsiz" (Bakara: 13) kelimesi kullanılmaktadır.İslam'a karşı kültürlerin tezgahından geçerek, şekillenen ve bir takım önyargılar kazanan aklın, Kur'an ayetlerini gerçek manasıyla anlaması mümkün değildir. Eğer bu kişi bu yapıdaki aklını kendisine rehber edinirse, haliyle Kur'an ayetlerinden bir çoğunu anlayamayacaktır ve reddetmeye kadar varacaktır. Müslümanlar arasında da bu sorun yaşanmıştır ve "akıl" "nakil" çatışması olarak varlığını hissettirmiştir.Fakat "akıl" kelimesinin, Kur'an'daki kullanımına baktığımızda selim aklın veya Kur'an'ın kabullendiği aklın Kur'an'la çelişmesi mümkün değildir. Çünkü selim aklın ve sahih naklin kaynağı birdir. Kaynağı bir olan bu iki unsurun çelişkiye düşmesi sünnetullaha aykırıdır.
Ayrıca Kur'an'ı anlamak için aklını kullanmayanlara da Allah pislik verir. (10/100)

                       Kur'an tarandığında yanlış yaklaşım ile ilgili ayrıca şu konularla da karşılaşılır: Hükmü çarpıtmaya çalışmak (10/15 7/162 41/40), hükmü aleyhe görerek karşı çıkmak. Örnek: infak...(5/70), hükmü gizlemek ( 2/174-175 3/187 3/71 2/159), kitabı terketmek (25/30), ilahi kelamı beşer sözü kabul etmek (6/91; 25/4; 36/15), öğüt almamak (6/50; 12/105), hiç bir ilme dayanmadan tartışmak (6/25; 18/54).
                  Bilindiği gibi son zamanlarda Kur'an-ı Kerim'e ciddi bir eğilim gözlemlenmektedir, îslami dirilişin kaynağı olan bu kitap gündemleşmektir. Bu islam düşmanlarını korkutmaktadır. Bu çerçevede Kur'an'a yönelen bu ilgiyi köreltmek için, bir kısım çabaların varlığı görünmektedir. Bunlardan bazıları şöyle sıralanabilir:

                 A.Ondokuzculuk, "Yalnız Kur'an" ve "Rasullük" iddiası

                "Amerika'da ikamet eden Reşad Halife isimli bir araştırmacı, Siyonizm işbirlikçisi Bahailerden aldığı cifr hesabına benzeyen ondokuz harf formülasyonunun aldatmacasıyla Kur'an üzerinde ilgi çekmeye başlamıştı. Bu tezi geleneksel hurufîlik ve cifr kültürü ile yetişen Edip Yüksel, yemlik iddiasıyla Türkçe'ye kazandırdığında en başta geleneksel kesimden büyük ilgi gördü. Bu şekilde kitlelerin ilgisini çeken Reşad Halife'nin ve bağlısı olan Edip Yüksel'in söylemi Türkiye'deki İslami camialar arasında gündemleşti. Ancak Edip Yüksel'in taşıdığı söylem daha sonra ondokuz hurafesiyle Kur'an'ın bazı ayetlerini iptal etmeye kalkıştı. Ayrıca Kur'an'ın kesin haberle bize aktanlışım ve Rasul'ün zaman ve mekanı aşkın uygulamalarım reddeden bu söylem, "yalnız Kur'an" sloganıyla ve "Rasul" kavramım saptırarak Kur'an'ın çağdaş taşıyıcılarının "Rasul" olabileceği ve vahiy veya ilahi işaretler alacağı iddiasıyla çağdaş batıniliğin temsilcisi oldu. Ve Edip Yüksel sayesinde Kur'an'la irtibata geçen kişilerde önemli bir zihin bulanıklığı ve kitlelerde de Kur'ani bilinçlenme süreci üzerinde şüpheler uyandırdı. İnsanlar, Reşad Halife'nin batini söylemiyle gündemleşen "Yalnız Kur'an" vurgusuyla "Temel Kaynak Kur'an" tespiti arasındaki farkı uzun süre birbirine karıştırdılar. Bu, aynı zamanda samimi niyetlerle Kur'an çalışmaları yapan bazı ders halkalarında da oluşan temel bir hataydı. Ancak süreç; hadis, akaid, fıkıh, tarih, siyer vd. bilgileri değerlendirmede Kur'an'ı temel belirleyici edinen, Kur'an'ın her türlü tuğyan ve egemen zulme karşı tavrını sosyalleştirmeye çalışan Müslümanlar lehine işledi. Sistemin zulmü dururken hayatın kenarında kalan "ilginç sorular'la insanları Kur'an adına oyalayan sözkonusu batini hareketin Kur'ani bilinçlenme çabalan üzerine düşürdüğü gölge İslami kamuoyunda tasfiye edildi.


-----------------devam edecek---------------------
Selam Hidayete Tabi Olanlara


http://kuranneslifecr.blogspot.com

*

Çevrimdışı FECR

  • *
  • 4700
  • Selam Hidayete Tabi Olana
    • FECR
Ynt: Kitab'a Yanlış Yaklaşımlar
« Yanıtla #4 : 14 Haziran 2013, 06:47:59 ÖS 18 »
                    B.Kur'an'ı Modernizmin Aracı Kılma Çabası

                    İslam modernizmi, 12 Eylül rejiminin üretmek istediği bir gündemdi. Kur'an ayetleri ve diğer İslami birikimi üst entellektüel bir söylem kullanarak ulus-devleti, laikliği, demokratlığı ve batılı yaşam tarzını meşrulaştırmaya çalışan bu akım, İslam'ı sadece bir inanç sistemi ve Kur'an'ı da bir ahlak kitabı olarak göstermek istiyordu, ilk cumhuriyet uygulamalarında baskı ve şiddetle oturtulan laiklik ilkesini, geleneği aşmak konusunda bir imkan olarak gören Fazlurrahman tipi uzlaşmacı-modernist akademisyenler hiç bir zaman müstekbirler, firavuni yöneticiler ve modern yaşamın ifsadı karşısında tavır sahibi olmadılar. İslam modernizminin Kur'an'ı bir ahlak kitabına indirgemeye çalışıp da, çağdaş zulüm, sömürü ve ahlaksızlık karşısında tavır almamaları önemli bir ahlaksızlık ve iki yüzlülüktü.

                 İslam'ı, Kur'an ayetlerini eğip bükerek hayata müdahale eden siyasi söyleminden arındırmaya çalışan bu akım; Kur'an'dan yararlanma yöntemine, ve İslam kültürünü tahkik etmeye yönelik çalışmalarıyla ilgisini çektikleri Kur'an'a yönelen insanların ilgi alanlarını daraltmaya ve Kur'ani bilinçlenme potansiyelini rejim adına kontrol altına almaya çalışıyorlardı.Bazı samimi kişileri bilgi güçleri ile etkileyen bu akımın genellikle ilahiyat mensubu temsilcileri, kurulu düzene ve emperyalist emele hizmet eden yaklaşımlarını "bilimsellik" maskesiyle gizleyerek özellikle Kur'ani ilimlere meyleden genç kuşağı bugün de aldatmaya çalışmaktadırlar. Ancak Kur'an'ın zorba ve müstekbir güçlere karşı açık mesajım örtmeye-saptırmaya çalışan bu akımın "bilimsellik" yutturmacası gittikçe sadece laik ve îslam karşıtı güçlerin nezdinde itibar kazanmaktadır.

                  C."Kur'an İslam'ı" Terkibi ve Saptırıcılar
           îslam, "sabit" ve "
değişebilir" ilkeler bütünlüğünde yaşanılan bir dindir. Onun değişebilir yanı zaman ve mekanla kayıtlı olan kültürü ve medeniyeti oluşturan bir dinamizmi içerir. Ancak İslam kültürü de İslam medeniyeti de zaman, mekan ve insan aklı ile sınırlı bir üretimdir. İslam, kültürün üretilmesine karşı değildir. Ancak üretilmiş olan, vahiyle "iletilmiş" olan sabit ölçülerin bir açılımı olmalı veya açık nasslarla çelişmemelidir. Yoksa Kur'an'ın sabit-evrensel ilkelerini ölçü edinememiş bir kültür, yorum veya medeniyet İslam'la vasıflandınlsa bile îslami değildir ve Kur'an'ın mesajım perdeleyen büyük bir aldanış oluşturmaktadır.Muharref geleneğin, uzlaşmacı tutumların İslam'la vasfedildiği veya îslami uyanışın "Siyasal İslam", "Radikal İslam", "İslamcılık" terkipleriyle karalanmaya çalışıldığı son dönemlerde, İslami kültürü modern ve geleneksel tahrifattan arındırma, Müslümanları sahih bir kimliğe ve tevhidi hedeflere yöneltme azmiyle kullanılmaya başlanılan "Kur'an İslam'ı" ifadesi kitlelere tevhidi gerçekleri gösterme açısından önemli bir imkan oluşturuyordu.
            "Kur'an'daki İslam", "Kur'ani îslam" vurgulanyla da zikredilmeye çalışılan "Kur'an İslam'ı" terkibi dinimizin temel kitabım ölçü edinmeyi esas alan; din adına ortaya konan her türlü fikir ve eylemin Kur'an'la uyum içerisinde olması gerektiğini hatırlatan bir kullanımdı. Esasında saf ve net bir tanımı içeren "îslam" kavramının îslam olarak; "Müslüman" kavramının Müslüman olarak kullanımı yeterliydi. Ama "Müslüman" kavramının "muvahhid", "gerçek", "tevhidi" gibi sıfatlarla kullanılması kitleler nezdinde anlam kaymasına uğrayan değerini düzeltme kaygısı taşıyordu ve bu kaygı îslam konusunda da "Kur'an îslam'ı" terkibini oluşturmuştu.
          "Kur'an îslam'ı" terkibinin kitleleri îslami mücadeleye sevketmede kaynak ve usul sorununu aydınlatması açısından kullanım elverişliliği egemenlerin ve Samiri misyonuna endekslenmiş bazı ilahiyatçıların hemen ilgisini çekti. Devlet eliyle Milli Güvenlik Kurulu'nda, MGK Genel Sekreteri ve bazı ilahiyatçılarla "Kur'an İslam'ı" terkibinin sisteme karşı olmaktan çıkartılıp, devletin çıkarları doğrultusunda nasıl kullanılacağıyla ilgili bir divan oluşturuldu. Ve bundan sonra Kur'ani nasslardan kalkılarak muharref geleneğin bid'at ve hurafeleri aşağılayıcı bir üslupla eleştirilirken; laik, ulusçu, vatancı, devletçi tezler "Kur'an İslam'ı" terkibiyle rasyonalize edilip Kur'an'ın bildirdiği değerlermiş gibi gösterilmeye çalışıldı. "Kur'an İslam'ı" artık düzen tarafından benimsendi ve her türlü îslami gelişme karşısında medyatik bir saldın aracı haline getirildi. Samiri kılıklı ilahiyatçıların Kur'an bilgisinin imkanlarıyla şekillenen ve uluslararası egemen sermayenin ve emperyalistlerin Türkiye taşeronluğunu yapan Lions ve Rotary kulüpleriyle Anadolu halkına taşınan bu söylem, insanları Kur'an'la aldatmaya başladı. Ancak bu saptırılmış çizginin İslami duyarlılık taşıyan camialar arasında değil de, modem yaşamı benimsemiş laik kesimler arasında yaygınlık kazanabilmesi bozguncu etkisini sınırlandırmaktadır.


                        D.Kur'an'm Anlaşılmasını Uzmanlaşma Kıskacına Hapsedenler

                Kur'an anlaşılan bir kitaptır. Anlaşılmasında uzmanlık gerektiren bazı kelime ve terkipler hariç mesajı apaçık olan bir kitaptır. Onun mesajını yüklenmek ve şirk-tevhid çatışmasında rol üstlenmek yerine detay konuları abartanlar, Kur'an'ın yaşadığımız ortamdaki egemenlere, hukuki, ekonomik, siyasi yapıya yönelik olarak Müslümanlara nasıl bir görev yüklediğini gizlemeye çalışmaktadırlar. Kur'an'ın hayatla irtibatı üzerinde durmayan ve sadece usuli ve detay konularda yoğunlaşan bu resmi ve sivil Kur'an akademisyenlerinin dikkatle izlendiğinde siyasal anlamda sığınmacı-uzletçi suskun bir tablo çizdikleri görülecektir. Bunlardan iyi niyetli olanlar ise îslami mücadeleyi, zulüm ve şirk düzenine karşı üstlenilmesi gereken İslami şahitliği sürekli erteleyici bir tavır içine girmektedirler. "Siyasal İslam" ve "Radikalizm" eleştirilerini İslami çevrelerde tartışma gündemine getirmeyi çokça seven bu kesim, hayatın öncelikli sorunlarından uzaklaşarak yaptıkları Kur'an araştırmalarıyla samimi insanların ilgilerini tevhidi bütünlükten koparmakta ve usuli meselelerle sınırlandırmaktadırlar. Anlaşılanları önemsemeyen bu tavır, ilgileri ihtilaflar üzerinde kilitleyip enerjilerin dar konularda deşarjına ve uyuşturulmasına neden olmaktadır."[3]

              Kur'an'ın anlaşılması için bilinmesi gereken epey sayıda bir ilimden bahsedilmektedir. Örneğin, hicri IX. yüzyılda yaşamış tefsir usulcülerinden Ebu Abdullah el-Kafiyeci(h. vef. 879), şunları saymaktadır:
 "Birincisi: Müfred lafızların konuldukları manaya, asıl itibariyle delaletlerini bilmektir. Bu da Lügat İlmidir.
İkincisi: Bazı müfred lafızların diğerleriyle olan münasebetlerini bilmektir ki bu da İştikak İlmidir.
Üçüncüsü: Yapısı ve tasrifi bakımından müfred lafızlara arız olan hükümleri bilmektir ki bu da Sarf İlmidir.
Dördüncüsü: Mananın aslına delaleti bakımından terkib itibariyle lafızlara arız olan i'rab hükümlerini bilmektir ki bu da Nahiv İlmidir.
Beşincisi: 'Mananın manası' diye tabir olunan, mananın aslı için lazım olanı ifade etme yönünden kelamın terkiblerinin özelliklerini bilmektir ki bu de Meani İlmidir.
Altıncısı: Delaletin açık veya gizli, ziyade veya noksan olmasından meydana gelen ihtilaflar bakımından kelamın terkiblerinin hususiyetlerini bilmektir ki bu da Beyan İlmidir.
Yedincisi: Manevi ve lafzi güzelliklerle sözü güzelleştirme yönlerini bilmektir ki bu da Bedi' İlmidir.
Sekizincsi: Kur'an'ın zatına taalluk eden şeyi bilmektir ki bu da Kıraat İlmidir.
Dokuzuncusu: Kur'an ayetlerinin nüzul sebeplerine taalluk eden şeyleri bilmektir. Bu bilgi, nüzul sebepleri hakkında tedvin edilmiş kitapları mütalaa ile mümkün olur.
Onuncusu: Peygamberlere ve geçmiş zamanlara ait, Kur'an surelerinin ihtiva ettiği kıssaları şerhetmektir ki bu da Asar ve Haberler İlmidir.
Onbirincisi: Hz. Peygamber'den (s.a) ve vahye şahid olan sahabeden, ittifak ve ihtilaflı olarak nakledilen, mücmeli beyan veya mübhemi tefsir eden hadislerin zikridir ki bu da Hadis ilmidir.
Onikincisi: Nasih ve mensubu, umum ve hususu, mücmel ve mübeyyeni, muhkem ve müteşabihi, zahir ve müevveli, mantuk ve mefhumu / iktiza, işaret ve delaleti, icmaı ve şer'i kıyası, kıyasın nerelerde sahih olup olmadığını bilmektir ki bu da Usul-i Fıkıh ilmidir.
Onüçüncüsü: Dinin ahkam ve adabı ile nefse, akrabaya ve reayaya ait olan üç siyaset adabını bilmektir ki bu da Fıkıh ve Ahlak ilmidir.
Ondördüncüsü: Akli delilleri, hakiki burhanları, taksim ve tahdidi, akli olanlarla za¬ruri olanlar arasındaki farkı ve bunlar gibi olan diğer şeyleri bilmektir ki bu da Nazar ve Kelam İlmidir.
Onbeşincisi: Mevhibe ilmidir. Bu öyle bir ilimdir ki Allah Teala, ilmiyle amel edenleri ve Allah'tan sakınıp ihsanda bulunanları ona varis kılar. (Kafiyeci, 1989: 52-53)"

                  E.Tarihselcilik ve Görelilik İddialarıyla Kur'an'a Bilimsellik Zırhı içinde Saldıranlar

            "Kur'an'ın muhkem hükümlerini ve evrenselliğini geçersiz kılmaya yönelen "tarihselcilik" ve "görelilik" yaklaşımları, oryantalistlerin Kur'an hakkında ve Müslümanların temel inançlarında şüphe uyandırmak üzere gündeme soktukları tartışmalardır.
            Kur'ani mesajı yaşamlaştırma gayretini taşımayan bazı yerel Kur'an araştırmacıları, oryantalistlerin bilgi gücü karşısında düştükleri aşağılık duygusunun bir ürünü olarak bu tezleri çeviri-telif ağırlıklı bir çabayla Türkiye'deki Kur'an çalışmalarına ilgi duyan genç kuşağın gündemine sokmaya çalışmaktadırlar. "Türk İslam'ı", "Ilımlı İslam", "Toplumsal Uzlaşı" hedefleri için elverişlilik taşıyan ve Kur'an'ı tarihsel verilerle tanımlamaya çalışan bu çabalar, en başta Kur'an'ın sabit olan metnine, evrensel hükümler taşıyan nasslarına karşı kesin bir inançsızlık beslemektedirler.
                 Bu söylemin kitlesel boyutu yoktur. Ancak İngiliz emperyalizminin dostu Sir Seyyid Ahmed Han'dan bu yana geliştirilmeye çalışılan ve İslam düşmanlannca desteklenen bu çizginin en önemli hedefi, Kur'an merkezli îslami harekete ilgi duyan genç kuşağı temel değerleri konusunda şüpheye düşürmek ve bireyciliği yaygıınlaştırmaktır."
                   

Mehmet Kaya

Selam Hidayete Tabi Olanlara


http://kuranneslifecr.blogspot.com