İslam İnsanlığa Ne Vadediyor?

  • 9 Cevap
  • 6985 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı FECR

  • *
  • 4698
  • Selam Hidayete Tabi Olana
    • FECR
İslam İnsanlığa Ne Vadediyor?
« : 21 Nisan 2012, 10:00:26 ÖÖ 10 »
İSLAM İNSANLIĞA NE VADEDİYOR?
M. Kürşad ATALAR

            Birçoklarımız bu soruya: “huzur ve refah vadediyor” şeklinde cevap veririz, değil mi? Bu, bir yönüyle gerçeğin ifadesi olmakla birlikte, kanımca, esas itibarıyla ‘duygusal’ bir yaklaşım olarak görülmelidir. Genellikle de İslam’ın kavramları ve ilkeleriyle yeni tanışan yahut yeni Müslüman olmuş kişilerde görülen bu anlayışta İslam, bir ‘huzur çağrısı’ yahut bir ‘medeniyet öneri’sidir. Kişi Müslüman olursa ‘huzurlu’ olur, toplum ‘İslam’ı seçerse, bunun kaçınılmaz sonucu ‘refah’ veya ‘medeniyet’tir.

Acaba öyle mi? İnsan İslam’ı seçtiğinde, ‘huzur’lu mu olur? Bu soruya genel olarak ‘evet’ cevabı verebiliriz. Fakat bu ‘huzur’ kavramından ne anladığımıza bağlıdır. ‘Huzur’dan anladığımız, sükûn, ağız tadı ve selamet ise, bu durumda, İslam’ın insanı huzura kavuşturduğu söylenebilir. Peki ya ‘huzur’la kast edilen bugün Batılıların ideolojik ve siyasal içeriğiyle kullandığı ‘barış’ (peace) ise, aynı şeyi söyleyebilir miyiz? Kanımca söyleyemeyiz. Çünkü ‘barış’, bugünkü tazammunları itibarıyla, ‘masum’ bir kavram olarak görülemez.

‘Barış’ kelimesi, yaygın olarak, mevcut statükonun değişmesi yönünde talebi bulunan ve bunun için bir ‘mücadele’ veren grupları yahut yapıları tedip etmenin bir aracı olarak kullanılmaktadır. Bugünkü ‘barış düzeni’nde, bireylere ‘barış içinde yaşamaları’ öğütlenmekte, ulusların ise ‘dünya barışı’na katkıda bulunması istenmektedir! Bu, hiç kuşkusuz, yerleşik düzen (establishment) içerisinde ‘bir arada yaşama’ ya da Pax Britannica, Pax Americana (belki daha doğru bir tabirle, Pax Modernica)’ya tabi olma çağrısından başka bir şey değildir. Bugün küresel ölçekli bir ‘zulmün’ egemen olduğundan ve bu zulmün ortadan kaldırılması gerektiğinden bahsedenlerin, bu çağrıya olumlu cevap vermesi mümkün değildir. Zira olumlu cevap, statükoyu meşrulaştırmak, yani zulme sessiz kalmak anlamına gelir ki, Müslümanların böylesi bir ‘barış’ı (yahut ‘huzur’u) istemeyeceğine kuşku yoktur.

Çünkü Müslüman, Hakk’a inanır ve Hakk’ın hakim olmasını ister. Batıl’ın egemenliği bizatihi ‘zulüm’ demektir. O nedenle Batıl iktidar olmamalıdır. Batıl iktidar olmuş ise, Müslüman, bilir ki, ona karşı mücadele vermelidir. Gücü yetiyorsa eliyle, yetmiyorsa diliyle mücadele verir; o da olmuyorsa kalbiyle buğz eder. Ama asla zulmü onaylamaz. Rahat yaşamak için veya ‘huzur bulmak’ adına zulme sessiz kalamaz. İşte bu yüzden, özellikle de zulmün küresel ölçekte yaygın olduğu dönemlerde, ‘huzur’ kelimesinin tazammun ettiği anlamlara karşı ihtiyatlı olunmalıdır. Zaman, ‘huzur arama’ zamanı değildir; zaman “huzuru getirmek için” mücadele verme zamanıdır. Yeryüzünde şirk ve küfr egemen ise, huzur yok demektir. Var diyenler, Şeytan’ın ve Tağut’un egemenliğini isteyenlerdir. Müslümanlar yaklaşık olarak iki yüz yıldır Gayri Müslimlerin yerleşikleştirdiği ‘barış düzenleri’ne (Pax Britannica yahut Pax Americana) tabi olarak yaşamaktadırlar. Küresel sistem denilen şey, Batılıların küresel hakimiyetinden başka bir şey değildir. Buradaki Pax (yani ‘barış’) Batı egemenliğini temsil etmektedir. Ve Batı’nın egemen olduğu coğrafyalarda Şeriat ilga edilmiş; dolayısıyla da ‘zulüm’ her yanı sarmıştır. Müslüman, böylesi ortamlarda ‘rahat’ yaşayamaz. Evet, Müslüman, Allah’a kul olduğu için, ‘iç huzur’a sahip olarak, yani “kendisiyle barışık bir şekilde” yaşar ve bu durum, şartların zorlaşması veya kolaylaşmasına göre, esasta değişmez. Fakat bu, yaygın olarak bilinen anlamıyla, “sulh ve sükun içerisinde” ve “rahat yaşamak” değildir. Bu, ‘silm’ içinde yaşamaktır; daha doğrusu, “İslam’ı yaşamak”tır. İslam’ı yaşamak ise, yeri geldiğinde “sulha çağırmak’ yeri geldiğinde de “zalim Sultan’a karşı hakkı söylemek”, huruc etmek’ hatta ‘kıtal yapmak’tır.

O bakımdan, hâz⠑silm’ olan İslam, bugün insanlığı, zalimlerinin düzeninin devamı anlamına gelecek bir ‘barış’a veya ‘huzur’a çağırmamaktadır. Bilakis İslam, bugün insanlığa zulüm düzeninin değişmesi çağrısında bulunmaktadır. Ve bu çağrı, gün geçtikçe daha çok makes bulmaktadır. Artık Batı’nın egemenliği sarsılmaya başlamıştır. Küresel sistem eskisi gibi iyi işlememekte, Batılı ekonomiler büyük zorluklar yaşamakta; hatta yaşanacak yeni bir finansal krizin sonuçlarının ne olacağını kimse kestirememektedir. Müslüman dünyası da artık eskisi gibi kolay sömürülememektedir Eski düzenek devam etmektedir ama çarkı işletmek eskisi kadar kolay olmamaktadır. Müslüman halkların sesi, en azından geçmiş dönemlere göre, daha fazla çıkmaktadır. Müslüman dünyasındaki ‘hareketlilik’ Batılıların gözünü o kadar korkutmaktadır ki, “iş işten geçmeden” tedbir almaya çalışmakta ve Ortadoğu’daki otoriter düzenlerin yerine daha ılımlı (ama yine Batı sistemi içerisinde kalmayı kabullenmiş) yönetimlerin kurulması için elbirliğiyle çalışmaktadırlar. Bütün bunlar ‘kaynayan kazan’ın taşmaması için yapılan atraksiyonlardır. Fakat çok şükür ki, kazan, yaklaşık bir asırdır (yavaş da olsa) kaynamaktadır ve inşallah günü geldiğinde de taşacaktır. Çünkü ‘pandoranın kutusu’ artık açılmıştır. Müslümanlar, artık ‘düşünmekte’ ve sorunlarına ‘çözüm’ bulmaya çalışmaktadırlar. Paslanmış beyinler bir kez çalışmaya başladı mı, donuklaşmış kalpler bir kez harekete geçti mi, yolun yarısı alınmış demektir. Düşüncenin yetkin bir biçimde ve sistematik olarak ifade edilmesiyle de, dünya, bilkuvve ‘değişmiş’ olacaktır. Gerisi (yani fiili değişim) basit bir süreç işidir!

Peki İslam’ın insanlığa hiçbir ‘maddi’ vaadi yok mudur? Müslümanlar hep ‘fakir’ ve ‘ezik’ bir şekilde mi yaşayacaklardır? Yahut İslam, ‘fakirliği’ emreden bir din midir? Elbette hayır. İslam, zenginliği ‘bizatihi’ kötülük olarak görmez. Bilakis, zenginlik, gerekleri yerine getirildiğinde, övülmüş bir şeydir. Tabii ki zenginlik imtihanı, fakirlik imtihanına göre daha zordur. Niceleri fakirliğe, mahrumiyete dayanabilir, ama zenginlik karşısında şımarır, böbürlenir ve ayağı kayanlardan olur. Fakat Allah Rasulü’nün bir sözünde ifadesini bulduğu üzere, ‘zenginlik’, ‘hikmet’ten sonraki ikinci ‘haset edilecek’ şeydir. Yani Müminler için hasedin sevap olduğu iki şeyden biridir zenginlik. Çünkü malı olup da, bunu Allah yolunda harcayan kişiye gerçekten ‘haset’ (yani ‘gıpta’) edilir. O bakımdan, İslam’ın insanlığa vadettikleri arasında zenginlik yoktur denilemez. Fakat İslam’ın hakimiyetinin doğrudan zenginlik sonucunu doğuracağı da söylenemez. Bu, güçlü ihtimallerden biridir; ancak her durumda tekrarlanacak diye bir kural da yoktur. Müslüman, hiçbir ‘varlığa’ veya zenginliğe sahip olmadan da Allah rızasına kavuşabilir; Hz. Süleyman gibi ‘her türlü varlık ve servete’ sahip olarak da Allah rızasını kazanabilir. Peki bu niçin ‘güçlü bir ihtimal’dir? Çünkü ‘müslüman’ kelimesinin içinde ‘çalışmak’ kavramı kendiliğinden vardır ve bütün ‘maddi birikimler’, esas itibarıyla, ‘çalışma’ temeline dayalıdır. Yani Müslüman fert veya Müslüman toplum ‘çalışkan’dır. Tembellik, esas itibarıyla, Müslümana yakışmayan bir özelliktir. Nasıl ki bir Müslüman cihad meydanında iki kafiri yenmek zorundadır ve daha azı olursa, bu kabul edilemez bir şey olarak görülür; tıpkı bunun gibi, Müslüman, kural olarak, gayri Müslimden en az iki kat fazla çalışır, çalışmalıdır. Hem ahireti için hem dünyası için. Eğer bu böyleyse, o zaman, Müslümanların dünyada da gayri Müslimlere nazaran daha varlıklı, daha güçlü, daha zengin vs. olması gerekir. Zira bu tür maddi sonuçları, temelde ‘çalışma’ üretir. O bakımdan, Müslümanların hakimiyetinin sonuçlarından birinin ‘medeniyet’ olacağını söylemekte bir beis yoktur. Müslümanlar, övünmek veya kibirlenmek için sanatla, bilimle vs. uğraşmazlar. Bunu yine Allah rızası için yaparlar ki, bütün bu türden amaçları, “dünyayı imar etme” görevi içerisinde mütalaa etmek mümkündür. Nitekim Asr-ı Saadet’te temelleri sağlam bir şekilde atılan Müslüman toplum, birkaç asır içerisinde tarihin o güne kadar görmediği düzeyde bir ‘medeniyet’ üretmiştir. Bu artık, Batılı tarihçilerin bile inkar etmediği bir hakikattir. Bunu, Müslümanların ‘dezenerasyon’ süreciyle izah etmektense, ‘çalışkanlıkları’ ile izah etmek kanımca daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

Fakat burada ‘iman’ temelinin sağlam tutulması ve bu sürecin sürekli kontrol edilmesi de çok önemlidir. İman temelindeki zayıflık, zenginlik imtihanının büyük ölçüde kaybedilmesi anlamına gelir. Tarih boyunca bunun birçok örneği görülmüştür; bundan sonra da benzer örneklerle karşılaşılabilecektir. Hele hele, bugünlerde bazılarınca dillendirilen: “Müslüman önce zengin olmalı, sonra İslami faaliyetlere odaklanmalı” gibi çarpık bir anlayışa asla meyledilmemelidir. Geçtiğimiz on yıllarda bu anlayış yüzünden birçoklarının ayağının kaydığına hep birlikte şahit olmuşuzdur. Zenginlik, Hz. Süleyman örneğinde olduğu gibi, ‘takva’ varsa bir kıymet ifade eder; takva düzeyindeki her gerileyiş, zenginlik imtihanında atılan bir geri adım olarak görülmelidir. Dolayısıyla, Müslümana düşen ‘nasr’ ve ‘fetih’ geldiğinde (ya da zenginlik imtihanına tabi olunduğunda) yahut “insanların Allah’ın dinine fevc fevc girdiğini” gördüğümüzde, yapılması gereken, Rabbimizi hamd ile tesbih edip O’na istiğfar etmemizdir. Bu, bizi ‘diri’ tutacak bilinçlilik halidir. Tekebbür fitnesine yakalanmaksızın zenginliğin (veya ‘medeniyet’in) nimetlerinden istifade etmenin en güvenli yolu budur!

İslam insanlığa ne vadediyor?

Kur’an ilk nazil olmaya başladığında ne vadediyorsa, onu. İslam’ın ana mesajları değişmez. İslam, insanlığı esas itibarıyla, Allah’a kulluğa çağırır ki, her türlü ‘iyiliğin’ (adalet, mülk, zenginlik, huzur vs.) kaynağı budur. Kul, Allah’tan korkarsa, erdemli olur. Bu korku yoksa insan, en güvenilir ‘bekçi’nin kontrolünden çıkmış demektir. Bu insan, her şeyi yapabilir. Zulmün kaynağı da esas itibarıyla budur. İslam, insanlığı, Hakk’a tabi olmaya çağırır ki, bu dinin sahibinin adı bizzat Hakk’tır. Müslüman, gerçeğe teslim olmuş kişidir. Müslüman, Allah’a da Onun Kitabına da, O’nun dinine de Hakk olduğuna inandığı için tabi olur, ‘iyi insan’ (Hıristiyan teolojisinde ‘kuzu’) olmak vs. için değil! Onun bariz vasfı, ‘gerçeği tasdik etmek’tir. O yüzden Hz. Peygamber’in en yakın arkadaşının en önde gelen vasfı ‘Sıddik’tir. Tasdik, bir ‘körü körüne inanma’ eylemi değildir; bir ‘önyargı’ değildir. Hinduların ineklerine tapmaları gibi bir şey ise hiç değildir! Müslüman, aklı daha çok çalışınca imanı kavileşen kişidir. Müslüman “gassalın önündeki meyyit” asla değildir. Lübb sahibidir; kalbiyle akleder; hikmetli davranır. O nedenle, Müslümanın sözünden de eyleminden de ‘hayır’ hasıl olur. Olmayanlar, kendilerine baksınlar ve nefislerini tezkiye etsinler. İnandığımız Kur’an, bunu böyle söylüyorsa (ki söylüyor, bkz. Bakara:269. ayet), o zaman sorun bizde demektir. Bugün Hakk yerine Batıl mı egemendir? O halde, sorun Müslümanlık iddiasında bulunanlarındır. Çünkü ayetle sabittir ki “Hakk gelince Batıl zail olur.” Batıl, zail olmayı bir yana bırakın, egemen ise, bunun anlamı, Müslümanların görevlerini aksatıyor oldukları veya yapmadıklarıdır. Evet, İslam, insanlığı Allah’a kulluk etmeye ve Hakk’a tabi olmaya çağırır; ama bir de ‘aklı işletmeyi’ ve ‘iyi bir gözlemci’ olmayı emreder. Kur’an bunun örneği ayetlerle doludur. Aklı işletmek ve iyi gözlemci olmak, insanlara ‘müsahhar’ kılınanlar üzerinde tefekkür edip onlardan hayr yolunda istifade etmeyi de gerektirir ki, bu, zaten “dünyayı imar etme” amacının bir gereğidir (Bunun içine ‘bilim’ yahut ‘ilim’ meselelerinin tümü girer). Eğer insanlık, bu çağrıya uyarsa, İslam, ona ilk nazil olmaya başladığında vadettiği şeyin aynısını, yani Cennet’i vadeder. Bunun yanında bir de Rahman’ın ‘mağfiret’i vardır ki, dileyen Cennet’i dileyen ‘mağfiret’i önceler. Bunun dışında, “yeryüzünün imarı” amacının gerçekleşmesinin muhtemel bir sonucu olarak ‘medeniyet’in nimetlerini de vadeder. Çünkü bu Latif olan Allah’ın fazlından insanlara verdiği bir şeydir. “Gökler ve yerin Sahibi” için, kullarından dilediğine dilediği miktarınca ‘medeniyet’ nimetlerini bahşetmek, O’nun engin lütfunun ancak basit bir tezahürü olabilir. Asr-ı Saadet’ten sonraki dönemlerde Kitab’a varis olanlara bunu nasıl lütfetmişse, bugün de benzer azmi gösterenlere aynı lütufta bulunabilir. Fakat tabii ki öncelikle bunu ‘hak etmek’ gerekir. Hak etmek için ise, Müslümanların doğru düşünmesi, doğru eylemlerde bulunması (yani hepimizin bildiği tabirle, “iman edip salih amelde bulunması”) lazımdır. Bizler, bu görevi layıkıyla yerine getirdiğimiz zaman, İslam’ın insanlığa vadettiklerinin bilfiil gerçekleşmiş olacağını ‘ayn’el-yakin’ göreceğiz. Buna bendeniz bütün kalbimle inanıyorum. O halde görev, bizlere düşüyor. Biz ‘iyi’ olalım, dünya ‘iyileşecektir.’ Biz ‘ıslah’ olalım, hiç kuşkumuz olmasın, ‘fesad’ yeryüzünden kalkacaktır!

            M. Kürşad ATALAR  - Nida Dergisi Sayı: 152
Selam Hidayete Tabi Olanlara


http://kuranneslifecr.blogspot.com

Ynt: İslam İnsanlığa Ne Vadediyor?
« Yanıtla #1 : 05 Ağustos 2012, 09:12:42 ÖÖ 09 »
İslam hayıra merhamet ,iyi ye güzele davet ediyor da bu daveti doğru algılayamıyan cahil  de islamı kendisi karalıyor..
Camide yatan insana bile saldıracak kadar şiddetli ve küstah  müslümanda gördük camide ..
Kabede müslümanlar yatartlar,uyurlar,dinlenirler,otururlar ama Türkiyede Camileri Tapınaklaştırmaya çalışanlar var..
Kılıç Ali Paşa  Camii Pars Güvenliğin görevlisi Camide yatan oruçlu ve yaşlı insanlara  Mudahale ediyor hal böyle olunca ileride de Camilere İZİN ile girilir hale gelinebilir.. VEYA Güvenlikçiden İZİN alınarak
İbrahim elindeki baltayla içimdeki putları devir

Ynt: İslam İnsanlığa Ne Vadediyor?
« Yanıtla #2 : 05 Ağustos 2012, 03:15:06 ÖS 15 »
kuran insanliga "insanlik" vaad ederken  birakin  insanligi müslümanlar "dindas"ina dahi birseyler vaad edemiyor..

kuran´in bes dokunulmazi olan  din,can,mal,nesil emniyetine kafiri gec müslüman dokundu islam cografyasinda yasanan onca kaos ve katliam bunun belgesi..


slm.

Ynt: İslam İnsanlığa Ne Vadediyor?
« Yanıtla #3 : 06 Ağustos 2012, 10:45:08 ÖS 22 »
 ee nefislarini, mezheplerini,egolarını,  İLAH edinince oluyor böyle şeyler..Kafirler ve Gasıplar olmasa Müslümanlar inanın bir birlerini Boğazlarlar..
İbrahim elindeki baltayla içimdeki putları devir

*

Çevrimdışı kutbay

  • *
  • 2536
    • İslami Düşünce Platformu
Ynt: İslam İnsanlığa Ne Vadediyor?
« Yanıtla #4 : 06 Ağustos 2012, 11:07:16 ÖS 23 »
Sevgili derail kardeşim,

Nedir bu kızgınlığınız ?
Müslümanların birbirini boğazlaması, birbirini yemesi vb. düşüncelerinizin kaynakları nelerdir ?
Yaşadıklarınız olsa dahi defaatle dile getirmeniz neye çözüm ve çaredir ?

Sizi gerçekten çok rahatsız eden bir husus ise (ki öyle görünüyor) bu şekilde dile getirip, insanların diline bu sözleri pelesenk etmenin bir mantığı var mıdır ?

Çözüm odaklı bir sohbet dilerseniz, mesajların altına bu duygu ve düşüncelerinizi yazmak yerine yeni bir konu açıp, o konu başlığında konuşmayı öneriyorum size...
Allâhûmme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin ve Alâ Âli Seyyidinâ Muhammed

Ynt: İslam İnsanlığa Ne Vadediyor?
« Yanıtla #5 : 10 Ağustos 2012, 12:54:57 ÖÖ 00 »
Cmiler hocaların değil Özel güvenliklerin ellerinde  geçen gün Kılıç Ali Paşa Camiinde ağustosun 8 inde Pars Güvenliğin Sedat adlı elemanı Camiye girmiş Cemaate Mudahale ediyor ve Güvenlikçi ile Cemaat arasında Camide ağız dalaşı bağırtı yüksek perden tatrışma lara şahit oldum .. sebeb de yaşlı bir kaç vatandaş oruç vesilesiyle bitap uzanmışlar camii içinde  Camilere İmamlar değil  Durumdan Vazife çıkaran bu Pars Güvenliğin elemanı Camilere EL KOYMUŞ.
İmamlar namaz kıldırıp yallah kaçıyorlar ...
  DİRAR Mescidine gidiliyor
İbrahim elindeki baltayla içimdeki putları devir

Ynt: İslam İnsanlığa Ne Vadediyor?
« Yanıtla #6 : 10 Ağustos 2012, 06:59:14 ÖÖ 06 »

  DİRAR Mescidine gidiliyor



".....orada (Mescidi Dirarda) ebediyyen namaza durma...."(tevbe 109) 



derail,

hem sikayetcisin hemi de oradan ayrilmiyorsun..

ne is ?


halbuse yeryüzü mescit..


slm.

Ynt: İslam İnsanlığa Ne Vadediyor?
« Yanıtla #7 : 10 Ağustos 2012, 06:27:59 ÖS 18 »
camilerin dirar mescidine dönüşmemesi için bunları duyurmak istedim..
ben imama kızıp camiyi terk etmem.
 imamlarda zaten bu işi istedikleri ve sevdikleri için değil MAAŞ hatırına yapıyorlar..
 İmamlar namazları kıldırıp  gidiyorlar ve camiler sokaktan toplama değnekçi , mafyave çete  artığı Özel Güvenlikçilere TESLİM.
İbrahim elindeki baltayla içimdeki putları devir

Ynt: İslam İnsanlığa Ne Vadediyor?
« Yanıtla #8 : 10 Ağustos 2012, 09:11:19 ÖS 21 »
camilerin dirar mescidine dönüşmemesi için bunları duyurmak istedim..
ben imama kızıp camiyi terk etmem.
 imamlarda zaten bu işi istedikleri ve sevdikleri için değil MAAŞ hatırına yapıyorlar..
 İmamlar namazları kıldırıp  gidiyorlar ve camiler sokaktan toplama değnekçi , mafyave çete  artığı Özel Güvenlikçilere TESLİM.



derail,

1-T.C.´de camiler doksan yil boyunca müslümanlara zarar vermek ve fislemek icin kullanildi kullanilanlar da imamlardi öyleyse cami zaten mescidi dirar (zarar verilen mekan) di..

hatirlatmakta fayda var bir zamanlar söz de sistem karsiti yesil sermaye haramileri vardi müslümalara zarar vermek icin camileri kullanan..


2-"imamlarda zaten bu işi istedikleri ve sevdikleri için değil MAAŞ hatırına yapıyorlar" diyorsun da bu onlarin yapip ettiklerini mesru kilmiyor nitekim münafiklar da,"biz sadece iyilik yapmak istiyorduk" diye yemin ediyorlardi..

ancak

kuran,"allah da şahittir ki bunlar yalancıdırlar" der..


3-kuran,"orada (Mescidi Dirarda) ebediyyen namaza durma" diyor sense mescidi dirar ilan ettigin cami icin,"ben imama kızıp camiyi (mescidi dirar) terk etmem"  diyorsun !

ne is ?

gerci terk edebilecegini (cemaat/mahalle bakisi) sanmam ya neyse..


slm.
 

Ynt: İslam İnsanlığa Ne Vadediyor?
« Yanıtla #9 : 10 Ağustos 2012, 10:09:52 ÖS 22 »
camilerin dirar mescidine dönüşmemesi için bunları duyurmak istedim..
ben imama kızıp camiyi terk etmem.
 imamlarda zaten bu işi istedikleri ve sevdikleri için değil MAAŞ hatırına yapıyorlar..
 İmamlar namazları kıldırıp  gidiyorlar ve camiler sokaktan toplama değnekçi , mafyave çete  artığı Özel Güvenlikçilere TESLİM.



derail,

1-T.C.´de camiler doksan yil boyunca müslümanlara zarar vermek ve fislemek icin kullanildi kullanilanlar da imamlardi öyleyse cami zaten mescidi dirar (zarar verilen mekan) di..

hatirlatmakta fayda var bir zamanlar söz de sistem karsiti yesil sermaye haramileri vardi müslümalara zarar vermek icin camileri kullanan..


2-"imamlarda zaten bu işi istedikleri ve sevdikleri için değil MAAŞ hatırına yapıyorlar" diyorsun da bu onlarin yapip ettiklerini mesru kilmiyor nitekim münafiklar da,"biz sadece iyilik yapmak istiyorduk" diye yemin ediyorlardi..

ancak

kuran,"allah da şahittir ki bunlar yalancıdırlar" der..


3-kuran,"orada (Mescidi Dirarda) ebediyyen namaza durma" diyor sense mescidi dirar ilan ettigin cami icin,"ben imama kızıp camiyi (mescidi dirar) terk etmem"  diyorsun !

ne is ?

gerci terk edebilecegini (cemaat/mahalle bakisi) sanmam ya neyse..


slm.
 
Müstekbirlerle hedefiniz ayni ,onlarda Müslümanları camilerden uzaklaştırmaya çalışıyor sende FARKINIZ nedir ?
İbrahim elindeki baltayla içimdeki putları devir