ŞURA-52: SEN KİTAP NEDİR, İMAN NEDİR BİLMEZDİN

  • 12 Cevap
  • 11054 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

ŞURA-52: SEN KİTAP NEDİR, İMAN NEDİR BİLMEZDİN
« : 20 Mart 2009, 09:56:22 ÖÖ 09 »
ŞURA-52- İşte böylece sana da emrimizle Kur'an'ı vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu (Kitab'ı), bir nur yaptık. Kullarımızdan dilediğimizi, onunla hidayete iletiyoruz. Ve şüphesiz ki sen, doğru yola götürüyorsun.

Şura 52 ayeti nasıl anlaşılacak ?

Rabbimiz peygamberimize hitaben sen kitap nedir ,iman nedir bilmezdin diyor.

O halde ayetin anlamını, tefsirle açalım. Ve Pekiştirmek için de sorular ile başlayalım.

-Nedir kitap bilmez iman bilmez ? Bu bir sapıklık durumu değil midir ? Resullah sapıklıktan mı seçilmiş peygamber olmuştur.

-İman bilmez durumu nedir ? Peygamber daha önceleri ateist miydi ? İman bilmez deniliyor.
 
-Peygamber efendimizin  kavminde o sıralar ( vahiy indiği sıralar ) muvahhitler var mıydı, yok muydu ?

-Varsa bu muvahhitlerin varlığını nasıl anlıyoruz ? Ve hangi dine mensublardı ? Ayrıca Bu muvahhitler peygamberimize peygamberlik verilmezden önce de Allahın emri olan namazı kılıyor muydu ?

-Vahyin indiği Arap toplumunda Eğer Muvahhitler varsa, peygamberimizin de önceden bir muvahhit olup veya olmadığı hakkında ne düşünebilirsiniz ?

ŞURA 52 AYETİYLE BAĞLANTILI TEFSİR EDECEK DİĞER AYETLERLE DEVAM EDECEĞİM

AYETİN MEALİ YANLIŞ OLURSA, TEFSİRİ DE YANLIŞ OLUR
« Yanıtla #1 : 20 Mart 2009, 10:34:02 ÖÖ 10 »
Kuran’da Peygamberimiz’in Peygamberlikten önceki durumu şöyle anlatılır.
 
Duha Suresi 7 : Sen şaşırıp ne yapacağın bilemez bir durumda iken, sana yol göstererek ne yapman gerektiğini öğretmedi mi ?

Şura Suresi 52 : İşte böylece sana da emrimizden bir ruh vahyettik. Sen kitap nedir , iman nedir bilmezdin?

DİKKAT ! Ayeti kerimede sapıtmış denilmiyor 'Seni yol bilmez iken(en doğru)yola iletmedimi?' deniyor ve bu iki ifade arasında büyük bir anlam farkı vardır. Dikkatinizi çekerim.

AYETİN MEALİ YANLIŞ OLURSA, TEFSİRİ DE YANLIŞ OLUR

Ynt: ŞURA-52: SEN KİTAP NEDİR, İMAN NEDİR BİLMEZDİN
« Yanıtla #2 : 20 Mart 2009, 10:50:24 ÖÖ 10 »
Nitekim peygamber efendimiz dönemine baktığımızda ondan öncede o toplumda yani Babaları uyarılmamış denilen toplumda  O TOPLUMUN İÇİNDE muvahitlerin olduğunu görüyoruz. Bu muvahhittler KİMLERDİ ?

ALAK -9:- Gördün mü şu men edeni.

10- Namaz kılarken bir kulu.

11- Gördün mü, ya o kul doğru yolda ise.

12- Yahut kötülüklerden sakınmayı emr
ederse.

13- Gördün mü, ya bu adam yalanlar, yüz çevirirse.

14- O, Allah'ın gördüğünü bilmiyor mu?

BU AYETLER İLK İNEN AYETLERDİ VE SÖZÜ EDİLEN TOPLUM İÇİNDE ÖNCEKİ VAHİYDEN, TEBLİĞDEN DE HABERLİ KULLARIN VAR OLDUĞUNU APAÇIK İFADE EDEN AYETLERDİR Kİ 10 CU AYET BU GERÇEĞE DİKKAT ÇEKİYOR.

Daha peygamber efendimize namaz kıl emri verilmez iken, namaz kılan kulun veya  kulların varlığından ve onların doğru yolda olduğundan ve onların engellendiğinden bahsediliyor.

O halde sorumuzu yineleyelim. Vahyin indiği Arap toplumunda Muvahhitler varsa, peygamberimizin de bir muvahhit olup veya olmadığı hakkında ne düşünebilirsiniz ?



AYETİN MEALİ YANLIŞ OLURSA, TEFSİRİ DE YANLIŞ OLUR
« Yanıtla #3 : 20 Mart 2009, 11:06:15 ÖÖ 11 »
Duha Suresi 7 : Sen şaşırıp ne yapacağın bilemez bir durumda iken, sana yol göstererek ne yapman gerektiğini öğretmedi mi ?

AYET MEALLERİNİN BAZILARINDA SAPMIŞ, DELALET DURUMUNDA DİYE GEÇİYOR

SAPMAK:Gidiş yönünden ayrılarak başkabir doğrultuya yönelmek.(Önceden belirlenmiş,tesbit edilmiş ve benimsenmiş görüş ,düşünüş,amaç ve davranışlardan ayrılmak:Amacından sapmak.Doğruluktan ayrılarak kötü ve yanlış yola girmek: Sapıtmak delalate düşmek .

YOL BİLMEMEK:Davranış kurallarından haberi olmamak.Gerektiği gibi davranamamak.

Duha Suresi 7 :
« Yanıtla #4 : 20 Mart 2009, 11:13:31 ÖÖ 11 »
Duha Suresi 7 : Sen şaşırıp ne yapacağın bilemez bir durumda iken, sana yol göstererek ne yapman gerektiğini öğretmedi mi ?

PEYGAMBERİMİZİN Kendisi ALLAH'a iman etmiş olmasına ve ALLAHa hiç şirk koşmamasına rağmen, insanların ALLAH hakkında, melekler, peygamberler, kitaplar ve ahiret hakkında DETAYLI nasıl bir akideye sahip olmaları gerektiğini şuurla ve ayrıntılarıyla bilmiyordu.

BENİM AYETTEN ANLADIĞIM MANA BUDUR
 
HALBUKİ MEAL KİTAPLARDA ÇOĞUNLUKLA GEÇEN İFADE ŞAŞIRMIŞ, YOL BİLMEMEK ANLAMINDADIR VE BAZI MEALLERDE DE TAMAMEN SAPMIŞ VE SAPITMIŞ ANLAMINDA DELALETTE OLARAK VERİLMİŞTİR

KONU İLE BAĞLANTISI OLAN DİĞER AYETLERLE DEVAM EDECEĞİM

Ynt: ŞURA-52: SEN KİTAP NEDİR, İMAN NEDİR BİLMEZDİN
« Yanıtla #5 : 20 Mart 2009, 05:05:16 ÖS 17 »
Arapların bir kısmı putu kabul etmeyen ve tek tanrıyı kabul eden Hz İbrahim'in dininin devamı anlamına gelen Hanefliğe mensuptu. Adlarından da anlaşılacağı üzere, Allah inancı hakim idi ve peygamberimizin kendisi de öz bir muvahhit idi.

Peygamberimizin Babasının adı nedir ? ABDULLAH ( Allahın kulu )

Peygamberimizin Dedesinin adı nedir ? ABDULMUTTALİP ( Muttalibin yani Allahın kulu )

Peygamberimiz, zamanında insanların Allahın yanında inandığı taptığı onlarca ilah vardı. İnsanların kafalarında yarattıkları ilahların simgesi olarak kendi elleriyle şekil verdiklri putlara tapınıyorlardı. Hz Muhammed ( Sav ) insanın kendi yaptığı ilahlara tapmasını manasız bulup, onlarla aynı şeyi yapmaması o zaman zarfında Peygamberimizin inançsız biri olduğunu göstermez. Hele de  kullanılan tabir;ateistlik ise çok asılsız ve ağır bir iftira olur O'na.
 
Zira kendisi o ara zaten Rabbini arıyordu. İçinde tek bir ilah ve herşeyin yaratıcısı olan Allah'ın varlığını hissediyordu. Uzun süre dağa inzivaya çekilip, orada günler boyu Rabbini Düşünüp teffekkür ediyordu.

O HALDE ŞURA-52 AYETİNDE İFADE EDİLEN NEDİR ? SEN KİTAP NEDİR, İMAN NEDİR BİLMEZDİN

ŞURA 52 AYETİN DUHA 7 AYETİYLE BAĞLANTLI YORUMUNDA ŞÖYLE DEMİŞTİM

PEYGAMBERİMİZİN Kendisi ALLAH'a iman etmiş olmasına ve ALLAHa hiç şirk koşmamasına rağmen, insanların ALLAH hakkında, melekler, peygamberler, kitaplar ve ahiret hakkında DETAYLI nasıl bir akideye sahip olmaları gerektiğini şuurla ve ayrıntılarıyla bilmiyordu

PEYGAMBERİMİZİN BİZZAT KENDİSİ ALLAHIN AYETLERLE TAKDİR ETTİĞİ PEK BÜYÜK AHLAK ÜZERİNDE OLAN BİR MUVAHHİT KUL İDİ

DAHA DETAYLI YORUM VE TEFSİR NASIL YAPILABİLİR ?

Devam edeceğim


Ynt: ŞURA-52: SEN KİTAP NEDİR, İMAN NEDİR BİLMEZDİN
« Yanıtla #6 : 21 Mart 2009, 10:50:50 ÖÖ 10 »
ŞURA-52: SEN KİTAP NEDİR, İMAN NEDİR BİLMEZDİN

Bu Âyet-i Kerime'de Sözkonusu Edilen "Kitab" ve "İman'ın Mahiyeti nedir ?

Şunu belirtmem gerekir  ki; ilim adamları yü­ce Allah'ın: "Kitabın da, imanın da ne olduğunu bilmezdin." buyruğunun tevili hususunda farklı görüşlere sahiptirler.

Bir kesim bu âyet-i kerimede iman, imanın şeraii ve alametleridir, demişlerdir. Bu görüşü es-Sa'lebî nak­letmektedir. Bunun bu şeriatın tafsili hükümleri olduğu da söylenmiştir. Yani sen bu tafsilatı bilmeyen birisi idin. Çünkü iman lafzının şeriatın tafsi­li hükümleri hakkında kullanılması mümkündür. Bu görüşü de el-Kuşeyrî zik­retmiştir.

EVET BENDE BU GÖRÜŞTE OLDUĞUMU BU GÖRÜŞE KATILDIĞIMI İFADE EDEBİLİRİM

Bir diğer görüşe göre: Sen vahiyden önce Kur'ân-ı Kerimi okuyacağını bi­lemediğin gibi, insanları imana nasıl davet edeceğini de bilemiyordun. Ben­zeri bir görüş de Ebu'l-Aliye'den nakledilmiştir.

Kadı Ebu Bekr de şöyle demektedir: Buradaki imandan kasıt farzlar ve hü­kümlerdir. Çünkü o daha önceden yüce Allah'ı tevhid ile mümin idi. Sonra­ları önceden bilmediği farzlar nazil oldu. Gelen yeni mükellefiyetlerle ima­nı artmış oldu.

EVET BEN DE AYNI GÖRÜŞÜ İDRAK ETTİĞİMİ SÖYLEYEBİLİRİM.

Bu dört görüş de birbirine yakındır. İbn Huzeyme de şöyle demektedir: İman ile namazı kastetmiştir. Çünkü yüce Allah: "Allah imanınızı boşa çıka­racak değildir" (el-Bakara, 2/143) diye buyurmaktadır. Buradaki imandan ka­sıt ise, Beytu'l-Makdis'e yönelerek kıldığınız namazdır. O halde lafız umu­mi olmakla birlikte maksat hususidir.


Ynt: ŞURA-52: SEN KİTAP NEDİR, İMAN NEDİR BİLMEZDİN
« Yanıtla #7 : 21 Mart 2009, 11:30:59 ÖÖ 11 »
SEN KİTAP NEDİR, İMAN NEDİR BİLMEZDİN AYETİNİ TEFSİR EDECEK AYETTE

SEN KİTAP NEDİR BİLİRMİYDİN Kİ,


ANKEBUT 48: "Sen bundan önce hiçbir kitab okumuş değildin ve sağ elinle de onu yazmamıştın. O zaman batıl söyleyenler elbette şüphe ederlerdi"

DİĞER BİR MEAL

Ey Resulüm! Sen vahyimizden önce kitap okuyan veya yazı yazan bir insan değildin; eğer böyle olsaydı, batıl iddia peşinde olanlar şüphe edebilirlerdi

Peygamberimizin ümmi olması nedenyile okuma yazması yoktu. Dolayısyla, Allahın kitapları dahil ( Tevrat ve incil ) hiçbir kitabı bilmiyordu. ( Okuma yazmasını bilmiyordu )okuma yazma bilmediğinden hiçbir kitap okumadığın gibi  ilah kitapları da okumuş değildin, içindeki iman hakikatlerini de bilmiyordun.

EĞER OKUMA YAZMA BİLECEK OLSAYDI,
O Zaman bu kuranı sen yazdın diye şüpheleneceklerdi.
Mekkede yerleşik olan ve son derece zeki ve Okuma yazması olan nebi pekala yanıbaşındaki Tevratı da incili de okurdu. Okuyamaz mıydı ? Ruhbanlar arasında olmasının şartı mı vardı ?

Ne Okuduğundan kimin haberi olurdu ? Okur da kimsenin haberi olmazdı. Sen daha önce kitap bilmezdin ifadesi de bunun en güçlü kanıtı değil midir ?.

ŞURA-52- İşte böylece sana da emrimizle Kur'an'ı vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin...

SEN OKUMA YAZMA BİLDİĞİN HALDE, Allahın kitablarından hiç birini okumuş değilsin anlamı mı var yoksa

Sen okuma yazma bilmediğinden hiçbir kitap okumadığın gibi ilah kitapları da okumuş değildin, içindeki iman hakikatlerini de bilmiyordun. Şayet okumuş olsan elbette bilirdin anlamı mı vardır?

Okuma yazma bilmediğinden hiçbir kitap okumadığın gibi ilah kitapları da okumuş değildin, içindeki iman hakikatlerini de bilmiyordun anlamı vardır. (Ankebut 48 ayeti ile yakın bağlantılı )

Okuma yazması olan nebi pekala yanıbaşındaki Tevratı da incili de okurdu. Okuyamaz mıydı ? Okurdu, hem aslını hem de bozuk olan hükümlerini de okurdu, okuduğunda da hem kitap ve hem de iman hakikatlerinden bilgi sahibi olurdu.

O devrin toplumunun genel çoğunluğu zaten okuryazar değildi. Bu durumda okuma yazması olmayan insanların dinden imandan habersiz olduğunu söyleyebilir miyiz? Asla söyleyemeyiz, Çünkü bir insan okuma yazma bilmeyebilir ama çevresinden öğrendikleri ile iman eder. Çevremizde ki eski büyüklerimizi düşünün, birçoğu okuma yazma bilmiyordu, şimdi onlara dinden imandan habersizdi diyebilir miyiz?

Nasıl olurda peygamberimize sen kitap nedir iman nedir bilmiyordun DİYE HİTAP EDİLİR ?

ÇEVRESİNDEN ÖĞRENDİĞİ İLE İMAN ETMİŞTİR SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZ, ANCAK KULAKTAN DUYDUKLARI İLE, KİTAP VE İMAN HAKİKATLERİNİN NE OLDUĞU HAKKINDA FAZLA BİR BİLGİYE SAHİP DEĞİLDİ.

Tevrat ve incilin aslına bozuk hükümler monte ediliyordu, Allahın kelamı değiştirilerek, aslına uygun olmayan hüküm ve inançlar ortaya çıkmıştı. İşte peygamberimiz bir yandan allaha ortak koşulan putperes kavminin putları ile bir yandan da Allahın değiştirilmiş hükümleri ile karşı karşıya kaldığında iman hakikatleri ve kitap hakkında neyin ne olduğunu ,neyin doğru ve batıl olduğunu  kesin bilmiyordu adeta bu doğru yol üzerinde bir şaşırma idi. Çünkü Duydukları ve öğrendikleri hep çelişkili .

KULAKTAN DUYDUKLARI İLE, KİTAP VE İMAN HAKİKATLERİNİN NE OLDUĞU HAKKINDA FAZLA BİR BİLGİYE SAHİP DEĞİLDİ, üstelik kendisine sahih bilgi ulaşmadığından ne yapacağını  bilmez durumda idi.

PEYGAMBERİMİZİN Kendisi ALLAH'a iman etmiş olmasına ve ALLAHa hiç şirk koşmamasına rağmen, insanların ALLAH hakkında, melekler, peygamberler, kitaplar ve ahiret hakkında DETAYLI nasıl bir akideye sahip olmaları gerektiğini şuurla ve ayrıntılarıyla bilmiyordu.

Duha Suresi 7 : Sen şaşırıp ne yapacağın bilemez bir durumda iken, sana yol göstererek ne yapman gerektiğini öğretmedi mi ?

EVET ÖĞRETTİ, İNDİRDİĞİ KİTAPLA ÖĞRETTİ  ELHAMDÜLİLLAH ,YANLIZ ONA DEĞİL TÜM İNSANLIK ALEMİNE 








 




Ynt: ŞURA-52: SEN KİTAP NEDİR, İMAN NEDİR BİLMEZDİN
« Yanıtla #8 : 21 Mart 2009, 12:47:24 ÖS 12 »
ŞURA-52- İşte böylece sana da emrimizle Kur'an'ı vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu (Kitab'ı), bir nur yaptık. Kullarımızdan dilediğimizi, onunla hidayete iletiyoruz. Ve şüphesiz ki sen, doğru yola götürüyorsun.

Vahyi "kendisiyle" yani bu vahiy ile "kullarımızdan dilediğimizi" yani peygamberlik için seçtiğimizi "hidayete ilettiğimiz bir nur kıldık."

Bu buyruk yüce Allah'ın: "O rahmetini dilediğine has kılar" (Al-i İmran, 3/74) buyruğunu ile özdeşleşmektedir..

ŞURA 52 AYETİNDE GEÇEN imanın ne olduğu konusunda da iki açıklama söz konusu olabileceğini söylemiştik. Birincisine göre Allah'a imandır. Bunu PEYGAMBERİMİZ buluğdan sonra ve peygamberlikten önce biliyordu. İkincisi ise İslâm dinidir, bunu ise ancak nübüvvetten sonra bilebilmiştir.

De ki: Hayır, (biz) hanif olarak İbrahim'in dinine (uyarız)" (el-Bakara, 2/135);

"Hanif olarak İbrahim'in dinine uy... diye vahyettik" (en-Nahl, 16/123);

Vahiy Gelmeden Önce Peygamberlerin İnanç Bakımından Durumlarını  TETKİK İÇİN KURAN AYETLERİNE BAKALIM

DEVAM EDECEĞİM

 

VAHİY GELMEDEN ÖNCE PEYGAMBERLERİN İNANÇ DURUMLARI
« Yanıtla #9 : 21 Mart 2009, 05:05:49 ÖS 17 »
Vahiy Gelmeden Önce Peygamberlerin İnanç Bakımından Durumlarını  TETKİK İÇİN KURAN AYETLERİNE BAKALIM

"Kitabın da, imanın da ne olduğunu bilmezdin ayetini bu kavramda anlamaya çalışalım


Yüce Allah ne kadar peygamber gönderdi ise BÜTÜN ONLARIN HEPSİ mutlaka  peygamberlik verilmeden önce mü'minler idi.

Doğrusu, peygamberlerin peygamberlikten önce Allah'ı, sıfatlarını tanımamak ve bu hususlardan herhangi birisi hakkında şüpheye düşmekten masum olduklarıdır.

 Peygamberlerin doğduklarından itibaren bu eksikliklerinden münezzeh olduklarına ve tevhid ve iman üzere yetiştiklerine dair haber ve rivayetler birbirini desteklemektedir. Hatta onlar HİKMET SAHİPLERİ OLARAK marifet nurlarının parıltıları ve mutluluk ve bahtiyarlığın ince esintilerine sahih idiler. Küçüklüklerinden itibaren peygamber olarak gönderildikleri zamana kadar onların ahlak ve karekterlerini tetkik eden bir kimse, bunun bir gerçek olduğunu görecektir. Nitekim Musa, İsa, Yahya, Süleyman ve diğer peygamberlerin hallerinden bilinen budur.

Yüce Allah: "Biz ona hikmeti daha çocuk iken verdik" (Meryem, 19/12) diye buyurmaktadır. Müfessirler şöyle demişlerdir: Yahya (a.s)'a Allah'ın kitabına dair bilgi çocukluk halinde iken bile verilmişti.

Yüce Allah İsa (a.s)'ın henüz beşikte iken konuşmuş olduğunu ve: "Muhakkak ben Allah'ın kuluyum. Bana kitabı verdi ve beni peygamber kıldı" (Meryem, 19/30) dediğini bildirmektedir. Bir başka yerde de yüce Allah: "Biz onu hemen Süleyman'a kavratmıştık. Bununla beraber herbirine hikmet ve ilim verdik" (el-Enbiya, 21/79) diye buyurmuştur

DEVAM EDECEĞİM

Ynt: ŞURA-52: SEN KİTAP NEDİR, İMAN NEDİR BİLMEZDİN
« Yanıtla #10 : 22 Mart 2009, 12:33:50 ÖS 12 »
BİLHASSA ŞU İKİ AYET OLDUKÇA DİKKAT ÇEKİCİDİR.

YAHYA PEYGAMBER HAKKINDA


Biz ona hikmeti daha çocuk iken verdik" (Meryem, 19/12 )

Doğru ile yanlışı birbirinden ayırt edebilme kabileyetini, neyin doğru, neyin yanlış olduğunu kavrayabilme kabileyetini

İBRAHİM PEYGAMBER HAKKINDA DA

"Andolsun ki Biz İbrahim'e daha önceden doğru yolu bulma imkanı verdik" (el-Enbiya,21/51) 

Müffesirler ona da yahya peygamber gibi Küçükken ona hidayet verildi, demişlerdir.

Aynı ifadeler İbrahim peygamber içinde söylenebiliyorsa, Allahın En çok sevdiği Son peygamberi son resul son nebi için daha farklı birşey söylenebilir mi ?

Ynt: ŞURA-52: SEN KİTAP NEDİR, İMAN NEDİR BİLMEZDİN
« Yanıtla #11 : 23 Mart 2009, 11:52:30 ÖÖ 11 »
MEVDUDİ TEFSİRİDİR

Duha- 6 Bir yetim iken, seni bulup da barındırmadı mı?
7 Ve seni yol bilmez iken, doğru yola yöneltip iletmedi mi?
8 Bir yoksul iken seni bulup da zengin etmedi mi?

6. Yani, seni terketmek ve sana darılmak söz konusu değildir. Biz sana, yetim doğduğun günden beri lütufta bulunmaktayız. Rasulullah ana karnında altı aylık iken babası ölmüştü. Dünyaya yetim olarak gelmişti. Fakat Allah O'nu bir gün bile çaresiz bırakmamıştır. Altı yaşına kadar O'nu annesi büyütmüş, annesinin şefkatinden mahrum olduktan sonra, sekiz yaşına kadar dedesi Abdulmuttalib O'na bakmış ve istisnai bir sevgi beslemişti. Aynı zamanda Rasulullah ile gururlanır ve çevresine şöyle derdi. "Bu torunum birgün büyük bir adam olacaktır." Dedesinin ölümünden sonra, amcası Ebu Talib Rasulullah'ı kendi himayesine aldı. Ebu Talib de, gerçek bir babanın sevgisinden daha fazla bir sevgiyle yeğenini seviyordu. Hatta Nübüvvet'ten sonra bütün kavmi O'na düşman olmuştu. O zaman bile, on sene kadar göğsünü Rasulullah için siper etmişti.

7. Buradaki "dallin" kelimesi "dalalet" anlamındadır. Arapça'da bu kelime birkaç anlama gelir. Bir manası "sapıklıktır." İkinci manası, "yol bilmeyen kimse" ve yol ayrımında şaşkınlık içinde hangi tarafa döneceğini bilmeyen kimsedir. Diğer bir manası da "kaybolmuş kimse"dir.

Mesela Arapça'da "suda kaybolmuş" denir. Çoğunlukla, çevresinde ağaç bulunmayan tek ağaca da "dalle" denmektedir. Bir şeyin kaybolması anlamında da "dalle" kullanılmaktadır. Mesela, müsait olmayan şartları dolayısıyla birşeyin kaybolmasıdır. Gaflet içinde bulunmayı anlatmak için de "dalel" kelimesi kullanılır.

Kur'an'da bu şekilde kullanıldığı vakidir: "Dedi ki, onların bilgisi Rabbimin yanında bir kitaptadır. Rabb'im şaşmaz ve unutmaz" (Taha 52).

Duha suresindeki ayette bu çeşitli anlamlardan birincisi geçerli değildir. Çünkü Rasulullah çocukluktan nübüvvete kadar hayatında hiçbir zaman putperestlik yapmamış, şirke inanmamıştır. Bu nedenle ayetteki "dall"e, akide ve amel bakımından sapıklık içinde bulunduğu anlamı verilemez. Fakat diğer anlamlar olabilir. Birincisi dışındaki bütün manalar burada geçerli olabilir. Rasulullah nübüvvetten önce de Allah'a inanıyor ve onun birliğini biliyordu. Rasulullah'ın hayatı masiyetlerden temizdi ve o, yüksek bir ahlâka sahipti. Ancak o, hak dinin usul ve amelleri hakkında bilgi sahibi değildi. Bununla ilgili olarak Kur'an'da şöyle buyurulmuştur. "İşte sana da böyle emrimizden bir ruh vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu bir nur yaptık. Kullarımızdan dilediğimizi onunla hidayete iletiyoruz. Ve şüphesiz ki sen doğru yola götürüyorsun" (Şuara 52)

Duha suresindeki ayet şu manadadır: Rasulullah cahili bir toplumda kaybolmuştu. Bu toplumda nübüvvetten önce, hidayet önderi ve rehber olarak varlığı açık değildi. Şu manada da olabilir: Rasulullah, cahiliyet çölünde yapayalnız bir ağaç gibiydi. Bu ağaç meyva verebilir. Hatta bir bağ meydana getirebilme özelliğine sahiptir. Ama nübüvvetten önce bu özellikler, fonksiyonunu icra edemiyorlardı. Şu manada da olabilir: Allah'ın Rasulullah'a verdiği kuvvetler cahiliye şartları altında ziyan olmaktaydı. "Dalalet!", "gaflet" manasında da olabilir. Yani Rasulullah, o hakikatlerden ve bilgilerden gafildi. Allah (c.c.) bunları ona nübüvvetten sonra bildirmişti. Bu gerçek hakkında Allah (c.c.) Kur'an'da şöyle buyurmuştur: "Sen o (Kur'an)'dan önce gafildin" (Yusuf 3). (Ayrıca Bkz. Bakara 228, Şuara 20).

8. Babası miras olarak Rasulullah'a bir dişi deve ve bir cariye bırakmıştı. Böylece Rasulullah'ın hayatı fakirlik içinde başlamış oldu. Fakat bir zaman sonra Kureyş'in en zengin kadını Hz. Hatice önce onu kendi ticaretine ortak etti. Daha sonra onunla evlendi. Sonra da bütün ticareti Rasulullah kontrol etmeye başladı. Böylece Rasulullah zenginleşti, ama bu zenginlik sadece hanımının malına dayanmıyordu. Ticaretinin genişlemesi ve ilerlemesi Rasulullah'ın yeteneği ve sarf ettiği emek ile gerçekleşti.


Ynt: ŞURA-52: SEN KİTAP NEDİR, İMAN NEDİR BİLMEZDİN
« Yanıtla #12 : 24 Mart 2009, 01:06:13 ÖS 13 »
KENDİ AÇIKLAMALARIMIN YANISIRA
 
Duha suresının 7. ayetını şura 52 ayeti ile bağlantısını ve  nasıl tefsir edeceğini paylaşmak ısterım

7. "Seni yol bilmez bulup da." Bu, önceki cümlenin özet olarak ifade ettiği mânâ üzerine bağlanmıştır. Zira olumsuz cümlede bulunan istifham-ı inkârî, olumsuzu inkâr ve olumluyu anlatmak demek olduğundan bunlar da onun özeti üzerine "vav" atıfası (bağlacı)yla bağlanmak suretiyle istifham-ı takrirî şeklinde ifade olunmuştur. ile olumsuz yapılan muzari fiiline bağlanarak onun hükmüne dahil olması da caizdir ki "Seni yetim olarak bulup barındırmadı mı ve seni yolunu şaşırmış bul up

yol göstermedi mi?" demek olur.


DÂLL, bilindiği gibi yitik, hangi yola gireceği hususunda şaşkın, yahut yanlış yola giden sapık mânâlarına gelir. "Sizin arkadaşınız şaşırmadı, azıtmadı da."(Necm, 53/2) buyurulmuş olan Resulullah (s.a.v.) hiçbir zaman akıl ve dinde sapık mânâsına "dâll" olmamıştır. ALLAH'ın birliğine inanarak yetişmiş, hiçbir puta secde etmemiş, ALLAH'tan başka ilâh tanımamış, ahlâkı temizdi, hiç bir kötü fiil işlememişti. Her hususta güvenilir kişi olarak tanınmıştı.

 Dolayısıyla şirk sapıklığı, heva ve hevese göre amel etme sapıklığı onun yüce zatından uzak idi. Yüce ALLAH onu ta baştan itibaren o gibi sapıklıklardan uzak kılmış, ona sağlam bir bakış ve görüş bahşetmişti. Bununla beraber peygamber olmadan önceki akıl ve dirayeti i le peygamberlikten sonraki ilim ve hidayeti arasında büyük bir fark vardı ki bu fark çocukluk ile ergenlik arasındaki farktan daha büyüktür. Hz. Peygamber (s.a.v.) peygamber olmadan önce de kavminin, Arap müşriklerinin dinlerindeki bozukluğu görmüştü. Karşısında bulunan Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi iki dinin çığırından çıkmış olduğunu da sezmişti. Fakat girilmesi gerekli olan ve mücerret (soyut) akıl ile idrak edilip kavranması mümkün olmayan Hak din ve şeriatının ne olması lazım geleceğini ve dünyayı sarmış olan bunalım içinden nasıl çıkılıp da Hakk'a erileceğini belirlemede şaşırmış idi.

Kitap okumasını bilmez, cihana ruh yayacak olan iman ve İslâm'ın ayrıntılı temel esaslarından "Kuşkusuz sen ondan önce ğafillerden idin."(Yusuf, 12/3),

"Sen bundan önce hiç kitap okur değildin, hala da elinle yazı yazmazsın."(Ankebut, 29/48),

"Oysa sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin."(Şura, 42/52) buyrulduğu üzere ğafil idi. İşte burada "Seni yol bilmez buldu." buyurulması, bu şekilde peygamberlikten ö nce ve çocukluk çağlarındaki gafillik ve şaşkınlık hallerine işarettir.

Yani sen, peygamberlikten önce akılların yol bulamadığı hakikatler ve şeriatlerden gafil ve yol arayan bir yitik halinde şaşkın iken Rabb'ın seni bulup seçerek hidayet buyurmadı mı? Verdiği vahiy, indirdiği kitap ile bilmediklerini bildirerek doğru yolu göstermedi mi?

ELMALI HAMDİ YAZIR TEFSİRİNDEN ALINTIDIR