53/24 YOKSA İNSAN, HER ARZU ETTİĞİNE SAHİP Mİ OLACAK? (Öyle mi sanıyor?)

  • 1 Cevap
  • 1796 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı Rahmetli

  • *
  • 1056
Necm/24 Yoksa insan, her arzu ettiğine sâhip mi olacak? (Öyle mi sanıyor?)
Her insan doğduğu anda kendisini, tercih edip-belirlemediği bir dünya içinde bulur. Ne ana babasını seçme, ne de içinde bulunduğu ortam veya sınıfı tayin etme imkânına sahiptir. Toplumun en üst kesimindeki birisinin çocuğu, en alt kesimdeki birisinin çocuğu için de geçerlidir bu sözünü ettiğimiz şey. Şefkatli bir ana baba, gaddar bir ana baba, babasız bir ana, ya da anasız bir baba kucağında bulduğu gibi, her ikisinden yoksun bir durumda bir başkalarının elinde de bulabilir insan kendisini. Belli bir yaşa kadar çoğunlukla içinde yetiştiği kabuğu benimseyen insanoğlu, daha sonra kabuğunu beğenmez hale gelir. Kendisine göre daha iyi imkânlarla donanmış diğer hemcinslerini görmeye başladığında istek ve arzuları daha iyi ve daha güzelin kendisinin olması yönünde gelişir.
Gençlik yıllarında evleneceği eşinin en iyilerden olmasını temenni eder. Mahallenin en güzeli gönlünün tahtına kuruludur, ya da en yakışıklısı. Gel gör ki bu istek ve arzusunu gerçekleştiren insanların oranı bir hayli düşüktür. Mükemmeli arama çabası bulduğuyla idare etmeye dönüşmezse sonuç kendisi için hüsrandır.
Sonra evlilik sonrası temenniler başlar. İyi bir ev, iyi bir iş ve sıkıntısız sürecek bir hayat. Burada da işler umduğu gibi gelişmez. Umduğunu bulamamanın ve yetinmenin eşiğinde buluverir insan kendisini. Ya ömür boyu düşük bir ücretle darlık içinde evini geçindirmenin çabasını sürdürür. Ya da iyi kötü evinin geçimini rahatlıkla sürdürebilecek olanlar da, işinin devamlılığını sağlamada sıkıntı yaşar ve hiç olmadık sebeplerle elindeki ve avucundakini yitiriverir.
Ve çocuklar. Başlangıçta sağlıklı ve güzel bir çocuk temenni eder insan. Bu isteği gerçekleşirse çocukları için iyi bir gelecek temennisi başlar daha sonra. Temiz, ahlaklı, ana babaya karşı itaatkâr pırıl pırıl evlatlar. Ama işler hiç te umduğu gibi gelişmez. Ya çocuksuz bir hayat, ya da hasta ve bakıma muhtaç bir evlat ile buluşuverir. Ya da sağlıklı çocuk sahibi olmasına rağmen, hiçte umduğu gibi ahlaklı ve itaatkâr evlatlar olmayabilir çocukları. Çocuklarının her an yanlış yapabileceğinin tedirginliği ile sürer gider kalan ömrü. Ya da yapılan yanlışların telafisi için boğuşmalar ile.
Okul çağına geliverir çocuklar. İyi bir okul okumaları hakkıdır. Çünkü çocukları en güzeline layıktır. Bütün güzellikler onlar içindir çünkü. Bu beklentiler kimi zaman tam istedikleri gibi gerçekleşmesine rağmen, kimi zaman da hiç ummadıkları bir sonuç onların karşısına çıkıverir. Her ana baba çocuklarının doktor olmasını hayal eder de, temizlik işçisi olarak hayatını kazanmasını beklemez. Beklemez beklemesine de, öyle bir an gelir ki temizlik işçisi olsun diye çırpınır.
Temiz ahlaklı itaatkâr evlatlara sahip olmakla biter mi sanıyorsunuz umuşlar. Çocuklarının iyi bir eş ile evlenmeleri, mutlu bir yuva kurmaları temennileridir. Ya evlenemez, ya da iyi bir eş seçemez kimi zaman çocuklar. Çocuklarının gözleri önünde hiç te hak etmediği bir eş ile ömür sürdürmelerine göz yummak, ya da o hak etmediği eşten, çocuklarının yakasını kurtarmanın mücadelesini vermekte var işin içinde.
Kısaca insanın içinde bulunduğu durum kendi kazanımlarının eseri olmakla birlikte, çoğu zaman kendi elinde olmayan gelişmelerin neticesi olarak oluşur. Burada kaza ve kader adına bir yazı yazmak değil amacım. Karşılaştığımız her durumda Rabbe dönüşün, O’na yönelişin gerçekleştirilmesi bizden istenen. İsyankâr bir bakış açısıyla başa gelenleri değerlendirmek ile beterin beteri de var diyerek olaylara bir sınama bir deneme olarak bakabilmek. Karşılaştığımız her durumda duruşumuz önemli. Yapmamız gerekenleri yaptıktan, yapabildikten sonra sonucun lehimize ya da aleyhimize gerçekleşmiş olmasının ne önemi var? Sonuçta biz Rabbimizin bizden istediği biçim ve şekilde davranıyor muyuz? O önemli. Karşılaştığımız her türlü zorluk, taşımakta zorlandığımız her türlü yük bilmeliyiz ki bize Rabbimizin yükledikleridir. Yükümüzü ve taşıdıklarımızı gözden geçirmeliyiz sürekli. Sırtımıza alıp taşıdığımız yüklerin hangisi Rabbimizden, hangileri bizim lüzumsuzluklarımız. Hiç kimse bırak bir başkasının hayat çizgisine ve nasıllığına müdahale etmeyi, kendi hayatı ve yaşadıkları üzerinde bile ne kadar seçici? Karşılaştığımız hangi olay bizim tercihlerimizin ve temennilerimizin ürünü.
Başarılı olmanın sırları türünden bir sürü gevezelik yapanların söyledikleri bir tarafa, Rabbimiz insanın sürekli kıyam halinde ve koşuşturma içinde olmasını istiyor. Bu uğraşısının asıl amacının da ötede elde edeceği sonsuz mutluluk/cennet olması gerektiğini belirtiyor. Bu uğraşı neticesinde karşılaştığımız zorluk ve sıkıntılara tevekkül ile yaklaşmamızı, vazgeçmememizi, direnmemizi/sabretmemizi istiyor. Biz biliyoruz ki ana ve babalarımız mümin ve müslüman kişiler olmayabilir, ama biz İbrahim gibi durabilmeliyiz onlara karşı. Eşlerimiz de hakeza. Hz. Nuh ve Hz. Lut peygamberler gibi ya da Firavunun karısı gibi duruşumuz önemli. Bir baba olarak Hz. İbrahim, Hz. Yakup gibi durabilmeliyiz. Bir oğul olarak Hz. İsmail, ve Hz. Yusuf gibi durabilmeliyiz. Bir kardeş olarak ta Hz. Yusuf gibi...
İyilik su gibidir, içmeyen ölür...

Alıntı
Sonuçta biz Rabbimizin bizden istediği biçim ve şekilde davranıyor muyuz? O önemli. Karşılaştığımız her türlü zorluk, taşımakta zorlandığımız her türlü yük bilmeliyiz ki bize Rabbimizin yükledikleridir. Yükümüzü ve taşıdıklarımızı gözden geçirmeliyiz sürekli. Sırtımıza alıp taşıdığımız yüklerin hangisi Rabbimizden, hangileri bizim lüzumsuzluklarımız

TEŞEKKÜR EDERİM RAHMETLİ KARDEŞİM, AYETİ ÇOK GÜZEL ÖRNEKLERLE AÇIKLAMIŞSINIZ. TEFSİR ANLAŞILDI SANIRIM.

Bir insan Karunun zenginliği kadar da zengin olsa  Mal ve servetiyle , aklı ve zekasıyla en üst olsa dahi isteyipte elde edemediği  ve edemeyeceği pek çok şeyleri olacaktır