MÜSLÜMAN DOĞRUYU ARAYANDIR... 72/14

  • 4 Cevap
  • 2380 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı Rahmetli

  • *
  • 1056
MÜSLÜMAN DOĞRUYU ARAYANDIR... 72/14
« : 16 Mart 2009, 04:23:15 ÖS 16 »
MÜSLÜMAN DOĞRUYU ARAYANDIR... 72/14
Dinde zorlama (ve baskı) yoktur.  Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir. Bakara/256

İnsan ile onu var eden arasındaki ilişkinin adıdır din. Var edeni tanıyarak hayatına çekidüzen verenlerin dinidir İslam.(5/3) İlahi bilgiden yoksun insanın kendisini var edene göre bir hayat oluşturması, kendisine var edenin isteği doğrultusunda çekidüzen vermesi mümkün değildir. Bununla birlikte ilahi bilgiden mahrum insanın Allaha karşı sorumluluklarının neler olduğu hep zihinleri kurcalamış durmuştur. Sahip olduğu potansiyel (akıl) sebebiyle, içinde bulunduğu toplumda aynı eşit şartlara sahip olmalarına rağmen, çoğunluğa göre daha pozitif tutum sergileyen insanlar ile hayvandan daha aşağı bir tutum içinde bulunanlar... İnsan denen varlığın böylesi farklı iki zıt kutupta bulunmalarına neden olan şey nedir?

İnsanı her şeyin sahibi ve var edicisi Allah’ı tanımaya, kudretini idrak etmeye sevk eden her şeye Rabbimiz ayet ismini vermektedir.(2/164) Ayet yani işaretler. Bu işaretler kitabın içinde var olan ilahi bilgilerin yanı sıra Allahın yer ve göklere serpiştirdiği, kudretinin izleridir. Kişi oğlu yine Rabbinin fıtratına koyduğu melekeler ile o izleri takip ederek, sahipsiz olmadığının farkına varır. Yüce güç ve kudret karşısında ne olduğunun farkına varır, ona sığınmanın ona yaslanmanın ve yönelmenin yollarını arar. Bu arayışta insanı, yaratan Rabbin rızasını nasıl kazanacağının sorusu meşgul eder. Allaha ulaşmanın bin bir türlü yolu serilmiştir önünde. İyi de hangi yol Rabbe giden yoldur?

Rabbin rızası insanın sadece kendisine kul olmasıdır. Allahın kullarını kendilerine kul ederek onları sömürmeyi gelenek haline getiren bir takım odaklar, haliyle Allaha kulluk yolunu tahrif etmenin, Allaha iman eden ve onun rızasını kazanmak isteyen insanların bu samimi isteklerini kendilerine bir menfaat ve kazanım aracı haline getirmenin mücadelesini verir. Ve bu insan avlama mücadelesinde kullandığı en etkin silah dindir.(31/33) Kendisi Allahın seçtiği özel bir kul ve gösterdiği yol en kutlu yoldur. Bu özel kulların ve gösterdikleri yolların haliyle sayısı da azımsanamayacak kadar çoktur. Böylesi karmakarışık ve sayısı belirsiz yol karşısında insanın aklına gelen sorular...

Hangisi doğru?

Ya da bütün bunlardan daha doğru olan mutlaka olmalı ama nerde?

Tüm bu bocalama ve şaşkınlık halini ‘Dall’ dalalet olarak tanımlamaktadır Rabbimiz. İlahi bilgiden uzak olma hali. Issız çölde dal başına ayakta kalabilme ve tutunabilme çabası içinde ne yapacağını bilmezlik durumu...

İlahi bilginin Resuller aracılığıyla insanlara ulaşmasının ardından, Allahın yer ve göklerdeki ayetlerini izleyen biri için Resulleri kabul etmek hiçte zor değildir. Sadece Allaha kul olmaları için yaratılan insan, gerçek izzet ve şerefin yolunu gösteren ilahi bilgiyi duyduğunda göstermesi gereken duyarlılığı gösterir.

TEVHİDİN İLK RÜKNÜ: LAİLAHE İLLALLAH

Egemenliğin yalnızca yer ve gökleri var edene ait olması gerektiğinin bilinci. Bu bilinç Rabbimizin insana ilk başlangıçta yerleştirdiği bir nüvedir. Doğallığını koruyan ve fıtratı dış etkenlerden bozulmayan insan, pekâlâ her şeye hükmünü geçiren bir gücün varlığına iman edebilir. Allahtan başka hiçbir güce boyun eğmeme, kulluk etmeme bilinci mevcutlar içinde en doğrunun ne olduğu konusunda kendisini araştırmaya sevk eder.

TEVHİDİN İKİNCİ RÜKNÜ:MUHAMMED’EN RESULLULLAH

Doğruyu arayışında insanın elindeki en geçerli kriter, Allahtan başkasına boyun eğmeme izzet ve şerefidir. Kendisine sunulan her yol ve yöntem bu kriterle değerlendirilmeye tabi tutulduğunda hem yolun kendisi, hem de yolu insana sunan Allahın nasıl bir varlık olduğu (sıfatları), gidilecek yolun, yönelecek varlığın mükemmelliğini ortaya koyar.Ve en doğruya iletme görevini üstlenen ve insanı yeryüzü serüveninde yalnız ve dal başına bırakmayan Rabbimiz, sonsuz rahmeti gereği içlerinden birilerini yollarını aydınlatacak bilgiyle gönderirde kullarını şaşkınlıktan kurtarır. Resullerin doğruluğunun ölçümü getirdiklerinin çelişkisiz olmasıdır. Varlık aleminin varoluş kaynağıyla aynı olmalıdır. Yer ve göklerdeki Rabbimizin kudret ayetleri, kitabın ayetleriyle çelişmez. Yol belli olduktan sonra insana düşen o yolda sebat etmesidir.

UYARICILAR

Yol gösteren, kılavuzluk eden, irşad eden, öne düşen, imamlık eden her kim varsa gidilen yolda uyanık davranan, arkasına takılan kendisine tabi olan kişileri kurda kuşa yem etmeden, salimen varılacak menzile ulaştırandır. Yol boyunca takip edilen kişide dahil herkes bilir ki yol Allahın yoludur. Bu yolda öne düşen kişi ne ise en arkadaki kişi de odur. Körü körüne bir bağlılıktan ziyade, birlik ve beraberlik içinde bir arada bulunmanın sembolüdür imama tabi olma. Güden, gözü kapalı her nereye sürerse peşindekileri oraya sürükleyen imamda, ona uyan toplumda Allah indinde makbul değildir. Uyarıcılar böylesi durumda toplumu da uyulan imamı da doğru olana çağırır, doğru olanı hatırlatır. Yol boyunca yapılan yanlış tutum ve davranışlar istikametin yönünü değiştirebilir. İstikametin değiştiği anlarda, varılacak menzilin asıl gidilen menzil olmaktan çıktığını hatırlatan, asıl menzili ve yol boyunca doğru davranılması gerektiğini hatırlatır uyarıcılar.
Uyarı doğru ortada olduğunda ya da doğru ortaya çıktığında yapılandır. Doğru ile yanlışın iç içe girdiği, ortamın grileşip bulandığı bir ortamda, kim haklı kim haksız, kim doğru kim yanlış karıştığı bir dönemde uyarıcılar kendilerini sahih bir kaynağa yaslayarak uyarılarını yapmak durumundadırlar. Böylesi bir kaynağa yaslanmayan kişinin uyarıları toplum nezdinde kendisini bağlar. Dikkate alınmaz. Kitap nedir iman nedir bilmeyen bir topluma, o toplumun bir ferdinin isterse haklı çıkışları olsun, kimi bağlar ki? Doğru ve sahih bilginin ulaşmadığı toplumlarda, toplum fertlerinin ne ile sorumlu tutulacağı önemlidir.
Uyarıcılar insana kim olduğunu hatırlatır. Yaratıcıyı tanıtır. Varoluş sebebini ona bildirir. Nasıl bir tutum içinde olması gerektiğini ona öğütler ve yanlış yapana sonucun kötülüğünü göstererek onu sakındırır. Bu bütünlüğü üzerinde bulundurmayan kişi uyarıcı niteliğine haiz değildir.

Doğrular Allahın elindedir. İnsanın doğruyu arama gayret ve çabasıyla doğru orantılı Allahın da o insana doğruyu ulaştırması söz konusudur. Bir adıma on adım, yürüyerek gelene koşarak gitme... Hidayet diye adlandırılan doğru üzere olma hayatın her alanını ve ömrün her saniyesini kuşatan bir durumdur. Hayatının her anında doğru davranışlar sergileme arzusu içinde olan ve en doğru davranışı ortaya koymaya çabalayan insan tüm bu uğraşısında Rabbinin rızasını gözetir. Her hareket ve davranışında O’nun rızasını umar. Rabbin rızasını kazanma onun yap dediğini yapmak, yapma dediğini yapmamaktır. Emredileni yerine getirip yasaklarından kaçınmaktır.

Ve asla bir başkasını hayatına hükmedici olarak karıştırmamak böylesi kişileri tanımamaktır. Bu iman etmenin gereğidir...

İyilik su gibidir, içmeyen ölür...

*

Çevrimdışı m.ufukalp

  • Mehmet Ufukalp
  • ***
  • 423
Ynt: MÜSLÜMAN DOĞRUYU ARAYANDIR... 72/14
« Yanıtla #1 : 17 Mart 2009, 09:50:44 ÖÖ 09 »
Alıntı
Ve asla bir başkasını hayatına hükmedici olarak karıştırmamak böylesi kişileri tanımamaktır. Bu iman etmenin gereğidir...

Hayatta şu cümleyi uygulamak mümkün müdür acaba? Ya da böyle bir yargı ne kadar rızai ilahiye uygundur.

Evvela insan toplumsal bir varlık olduğundan dolayı, kendisinin hiçte koymadığı veya arzulamayabileceği bir çok konuda toplumsal kural ve kanunların hakimiyetine boyun eğmek zorundadır. Böyle olunca da doğal olarak hayatına başkasını hükmedici olarak tanımak zorunda olduğu anlaşılmaktadır. Kırmızı ışıkta geçmeyi birey bir kanun olarak koymamıştır. Bu hakimiyeti kabul etmek zorundadır. Bu basit bir örnek. Milyonlarca örneği vardır. Bir ev yaparken bile birey özgür değildir, belediyenin emirlerine uymak zorundadır. Belediyeyi hükmedici olarak kabullenmek zorundadır. Sağlığı konusunda doktorun emirlerine uymak zorundadır. Onu hükmedici olarak kabullenmek zorundadır.
Acaba sadece din konusunda mı hükmedici kabullenmek gerekmiyor yoksa. Oysa Rabbimiz sizden olan Ululemre itaat edin diye buyurmuyor mu? Bilmiyorsanız zikr ehlinden ilim ehlinden sorun demiyor mu? Yoksa sormanıza gerek yok, size de akıl verdim, sakın onlara sormayın mı diyor.

*

Çevrimdışı Rahmetli

  • *
  • 1056
Ynt: MÜSLÜMAN DOĞRUYU ARAYANDIR... 72/14
« Yanıtla #2 : 17 Mart 2009, 12:19:01 ÖS 12 »
En genel anlamda hükmedici ve kural koyucu olarak Allahtan başkasını tanımamanın Kurani ifadesi Araf suresinde adı zikredilen peygamberlerin ortak ifadesinde net bir biçimde ortaya konmaktadır. "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. " 7/59,65,73,85

Allahtan başka Rab ve ilah kabul etmemenin en net açılımını Adiyy b.Hatem'in Tevbe/31 deki ayetde din adamlarını Rabler edinmenin ne anlama geldiğini sorması ve Resulullahın ona verdiği cevapta bulabiliriz.

"Allahın haram kıldıklarını (yasakladıklarını) o din adamları helal kılmış (serbest yapmış), Allahın helal kıldıklarını (serbest bıraktıklarını) o din adamları haram kılmış (yasaklamışlardır). Onların bu yapıp etmelerini meşru görmüş ve onlara uymuş olanlarda adı geçen din adamlarını Rableştirmişlerdir. 
Bu bakımdan Rabbimizin sınırlarını ihlal eden her kişi ve kuruma karşı direnmek zorunda müslüman olanlar. "Allaha masiyette (isyanda) kula itaat yoktur." Emredicinin kim olduğunun yanında neyi emrettiği de önemlidir.

Yanlışa saptığında başlarındaki emiri kılıçla doğrultma bilincini taşıyan kullardan olmak aslolan.

Yoksa gündelik hayatımızda işlerimizi kolaylaştıran trafik kuralları gibi düzenlemelere uymakla tağuta kulluk etmiş olmayız.

Uyduğumuz her işte Allahın emir ve yasaklarını ihlal edip etmediğimizi sorgulamalı, ona göre davranışlarımıza yön vermeliyiz.
Ama unutmamalıyız ki kendilerini mutlak emredici hükmünde gören her zorba tağutu da tanımamak, onu meşru saymamak durumundayız.
Selam ve dua ile...
İyilik su gibidir, içmeyen ölür...

*

Çevrimdışı m.ufukalp

  • Mehmet Ufukalp
  • ***
  • 423
Ynt: MÜSLÜMAN DOĞRUYU ARAYANDIR... 72/14
« Yanıtla #3 : 17 Mart 2009, 01:33:18 ÖS 13 »
Peygamberimiz toplumu sevk ve idare ederken her saniye Kuran ayeti iniyor değildi. Neydi vakıa, peygamberimizin emirleri Allahın emirlerine tam uygun olduğu için Allahın emirleri sayılıyordu.
Topluma yön verenlerin emirleri eğer Kurandan İslamdan kaynaklanıyorsa ve bunlara zıt değilse, bunların emirlerine uymak Allaha uymaktır.
Din adamlarını Rabler edinenlerin durumu şuydu: O din adamları Allahın emretmediği, razı olmadığı, heva ve heveslerinden kendi yanlarından hükümler uyduruyor, ilahi ahkamı değiştiriyor üstelik buna da yine ilahi ahkammış gibi halka lanse ediyorlardı. Böyle bir durumda elbetteki onlar rablık yapmış oluyor ve onlara tabi olanlarda şirk koşmuş oluyorlar.
Peygamberlerin, İmamların, gerçek İslam alimlerinin Kuran ve Sünnete uygun emirlerine tabi olmak Allaha tabi olmaktır. Onları rab ittihaz etmek demek değildir.

Kaldı ki, tağutlar insanlara zorla kulluk yaptırmaya çalışmaktadırlar. Müslümanlarda Kuran ahkamının uygulanmadığı bir toplumsal yönetim içerisinde istemeden de olsa bu tağutların kurallarına uymak zorunda kalmaktadırlar. Eğer bunu isteyerek yapsalardı müşrik olurlardı elbette. Ama istemeyerek uymak zorunda oldukları için müşrik değildirler. Mesela bu satırları yazan siz bile, evinizin tapusunu, kim olduğunuza dair nüfus cüzdanınızı tağuti rejimin kayıtlarından almak zorunda değil misiniz? Daha nice şey.

*

Çevrimdışı Rahmetli

  • *
  • 1056
Ynt: MÜSLÜMAN DOĞRUYU ARAYANDIR... 72/14
« Yanıtla #4 : 18 Mart 2009, 09:50:28 ÖÖ 09 »
İfadelerinizde konuyu farklı değerlendirdiğiniz aşikar. Resulullah aleyhissalatu vesselamın ağzından çıkan her sözün Allahın emri gibi algılanması fikri çok yanlış. Bizler biliyoruz ki zaman zaman ashab "bu senden mi yoksa Allah'tan mı?" diye Resulullaha soru soruyorlar. Müslüman bir toplumun dirlik ve düzeninin sağlanması için içlerinden o topluma vaziyet eden, imamlık yapan ululemrin bulunması şarttır. Başa geçen seçilen mutlaka o toplumun bilgi ve fazilet bakımından önde olanlarından olmalıdır. Buna rağmen baştaki kişiye kayıtsız şartsız teslimiyetin olması düşünülemez. Ululemre itaat eden mümin ve müslümanlar Allahın emir ve yasaklarını dikkate almalı, aykırı bir uygulama söz konusu olduğunda müdahale etmeli ve gerekirse itaat etmemeleri gerekir.
Egemenliğin yalnızca ve sadece Allah'a aidiyeti, O'nun hükümlerinin tartışmasız uygulanmasıyla mümkündür. Böyle olmayan toplumlarda egemenlik Allah'tan başkasına tahsis edilmiş, içinde Allahın hükümlerine uygun hükümler bulunsada yönetim tağutlaşmıştır.
Bu durumda müslümanların yönetimi meşru görmemeleri, reddetmeleri, onaylamamaları gerekir. Bu reddediş ve onaylamama güç ile doğru orantılıdır. Tağutu kabul ettiğimizi (vatandaşlığımızı) gösteren her tutum ve davranıştan gücümüz oranında uzaklaşmak zorundayız. Tağutların hükmü altında yaşamak her müslüman için bir zillettir. Bu zilletten kurtulmak ve yaratanın hükmü altına girmek için göstereceğimiz mücadele doğrultusunda imtihanı kazanacağız. Bu bir anda olup bitecek bir şey değildir. Uzun soluklu bir mücadele ile gerçekleşir. Bu gayret içinde olan samimi ve ihlaslı insanları da cebinde cüzdanıyla tahkir edip aşağılamayı, içinde bulundukları zillete razı olanların karalama kampanyası olarak düşünüyorum. Selam ve dua ile
İyilik su gibidir, içmeyen ölür...