Haftanın Gündemi TERÖR ...

  • 43 Cevap
  • 21272 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ynt: Haftanın Gündemi TERÖR ...
« Yanıtla #15 : 16 Ekim 2008, 08:02:54 ÖS 20 »
Bu haberler bizi allak bulllak etti.
Okumaktan-düşünmekten yoruldum...

Ynt: Haftanın Gündemi TERÖR ...
« Yanıtla #16 : 16 Ekim 2008, 08:07:17 ÖS 20 »
BELGELERİ GETİRİN, YOKSA GELİR ALIRIZ

BELGELERİ GETİRİN, YOKSA GELİR ALIRIZ


Askeri savcılık, Aktütün baskınına ilişkin yaptığı haberlerle Genelkurmay'ı zor durumda bırakan Taraf Gazetesi'ne 3 gün süre vererek, belgelerin teslim edilmesini istedi

Savcılık, gönderdiği faksta, belgelerin gönderilmemesi halinde, gazeteye baskın yapılarak belgelere zorla el konulacağını da bildirdi. Askeri savcılık, Dağlıca baskınına ilişkin haberleriyle dikkat çeken Taraf'a kamuoyunda 'Genelkurmay'ın Türkiye'yi biçimlendirme planı' diye yayımladığı lahikanın ardından da faks gönderip elindeki belgeleri istemişti. Gazete, belgeleri savcılığa göndermişti. Bu arada Genelkurmay Askeri Mahkemesi, 14 Ekim'de Aktütün baskınıyla ilgili Taraf'ta yayınlanan haberle ilgili yayın yasağı kararı aldı.

*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: Haftanın Gündemi TERÖR ...
« Yanıtla #17 : 16 Ekim 2008, 08:25:02 ÖS 20 »
Belgeleri kimin servis ettiğini bilmiyor musunuz? Ne ayıp!


Bu yazıyı Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un hiddetli beyanatından bir kaç dakika sonra kaleme almaya başladım...

Aklımda şu vardı... Orgeneral Başbuğ'un hedefi kim?

Taraf Gazetesi mi? Yoksa, “doğruluğuna yanlışlığı”nı “sonra” anlayacağımız bilgileri/belgeleri “servis yapma ihtiyacı”nda olanlar mı?

Bu ilginç bir sorudur.

Taraf’ın yayını gerçekleştiği gün, Genelkurmay uzmanı bir gazetecinin (Metehan Demir) televizyonda şöyle dediğini duydum; “Benim diyen gazeteci bunların yanına bile yaklaşamaz.”

Demek ortada bir “gazetecilik” yok. Taraf’ın gazete kimliği ve gazetecilik algısı üzerine çok şey yazabiliriz, yazacağız da.

Ama en azından ve şimdilik “provokatif” olduğunu söylemeliyiz.

            *   *   *

Demir’in kastettiği, elbette bu bilgilerin servis edildiği.

Esasen CHP Genel Başkanı Baykal da aynı görüşte; “Bu kadar öfke bir gazeteye yönelik olamaz. Bu, bilgiyi servis yapma ihtiyacında olanlara yöneliktir”.

Gerçekten kim bunlar? Amaçları ne?

           *   *   *

Bugün jeo-stratejik dünya mimarisi, belki soğuk savaş döneminde olmadığı kadar karışık. Kimilerine göre ABD ve Rusya, Avrupa’yı stratejik bölgelerden itekliyor.

Kimilerine göre ise Avrupa ve Rusya, ABD’yi öteliyor.

Ben ikincisini daha akil buluyorum.

Bugün Avrupa, Rusya ile uzlaşma ihtiyacı içinde. Gelinen noktada ABD, sandığı kadar güçlü kozları olmadığını anlamış bulunuyor.

Durum, Avrupa ve Rusya’da Washington politikalarının tersine rüzgar estirirken, Ortadoğu’da da farklı değil. Amerika, yakın müttefikleri tarafından tersleniyor.

Bazı ABD’li akademisyenlere göre, bu durumun somut örneklerinden biri Eylül ayı başında Fransızlarla Rusların yaptığı anlaşma.

Anımsanacağı gibi Kafkas krizinde, AB Dönem Başkanlığı’nı yürüten Fransa, Gürcistan’a AB’den gözlemcileri sokmayı başardı.

Güney Osetya ve Abhazya’ya karşı güç kullanılmayacağına dair AB garantisi verilince, Ruslar Gürcü topraklarından çekildi. Rusya da, Güney Osetya ve Abhazya’yı tanıdı.

Ama Gürcistan’ın toprak bütünlüğüne ilişkin bir mutabakat olmadı. Böylece ABD, Avrupa ve Rusya arasında gerçekleşen anlaşma ile Gürcistan’da açık biçimde kaybetti.

Zaten Rusya Devlet Başkanı Medvedev, “Amerika’yı Gürcistan’ın Güney Osetya’ya girmesini onaylamakla suçladı, Avrupalıların ‘doğal ve en önemli ortakları’ olduğunu ilan etti”!

            *   *   *

Şimdiye değin açıklığa kavuşturulmayan nokta ise şu…

ABD Gürcistan’a ekonomik yardım yaparken, neden askeri yardımda bulunmayıp, Rusya’yı da yaptırımlarla cezalandırmadı?

Bizim matbuatta yer bulmadı ama temiz bir yanıtı var! Savunma Bakanı Robert Gates’in soruya verdiği yanıtı manidar buluyorum; “eğer fazla aceleci davranırsak, izole edilen biz olabiliriz”!

Sanırım dengeleri ve tarafları açıklıyor.

            *   *    *

Gelelim Ortadoğu cephesine…

Irak’taki rezilliği açıklamaya ihtiyaç yok ama, bir-iki parantez açalım.

Bağdat lideri El Maliki, ABD askerlerinin ülkede kalması konusunda oldukça sert çıkışlar yapıyor. Anlaşmaların süresi bu 31 Aralık’ta bitiyor. Amerika’nın ayrıcalıkları sürecek mi, sürerse ne kadarı meçhul.

Afganistan’da ise durum daha vahim. Devlet Başkanı Karzai, ABD özel birliklerinin bombalama olayına öyle kızdı ki; “ABD ve NATO askerlerinin ülkedeki varlığının yeniden gözden geçirilmesi gerektiği”ni söyledi.

            *   *   *

Afganistan’daki duruma "vahim" yazdığım için Pakistan’a ne yazacağımı bilemiyorum!

Başkan Bush, istihbaratçılarının ikaz ve itirazlarına rağmen, Afganistan’dan Pakistan’a geçen Taliban’a ‘sıcak takip’ yapılması emrini verdi.

Tabii karşılığı daha sert oldu. Pakistan Genelkurmay Başkanı Ashfaq Kayani, “askeri güçlerinin Pakistan’ın egemenliğini her pahasına savunacağı” sözlerini zikretti.

Oysa Washington Kayani’ye, ülkedeki "sağlam adamı" olarak bakıyordu! İşin ciddiyetiyle ilgili son bir dipnot vereyim.

Pakistan’da ABD’nin durumu o kadar kötü ki, 18 Eylül’de “Open Democracy” yazarları, “Pakistan: Yeni Cephe” manşetini attılar!

           *   *   *

Artık önümüzde şöyle bir ABD duruyor; Kafkaslar’da sıkışmış, Gürcistan’dan sürülmüş, Irak, Afganistan, Pakistan’da kriz yaşayan, Avrupa ve Rusya ile rakip, Suriye ile zaten limoni, dahası, evet dahası Araplarla da sırat köprüsünde, yaldızları dökülmeye başlamış bir süper güç!

           *   *   *

Bakın alakasız görünen bir bilgi daha…

Eylül başında, emimin hatırlıyorsunuz, CERN deneyi yapılacaktı. Kısmen yapıldı da.

1990’dan hemen sonraya kadar ABD, moleküler fizikte liderdi. Ama, “soğuk savaş bitti, jeopolitik avantaj getirmez” diye savsakladılar. Şimdi ABD, Avrupa’dan sonra ikinci sıradadır.

           *   *   *

Bunları, yaşanan ABD merkezli ekonomik kriz minvalli olarak yazmıyorum. Çünkü finansal krizin ABD liderliğini sorgulayacağını düşünmüyorum. Başka sonuçları olacak.

Acaba krizin yarattığı likidite sorununda, Arap ülkelerinin ABD’den çektiği paraların katkısı ne?

Ya da bu parayı nereye aktarıyorlar. Türkiye’ye olabilir mi? Körfez menşeli petro dolarların, hükümet yetkililerin açıklamalarına göre krizin ülkemizi az-çok ıskalamasında etkisi ne? Neden?

ABD’nin küresel ölçekli sıkışması elbette sadık müttefiklerini de üzüyor olmalı. İngiltere ekonomik açıdan İsrail politik açıdan kötü hissediyor olmalı.

        *   *   *

“Kim, neden servis ediyor” diye sormuştuk.

Türkiye’nin bu karmaşık oyundaki konumu ne?

Kimin neden yaptığını bilmiyoruz... Ne ayıp!
Not font kurbaa

*

Çevrimdışı şimal

  • ***
  • 398
Ynt: Haftanın Gündemi TERÖR ...''Eyvah ki eyvah''
« Yanıtla #18 : 17 Ekim 2008, 02:24:42 ÖÖ 02 »


Eyvah ki eyvah, ya bunlar da doğruysa


Meğer “PKK kampları bizim için BBG evi gibi…” diyen mütekait Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt haklıymış.

Boşuna günahını almışız!

Aktütün'de saldırıya uğramanın kızgınlığıyla hemen herkes “Hani BBG eviydi paşam…” gibilerinden sitem etmişti ya, onu diyorum.

Teröristlerin baskından önce de, baskın sırasında da naklen izlendiği çıktı ortaya.

Hemi de taşıdıkları silahın cinsinden, silahları taşıyan katırların kuyruğuna konan karasineğe kadar.

Üstelik bir ay boyunca…

Orgeneral İlker Başbuğ da itiraz etmiyor buna.

Balıkesir Astsubay Meslek Yüksekokul Komutanlığı'nda dün yaptığı konuşmada, Aktütün saldırısına ilişkin inceleme başlatıldığını beyan etmesi zımnen de olsa bunun göstergesi değil mi?

Yoksa Bayrak Tepe'deki çatışmayı terör örgütünün intihar saldırısı şeklinde değerlendirmekle yetinmez, bu vahim iddialara açık seçik bir şekilde itiraz ederdi.

En azından, yok böyle bir şey derdi.

Saldırının ardından Orgeneral Hasan Iğsız'ın yaptığı açıklamada, ABD ile istihbarat akışında sorun olmadığını belirtmesi de, “yok böyle bir şey” denilmesine engel zaten.

Anlaşılan o ki, saldırıdan haberdar olunmuş ama her ne hikmetse gerekli tedbir alınmamış.

İster ihmal, ister koordinasyon eksikliği denilsin sonuç itibariyle ortada bir “sorun” olduğu besbelli.

Genelkurmay Başkanlığı'nın Aktütün'ü incelemeye alması da bunun kanıtı.

Sorunun olduğu her yerde, soru da olacaktır.

Soruna rağmen soru olmaması doğal değildir çünkü.

Dolayısıyla, Sayın Başbuğ'un bu kadar öfkelenmesine gerek yok. “Herkesi dikkatli olmaya ve doğru yerde bulunmaya davet ediyorum…” ifadesi biraz ağır kaçmış.

Tamam, PKK'yı başarılı gibi gösteren bilgi, belge veya haberlere yer vermek yanlış.

Genelkurmayın yaptığı açıklamanın hilafına, o kadar değil, bu kadar terörist öldürüldü demek, “psikolojik savaş” çerçevesinde doğru yerde durmamanın ifadesi olabilir.

Her türlü eleştiriyi yapabilir, günler öncesinden izlendiği halde teröristlere niçin engel olunmadığını sorabilirsiniz.

Lakin çatışma devam ederken Mehmetçiğin mücadele azmini tavsatacak yayınlar yapamazsınız.

Daha açık bir şekilde söylemek gerekirse:

Teröristlere 23 zayiat verdirildiği Hasan Iğsız Paşa'nın ağzından kamuoyuna duyurulduğu halde, siz kalkıp da, “Rapordaki bilgilerle bu açıklama arasında da çelişki var. Zira raporda 'PKK'nın 30 civarında zayiat verdiği değerlendirilmektedir' açıklamasından hemen sonra sadece 5 PKK'lının ölü olarak ele geçirildiği bilgisi yer alıyor…” derseniz, niyetiniz Genelkurmay'ın 'karartma' yaptığına vurgu yapmak olsa da, nihayetinde terörün ekmeğine yağ sürersiniz.

'Yorumunuz' hangi resmi rapora dayanırsa dayansın, durum değişmez.

Çünkü terör de, terörle mücadele de devam ediyor hâlâ.

Gelgelelim iddialar sadece bundan ibaret değil ki!

“Höt zöt”le geçiştirilemeyecek haddinden fazla vahim iddia var.

Mesela, en ince ayrıntısına kadar izlendiği halde teröristlere vaktinde müdahale edilmemesinin adamakıllı cevabı verilmeli.

Bu ve buna benzer hususlarda Dağlıca'dan beri ikna edici hiçbir açıklama yapılmadı maalesef.

Bekliyoruz…

Anasının yaşmağının kokusuna hasret giden, kontörü olmadığı için babasıyla iki çift laf edemeyen, yavuklusunu görmeden toprağa düşen şehitlerimizin hakkı için bekliyoruz.

Saldırıya vakitlice müdahale edilmediğinin belgelerini kimin sızdırdığının veya bu belgeleri kimlerin yayınladığının bu saatten sonra kamuoyu nezdinde hiçbir önemi yok. “Ya bunlar doğruysa” kuşkusu doğdu bir kere.

Ayrıca, söz konusu iddiaları dile getirmeyi tetikçilik veya vatan hainliği gibi saçma sapan suçlamalarla değil, ancak ve ancak akan kanın durdurulması konusunda gösterilen gayretin ifadesi olarak değerlendirmek gerek.

Bir ay boyunca izlenen teröristler 350 kişiyle güpegündüz baskın yapacak, 17 askerimiz bu saldırıda şehit olacak ama tek bir soru sorulmayacak, he mi?!

Hiç öyle şey olur mu?

Umarsızlığın adı ne zamandan beri vatanseverlik oldu?


 Salih Tuna

 

*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: Haftanın Gündemi TERÖR ...
« Yanıtla #19 : 01 Kasım 2008, 10:58:09 ÖS 22 »
Aslında gündemden düşmeyen ve böyle giderse uzunca bir süre daha düşmeyecek ana gündemlerden biridir Terör ...
Sonuçta Turkiyenin dogusu ile batısı arasında ekonomik ve sosyal uçurum kapanmadıkca çözelemeyecek bir konudur bence ..
Hoş bu uçurumun kapanması içinde Terörün bitmesi gerekmektedir ama ...
Buda Turkiyenin paradoksu sanırım ...
Evet sözüm bizim mahalleye ..
Son günlerde artan kalkışma hareketleri sanırım bizimkilerin çenesini azda olsa kapadı ..
En azından bizim muhitin sesi olan bir takım haber siteleri artık yer vermez oldular konuya ...
Çunku "düşmanımın düşmanı dostumdur " mantıgıyla hareket eden ..
Mazlum Kürt kardeşlerimiz söylemini yanlış kullanalarak PKK ve DTP agzına düşen bu siteler ..
Son olayların hiçde mazlum Kürt kardeşlerimiz edebiyatına sıgmadıgını farkettiler ...
Baktılarki minare kılıfa sıgmıyor usul usul bırakmaya başladılar bu söylemleri ..
Evet Mazlum Kürt kardeşleri söyleminde herzaman haklı tarafları vardı gerek PKK nın gerekse DTP nin ...
Ama muradları Mazlumu savunmak olmadı , çunki beslendikleri damar Kürt Halkı degildi ...
Ve nitekim son eylemleriyle neyin peşinde oldukları veya çözümü nerede aradıkları oldukca aşikar bir şekilde çıkıyor meydana ...
Sadece ürettikleri Şiddet ve karmaşa ...
Buna çanak tutanlar bizim muhitte bile olsalar bu kanalizasyonda bogulacaklarını anladılar ...
Bakalım son gelişimeler neye gebe ..
Ne zaman sonlanacak görecegiz ...
Kısa vadede seçimler gibi görünsede , uzun vadede gerçek emellerine ulaşamayacaklarını anladıkları vakit bitecektir bu karmaşa , kalkışma ..
Selamlar ...
Not font kurbaa

*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4811
  • Dosdoğru ol!
Öcalan: “PKK’yı Devlet Adına Kurdum”
« Yanıtla #20 : 06 Kasım 2008, 08:31:40 ÖS 20 »
evet uzun .. ama okuyun derim

Öcalan: “PKK’yı Devlet Adına Kurdum”
By Aisha Benghazi on Kas 5, 2008 in Basın günlüğü, Ergenekon, Terör

Uzun yıllar yaşadığı İsviçre’den dönüp Diyarbakır’a yerleşen İbrahim Güçlü, PKK ve Abdullah Öcalan’a yönelik eleştirileriyle dikkat çeken bir isim. Aksiyon’a konuşan Güçlü, Ergenekon, derin devlet ve PKK üzerine ilginç değerlendirmelerde bulundu: “Ergenekon dünkü çocuk, Abdullah Öcalan derin devletin adamıdır. Bu iş İttihatçılar’a kadar uzanır.” 
 
 Uzun yıllar İsviçre’de yaşadıktan sonra memleketi olmamasına rağmen Diyarbakır’a yerleşen İbrahim Güçlü, aykırı çıkışlarıyla zaman zaman Türkiye’nin gündemine geliyor. Kürt meselesinin çözümünde kendince geliştirdiği modeller bir yana, PKK ve onun lideri konumundaki Abdullah Öcalan’a yönelik eleştirileri de dikkat çekiyor. İki yıl önce yine gergin bir ortamda Aksiyon’a konuşan Güçlü, o tarihlerde cesaret isteyen ‘Derin PKK ile derin devlet birlikte’ sözünü söyleyerek ezber bozmuştu. Güçlü, aradan geçen zaman zarfında ne kadar haklı çıktığını ve olayın daha derinlerde olduğunu anlatıyor bu sefer. Ama Ergenekon konusunun biraz da üstüne çıkarak… Zira İbrahim Güçlü’ye göre, Öcalan’ın devletle ilişkisi Ergenekon’un çok üstünde. Kapatılan Kürt-Der’in başkanı, eski İşçi Partili, Rizgari Dergisi’nin kurucusu ve HAK-PAR üyesi Güçlü, yine çarpıcı açıklamalar yaptı.

- Daha önce ‘derin devlet’ ile ‘derin PKK’nın birlikte olduğunu” söylemiştiniz. Ergenekon iddianamesinde PKK’nın bu yapı ile güçlü bir şekilde irtibat hâlinde olduğu ortaya çıktı. Siz buna şaşırdınız mı?

Doğrusu çok şaşırtıcı bulmadım. PKK, demokrasi karşıtı kamplaşmanın içindedir. Kendi içindeki muhalefete karşı da böyledir. Yapısında demokrasi ve özgürlük yoktur. Bütün bir milleti tek bir kalıp altına sokmak istiyor. Bu yönüyle derin devlete benziyor. Dolayısıyla PKK’nın vizyonu ile derin devletin vizyonu aynıdır, ortaktır. Bu sadece istihbarat alışverişi anlamında değil. Derin devlet, tekçidir; tek milleti, tek ideolojiyi dayatır. Bu da Türk milletinin tamamını değil, elit bir kesimi temsil ediyor. Geliştirdiği resmî bir ideolojisi var, o da Kemalizm’dir. Egemen sınıfların tamamı yoktur bu yapının içinde. Sadece kendisiyle bütünleşen kesimi temsil ediyor. İş dünyası, aydın kesim ve üniversite var. PKK’ya baktığımızda da durum budur. PKK’nın tek bir ideolojisi vardır. Bu, bildiğimiz, alıştığımız bir ideoloji değildir. PKK’nın ideolojisi de Apoizm’dir.

- Bunu nasıl tanımlayacağız?

Millet ikinci derecededir. Öcalan birinci olandır. Kürtler önemli değil. Onun çıkarları geçerli. Herkes ona tabidir. Tıpkı milletin derin devlete tabi olması gibi. Öcalan üzerinden politika üretiliyor, proje geliştiriliyor. Kürt milleti için proje yoktur ya da ikincil durumdadır. Derin devlet Kuzey Irak’taki yapıya karşıdır, PKK da karşıdır. Öcalan bunu açıkça ifade etmiştir. Bu, derin devlet ile olan ilişkisi dışında biraz da şahsı ile ilgili bir durumdur. Onu yapacaksa, o yapmalı. Kürdistan’ı Öcalan inşa etmelidir. Bu nedenle kendisi dışındaki bütün güçleri düşman ilan etmiştir.

- Öcalan, derin devletten kopya alarak mı PKK’yı kuruyor?

Benzeşme var. İşin başından itibaren uygulamaları, muhalefete ve diğer Kürt örgütlerine karşı davranışları, onları düşman ilan etmesi önemli ipuçlarıdır. Derin devlet, Kürt hareketini engellemek, marjinalleştirip ayrıştırmak istedi. Diğer gruplar ortadan kaldırıldı ve PKK türedi. Ama radikal, silahlı, öldüren bir güç oldu.

- Kürtlerin bir kesimini devlete düşman etme de bu projenin bir parçası mıydı?

Bu biraz izafi bir kavram. Düşman olmadan ziyade devlete benzeştirme vardı. Bu, kendisi için de geçerliydi. Birbirine benzeşen güçlerin çıkar çatışmasına girmeyecekleri anlamına gelmez. Mesela Öcalan’ın Suriye’ye gidip Suriye rejimi ile ilişkiye girdikten sonra savunduğu ideoloji farklılaşmıştır. Kürt meselesindeki söylemleriyle Türkiye ile çelişki içine girmiştir. Bu doğaldır. Derin devletin kendi içinde de çelişkileri vardır. Ergenekon derin devletin bir parçası ama bugün yargılanıyor. Çünkü derin devlet kendisinden olan bir kesimi dışlamak, atmak istiyor. Bunun için deşifre ediyor.

DTP’LİLER ÖCALAN’I DEVRE DIŞI BIRAKMAK İSTİYOR

- PKK’nın bir kesimi dışlaması biraz da bununla mı ilgili?

Öcalan, “Ergenekon’a karşı nötr olmak lazım.” dedi. DTP o noktada PKK ve Öcalan dışında bir siyaset tayin etmek durumunda kaldı. Ergenekon’a müdahil olmak istedi. Bu, Öcalan’ın düşüncesine uygun değil. Ama bunlar da değişkendir. Güçlüden yana olma durumu.

- Öcalan’ın nötr olma söylemi ile bazı DTP’lilerin ‘Ergenekon, Fırat’ın doğusuna kaymalı’ söylemi bir çelişki değil mi?

Çelişki var. Ama gerçekte Kürtlerin duygusunu bu ifade ediyor. Ahmet Türk, Sırrı Sakık ve etrafındaki arkadaşları bu işi böyle de görmek istiyor. Belki de işin arka planındakilerden haberdar değiller. Ya da haberdarlar; ancak toplumun eğiliminden yana tavır koymak istiyor olabilirler. Bunun içinde Öcalan’ın devre dışı bırakılması da olabilir. Kürt hareketi millî bir hareket hâline gelmiştir, PKK ve DTP ile sınırlı değildir. Bence Ahmet Türk bunun farkında. Kürtler de Türkler kadar hak sahibi olmak istiyorlar, iktidara ortak olmak ve iktidarı paylaşmak arzusundalar.

- PKK ile derin devlet veya Ergenekon ilişkisi, sadece istihbarat ilişkisinden mi ibaret?

PKK’nın A takımında bulunanlar ancak şu anda Öcalan ile birlikte olmayanlar, Öcalan’ın doğrudan devletin adamı olduğunu söylüyorlar. Bunun artık su götürür yanı yoktur. Bu çok deşifre olmuştur.

ÖCALAN, “PKK’YI DEVLET ADINA KURDUM” DİYOR

- Bu durumda Abdullah Öcalan derin devletin mi, yoksa Ergenekon’un mu adamı?

Ergenekon belki de daha dünkü çocuktur. Öcalan derin devletin adamıdır. Bir zihniyetin aktarımıdır. Bu iş İttihatçılar’a kadar uzanır. Öcalan’ın eylem çizgisine baktığımız zaman Türkiye Cumhuriyeti Devleti siyaseti ile örtüştüğünü ve onun çıkarlarına hizmet ettiğini görüyoruz. Dolayısıyla bence Ergenekon’un ötesinde bir durumdur. Öcalan, “Ergenekon ile ilişkilerim var, benimle görüşmek istediler.” diyor. Meseleyi başka yöne çekmek istiyor. Asıl aktörleri gizliyor.

- Derin devlet ile Öcalan ilişkisi daha ne kadar ileriye gidebilir?

Türkiye Cumhuriyeti’nde bir gelenek var. Muhalefeti içeriden kuşatmak. Ama sözünü ettiğimiz halk muhalefeti. Eğer muhalefeti kuşatmak istiyorsa içine girip yönlendiriyor. Mahir Kaynak, solun yönetimindeki bir isimdir mesela. Abdullah Öcalan diyor ki “Sol içinde Mahir Kaynak’ın misyonu ne ise benim misyonum da oydu. Biz devletin hayrına iş yaptık; ama devlet bizi şimdi yargılamaya çalışıyor.” ‘Ben vazifeliydim. Benim yargılanmamam gerekir.’ demeye çalışıyor.

- Yani Öcalan, “Ben PKK’yı devlet adına kurdum.” mu diyor?

Ben o sonucu çıkarıyorum. Mahir Kaynak’ın görevi, sol hareketi devletin kanalına akıtmak ya da ortadan kaldırmaktı. Öcalan, kendisini ona benzetiyorsa bu değerlendirmeyi yapmak mümkün.

- Diğer Kürt hareketlerinin devletle bir irtibatı yok muydu?

Kürt hareketi, 1960′tan sonra gelişmeye başlıyor. Türkiye İşçi Partisi (TİP) içinde ve dışında gelişiyor. 1969′dan sonra Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO), Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi (T-KDP) içinde kitlesel bir hareket hâline geliyor. O zaman PKK diye bir oluşum yok. Devlet bu kitleselleşmeyi gördüğü andan itibaren harekete geçiyor. 12 Mart’ın sebeplerinden biri de bölücü hareketleri ortadan kaldırmaktı. Yani Kürt hareketini. Ancak Kürtler baskılardan ve 1970′lerden sonra hapishaneden daha güçlü, daha bilinçli bir şekilde çıktı. Devlet yargılayacağım derken kendisi yargılandı. Kürtlerin gelip teslim olmasını, yaptıklarından dolayı özür dilemesini beklediler; ama böyle bir şey olmadı. Mahkemeye çıkanlar “Biz Kürt’üz, haklarımızı verin!” dedi.

- Bu tabloya göre, PKK’nın derin devlet adına hareket ettiğini nereden anlıyoruz?

Rızgari, Özgürlük Yolu, Kawa, KUK gibi güçlü örgütler varken, Kürt hareketi ile ortaya çıkmayan, hareket mirası olmayan bir PKK türedi. Öcalan, ‘Mahir Çayan ve İbrahim Kaypakkaya’nın mirasçılarıyız’ demeye başladı. Ama bu da yalandı. PKK, Kürtler arasında parçalanmayı sağlamak için zamansız bir biçimde ortaya çıktı. 1925′teki gibi. O tarihte Kürtler ayaklanma için harekete geçmemiş, zaten hazır değiller. Devlet bunu tespit etti ve Kürtleri zamansız silahlı mücadele içine çekmek için baskı uyguladı.

- Diğer Kürt gruplarının PKK tarafından düşman ilan edilmesinde devletin rolü mü var?

PKK bunları bertaraf etmeyi hedef hâine getiriyor ve manifestosuna bunu koyuyor. Ama o güçte değil. Bu durumda 12 Eylül devreye giriyor. PKK dışındaki Kürt hareketi darbeyle tasfiye edilmiştir. 12 Eylül, aynı zamanda Kürt ulusal demokrasi hareketinin tasfiyesi eylemidir.

- O zaman PKK’nın kuruluşunu ilan ettiği söylenen Fis (bir köy) toplantısı yalan mı?

Acaba Fis toplantısı var mı? Bu da tartışmalıdır. Aslında bunun gerçek olmadığı biliniyor; ama kendilerine bir tarih oluşturmak istiyorlar. Bu toplantıyı öne sürüyorlar.

DOĞU’DAKİ CİNAYETLERİ

DERİN DEVLET, PKK ELİYLE İŞLEDİ

- Urfa’da cinayetler işleniyor, yüzlerce insan öldürülüyor.

Bütün Doğu ve Güneydoğu’da cinayetler işleniyor. Ağrı’da Mustafa Çamlıbel, Urfa’da Kawa lideri Ferit Uzun öldürülüyor. Aslında PKK’nın diğer Kürt hareketlerine baskı yapmaya gücü yetmiyor. Diğer gruplar güçlüdür. Bunun için sinsi ve gizli planlar yapılır. Ferit Uzun’un Mehmet Bucak’ın adamları tarafından öldürüldüğünü ileri sürdüler. Bu başlı başına Bucak’a yönelik suikastın hareket programıydı. Hilvan’da kitlesel çatışma çıkardılar. Siverek’te belirli aşiretleri kapıştırdılar. Daha sonra da KUK ile çatıştılar. 250 PKK’lı, 60 kadar KUK’çu öldü. Tetikçiler PKK’lı olabilir ama projeleri hazırlayan, onlara imkân sağlayan derin devletti. Çünkü PKK’lıların kaçmasını, gizlenmesini, barınmasını devlet sağladı.

DERİN DEVLET DE, PKK DA

KEMALİZM’DEN BESLENİYOR

- ‘Derin devlet Kemalist’tir’ diyorsunuz. Bu durumda PKK ve Öcalan’ı nereye koyacağız?

PKK, sol kesim içindedir. Stalinist değerlere bağlı olarak gelişti ve Kemalist değerlere sarıldı. Diğer kadroları onun eğitim kurumlarından çıktı. PKK, Öcalan ve kadrosu, Kemalizm’le beslenen, daha az Kürt olan bir gruptur. Öcalan’ın Kemalizm’i savunması tesadüf değildir. Çünkü derin devlet Kemalist ideolojinin sahibidir. Diğer kesimi de Kemalist olmadığını söyleyip izole etmeye çalışmaktadır.

- Derin devlet-Ergenekon-PKK ilişkisi nereye kadar gider?

Kürt meselesi hakikaten evrensel ölçülere göre çözüme kavuştuğu zaman bu ilişki biter. Eğer derin devletten kurtulmak istiyorsak Türklerin ve Kürtlerin demokratik dünya içinde yerlerini tayin etmesi gerekir. PKK ne kadar güçlü olursa olsun Kürtlerin egemenliğinin ifadesi değildir.

- Ergenekon-PKK ilişkisinin otaya çıkması bölge halkı açısından nasıl bir sonuç doğurdu?

Kürtler için sürpriz değil. Bunları biliyor ve yaşıyorlar. Bu nedenle şaşırmış değiller.

DTP HEM AK PARTİ’NİN HEM DE PKK’NIN ÖNÜNE GEÇMEK İSTİYOR

- DTP ve PKK niye bu kadar agresif tavırlar sergiliyor?

Bunun Ergenekon davası ile çok da bir ilgilisi yok. PKK, silahlı eylemleriyle hep öne geçerek DTP’yi ikinci planda bırakıyor. Bu, partide önemli bir kesimin rahatsızlığına yol açıyor. Son eylemlerle DTP, PKK’nın arkasından giden bir örgüt olmak istemiyor ve birtakım eylemler geliştirebileceğini ispatlamak istiyor. Bir de meydanı AK Parti’ye bırakmak istemiyor. Kendince ben muhalefetim demek istiyor. Başbakan’ın söylemlerine bir nevi cevap veriyor. Diğer bir neden ise tümüyle olmasa bile DTP içinde Kürt meselesiyle ilgili çözüm konusunda yeni bir şey yapmak isteyenler var. Ama o şimdi belirsiz. Şu anda Öcalan önde. Onun için ‘Demokratik Özerklik’ diyorlar. Evrensel ölçülere uygun bir modeli düşünenler de artıyor.

- Öcalan ve PKK’ya rağmen bunu yapmak kolay mı?

PKK’nın ideoloji ve değerleriyle çelişki içinde olan Ahmet Türk ve arkadaşlarının rahatsızlığı var. “Acaba mevcut olan durumu gözden kaçırmak için belirli güç odakları da dürtmüş olabilir mi?” sorusu akla gelmiyor değil.

- Ama DTP’nin argümanları hep Öcalan üzerine kurulu…

Kitlenin Öcalan konusunda hassas olduğu biliniyor. En hassas noktadan girerek bunu yapıyor. Derin devletin Öcalan ile bağı var; ama gelişen Kürt kitlesi karşısında da çekiniyor. Kitleselleşmeye son vermenin yolları da aranıyor. Buna rağmen bunu kıramıyor.

- Derin devlet burada ne istiyor?

Bu gücü (PKK) elinde tutmak istiyor. Ama palazlanmasını da pek uygun görmüyor. Hep bir vasatta kontrol altında tutmayı yeğliyor.


KAYNAK:

http://zaman.com.tr/haber.do?haberno=756537&title=ergenekon-dunku-cocuk-ocalan-derin-devletin-adamidir
'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5167
    • depo
Ynt: Haftanın Gündemi TERÖR ...
« Yanıtla #21 : 06 Kasım 2008, 08:40:06 ÖS 20 »


biz de devleti eleştirince örgüt yanlısı yada örgüte malzeme sağlanmakla suçlanıyoruz...!!!

ahh ah  şu devletinizin pisliği bir ortaya dökülsede lağımdan farksız icraatlerini ibret ile görsek....yoksa yine mi tevil ederler ?

*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4811
  • Dosdoğru ol!
Ynt: Haftanın Gündemi TERÖR ...
« Yanıtla #22 : 06 Kasım 2008, 08:49:14 ÖS 20 »
devlet veya sistemi eleştirmek kötü filan değil zalimin zulmünü deşifre etmek farzı ayındır hatta
ama benim gocunduğum tavrımızı tepkilerden yola çıkarak koyuyor olmamız.ve sonucun da düşmanımın düşmanı dostumdur misali, yılanla yanyana görünüyor oluşumuz! işte bunu içime sindiremiyorum..birileri bunu da kullanıyor yaa hepten illet oluyorum.
git kardeşim sen ondan da betersin baksana aynı suyu farklı kanallardan kullanıyomuşunuz.
off aslında tavırlarımızı besleyen zihnimizi kuran doldurursa böylesi sonuçlar çıkmayacak
ya hak ya batıl ..! Küfür tek millettir!!!
bak rahatladım işte :)
'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5167
    • depo
Ynt: Haftanın Gündemi TERÖR ...
« Yanıtla #23 : 06 Kasım 2008, 08:54:45 ÖS 20 »

örgüt (tarafını ) eleştirmemezin nedeni onu adam yerine koymamamızdır. o kürt halkımıza kurulmuş bir tuzaktır.
devlet( tarafını) muhatap alıyor ve yanlışını eleştiriyoruz. ve diyoruz ki; siz kürt halkını ittikçe halk örgüt tuzağına düşecektir.

bizim duruşumuz zaten belli; ne kürtçü ne türkçü farketmez her türlü ırka dayalı hizipleşmeye karşıyız. biz mümin kardeşliğini savunuyoruz. kaldı ki iman etmeyenlere bile (barış içinde yaşadıkları sürece) iyi komşuluk içinde yaşamayı teklif ediyoruz...

*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: Haftanın Gündemi TERÖR ...
« Yanıtla #24 : 07 Kasım 2008, 06:02:25 ÖS 18 »
Kimse size Devlet adına yapılan yanlışların üzerini örtün , saklayın inkar edin demiyor zaten ...
Kimse Devlet kutsaldır , mubarektir, eleştirilemez ,sorgulanamaz demiyor ...
Bunları yaptıgınız içinde çok ayrıcalıklısınız , özelsinizde demiyor ...
Bunları herkes görüyor , Sol , sag , gazeteci , terörist , hakim , savcı herkes bunları görüyor ..
Gidin bir kahveye orda bile bu devlet defa defa kurtarılır , yanlışları dökülür , sövüleceklere itinayla sövülür ...
Sorun devleti eleştirmek degil ...
Yani aslında "devletiniz " ibaresi bile o kadar çok şey anlatıyorki bana ...
Yapılmak istenen yapılmış, amaç hasıl olmuş , murada erilmiş , birileri keyif sigarasını içiyor bile ...
Hasılı biz devletimizle ugraşırken ...
Kanımız , canımız , namusumuz , malımız , alın terimiz sömürülüyor ...
Biz hala bu kargaşada , bu kutuplaşmada , bu kaosta ...
Durdugumuz yerin , söyledigimiz sözün siyasetini yapamıyoruz ...
Durmak yok yola devam ...
Dogru yoldayız mealen ...
Selamlar ...
Not font kurbaa

*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: Haftanın Gündemi TERÖR ...
« Yanıtla #25 : 07 Kasım 2008, 11:57:25 ÖS 23 »
Albay 'kanun benim' dedi!


Köy korucuları, hükümet konağını bastı, Jandarma sadece seyirci kaldı. Gerekçe ise tüyler ürpertiyor...


 
Şırnak-Beytüşşebap'ta korucuların arasında çok sayıda kanun kaçağı var. Uyuşturucu kaçakçılığından adam öldürmeye kadar pek çok suça karışmış isim, korucu. Tüm suçları da devletin bilgisi dahilinde. İçlerinden Mamkuran aşireti mensupları zamanında ilçeyi basıp, hükümet konağını bile işgal etmişti.

İlk nerede, ne zaman göreve başladılar; artık hatırlamıyoruz bile. Ancak ne zaman terör sözünü duysak hemen ardından gelmesine alıştığımız kelimelerden bir tanesi de "geçici köy korucuları". Aktüel'in haberine göre, devletin resmi ajansınca hep "teröristlerle yapılan silahlı çatışmada gösterdikleri yararlıklarla" anılan korucuların günah galerisinde çok sayıda resim var.

Biz bu albümün sadece bir fotoğrafına baktık. Orada gördüklerimiz ise dehşet verici. Şırnak'ın Beytüşşebap ilçesi korucularının ilçeyi basıp, kaymakam, savcı ve hâkimi tehdit etmekten, teşekkül oluşturarak uyuşturucu kaçırmaya, birden fazla kişiyi öldürmekten silahlı gaspa kadar karışmadıkları suç kalmamış

Devlet hepsini biliyordu

Biz bu korucuların en meşhurundan, Cemal Ş.'den başlayalım. Hem de devletin resmi kayıtlarından yola çıkarak karıştıkları suçları bir bir verelim. Cemal Ş.'nin dosyasında "Uyuşturucu madde kaçakçılığı ve teşekkül oluşturmak suretiyle esrar satmak" suçlarından sabıkası olduğu belirtiliyor. Bu suçlardan dolayı arandığı da net bir şekilde dosyasına girmiş. Korucu Süleyman T. ise "Birden fazla adam öldürmek ve bakaya durumda olmak" yüzünden aranıyor. Başka bir ismin, Tahir A.'nın dosyasında ise "Silahlı gasp, adam öldürme, yoklama kaçağı" kaydı düşülmüş. Tıpkı Ahmet G., Mehmet G., Abdullah Z., Abubekir A., Hüsnü A., Bahri A. ve Hurşit O. gibi. Hurşit O.'nun kesinleşmiş hapis cezası var. Mahkeme tarafından "müebbet hapis cezası"na çarptırılmış. Suça karışmış koruculara daha çok sayıda örnek vermek mümkün.

Bu korucuların hepsine devlet tarafından maaş bağlanmış. Bir kısmı "tek", bir kısmı da "çift" maaşla ödüllendirilmiş. Ayrıca gerçek isimleri bilinmesin diye hepsine birer kod adı ile birlikte kimlik verilmiş.

Yine dosyalarındaki bilgilere göre, bu isimlerin arandıkları zaten biliniyormuş: "Şahıs gerçek ismi ile yukarıda yazdığımız suçlardan aranmakta olduğundan o dönemde bulunan ilçe jandarma komutanları olan J. Ütğm. R. K. ve J. Yzb. T. K.'nun Hakkari İl Jandarma Komutanı'na teklif ve asayiş komutanının bilgisi dahilinde kod adı verilerek geçici köy korucusu olarak göreve başlatılmıştır."

Ancak bundan çok daha vahimi var. Köy korucuları resmen bir ilçeyi basıp, aşiret liderlerini hapisten kurtardı. Hem de İlçe Jandarma Komutanlığı'nın gözleri önünde. Korucuların bu kalkışmasına, hükümet konağının basılmasına jandarma sadece seyirci kalmıştı.

Hükümet Konağı'nı bastılar

1995'in son günleriydi. Mamkuran aşireti lideri Nesim Timur, ilçe seçim kurulu başkanı Fahrettin Aydın'a hakaret ve tehdit gerekçesiyle tutuklanmıştı. Bunun üzerine Timur'un muhtarlığını yaptığı Mezra köyünün korucuları, Beytüşşebap ilçesine doğru yola çıktı. Sayıları 250-300'ü bulan korucuların ellerinde uzun namlulu "kaleşler" ve roketatarlar vardı.

Sloganlar atarak ilçeye doğru yürüyen korucular jandarma kontrol noktalarını hiçbir sorun yaşamadan birer birer geçtiler.

Polisin çembere aldığı hükümet konağı önünde kısa bir arbede yaşandı. Hemen ardından da korucular binaya girdi. Dertleri liderlerini tutuklayan savcı ve hâkimi "almak"tı. Bunun üzerine ilçe kaymakamı Musa Işın devreye girdi. Koruculara en kısa sürede liderlerinin bırakılacağı sözü verildi. Nitekim kısa bir süre sonra da Nesim Timur hürriyetine kavuştu. Ancak burada ilginç olan İlçe Jandarma Komutanlığı ile 141. Komando Taktik Alay Komutanlığı'nın tavrıydı. Her iki kurum da olaylara adeta seyirci kalmıştı. O kadar ki, alayın bigâneliğine bölgedeki bir başka aşiret, Jirkiler bile isyan etmişti. Kaymakam Musa Işın'a haber göndererek, kendilerini koruyabileceklerini söylediler. Ancak Işın, olayların daha vahim bir hâl almasını engellemek için Jirkilerin teklifini kabul etmedi.

Kaymakam Işın ilçede yaşananları tek tek kayıtlara geçirdi ve tutanak tuttu. Burada jandarmadan yardım istendiğini ancak hiçbir yanıt alamadıklarını anlatıyordu. Bunun üzerine 141. Taktik Komando Alay Komutanı Piyade Kıdemli Albay Yücel Tuncel, kaymakama adeta muhtıra verdi.

ALBAY ‘KANUN BENİM’ DEDİ

1 Ocak’ta kaleme aldığı yazısında Nesim Timur’un serbest bırakılmasını kendinsin istediğini bunun için ilgili hakime iki subayını gönderdiğini söylüyordu. Terörle mücadele edilen bir bölgede bağımsız yargıdan söz edilemeyeceğini açık bir dille anlatıyordu. Mamkuran aşireti devletin yanındaydı ve bunun devamlılığı sağlanmalıydı Tuncel’e göre. Bunun için de şu anda Timur’un serbest bırakılması gerekiyordu. Başka zaman da başka şeyler gerebilirdi. Onlara da yapılmalı, Mamkuranlar kırılmamalıydı.

Albay Tuncel’in söyledikleri sadece bununla sınırlı değildi. Daha önce yaptığı görevlerden dem vuruyordu Tuncel. Sıkıyönetim döneminde görev yapmıştı. Neyin ne olduğunu çok iyi biliyordu. Tecrübesiz askerliğini yapmamış genç kamu görevlileri ona ne yapacağını söyleyemez isteklerini, şahsi kaprislerle kıramazdı.

Devletin kendisine verdiği yetkileri farkındaydı ve kendisi ilçede herkesin her şeyin üstündeydi. Bundan sonra gerekirse durumdan vazife çıkararak ‘idareye el koyacaktı’. Kaymakam ve yardı mensuplarına açıkça haddini bildiriyordu Albay Tuncel. Bu yazı Kaymakam Işın tarafından OHAL valiliğine iletilmek üzere arşive kaldırıldı.

Bu olaylar artık eskide kaldı. En azından bölgede OHAL kalktı ve görece sivil bir idare var. Ancak sistem değişse de sistemin teme taşlarından olan korucular hala işbaşında. Hem de tüm suç dosyalarına rağmen devletten maaş almaya devam ederek..

bugün


Evetttt seçmece bunlarrrr ...
Gel vatandaş gel ...
Kabak tadında Albayda var ..
Ballı kaymak kaymakamda ...
Kesmece bunlarrr ...
Devlet bu neden olsaa ...
Albayada itinayla giydirilir ...
Yanında kaymakamda o sistmein adamı onada itinayla giydirilir ...
Ak dedigine kara demem ..
Karana al çalmam ...
Söv bakalım hangi "devlet"e söveceksen ...
Kaymakammı devlet Albaymı devlet ...
Bana farketmez ben sövmeme bakarım dersen o ayrı ...
Hamiş devlet neymiş ?

Selamlar ...
Not font kurbaa

*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: Haftanın Gündemi TERÖR ...
« Yanıtla #26 : 08 Kasım 2008, 12:19:15 ÖÖ 00 »
  07 / 11 / 2008 11:43
   

MEHMET ŞEVKET EYGİ'nin yazısı

Müslüman Kürt Kardeşlerime Açık Mektup

KÜRTLERDEN tarih boyunca çok büyük ulema, meşayih (şeyhler) ve evliyaullah yetişmiştir. Kürtler içindeki süleha (Salih, iyi kişiler) sayısı yüksektir. Bendeniz salih bir Kürdü, fasık birTürk’e tercih ederim, Kavmiyetçi değilim.

Kürtler konusunda madalyonun arka yüzü de vardır. Kürdün dindarı, salihi, saîdi (mutlusu) ne kadar iyi ise, eşkıyası da o kadar berbattır.

Ermeniler, Yahudiler, Haçlılar ve Sabataycılar tarafından çıkartılan PKK ve Kürt milliyetçiliği hareketi, Kürt kardeşlerimizin bir kısmını maalesef dinsiz yapmıştır.

Dinsizlik, ateizm Kürtlerin çoğunluk olduğu bölgede hızla yayılmaktadır.

Herkes kendi evinin içini ve önünü temizlemekle yükümlüdür.

Sevgili Kürt kardeşlerime (iman kardeşliği...) aşağıdaki hususları samimiyetle arz etmekte yarar görmekteyim.

1. PKK ve Kürt kavmiyetçiliği en fazla Müslüman Kürtlere zarar vermektedir ve verecektir.

2. Müslüman Kürtler dinsiz, densiz, ateist, fasık, facir, münafık Kürtler ileri gelenlerinin peşinden değil; gerçek Kürt ulemasının, gerçek Kürt şeyhlerinin, gerçek Kürt münevverlerinin (aydın, ziyalı kişi) peşinden gitmelidir. Lisanımızda bir deyim vardır: “Kılavuzu karga olanın burnu necasetten kurtulmaz...”

3. Hiçbir Müslüman Türk, din kardeşi olan Müslüman Kürtlere zulm etmez ve etmemiştir. Kürtlere zulm edenler fasık ve facir kişilerdir. Onlar yüzünden Müslüman Türklere düşmanlık edilmez.

4. Müslüman Türklerin çok büyük bir kısmı Bediüzzaman Said Nursî hazretlerini sever ve izinden gider. Sevgili Müslüman Kürt kardeşlerimiz de bu büyük zatın öğütlerini dinlemeli ve hayata uygulamalıdır.

5. Yakın zamanda ABD çökecek, İsrail silinecek, Haçlıların beli kırılacaktır. Bunlara dayanan Barzanî-Talabanî iktidarı dayanaksız ve desteksiz kalacaktır. Türkiye’de yaşayan Müslüman Kürtler bu vatan üzerinde dirlik ve selamet içinde yaşamak istiyorlarsa, âdil bir barış ve uzlaşma için çalışmalıdır. Bölücülükte hayır yoktur.

6. Abdullah Öcalan belki dinsiz Kürtlerin lideri olabilir ama dindar Müslüman Kürtlerin lideri, reisi, rehberi olamaz. Onda, Müslümanların rehberi olma şartları mevcut değildir.Ben şahsen Kürt olsam, kesinlikle Öcalan’a biat etmez, onu reis olarak kabul etmezdim.

7. Allah’ın Kürtlere vermiş olduğu en büyük şeref din, iman, Kur’ân ve Peygamber Sünnetidir. Çare ve çözümlerimizi bunlarda aramalıyız.

8. Maalesef yakın tarihimizde Kürt bölgesinde de dinî zayıflama olmuştur. Namaz kılmayan kardeşlerimizin beş vakit namaza başlamalarını, cemaate katılmalarını, icazetli hakikî bir şeyhten el almalarını nâçizane tavsiye ederim.

9. Menfi kavmiyetçilik ile Müslümanlık bağdaşmaz ve uyuşmaz. Bu hususta Kürt kardeşlerimiz dahil hepimiz bir seçim yapmak zorundayız. Ya İslâm’ı ve şeriatı seçeceğiz ve Mevlamızı bulacağız. Ya da menfi kavmiyetçiliği, bölücülüğü seçerek belamızı bulacağız.

10. Şu husus hiç hatırdan çıkartılmamalıdır: Bu memlekette yakın tarihte sadece Müslüman Kürtlere zulm edilmedi. Müslüman Türklere de çok zulm edildi. Bu zulümlerden kurtulmak için Türk, Kürt, Çerkes, Arnavut... hepimiz elele vererek çalışmalıyız. Sistem ve düzen olarak İngiltere ve Norveç’te olduğu gibi gerçek bir demokrasi... Tam bir din ve inanç hürriyeti... Sosyal adalet... Âdil gelir dağılımı... Kokuşmanın ve soygunun önlenmesi, ülkenin şeffaf ve temiz bir hale getirilmesi... Medreselerin ve dergahların açılması... Ahlâk, fazilet ve hikmetin toplumu yönlendirmesi..

11. Türkiye, hepimizin üzerinde seyahat ettiği çok büyük bir gemidir. Birtakım beyinsizler bu gemiyi batırmak istiyor. Batarsa hepimiz birlikte batacak, feci bir akıbete uğrayacağız.

12. Ülkemizdeki yaygın, genel, yoğun kokuşma ve pislikte birtakım şaki ve şerir Kürtlerin de hayli tuzu biberi bulunmaktadır. Pisliğe bulaşmış Türkler nasıl Türklerin yüz karası ise pisliğe bulaşmış Kürtler de Kürtlerin yüz karasıdır. Bu pislikleri, bu haşaratı, bu eşkıyayı birlik olarak bertaraf etmemiz lazım.

13. Düzene, sisteme, resmî ideolojiye, kötü yönetime kızıp da devleti batırmaya kalkışmak akıllıca bir iş olmaz.

14. Sevgili Kürt kardeşlerim!... Fasık, facir, târik-i salat, dinsiz, imansız, isyankâr, faziletsiz kimselere tabi olmayınız, onların peşinden ve izinden gitmeyiniz. Giderseniz ileride çok pişman olursunuz. Bunları size hatırlattığım için bana kızmayınız.

15. İcazetli ulemaya, yine icazetli gerçek şeyhlere, salihlere, zahidlere, İslâm’ı yaşayan hikmet sahibi temiz şahsiyetlere tabi olunuz. Siz böyle muhterem, faziletli ve feyizli zatlara tabi olursanız biz Türk asıllı Müslümanlara da yardım etmiş, yol göstermiş olursunuz. Biz de sizinle beraber, hep birlikte kurtulmak için o muhterem zatlara biat eder, tabi oluruz.

Bu konularda daha çok şeyler yazılabilir ama şimdilik bu kadarla yetiniyorum.

Cenab-ı Hak cümlemize akıl, fikir, basiret, firaset ve fetanet ihsan buyursun. Kalplerimizde İslâm ve iman kardeşliği duygularını güçlendirsin. Amin... Selam ve hürmetlerimle...

Değersiz din kardeşiniz
 

Milli Gazete



Tamam tamam kabul ediyorum kıyameti alamet ...
Ne var yani dünya dönüyor ben dönmüşüm çokmu :)
Heyyyy selameti vatan evladları gelin cümbüş zamanı ...
Ozanca bir kaç dakikalıgınada olsa selametci oldu yetişin :)
Yok yok panik yok herşey normal ...
Amcazadem en azından fikir beyan etmiş degerlendirmek lazım ...
Tamam reklamlar bitti hayat normale döndü ..
Selamlar ...
Not font kurbaa

*

Çevrimdışı Qani

  • ***
  • 496
Ynt: Haftanın Gündemi TERÖR ...
« Yanıtla #27 : 08 Kasım 2008, 01:48:02 ÖÖ 01 »
konuya biraz geç kalmışım.
onun için kısa kısa geçmeye çalışayım bende.

Emre Aköz'ün yazısını okumuştum bende.
Bilemiyorum yani birileri elbette bu gazetelere para veriyor ama bu yazarların samimiyetine inanıyorlar mı emin dğeilim. Emre Aköz sorunun önünde ki engel olarak askeri gösetrmiş. Evet asker demookratikleşme önünde büyük bir engeldir. Fakat yani %47 oy almış, askerle her konuda uzalaşmış bir akp iktidarı da kürt sorununun demokratik yanlarını iyileştiremezse geriye  savaştan başka yol kalır mı?

son zamanlarda aklı evvel bir paşa orrtaya bir teori attı. "terörist ile terörizmi ayırmak lazım" diye. terör, terörist tarafından yapıldığına göre bunun bir anlamı yok.

pkk'yi mit'in kurduğu yada derin devletin kontrolünde olduğu söylemleri zaman zaman dillendiriliyor. bu haberler sık sık abdülmelik fırat tarafından ısıtlıp ısıtılıp topluma yutturulmaya çalışılıyor. oradan da ergenekon'a varıyorlar. oysa ergenekon'un ne olduğu henüz net değil. kaldı ki diyelim mit kurdu, yani devletin teşkilatı kendi devletini bölmeye çalışıyor. peki o zaman sormazlar mı asker bunu bilmiyor mu? asker neden mit'i dağıtmadı şimdiye kadar? o kadar darbeyi tsk değilde mit mi yaptı yoksa? ha illa ısrarcıysanız mit mitoslarında bu birşeyi dğeiştirmez, çünkü sonuç itibariyle bu ayrlığı isteyen kürtlerin ve pkk'nin işine gelmişse bunu istemeyenlere geçmiş olsun...

kürt sorunu siyasal bir sorundur.
kürt sorunu, demokratik yollardan çözülmediği için şiddet yollarına sapmıştır.
kürt sorunu devletin resmi sorunu haline geldikten sonra, yani demirel vs. resmen dillendirdikten sonra, ekonomiden, işsizlikten, bilmem neden bahsetmeye başladılar. bu yollara saparak ekonomi, işsizlik, sosyal falan filan tipi sorunlar çözülemeyeceği için kürt sorunuda çözülmeze varıyorlar. farkındaysanız t.c tarihinin hiç bir döneminde ekonomik istikrarı yakalayamamıştır. giderek artan bir refah sözkonusu değildir asla.

bu noktadan hareketle kürt sorununu kömürle, liberal bakışla falan çözülebileceğini düşünenler de az değildir. oysa ekonomi düzeldikçe milliyetçilik artar!!! türkiye'de bunun farkında olan yalnıca askerdir. bütün politikalarını ülkenin belli bir refah seviyesinde kalmasını sağlamak üzerine yapmaktadır.

ekonomik sorunlar türkiye'de yalnızca kürtler için geçeri dğeildir. türkiye'nin her tarafında ciddi ekonomik sıkıntılar vardır. bugun büyük bir hızla cinnet geçiren bir toplum yoluna girmiş bulunuyoruz. açalım gazeteleri hiç bir dönemde olmadığı kadar cinayet, taciz, tecavüz ve alkol vardır. bu kokuşmuşmakta olan ilişkilerimizin, baskıyla, yasakla, şiddetle evrilmiş ahlakımızın çökmesidir. ekonomi bu sorunların yalnızca bir tanesidir.

ancak bu kadar kısa tutmayı başardım, sonsöz olarak kürt sorunu siyasi bir sorundur. ekonomi, kültür, sosyal bunun alt bileşenleridir. ama ülkede demokrasi ve insan hakları yaygınlaştıkça elbette bu siyasi sorun küçülecektir.

*

Çevrimdışı Qani

  • ***
  • 496
Ynt: Haftanın Gündemi TERÖR ...
« Yanıtla #28 : 08 Kasım 2008, 01:52:05 ÖÖ 01 »
şevki eygi biraz geriden geliyor.
gerilla aileleri istedikleri takdirde artık cenazeleri için mevlit falan okutuyorlar :)

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5167
    • depo
Ynt: Haftanın Gündemi TERÖR ...
« Yanıtla #29 : 08 Kasım 2008, 03:49:57 ÖÖ 03 »
Alıntı
ozanca
Söv bakalım hangi "devlet"e söveceksen ...
Kaymakammı devlet Albaymı devlet ...
Bana farketmez ben sövmeme bakarım dersen o ayrı ...
Hamiş devlet neymiş ?
Selamlar ...

kaymakamda albayda farketmez devlet islam düşmanı kafir devlet
sen hala devletçilik oyna
dinime saldırdığı, zulüm ve düşmanlık yaptığı sürece devlete muhabbet yok mesafe var.
sana kafir-zalim devletin ile mutluluklar  :P
hanimiş küfür neymiş zulüm neymiş islam neymiş onurlu duruş neymiş ?