Namaz kılmak mı, salatı ikame etmek mi ?

  • 0 Cevap
  • 4684 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4811
  • Dosdoğru ol!
Namaz kılmak mı, salatı ikame etmek mi ?
« : 04 Ekim 2008, 11:49:11 ÖS 23 »
 
 
İlk Müslümanların ve onların karşısında duranların duygu ve düşünce dünyasında net olarak algılanan ve tanımlanan şeydi sistem bütünlüğü!

Hayatın her konu ve her alanında İlâhî olana alternatif oluşturulan statüleri, konumları, makam ve mevkileri yıkan, hayatı kuşatan, yeniden ören, inşa eden özet, özetin de özeti bir cümleyle ifade edilmişti bu sistem.

La İlâhe İllallah!

Tüm İlahlaşma ve İlahlaştırma işlemlerinin reddedilip İlahlığın Allah’a tahsis ve teslim edilmesi!


 


Ömer Yağcı-İZMİR

Varlık, madde, eşya, insan, tabiat ve kâinat; hayat ve memat, ibda’ ve iade/ tüm oluş ve yok oluşlar, dünya hayatı ve tehir edilen âhiret hayatı diye iki aşamalı İlâhî bir proje uygulamasının tezahürleriydi.

İnsan türü dışındaki tüm evren varlıkları, Allah tarafından, tav’an/ gönülden de olsa, kerhen/ gönülsüz de olsa emrime uyacaksınız denilerek ve fakat onların gönüllü uyum sözü vermeleriyle tamamen İlâhî bir düzene sokulmuştu. Her bir varlık, madde ve eşya türünün iç ve dış fonksiyonellikleri, tür içi ve türler arası iletişim, ilişki ve etkileşimleri, zorunlu bir İlâhî düzenlemeye tabi tutulmuş, sistemleştirilmişti.

Bu İlâhî proje uygulaması, varlıklar arasından insan türü için bir sınav ve sonuçları üzerine planlanmıştı. Hayatlarında İlâhî düzeni sürdürme sözünden dönen, tükürdüğünü yalayan cinlerden İblis ve avenesi de sonradan bu sınav ve sonuçları sistemine katılmıştı.

Allah tarafından insan için din, evrendeki diğer varlık türleri gibi insan-insan ilişkilerinde, insan-varlık, insan-madde, insan-eşya ilişkilerinde insanın da duygusal, zihinsel ve bedensel fonksiyonlarını tamamen İlâhî bir sisteme kavuşturmak, yeryüzü insan hayatını tanzim etmek, bir düzene sokmak üzere ortaya konmuştu. İnsanlar arasından bunun için Nebi ve Resuller seçilmiş, bunun için onlara vahyedilmişti. Onlar bunun için insanlığa örnek, model ve rehber yapılmıştı.

Bütün bu yapılanlar, İlâhî proje gereği sınanan insanın sınavı kazanıp cennetteki ebedî sonuçlarıyla karşılaşabilmesi içindi.

Duygusal, düşünsel ve bedensel faaliyetleriyle insanın, insan-insan, insan-varlık, insan-madde, insan-eşya ilişkilerinde Allah’a itaat etmesi/ vahye tabi olması, Nebi ve Resullerin izinden gitmesi, onları model ve örnek alması, Allah’ın dinini onlar gibi ikame etmesi, Allah’ın düzen, nizam ve sistemini işletmesi demekti. En açık ve net, özetin de özeti bir ifadeyle Allah’ı İlah ve Rab kabul etmesi demekti... İnanmak, tasdik etmek, teslim olmak demekti... Allah’ı tekbirlemek, takdis etmek, tazim etmek, tespih etmek, zikretmek, yüceltmek demekti... Allah’a ibadet etmek demekti... Muttaki olmak, Muhsin olmak, Salihlerden olmak demekti. Ve sonucu, tehir edilen âhiret hayatında ebedî cennetle ödüllendirilmekti.

Bu bir öneri ve sınavdı.

İnsan, diğer varlık türleri gibi cebre muhatap tutulmamış, tercihinde muhayyer bırakılmıştı. İnsan-insan, insan-varlık, insan-madde, insan-eşya ilişkilerinde duygusal, zihinsel ve bedensel fonksiyonlarını, İlâhî düzen, nizam ve sistemin yani İlâhî dinin tanımlaması olan vahye göre düzenlemeksizin de varlığını sürdürebilir, fonksiyonlarını icra edebilirdi. Böyle yapması yasaklanmış, ama sonuçları kendi aleyhine olmak ve katlanmak üzere yine de serbest bırakılmıştı.

Bu bir sınavdı.

Yalnız bilinmesi gereken bir şey vardı ki, vahyin dışında kime göre ne yaparsa yapsın bunu yapmak, Allah’ın dışında İlah ve Rabler edinmek demekti. Allah’ın dini/ düzeninden başka düzenler kurup işletmek demekti... Allah’ın evrensel İlâhî iktidar tekelini, yeryüzü insan hayatı ünitesinde kırmak demekti. Allah’a iktidar ortağı ihdas etmek demekti... Allah’ı ve tehir edilen âhiret gününü yani Allah’ın ezeli ve ebedî iktidarını inkâr etmekti... Tuğyan etmek demekti… İsyan etmek demekti… Eşkıyalık yapmak demekti… Tekebbür etmek, istikbarlanmak, cürüm işlemek, fücur işlemek, ifsat etmek, zulmetmekti… Allah’tan başkalarını tazim etmek, tekbirlemek, takdis etmek demekti… Onlara ibadetti… Bu halin sonuçları tehir edilen âhiret hayatındaki cehenneme ebedî mahkûmiyetti…

Bu girizgâhı şunun için yaptık; salât ve salâtın ikamesi, İslâm diye tanımlanan, yeryüzü insan hayatının İlâhî bir düzen, nizam ve sisteme sokulması demek olan dinin omurgası, iskeleti olarak işlev gören kavram ve konulardan bir tanesidir.

Ki Peygamberimiz tarafından dinin direği olarak tanımlanmış, onu ikame edenin dini ikame ettiği, yıkanın da dini tahrip ettiği ifade edilmiştir.

Allah, insanlığın son döneminde Araplar arasından bir Nebi ve Resul görevlendirmeyi ve ona Arapça olarak vahyetmeyi irade etmişti. Yani insanlık için önerdiği ve sınav konusu yaptığı İlâhî düzen, nizam ve sistemi/ dini bu sefer de Arapça tanımlamayı uygun bulmuştu.

Arapça, o çağda Arabın duygu, düşünce ve davranış dünyasını, yaşam felsefesini, hayat tarzını, düzen, nizam ve sistemini tanımlamada kullandığı bir kelime ve kavram haznesine sahipti.

Önerilen İlâhî sistemi değil!

Allah, insanlara önerdiği kendi düzen, nizam ve sistemini, işte böyle bir lisanın kelime ve kavramlarını baz alıp, kalkış noktası olarak kullanmış, gündem ettiği konu akışıyla, konuları ayetlerindeki izah biçimiyle bu kelime ve kavramlara kendisi anlam yükleyerek tanımlamıştır.

Arabın kullandığı bir kelime ve kavram, onun duygu, düşünce ve davranış dünyasında belirli bir anlam, kasıt ve hedefle sınırlı kalırken, aynı kelimeyi vahyinde Allah’ın kullanmasıyla işin içine İlâhî ne, neden, niçin ve nasıl ların da girişiyle hayatı aşan, ebediyeti de içine alan anlamlar, amaçlar, kasıt ve hedefler yüklenmiştir. İlâhî sistem örgüsü, alt sistem durumundaki konularıyla, alt sistemlerin parçaları konumundaki kelime ve kavramlarıyla Allah tarafından sistem bütünlüğünde bu şekilde kurgulanmıştır.

Neredeyse herkesin bildiği iki örnekle konuyu açıklayacak olursak;

Arabın, çiftçinin tohumu ziraat işlemlerinde toprağa gömmesi, tohumu toprakla örtmesi anlamında kullandığı küfür kelimesini vahyinde Allah, kendi ezeli ve ebedî iktidarını, bu iktidarını ifade eden âyetlerini insanın inkâr etmesi, bu işlemiyle insanın karşılaşacağı hem bu dünyadaki, hem de ebedî sonuçlarını ifade edecek bir içerikle kullanmıştır.

Arabın, tabiatta yeraltında yuva yapan varlıkların yuvasından çıkması anlamında kullandığı fısk kelimesini vahyinde Allah, fânî ve baki sonuçlarını da içerecek şekilde insanın dinden/İlâhî düzen, nizam ve sistemden çıkması anlamında kullanmıştır.

Bu kelime ve kavramları Allah, bir yönüyle hem önerdiği kendi sistemini tanımlamada kullanırken, diğer yönüyle alternatif olarak ortaya çıkarılanları deşifre etmektedir.

Bu durum, hiç mi hiç gözden kaçırılmaması gereken bir husustur.

Dikkatlerden kaç(ırıl)an ve gündem bile edilmeyen, edilse bile kuşdili ifadelerle geçiştirilen yeryüzü insan hayatı için önerilen İlâhî din/ düzen, nizam ve sistemdir.

Kur’anda kullanılan özellikle temel bir kelime ve kavramı, gündem edilen konuyu anlayabilmek, anlamlandırabilmek ve ifadeye dökebilmek için öncelikle insan hayatı için İlâhî din/ sistem önerisini, önerilen İlâhî sistemin ne olduğunu, hem de sistem bütünlüğünde ne olduğunu net bir şekilde algılama ve tanımlama gereği vardır. Ki o sistem ve alt sistem bütünlüğü içerisinde işlev gören parça durumundaki kelime ve kavramın ne işe yaradığı, ne anlam ifade ettiği, ne değer taşıdığı yeterince anlaşılmış olsun. Gündem edilen konuyu alt sistem olarak nasıl tamamladığı iyice anlaşılsın. Parça, alt sistem ve sistem bütünlüğü bağı ortaya çıksın. O kelime ve kavramı kullanmakla, o konuyu gündem etmekle Allah’ın kasıt ve hedefi anlaşılsın.

Tamamen halis/ Allah’a özgü İlâhi bir sistem, alt sistem ve parça tanımı yetersizliği!

Yapılan Kur’an tercüme ve tefsirlerinin en büyük zaafıdır bu!

İlk Müslümanların ve onların karşısında duranların duygu ve düşünce dünyasında net olarak algılanan ve tanımlanan şeydi sistem bütünlüğü!

Hayatın her konu ve her alanında İlâhî olana alternatif oluşturulan statüleri, konumları, makam ve mevkileri yıkan, hayatı kuşatan, yeniden ören, inşa eden özet, özetin de özeti bir cümleyle ifade edilmişti bu sistem.

La İlâhe İllallah!

Tüm İlahlaşma ve İlahlaştırma işlemlerinin reddedilip İlahlığın Allah’a tahsis ve teslim edilmesi!

Bu cümle, her Nebi ve Resule indirilen vahyin özeti, her vahiy de, bu özet cümlenin açılımıydı.

Evrende olduğu gibi yeryüzü insan hayatında da ortaya çıkan Rab ve İlahlık statü, konum, makam ve mevkileri, hak ve yetkileri ve iktidar uygulamalarının tüm detaylarıyla Allah’a tahsis ve teslim edilmesi!

İnsanların da statüsü, konumu, makamı, mevkisi, imkânı, evsaf ve yeteneği ne olursa olsun Ona teslim olması!

İnsan-insan ilişkilerinde, insan-varlık, insan-madde, insan-eşya ilişkilerinde tüm duygusal, düşünsel ve bedensel faaliyetlerin görecelik merkezine Onun konulması!

Vasıflı-vasıfsız… Ast-üst… amir-memur… etken-edilgen… muktedir-iktidarsız, zengin-fakir… muhtaç-ihtiyaç gideren… işveren-işgören… güçlü-zayıf tüm dikey ve yatay farklılık ve dereceler arası iletişim ve ilişkileri Onun belirlemesi ve sınırlaması!

Bu cümlenin kendilerine ebedî ufuklar açtığını, aradıkları değeri, yeri bu cümlenin kendilerine vereceğini, üstelik ebedi ödüller kazandıracağını, ebedi bir hayat yaşatacağını görenler inanmış ve savunmuş, bu uğurda her şeylerini feda etmişlerdi. İnanamayanlar ise, bırakın feragat etmeyi, feda etmeyi, dünyalarını kaybetmemenin, daha bir sahiplenmenin savaşını vermişlerdi.

Hem de kaybetmekten korktuklarının kaybı pahasına!

Saldırılar da, savunmalar da onun için büyük, çok büyük olmuştu!

Yoksa insanların acil ilgi alanlarından ilgisini kesmiş/ hayatın dışına çıkmış, havraya, kiliseye, manastırlara, mabetlere çekilmiş, seccadeye, mescide, camiye hapsolmuş bir dinle tarih boyunca hiç kimsenin bir alıp-veremediği olmamıştır.

Önerilen İlâhî din/ düzen, nizam, sistemin tanımını yapabilmek için ise, öncelikle ve öncelikle Allah’ın tüm iktidar uygulama alan ve konularıyla Evvel, Âhir ve Bâkî İlâhî iktidar tekelini anlamak/ Allah’ın iktidarını takdir gerekmektedir.

Tabiat ve kâinatı, bunlardaki dengeyi, uyumu, ahengi, düzen, nizam ve sistemi, bu sistemin yaratılış ve işletilme gayesini, insanın yaratılış ve yok ediliş gayesini, zıtlıkları, dereceleri, farkları, fark atan farkları, yüklenen sorumlulukları, verilen hak ve yetkileri, insanlardan Nebi ve Resul görevlendiriliş gayesini, bunlara verilen rolün, yüklenen misyonun, bunlara gönderilen vahyin indirilme amaç, kasıt ve hedefinin bir bütünlük içerisinde iyi algılanması, özümsenmesi, hazmedilmesi gereği vardır. Ki kullanılan kelime ve kavramlar, bunlarla gündem edilen konular iyice anlaşılsın.

Bu kadar girizgâhtan sonra, o halde salât ve salâtın ikamesi nedir?

Dedik ki önemli olan, Arabın bir kelimeyi ne anlamda kullandığı değil, yeryüzü insan hayatında İlâhî sistemi kurmak için o kelimeyi vahyinde kullanmakla Allah’ın, nasıl bir anlam yüklediği, İlâhî düzenin işlemeyişinde o kelimeye nasıl bir işlevsellik kattığı, neyi kastettiğidir.

Salât ve salâtı ikame etme kavram ve konusu da, bu zıtlıklar, dereceler, farklılıklar, fark atan farklılıklarla dolu yeryüzü insan hayatını İlâhî bir düzen, nizam ve sisteme sokma ve sınavı kazanma işinde psikolojik, sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik, idari ve askeri bir bütünlük içerisinde parça, alt sistem ve sistem bütünlüğünde Allah’ın insana yüklediği bir sorumluluktur.

Emanet, hilafet ve ibadet örgüsü!

Namaz kılarken Kâbe’yi kıble edinme emriyle Allah, yeryüzü insan hayatını İlâhî bir düzene sokma açısından ne hedef gösteriyorsa, bu zıtlıklar, dereceler, farklar, fark atan farklılıklarla dolu insan-insan ilişkilerinde, insan-varlık, insan-madde, insan-eşya ilişkilerinde hayatın akışını psikolojik, kültürel, bilimsel, teknolojik, ekonomik, sosyal, siyasal, idari ve askeri olarak bu hedefe götürücü şekilde planlamak, projelendirmek ve proje uygulaması yapmak demektir desek, İlâhî kastı yakalamış oluruz diye düşünüyorum.

Kıble, insanlık için gösterilen hedef!

Hedef, Kâbe!

Kâbe/ Beytullah/ Allah’ın evi/ Mescid-i Haram/ çevresiyle birlikte ilk insandan beri insanlığın kolektif belleğinde aidiyeti tescilli bir yer!

Allah’a ait!

Özel mülkiyet edinilemez! Özelleştirilemez! Zimmete geçirilemez! Başkasına haram!

Din/ İlâhî düzen, nizam ve sistem içerisinde tüm şiar, menasik ve hurumatıyla umrenin, haccın ve Kâbe’nin sembolize ettiği değerler anlaşılmadan, Kâbe kıble edinilerek kılınan namazın da din içerisinde nasıl bir işlevinin olduğu, ne anlam ifade ettiği anlaşılamaz.

İlâhî irade beyanı olan Kur’an’da Allah, Kâbe için üç ifade kullanır. “Ve iz cealne-l-beyte mesabeten linnasi ve emnen” 2/125, “Ceale Allahu-l-Kâbete elbeyte-l-harame kıyamen linnas” 5/97, “Cealnahu li-n-nasi sevaeni-l-akifi fihi ve-l-bad” 22/25.

Bu ifadeler, tüm insanlar için yeryüzü insan hayatının İlâhî bir sisteme sokulup işletilmesiyle hedeflenilen sonucu anlatır.

Sonuç, dünya hayatında hedeflenen, insanı tehir edilen ahiret hayatındaki ana hedefe götürecek en büyük ara hedef!

Kâbe, nasıl bir özellik taşıyor ki, nasıl bir işlevselliği var ki, neyi sembolize ediyor ki, kendisini kıble edinip namaz kılana nasıl bir hedef gösteriyor ki, başkalarını değil de, o hedefe varma çabası ortaya koyan insanları aynı seviyeye getiriyor/ aynı mesabede tutuyor ve o insanları emniyet ve güven alanı içerisine alıyor?

Ve yine Kâbe, nasıl bir özellik taşıyor ki, nasıl bir işlevi var ki, neyi sembolize ediyor ki, kendisini kıble edinip namaz kılana nasıl bir hedef gösteriyor ki, başkalarını değil de, o hedefe varma faaliyetleri içerisinde olan insanları Allah’tan başkalarına bağlılık, bağımlılık ve kayıtlılıktan kurtarıyor? Başkasına eğilmeyen, alnı açık, ak, başı dik, dipdiri, capcanlı yapıyor, dimdik ayakta tutan bir güven ve özgüven/ özgürlük kazandırıyor?

Kur’an’da Allah’ın Kâbe için kullandığı üç ifade, bu iki paragrafta aktarmaya çalıştığımız şeyleri anlatır.

Fiziksel olarak Kâbe’nin bunları yapmadığı/ asıl ifadesiyle yapamadığı açık ve nettir. Taş olmaktan başka bir değeri yoktur. O halde Kâbe’ye böyle bir fonksiyon icra ettiren şey nedir?

La İlahe İllallah cümlesinin içerdiği her şeyin Allah’a aidiyetini sembolize etmesi! Bu cümlenin içerdiği her şeyi Allah’a tahsis ve teslim etmeyi hedef göstermesi!

Hayatın/ göreceliğin merkezine Allah’ı koymayı hedef göstermesi!

Tüm şiar, menasik ve hurumatuyla hacc ve umre, dönüldüğünde yaşanılan mekânlarda uygulanmak üzere yapılan, insanlığı ana hedefe ulaştıracak en büyük ara hedef alıştırması, antrenmanıdır. Özel bir tatbikat, aynı zamanda o zamana kadar yapılanların sağlama işlemidir.

Yerel, bölgesel ve küresel, yeryüzü sathında ve hayat bütünlüğünde sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik, idari, askeri ve psikolojik tüm İlahlaşma ve İlahlaştırma işlemlerinin reddi, İlahlık statülerinin, makam ve mevkilerinin, hak ve yetkilerinin ve iktidar uygulamalarının Allah’a tahsis ve teslim edilme hedeflemesi!

“Ben Allah’ım! Benden başka ilah yok! Bana ibadet et/ tüm faaliyetlerinin görecelik merkezine beni koy! Ve salâtı, benim zikrimi/ vahyimi/ dinimi/ düzen, nizam ve sistemimi gerçekleştirme hedefine kilitlenerek ikame et!” Direktifi! 20/14

Kâbe kıble edinilerek kılınan namazın, namaz kılana gösterdiği hedeftir bu! Bu hedefe götürecek faaliyetlerin yapılmasıdır salâtın ikamesi!

Yani mal/ tabiat kaynaklarından, evlat/ insan kaynaklarından geçici olarak kim neye sahip ise getirileriyle beraber ancak Allah’a göre kullanabilmesi, bunun dışında bir kullanımın haramlığını/ gayrı meşruluğunu/ yasa dışılığını sembolize etmesi! Sadece orada değil yeryüzü sathında böyle bir uygulamayı hedef göstermesi!

Hedefe de hedef gösteren hedef!

Konusu ne olursa olsun insan bünyesinin icra ettiği tüm fonksiyonlar bir secde, bunların icra edildiği yerler Allah’a ait! Bu fonksiyonlar ancak Allah’a göre icra edilir, bir başkasına göre değil! 72/18

Derecesi, farkı, fark atan farklılığı ne olursa olsun insan-insan ilişkilerinde, insan-varlık, insan-madde, insan-eşya ilişkilerinde insan kelle sayısınca her bünyenin psikolojik, sosyal, siyasal, ekonomik, idari, askeri icra ettiği duygusal, düşünsel ve davranışsal fonksiyonları Allah’a göre gerçekleştirmesi!

Cebren olsaydı yapılacaklar listesi!

Salâtın ikamesi!

“Men eqamehe fek ad eqame-d-din! Men hedemehe fe kad hedeme-d-din!”

Dinin ikamesi/ İlâhî düzen, nizam ve sistemin işletilmesi!

Hedefe varıldığında gerçekleşen sonuç ne?

Herkesin ve herkesimin, bir diğerinin elinden ve dilinden emniyet ve güvene kavuşması! Sürünenlerin, güdülenlerin, sırtından inilmeyenlerin, yolunanların, sağılanların, soyulanların gözüne fer, dizine derman gelmesi! Ayağa kalkması! Şaha kalkması! İsyanı!

Kıyamı!

Kime karşı?

İblise ve İblisleşenlere karşı!

Salâtı ikame eden tüm insanların aynı mesabede olması/ aynı seviyeye gelmesi!

Herkesin ve herkesimin yalnız Allah ile kayıtlı, sadece Allah’a bağlı ve bağımlı, ancak Allah ile sınırlı olarak hareket etmesi!

Özgürlüğü!

Kıble, hedef!

Salâtın ikamesi, hedefe de hedef gösteren hedefi tutturma faaliyetleri!

Ne diyeyim?

Sana değer kazandıracak, sana değerini verecek şey!

 

Tevhide doğru

 

Harika bir yorum
mutlaka okuyun
'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8