ERGENEKON....

  • 80 Cevap
  • 38423 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Genç Siviller'den Milletvekillerine mektup
« Yanıtla #30 : 16 Temmuz 2008, 05:55:13 ÖÖ 05 »
 
Türk siyaseti ile ilgili yaptığı çıkışlarla dikkatleri üzerine çeken Genç Siviller, milletvekillerine yönelik bir çağrı mektubu kaleme aldı.
Mektup elbette darbe tartışmalarıyla ilgili... Ancak çağrının ne olduğu mektupta gizli... İşte o mektup...

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Açık Mektup

Sayın Milletvekilleri,

Genç Cumhuriyetimizin kısa tarihi askeri müdahalelerle dolu.

Türkiye’de bugüne kadar adı konmuş 5 askeri müdahale oldu. Hiç biriyle yüzleşilemedi. Hiç birinin hesabı sorulamadı.

Yüzleşilemeyen, hesabı sorulamayan her darbe bir sonraki darbe ihtimalini meşrulaştırdı.

28 Şubat post-modern darbesinin ‘başarısı’ndan ilham alan bir grup komutanın da ‘sarıkız’ ve ‘ayışığı’ kod adlı iki darbe planladıkları ortaya çıktı. Darbeci komutanlardan birinin günlük tutma zaafı sayesinde tüm detaylarını öğrendiğimiz iki darbeyi ucuz atlattığımız sonradan anlaşıldı.

Günlükleri yayımladığı için kapatılan Nokta dergisinin Genel Yayın Yönetmeni Alper Görmüş’e açılan hakaret davası beraatla sonuçlandı. Mahkemeyi açan Özden Örnek ‘selam verdi, borçlu çıktı.’ Günlüklerin kendisine ait olduğu mahkemece tespit edildi.

Günlüklerde adı geçen ‘sarıkız’ ve ‘ayışığı’ kod adlı iki darbe girişimi de en başta hükümete, iktidar partisine, daha sonra tüm meclise ve sonuç olarak da millet iradesine karşı yapılacaktı.

Türk Silahlı Kuvvetlerinde siyasete müdahale etmek bir istisna değil gelenek. Askeri okullarda verilen standart eğitim kedisini siyasetin ve sivil dünyanın üzerinde gören subaylar üretiyor. Özden Örnek ve günlüklerinde adı geçen komutanlar darbe planı yapan ilk subaylar olmadıkları gibi son da olmayacaklardır.

Yaşadığımız bugünlerde evrensel ölçülerde saygın ve kalıcı bir demokrasiye sahip olmamız için savcılar, gazeteciler, kanaat önderleri, sivil toplum kuruluşları; kariyerlerini hatta hayatlarını riske atarak yoğun bir mücadele veriyor.

Ergenekon davası 50 yıldır cesaret edilemeyen bir hesaplaşmanın adı olarak tarihe geçiyor. Ancak dünyada eşine az rastlanır ucubelikte çift başlı bir hukuk sistemimiz var. Emekli generallerin askeri hukuk sisteminin şemsiyesi altına çekilme ihtimali olduğu için Darbe Günlükleri’nin Ergenekon Dosyasına konulamadığı anlaşılıyor.

Bu mücadelede milletvekillerine tarihi bir görev düşüyor. Tüm milletvekillerini; Anayasa’nın 98, Meclis iç tüzüğünün 104 ve 105. maddelerinin kendilerine verdiği hak ve sorumluluğu yerine getirmeye, İstanbul Milletvekili Ufuk Uras’ın Darbe Günlükleriyle ilgili hazırladığı Meclis Araştırma Komisyonu teklifini imzalamaya davet ediyoruz.

Özellikle partisi kapatılmak üzere olan iktidar milletvekillerine çağrıda bulunuyoruz. Karanlık bulutları dağıtmak için bir güneşin doğmasını beklemeyin. Siz bir şey yapmazsanız güneş doğmayacak.

Eğer bu araştırma komisyonu kurulamaz ve darbecilerden meclis hesap soramazsa ‘sarıkızlar’ ‘ayışıkları’ hiç bitmeyecek.

Bu tarihi bir fırsat! Sizden önceki parlamenterlerin yapamadığını yapın. Her 10 yılda bir sizleri koltuklarınızdan etmek isteyenlere karşı cesur bir adım atma zamanıdır.

Sıranın size de gelmemesi için, imza atma sırası sizde.

GENÇ SİVİLLER RAHATSIZ
 

ERGENEKON
« Yanıtla #31 : 16 Temmuz 2008, 06:04:05 ÖÖ 06 »
Susurluk Komisyonu Başkanlığı'nı yapan Mehmet Elkatmış'tan ergenekonla ilgili açıklamalr


Alıntı
"Susurluk çözülseydi Ergenekon olmazdı"Ergenekon soruşturması konusunda neler söyleyeceksiniz?

Ergenekon Susurluk'un devamıdır. Farklı birşey değil Ergenekon. Değişen bir şey yok. Bize o dönem de komisyona Veli Küçük hakkında çok fazla bilgi geldi. Biz de Genelkurmay Başkanlığı'na bildirdik. İstanbul DGM de başvurdu soruşturma izni istedi Genelkurmay'dan. Ama Genelkurmay, 'Gerekli soruşturmayı biz yaptık. Gerek yok' diye yazı gönderdi. Sen mahkeme değilsin ki sen izin vereceksin soruşturmaya.

Ucu nereye gider?
Veli Küçük diyelim ki bu işin içinde. Bu işleri yalnız başına yapmamıştır. Askeriyede sonuçta bir hiyerarşi var. Ama kimse üstüne gidemiyor. Bu işlerin üzerine gidenlerin başına bazı işler geliyor. Ferhat Sarıkaya örnek.

İstihbarat Daire Başkanı Şemdinli olayında bir ifadede bulundu. 'Hırsız evin içindeyse ne yapabiliriz' dedi. Vay efendim sen misin bunu diyen. Bizim hükümetimiz anında görevden aldı adamı.

Birinci adama gitmek isteseniz de olmaz yani. Mesela darbe günlükleri yayınlandı. Bunu yayınlayan 'Nokta' dergisi yargılandı, kapandı. Ama bu günlükleri yazanlar ve adı geçenler yargılanmıyor.

Ağar'ın işlediği öne sürülen suçları çok önemsemiyorum. Zaten silah temini falan gibi suçların pek cezası da yok.

"Konuşanı hemen görevden alıyorlar"

Başbakan'a tavsiyeniz ne olurdu? Bu olayların üzerine gidebilmek için..

Birtakım yasal değişiklikler lazım. Bir kere devlet sırrı nedir? Ne sırdır ne değildir? Adam konuşacak ama devlet sırrı diyor konuşmuyor. Bir de devlette görevli olup da mahkemede ya da komisyonlarda konuşan adamlar görvden alınıyor. Görevden alınmamalı. Denetim lazım. Konuşan ve doğruyu söyleyen insanları korumak gerekiyor. Adamın başına birşeyler gelirse tabii ki kimse konuşmaz.

Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #32 : 16 Temmuz 2008, 06:11:30 ÖÖ 06 »
susurluk aarştırma komisyonu üyesi fikri sağlar;

Aslında Susurluk Komisyonu'nun ortaya koymuş olduğu raporla, Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu'nun ortaya koymuş olduğu raporun savcılar tarafından incelenmesi Ergenekon'un dosyası diye adlandırılan ve toplumda ben de dahil olmak üzere büyük umutlarla baktığımız hedefin bulunmasında önemli katkı sağlar. Her iki raporda da derin devletle ilgili bilgiler, izler vardır. O izler sürülebilirse amaçlanan Ergenekon'dan derin devleti çökertmekse ona ulaşabilir. Bu iki rapor incelenmeli. Bu raporlar yol gösterici olabilir." (ANKA)


hatırlarsınız fikri sağlar bu olayları halkın daha net anlayabilmesi için susurluk olayını dizi film haline getirmişti
film yayınlanırken birkaç kez kesintiye uğramıştı (sansür!!!)
şimdi durum susurluktaki gibi değil
o zaman iktidar partisi milletvekilide olayın içindeydi ve olay çok fazla deşilemedi
şimdi taaaa en yukarıdan bile destek var bakalım sonu ne olacak
kim suçlu kim kahraman olacak

İŞTE KURTLAR VADİSİ'NDEKİ AGARTA
« Yanıtla #33 : 17 Temmuz 2008, 03:25:44 ÖS 15 »
Ergenekon iddianamesinde en ilginç nokta öne çıkan Agarta oldu. Ancak Agarta, Ergenekon'dan önce Kurtlar Vadisi Pusu dizisinde gündeme getirilmişti. İşte İhtiyarlar heyetinin Polat Alemdar'a anlattığı Agarta...


Ergenekon İddİanamesinde Agarta örgütünün “600 yıllık geçmişi” Kurtlar Vadisi Pusu’nun senaryosundaki “İhtiyarlar” adlı grubu hatırlattı.

Dizide, “İhtiyarlar” grubunun yöneticileri kendilerini şöyle tanıtmıştı: “Biz ışığımızı Metehan’la yakanız, Alparslan’la, Selahaddin Eyyubi’yle yakanız, Osmanbey’le yakanız. Fatih çağ açarken, elindeki meşalede biz vardık. Işığımız sönmeye yüz tuttuğunda, köhneleşen devletin kendisini yenilemesi için devreye girdik. Bize iki seçenek sunuldu: ’Ya Komünist olacaksınız ya da Gladyocu’... Biz ikisini de reddettik...” Şimdi Agarta’yı duyanlar “İddianamede bir tek Polat yok” demekten kendini alamıyor.

http://www.gasteci.com/iste-kurtlar-vadisindeki-agarta---haber14260.htm



*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #34 : 18 Temmuz 2008, 01:00:34 ÖS 13 »
'Ergenekon isterse PKK biter' 
 
 
Ergenekon'un kilit isimi Tuncay Güney, PKK'nın Ergenekon örgütünün bir uzantısı olduğunu söyledi. Güney 'PKK-Ergenekon ilişkisi deşifre edilmeli' dedi. 

17/07/2008
 
 
 

İfadeleriyle Ergenekon operasyonuna yön verdiği iddia edilen eski gazeteci Tuncay Güney, Yeni Şafak'a, son gelişmelerle ilgili çarpıcı açıklamalar yaptı. Ergenekon'un tamamen çözülmediğini ileri süren Güney, örgütün PKK ile derin bağları olduğunu söyledi. Güney 'Türkiye'ye yapılacak en büyük iyilik, Ergenekon-PKK ilişkisini deşifre etmektir' dedi.

DAHA DERİNE İNİLMELİ

Tuncay Güney, kararlılıkla Ergenekon terör örgütünün üstüne giden Savcı Zekeriya Öz'ün çok büyük bir iş başardığını belirterek, 'Ancak sonuna gelindi. Buradan ileriye gitmeleri çok zor. Buraya kadar, operasyon bitti. Çünkü Türkiye'de Ergenekon'u bitirecek bir güç yok. Susurluk'a ne oldu? Bunlar Susurluk'un da patronu değil mi' diye konuştu. Ergenekon soruşturmasında karanlıkta kalan bir çok olay olduğunu ileri sürdü. Güney, Sabancı suikasti ve Behçet Cantürk cinayetinin aydınlatılmasının Ergenekon'u çözmek için kilit öneme sahip olduğunu söyledi.

CANTÜRK CİNAYETİNDE GAZETECİ

Behçet Cantürk'ün öldürülmesi olayının, Ergenekon örgütü için çok kilit bir noktada bulunduğunu anlatan Tuncay Güney cinayetle ilgili ünlü bir kadın gazetecinin ismini verdi. Güney “Bu olayı, gazeteci A... çok iyi bilir. Gazeteci A, Behçet adına İzmit İl Jandarma'da bir görüşme yaptı. 'Sulh olsun' dedi. Gazeteci A, kalemi elinde, neden yazmıyor bunları. Gazeteciler B, A. ve ben Irak'a gittik. Kapıları, randevuları kim ayarladı?' diye sordu.

KÜÇÜK, SAÇAN'LA TEHDİTLE UZLAŞTI

Ergenekon soruşturmasında Sabancı suikasti ve Behçet Cantürk'ün öldürülmesiyle ilgili belgelere ulaşılmasını değerlendiren Tuncay Güney, 'Behçet Cantürk'ün öldürülmesi olayını da açıklasınlar. Akın Birdal'ın neden vurulduğunu açıklasınlar. MOD örgütünü açıklasınlar. Fehriye Erdal, Mustafa Duyar ve İsmail Akkol'un, Sabancı Center suikastı sırasında, cinayetlerin işlendiği kata çıkıp çıkmadığını da açıklasınlar. Ben Amerika'ya gelince, Veli Küçük Paşa, Adil Serdar Saçan'a hangi gazeteciyi yolladı. Ve bu dosyalar için nasıl tehdit etti ve sonunda nasıl anlaştı' şeklinde konuştu.

ERGENEKON PKK İLİŞKİSİ ARŞİVİMDE

Teröristbaşı Öcalan'ın, PKK'ya “Ergenekon'a karışmayın' talimatı verdiğini ileri süren Güney şunları söyledi: “Abdullah Öcalan neden PKK'yı örgütten uzak tutuyor. Örgütte Öcalan'dan sonraki isim Cemil Bayık neden konuşmuyor. Beni konuşturan polis neden Apo'yu konuşturmuyor. Neden bu kadar ketumlar. Bence Ergenekon ve PKK ilişkisini gazeteler yazsa Türkiye'ye, vatana çok büyük iyilik yaparlar, PKK birkaç ayda biter. Örgüt iç kavgaya girer, ortada PKK filan kalmaz.' Güney, eski Organize Suçlar Şube Müdürü Adil Serdar Saçan'ın el koyduğu kendisine ait arşivlerde, PKK Ergenekon ilişkisinin kanıtlarının olduğunu ileri sürdü.

Sabancı'yı 'vur' emri ünlü bir siyasetçiden

Tuncay Güney, Ergenekon soruşturmasında Sabancı suikastı belgelerinin ele geçirilmesiyle ilgili olarak “Cinayet emrini DHKP/C'ye ünlü bir siyasetçi verdi” dedi.

Eski gazeteci Tuncay Güney, Ergenekon soruşturmasında ele geçirilen Sabancı suikastiyle ilgili belgeleri de değerlendirdi. Ergenekon'un çözülebilmesi için Sabancı suikastının da aydınlatılması gerektiğini söyleyen Güney, 'MİT'in Sabancı Cinayeti Raporu' başlığı altında Zihni Çakır'ın 'Kod Adı Darbe' isimli kitabında yer alan bilgi ve belgelerin, kendi arşivinden alındığını belirterek, 'Bu belgeleri kim gazetecilere veriyor. Aynı dosya Veli Küçük Paşa'da ve Doğu Perinçek'te de var. Dosyanın içinde, Sabancı Center'ın krokileri var, resmi raporlar var' dedi. Sabancı Center suikastı dosyasının ayrıntılarından da bahseden Tuncay Güney, 'DHKP/C'ye cinayet ihalesini veren dönemin ünlü siyasetçisi kim' diye sordu. Güney, bu dosyadaki tüm bilgilerin, A.A. adlı kişi tarafından, Sakıp Sabancı'ya iletildiğini ileri sürdü. 'Tüm operasyon benim arşivimden çıkan bilgiler ışığında yürüdü ama ben yine de güvenilmez adamım. Hala gazeteler sanık olduğumu yazıyor' diyen Tuncay Güney, arşivinden alınan belgelerle kitap yazıldığını iddia etti.

Emekli paşalar ilk 4'te

Veli Küçük Paşa'nın yalnız kaldığını ve gözden çıkarıldığını anlatan Tuncay Güney, resmi görevlilere dokunulamayacağını ileri sürdü. 'Ergenekon bitmez. Çünkü kadroları, yapılanmaları çok mükemmel' dedi. 'Bir numaraya kaç kişi kaldı' sorusuna kaçamak cevaplar veren Tuncay Güney, '4 sivil 4 resmi isim kaldı' cevabını verdi. Güney, 'Şener Eruygur ve Hurşit Tolon kaç numaraydı' sorusuna da '8 kişi daha var. Ama ikisini ilk 4 numaradan, tepeden aldılar. Buna 4'e 4 denir' karşılığını verdi.

Cantürk cinayeti neden önemli

Asala ve Suriye gizli servisi ile bağlantılı olduğu bilinen Cantürk, uyuşturucu kaçakçılığı ve bölücülükle de suçlandı. Akrabalarının bir çoğunun Asala ya da Suriye gizli servisi ajanı olduğunu kendi ifadesinde dile getirdi. Asala ve PKK'ya yardım ettiği iddiasıyla işkenceli sorgulardan geçti, hep beraat etti. Öldürülecek 67 Kürt işadamı listesinde ilk sırada onun ismi vardı. Zırhlı otomobili, 14 Ocak 1994 Cuma günü, polis yeleği giymiş kişilerce durduruldu. 15 Ocak 1994 tarihnide Sapanca'da, şakağına sıkılan tek kurşunla öldürülmüş olarak bulundu.

Perinçek'in ortak olduğu işadamı

Ünlü bir işadamının, Ergenekon Operasyonu kapsamında tutuklanan İşçi Partisi Lideri Doğu Perinçek'le büyük çaplı gizli ortaklıklar yaptığını ileri süren Tuncay Güney, 'Bunu Türk istihbarat birimleri bilmiyor mu? Ben ikisiyle Hilton Oteli'nde görüştüm. Doğu Perinçek de işadamı da ortak olduklarını söyledi' iddiasında bulundu. (Yeni Şafak)

 
 

 
Not font kurbaa

Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #35 : 18 Temmuz 2008, 02:01:10 ÖS 14 »
tuncay güney dün gece yeni şafak a açıklama yapmadığını
röportajlarının eskiye dayandığını söyledi.(yani manşet ona ait değilmiş)

32.gün de gazetecilerin sorularını yanıtlarken resmen kedi fare oyunu oynadı
merak edilen soruları yanıtlamadığı gibi kafaları daha da karıştırdı
bugün birçok gazete yayınla ilgili haberi verir
ama sonuç cümlesi şu:
ergenekon da susurluk gibi olacak.bu olaydan herhangi bir sonuç çıkmayacak

*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #36 : 18 Temmuz 2008, 02:10:02 ÖS 14 »
Ergenokon susurluk gibi olmayacak ...
Belki suçlular cezalandırılamayacak yeteri kadar ama çok şeyleri degiştirdigi muhakkak ..
Kesin sonuç alınamayabilinir ama toplumda çok taşları yerine oturtdugu muhakak ...
Artık Asker, Siyasetci , Gazeteci , Patron ilişkilerinde çok daha dikkatli adımlar atılacagıda aşikar ....
Bir degişim ve dönüşüm sürecini tetikledigide muhakak ...
Susurluk o dönem için Kurtlar Vadisi etkisi yarattı ..
Bir takım yasadışı mafya hareketlerinin devletin kirli işlerinde kullandırılması olarak algılandı ...
Ama Ergenokon çok daha farklı algılandı ..
Belki menşeileri aynı idi ama gerek o zaman toplum olarak toylugumuz gerekse yansıtılış şekli algılarının farklı olmasına sebeb oldu ...
Ergenokonda çıkan sonuç , demokrasinin anlamı, tarafsızlıgın gerekliligi, ideolojilerin marjinalleştigi, kurumların güvenilirliginin şefaflıgıyla alakalı oldugu gibi pek çok sonucu topluma ögretti ...
Selamlar ...
Not font kurbaa

Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #37 : 18 Temmuz 2008, 02:18:24 ÖS 14 »
herkesin farklı adım atacağı kesin
gece tuncay güney birçok gazetecinin çift meslekte çalıştığını da iddia etti
neyse zaten bunlar daha önce yayınlanmıştı(ama birandın yüz ifadesi görülmeye değerdi  :) )
güney in olay açılmadan kapanır demesinin sebebi:
açma dosyayı açarlar dosyanı
bu söz ble milleti tedirgin etmeye yetti

*

Çevrimdışı şimal

  • ***
  • 398
Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #38 : 18 Temmuz 2008, 05:26:34 ÖS 17 »
Ahmet AltanSiz dönün, biz dönmeyeceğiz...Cuma, 18 Temmuz 2008 12:13
 


Susurluk çetesine karşı çıkanlar, bugün Ergenekon çetesinin savunucusu oldular.

Ne değişti?

"Ergenekon için henüz yargı kararı yok" diyorsanız, Susurluk için de yargı kararı yoktu.


Esas Susurluk davasında "dağ fare doğurmuştu", hepi topu üç gariban polisi atmışlardı içeri.


"AKP şeriatı getirecek, ona karşı her terörü ve darbeyi destekliyorum" diyorsanız, Susurluk zamanında Erbakan iktidardaydı.


Bugün Ergenekon sanığı olan Veli Küçük, o zaman da Susurluk'un içindeydi.


O zaman da mafyayla ilişkisi saptanmıştı, bugün de saptandı.


"Ergenekon'la ilgili belgeler nereden geliyor" diye soruyorsunuz.


Susurluk'un belgeleri o zamanlar gazetelere nerelerden geldiyse, bugün de oralardan geliyor.


Devleti, "derin devletten" kurtarmak isteyenlerden.


O zamanlar niye o belgeleri çarşaf çarşaf yayınladınız da şimdi yayınlamıyorsunuz?


"Bize belge gelmiyor" diyorsanız, her zaman söylüyoruz, isteyenle elimize gelen belgeleri paylaşırız.


Ama siz yayınlamak istemiyorsunuz.


öyle içi boş laflarla, anlamsız bahanelerle kurtulamazsınız.


Biz size şu soruyu sormaktan vazgeçmeyiz:


Niye Susurluk'a karşı çıktınız, niye şimdi Ergenekon çetesini korumaya çalışıyorsunuz?


Susurluk'un varlığına sizi hangi kanıt inandırdı da, bugün o kanıtı Ergenekon'la ilgili bulamıyorsunuz?


Hiç öyle AKP'nin arkasına saklanmaya da çalışmayın.


Ergenekon, yayınladığımız belgelerden de göreceğiniz gibi, AKP kurulmadan çok önce kuruldu.


Derdi AKP'yle değil.


Derdi AKP'yle olsa da, bu, onun yaptıklarını suç olmaktan çıkarmazdı ama böyle "utanç verici" bir bahaneniz bile yok aslında.


Bu çete, Türkiye'nin çağdaşlaşmasına, demokratikleşmesine, özgürleşmesine, dünyayla bütünleşmesine karşı.


Burada bir diktatörlük kurulması, halkın boğulması için uğraşıyor.


Bunun için mafyalar kurduruyor, siyasi suikastlar işlenebileceğini öngörüyor, uyuşturucuyu kendi denetimine almak istiyor, öğrencileri ajan yapmanın peşine düşüyor, banka soygunları planlıyor, sahte din örgütleri, sahte terör örgütleri oluşturuyor, medyayı ele geçiriyor.


Bu örgüt, "demokrasiyi" tehdit olarak değerlendiriyor.


Niye savunuyorsunuz bu örgütü?


Amacınız ne?


Siz de mi demokrasiyi tehdit olarak görüyorsunuz?


Siyasi suikastları mı destekliyorsunuz?


Uyuşturucu kaçakçılığı sıradan bir iş olarak mı gözüküyor size?


Yoksa bu çetenin "medyayı ele geçirme" planı bu zaman içinde gerçekleşti mi?


Anlatın bize.


Niye Susurluk'a karşıydınız?


Niye Ergenekon'un ortaya çıkarılmasına engel olmaya çalışıyorsunuz?


Bilmediğimiz bir nedenden dolayı siz yolunuzdan döndünüz.


Susurluk'a karşı çıkarken bugün Ergenekon'a vargücünüzle destek oluyorsunuz.


Biz yolumuzdan dönmeyiz.


Susurluk'a da karşıydık...


Ergenekon'a da karşıyız.


Demokrasiye kasteden, insanları öldüren, cinayetler işleyen, özgürlüğü öldürmeye uğraşan, kendi halkını bastırmayı hesaplayan her harekete karşıyız biz.


Ergenekon'un Kürtler'e neler yaptığını niye hiç merak etmiyorsunuz?


Ergenekon operasyonunun yapıldığı gün Rusya'ya kaçan eski bir jandarma istihbarat generalinin, alay komutanı olduğu sırada Silopi'de iki Kürdün onun alayında ortadan kaybolmuş olması hiç ilginizi çekmiyor mu?


Niye çekmiyor ilginizi?


Kürtler'in öldürülmesi, ortadan kaldırılması, kaybedilmesi doğal mı geliyor size?


İnsanın kanını donduran belgeler yayınlıyoruz.


Bu belgeler sizi dehşete düşürmüyor mu?


Sizce "tarafsız" kalınabilecek bir noktada mı Türkiye?


Neyle ne arasında tarafsızsınız siz?


Uçlardan birinde "darbe" olduğunda hangi ahlak, hangi anlayış, hangi vicdan "tarafsız" olabilir?


Bir siyasi partiye "kızdığınız" için, bir darbenin bu ülkenin üzerine balyoz gibi inmesini mi destekleyeceksiniz?


Darbe yandaşlığı yapmak için bulabildiğiniz bahane bu mu?


Siyasi bir partiye karşıysanız ona siyasi yollardan karşı çıkarsınız, darbeyle değil.


Söyleyin bize...


Susurluk'a niye karşıydınız, Ergenekon'u niye savunuyorsunuz?


Niye döndünüz yolunuzdan?


Korktunuz mu?


Bilmediğimiz bir çıkarınız mı var?


Hadi siz döndünüz, niye böylesine acıyla kıvranarak bizim de dönmemizi istiyorsunuz?


Biz, içimizde bir vicdan taşıdığımız sürece darbelere, çetelere, cinayetlere karşı olacağız.


Siz dönün...


Biz dönmeyiz.


Size benzememizi boşuna beklemeyin.


Size benzemek ölümden ağır bize.

 



*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #39 : 20 Temmuz 2008, 03:40:49 ÖÖ 03 »
Taraf'tan ürkütcü bir belge daha !


“Ergenekon çetesinin kimyasal ve biyolojik silah hevesi olduğunu” duyuran Taraf, kendisine inanmayanlara şok bir belge ile cevap verdi.


 
Ergenekon yapılanmasının 13 Nisan 1999 tarihinde "nükleer, kimyasal, biyolojik silah" başlıklı bir rapor hazırladığı ortaya çıktı. Taraf Gazetesi'nin haberine göre raporda silahların ne kadar ölümcül etkileri ayrıntıları ile anlatılıyor. Ergenekoncuların raporu hazırlama gerekçesi ise akıllara durgunluk veriyor. Örgüt kitle imha silahları üreterek terör örgütlerini kontrol altına almayı ve ekonomik kazanç elde etmeyi amaçlamış.

Ergenekon sanıklarında ele geçen “nükleer, kimyasal, biyolojik silah” başlıklı belge kitle imha silahı üretme, geliştirme planını ele veriyor. Belgede bu silahların üretim teknikleri, formülleri aktarılıyor. Belgede hangi silahın ne kadar öldürücü olduğu ayrıntılarıyla anlatılıyor ve planın gerekçesi şöyle: Ekonomik gücümüz artar, bütün terör örgütlerini kontrol ederiz ve büyük finans gücü sağlarız.

Ergenekon’un Strateji Grubu tarafından hazırlanan 13 Kasım 1999 tarihli NBC Silahlar Üretim ve Analiz adlı 24 sayfalık raporda kimyasal ve biyolojik silahlarla ilgili detaylı bilgiler yer aldı. Raporda biyolojik ve kimyasal silahların bileşimi, gazlar, yapım formülleri, etki hızı, etkinliği ve tüm yapım aşamaları tablolar eşliğinde anlatılıyor.

FORMÜLLER DE VAR

“Bazı Biyolojik Maddelerin Özellikleri ve Semptomları” başlıklı bölümde formüller ve dozaj bilgileri verilip, hazırlanan ilaçları kullanan kişinin yaşayacağı komplikasyonlar, hangi zaman aralığında öleceği gibi ayrıntılı şemalar yer alıyor. 50’nin üzerinde ilaç formülü verilip, “Etki Hızı” başlığında ilacı kullanan kişinin kaç gün içinde öleceği, “Etkiler” bölümünde ise bu süre içinde vücudunda yaşayacağı metabolizma değişiklikleri ve komplikasyonlar sıralanıyor.

21. YÜZYIL SAVAŞLARI

Rapor’un genel değerlendirme bölümünde ise bu silahlara sahip olma ve üretmenin amacı şöyle ifade ediliyor; “Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet göstermekte olan Ergenekon’un dikkatlerine sunulan bu çalışmanın amacı; kimyasal ve biyolojik silah üretimine yönelmenin kaçınılmaz gerekliliğine olan inancımızdır. 21. yüzyılda özellikle ‘gelişmekte olan ülkeler’ adıyla tanımlanan ülkeler ile terör örgütleri kimyasal ve biyolojik savaşa yöneleceklerdir. Bunun en önemli nedeni, kimyasal ve biyolojik silahların nükleer silah üretiminden daha ucuz ve kolay olmasıdır.”

Raporda “21. yüzyılda ‘halkların’ bağımsızlık savaşına yöneleceğinin kaçınılmaz olduğu” belirtilip, 21. yüzyıl “terör yılı haline gelecektir” deniliyor. Terör’ün siyasal platformlarda “lânetleneceği” ancak sinsi ve gizli bir biçimde gelişmiş güçlerce destekleneceği de raporda yer alan bilgiler arasında. 21. Yüzyıl’da Türkiye için en büyük tehlikenin “etnik ve dinsel terör” olacağı vurgulanan raporda bu tip örgütlerin yakın gelecekte kimyasal ve biyolojik silahlara yönelecekleri de vurgulanıyor.

YURTDIŞINDA FABRİKA

Siyasal finans gruplarınca finanse edilen terör gruplarının biyolojik ve kimyasal silah üretimini tesislerinin en iyi müşterisi olacağı iddia edilen raporda, bu gerçeklerden hareketle Türkiye’nin kimyasal ve biyolojik silah üretimine yönelmesi gerektiği, gerekirse yurtdışında bu tür bir üretim ünitesi kurulabileceği de belirtiliyor. Ayrıca bir Türk işadamının ismi de verilerek fabrikasında gizlice ürettiği kimyasal silahları “örtülü yollardan” Birinci Körfez Savaşı sırasında Irak’taki Saddam yönetimine sattığı da raporda iddia ediliyor.

YETERLİ ELEMAN VAR

Raporda Türkiye’de biyolojik ve kimyasal silah üretimi gerçekleştirecek bilgi donanımına sahip genç bilim adamlarının olduğu vurgulanarak, “Bu kişilerin görmezden gelinmesi halinde başka güçlerin bu insanları kontrol altına alıp çalışmalara yönelteceği de gözardı edilmemelidir” deniyor.

Raporun sonundaki değerlendirme kısmında ise ilginç tespitler yer alıyor: “Türkiye çok ucuz maliyetle çok büyük kârların elde edilebildiği kimyasal üretime yönelmemiştir. Bu alanda yeterli insan kaynağı vardır ve bu kişiler Alman kimya üretim tesislerinin birer pazarlamacısı durumuna düşmüş, al-satçı olmuştur. Ergenekon, Türkiye’nin ekonomik ve siyasal bağımsızlığına çok büyük katkıları olabilecek bu çalışmaları rahatlıkla gerçekleştirebilir. Böylelikle terör örgütlerini kontrol altına alırken, büyük bir finans gücü de elde edecektir.”  (taraf)

samanyoluhaber.com
Not font kurbaa

*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #40 : 21 Temmuz 2008, 12:40:47 ÖÖ 00 »
20 Temmuz 2008   



Ahmet Altan'dan terleten sorular


Ahmet Altan, Taraf'ta sorularını sürdürüyor. Bugünkü sorusu "Ergenekoncuların avukatıyım" diyen CHP lideri Baykal'a. Altan, Baykal'ın yanı sıra CHP'lilere de sorular yöneltiyor. Soruların ağırlığı, cevabı olmayanı terletecek cinsten...


 
Ahmet Altan/Taraf

Susurluk, Ergenekon, Baykal

İnanmayacaksınız ama “Neden Susurluk’a karşı çıktınız da, şimdi Ergenekon’u destekliyorsunuz” sorusuna bugüne dek tek bir cevap gelmedi.

Sanki bu soru sorulunca, gözler donuklaşıyor, alt dudak sarkıyor ve yüzdeki ifade boşalıveriyor.

İsterseniz bugün Ergenekon çetesini destekleyen eski “demokrat” ve dürüst dostlarınıza aniden bu soruyu soruverin.

Sonra yüzlerini seyredin.

Eğleneceğinize eminim.

Onlara, “Seni Susurluk’a karşı çıkmaya ikna eden hangi kanıtı bugün Ergenekon’la ilgili bulamıyorsun” diye sorun.

Deyin ki onlara, “Danıştay’a saldıran adamla Cumhuriyet Gazetesi’ne bomba atan adam aynı, Cumhuriyet Gazetesi’ne atılan bombayla Ergenekon çetesinin cephaneliğinde çıkan bombaların kafile numarası da aynı… Bu gerçekler, seni nasıl bir sonuca götürüyor?”

Bakalım ne diyecekler.

Danıştay davasına bakarken bu davayla Ergenekon çetesinin bir “ilişkisi” olmadığına karar veren yargıç da bugünlerde bu sorularla karşılaşınca tuhaf cevaplar veriyor.

Mesela, Radikal gazetesine, “Apo’nun davasıyla da bütün PKK davaları birleştirilmedi” diyor.

“Apo’nun davalarıyla PKK davaları birleştirilmediği için Danıştay davasıyla Ergenekon davasının birleştirilmemesi” gerektiği görüşü bana hukuki açıdan biraz garip gözüktü doğrusu.

Sanırım buna benzer tuhaflıkları Ergenekon davasıyla ilgili olarak daha çok duyacağız.

Çünkü saklamaya çalıştıkları gerçek, öyle kolayından bahanelerin, yalanların, çarpıtmaların içine saklanabilecek gibi değil.

Ama asıl soru, niye Ergenekon gerçeğini saklamaya çalıştıkları.

Bundan nasıl bir çıkarları var?

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal neden “Ergenekon’un avukatı” olma ihtiyacını hissetti?

O bulunan cephanelikleri, çıkan bombaları, Susurluk’un da önde gelen isimlerinden ve şimdiki Ergenekon davasının sanıklarından olan Veli Küçük’ün mafyayla ilişkilerini, Ergenekon çetesinin “siyasi suikastları” da öngören planlarını bir “çete avukatı” olarak nasıl savunacak acaba?

“Ben çetenin avukatıyım” diye ortaya fırlayan bir parti liderine ilk kez rastlıyoruz.

Tabii Deniz Baykal’a da sormak lazım: “Neden Susurluk’un avukatı olmadın da Ergenekon’un avukatı oldun.”

“Bu ikisinin farklı olduğunu sana düşündüren ne?”

“Susurluk’taki hangi kanıt seni avukatlıktan alıkoydu da, o kanıtı şimdi göremediğin için Ergenekon’un avukatlığını böyle hevesle üstlendin?”

CHP’li dostların ne düşündüğünü de merak ediyorum doğrusu.

Liderlerinin çete avukatlığı onları çok mu memnun ediyor?

Susurluk çetesine karşı “lambaları söndürüp yakan” o camia, şimdi cephaneliklerin, bombaların, bombalamaların, cinayetlerin savunulmasına çok mu seviniyor?

Danıştay saldırısını yapan katilin, Ergenekon cephaneliğindeki bombalarla aynı kafileden olan bombaları Cumhuriyet Gazetesi’ne atmış olması onlarda gerçekten hiçbir kuşku yaratmıyor mu?

En ufak bir kuşkuları bile yok mu?

En ufak?

Bu kadar kuşkusuzluk kimseye şaşırtıcı gelmiyor mu?

Ergenekon çetesinin suçlarının gerçek olma ihtimali milyonda bir bile olsa, bir siyasi parti ve onun lideri bu bir milyonda birlik ihtimali görmezden gelebilir mi?

“Milyonda bir bile ihtimal yok” mu diyorlar?

Ergenekon çetesinin suçlu olma ihtimali hiç yoksa, o cephanelikler ne, Cumhuriyet Gazetesi’ne atılan bombalar ne, Veli Küçük’ün aynı Susurluk döneminde olduğu gibi saptanan mafyayla ilişkileri ne?

Niye CHP bunun avukatı olmak istiyor?

Bütün CHP’liler, liderlerinin üstlendiği bu avukatlığı paylaşıyor mu?

Bütün Kemalistler, bütün Atatürkçüler, Ergenekon çetesinin cephanelikleri olmasını, o cephaneliklerdeki bombaların Danıştay saldırganı tarafından kullanılmasını “olağan” mı buluyor?

Bu, bir suçun ya da suçluluğun işareti değil mi onlar için?

Peki, o zaman niye Susurluk’a karşı çıktılar?

Böyle cephanelikler bulunmamıştı, bombalar bulunmamıştı, o bombaları kullanan bir katil bulunmamıştı?

Niye Susurluk’a karşı çıktılar?

İnanmayacaksınız ama günlerdir sorduğum bu soruya cevap veren kimse çıkmıyor.

Bana neler yazmam gerektiği konusunda akıl verip yol gösteren genç dostlarım da dahil olmak üzere hiçbir yazar bu konuda tek satır yazmıyor, her konuda yazıyorlar, bunu yazmıyorlar.

Sanki tılsımlı bir soru bu.

Soruyu duyan donup kalıyor.

Siz de sorun.

Bakalım bu soruya cevap veren kimseyi bulacak mıyız?

Niye Susurluk’a karşı çıktınız da Ergenekon’u savunuyorsunuz?

Not font kurbaa

*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #41 : 23 Temmuz 2008, 03:51:40 ÖS 15 »
Susurluk ve Ergenekon'un bağlandığı nokta
Muzaffer Tekin ile eski Özel Harekatçı İbrahim Şahin'in 1982'den beri tanıştıkları ve beraber oldukları ortaya çıktı.
Çarşamba, 23 Temmuz 2008 08:20

Susurluk hükümlüsü İbrahim Şahin, Danıştay saldırısından sonra gözaltına alınan Ergenekon sanığı Muzaffer Tekin'e destek mesajı göndererek "Danıştay olayları böyle bitmez komutanım" dedi. 

Ergenekon operasyonu kapsamında tutuklanan emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin'in, ikinci Türk İntikam Tugayı'nın (TİT) yöneticisi Semih Tufan Gülaltay'dan sonra Susurlukçu İbrahim Şahin'i de 'zor günlerinde' yalnız bırakmadığı ortaya çıktı. Tekin, Tuzla Piyade Okulu'nda özel harekât eğitimi verdiği Şahin'in, Susurluk'tan sonraki cezaevi ve hastane sürecinde yanında oldu. İbrahim Şahin de "Komutanım" dediği Tekin'in bu 'dostluğunu' unutmayarak Danıştay saldırısı ardından 'bağlılığını' cep telefon mesajıyla şöyle bildirdi: "Danıştay olayları böyle bitmez komutanım. Bu şarkı böyle bitmez yeni (yazıdan aynen) sloğımız 'Bu da bizim türkümüz Muzaffer Tekin gerçek liderimizdir' Saygılar komutanım."

Muzaffer Tekin 17 Mayıs 2006'da düzenlenen Danıştay saldırısı sonrasında 26 Mayıs'ta Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'ndeki sorgusunda kendisine yöneltilen isimlerden biri, eski Emniyet Özel Harekât Dairesi Başkanvekili ve 'Susurluk' hükümlüsü İbrahim Şahin'di. Tekin, Şahin hakkında şu bilgileri verdi: "1982 yılında görev yaptığım Tuzla Piyade Okulu'nda kendisini tanıdım. Kendisi burada Özel Harekât kursu alıyordu. O dönemden 1997 yılına kadar görüşmedim. 1997'den bugüne kadar çeşitli zamanlarda görüşmekteyim. Hapishane ve hastane döneminde kendisinin yanında oldum."

KORKUT EKENİ DE TANIYOR

Korkut Eken de aynı dönemde Tuzla Piyade Okulu'nda bulunuyordu. Eken bir söyleşide İbrahim Şahin ile orada tanıştığını anlatmıştı. Muzaffer Tekin ise Sabah Gazetesi'nde yayımlanan söyleşinde şunlar söylemişti: "Korkut Eken'i ordudan tanırım. Ben teğmenken o benim üstümdü. Kıbrıs'ta beraber görev yaptık."

12 Haziran 2007'de Ümraniye'de bir gecekonduda bir sandık içinde 27 el bombası bulundu. Bu bombaların, Tekin'in arkadaşı emekli Astsubay Oktay Yıldırım'a ait olduğu anlaşılınca Tekin de gözaltına alındı. Tekin, tutuklanmadan önce, 18 Haziran 2007'de İstanbul Terörle Mücadele Şubesi'nde sorgulandı. Sorgu sırasında, kendisine ait 0532 291 .. .. numaralı cep telefonuna gönderilen sekiz mesajın içeriği ve kimden geldiği de soruldu.

Bu mesajlardan son ikisi İbrahim Şahin tarafından iki ayrı numaradan gönderilmişti. 21 ve 23 Temmuz 2006'da gönderilen mesajlar şöyle: 21 Temmuz'da 0546'lı telefondan: "Sizin yanınızda dava arkadaşı olan insanların önce yüksek vasıflı Türk olması gerekir. Çünkü yiğide er gerekir komutanım. Erciyes'ten selamlar." 23 Temmuz'da 0532'li telefondan: "Danıştay olayları böyle bitmez komutanım. Bu şarkı böyle bitmez yeni sloğımız (Bu da bizim türkümüz Muzaffer Tekin gerçek liderimizdir) Saygılar komutanım."

Tekin, Şahin'in ilk mesajını, "Mesaj bana emekli emniyet müdür Şahin tarafından kendini hissiyatını belirten mesajdır, bana göndermiştir" diye açıklarken, ikinci mesajıysa şöyle izah etti: "Danıştay hadisesinin başıma gelmesinde yakınımda olan bazı kişilerin dahli olduğunu düşünerek çekmiştir."

Tekin'in Akın Birdal suikastını azmettiren Semih Tufan Gülaltay'ı da cezaevinde yalnız bırakmadığı dün Radikal'de yayımlanmıştı.

ÇATLI'NIN YAKIN ARKADAŞI

Susurluk'ta 3 Kasım 1996 günü meydana gelen kazadan sonra ortaya çıkan kirli ilişki ağının merkezindeki Abdullah Çatlı'yla İbrahim Şahin yakın ilişki içindeydi. Dönemin Emniyet Özel Harekât Dairesi Başkanı İbrahim Şahin, Kırmızı Bülten'le aranan Çatlı'yla özel timci Ziya Bandırmalıoğlu'nun sünnet düğününde yan yana fotoğraf çektirmişti.

Daha sonra ortaya çıkan Susurluk skandalının davasında İbrahim Şahin 185 gün tutuklu kaldıktan sonra tahliye edildi.

İbrahim Şahin 1999 yılında Emniyet Genel Müdürlüğü'ne hibe edilen kayıp silahlarla ilgili olarak da yargılanmıştı.

İbrahim Şahin Susurluk davasında eski MİT'çi Korkut Eken ile birlikte 'Cürüm işlemek için çete oluşturmak ve bu çeteyi yönetmek' suçundan altışar yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı. Ancak Şahin geçirdiği trafik kazası sonucu hafıza kaybı yaşadığı gerekçesiyle Adli Tıp Kurumu'ndan aldığı raporla bu cezayı yatmaktan kurtuldu.

 

Kaynak: Radikal
Not font kurbaa

Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #42 : 23 Temmuz 2008, 10:32:59 ÖS 22 »
Hurşit Tolon: Biz kurban seçildik



Ergenekon operasyonları kapsamında 1 Temmuz'da gözaltına alınan ve daha sonra tutuklanan Emekli orgeneral Hurşit Tolon  gazeteci Fatih Altaylı'ya cezaevinden bir mektup gönderdi. Kendisi ile birlikte tutuklanan emekli Orgeneral Şener Eruygur ve şahsının Ergenekon örgütüyle hiçbir alakaları olmadığını söyleyen Tolon, "biz kurban seçildik " dedi...

Tutuklamalarla ilgili olarak Hükümet'i suçlayan Tolon, evinde ele geçirilen Sabah Gazetesi'nde yayınlanan 'klasörü' de yalanladı.

İşte Tolon'un Altaylı'ya gönderiği mektup: "Bizi tanıyanlar, yakınlarımız ve sevdiklerimiz şunu çok iyi bilmelidirler ki, ne Org. Eruygur ne de ben Ergenekon denen örgütün ne kurucusu, ne yöneticisi, ne de üyesiyiz. Uzaktan yakından hiçbir  ilgimiz, ilişkimiz yoktur. Varsa, böyle bir terör örgütünden medyada yer aldığı kadarıyla bilgi sahibiyiz.

Medyada yer alan asılsız haberleri büyük üzüntü ile izliyorum. İktidar yanlısı gazeteler yanıltıcı, suçlayıcı ve adeta kesin hükümmüş gibi haberler yayınlıyorlar. Hele Sabah Gazetesi'nde "ŞOK KLASÖR" başlığı ile yayınlanan haber bütünüyle yalandır, gerçek dışıdır.

Evimde arama hem Ankara C. Savcısı hem de Gnkur. As. Savcısının nezaretinde yapıldı. El koydukları tüm belgeler tutanağa geçirildi. Org. Yaşar Büyükanıt hakkında iddia edildiği gibi bir klasör, dosya, belge, bilgi kesinlikle yoktur.

Tümüyle gerçek dışı olan bu haber, çok net olarak belli ki sistematik bir karalama ve suçlama kampanyasının ürünüdür. Bu konuyu avukatlarıma iletin. İstanbul'daki Avukatım bir basın açıklaması yapsın, Ankara'daki Avukatım da tekzip edip dava açsın.

Bu konuda oğlum Tolga Tolon'un müstakil evinde yapılan aramada yasa dışı el konulan bir CD içinde GATA mahreçli olarak Org. Büyükanıt'ın kulak rahatsızlığı ile ilgili periyodik kontrol ve tedavileri gösteren bir çizelge bulunmuştur.
Oğlum da bunun nereden, nasıl, ne şekilde geldiğini hatırlayamadı. İnternet ortamından gelen yüzlerce, binlerce belge arasında intikal etmiş olabilir. Lütfen bunu kardeşime ve oğluma iletin, Yaşar Paşa'ya bilgi versinler.
Bu olay bütünüyle siyasi bir komplodur. İktidar kendisine muhalif olarak gördüğü tüm kişi ve kuruluşları, başta kadın derneklerini, sivil toplum kuruluşlarını bu kisve kapsamında baskı altına almaya ve cezalandırmaya çalışmaktadır. "Ulusal" adı ile başlayan, Atatürkçü, Cumhuriyetçi, Yurtsever tüm yasal STÖ'lerine, siyasi partilere suç örgütü, terör örgütü gözü ile bakılıyor.
Gözaltına alındığım andan itibaren, Anayasa ve AİH Sözleşmesine dayanarak;
1. Ne ile suçlanıyorum?
2. Bu suçun delilleri nelerdir?
3. Savunma için zaman verin!
dedim. Bunların üçü için de "mümkün değil" dediler. Bu nasıl bir anlayıştır? Nasıl bir gizliliktir?

Günlerce gözaltında kaldıktan sonra Cuma günü 19.00'dan ertesi sabah 07.00'ye kadar ifademe başvuruldu. Ardından istirahat imkânı verilmeksizin Adli Tıbba götürüldük.

Cumartesi sabah 09.30'dan 12.00'ye kadar Savcının kapısında bekletildik. Sonra saat 15.00'e kadar 3 saat ifadem alındı. 15.00'den 22.30'a kadar Hâkim sorgusu için yine kapıda bekletildik. Nihayet 22.30-01.00 arasında hâkim karşısına çıktık. Sorulara ve verdiğim cevaplara bakarak serbest bırakılacağımı umarken sanırım saat 03.00'e doğru tutuklandığımız tefhim edildi.
Sorgulama esnasında atfedilen suç ve bu suçla ilgili herhangi bir delil ortaya konmamıştır. Delillerden suça, suçluya, suçlamaya değil, fail ve faaliyetlerinden suç isnat etmeye giden bir anlayışla sorular yöneltilmiştir. Özellikle kişiler ve çeşitli sivil toplum kuruluşları, dernekler, siyasi parti kuruluş çalışmaları ve bunların düzenledikleri çeşitli etkinliklere neden katıldığım sorulmuştur. Bütün bunların Ergenekon'un alt birimleri oldukları varsayılmıştır.

Özellikle tanıdığım, görüştüğüm gazeteciler, üniversite hocaları, aydınlar, siyasiler, katıldığım resmi, özel, sosyal etkinlikler, paneller, anma günleri vb.. hakkında sorular sorulmuştur.

50 yıllık arkadaşım Org. Çetin Doğan'la ahbaplığım ne düzeyde imiş?
Prof. Alemdaroğlu'nu, Prof. Haberal'ı, başka birçok hocayı daha tanırmıymışım? Ne maksatla görüşürmüşüm?
Gazetecilerden, hocalardan pek çok kişiyi yakından tanırım. Onlarla çeşitli etkinliklerde bir araya geliriz. Konuşuruz, sohbet ederiz, görüş alış-verişinde bulunuruz, zaman zaman yazışırız.

Doğu Perinçek'i tanırmıymışım? 40 yıllık siyasetçi. Tanımayan mı var? Parti Genel Başkanı. 'Televizyondan tanırım' dedim. Bir de bir toplantıda bir araya gelmişiz.
Ancak maalesef bana atfedilen suçla ilgili olarak terör örgütü üyesi suçlamasıyla halen tutuklu bulunanların büyük bir bölümünü hiç tanımam, hiç karşılaşmadım.

Ümit Sayın'dan rapor istemişim. Ordu Komutanlığım sırasında Ümit Sayın ve Sevil Atasoy ziyaretime geldiler. Kürtçülük faaliyetlerinden söz etiler. Ben de "Bunları yazılı olarak verebilir misiniz?" dedim. Yanlarında Karargâh Subaylarıma talimat verdim. Daha sonra gönderdikleri nota şu hususları yazdım: Kara Kuvvetleri Komutanlığına arz edelim. MİT'e bilgi verelim.

Periyodik toplantıda emniyet istihbarat birimleriyle görüşelim. İstediğim söylenen rapor ve olay budur.
Gözaltına alınma ve tutuklanma nedenimiz olarak şunları düşünüyorum: Bir yılı aşkın bir süredir bu işin suyu çıktı. Kamuoyu tatmin edilemedi. Yandaş basında da halen örgütün üst kademelerine ulaşılamadığı görüşü yaygın. Kamuoyunu tatmin için toplum tarafından daha çok tanınan, STÖ'lerle, Üniversitelerle daha sık ve tamamen yasal ortamlarda beraber olan kurbanlara ihtiyaç vardı. Biz kurban seçildik."

Haber7


*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #43 : 25 Temmuz 2008, 12:32:20 ÖÖ 00 »
[size=20]Şimdi ne olacak? Yüzün oldu mosmor![/size]

"Gizli bağlantılar deşifre oldukça bazılarının suratındaki salağa yatan gülümseme aslında ‘şapa oturduk’ diyor." Abdullah Abdülkaridoğlu'nun yazısı..


 
Son günlerde ilginç bir şekilde bazı gazetecilerin U dönüşlerine şahit oluyoruz.

Ak Parti’nin kapatılması için ekranda tencere çalanlar, şimdi ‘Ak Parti neden kapatılmamalı’ gibi tumturaklı yazılar yazıyor. Akıllarınca kendilerini memleket için nimetten görüyor, güya ülkenin geleceğini düşünüyormuş havası estiriyorlar.

Aslında yaptıkları içine düştükleri zor durumu savuşturmaya çalışmaktan başka bir şey değil.

Siz değil miydiniz; çatıda namaz, okulda başörtüsü, oruç tutmayana dayak, bacağa kezzap diye yalan haberler yapıp milleti geren ?

Siz değil miydiniz Çankaya’da türban, protokolde etek krizi diye yaygara koparan ?

Siz değil miydiniz kapatma iddianamesine malzeme hazırlayan ?

Siz değil miydiniz Ergenekon’u sulandıran ?

Siz değil miydiniz darbe şakşakçılığı yapan ?

Ne oldu şimdi ?

Bir anda Ak Partinin kapatılmaması gerektiğini savunmaya başladınız.

Başınıza saksı mı düştü ?

Ergenekon deşifre oldukça sıkıntıdan kurdeşen döküyorsunuz, farkındayız.

İşbirlikleriniz ortaya çıktıkça suratınızdaki salağa yatan gülümseme aslında ‘şapa oturduk’ diyor, görüyoruz.

Şimdi kıvırtarak devekuşu oyunu oynuyorsunuz, anlıyoruz.

Siz dünyayı sadece kendi çevrenizdeki riyakarlıklar halkasından ibaret sanıyorsunuz ama koskoca bir millet iliklerine kadar delikanlı bir hayat sürüyor bu ülkede.

Neyin ne olduğunu da, kimin ne olduğunu da çok iyi biliyor herkes.

İnsanlara ‘ya onlardansın ya bizdensin’ gibi bir damga vuruluyormuş da;

Korkutma sindirme politikası uygulanıyormuş da;

Falan filan…

Ülkeyi ger ger sonra çok gerildi biraz salalım de.
Rüzgara göre nasıl da yön değiştiriveriyor bu kıkırdaksızlar tayfası.

Düne kadar darbe tamtamcılığı yapanlar şimdi başımıza demokrasi havarisi kesildi.

Düne kadar Abdullah Gül’ün, Tayyip Erdoğan’ın adını söylerken kin yüzlerinden fışkıranlar, çıkmış bugün kendi mahallesinden gelen baskıya başkaldırıyormuş da, korkmuyormuş da ‘Ak Parti kapatılmamalı’ diyormuş.

Vay be ne cesaret ama.

Millet bunu taa en baştan beri söylüyor.

Ha eğer samimiyseniz gelin özeleştiriden başlayalım işe.

Önce bu kadar zamandır ülkeyi gerdiğiniz için, Müslümanlara yönelik yalan-iftira kampanyaları tertiplediğiniz için çıkıp milletten bir özür dileyin.

Şu Ergenekon gömleğini bir çıkarın üzerinizden.

Millete bir inandırın, affettirin kendinizi.

Kilometreyi bir sıfırlayın.

Yoksa çark etmenin, günah çıkarmanın zamanı geçti.

Azrail başucuna oturduktan sonra iman etmek adamı kurtarmaz.

Daha net ifade etmek gerekirse: Yemezler.

Çünkü artık bu ülkede demokrasiyi savunacak cesur gazetecilerin sayısı sizi üçe beşe katladı.

Çünkü bu milletin sizin ağzınızın kenarından akan demokrasiye ihtiyacı yok.

Çünkü bu millet Ak Parti kapatılsa da kapatılmasa da bu ülkeden statükoyu kovmaya yemin etti.

Çünkü bu millet Ak Partiyle var olmadı, Ak Partisiz de yok olmaz.

Biz bu demokrasi mücadelesini niye mi veriyoruz ?

Çünkü sizin var ama, bu milletin gidecek, kaçacak başka ülkesi yok.

Çünkü sizin değil ama, benim babam da, dedem de, onun dedesi bu topraklarda yatıyor.

Çünkü bu ülke benim ülkem.

Çünkü Anadolu’nun her karışında benim izim var.

İşte bu yüzden bu ülkede eninde sonunda; milletin dediği olacak.

Siz isteseniz de istemeseniz de,

Hoşunuza gitse de gitmese de.

Abdullah Abdülkadiroğlu/Samanyoluhaber
Not font kurbaa

*

Çevrimdışı Qani

  • ***
  • 496
Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #44 : 25 Temmuz 2008, 03:24:16 ÖÖ 03 »
Türkiye'de derin devletin yok olması için iyimser olmak hiç kolay değil. Ergenekon gibi bir örgütlenmenin sonu başı henüz belli dğeil.

bu bir suç örgütünün çökertilmesinden çok devlet içi bir hesaplaşma gibi duruyor.

aslında devlet içi hesaplaşmadan çok askerlerin hesaplaşması gibi duruyor. işte efendim o general bunu engellemeye çalışmış, şu general diğerinin önüne geçmeye çalışmış falan hikayelerinin şimdi adliyeye yansıması gibi...

türkiyede o kadar asiyasi ve askeri suç işlenmişken büyük rütbeli subaylardan, yani kurmaylardan tek hüküm giyeni İlhani Erdil ki o da deniz kuvvetlerindeki yolsuzlukların paylaşılmamasından...

ergenekon ne demokrat gazetecilerin, ne hükümetiin ne de yargının büyük başarısı gibi durmuyor şimdilik, iyice birbirine girmiş, milliyetç, ulusalcı, askeri ve dinci keismlerin savaşı-mücadelesi gibi duruyor. bundan türkiyenin yarar sağlamasının olanağı yok.

çünkü sonuç itibariyle ya bu örgütlenme birilerinin çakarlarına hizmet etmek üzere evrilecekler yahut yerlerini yenisine bırakacaklar...