ERGENEKON....

  • 80 Cevap
  • 38406 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #15 : 08 Temmuz 2008, 02:06:48 ÖS 14 »
Arşivinde Yaşar Paşa belgeleri 8 Temmuz 2008
 
 
Nurettin KURT
 
 
 
Orgeneral Büyükanıt’la ilgili kişisel ve ailevi bilgilerin bulunduğu belgeler, Ege Ordu Komutanlığım sırasında kimin tarafından gönderildiğini bilmediğim belgelerdir. Özel kalem müdürüm tarafından rutin arşivleme sistemine tabi tutulmuş, emekli olunca da evime intikal ettirilmiştir.

ERGENEKON soruşturması nedeniyle tutuklanan emekli Orgeneral Hurşit Tolon’un arşivinde yapılan aramada Genelkurmay Bakanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın kişisel ve ailevi bilgilerinin yer aldığı bir klasör bulundu. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki sorgusu sırasında bu klasörün varlığını kabul eden Tolon, 6 Temmuz günü 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde sorgulandıktan sonra tutuklanmıştı. Tolon’un o gün tutuklanması öncesinde hakim Sedat Sami Haşıloğlu’nun sorularına şu yanıtları verdiği öğrenildi:

O belgeleri emekli olunca Ege Ordu’dan eve intikal ettirdim

50 senelik askerlik hayatımda yeminime sadık kalarak yasadışı hiçbir eyleme yönelmedim. Hiçbir yasadışı örgütlenmeyle irtibatım olmadı. 2001 yılından beri fiilen oğlum Ali’nin oturduğu evde bulunan CD’lerden birisinden çıkan belgelerin Ergenekon yapılanması ile ilgili belgeler olduğunu emniyette öğrendim. Hayatımda ilk kez bu belgeleri görme fırsatım oldu. Orgeneral Yaşar Büyükanıt ile ilgili kişisel ve ailevi bilgilerin bulunduğu klasör eki belgeler bana Ege Ordu Komutanlığım sırasında kimin tarafından gönderildiğini bilmediğim belgelerdir. Herhangi bir özel maksat güdülmemiştir. Özel kalem müdürüm tarafından rutin arşivleme sistemine tabi tutulmuş görev değişikliği ile ilgili belgeler 1. Ordu Komutanlığı’na oradanda emekli olunca da evime intikal ettirilmiştir.

Günlükleri tekzip etmedim Ümit Sayın’ın raporu bana gelmedi

Kamuoyunda darbe günlükleri olarak bilinen günlüklerde benimle ilgili kısımlarda herhangi bir yanlışlık görmediğim için bu konuda tekzip yapma ihtiyacı hissetmedim. Çünkü herhangi bir şekilde kişilik haklarım zedelenmemişti.

Ümit Sayın’ın kendisi ve kurumu ile ilgili rapor arzetmek istemesinin sebebini ziyaretlerinde anladım. Bu rapor doğrudan bana teslim edilmemiş 1. Ordu Karargáhı’na verilmiştir. Kendisi bana ’devletin bekası ile ilgisi olduğunu’ söyledi. Çalıştığı kurumun bölücü örgüt mensupları tarafından kadrolaştığını ve aynı zamanda irticai yapılanmanın da büyüdüğünü bunu da yeni rektörün payının bulunduğunu ima etmiştir. Ben burada Kuvayı Milliye Derneği’nde çalışan ve bu dernek tarafından kendisine istihbarat yapma-sağlama görevi verilen Erkut Ersoy adlı kişinin oğlum Ali Tolga ile irtibat kurduğunu öğrendim. Tolga bana bu kişiden hiç bir suretle bahsetmemiştir.

Abdülkadir Aksu’nun şeceresi tarafımdan saklanan gizli evraktı

Fişleme olarak bilinen ve kişilerin dünya görüşleriyle ilgili notlar içeren evrakta Ege Ordu Komutanlığım sırasında bana gönderilen belgelerin, özel kalemim tarafından arşivlenmesiyle oluşmuştur. Herhangi bir şekilde kimseyi fişlemek gibi bir kastım yoktur. İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ile ilgili şecere çalışması da yukarıdaki açıklamalarım ışığında değerlendirilmeledir. Bilgi notlarının arşivimde bulunmasının hiçbir yasal sakıncası yoktur, çünkü bizzat benim tarafımdan gizlilik derecesi takdir edilen evraktır. İki kişi arasındaki görüşme tutanakları da yine yukarıda açıkladığım gerekçe doğrultusunda elime geçmiştir.

Yaşımı, statümü dikkate alın isteseydim belgeleri yok ederdim

Benim ayrıntılı yapılanmasını burada öğrendiğim bu tür bir örgütlenme ile ne dün ne bugün ne de yarın ilişkim olabilir. Bu tür yapılanmada bulunan kişilerle hiçbir ortak paydam bulunmamaktadır. Vereceğiniz kararda yaşım sağlık durumum ve sosyal statümünde dikkate alınmasını talep ederim.

Ben bu davayı bir yıla yakındır bilirim, eğer böyle bir örgütün içinde olmuş olsaydım, beni ele verecek diğer şüphelilerin tutuklanma gerekçeleri arasında gösterilen belgeleri yok ederdim.


Sanırım önümüze 3 seçenek çıkıyor Ergenokonun mahiyetiyle alakalı ...
Birincisi ve en zayıfı, aslında hiç bir komplo teorisi yok herşey rutin olarak işliyor ..
Herkesler iyi niyetle üzerine düşen görevi yapıyor ve bu yapılanma dogal yollardan çökertiliyor ...
Bu tür yasadışı işlere bulaştıklarına ikna edilen Genelkurmay eski askerlerine sahip cıkmıyor ve onları adalete teslim ediyor ..
ikincisi , Eski askeri kadro ile yeni askeri kadro arasında görüş farklılıkları var ...
Ve eski askeri kadronun sahiplenilmesi başlarına dert olacagından gözden çıkartmış durumdalar ..
üçüncüsü , Bu bir istihbaratcılar savaşı ...
Ve sivil iradenin elinde gerek eskilerin , gerekse yenilerin yaptıkları ve yapacakları hakkında ciddi ve saglam bilgiler var ...
Ve sivil irade şu an mevcut askeri kadroya ya biz bunları alırız yada sizinde ipiniz pazara cıkar diyerek susturuyor ...
Sonucta T.C. tarihini degiştirecek bilgilerden seçilmiş ve kısmi bir kısmı kamoyu ile paylaşılıp egemenin kim oldugu ispatlanacak ..
Tabi akla gelmesi gereken soru şu ?
Nereden buldun bu istihbaratı ...
Selamlar ....
Not font kurbaa

*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #16 : 09 Temmuz 2008, 03:39:02 ÖÖ 03 »
Darbe günlüklerinin tekrar yayınlanması Özden Örnek'i üzmüş 
 
Emekli Oramiral Özden Örnek, Nokta dergisinde yayınlanan ve kendisine ait olduğu söylenen darbe günlükleri için, bu iddialara dayanarak gerçek dışı yorumlar yapıldığını savundu. 
 
Örnek, avukatı Dicle Aras Örnek aracılığıyla yaptığı yazılı açıklamada, son günlerde görsel ve yazılı basında, şahsıyla ilgili doğru olmayan birtakım haber ve yorumların yapıldığını savunarak, kamuoyunu bilgilendirmek için bazı hususları açıklama gereği duyduğunu bildirdi. Örnek, söz konusu yazı dosyasının tekzip edildiğini ve Bakırköy Cumhuriyet Savcılığına ilgililer aleyhinde suç duyurusunda bulunduğunu söyledi. Günlüklerin kendisine ait olduğunun ispatlanamadığını belirten Örnek, şu açıklamada bulundu: "Şu anda evimde istirahat ediyor ve şahsımla ilgili yayınlanan yıpratıcı haberleri üzüntü ile takip ediyorum. Milletçe yaşadığımız bu sıkıntılı günlerin hoşgörü, saygı ve iyi niyetle aşılacağına inanıyor, saygılar sunuyorum." Nokta dergisinde yayınlanan ve Örnek'e ait olduğu söylenen günlüklerde Ayışığı ve Sarıkız adıyla iki ayrı darbe planı yapıldığı yer almıştı. İstanbul, aa
 


Paşam buyur dava et...
Ne diye üzersin tatlı canını ...
Hatta ver bana vekaletname ...
Ben açıyım senin adına davayı ...
Üzüldügün şeye bak ...
Hatta haykıralım bu adamlara hep birlikte ...
İspatlamayan Mürteddir ...
Selamlar...
Not font kurbaa

*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #17 : 09 Temmuz 2008, 12:54:00 ÖS 12 »
Fikret Bila'nın haberi

Ergenekon soruşturması, eski Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur ve eski Ege ve 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Hurşit Tolon’un tutuklanmalarıyla yeni bir boyut kazandı.

Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek’e ait olduğu öne sürülen günlüklerde, 2004 yılında, kuvvet komutanlarının bir darbe hazırlığı içinde oldukları, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün darbe düşüncesine karşı çıktığı ve destek vermediği bilgileri yer alıyordu. Org. Özkök’ten destek alamayan bu hazırlığın daha sonra dönemin Jandarma Genel Komutanı Org. Eruygur tarafından devam ettirildiği öne sürülmüş, “Sarıkız” ve “Ayışığı” adlarıyla darbe hazırlığı yapıldığına ilişkin bilgisayar çıktısı belgeler basına yansımıştı. Emekli Org. Eruygur tutuklandıktan sonra bu kez “Eldiven” adı verilen yeni bir darbe planı iddiası Taraf gazetesi tarafından gündeme getirildi.

‘Vardır da demem, yoktur da’
Anlaşılıyor ki bu iddialar Ergenekon soruşturması ve davasında da önemli yer tutacak. Eski Genelkurmay Başkanı Org. Özkök’e dünkü görüşmemizde bu iddiaları anımsatarak sordum:
Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Ora. Özden Örnek’e ait olduğu öne sürülen günlüklerde yer alan, sizin destek vermediğiniz darbe hazırlığı iddiaları ve komutanlar arasındaki toplantı ve diyaloglara dayandırılan olaylar yaşandı mı?
- Anılarda geçtiği öne sürülerek gündeme getirilen bu olaylarla ilgili olarak, ne vardır, ne yoktur derim. Başka bir ifadeyle ne teyit ederim, ne tekzip ederim. Benim söyleyebileceğim budur.

‘Amirale itibar etmek lazım’
Hilmi Paşa’ya iddiaların kaynağı olarak gösterilen ünlü günlükleri de sordum:
Gazeteci Alper Görmüş, bu günlüklerin eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Ora. Özden Örnek’e ait olduğunu ısrarla iddia ediyor. Bu konuda kendisine ispat hakkı tanınmasını istiyor. Beraat ettiği hakaret davasında günlüklerin Özden’in bilgisayarından çıktığının tespit edildiğini vurguluyor. Özden Amiral ise dün yaptığı açıklamada ikinci kez günlüklerle ilgisinin olmadığını tekrarladı. Sizin düşünceniz nedir?
- Bir taraf, “Günlükler Özden Amiral’e ait” diyor. Amiral ise, “Benim ilgim yok, bana ait değil” diyor. Ben amirale itibar edilmesi gerektiğini düşünüyorum. “Bana ait değil” diyorsa, amirale itibar etmek lazım.

Tanık olur mu?
Org. Özkök’e, “Mahkeme tanıklığınıza başvurmak isterse, tanık olur musunuz” sorusunu da yönelttim. Hilmi Paşa şu yanıtı verdi:
- Onu o zaman düşünürüz. Hukuki mekanizmayı bilmiyorum. Eğer benim Genelkurmay Başkanlığı dönemimle ilgili bir tanıklık istenecekse, o zaman belki Genelkurmay’ın devreye girmesi gerekebilir. Tanıklık için Genelkurmay’a başvurmaları gerekebilir. Genelkurmay adli müşavirliği bir değerlendirme yapar, ona göre hareket edilir diye düşünüyorum. Ama, dediğim gibi, hukuki mekanizmayı da tam bilmiyorum. Ben hukukçu değilim. Bunları da tahmini olarak söylüyorum. İncelemiş değilim.

‘Durumlarına üzülüyorum’
Hilmi Paşa, eski komutanlar Şenuygur ve Tolon’un tutuklanmasına ve ortaya çıkan tabloya nasıl bakıyor?
Hilmi Paşa bu soruma şu yanıtı verdi:
- Komutanlar, arkadaşlarımız. Durumlarına çok üzülüyorum. Asker arkadaşlarımın bir an önce bu süreçten tertemiz çıkmalarını istiyorum ve diliyorum. Bir an önce sonuçlanmasını diliyorum. Çünkü uzun süre, kişilerin de kurumların da töhmet altında kalmaları doğru bir şey değil. Ceza da varsa, cezayı çekmek de insanı rahatlatır. Ünlü ‘Suç ve Ceza’ romanı, bu psikolojiyi çok iyi anlatır, biliyorsunuz.
Dönemin Genelkurmay Başkanı, darbe hazırlığı iddialarını ne doğruluyor ne yalanlıyor.

(Milliyet)

fbila@milliyet.com.tr
Not font kurbaa

*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #18 : 09 Temmuz 2008, 01:06:35 ÖS 13 »
Ergenekon misyonunu tamamladı07 Temmuz 2008 10:30Haber 7    Prof.Nevzat Tarhan, Ergenekon çetesinin misyonunu tamamladığını öne sürdü. Prof. Tarhan'ı, bu görüşe götüren nedenler neler oldu dersiniz?



Ergenekon soğuk savaş döneminde önemli işlev gören gayrinizami harp birimlerinin sivil uzantısı idi. Yeni ‘Savaş Konsepti’nde artık Ergenekon yapılanmasına ihtiyaç kalmadı. Zamanında tasfiye ve yeniden yapılanma yapılamadığı için vatansever kadro kendisini yasa dışı işlerin içinde buldu. Halkına psikolojik operasyon yaptırılarak kullanıldı. Kontrgerilla diye karşı çıkan eski Başbakan Ecevit bile suspus olmuştu.

Silahlı Kuvvetlerde halen aktif görevde olan bir arkadaşlarıma sordum. Son gelişmeler nasıl değerlendiriliyor diye. Aldığım cevap çok ilginçti. “Herkes işine bakıyor, yorum yapmama konusunda sessiz bir mutabakat var gibi” dedi. Bu iyi haberdi. Çünkü siyasete kafa yoran subay asıl görevini ihmal eder, en azından siyasete kalbini kapatmış bir Silahlı Kuvvet olursa siyasete ilgisini kapatmış dini cemaatler de olur ve toplum rahatlar.

Silahlı kuvvetlerdeki bu algıların değiştiğinin en büyük kanıtını Haber7 yazarı Sayın Yaşar İliksiz Genelkurmay web sayfasında tespit etmiş. Ayrıntıyı  “Dersini verdi de gidiyor paşam...” yazısında okuyabilirsiniz. Genelkurmay Başkanı Sayın Yaşar Büyükanıt’ın şu cümleleri çok anlamlı ve geleceğe ışık tutuyor.

 ".. Sokrates'in dediği gibi: "Aklın başlangıcı kavramların tanımlanmasıdır." Tanımlayamadığımız hiçbir husus bize ait değildir. Bu nedenle, öncelikle kavramların 'doğru anlaşılması' gerektiği düşüncesindeyim. Aksi takdirde, Maslow'un: "Elinde çekiç olan sadece çivileri görür" benzetmesinde olduğu gibi doğru anlaşılmayan kavramlardan yola çıkan birinin doğru sonuçlara ulaşması mümkün olmayacaktır.. ."

"... Harp Akademilerinin en önemli işlevlerinden biri de değişime ayak uydurabilen liderleri yetiştirmektir. Lider: olayların akışını tahmin edebilen, vizyon sahibi kişidir. Bilgi toplumu çağında temel özellik, sürekli değişimdir. Bunun için sadece bugünün koşullarına uymak yetmemekte, kurumları ve toplumu geleceğin özelliklerine göre değişime yönlendirmek, daha doğrusu, değişimin yönünü “okuyup”, yönettiğiniz toplumu o yönde değişime sevk etmek önem kazanmaktadır. Değişimi yönetmenin en iyi yolu değişimi yaratmayı bilen liderlere sahip olmaktan geçmektedir. Hedefimiz, ulu önder Atatürk’ün: “Ufuklara kadar görüyoruz, onun ötesini görmeye çalışacağız.” sözünü rehber edinen liderler yetiştirmektir...."

Bu cümleler askeri akıl değil ortak akıl cümleleridir. Zamanın ruhunu anlayan algılamadır. Bu cümleleri Yargıtay Başsavcısı’nın ve Ergenekon sözcüsü medyanın okuyamadığını görüyoruz. Bu cümleler laikliğin ve irticanın tanımlanması gerektirdiğini gösterir. Stratejik hedef olarak AB’den vazgeçmemeyi gösterir. Ulusalcıların tezi olan Avrasya stratejik hedefinin Enver Paşa hayali olduğunu öngörür. Bu cümleler MHP’li vatanseverlerin 27 Mayıs 1960’da Sayın Alpaslan Türkeş’in düştüğü tuzağa düşmekte olduklarını gösterir. Olaylara parti taassubuyla veya etnik taassupla değil geniş spektrumla bakalım.

Bir Genelkurmay Başkanı çıkıp da açıkça laiklik ve irtica kavramlarını tanımlayalım diyemez ki... Ergenekoncu arkadaşlarım vazgeçin inattan, dünya değişti ordudan işaret beklemek hayalciliktir. Bakınız ‘Ortak Akıl Yürüyüşlerine’ korku kültürü etkisindeki insanlarımızın bile artık değiştiğini gösteriyor. Türkiye’nin sükunete ihtiyacı var.

Yargıtay Başsavcısı Sayın Abdurrahman Yalçınkaya’nın sözlü iddialarını okuduktan sonra, bu kişi ya uzayda yaşıyor dünyayı yabancı gezegen gibi algılıyor ya da kendisini 1940’larda yaşıyor zannediyor diye düşündüm. Önce inanamadım dezinformasyon vardır ona haksızlık yapıyorlar diye yorumladım. Sonra gerçek olduğunu görünce toplumun % 70-80’ine mürteci diyen çağdan kopmuş anlayışa cevap vermek gerekir diye düşündüm. Sonuçta Ergenekonun halen güçlü olduğunu sanıp ‘Verilen görevin bilinci’ ile hareket ettiğine kanaat getirdim.

Nedenlerim belirgin algı çarpıklıkları ve tanımlanmamış laiklilk ve irtica kavramları ile hareket edildiğinin bilgilerine dayanıyor.

 “AKP  döneminde içki satışları düştü bu irticanın kanıtıdır.”
“AKP zekat müessesesini teşvik etmek için harekete geçti.”
“AKP döneminde  dini bayramlar ulusal bayramların önüne geçti.”

Sayın Başsavcının ifadelerinden aldığım laikliğin tehlikede olduğunun ve irticanın AKP döneminde yükseldiğinin kanıtları olarak sunulan deliller bunlar. Burada yaşanan algı çarpıklıkları dikkat çekicidir. Bilimsel olmayan, nedensellik bağı kurulamayan bu yaklaşım niyet okuma yaklaşımıdır. Hem pozitif hukuka hem de sağlıklı iletişim bilgilerine uymaz. İçki satışlarının düşmesinde, zenginlerin fakirlere zekat şeklindeki gönüllü yardımında artışın binlerce parametresi vardır. Dini bayramlarla, milli bayramlar birbirinin rakibi mi ki kıyaslıyoruz?

Her şeye siyasi anlam yükleyen, marksist veya gerici müzik diye müziği yasaklayan akıl bu akıldır. Gülen birisini gördüğünde ‘Benimle dalga geçiliyor’ diye düşünen insana inanılır mı? Gerçekleri test edemeyen ve tolere edemeyen akıl, kendisine benzemeyenleri DÜŞMAN OLARAK GÖREN akıl bu akıldır.

İnşallah Ergenekon savunucuları ve AYM üyeleri bu farkı görürler.


Nevzat TARHAN
ntarhan@gmail.com
HABER7/ 7.7.2008
Not font kurbaa

*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #19 : 09 Temmuz 2008, 01:11:07 ÖS 13 »
İşte Kandıra Cezaevi'nin ünlüleri 09 Temmuz 2008 01:00
Kocaeli Yüksek Güvenlikli F Tipi Cezaevinde, tanınan birçok tutuklu ve hükümlü bulunuyor. Son Ergenekoncularla beraber cezaevi iyice ünlendi..     Kocaeli 1 ve 2 Nolu Yüksek Güvenlikli F Tipi Cezaevinde, tanınan birçok tutuklu ve hükümlü bulunuyor. Alınan bilgiye göre, Kocaeli'ne yaklaşık 20 kilometre uzaktaki Yüksek Güvenlikli F Tipi Cezaevi, 8 yıl önce açıldı.

 Mevzuat gereğince sadece ''tehlikeli hükümlü ve tutuklu'' statüsündeki kişilerin kaldığı cezaevinde, ''Ergenekon'' soruşturması kapsamında tutuklu bulunan emekli Tuğgeneral Veli Küçük, çıkar amaçlı suç örgütü elebaşı Alaattin Çakıcı, Sedat Peker, Vedat Ergin, Erol Evcil, Sami Hoştan, Sedat Şahin bulunuyor. Ayrıca Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'i öldürdüğü iddiasıyla tutuklanan Ogün Samast ile terör örgütü El Kaide'nin ''üst düzey yöneticisi'' olduğu gerekçesiyle ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan Louai Sakka da burada kalıyor.

 Toplam 736 kişi kapasiteli cezaevine, gece ''Ergenekon'' soruşturması kapsamında tutuklanan ADD Genel Başkanı emekli Orgeneral Şener Eruygur, emekli Orgeneral Hurşit Tolon ile Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün getirildi. Fiziki yapısı, elektrik ve elektronik güvenlik sistemleriyle yönetim planı bakımından güvenliği tehdit eden unsurları en aza indirilen, oda sistemine göre inşa edilen cezaevi, 5 bloktan oluşuyor.

Toplam 114 adet bir ve iki kişilik, 206 adet üç kişilik odaları bulunan cezaevinde, açık ve kapalı spor sahaları, ön görüşme odası, iş atölyeleri, kreş, kantin, anons ve müdahale ekip odası, merkez kontrol odası, kütüphane, yönetim ve hizmet servis büroları ile revir, gözetim odaları, kabul, sevk ve tahliye hizmet büroları, nöbetçi müdür ve baş memur odaları, idare çay ocağı, personel yemekhanesi, mutfak, soğuk hava depoları, jeneratör, çamaşırhane ve sığınak bulunuyor.

AA
Not font kurbaa

*

BaD-ı SaBa

Ynt: ERGENEKON....Konsolosluk saldırısı Egenekon kokuyor!...
« Yanıtla #20 : 11 Temmuz 2008, 01:00:58 ÖS 13 »
Konsolosluk saldırısı Egenekon kokuyor!...

 
Ergenekon'u yakından bilen bir yetkili, ABD Konsolosluğu'na gerçekleştirilen saldırının El Kaide'den çok Ergenekon koktuğunu ifade etti.
 
 
 
Adalet Bakanlığı'nda Ergenekon'u yakından bilen bir yetkili, ABD Konsolosluğu'na gerçekleştirilen saldırının El Kaide'den çok Ergenekon koktuğunu ifade etti. El Kaide eylemlerinin soruşturmalarını bilen yetkili, iddiasını 5 maddede gerekçelendirdi..

1- MİLİTANLAR 'USTA' DEĞİL
"Şimdiye kadarki eylemlerinden biliniyor ki, El Kaide militanları uzunca süren bir eğitimden geçirildikten sonra eylemlere yönlendiriliyor. Dolayısı ile bir saldırı anında çok ustaca hareket ediyor çok etkili silah kullanıyor. Oysa konsolosluk saldırısında 3 militan 2 trafik polisi tarafından öldürüldü. Halbuki saldırganlar iyi yetiştirilmiş militanlar olsaydı belki de hiç biri öldürülemezdi."

2- EYLEM TİPİNE UYMUYOR
"Konsolosluk saldırısı El Kaide'nin artık klasikleşmiş hale gelen eylem tipine de uymuyor. Gerek benzeri Türkiye'de 2003'te yaşanan, gerekse İspanya'da, New York'ta, Londra'da gerçekleşen eylemlerde El Kaide nokta hedefi değil, hedefin de içinde bulunduğu geniş bir alanı kapsayan saldırı yapıyor. Oysa konsolosluk saldırısında hedef polis noktası. El Kaide olsaydı kamyonla girişe gelir ve büyük bir patlama gerçekleştirirdi. Üstelik El Kaide militanları hiçbir zaman silah olarak pompalı tüfek kullanmadı."

3- ÜLKÜCÜ VE HIRSIZ
"Eylemde öldürülen saldırganların kimlikleri de El Kaide militanlarının kimlik özelliklerine uymuyor. Saldırganlar Ülkücü ya da daha önce hırsızlıktan sabıkalı. Bugüne kadar yakalanan El Kaide militanlarının geçmişleri incelendiğinde ya sabıkasız ya da İslamcı eylemlerden gözaltına alınmış kişiler."

4- ERGENEKON'UN TAŞERONU
"Eylemi El Kaide'ye bağlayan tek bilgi saldırganlardan birinin isminin daha önce İBDA-C ile ilişkilendirilmesi. Ancak Ağrı'daki bir operasyonda Hizbullah'a ait örgüt evinde seri numarası Ümraniye'de ele geçirilen Ergenekon bombalarıyla aynı olan bombalar ele geçirilmişti. Ergenekon, Hizbullahçıları Ülkücüleri hatta PKK'lıları kullanmaya müsait. Hatta Tamil gerillalarını bile getirip kullanabilirler."

5- AMAÇ SORUŞTURMAYI SAPTIRMAK
"Bütün bu sebepler eylemin Ergenekon tarafından gerçekleştirilme ihtimalini artırıyor. Eylemin amacı da Ergenekon soruşturmasında gündemi değiştirmek ve soruşturmayı saptırmak. Doğrudan polisi hedef alan saldırı aynı zamanda Ergenekoncuların baş düşmanı olan ABD'nin desteklediklerine ya da ABD'yi destekleyenlere de bir gözdağı niteliğinde."

Sabah
 

*

Çevrimdışı Aysegul

  • *
  • 3127
    • Yine Ayrılık.. Yine Ayrılık...
ERGENEKON.... Ergenekon Davasını Bekleyen Tehlikeler!
« Yanıtla #21 : 11 Temmuz 2008, 08:46:18 ÖS 20 »
Ergenekon Davasını Bekleyen Tehlikeler!



Gülay Göktürk / Bugün

"Bu bir kirli savaştır" "Ak Parti'nin kapatma davasına karşı rövanşıdır" tarzı hedef şaşırtma denemeleri; "Cumhuriyet muhaliflerini temizlemeye çalışıyorlar" "Korku imparatorluğu yaratmaya çalışıyorlar" "gibi saçma ve mesnetsiz suçlamalar..."

"Tansiyon hastası iki yaşlı emekli orgeneral, birkaç gazeteci, birkaç işadamı ile darbe mi olurmuş" türü küçümseme taktikleri... Baykal'ın son incisi ise inanılmaz! "Hani nerede tankları topları" demiş. Sanki tanklar toplar ortalığa çıkmış olsaydı bizim bütün bunları tartışma imkanımız olacakmış gibi... Bunların hepsi de birbirinde zavallı darbe aklama denemeleri...

Ben bu çabaların hiçbirinin kamuoyunun sağduyu süzgecinden geçebileceğini ve etkili olabileceğini sanmıyorum. Geniş yığınlar ne olup bittiğinin çok iyi farkında ve parçalar bir araya geldikçe gözlerinin önünde oluşan resim her geçen gün daha da netleşiyor. Dolayısıyla, darbecilerin ve kaderini darbeye bağlamış kesimlerin yürüttükleri propagandanın bu davaya zarar verme şansı pek yok.

Ama bu durum, Ergenekon Davasını bekleyen başka tehlikeler olmadığı anlamını taşımıyor. Bu tehlikelerden birini Orhan Miroğlu çarşamba günü Taraf'ta yayınlanan "Ya Fırat'ın ötesindeki Ergenekon" başlıklı yazısında dile getiriyordu.

"Ergenekoncuları Kürt Savaşı'nın büyüttüğünü" "Kürt sorununun asker sivil bürokrasi için nasıl bir egemenlik alanı yarattığını ve bu egemenliğin sürmesi için başvurulan yöntemlerin, kurulan karanlık ilişkilerin zaman içinde nasıl da sürekli suç üreten bir bataklık yarattığını" anlatan Miroğlu, davanın bu bataklığı da deşip deşmeyeceğini soruyor ve şöyle diyordu:

"Geçmişte ifadeleri bile alınamayan şimdinin Ergenekon sanıklarının fiili görev yıllarında işledikleri suçlardan dolayı mağdur olanların bilgisine ve tanıklığına da başvurulacak mı?

Osman Gürbüz'ün Yeşil'le olan kader ortaklığı ve bu ortaklık sonucu gerçekleşen 250 cinayetin dosyaları tozlu raflardan indirilip yeniden sorgulanacak mı?"
Davanın sınırlı tutulması, karanlıkların "dibine" kadar gidilmemesi tehlikesi Fırat'ın ötesiyle de sınırlı değil. Biz şimdiye kadar birçok iktidarın - buna Refahyol da dahil- derin devletle hesaplaşmanın bir noktasında işi pazarlığa döktüklerini ve geçmişle hesaplaşmanın "belli bir noktadan ileri gitmemesi" noktasında "konsensüs" sağlandığına tanık olduk. Bu uzlaşma çoğu kez "devletin yüce çıkarlarının gereği" ya da "değerli kurumlarımızı yıpratmamak" adına yapıldı.

Zaten eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Kanadoğlu da aylar önce "Ergenekon'un sonu da Şemdinli gibi olur" derken böyle bir uzlaşma umudunu dile getiriyordu. En son olarak belirtmeliyim ki, Ak Parti'nin bugünkü "dik duruşunu" ne ölçüde koruyabileceğine ilişkin endişeleri besleyen bir başka olay da Meclis'te yaşandı.

ÖDP Başkanı Ufuk Uras'ın Darbe Günlükleri'nin Meclis'te bir komisyon kurularak araştırılması amacıyla hazırladığı önergenin TBMM Başkanlığı'na sunulabilmesi için iç tüzük gereği 20 milletvekili tarafından imzalanması gerekiyordu. Ak Parti'den tek bir milletvekili, sadece Hüsrev Kutlu, bir de bağımsız Hakkari Milletvekili Naim Geylani imzalarını attılar. Gerekçeleri konjonktürün uygun olmamasıydı...

Oysa konjonktürden bahsediyorsak eğer, Türkiye'nin özürlü demokrasisinden kurtulup evrensel düzeyde bir demokrasiye geçişi için tarihi bir konjonktürde bulunduğumuzu ve bu konjonktürün Ak Parti'ye tarihi bir misyon- ve elbette tarihi bir şans- getirdiğini bütün milletvekillerinin görmesi gerekiyor.

Orhan Miroğlu'nun dediği gibi, "Eğer Şemdinli ve Susurluk'ta olduğu gibi derin bir hayal kırıklığı yaşamayacaksak Ergenekon Davası yüzyılın davası olabilir, Ergenekon iddianamesi Türkiye'nin geçmişiyle yüzleşmesini sağlayacak yeni bir dönemin miladı haline gelebilir." Ve bu davanın arkasında eğilmeden, bükülmeden, sonuna kadar duran bir iktidar siyasi tarihimize adını altın harflerle yazdırır.

öcalandan ergenekon yorumu
« Yanıtla #22 : 11 Temmuz 2008, 09:03:46 ÖS 21 »
Öcalan, Ergenekoncularla Amerika arasındaki ilişki üzerine ilginç iddialarda bulundu
20 günlük hücre cezasına çarptırılan bölücübaşı Abdullah Öcalan, avukatlarıyla yaptığı görüşmede Ergenekon operasyonunu değerlendirdi. Öcalan, "Ergenekoncularla ben de çok görüştüm. Bunlar Amerika karşıtlığı yaparak Amerika'ya hizmet ediyorlar. Öyle söyledikleri gibi Amerika karşıtlıkları yok... Bunların Rusya'yla bağlantıları ortaya çıktı değil mi, bu yönleriyle tartışılmalıdır" dedi.

"ERGENEKON DİREK ABD OPERASYONU"

Ergenokon soruşturması ve son gözaltılara değinen teröristbaşı Öcalan, şu değerlendirmelerde bulundu: 'Ergenekon'da Tolon, Eruygur onlar tutuklandı, Levent Ersöz Rusya'ya kaçtı. Demek ki durum çok ciddi. Bu Amerika'nın doğrudan operasyonudur. Bunlar Rusya'ya, Çin'e, Hindistan'a dayanıyorlar. Rusya'yla bağlantıları ortaya çıktı değil mi, bu yönleriyle tartışılmalıdır.

"BEN ONLARLA DEFALARCA GÖRÜŞTÜM"

Ergenekon örgütlenmesi içindeki isimlerle de deflarca görüştüğünü iddia eden bölücübaşı Öcalan "Buraya gelenlerden biri de tutuklanmış. Ben onlarla defalarca görüşmüştüm. Çok katıydılar. Bunlar radikal bir gruptu. Aslında bana bir şeyler söylemek istiyordu, biraz farklıydılar. 2002'den sonra buraya gelmediler. Bu Ergenekon meselesi, bunların arasında hegemonik bir savaş var" dedi.

"ERGENEKONCULAR ABD'YE HİZMET EDİYOR"

Öcalan şöyle devam etti: 'Bu Ergenekoncular, otuz yıldır Amerikan karşıtlığı yaptıklarını belirtiyorlar. Hayır, aslında otuz yıldır Amerika'ya hizmet ediyor. Amerika, otuz yıl önce onları hazırlamıştı. Amerika karşıtlığı yaparak Amerika'ya hizmet ediyorlar. Öyle söyledikleri gibi Amerika karşıtlıkları yok, hatta AKP bunlardan daha çok Amerika karşıtı! AKP, ABD karşıtıdır demek istemiyorum. Demek istediğim bunlar daha çok Amerika yanlısıdır. Balbay, İlhan Selçuk onlar da gözaltına alındı. İlhan Selçuk, Amerika karşıtıyız diyor aslında hiçbir şey anlamıyor. Amerika'ya nasıl hizmet ettiklerini bilmiyorlar. Doğu Perinçek, Küçük de, bunlar anti Amerikancı değil, Amerikancıdırlar.'

shaber

Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #23 : 11 Temmuz 2008, 09:35:20 ÖS 21 »
Alıntı
"Ergenekon" denilen, örgüte ait olduğunu iddia edilen belgelerde öyle bölümler var ki, tertibi ve tertibin hedefini açıkça ortaya koyuyor. Ancak, Fethullahçı ve AKP'ci medya bu bölümleri şimdilik "sır gibi" saklıyor. İddianın en önemli belgesi denilen belgelerde, Fethullahçı-AKP medyasının, "şimdilik" gizli tuttuğu bölümler, kurum olarak TSK'yı zan altında bırakacak iddiaları içeriyor. Fethullahçıların, CIA denetiminde, 2000 yılında ürettiği Ergenekon Belgelerine, örgütün "ağzından" yapılıyor görüntüsü ile yerleştirilen iddialar özetle şöyle:

"Ergenekon örgütü, Silahlı Kuvvetler bünyesinde gizli faaliyet yürütüyor.

Kendi kontrolümüzde mafya grubu kuracağız.

Örgütümüzü sistemle kavgalı kişilerden oluşturacağız.

Örgüt yapımızda, Masonik Bilderberg organizasyonundan, Nazilerden, İngiliz istihbaratından ilham aldık"!?...

Gizlenen Bölümler Tertipçileri Ele Veriyor

Siz, Türkiye'de "Kemalist darbe" ile iktidarı ele almayı amaçlayan bir gizli örgüt kuracaksınız ve belgelerinize şöyle yazacaksınız:

"21.yüzyıl Türkiye'sinde, Ergenekon'un kontrolündeki Lobi, Kemalizm'i savunmazsa, 'Kemalizm'in; yalnızca silahlı kuvvetler mensuplarının savunması ve dayatmaları ile ayakta tutmaya çalıştığı bir rejim ve "izm" olarak gösterilmesinin önüne geçilemeyecektir.

"Türk toplumu, gerçekte siyasi liderlerin çıkarları adına hareketlerinden kaynaklanan hatalardan ötürü, Kemalizm'i sorumlu tutarak yargılamaya yönelmiştir. Türk halkı, toplumsal geri kalmışlık, mutsuzluk ve umutsuzluğun kaynağı olarak Kemalizm'i sorumlu tutar hale gelmiştir.

"Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bünyesinde faaliyet gösteren Ergenekon'un kontrolünde Lobi'nin yapacağı çok yönlü faaliyetlere gereksinim kesindir."

"Lobinin tüm çalışma ve faaliyetlerinde gizlilik prensiplerine riayet edilecektir."

"Ergenekon'un denetiminde faaliyet gösterecek olan Lobi adı verilen gizli-örgütsel yapı, fundamentalist, bölücü, yıkıcı unsurların tasfiye edilmesi işlevini görecektir.

"Lobi,   sendikaların  tepkisel ve  kitlesel  eylemlerini  endirekt metotlarla yönlendirecektir.

"Lobi, mafya gruplarını tümüyle gözden geçirmeli, mevcut grupların karşısında yeni ve güçlü bir grup meydana getirmelidir."

"Lobi'nin merkezinde göreve atanan beş sivil yönetici, gizlilik prensiplerine sadık kalarak, organizasyonu yönetecektir.

"Lobi örgütlenmesinde her tür eleman profilinden yararlanılmasından kaçınılmamalıdır. Özellikle, sistemle barışık olmayan, aradığını bulamamış yapıdaki kişilikler seçilmelidir."

Gizlenen bölümlerde tekrarlanan ifadeler:

Ergenekon gizli bir örgüttür ve Silahlı Kuvvetler bünyesinde faaliyet göstermektedir.

Halk, bu güne kadar çektiği sıkıntılar nedeniyle Kemalizm'i suçlu görmektedir. Ergenekon Örgütü de Kemalizm'i savunduğu için gizli örgüt kurmak mecburiyetindedir.

Ergenekon gizli örgütü, kitlesel ve tepkisel eylemleri yönlendirecektir.

Ergenekon gizli örgütü, yeni ve güçlü bir mafya grubu kurarak, mafyanın bütününü kontrol edecektir.

Ergenekon gizli örgütü, sistemle kavgalı, aradığını bulamamış kişiler de dahil, her tür elemandan yararlanma yoluna gidecektir.

Ergenekon gizli örgütü, Masonik Bilderberg organizasyonundan, Alman Nazi Örgütlenmesinden, İngiliz istihbaratının örtülü örgütlenme modellerinden, Doğu kaynaklı bazı istihbarat ve siyasal örgütlenmelerden ilham alınarak oluşturulmuş bir harekettir....

Ergenekon Belgesi, Tuncay Güney'den önce Fehmi Koru'nun elindeydi
Ergenekon Belgeleri"nin ilk defa Tuncay Güney'in yakalanması ile ortaya çıktığı, her yerde yazılıp-çiziliyor. Ancak, Taha Kıvanç, "nam-ı diğer" Fehmi Koru, "Ergenekon: Analiz-Yeniden yapılanma, yönetim ve geliştirme projesi" denilen belgeye, Tuncay Güney'den önce sahip olmuş. Bu Fethullahçı ve AKP  basın organlarına soruyoruz:

Bu durum, kendi haber-yazısı ile de belgeli. Nasıl mı? Taha Kıvanç "takma adıyla" 30 Nisan 2001 tarihli haber-yazısından okuyalım: "Sadece bir öneri" sanıp fazla önemsemediğim bir proje, galiba, hayata geçirilmiş... Çünkü elimden geçen o belgede, yeniden kurulması talep edilen 'gizli birim' için düşünülen görevlerin başında, 'Bilgisayar korsanları kullanılarak hassas bilgi toplanması' geliyor... Raporun ilgili satırlarını okuyalım: "21. yüzyılda, güçlü bir istihbarat örgütünün anahtarı, uluslararası finansal organizasyonları engellemek olacaktır. (..) Ergenekon, kaçınılmaz bir biçimde çağın ve koşulların gereği olarak ekonomi alanında çok etkin faaliyetler uygulamaya koymak ve para akışını kontrol altına almak zorunluluğu ile karşı karşıyadır."

Bu satırları aldığım rapor 24 sayfa. "Ergenekon: Analiz-Yeniden yapılanma, yönetim ve geliştirme projesi" başlığını taşıyor. Üzerine, "İstanbul / 29 Ekim 1999" tarihi düşülmüş. Raporu yazanın adı sonunda yer alıyor. Raporun müellifi, "Bu çalışmanın amacı, Ergenekon'un reorganizasyonuna katkıda bulunabilmektedir' cümlesiyle açıklamakta..."

Şimdi hafızalarımızı tazeleyelim:

Tuncay Güney, 2 Mart 2001 günü gözaltına alındı. Fehmi Koru ise, haber-yazısını, Yeni Şafak'ta yayımlanmasından bir gün önce, 29 Nisan günü yazmış olmalı. Ne var ki, yine bu yazıda belirtildiği gibi; 29 Nisan 2001'den önce, bu belge Fehmi Koru'nun elindeymiş. Dahası, Fehmi Koru, bu belgeyi okumuş ama "unutmak üzere" iken, Cüneyt Ülsever'in 25 Nisan 2001 günlü Hürriyet'teki yazısı ile anımsamış. Eğer Fehmi Koru, "ebleh" değilse, bu gün "fırtınalar yaratan" böyle bir belgeyi okuyup, bir kenara atmış olamaz. Fehmi Koru'nun, "aklına takılan" satırları, belge-raporun 22. sayfasında bulduk. Oysa, 22. sayfaya gelene kadar, bu belgede neler var neler...

Fehmi Koru'nun elindeki belge, yıllardır Fethullah-AKP medyasının elinde. Mesela, Sabah Gazetesi Temsilciliğinden, 13 Ocak 2007 tarihinde, 03122...... nolu faks'a gönderilen "Ergenekon: Analiz-Yeniden yapılanma, yönetim ve geliştirme projesi"nin bir nüshası Aydınlık'ın eline geçti.

..................................
Alıntı
ahmet hakan
Yani develer tellal, pireler berber iken...

Fehmi Koru’muz ortada yok... Saat dört... Yok... Saat beş... Yok... Yok Allah yok...

Artık "yıllık izinin bir bölümü"nü mü kullanmakta, yoksa Allah göstermesin gazetesiyle arasında bir "tatsızlık" mı vuku buldu, bilemiyorum...

Ama şurası kesin ki: Olan bize oldu...

Kaldık mı Yalçın Küçük’ün fazla tatlı, Mahir Kaynak’ın fazla ekşi teorilerine?

Neyse...

En iyisi Fehmi Koru’ya "Geri dön" diye seslenelim...

Tehdit gibi algılamasın ama eğer tez elden geri dönmezse...

"Kıbrıs’taki tarihi toplantıya Hürriyet’ten tek bir yazar bile katılmadı... Bunlar nasıl gazeteci yahu?" havasında yazdığı yazıyı arşivden çıkarıp didikleyeceğim
bende merakla bekliyorum fehmi korunun yorumlarını



*

Çevrimdışı esen

  • ****
  • 925
  • "lalüebkem"
Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #24 : 13 Temmuz 2008, 01:17:45 ÖÖ 01 »
30 yıl sonraMadanoğlu'dan Ergenekon'a CHP  / Burak Orhan

CHP ve Deniz Baykal'ın bugün Ergenekon Davasındaki tutumu aslında hiç yabancı değil. Çünkü biz CHP'nin 1971'de ortaya çıkarılan Madanoğlu Cuntası üyelerinin yargılanma sürecinde, oylamalara katılmayarak cuntacılara örtülü destek verdiğini biliyoruz

CHP'yi ve bugünkü genel başkanını hiçbir zaman samimi bulmamışımdır. Çünkü, onlara göre dün dündür, bugün de bugündür. Dün söylediklerinin tam tersini bugün yaparlar. Ergenekon davasının avukatlığına talip olan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal gibi geçmişte verdikleri "Gladyo" araştırma önergesini unuturlar, "Susurluk'la ilgili verdikleri" sözleri hatırlamazlar.

CHP'nin yasama dokunulmazlığı ile ilgili bakış açısı da tam bir faciadır. CHP'nin bu ikiyüzlü politikasını görmek için 1971'de ortaya çıkarılan Madanoğlu Cuntası üyelerinin yargılanma sürecine bakmak yeterli.

Son günlerin güncel meselesi Ergenekon örgütü, yapı olarak, 1971'de ortaya çıkarılan "Madanoğlu Cuntası'na" büyük benzerlikler taşıyor.

- İkisi de, asker ve sivillerden oluşuyor.

- Basında yer alan iddialara göre Ergenekoncuların da amacı, tıpkı Madanoğlu Cuntası gibi halkı tahrik ederek askerî darbe sağlamak.

- İkisinin de hiyerarşik örgütlenmesi var.

- İkisinin de birbirleriyle paralel ek oluşumları var.

- İkisinin de basın desteği var.

- İkisinin de hedefi iktidar.

Madanoğlu Cuntası suçlamasının bir numa-ralı sanığı da, 27 Mayıs darbecilerinden emekli Tümgeneral Cemal Madanoğlu.

1965 senesinde dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından, Cumhuriyet Senatosu üyeliğine atanan Madanoğlu ekibi 9 Mart 1971'de darbeyi yapamayınca, 12 Mart 1971'de darbeyi kafalarında buluyorlar.

Arkasından Cemal Madanoğlu ve bir diğer senatör Osman Köksal'ın dokunulmazlığının kaldırılması gündeme geliyor. 3 Ağustos 1971 tarihinde Cumhuriyet Senatosu'nda, Cemal Madanoğlu'nun dokunulmazlığının kaldırılması için tezkere görüşülüyor. Bugün "dokunulmazlıklar kaldırılsın", "Suçlananlar yargılansın" diyen CHP'liler o gün ne yapıyor biliyor musunuz? Çok sayıda CHP'li senatör Cemal Madanoğlu'nun dokunulmazlığının kaldırılmasına hayır oyu veriyor. Birçok CHP'li senatör ise oylamaya katılmayarak Madanoğlu'na üstü kapalı destek veriyor. Ama CHP'li senatörlerin oyları Madanoğlu'nu kurtarmaya yetmiyor.

183 üyenin bulunduğu senatoda, 125 milletvekili dokunulmazlığın kaldırılmasına evet oyu kullanırken, hayır oyları 25'te kalıyor. Bu 25 isimden 13 tanesi Ekrem Acuner, Suphi Gürsoytrak ve Suphi Karaman gibi 27 Mayıs darbecilerinin yer aldığı tabii senatörler. Ret oyu veren diğer isimler ise, CHP'li senatörler. İsimlerini sıralarsak, Nejat Sarıcalı, Salim Hazerdağlı, Lütfi Bilgen, Mebrure Aksoley, Fikret Gündoğan, Ekrem Özden, Fakih Özlen, Şevket Köksal, Adil Altay.

Yani bugün, "dokunulmazlıklar" kaldırılsın diye ortalığı ayağa kaldıran, "AK Partililer yargılansın hapis alsın da onları bertaraf" ede-yim diye avuçlarını ovuşturan CHP'liler, Ergenekon'un kopyası sayılan, "Madanoğlu Cuntası'nın bir numaralı ismi, Cemal Madanoğlu'nun dokunulmazlığının kaldırılmasına karşı çıkmış."

Senato'da yapılan görüşmelerin en ilginç tarafı, Cemal Madanoğlu'nu 27 Mayısçı tabii senatörlerin cansiparane bir şekilde savunmaları.

O gün konuşan CHP'li Senatör Zihni Betil, Madanoğlu cuntasını savunurken, yasama dokunulmazlığının bir imtiyaz olmadığını vurguluyor ve "Yasama meclislerinin engellerden korunarak güven içinde görev ifa etmesini sağlama amacına dayanır. Bu itibarla önemlidir. Yasama dokunulmazlığı şüphesiz bir imtiyaz değildir. Şartlar gerçekleştiği zaman, yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına karar verilir" diyor. İlginçtir ki, o gün "yasama dokunulmazlığının" imtiyaz olmadığını söyleyen CHP'liler bugün dokunulmazlığı bir imtiyaz olarak nitelendiriyor ve kaldırılmasını istiyor.

Sonraki süreci hepiniz biliyorsunuz. Madanoğlu Cuntası'nın açık ve seçik darbe girişimi yaptığı belgeleriyle, gizli görüşmeleriyle ortaya konulmasına rağmen, darbeciler bir günde suçlamalardan kurtuluverdi. Ama cunta kurduklarını bütün Türkiye, gazeteci Hasan Cemal'in "Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım" isimli kitabıyla öğrendi.

Dilerim, Ergenekon Örgütü'yle ilgili iddialar, Madanoğlu Cuntası'ndaki gibi örtbas edilmez ve gerçekleri öğrenmek için bir örgüt üyesinin  yazılacak itiraf kitabını beklemeyiz.
cici sözlerine karşılık çıkarıp masalarına koyacağımız bir din taşımıyoruz yüreğimizde

Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #25 : 13 Temmuz 2008, 04:06:44 ÖS 16 »
Alıntı
En iyisi Fehmi Koru’ya "Geri dön" diye seslenelim
anlaşılan herkes haberdarmış.....işte fehmi korunun yazısı

Yandı gülüm keten helva
Kafalarının karışık olduğunu biliyorum bilmesine, ama insan yine de bir iç tutarlılık, bir çelişkiye düşmeme titizliği bekliyor '60. Yıl' iddiası bulunan gazete ile meslek hayatı gazetesi kadar uzun başyazarından...

Önceki gün, Oktay Ekşi, 'yargıya intikal etmiş konularda yazı yazmama ve haber yayımlamama' erdeminden söz ederek kim olduğunu bilmediğimiz birileriyle gölge boksu yapıyordu. Şu satırlar ona ait: “Hürriyet'in 60 yılı bulan geçmişinde, bu temel inancımıza aykırı tek satır yoktur. O nedenle burada yargı sürecini etkileyecek yayın yapılmaz. Çünkü hukuka saygı onu gerektirir.”

Yazının çıktığı gün, 60 yıllık Hürriyet gazetesi, tutuklulardan Sinan Aygün'ün sorgu hakimliğinde verdiği, “Ben esnaf sokağa dökülsün istedim” ifadesini manşetine taşımıştı. Aynı haberi tamamlayan başka sorgu ifadeleri daha yer alıyordu aynı günün Hürriyet'inde.

Eskiler buna “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” derlerdi.

Gazetecilik heyecanı Hürriyet'e de yeni yeni avdet ediyor. Gazetenin yönetmeni, dün, Ergenekon operasyonu kapsamında gözaltına alınan yüksek rütbeli emekli askerlerin arşivinden zihnindeki bir soruya cevap teşkil edecek bir belge çıkmasını iştiyakla beklediğini yazabildi. Heyecan bütünüyle geri döndüğünde, Hürriyet, yakın zamana kadar şikayetçi olduğu uygulamayı yeniden başlatabilir. Başyazarının böbürlenmesine aldanmayın, Emniyet ve Savcılık sorgulamalarında alınan ifadelerin habere ve oradan da yoruma dönüştürülmesinin şampiyonluğu Türk medyasında Hürriyet'e aittir.

Sırf bu alanda çalışan birden fazla muhabiri vardır gazetenin...

Tabii resmi ağızların veya yetkililerin ilettiği bilgi ve belgelerden “Ne olmaz, ne olur” ihtiyatiyle uzak durunca, Aydın Doğan'ın sahibi olduğu gazetelerin sayfaları, operasyonun değerini küçültmek, hatta amacından saptırmak isteyen kişi ve çevrelerin uyduruk fetvaları ve iler-tutar tarafı bulunmayan sahte haberleriyle dolup taşıyor.

Bir gün sonra yanlışlığı ortaya çıkan haberlerle uçuk-kaçık yorumların okurlar üzerinde meydana getirdiği şaşkınlığı varın siz hesap edin.

İçinden geçtiğimiz süreç sona erdiğinde, bazı kişiler, kurumlar ve bu arada medya organları ile gruplarının itibarlarında önemli bir hareketlilik görülecek; kimileri kazançlı çıkarken kimileri büyük bir ziyana uğrayacak. Kuyruğu her dönemde dik tutmaya alışmış bir grubun kendisini bu denli büyük bir risk altına sokmasını anlamak gerçekten çok güç.

Unutmayalım: 2003 ve 2004 yıllarındaki darbe girişimlerinin boşa çıkartılmasında, o günlerde darbecilere pek yüz vermediği şimdilerde anlaşılan o medya grubunun da kısmi katkıları olmuştu. 2007 Nisan ayından bu yana farklı bir tavır sergiliyor grup.

Bir de yavuz hırsızlığa soyunup, “Madem Hilmi Özkök, Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül darbe hazırlıklarından haberdardı, neden suç duyurusunda bulunmadı, darbecilerin peşine düşmediler?” diye sormaları yok mu?

O dönemdeki darbe girişimlerinden kendileri de haberdardı, ama yazmadılar.

Düşünün: Gazetenin başyazarı geçmişte sorguda alınan ifadelerle yüzlerce kez manşet kotardıklarını unutmuş, Ergenekon'la birlikte başlayan sessiz kalma uygulamasını 'medya etiğine bağlılık' olarak sunma gayretinde; aynı gün onun bu kendi kendini övme girişimini boşa çıkartan bir manşet atabiliyor yayın yönetmeni. Kısa süre öncesine kadar başyazarını aratmayacak self-övgülerle okur karşısına çıkan aynı yayın yönetmeni, kendisiyle çelişmeyi de göze alarak, bavulda belge arıyor şimdilerde...


Ne yaman çelişkidir bunlar...

*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #26 : 15 Temmuz 2008, 12:28:56 ÖS 12 »
Ergenekon'u Dilovası ve İsmet çökertti
Ergenekon örgütünün yapılanmasını deşifre eden Dilovası ve İsmet kod isimli iki tanık devletin koruması altında bulunuyor.
Salı, 15 Temmuz 2008 07:19

13 ay süren Ergenekon soruşturmasında çeteyi, kilit öneme sahip 'gizli' tanıkların ifadesi çökertti. Dilovası ve İsmet kod isimli tanıklar birçok siyasi suikast ve kanlı olayı aydınlığa kavuşturdu

Erenekon soruşturmasının ilk etabını tamamlayan savcıların dün mahkemeye sunduğu 2455 sayfalık iddianame, Türkiye'nin son dönemde karanlıkta kalmış birçok önemli siyasal cinayeti ile kanlı toplumsal olaylara da ışık tutacak iddialar içeriyor.

23 kişinin ölümüyle sonuçlanan kanlı Gazi olaylarından Hamlemitoğlu suikastına, bir dönem Türkiye dünya gündemini meşgul eden cezaevlerindeki ölüm oruçlarına ve Ölüm Üçgeni olarak adlandırılan Sapanca Hendek Düzce çevresindeki infazlara kadar çok önemli konulara değiniliyor.

ÇETE, TERÖR ÖRGÜTLERİYLE İLİŞKİDE

İddianamade ayrıca Hizbullah, TİT ve DHKP/C gibi kanlı eylemlere imza atan yasadışı terör örgütlerininin Ergenekon bağlantılarına da dikkat çekiliyor. Buna göre örgüt mensupları, Ergenekon örgütü tarafından taşeron olarak kullanıldı. Türk İntikam Tugayı'nın anlatıldığı iddianamede diğer eylemlere de yer verildi.

Soruşturma kapsamında ifadesi alınan en az 17 gizli tanık bulunuyor. Bunlardan özellikle 'İsmet' ve 'Dilovası' kod adı verilen iki tanığın anlattıkları Türkiye'yi sarsacak türden iddiaları da beraberinde getirdi. 'Dilovası' kod adıyla anılan gizli tanığa bu ismin, Gebze'deki olaylarla ilgili çok önemli bilgiler aktarması nedeniyle verildiği ifade edildi. 'Tanık Dilovası, Veli Küçük'ün bir dönem çalıştığı Kocaeli bölgesindeki faaliyetleriyle ilgili bilgiler verdi.

PERİNÇEK VE KÜÇÜK YÖNETİCİ

İddianamede, İşçi Partisi Başkanı Doğu Perinçek ile Veli Küçük dışında başka yöneticiler olduğu da öğrenildi. Kod adı verilen gizli tanıklardan " Tanık Dilovası" ve "Tanık İsmet"'in ifadelerinin Türkiye'yi sarsacak nitelikte olduğu öne sürüldü.

Soruşturma çerçevesinde açıklamalarıyla yankı uyandıran eski gazeteci Tuncay Güney'in Ergenekon dosyasında zanlı olarak yer aldığı öğrenildi.

Tanık olarak ifade vermek üzere hazır olduğunu defalarca açıklayan Güney hakkında, sığınma talebinde bulunmaması için 'yakalama kararı'nın çıkarılmadığı öğrenildi.

İDDİANAMEDE YER ALAN BAZI ÖNEMLİ BAŞLIKLAR

İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin, Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'nde yaptığı basın açıklamasında, ''Ergenekon Soruşturması''na ilişkin soruşturmanın önemli bir bölümünün tamamlandığını ve iddianamenin hazırlanarak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildiğini belirtti.

13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilen iddianamenin satır aralarından bazı ara başlıklar şu şekilde:

TİT, İBDA/C VE HİZBULLAH ANLATILIYOR

Türk İntikam Tugayı'nın anlatıldığı iddianamede, İBDA/C ve Hizbullah'ın eylemlerine de yer verildi. İddianamenin bazı yerlerinde ise Necip Hablemitoğlu cinayetine değinildiği belirtildi. Ayrıca, bugüne kadar bilinmeyen ve açıklanmayan bir çok olaya ilişkin bilgilere de iddianamede yer verildi.

ÇETE LİDERLERİNİ KULLANIYORLAR

Çete lideri olmak suçundan tutuklu olan Alaattin Çakıcı'nın tanık olarak yer aldığı iddianamede, soruşturma sürecinde ifadeleri alınan çete liderlerinin Ergenekon örgütü tarafından kullanıldığı tespitine yer verildiği de kaydedildi.

ÖRGÜT DEPARTMANLARDAN OLUŞUYOR

İddianamede örgüt şeması, telefon irtibat şeması ve bir krokiye yer verildiği ifade edildi. Örgütün hücre yapılanması şeklinde örgütlendiği örgütün medya, mafya, istihbarat gibi farklı yaklaşık 20 departmandan oluşup her departmanın başında bir başkan ve bir yardımcının bulunduğu iddianamede yer aldı.

KEMALİZMİ ARKALARINA ALIYORLAR

İddianamede örgütün Kemalist ve Atatürkçü ideolojinin arkasına saklanarak, bu ideolojilerden farklı hareketler yaptıkları tespitine de yer verildiği kaydedildi. İddianamede Kuvayi Milliye Derneği'nin de detaylı bir şekilde anlatıldığı ifade edildi.

BEHİÇ AŞÇI'YI ÖLÜM ORUCUNDAN KÜÇÜK VAZGEÇİRDİ

Soruşturma sürecinde bir kişinin ifadesinde ölüm oruçlarının Veli Küçük'le ilgili olduğu, şüphelilerin ev ve iş yerlerinde yapılan aramalarında ele geçirilen belgelerde derin devlet olduklarına yer verildiği de tespit edildi. Öte yandan iddianamede ölüm orucuna başlayan Avukat Behiç Aşçı'yı bu kararından Veli Küçük'ün vazgeçirdiği de belirtildi.

TARİKATVARİ ÖRGÜT

Elde edilen bazı belgelerde örgütün bir tarikatvari olup 600 yıllık geçmişe dayandığı ve tarikatın isminin Agarta yani Ergenekon olduğu ifade edildi. Ayrıca devam eden soruşturmada birçok olay üzerinde çalışma yapıldığı ve şu ana kadar yapılan tespitlerde olayların Gazi olaylarına kadar uzandığı ve bunun somutlaştırılmaya çalışıldığı kaydedildi. Örgütün finansörlerinin bir kısmının tutuklandığı bir kısmının da hala yakalanamadığı öğrenildi. Bazı şüphelilerin bilgisayarlarında çıkan belgelerin darbe günlüğü ile aynı olup bazı yerlerinde farklı bilgiler olduğu da tespit edildi.

HER SANIĞA FOTOĞRAFLI DOSYA

Her sanığın emniyet veya cezaevinde çekilmiş son halini yansıtan fotoğraflarının kendilerine ait dosyaların üzerine konulduğu ifade edildi. Böylece dava sürecinde yoğun olan evrakların içinde kişilerin dosyaları ayırt edilebileceği belirtildi.

GENELKURMAY'IN HER ŞEYDEN HABERİ VAR

Soruşturma süresi boyunca bütün Genelkurmay Başkanlığı ile yazışma halinde bulunularak gerek görevde gerekse emekli olan askerlere ilişkin bilgilendirmenin yapıldığı öğrenildi. Genelkurmay'ın da bu yazışmalara cevaplarda bulunduğu öğrenildi. Verilen bu bilgilendirmeler sonucunda askeri mahkemede Fikret Emek hakkında "gizli evrakları ele geçirmek ve askeri malzemeleri gizlemek", Oktay Yıldırım hakkında "askeri malzemeleri zimmete geçirmek" suçlarından dava açıldığı ifade edildi. Yıldırım ve Emek hakkındaki iddianamelerin İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'na bilgilendirme amacıyla gönderildiği belirtildi.

Soruşturma süresi boyunca bütün Genelkurmay Başkanlığı ile yazışma halinde bulunularak gerek görevde gerekse emekli olan askerlere ilişkin bilgilendirmenin yapıldığı öğrenildi. Genelkurmay'ın da bu yazışmalara cevaplarda bulunduğu öğrenildi. Verilen bu bilgilendirmeler sonucunda askeri mahkemede Fikret Emek hakkında "gizli evrakları ele geçirmek ve askeri malzemeleri gizlemek", Oktay Yıldırım hakkında "askeri malzemeleri zimmete geçirmek" suçlarından dava açıldığı ifade edildi. Yıldırım ve Emek hakkındaki iddianamelerin İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'na bilgilendirme amacıyla gönderildiği belirtildi.

SAVCI TEHDİT EDİLMİŞ

Öte yandan soruşturma savcısı Zekeriya Öz'ün bir hafta önce tehdit aldığı ortaya çıktı. Bir hafta önce emekli bir cezaevi müdürünün, Veli Küçük'ün arkadaşı olduğunu belirterek Öz'e tehdit mektubu gönderdiği, ardından aynı içerikli telgraflar çektiği ortaya çıktı. Bu kişi hakkında soruşturma başlatıldı.

TUNCAY GÜNEY ZANLI

Soruşturmada ismi tartışma konusu olan ve yurt dışında bulunduğu iddia edilen Tuncay Güney hakkında sığınma talebinde bulunmaması için yakalama kararı çıkarılmadığı belirtildi. Güney'in ifadesinin alınabilmesi için Türkiye'ye getirilmeye çalışıldığı öğrenildi. Güney'in Kanada'dan gelmek için savcılardan tutuklanmaması için garanti istediği, ancak bu isteğe sıcak bakmadığı öne sürüldü.

Ergenekon soruşturmasının Güney'in ifadeleri olmadan yapıldığı ve ardından Güney'in ifadeleri incelendikten sonra soruşturma kapsamında ele geçirilen belgeler ve ifadelerle Güney'in ifadelerinin örtüştüğü ortaya çıktı.

GİZLİ TANIKLAR

Bugün açıklanan iddianamede çok sayıda gizli tanığın ifadelerinin yer aldığı öğrenildi. Bu tanıklardan bazılarına numara bazılarına da isim takıldığı kaydedildi.

İki gizli tanığa "Tanık İsmet" ve "Tanık Dilovası" kod adı verildi. Bu tanıkların ifadelerinin Türkiye'yi sarsacak bilgiler içerdiği ileri sürüldü. "Dilovası" kodlu tanığa bu ismin Gebze'deki olaylarla ilgili aktardığı bilgiler nedeniyle verildiği belirtildi. Tanık Dilovası'nın Veli Küçük'ün bir dönem çalıştığı Kocaeli bölgesindeki faaliyetleri ile ilgili bilgiler verdiği ileri sürülüyor.

BELGELER VE GÜNEY'İN İFADELERİ ÖRTÜŞÜYOR

Ergenekon soruşturmasının temeli olduğu belirtilen Tuncay Güney'in ifadeleri olmadan soruşturmanın yapıldığı ancak Güney'in ifadeleri incelendikten sonra soruşturma kapsamında ele geçirilen belgeler ve ifadelerle Güney'in ifadelerinin birebir örtüştüğü ortaya çıktı.

SAÇAN'IN NOTLARI KÜÇÜK'TEN ÇIKTI

Soruşturma çerçevesinde, Tuncay Güney'in evinde yapılan aramalarda ele geçirilen belgelerde yer alan "Ergenekon "yapılanmasına ilişkin, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin'in araştırılması  yönünde talimat verdiği, Adil Serdar Saçan'ın sürdürdüğü soruşturmanın, 1 yıl sonra savcılık tarafından delil yetersizliğinden takipsizlikle sonuçlandığı belirtildi.


Ayrıca Saçan'ın, Aykut Cengiz Engin'e gönderdiği "çok gizli" ibareleri belgelerin soruşturma kapsamında tutuklanan Behiç Gürcihan'ın evinde bulunması da dikkat çekti.

ERSÖZ OPERASYON GÜNÜ KAÇTI

Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'ün 1 Temmuz'da yapılan operasyon günü Türkiye'den kaçtığı iddia edilirken eski AKP Milletvekili Turan Çömez'in ise 20 gün önce yurtdışına çıktığı ve ikisi hakkında da arama kararı olduğu belirtildi. Operasyondan kısa süre önce yurt dışına çıkan iki zanlıya operasyonu yapan devlet görevlileri içinden bilgi sızdırıldığı da belirtildi.

SEDAT PEKER DE SANIK

Sedat Peker'in de iddianamede sanık olarak yer aldığı öğrenildi. Ergenekon terör örgütünün yöneticisi olduğu iddia edilen emekli Tuğgeneral Veli Küçük'ün, Peker'den avukat giderleri için havuz oluşturmasını istediği öne sürüldü.

KÜÇÜK NEDEN KANDIRA'DA?

Öte yandan Kandıra F Tipi Cezaevi tutuklu olan Küçük'ün bunu kendisinin talep ettiği, bunun nedeninin de daha önce o bölgede çalışıyor olmasına bağlanıyor. Soruşturma çerçevesinde Küçük'ün evinde yapılan aramalarda ele geçirilen belgelerde, Küçük'ün o bölgede 100-150 kişiye iş bulduğunun  anlaşıldığı öne sürülüyor.

KISACA SUÇALAMALAR:

Silahlı terör örgütü kurmak,

Hükümeti devirmek,

Hükümeti görev yapamaz hale getirmek,

Terör örgütü kurmak ve yönetmek,

Silahlı terör örgütüne üye olmak,

Silahlı terör örgütüne yardım etmek,

Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmak veya görev yapmasını engellemeye teşebbüs,

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ne karşı halkı isyana tahrik,

Patlayıcı madde bulundurmak atmak ve bu suçlara azmettirmek,

Danıştay saldırısına ve Cumhuriyet Gazetesi'ne patlayıcı madde atmak suçlarına azmettirmek,

Devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etmek, kişisel verileri kaydetmek, askeri itaatsizliğe teşvik, halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik vb. suçlarından kamu davası açıldı.


Kimbilir kimdir bu insanlar ...
Kime ve neye hizmet ediyorlardı ...
Selamlar ...
Not font kurbaa

*

murat

Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #27 : 15 Temmuz 2008, 02:26:33 ÖS 14 »
BEHİÇ AŞÇI'YI ÖLÜM ORUCUNDAN KÜÇÜK VAZGEÇİRDİ

Soruşturma sürecinde bir kişinin ifadesinde ölüm oruçlarının Veli Küçük'le ilgili olduğu, şüphelilerin ev ve iş yerlerinde yapılan aramalarında ele geçirilen belgelerde derin devlet olduklarına yer verildiği de tespit edildi. Öte yandan iddianamede ölüm orucuna başlayan Avukat Behiç Aşçı'yı bu kararından Veli Küçük'ün vazgeçirdiği de belirtildi.

Ölüm oruçları Veli Küçük'ün emri çıktı!
Özden Örnek'in darbe günlüklerinde geçen isimlerin evlerinde yapılan aramalarda, çok önemli bilgilerin bulunduğu belirtildi.




İddianamede ölüm oruçlarıyla ilgili çok ilginç bir bilgi olduğu da öne sürüldü. Buna göre cezaevlerindeki durumu protesto etmek için ölüm orucuna yatan avukat Behiç Aşçı, ölüm orucunu Veli Küçük'ün isteği doğrultusunda yaptı.

Özden Örnek'in darbe günlüklerinde geçen isimlerin evlerinde yapılan aramalarda, çok önemli bilgilerin bulunduğu belirtildi. İddianamede, Kuvayı Milliye Derneği'ne çok geniş yer verildi. Örgüte finansman sağlayanların isimleri tek tek iddianamede belirtildi.

107 ÖLÜ, 500 SAKAT

20 Ekim 2000'de başlayan ölüm orucu eylemlerinde 107 insan hayıtın kaybetmişti. 3 yıl süren eylemlerde 500'e yakın insan da sakat kaldı. Ölüm orucu eylemini, 20 Ekim 2000 günü Türkiye'nin çeşitli cezaevlerinde kalan 816 tutuklu tarafından başlatıldı. Eylemciler, "F tipi cezaevlerinin açılmamasını, Terörle Mücadele Yasası ve 3'lü Protokol'ün kaldırılmasını" istedi.

AŞÇI İDDİALARI REDDETTİ

Avukat Behiç Aşçı, kendisini   ölüm orucundan Veli Küçük'ün vazgeçirdiği iddiasıyla ilgili olarak şöyle konuştu:
"Böyle bir şey mümkün mü? Veli Küçük benim gibi insanları, sokakta görse belki de ilk yapacakları iş  çekip vurmak olabilir. Bizim idelojimiz belli. Bizi yok etmeye çalışan insanların, beni açlık grevinden nasıl vazgeçirmiş olduklarını anlayamadım. Adalet Bakanlığı taleplerimize olumlu yanıt verince ben bu eylemden vazgeçtim. Doğrusu budur."

Kaynak: Yeni Şafak / Milliyet

*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #28 : 15 Temmuz 2008, 03:18:51 ÖS 15 »
İçerde ne var?


Tansiyonun yükselmesini, Ergenekon soruşturmasının gölgelenmesini umanlar için kötü haber: Ergenekon soruşturması çerçevesinde tutuklanan ya da gözaltına alınan isimler serbest kaldıktan sonra makul açıklamalarıyla kamuoyu önüne çıkıyor. iyibilgi analiz


 
ATO Başkanı Sinan Ayün  Ergenekon davasında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Kendisinin de belirttiği gibi “sanık” olsa da on dört gün süren tutukluluk halinden sonra özgürlüğün tadını çıkaracak. Bu kendisi ve onu sevenler için mutluluk verici.

Biz Aygün’ü bir kenara bırakıp açıklamalarına dönelim. Çünkü açıklamaları Ergenekon soruşturması üzerinde soru işareti doğurmak isteyenlerin yüreğine su serpmiyor. Tıpkı diğer serbest kalan tutuklular gibi Aygün de serbest kaldıktan sonra yaptığı ilk açıklamada adalete güvendiğini vurguluyor. Kendisinden beklenen “tansiyon yükselten” açıklamaların aksine. Aygün şunları söylüyor: Karşınızda tutuksuz bir sanık olarak bulunuyorum. Ancak yüce yargının doğruyu bulacağına inanıyorum. Hiçbir zaman darbeci olmadım, darbelerin karşısında yer aldım. Türkiye'nin demokratikleşmesi, insan hakları ve sosyal hukuk devleti olması için çalışacağım. On dört gün önce beni alan ve şimdi bırakan yüce yargımıza ve yüce devletimize teşekkür ediyorum.

Bu sözlerde dikkatimizi çeken vurgu şu: Demokrasi ve insan hakları için çalışacağım.

ATO Başkanı’nın, en önemli sivil toplum örgütlerinden birisinin başkanı olarak, demokratlığından kimse şüphe etmemeli. Ancak Ergenekon soruşturması çerçevesinde gözaltına alınan bir ismin ve hala sanık olan bir ismin dışarıya çıkar çıkmaz “demokrasi” vurgusu yapması doldukça önemli.

Tıpkı serbest kalan diğer isimlerin makul açıklamalar yapması gibi… Örneğin araştırmacı Erol Mütercimler. Bugünkü gazetelere bakarsanız Mütercimler “hep darbelerin karşısında oldum” diyor. Demokrasi vurgusu yapıyor.

Şunu da hatırlatalım: Ergenekon davasını gölgelemek isteyenlerin beklentilerine Mustafa Balbay da karşılık vermemişti. Balbay serbest kaldığında kendisinden sert açıklamalar bekleyenleri hayal kırıklığına uğratmış, hukuk vurgusu yapmıştı. Adalete güveninin altını çizmişti.

“İçeri”ye giren isimlerin dışarıya çıktıklarında takındığı olgun tavır hak ettiği övgüye kavuşmalı. Sinan Aygün de Erol Mütercimler de Mustafa Balbay da, Ergenekon soruşturması üzerinde soru işareti doğuracak açıklamalardan kaçındılar. Birileri bundan hoşnut olmayabilir, ancak çıkar çıkmaz demokrasinin önemini ve hukukun üstünlüğünü savundular. Sanıkların bu açıklamalarının savcılarımızı daha da cesaretlendireceği soru işareti götürmüyor.


Evet benimde dikkatimi çekmişti ...
Neden acaba ?
Hayra yoralım hayır olsun ..
Selamlar ...
Not font kurbaa

Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #29 : 16 Temmuz 2008, 03:27:44 ÖÖ 03 »
iki sayda dolusu köşe yazısı var ergenekon ile ilgili...

nedir bu ergenekon? kimdir, amacı nedir? hala tam olarak bilmiyorum. belki konu ile tam ilgilenmediğimden

ancak bu olayı bana kısaca kendi yazımınızla anlatabilirmisiniz?

okumayı denedim ama üzgünüm, iki sayfa dolusu yazıyı okumayı başaramadım.

bu konuda genel bildiğim 2009 da darbe planının olduğu, devletin içinde, devlete karşı çalışan kişiler ve üst düzeyden insanlar oldukları..

bu kadar önemli bir olayın basına bu kadar açık şekilde yansıması ilk başlarda biraz şüpheli görünmüştü ancak, baktığım genel yazar yorumlarında da bu olayı gerçek olduğunun düşünülmesi sanırım bu düşünceyi bende geriletti.

ve nedir ergenekon?
Güzel gören güzel düşünür...
Güzel düşünen hayattan lezzet alır...