ERGENEKON....

  • 80 Cevap
  • 38424 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
ERGENEKON....
« : 03 Temmuz 2008, 04:02:22 ÖS 16 »
Evvelinde bir manevi iklime girmiş bulunmaktayız ...
Geldi üç aylar ve adı anılan Haram Ay Recep ...
Hepimize hayırlara vesile olsun ...

Ve gündemimiz Ergenekon operasyonu ..
O kadar çok konuşuluyorki artık deforme olmuş durumda ..
Kime neye inanacagımızı şaşırdık çogumuz belkide ..
Böylesi anlarda ihtiyac duyulan en önemli şey temiz ve net bilgidir toplum için ..
Bu çagrıyı gariptir ama Eski Genelkurmay başkanı Hilmi Özkök Paşa yaptı ...
Çagrısı için Tebrik etmek lazım ...
Hasılı belkide önümüzdeki uzun yılları kapsayacak bir tarihi olayları yaşıyoruz ..
Sanmıyorum bunların unutulacagını veya izlerinin silinebilecegini ..
Belkide çok daha degişik yataklara akacak bu akıntı ...
Ülkemiz için belkide daha geniş bir çografya için bir başlangıc veya bir bitiş olacak bu gelişmeler ...
Ve biz neresindeyiz bu olayların ?
Bundan 30 yıl sonra yeniyetme çoçuklarımıza neler anlatacagız soruları karşısında ...
Ergenekonla ilgili haber ve yorumları bu başlık altında toplayalım derim ..
böylece portreyi biraz daha geniş görebiliriz ...
Selamlar...
Not font kurbaa

Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #1 : 03 Temmuz 2008, 04:26:38 ÖS 16 »
Temiz ve güvenilir bilgi..

Sanırım malum 'merkez medya'nın uzaktan yakından ilgisi olmayan terimler. Geriye birkaç haber kaynağı kalıyor. Bunlardan seçim yapmak artık bizlere kalıyor artık.

***

*Bülent ORAKOĞLU'na göre ergenekon, NATO güdümünde ve Amerika kontrolünde birçok ülkede yapılandırılan illegal bir örgütlenme biçimidir. Bu illegal yapı 'Gladio' tipi yapılanma olarak anılır. Bu terör örgütlerinin yapılanması çok karmaşık ama bir o kadar da etkilidir. Zira herşey kusursuz planlanmıştır: Askeri, siyasi, bürokratik, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları (STK) vb... gibi alanlarda yapılandırılıp amacı, 'iktidar'ı meşru veya gayrı meşru yollarla ele geçirmek ve güdümünde oldukları ülkelerin sömürgesi haline getirmektir, ülkeyi..

Yakın tarihimizde meydana gelmiş hadiseleri zihnimizde yoklayalım biraz:

Üzeyir GARİH, Uğur MUMCU, Necip HABLEMİTOĞLU, Hrant DİNK... suikastleri

Madımak olayı, Taksim olayları...

28 Şubat süreci...

12 Eylül olayları...

Susurluk..

Danıştay saldırısı..

....
....

Ve daha nice hadiseler.. Tüm bunlar mevcut iktidarı yıpratmak ve ele geçirmek için oynanan oyunlardır. Tüm bunlar tek merkezden yönetilir. İttihat ve terakiyle başlayan ve NATO süreciyle sistemleşen bu yapılanma artık günümüzde adeta kemikleşmiştir.

Ergenekon, yukarıda birkaç cümle ile anlatılamayacak kadar karmaşık bir yapılanma. Ama biz bu kadarı ile iktifa edelim. Zaten şu anki gözaltılara ve tutuklanmalara bakarsak ne kadar geniş bir yelpazeye dağıldıklarını müşahede edebiliriz..



*Emniyet istihbarat eski başkanı.




*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #2 : 03 Temmuz 2008, 04:32:36 ÖS 16 »
Küçük'ten büyüğe Ergenekon'dan çıkış


"Ordunun siyasete müdahalesi ve bu uğurda PKK terörü ile mücadelede kamuoyuna mal olan büyük yanlışlar, artık ordu içerisinde de reaksiyon yaratıyor." Siyaset bilimci Dr. İrfan Yıldırım'ın çarpıcı analizi


 
Dr. İrfan Yıldırım/Zaman (Yorum) 
 
Ergenekon soruşturması, iddianame beklenirken gerçekleşen son gözaltı operasyonuyla yeni bir ivme kazandı. Böylece konunun "Küçük Ergenekon"la sınırlı kalacağı ve Veli Küçük'ün üstündeki halkaya ulaşamayacağı şeklindeki tahminler yanlışlandı. 
 
Soruşturma, uzun zamandır yazılan ve kamuoyunun malumu olan Ergenekon çetesiyle Sarıkız ve Ayışığı arasındaki ilişkiye, yani "Büyük Ergenekon"a yöneldi. Soruşturmayı yürüten savcı heyetine ve AK Parti'ye yönelik tehditlere rağmen, soruşturmanın bu safhaya gelebilmiş olması bu hususta ciddi bir kararlılık ve cesaretin mevcut olduğunu gösteriyor. Ergenekon soruşturmasının bu son altıncı dalgasına gösterilen tepkiler ise, Ergenekon'la işbirliği yapan medya ve siyaset çevrelerini iyice açığa çıkarıyor. Bazı çevreler de böyle bir işbirliği içinde olmasalar da, AK Parti düşmanlığıyla operasyona karşı çıkabiliyorlar. Bu çevrelerin AK Parti karşıtlığı ile demokrasi karşıtlığı arasında net bir çizgi çizememesi problemi ağırlaştırıyor.

Son operasyon, demokrasi ve hukuk devletini korumak amacıyla Türkiye'de mücadele etmeye kararlı halk çoğunluğunun devlet içerisinde reform yanlısı güçlü damara cesaret verdiğini gösterdi. Yapılan psikolojik harbe rağmen, AK Parti'ye oy vermiş kitleleri yıldırıp korkutamayan kesimlerin siyaset ve toplum mühendisliğinin planlandığı gibi gitmeyişi, bu çevreleri tam bir kuralsızlık ve çöküş içine sürüklemiş durumda... İnsicamlarını ve hiyerarşileri kaybeden bu çevrelerin, üzerlerindeki baskıyı azaltmak maksadıyla AK Parti'nin kapatılmasına yönelik lobi faaliyetleri basına yansıdı. Yargıtay ve Danıştay'ın tuhaf bildirileri, kapatma davasıyla beraber ortaya "yargı darbesi" denilen demokratik hukuk devletiyle bağdaşmayan bir süreci gündeme getirdi. Ancak bu darbe süreci, hem Türkiye'de hem de dünyada tahmin edilenin çok ötesinde tepki gördü, görmeye de devam ediyor. Yargı darbesinin AK Parti'yi kapatmak dışında bir plana sahip olmaması ve AK Parti'yi istedikleri gibi bölemeyeceklerinin anlaşılması, sürecin yaratacağı belirsizlik ve kaos ihtimali yargı darbesini destekleyen cepheyi giderek zayıflatıyor. AK Parti'nin kapatılmasının, büyük bozguna yol açacak bir tür Pirus zaferine benzeyeceği kanaati, yargı darbesini destekleyen cephede bile şüphelere yol açıyor.

Yargı darbesi sürecinin Ergenekon çetesi, Sarıkız ve Ayışığı darbe teşebbüsleriyle birlikte orduya yönelik eleştirilerin artışına yol açması giderek dikkat çekiyor. Ordunun siyasete müdahalesi ve bu uğurda PKK terörü ile mücadelede kamuoyuna mal olan büyük yanlışlar, artık ordu içerisinde de reaksiyon yaratıyor. Kuzey Irak'a yapılan kara harekâtının bitirilmesiyle muhalefet partileriyle Genelkurmay arasında yaşanan tartışmalar, bu sürecin yarattığı tahribatın nerelere ulaştığını gösteriyor. Taraf gazetesinde yayınlanan ve hâlâ hak ettiği ölçüde tartışılmamış olan Kuzey Irak harekâtını tetikleyen Dağlıca baskını hakkındaki vahim iddiaların yarattığı tahribatın boyutlarını ise henüz bilmiyoruz. Bu bakımdan son operasyonlarla ilgili olarak makul bir açıklama yapan Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ'un ordunun emir komuta kademesine yönelik açıklaması dikkate değerdir. Başbuğ bu konuda, kamuoyunun yardımını istemektedir. Kamuoyu, elbette bu konuda özen göstermelidir. Ancak MGK'nın yetkilerinin azaltılmasıyla 27 Mayıs sonrasında ordunun emir komuta zincirinin yeniden kurulmasına yönelik geliştirilen modelin artık aksamaya başladığının da görülmesi gerekiyor. Ordu, son Kuzey Irak harekâtında gerçekleştirdiği başarılı geri çekilmeyi, şimdi siyasi alanda gerçekleştirmezse, kamuoyunun yardımına rağmen Ergenekon, Sarıkız ve Ayışığı türünden hiyerarşiyi zedeleyen yeni hamlelere şahit olabiliriz. Bu noktada, hem kamuoyunun hem de ordunun AB ilkeleriyle uyumlu yeni bir ilişki çerçevesini hayata geçirmesi gerekiyor. Ordu, artık Türkiye'deki ve Batı'daki değişimi görerek "geri çekilmelidir". Aksi halde Türkiye ve dünyada siyasette değişen yeni sıklet merkezi ve iklimin kendi bünyesinde ve itibarında yaratacağı tahribattan kaçamaz.

Ordunun üzerine düşen rolü, sadece kendi iradesiyle hayata geçirebileceğini zannetmek naiflikten öteye gidemez. Bu bakımdan yasama, yürütme ve yargının bu bağlamda üstüne düşen rolü oynayabilmesi gerekiyor. Burada yürütmenin öncelikle, orduda reform ve savunma harcamalarının şeffaf ve demokratik denetlenmesi projelerini hayata geçirmesi elzemdir. Keza yürütme, ordu üst kademesinin atamasını ordunun iç işi olarak mütalaa etmeyip, son kararı kendisinin verdiğini de göstermelidir.

Ufuk Uras'a destek vermemek izah edilemez

Ergenekon çetesinin ve bahsi geçen darbe teşebbüslerinin zeminini, Türkiye'de askerin sivil ve demokratik denetiminin sağlanamaması yaratıyor. Bu itibarla meselenin adli yönü bir yandan yürürken diğer yandan da yürütmeyle beraber yasama bu ilişkileri değiştirecek demokratik-sivil bir model ve mevzuat hazırlamalıdır. Yasama, yani TBMM aynı zamanda çete ve darbe teşebbüslerini sadece son örnekleriyle değil, tarihiyle ele almalı ve tartışmalıdır. ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras'ın son darbe teşebbüslerini TBMM'ye taşıma çalışmaları bu açıdan önemli bir fırsat sunmaktadır. AK Parti'nin bu çalışmayı engellemek yerine desteklemesi, CHP ve MHP'yi bu konuyla hesaplaşmak zorunda bırakacaktır.

Ergenekon soruşturması etrafındaki tartışmalar, yargının rolünü yeniden önümüze getirdi. Şemdinli davasından sonra yargı bürokrasisinin bir kısmının, bu tür soruşturmalarda engelleyici bir role soyundukları görülmüştü. Şemdinli davasının Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya'nın başına gelenlerin hukukçuları korkutmak amacına matuf olduğu açıkça anlaşıldı. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu için "yargının harekât merkezi" nitelemesini yapması, yargı üzerindeki niyetlerin açık bir beyanı olarak kayda geçti. AK Parti'nin kapatılma davasıyla beraber Ergenekon davası da, yargı için adeta birer olgunlaşma imtihanını temsil ediyor. Yargı darbesi adıyla anılan süreçte, akla hayale gelmeyecek ölçüde yıpranan yargının tıpkı ordudaki reform gibi bir reforma ihtiyaç duyduğu AB'nin de paylaştığı bir genel kabule dönüştü.

Ergenekon soruşturmasının son dalgasının bir kısım medyada yarattığı moda tabirle "travma", çetenin basındaki uzantılarının da ciddi olarak tartışılması gerektiğini ortaya koydu. Bu bağlamda Cumhuriyet gazetesinin durumu giderek dikkat çekiyor. 9 Mart 1971'de Baasçı bir darbe yapmak isteyen şeflerinden bugüne bu gazetenin Hasan Cemal'in anlattığı anti-demokratik karakterinden hâlâ sıyrılamadığını anlıyoruz. Birtakım emekli general, emekli savcı ve emekli cumhurbaşkanlarının bu gazete etrafında toplanmaları ise, Türkiye'nin demokratikleşme probleminin köklerine işaret ediyor. "Genç Subaylar Rahatsız" manşetiyle Sarıkız ve Ayışığı darbelerinin konuşulduğu dönemde kritik işler yapan Cumhuriyet gazetesi Ankara temsilcisi soruşturmanın neresinde yer alıyor bilmiyoruz. Bunu iddianameyle göreceğiz. Ancak Cumhuriyet gazetesinin zihniyet olarak demokrasiyi hazmedemediği her günkü yayınlarıyla yeniden anlaşılıyor. Fakat mesele, Cumhuriyet gazetesiyle sınırlı değil, basının kendi içinde darbeci ve çetecilerle yollarını ayıracak bir tartışma ve tasfiye sürecine ihtiyaç var.

Şimdi küçükten büyüğe evrilen Ergenekon soruşturması ve darbe teşebbüsleri karşısında yargıyı ve AK Parti'yi yalnız bırakmayacak bir kamuoyu dikkati gerekiyor. Darbecilere karşı atılan her adım, ortak akla yapılacak her katkı, her haber ve yazı Türkiye'nin demokratikleşmesine katkı anlamına gelecektir.
Not font kurbaa

Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #3 : 03 Temmuz 2008, 04:39:11 ÖS 16 »
Ya neler olmuş neler.Herkes tutuklanmış benim haberim yok..
İstanbul'a gelince haberlerden uzak kalmışım...
AKP nin misillemesi galiba...
Takipteyim...

Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #4 : 03 Temmuz 2008, 04:46:12 ÖS 16 »
Misilleme veya başka birşey.. Mühim olan bu terör örgütünün tasfiye edilmesi zarureti. İşte o zaman Türkiye her anlamda toparlanır, iç kavgalara son verir ve gelişir.

***

İtalya'da benzer bir 'gladio' yapılanması vardı ve geçen sene hükümet başsavcıya 'süper' yetkiler vererek bu örgütü tasfiye etmiş. Bunların arasında eski başbakan bile varmış. Şu an hepsi hapiste.

Tabi bu bizde nasıl tekerrür eder, bilemiyorum.
Umarım bir hakim çıkıp da bunlar 'vatansever' diye serbest bırakmaz, tutuklananları.

Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #5 : 03 Temmuz 2008, 04:54:38 ÖS 16 »
Ben de bu irdelemelerin sonuçsuz kalmamasını umuyorum.İtalya'daki temizliğin bir benzerinin ülkemizde de gerçekleşmesini diliyorum...

*

Çevrimdışı tuva

  • *
  • 14
Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #6 : 03 Temmuz 2008, 09:25:38 ÖS 21 »
Buyrun bu da apayrı bi hikaye:

Eruygur’un ajandasında kaosun adım adım planlandığı görüldü. 6 Temmuz’a kadar ses getirecek bir eylem olacak. Bir gün sonra halk sokağa dökülecek. Ordu göreve çağrılacak. Hükümet düşecek


SON dalga Ergenekon terör örgütü operasyonunun Eruygur ekibinin içine sızan bir polis istihbaratçısı tarafından elde edilen bilgiler doğrultusunda yapıldığı belirlendi. Son dalga operasyonda gözaltına alınanlarla ilgili işlemler İstanbul Emniyeti’nde sürdürülüyor. Ancak operasyonun neden yapıldığıyla ilgili yeni bilgiler ortaya çıkmaya başladı.
MİLLİ EGEMENLİK HAREKETİ

ERGENEKON soruşturması kapsamında gözaltına alınan emekli Orgeneral Şener Eruygur’un başını çektiği grubun ‘Milli Egemenlik Haraketi’ adı altındaki ülkede kaos çıkarıp darbeye zemin hazırlama planlarını ADD üyesi olarak içlerine sızan bir istihbaratçı komiser bozdu. Polis Şener Eruygur ve Hurşit Tolon’u Ocak ayından itibaren yakın takibe aldı.
14 ŞUBAT’TA 70 KİŞİLİK TOPLANTI

ŞENER Eruygur’un başını çektiği grup 14 Şubat günü Ankara’da ‘Milli Egemenlik Haraketi’ adı altında gizli bir toplantı düzenledi. Toplantıya Eruygur, Tolon, İP lideri Doğu Perinçek, Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, bazı yargı mensubları ve gazetecilerin de bulunduğu 70 kişi katıldı. Ancak davetsiz kulak da toplantıdaydı ve bütün konuşmalar ile kararları hem sesli hem görüntülü olarak kayıt altına aldı. İstihbarat görevlisi polis, bundan sonra da Eruygur ve ekibini takip etmeyi ve kayıt altına almayı sürdürdü.
7 TEMMUZ’DA EYLEM STARTI

BU takip sırasında ses getirici eylemler için startın verildiği belirlendi. Eruygur liderliğindeki ekibin 7 Temmuz itibarıyla kaos eylemlerine start vermeye hazırlandığı kesinleştirilince operasyon yapıldı. Eruygur’un Fenerbahçe Orduevi’ndeki ofisinde ele geçirilen ajandada kaos planı adım adım not edilmişti. İşte o plan:
İŞTE ADIM ADIM O KAOS PLANI

1. AŞAMA: Ülkede ses getirecek bir eylem yapılacak. Ancak bu eylem 6 Temmuz tarihine kadar yapılacak. 2. AŞAMA: Bu eylem bahane edilerek 7 Temmuz’dan itibaren 40 büyük ilde izinsiz mitinler yapılacak. 3. AŞAMA: Şener Eruygur’un katılacağı Gaziantep’teki miting sonrası yaşanacak olaylar ülke gündemini belirleyecek. ‘Ordu göreve’ çağrısı yapılacak. 4. AŞAMA: Darbenin ardından yeni hükümet kurulacak.

Sonuç olarak bu bir misilleme değil;ancak belki de darbe heveslilerin eski rahatlığı yok,diyebiliriz.

*

BaD-ı SaBa

Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #7 : 04 Temmuz 2008, 12:45:13 ÖS 12 »
Darbeyi kimler yapacaktı?


Ergenekon soruşturmasında her gün yeni bir iddia ortaya atılıyor. Sürekli olarak yeni planlardan söz ediliyor. Gazetelerde çıkan son haberlere bakılırsa, Ergenekoncular 7 Temmuz'da darbe yapılacaklarmış. İyi ama, bu adamlar silahsız...

Üstüne üstlük sırtlarında üniforma da yok, uzun süre önce çıkartmışlar. Emekli generaller, eskisi gibi güç sahibi değiller. Nasıl gerçekleşecekti bu darbe? Darbe yapmak için kimden ya da kimlerden yardım alacaklardı? "Darbe planı" diye ortaya atılan iddia şu: Ergenekoncular, önce 40 ilde "yargıya sahip çık" mitingleri düzenleyeceklermiş.

ATO Başkanı Sinan Aygün, ekonominin kötüye gittiği yönünde açıklamalarda bulunacakmış. Gazeteciler ise, hükümet aleyhinde yayınlar yapacaklarmış. Böylece kalkışmanın alt yapısı oluşturulacakmış. Bu arada 30 kişilik bir ekip devreye girecekmiş. Cinayetler işleyip, kaos ortamı yaratacakmış. Sonra da darbe gelecek, hükümet değişecekmiş. Yine geldik aynı noktaya. Plan tamam da darbe nasıl gerçekleşecek?

Darbeyi yapacak olanlar kimler?

Sinan Aygün mü, yoksa Mustafa Balbay mı? Onlarla birlikte emekli generaller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon mu? Olmaz, olamaz. Türkiye, geçmişte pek çok darbe ve darbe girişimi yaşamış bir ülke. Darbe yapmak çocuk oyuncağı değil. Mitingle, gazete haberiyle ve işlenecek cinayetlerle darbe yapılmaz. Olsa olsa darbenin alt yapısı oluşturulur.

Darbe yapmak için de silah gerekir, güç gerekir. Ergenekoncuların ise durumları malum. Tamamını bir araya getirin, üstüne bir o kadar Ergenekoncu daha koyun, hatta çıkan sayıyı onla, yirmiyle çarpın. Yine de sonuç değişmez, o yapıdan darbe yapabilecek bir güç ortaya çıkmaz. Eğer ortaya atılan iddia doğruysa... Eğer Türkiye'de gerçekten bir darbe planlanıyorsa...

Bu iş o kadar basit olamaz. Hazırlanan planın başka uzantılarının da bulunması gerekir. O uzantılar da üniformalı ve silahlı güçler içinde yer alır. Var mı o konuda bir bilgi? Ergenekoncuların bu tür bir bağlantıları bulunuyor mu? Varsa, asıl kararlılık o noktada gösterilmeli. Ele geçen bilgiler kamuoyu ile paylaşılmalı. Asıl o yapının üzerine gidilmeli. İpin ucu çekilmeli, her şey çorap söküğü gibi ortaya çıkarılmalı. Aksi takdirde, ortaya atılan darbe iddiaları havada kalıyor.

"Ergenekoncular darbe planlıyorlardı" derken, darbeyi kimlerin yapacağının da açık ve net olarak ortaya konulması gerekiyor.

Şimdi de gelelim meşrep meselesine...Ergenekon soruşturmasının ardından yapılan açıklamalar ve verilen tepkiler, meşrepleri de ortaya koyuyor. Gözaltına alınan isimler 20'nin üzerinde. Ancak, sanırsınız sadece Mustafa Balbay gözaltında. Belli çevreler, Mustafa Balbay'ın adı ile yatıp, onun adı ile kalkıyorlar.

Sürekli olarak Balbay ve Cumhuriyet Gazetesi'ni ön plana çıkarıyorlar. Adeta, bütün operasyon Cumhuriyet Gazetesi ve Balbay'la sınırlı. Oysa, diğer isimler de aynı şartlar altında gözaltına alındı. Üstelik, Tercüman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ufuk Büyükçelebi, adi bir suçlu gibi derdest edildi. Elleri arkadan kelepçelenip, ite kaka götürüldü. Umurlarında bile değil...

Onlar, sadece Mustafa Balbay ve Cumhuriyet Gazetesi'ni görüyorlar. Sürekli olarak İlhan Selçuk ve Mustafa Balbay örneğini verip, "haksızlık yapıldığını" söylüyorlar. "Balbay kaçacak mıydı ki, bu şekilde gözaltına alındı?" sorusunu soruyorlar. Peki ya diğerleri?

İşin bu tarafı ile pek ilgilendikleri yok. Dedim ya meşrep meselesi. Kişiler bir yana, insan hakları, hukuk ve evrensel değerler bir yana!
 
Emin PAZARCI

*

BaD-ı SaBa

Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #8 : 04 Temmuz 2008, 12:47:52 ÖS 12 »
Ergenekon davası
   
 Mehmet METİNER

Henüz iddianamesi ortada olmayan bir dava hakkında konuşmak ve onu-bunu peşine "suçlu-suçsuz" ilan etmek elbette doğru değildir.

Türkiye gerçekten zor ve sıkıntılı bir süreçten geçiyor. O yüzden her zamankinden daha fazla serinkanlı ve sorumlu davranmak mecburiyetindeyiz. Tabii ki demokrasiye sahip çıkmalıyız. Pek tabii ki darbeci/ cuntacı anlayışlara ve örgütlenmelere karşı hepimiz ilkesel bir karşı duruş içinde olmalıyız. Ancak bunu yaparken ayaklarımızı hukuksal-ilkesel zeminden asla kesmemek durumundayız.

"Ergenekon operasyonu" yla birlikte ciddi bazı iddialar gündeme taşındı. Kendilerini "ulusalcı" diye nitelendiren bazı çevrelerin seçilmiş hükümete karşı hukuk dışı yöntemlerle darbe koşullarını hazırlamaya çalıştıkları iddia ediliyor. Bunlar şimdilik bir iddia. Bu iddianın doğruluğu veya yanlışlığı yargısal süreç esnasında belli olacak elbette. Daha yargısal süreç başlamadan peşin peşin "suçlu-suçsuz" ayrımı üzerinden saf tutanların utanmaması için ilkesellikten uzaklaşmamaları gerekiyor.

Diyelim ki, bu iddia gerçekten doğru çıktı. O zaman bu davanın Başbakan Erdoğan tarafından rövanşist duygularla başlatılmış bir "siyasi operasyon" olduğunu söyleyenler, hangi yüzle toplumun karşısına çıkacaklardır? Varsayalım ki yargısal süreç esnasında bu iddialar kanıtlanmadığı için bazı sanıklar serbest bırakıldı. O zaman peşinen bunları "suçlu" ilan edenler ne diyeceklerdir?

Ortada böyle bir iddia ve bunu bir biçimde destekleyen deliller varken cumhuriyet savcılarının hiçbir şey yapmaması gerektiğine inananlar, bence demokrasi ve hukuk anlayışlarını gözden geçirmelidirler. Tabii böyle bir iddiayı kanıtlayacak somut ve objektif delillerin olup olmadığını hep birlikte göreceğiz. Ama dediğim gibi böylesine bir iddianın varlığı bile soruşturmayı gerekli kılıyor. İlkeyi her şeyin üstünde tutmalıyız. Velev ki karşımızdakiler "düşmanımız" bile olsalar asla adalet ilkesinden sapmamalıyız. Kendimize yapılmasını istemediğimiz bir şeyi başkalarına yapmamak gerektiğine inanmalıyız.

İLKELER VE İLKESEL DURUŞ

Benim esas aldığım ilkeler şunlar: -Demokratik hukuk devletinde ayrıcalıklı vatandaşlar yoktur. Sıfatı ve unvanı ne olursa olsun suç işleyen herkese dokunulur. Hiç kimsenin suç işleme imtiyazı ve özgürlüğü olamaz. -Demokratik hukuk devletinde seçilmiş hükümetin askeri darbeyle alaşağı edilmesi gerektiğini savunmak suçtur. Demokrasiye yönelik darbe girişimlerine alkış tutmak da cürümdür.

-Evrensel hukuk ölçütü, "Beraat-ı zimmet asıldır!" der. Yani, suçu kanıtlanıncaya kadar herkes suçsuz kabul edilir. Gözaltına alındığı veya tutuklandığı için peşinen hiç kimse suçlu ilan edilemez. Suçluluk ancak yargısal işlem sonucunda kesinlik kazanır. Bugün askeri bir darbe yapılsa ve akabinde Başbakan Erdoğan idam edilse eminim ki Ergenekon operasyonunda bazı kişilerin gözaltına alınma biçimini şık bulmadıklarını haklı olarak dile getiren o ulusalcı çevreler zil takıp oynarlar.

Tıpkı merhum Başbakan Menderes'i dar ağacında sallandıran 27 Mayıs askeri darbesine arka çıktıkları gibi. Yaşlı ve ünlü kişilerin bu şekilde gözaltına alınmaması gerektiğini savunan o ulusalcı zevat, nedense Fethullah Gülen Hocaefendi'nin de, eski Başbakanlardan Necmettin Erbakan'ın da yaşlı ve ünlü biri olduğunu unutuyorlar. Beraatı en üst yargı organlarımızca onandığı halde Hocaefendi'yi hâlâ "terör örgütü lideri" diye nedense suçlayıp duruyorlar. Bir insanın kendi ülkesine dönmesini bile sorun haline getirebiliyorlar.

Ayrıca birileri çıkıp sormaz mı? DEP milletvekillerinin Meclis çıkışında gözaltına alınma biçimleri veya Merve Kavakçı'nın Meclis'te uğradığı muamele çok mu şıktı da bu çevrelerin gıkı çıkmadı? Pardon gıkı çıktı çıkmasına ama destekleyici mahiyette! İnsanın bir ilkesi olmayınca kendisiyle çeliştiğinin bile farkına varmıyor işte!

DARBECİLİK

İttihat ve Terakki'den miras kalan bir anlayıştır bu. Kendini bu ülkenin ve devletin sahibi olarak görenler, nedense kendileri gibi düşünmeyen herkesi "düşman" gibi görüyorlar. Halkın büyük bir çoğunluğunun oyuyla iktidara gelmiş Ak Parti'yi ve seçilmiş hükümeti, laik Cumhuriyeti yok etmeye yönelmiş bir "tehdit odağı" gibi sunmak, "sivil darbe" ve "karşı devrim" gibi argümanlarının arkasına sığınıp seçilmiş meşru hükümeti demokrasi ve hukuk dışı yöntemlerle devirme girişiminde bulunmak, bu İttihatçı-darbeci anlayışın bir uzantısıdır.

Evet, bu eğilimin kendisiyle hesaplaşmak, demokrasiyi ve hukuku korumakla görevli yargıçların boynunun borcudur. Çünkü laikliği korumak ne kadar vazifeleri ise anayasamızın ikinci maddesinde laiklikten önce zikredilen demokrasiyi korumak da boyunlarının borcudur.

HUKUKİ Mİ SİYASİ Mİ?

Bu soruşturmanın "hukuki" değil "siyasi" olduğunu peşinen ilan edenler, nedense Ak Parti'nin kapatılması gündeme geldiğinde "hukukilik" lafını ağızlarından hiç düşürmediler. Ve hâlâ yargı kararına en başta Başbakan Erdoğan'ın saygılı olması gerektiğini söyleyip duruyorlar. Ama şimdi kalkıp Ergenekon davası için "siyasi" deyip duruyorlar.

Ergenekon soruşturmasını sürdüren savcılara karşı neredeyse "siyasi harp" ilan ediyorlar. Yargısal işlem muarızlarımız aleyhine işlediğinde "hukuki", bize karşı işlediğinde "siyasi" diye nitelenecekse, durduğumuz yer ilkesiz bir yerdir. Bu ilkesizlik sahiden de can sıkıyor. Ertuğrul Günay'ın dediği gibi vahim bir durumla karşı karşıya bulunuyoruz: "Milli iradeye karşı kalkışma girişimleri doğru ise de çok vahim, doğru değil ve bunlar yaşanıyorsa da çok vahim."
 


*

Çevrimdışı serzeniş_

  • zemheri
  • ****
  • 597
  • "Kurşuna sitemdir hislerim Ağlıyor Ellerim!"
    • zemheri
Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #9 : 04 Temmuz 2008, 11:23:17 ÖS 23 »
benim şaşırdığım sinan aygününde tutklanması...hiç beklemediğim bir durumdu..kimseye güvenilmiceği ortada ne yazık ki..böyle bir durumda erdoğandan da saygı duyduğum herhangi x kişidende herşeyi beklenir durumu söz konusu...yazıkk...

*

BaD-ı SaBa

Ynt: ERGENEKON....Ordu kışlaya!
« Yanıtla #10 : 05 Temmuz 2008, 02:21:51 ÖS 14 »
Ordu kışlaya!


Düşünün: Fenerbahçe Orduevi'nde konuşlanmışlar. Bunların emekliye ayrılmış olması filan fark etmiyor. Memleketin esas sahipleri onlar.
Jandarma Komutanıyken yapamadılar mı darbeleri, işleri rast gitmedi mi; emekliye ayrıldıklarında da bir fors, bir racon. Orduevleri, lojmanlar, Atatürkçüdüşüncedernekleri, kapitalistlerin yönetim kurulu üyelikleri emirlerine amade.

Bir nevi Kadirimutlak/Sonsuza Dek GÜÇ: bu nasıl bir güç vehmetme kendine/kendilerine. 'Sivil' toplumculuk ayağına yatıp saftorozları sokağa döküp/İzmir'in dekoltemanyak kadınları filan: “Paşam yoksa göğüs dekolteme mi karışacak Bu Yobazlar?” “Olur mu güzel evladım, dekolte de senin Kemalist hakkın, getir şöyle bir kadeh rakımızı da mehtaba karşı içip Atamız'ın ruhunu şad edelim!” ayakları. 'Sivil' ağızları.

NOKTA'nın Darbe Günlükleri bir çorabın sökülmesidir. Çektiler ipi, gerisi çorap söküğü gibi geldi. Şimdi elimizde içinden çıkılmaz görünen bir yumak var. Öyle 'gösterilmek' istenen. Amiral Battı'nın kaptanının kafası karmakarışık.

Kafa karışıklığı, bunların en faydalı ilacı. Gelsin “ben ne kadar zamandır biliyordum”lar, gitsin “ben muhalif meşrebim: buna dense dense Ergenekon safsatası/salatası/efsanesi denir; ay kuşkucuyum kuşkucu” utanmazları.

Şener Eruygur'un (anasının ak sütü gibi hakkı) Fenerbahçe Orduevi'ndeki 'ofisinde' Ergenekon hücresinin oluşum şeması ele geçirilmiş. Baskınlarda herrr birinin evinden aynı zımbırtı belgeler çıkıyor.

Siz bunların ciddiyetine/olabilirliğine inanmıyor olabilirsiniz edepsizliğe vurarak. Ama onlar kendilerinin ciddiyetine inanmaktan yıkılıyor-muş işte, 2500 sayfa DELİL ortada. Yaz yaz bitmiyor.
Sonra ALTI YILDIR işbaşındaki iktidar partisinin Başsavcı'nın 'kanaatlerine' (halk arasında: Kemalist paranoya) dayanarak kapatılma davasında 'Hukuk her şeyden üstün'leyenler, polisiye delillere taşş gibi dayalı Ergenekon Davası'nın vatanını seven/Atatürk'ünü seven/cumhuriyetini seven Güç Bezirgânları'na karşı düzenlenmiş abartılı bir komplo olduğu fikirsanlığını pompalamaktan imtina etmezler.

Ben TARAFım mesela Ergenekon Çocukları davasında. Benim mahkememi 'Ortadoğu uzmanı+bir dergide köşe yazarı' kimliğiyle şenlendiren (ben Filistin halkını İsrail Ordusu'ndan soğutmaktan yargılanıyordum ya) Oktay Yıldırım'ın Ümraniye'deki gecekondusunda ele geçti Ordumuz'a ait olduğu ispatlanan bombalar. Hani AYNI bombalar hem Masum Atatürkçülerin Temiz Gazetesi Cumhuriyet'in kafakargaşalamabombalanmasında, hem de Danıştay Baskını'nda kullanılmıştı.

Hrant Dink'in mahkemesini 'şereflendiren' Veli Küçük- malumunuz. Tabii herrr mahkeme baskınının kaçınılmaz 'vatanseverleri' Kemal Kerinçsiz, Sevgi Erenerol ve diğerleri. Sivilsivilceler.

Aa! bakıyoruz şimdi içeri buyur edilmiş bulunan Hurşit Tolon Paşa, Ege Ordu Komutanı iken, gündemi nasıl da bombalardı ikide birde Erman Toroğlu'nun içine su serpecek demeçleriyle.

Hrant Dink'in başını yakan yazı dizisi Sabiha Gökçen'in (Kutsal Atamız'ın tek doğrudürüst manevi evladı) Ermeni olduğunu kanıtlayan yazılardır. Sonra (yazılar 6 Şubat 2004'te çıkıyor Agos'ta), 21 Şubat'ta gelsin DevletinAmiralGemisi Hürriyet'te bu yazıları köpürten bir haber! Hemen akabinde Genelkurmay Başkanlığı ve HerHaltaDemeççi Hurşit Tolon Paşamız'ın (Ege Ordu Komutanı kimliğiyle) zehir zemberek suçlamaları. Bir garip Dink'e karşı.

Dink yok şimdi. Öldürüldü.

Aaa: acaba kim öldürttü?

Ergenekon da sonuç olarak bazı terbiyesizlerin muhayyilesinden fışkırma, Kemalist Düşmanı bir hareketin deli açması iftira kumpanyası!

Delilleri görmezden gelelim. Ve fakat NOKTA'nın söktüğü çorabın habire yeni ipliklerini Taraf Gazetesi pazara çıkartmakta.

Yüce Askeriyemiz, Taraf'a 'Dağlıca Baskını Biliniyordu' haberinin belgelerini teslim etmesi için ayın 7'sine kadar (cömertçe) zaman tanıdı.

Pardon? Belgeler sizden çıktığına göre asılları elinizde mevcuttur. Fotokopileri alacaksınız da ne olacak?

NOKTA baskınında da aynı şey yapılmıştı. 'Belgeler de belgeler!' Sonra belgelerin orijinalitesi, Özden Örnek Günlükleri'nin Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nın bilgisayarından çıkmış olduğu MAHKEMEDE kanıtlandı. Kanıtlandı da ne oldu? Susss pusss.

Danıştay Baskını hâlâ Şanlı Kemalist Direnişçilerin Gazetesi Cumhuriyet'in bahçe bombalanmasıyla haraşolandırılmıyor. E, o ayrı bu ayrı. Oysa bombalar aynı lokum, pardon bomba paketinden. Kalanlar da Oktay Yıldırım'ın evinde yakalandı.

Son Kemalistlerin Cumhuriyet Gazetesi'nden Ankara Mümessilleri Mustafa Balbay'ın götürülmesini protesto etmek isteyenler, oradan Şanlı Tercüman Gazetesi'ne de uzanıyorlar. Elleri kelepçelenerek götürüldü ya lümpen genel yayın yönetmenleri!

O Tercüman Gazetesi daha bu kış beni ve Ece Temelkuran'ı 'kitlesine' hedef gösterdi. Birtakım pervert çocuklar kanlarından Türk bayrağı yapıp, Büyükanıt'a yollayıp NE BİÇİM duygulandırdılar- üstüne yazdığımız yazılar nedeniyle.

Bu Cumhuriyet Okurları, Tercümanla da dayanışırlar. Her bir numeroyu da yaparlar.

Şimdi Tercüman'ın lümpen yönetmeni aynen Akşam yazarı Güler Kömürcü gibi 'serbest' bırakıldı. Türkiye'nin en zengin adamı Karamehmet'in (aylık geliri: 7 bin YTL) bunları ısrarla arka bahçesinde beslemesi ilginç tabii.

Yaşar Büyükanıt'ın Tercüman'ın lümpen yönetmeninin yanağını okşarken bir davette (Cumhuriyet Kokteyli mi?) çekilmiş fotoğrafları yayınlandı.

Aynı Büyükanıt Paşa, Şemdinli'de Umut Kitapevi'ni bombalamaktan Askeri Mahkemece 'serbest' bırakılan Uzman Çavuş Ali Kaya için de “Tanırım, iyi çocuktur” demişti.

Vicdani redçi Mehmet Bal'ın kuyruk sokumunda yediği dayaklardan çatlak var. Ben yine 318'den yargılanıyorum. Beni hedef gösteren gazetenin genel lümpeninin yanağını okşarken Genelkurmay Başkanımızın fotoğrafı var.

Ben bu davada tarafım arrrkadaş.

Fırsat bu fırsat: En nihayet, hep birlikte bağırabiliriz. “Ordu kışlaya! İşinin başına! Ait olduğu yere! Sonsuza dek siyasetimizden/idaremizden uzaklara! Haydi!”

PERİHAN MAĞDEN/RADİKAL

*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #11 : 05 Temmuz 2008, 06:59:15 ÖS 18 »
BBP: Gittikçe iş çığırından çıkıyor


Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, yaptığı açıklamada, ''Ergenekon operasyonu'' ile ilgili son gelişmeleri eleştirdi.


 
BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, ''Ergenekon soruşturması''na ilişkin, ''Gittikçe iş çığırından çıkıyor. Devletin erkleri arasında güvensizlik ortamı giderek derinleşiyor'' dedi.

Yazıcıoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ''Ergenekon operasyonu'' ile ilgili son gelişmeleri değerlendirdi.

Demokratik hukuk düzeninde ''kimsenin suç işleme ayrıcalığı olmadığı gibi, insanları peşinen suçlu ima eden muamele de yapılamayacağını'' ifade eden Yazıcıoğlu, soruşturma aşamasında gözaltına alınanların bir kesim tarafından ''çete'', bir kesim tarafından ''terör örgütü'', diğer bir kesim tarafından da ''kahraman'' ilan edildiğini savundu.

Bu sürecin ''çok soğukkanlı ama gizli hiçbir nokta kalmayacak şekilde araştırma ve soruşturma yapılarak tamamlanması gerektiğini'' anlatan Yazıcıoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

''Gittikçe iş çığırından çıkıyor. Kurumlar arası güvensizlik artıyor. Devletin erkleri arasında güvensizlik ortamı giderek derinleşiyor. Burada büyük çatlak oluşuyor. Daha büyük bir depreme yol açmamak için çözümler üretilmesi gerekiyor. Çözüm zemini olarak TBMM'nin düşünülmesi lazım. TBMM inisiyatif almalı. Yasal boşluklar varsa bunlar düzeltilmeli. Türkiye'yi demokratik hukuk zeminine oturtmalıyız. Bu süreç içerisinde varsa suçluları cezalandırırken, varsa çeteleşme oluşumunu açığa çıkarmalıyız. Yargı süreci ile gerekli kovuşturma ve yargılama gerçekleştirilmelidir.''

Yazıcıoğlu, ''Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratacak beyan ve davranışlardan uzak durulması gerektiğini'' de belirterek, ''Suç işleyen kimse, hangi yetkiye ve saygınlığa sahip olursa olsun, yargı yoluyla gereken yapılmalı, bu da kurumlara zarar vermeden gerçekleştirilmelidir'' dedi.

İddianamenin bir an önce hazırlanıp, zanlıların yargılanmasına başlanmasında fayda olduğunu kaydeden Yazıcıoğlu, şunları söyledi:

''Hukuk herkes için lazımdır. Bu insanlar 13 aydır tutuklu. İnsanların suçlu olup olmadıklarına mahkeme karar verir. Bir kimsenin suçu sabit olana kadar suçsuz sayılır. Biz kimseyi peşinen suçlu sayamayız. Ben, olağanüstü dönemlerin mağduriyetlerini yaşayan kuşağı temsil ediyorum. 5,5 yıl hücrede kaldım ama suçsuzluğum ispatlandı. Her gözaltına alınanlar 'suçlu', her tutuklananı 'suç örgütü mensubu' gibi göremeyiz. Delillerden haberimiz yok. İnsanların neyle ve hangi delile dayanılarak suçlandığını bilmiyorum. Hükümet ve darbeciler tarafı gibi sınıflandırmak doğru değildir.''

BBP Genel Başkanı Yazıcıoğlu, hiç zaman kaybetmeden çoğulcu, demokratik bir Anayasa, seçim sistemi ve Siyasi Partiler Yasası'na ihtiyaç bulunduğunu,
Not font kurbaa

*

Çevrimdışı şimal

  • ***
  • 398
Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #12 : 05 Temmuz 2008, 07:46:29 ÖS 19 »
Bir gün utanacaksınız…Cumartesi, 05 Temmuz 2008 07:49

Üç gün önce… Her cenazeyi, her tutuklamayı aynı ağlamaklı ses tonu ve yaşlı gözlerle karşılayan bir yazar arkadaşımız, "Darbe dönemi gibi…" üst başlığını atmıştı yazısına, yazıya da "Heryerekon…" başlığını…

Komşusu bir yazar hanım, "Bir şehir efsanesinden hallice halli Ergenekon Davası" diye buyurmuş ve olup biteni "Devletin kalelerini fetih etmek niyetiyle 'Ya Allah bismillah çekmiş AKP yiğitleri surları dövüyor: Allahallahallah…" tarifiyle açıklamıştı…

Ertesi gün bir başka gazetede bir diğeri, "Ergenekon efsanesi diye anılmayı hak eden tuhaf bir vaka…" nitelemesi yapmıştı…

Efsane, masal…

Öyle ya…

Bu ülkede darbe hazırlığı filan hiç olmadı…

Darbe toplantılarına gazeteciler katılmadı…

Özden Örnek günlükleri hiç yazılmadı…

Danıştay bombacıları ile Baykal'ın ifadesiyle "kimi saygıdeğer insanlar" arasındaki bağlantılar ortaya hiç çıkmadı…

Evet, masal…

"Çünkü her şey AK Parti'nin başının altından çıkıyor; çünkü bu soruşturma AK Parti'ye açılan kapatma davasına karşılık yürütülen bir operasyon; çünkü bu dava insan hakları ihlali, darbe gücü ve niteliğinde siyasi yönleri olan bir otoriterleşme aracı…"

Mantık bu, tutum bu…

Mantık ve tutum bu olunca, sorun siyasi olmayı aşıyor, ahlaki bir nitelik kazanıyor…

Siyasete ve olana "Benim paşalarım, benim Ergenekoncularım, benim darbecilerim, benim adamlarım…" diye bakan, böyle baktıkça ahlaken hastalanan, hastalandıkça dibe çöken bir kesim var bu ülkede…

Dünkü Yeni Şafak'tan çarpıcı bir haber:

"Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan Prof. Dr. Ercüment Ovalı'nın, Hrant Dink suikastini azmettirmekle suçlanan polis muhbiri Erhan Tuncel'in Karadeniz Teknik Üniversitesi'nden atılmasına engel olduğu ortaya çıktı. Üniversite yönetiminin Tuncel'i okuldan atmak istediği ancak Prof. Ovalı'nın devreye girerek kararı uygulatmadığı öğrenildi. İstanbul Emniyeti Terörle Şube Müdürlüğü'ünde sorgulanan Ovalı'ya Erhan Tuncel'le ilişkisinin de sorulduğu ileri sürüldü. Ovalı'nın verdiği ifadelerin Dink suikastının aydınlatılmasını sağlayacağı belirtildi…"

Soralım şimdi yukarıdaki "masal ve efsane"cilere, hasta bir dünyanın kalemşorlarına:

Buna ne diyeceksiniz?

Hrant davasıyla ilgili timsah gözyaşlarını şimdi hangi gerekçeyle akıtacaksınız?

Sanmayın ki yaptıkları siyasi analizdir…

Siyasi analiz bir durum ya da bir dönemde tüm aktörleri, bu aktörlerin yapı ve politikalarını ele almayı, bu aktörler arasındaki çatışmaları, ilişkileri, bunun tarihsel, toplumsal, siyasal arka planını anlamayı gerektirir.

Bugün siyasi analiz ülkede yaşanan gelişmelerin bir iktidar kavgası etrafında cereyan ettiğini gösterir.

Elbette aktörler itibariyle bakıldığında siyasi iktidarı temsil edenler ile Ergenekoncular ve yandaşları arasında bir "mesele" bulunmaktadır.

Elbette AK Parti'ye yönelik kapatılma davası da, Ergenekon soruşturması da bir yönüyle bu çerçevede anlam kazanmaktadır.

Elbette zihniyet yapıları itibarıyle korumacı bir anlayışla değişimci bir anlayış arasında devasa bir mücadele olduğu görülmektedir.

Elbette iktidar çatışmaları açısından ele alındığında son operasyonların bir son değil, bir başlangıç olması ihtimali bulunmaktadır.

Elbette bu çerçevede siyasi analizi derinleştirmek ve sorular sormak kaçınılmazdır.

Ancak hiçbir analiz, hiçbir soru kimi sorunların, kimi pisliklerin üstünü örtmek için kullanılamaz.

Siyasi ucuz tutumlara alet edilemez…

Öyle yapıyorlar…

Ve tarih, özellikle "ahlakın tarihi" bir kez daha not ediyor…

 




*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #13 : 07 Temmuz 2008, 09:30:34 ÖS 21 »
Ergenekon'dan yeni bir darbe planı daha
Eruygur'un başarısız Sarıkız ve Ayışığı'ndan sonra Eldiven adlı üçüncü bir askeri müdahale planı daha hazırladığı anlaşıldı.
Pazartesi, 07 Temmuz 2008 10:07

Taraf gazetesi şimdi de Ergenekon'un tutuklusu Şener Eruygur'un Jandarma Genel Komutanlığı'nın son günlerinde hazırladığı ileri sürülen ve öncekilere göre çok daha keskin ifadeler, somut şahıs isimleri içeren 'Eldiven' kod adlı darbe planını yayımladı. Plan, 1 Temmuz'da Eruygur'a ait evrak arasında bulundu.

Eruygur'un yakalanmasıyla ele geçtiği iddia edilen Eldiven planı ve öteki belgelerle ilgili olarak Taraf'ın görüştüğü birden fazla emniyet yetkilisi şu görüşte birleşti: Bugüne kadar yakalanan belgeler bir yana, Eruygur'dan elde edilenler diğer yana. Çetenin faaliyetlerine ilişkin soruşturma çok daha derinleşecek.

'Eldiven' darbesinin şeması, ilk adımın ordunun komuta kademesinin ikna edilmesi, TSK içinde genel mutabakat sağlanması, Yüksek Askeri Şura'da uygun terfilerin yapılması olduğunu gösteriyor. 10. Cumhurbaşkanı Sezer'in etkinliğinden istifade edilmesi de planın vazgeçilmezi.

'Eldiven' kod adlı darbe şemasına göre, hükümet bir çok cepheden yıpratılıp AK Parti bölündükten sonra, 'Eldivenli Yumruk' indirilecekti. Bu aşama, şemada 'Dönüş Mümkün Değil' sözüyle ifade edildi. Askeri müdahaleyi tanımladığı anlaşılan bu noktadan sonra yapılacak şöyle sıralandı: Anayasa, Siyasi Partiler ve Seçim Kanunu değiştirilecek. Eğitim, Milli Güvenlik stratejileri ve dış politika yeniden şekillendirilecek.

Son Ergenekon operasyonunda ilk gün tutuklanan ATO Başkanı Sinan Aygün'ün adı, Eldiven darbe planında açıkça yer alıyor. Bu, Aygün'e gözaltına soruldu. Cevabı ''Bu belgede adımın geçtiğini ilk kez görüyorum''

Sarıkız ve Ayışığı'nın devamı olana yeni planın girişinde 'TSK içinde darbe planlarını destekleme' bakımından uyumsuzluk olduğu belirtiliyor ve 'bu uyumsuzluğu aşmak için yapılacaklar' art arda sıralanıyor.

Kaynak: Zaman
Not font kurbaa

Ynt: ERGENEKON....
« Yanıtla #14 : 08 Temmuz 2008, 04:52:14 ÖÖ 04 »
ORDUNUN ILIMLI KANADIYLA ANLAŞILDI: AK PARTİ KAPATILMAYACAKTürkiye siyasetindeki komplo teorilerine göre, Ergenekon'un AK Parti davasıyla dengelenebileceğini de yazan The Guardian, Anayasa Mahkemesi üyelerinin daha önceden AK Parti'yi kapatmayı çoktan karar vermiş olmalarına rağmen, bazı gözlemcilerin, şimdi Ergenekon soruşturmasıyla bu durumun değişebileceğini belirttiğini kaydetti. Gazete, savcıların terörle bağlantılı Ergenekon'a karşı suçlama getirmeye hazır olduğunu belirtirken, gözlemcilerin, ordunun ılımlı kanadıyla AK Parti'nin kapatılmaması konusunda anlaşmış olduğunu düşündüğünü kaydetti.

Şener Eruygur'un askeri lojmanlarda tutuklanmasının, ordunun onayı anlamına geldiğini de kaydeden The Guardian, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ'un ‘sağduyu' çağrısı yapmasına dikkat çekti.

KÜRTLERİ VE ALEVİLERİ ERGENEKON KATLETTİGazete, Türkiye'nin ulusalcıları ile AK Parti arasındaki mücadelenin sonu ne olursa olsun, Türk siyasetindeki son depremler ülkenin hiç bitmeyen gölge derin devletini ortaya çıkardığını da yazdı. Güvenlik mekanizması içerisindeki gizli ulusalcı unsurların 1990'larda Kürtlere ve Alevilere karşı işlenen cinayetlerin arkasında olduğuna inanıldığını yazan gazete, Soli Özel'in "Eğer Ergenekon duruşması mahkumiyetlerle sonuçlanırsa, Türkiye'de bu çeşit ulusalcılık belki zayıflar" sözlerine yer verdi