Ahmet ALTAN yazıları...........

  • 97 Cevap
  • 51784 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bu yazıyı mutlaka okuyun !!!
« Yanıtla #75 : 05 Kasım 2010, 08:28:37 ÖS 20 »
ChP


Partinin genel merkezinin dördüncü katında bir “merkez yönetim kurulu”, on ikinci katında bir başka “merkez yönetim kurulu” toplanıyor.

Genel başkan, genel sekreteri “korku imparatorluğu kurmakla”, genel sekreter genel başkanı “partiye tasallut etmekle” suçluyor.

CHP açıkça parçalanıyor.

Bu, beklenen bir gelişmeydi, kimsenin şaşırdığını sanmıyorum.

Ama “niye parçalandığı” konusunda epeyce değişik fikirler çıkacağına eminim.

Bu parçalanmayı, “Önder Bey, Kemal Bey” diye açıklamaya çalışanlar da olacaktır, “türban tartışmasına” bağlayanlar da.

Bence parçalanma nedeni bunlardan çok daha derinde.

İzinizle bir soru sorayım.

2010 yılında “Atatürk ilke ve inkılaplarına” bağlı bir parti Türkiye’de hayatiyetini sürdürebilir mi?

Bence, kendini “Atatürk ilkeleriyle” tarif eden hiçbir partinin yaşama şansı yok.

Bir kere, Atatürk’ün bir ilkesi yok.

Daha doğrusu tek bir ilkesi var, “demokrasisiz” bir ortamda ülkeyi yönetme gücünü elinde tutmak.

Onun dışında, Atatürk’ün “tersini” söylemediği bir sözüne, tersine davranmadığı bir eylemine kolay kolay rastlayamazsınız.

Kendi iktidarına odaklanmış, fevkalade pragmatist bir liderdi Atatürk.

Kendisinin iktidarda kalmasına yardım etmiş olan herkesle işbirliğine gitmiş, ihtiyacı kalmadığında da kendisine yardım eden herkesi kenara itmiştir.

Dindarların yardımına ihtiyaç duyduğunda Meclis’i camide dualarla açar.

Kürtlerin desteğine ihtiyaç duyduğunda “savaştan sonra eşit haklar” için söz verir.

Sovyet parası gerektiğinde komünistlerle iyi geçinir.

İttihatçıların örgütçülüğü işe yaradığında eski İttihatçıları yanına toplar.

Artık ihtiyaç duymadığında ise dindarları da, komünistleri de, Kürtleri de, İttihatçıları da ezer geçer.

Siz, ülkeyi tam bir diktatörlükle yönetmiş birinin “ilkelerine” sahip çıkarak bu halkla bir “bağ” kurup siyaset yapabilir misiniz?

Ancak “elitist” bir diktayı destekleyenler, Kürtlere, dindarlara, komünistlere karşı olan, kimsenin “devletin resmî görüşü” dışında konuşmasını istemeyenler size oy verir.

Onların da bu ülkedeki sayısı belli.

Üstelik hızla da azalıyorlar.

Yirmi birinci yüzyılın başında, yirminci yüzyılın başında yaşananları tekrar etmeye, yüz yıl öncenin ölçüleriyle kendinize rota çizmeye kalkışırsanız yaşama şansınız yoktur.

Bugün bizzat Atatürk’ün kendisi gelse bir daha bu ülkede askerî bir diktatörlük kuramaz, nerede kaldı CHP’nin bugünkü yöneticileri kursun.

“Atatürk ilkeleri” diye yola çıktığında Atatürk hakkında yalan söyleyeceksin, resmî tarih konusunda yalan söyleyeceksin, diktatörlük hakkında, demokrasi hakkında, din hakkında, solculuk hakkında, Kürtler hakkında yalan söyleyeceksin.

Bu kadar yalanı, hayatın böylesine saydamlaştığı bir çağda sürdürmek mümkün olamaz.

Atatürk’ü kutsayacaksın, devleti kutsayacaksın, orduyu kutsayacaksın, Kürtlerin hakkını vermeyeceksin, dindarların hakkını vermeyeceksin, solcuların hakkını vermeyeceksin ve siyaset yapacaksın.

Parçalanırsın, atomlarına ayrışırsın.

Atatürk’ün ilkelerine göre hareket edip İskilipli Atıf Hoca’yı mı asacaksın, Dersim’i mi bombalayacaksın, Şeyh Sait’i darağacına mı göndereceksin?

Geçen yüzyılın başında yaşananlar, geçen yüzyılda kaldı.

O günlerde vahşete, baskıya, diktatörlüğe, hukuksuzluğa karşı çıkacak kimse yoktu.

Dünya da zaten kendi vahşetini yaşıyordu, kimse ayrıca Türkiye’ye karışmıyordu.

Türkiye de, dünya da değişti.

Kürtler kimliklerini, Sünni dindarlar inanç hürriyetlerini, Aleviler ibadethanelerinin resmen kabulünü, solcular düşünce özgürlüklerini istiyor.

Atatürk ilkelerinden hangisi bu istekleri karşılayabilir?

CHP’nin yeni lideri “Kürt” diyemiyor, başörtülü bir kadın var diye Çankaya’ya gidemiyor, Alevi olduğu halde “cemevlerinin” hakkını savunamıyor.

Nasıl siyaset yapacak, halkın taleplerini nasıl karşılayacak?

Atatürk’ün ve CHP’nin “ilkeleri” 2010 yılının Türkiye’sine uymuyor, onun için koskoca parti, siyaset tarihinde eşine az rastlanır biçimde parçalanıyor.

CHP’yi, Önder Bey’le Kemal Bey’in kavgası değil, hayatın değişen gerçekleri paramparça ediyor.

ahmetaltan111@gmail.com

Ynt: Ahmet ALTAN yazıları...........
« Yanıtla #76 : 05 Kasım 2010, 11:50:07 ÖS 23 »
Kemalizm can çekişiyor hemde CİNSEL HAREKET PARTİSİNE dönüşmüşlerin kendi elleriyle.....


bunlar dünyadada ahirettede rezildirler....izinde gitsinler dursunlar bakalım....

Ynt: Ahmet ALTAN yazıları...........
« Yanıtla #77 : 06 Kasım 2010, 02:12:18 ÖS 14 »
 Atalarının dini üzre hareket edenler,tarihten ders almayıp aklı hala

eski tarihe takılıp kalmış olanlar,tarih'inde insan eliyle yazılmış olduğuna

kani olamayanlar ve değişime değil,eskiye geçmişe takılıp kalanlar elbette ki

gün gelecek çöküşe uğrayacaklardı.çağın gerekliliğine uygun bir hal üzre

hareket edilemesse çöküş hızla gerçekleşecektir,bu kaçınılmazdır.

Hem korku imparatorlukları üzerine kurulmuş hiçbir güç sonsuza kadar kendini

var edebilmiş değildir.İnsanlığın sorunlarına kulaklarını tıkamış hatta yetmemiş yeri

gelince tüm manevi değerleriyle alay etmiş bir güruh nihayetinde zelil olmaya mahkumdur.

 Allah daha da rezil etsin hepsini inşallah.

Ynt: Ahmet ALTAN yazıları...........
« Yanıtla #78 : 06 Kasım 2010, 08:29:42 ÖS 20 »
Ahmet Altan'ın atatürk hakkında söyledikleri çok yeni şeyler değil ama oldukça önemli.
resmi tarihin tacizinden biraz biraz kurtulupta azıcık  insaflı okuma yapan hemen herkesin tespit edebileceği gerçekler bunlar.
benzer eleştirel değerlendirmeler  camia içinde bir çok kalem tarafından yıllardır yapılıyor{du}
ama etkisi sadece kısıtlı bir alanında karşılık bulabiliyordu.
etkileşim açısından bu kıstılı alan anlaşılabilir bir şey.
her oluşum kendi doğru bildiklerini müntesiplerine ulaştırmayı öncelediğinden bunun mahalle dışına taşması ya uzun zaman alıyor yada hiç olmuyor.bu işleyiş her oluşumun mutlak kaderi gibi bir şey.isteseniz de değişmesi imkansız gibi bir şey.
birde bazı şeyler var ki sadece sizin bilmeniz  hiç bir şeyi değiştirmiyor.
bu hakikat olsa bile.{olayın itikad-i boyutu ayrı tutulmalı}
işte ahmet altanın yazısının konusu tamda bu.
bizim bildiğimiz ve bağırmaktan sesimizin kısıldığı bir gerçek herkesin duyabileceği bir tonda seslendirildi.
Kemalizmin ahmet altan tarafından eleştirel bir değerlendirmeye tabi tutulması bu açıdan önemli.
çünkü; ancak Türkiye kamoyunda dikkatle izlenen bir gazete ve onun başyazarının böylesine cesur ve dürüstçe yazı yazması ile bir takım ezberler bozulabilir.
100 yıldan beridir zihinler sömürülerek ve insanlar korkunun kulları haline getirilmeye çalışıldı.
başarılı da olundu.
böylesi uzun ve  baskıcı bir  süreçten geçen bu halkın kemalizm ve atatürk hakındaki düşüncelerinin değişime uğramasının  en sağlıklı yolunu, teknoloji çağında ancak basın  yapabilir.
kemalist dogmaların eleştirilmes kamoyunda şok etkisi oluştursa da
birileri tepinip kendini paralasada
hatta hzlarını alamayıp anıtlaştırdıkları mezara gidip himmet dilenselerde bu işin başka kaçarı yok.
artık olmak zorunda.
bunun neden olmak zorunda olduğunu, insan-i yetilerini henüz kaybetmemiş her akıl sahibi bilir.
kemalizmin din haline getirildiği  türkiyede genel anlamda bazı tabuların yıkılması zaman alsada.halkın bu tabuları tabutlara yüklemeye dünden razı olduğunu hepimiz biliyoruz.
korkularından iktidar devşirmeyi başarabilmişlerin politikaları sonucu sindirilmiş bir halkın sesizliği, kemalizme  iman edişine yorulmamalı.
zaten bunu böyle yorumlayanlarda sadece kemalist-elit tabakdan başkası değil.
altan'ın bu yazısının bir başka önemide, kemalizm sosuna bulanmış solcuların ikircikli halini, daha doğrusu çelişkili duruşlarını artık homojenleştirmek zorunda olduklarını bildirmesi açısından kayda değer.
bunu ne adına yapacakları bilinmez ama yeni dünya sistemine entegre olma kaygısı çekenlerin bundan başka da şansı yok gibi.

selam ile.





Ahmet Hüsrev Altan Savunması
« Yanıtla #79 : 11 Haziran 2011, 04:07:37 ÖS 16 »
ahmet Altan'ın başbakanın heykel yıkımı ile nükseden bir takım rehavet politikalarını eleştirmek için kaleme aldığı "Kof Kabadayılık" yazısından dolayı geçen gün hakim karşısına çıktı.
orda yaptığı savunmanın tam metni:




-Beni buraya, hapse atılmamı isteyerek gönderen adam, bu ülkeye çok yararlı hizmetleri olmuş, değerli bir adamdır.

Kendisi de sıkıntı çekmiş, yargılanmış, hapis yatmış biridir.

Benim hapsedilmemi isteyen adam, bu ülkenin başbakanıdır.

Çeşitli acılar, zulümler, düşmanlıklar, yenilgiler görmüş, hepsinin altından kalkabilmiş bir adamdır.

Ne yazık ki yenilgiler karşısında güçlü duran nice insan, zaferlerin ağırlığını taşıyamamış, sarsılmış, yolunu şaşırmış ve kendi galibiyetiyle yaralanmıştır.

Benim hapsedilmemi isteyen bir zamanların mahkumu, şimdinin başbakanı da kendi galibiyetinin yaralarını taşıyor bugün.

Bir zamanlar şiir okuduğu için sistemin efendileri tarafından hapsedilmiş bir kurbanın, kendisi iktidara geldiğinde yazarların hapsedilmesini isteyen birine dönüşmesi, o adamın geçtiği yollarda yaşadığı yenilgilerden değil, zaferlerden dolayı yolunu şaşırdığını gösterir.

Bugün bu gerçek, bu davanın kendisinden de, benim hapsedilmemden de daha büyük bir önem taşıyor, çünkü bu başbakan yeni bir zafer kazanmaya hazırlanıyor.

Taşımakta zorlanacağı yeni bir zaferi daha olacak.

Ben, bunun bedelini, başta kendisi olmak üzere bütün ülkenin ödemesinden çekindiğim için kendisini uyarmak istedim.

Bugün benim burada yazdığım bir yazıdan dolayı sanık sandalyesinde oturmama yol açan mesele, başbakanın bir heykel hakkındaki haksız, yersiz, haddini fevkalade aşan bir hüküm vermesiyle başladı.

Kars’taki bir heykele “ucube” diyerek yıkılmasını istedi.

Kendisi hakkında yazılmış bir yazı karşısında gösterdiği tepki, o yazıyı yazanın hapsedilmesini istemek olacak kadar kendisini önemseyen biri, bir başkasının eseri hakkında bu kadar rahatça aşağılayıcı sözcükler kullanabiliyorsa ve bunu doğal buluyorsa, o adam kendisini kutsallaştırmaya, başkalarını ise saygıyı hak etmeyen insanlar olarak görmeye başlamış demektir.

Ölçüleri böylesine şaşmış biri başbakansa, bu ölçü şaşırması herkes için bir sorun anlamına gelir.

Ülkemiz çirkin heykellerle, çirkin binalarla dolu, şehir meydanlarında fevkalade kötü yapılmış Atatürk heykelleri, her yanda inançlı insanların da yakınmasına neden olan estetik yoksunu camiler var.

Başbakan, çirkin bulduğu herhangi bir Atatürk heykeline ya da camiye “ucube” diyebilir mi, onları yıktırtabilir mi, cesareti buna yeter mi?

Onlara dokunamayan birinin sahipsiz bir heykeltıraşın heykelini aşağılayarak yıktırtması nasıl tarif edilebilir?

İçi boş gösterişçi bir yiğitlik, kof bir kabadayılıktır bu, kolay bir hedef seçip onun üzerinden çıkar sağlamaktır.

Ayıplanması, kınanması, eleştirilmesi gereken bir davranıştır.

Bir başbakan “beğenmedim” diyerek bir heykeli nasıl yıktırır?

Hangi hakla yıktırır?

Allah muhafaza bu başbakan roman okumaya başlarsa ne olacak, bir düşünün.

Başbakan beğenmediği için Madam Bovary’i, kocasını aldatan bir kadını anlattığı için Anna Karenina’yı meydanlarda mı yakacağız?

Sokaklarda henüz kitap yakmamayı, başbakanın roman okumamasına mı borçlu olacağız?

Başbakan kendini her türlü eser hakkında hüküm verecek kadar yetkin ve beğenmediği her şeyi yok ettirecek kadar güçlü görüyorsa, Türkiye’de bütün sanat eserlerinin kaderi başbakanın iki dudağı arasına mı sıkışacak?

Buna itiraz etmeyecek miyiz?

Buna isyan etmeyecek miyiz?

Boyun mu eğeceğiz böyle bir hoyratlığa?

Kendini tek merci olarak gören biri mi belirleyecek bütün sanatçıların ve eserlerinin kaderini?

Ben bunu kabul etmem.

Bunu kabul edeceksin, sineye çekeceksin, buna öfkelenmeyeceksin, karşı çıkmayacaksın diyerek beni hapisle tehdit eden başbakanla savcı, korkutmak için kendilerine başkasını bulsunlar.

Onların gücü yetmez beni korkutmaya.

Ben bu ülkede kimsenin kaderi, bir insanın iki dudağı arasına sıkışmasın istiyorum, ben bu ülkede herkesin özgür olmasını, fikirlerini söylemesini, ibadetini yapabilmesini, eserlerini yaratabilmesini, dilini konuşabilmesini, istediği gibi giyinip, istediği gibi fikirlerini söyleyebilmesini savunuyorum.

Başbakan neyi savunuyor?

Bir heykeli tek emirle yıktırabilen biri neyi savunabilir?

Heykeli yıktırılan heykeltıraşı kim savunacak bu ülkede, kim ona sahip çıkacak, kim adalet isteyecek, kim güçsüz birinin gadre uğramasına engel olacak?

Bir zamanlar bu soruların cevabı olarak bu ülkede çok insan bu başbakanın adını söylüyordu, bugün bunu söylemek çok zor.

Referandumu öylesine büyük bir zafer kazandı ki başbakan, omuzları o zaferin ağırlığını taşımaya yetmedi.

Aradan daha altı ay geçmeden heykelleri yıktırtmaya başladı.

Eskiden durduğu yerden öylesine savruldu ki bu insan, bütün dindarlığına, bütün inancına, yaptığı bütün dini vurgulara rağmen bugün Hazreti Muhammed’in bir hadisi söylendiğinde bunu hakaret olarak kabul ediyor.

Bir hadisten gocunan dindar Müslüman, ne o hadisten, ne o hadisi söyleyenden kuşku duymalı.

O insanın kuşku duyacağı tek varlık, kendisidir.

Başbakan bunu bile fark edemiyor artık.

O dindar başbakanın hakkımda yazdırdığı iddianamede, aleyhime delil olarak peygamberin bir sözünü söylemem gösteriliyor.

Kendi zaferiyle yaralanmak budur işte.

Gücünü öyle yanlış kullanırsın ki sonunda peygamberinin sözü sana hakaret gibi gözükmeye başlar.

Peygamberinin sözünden korkan, peygamberinin sözünden gocunan dindar biri, bir ülkeyi yönetmekten ziyade trajik bir romana başkahraman olmaya daha uygundur.

Acıklıdır durumu çünkü ve bu acıklılık, güçle, iktidarla birleştiğinde ortaya çok tehlikeli biri çıkar.

Ben, bu ülkenin tarihi liderlerinden biri olabilecek bir insanı, kendi varlığını, düşüncelerini, inançlarını yok sayan bir zafer yorgunu olmaktan kurtarabilmek, kişisel bir trajedinin ülkenin bütününe yayılmasını engelleyecek bir uyarıda bulunabilmek için yazdım o yazıları.

Hakaret etmedim.

Başbakanın bana karşı kullanmaya kalktığı hırpalıyıcı dili, yazdıklarımı daha iyi kavrayabilsin diye ona karşı kullandım.

Ama tarihi bir lider olmakla bir trajedi kahramanı olmak arasında sallanan bu başbakan, her şeyin sadece kendisine mübah olduğunu sandığından, bunun hakaret olarak görülüp cezalandırılmasını istedi.

Sayın Yargıç,

Vereceğiniz karar benimle ilgili olmayacak.

Siz bu ülkenin hukukunun, keyfi davranışlara, gücün hoyratça kullanılmasına, güçsüzlerin ezilmesine cevaz verip vermediğine karar vereceksiniz.

Beni mahkum ederseniz, başbakan daha çok heykel yıktırır.

Mahkum etmezseniz belki hata yaptığını fark eder.

Bunu fark ederse, hem bu ülke, hem de kendisi kazanır.

Ben, kendi zaferlerinin ağırlığıyla yolunu şaşırmış bu başbakana yardım etmenizi isterim.
Ahmet Hüsrev Altan

*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4811
  • Dosdoğru ol!
Ynt: Ahmet ALTAN yazıları...........
« Yanıtla #80 : 16 Haziran 2011, 08:51:57 ÖS 20 »
Yukarda ki makaleye cevaben...
http://www.haksozhaber.net/news_detail.php?id=22323

Erdoğan, Hakaret Davalarını Geri Çekti

16.06.2011 11:07    

Başbakan Erdoğan'dan helalleşme adımı... Erdoğan seçim sürecinde siyasetçi ve köşe yazarlarına açtığı tüm davaları geri çekti.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, seçim sürecinde siyasetçi ve köşe yazarlarına açtığı davaları geri çektiğini açıkladı.

Çelik, Başbakan Erdoğan'ın, seçim kampanyaları döneminde diğer siyasi parti liderlerinin kendisine yönelik kişilik haklarına saldırı anlamına gelebilecek sözlerinden dolayı Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve Namık Kemal Zeybek'e açtığı davaları balkon konuşmasındaki helalleşmenin hayata geçirilmiş somut bir yansıması olarak geri çektiğini söyledi.

Hüseyin Çelik, Taraf yazarı Ahmet Altan örneğinde olduğu gibi Başbakan'ın gazetecilere açtığı davalardan da sarfınazar ettiğini belirtti.

Başbakan, seçim zaferini kutladığı balkon konuşmasında "Gün hesaplaşma değil, helalleşme günüdür." demişti.
'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8

*

Çevrimdışı bbetull

  • bbetull
  • *
  • 1591
Ynt: Ahmet ALTAN yazıları...........
« Yanıtla #81 : 16 Haziran 2011, 10:21:43 ÖS 22 »
senai demirci'nin bir kaç gün önce ahmet altan davasıyla ilgili yazdığı yazıyı okumuştum.hoşuma gitmişti yaklaşımı.
davalardan vazgeçilmesi balkon konuşmasında söylenenlerden sonra güzel bir adım olmuş.

*

Çevrimdışı TaLiA

  • *
  • 3019
Ahmet Altan: Şikeci generallere yer yok !
« Yanıtla #82 : 30 Temmuz 2011, 07:13:20 ÖS 19 »
Ahmet Altan: Şikeci generallere yer yok


Hem bu kadar suça bulaşacaksın hem de “bana dokunma” diyeceksin.

Hukuk sana dokununca da istifa edeceksin.

Ordu, hukuka ve demokrasiye alışmakta zorlanıyor.

Zorlanarak da olsa alışacak.

Genelkurmay Başkanlığı karargâhında “hükümet aleyhtarı” internet siteleri oluşturma cüretini gösterme özgürlüğü hiçbir orduya tanınmaz.

Emir komuta zinciri içinde “halk iradesinin” temsilcisine “tuzak kuracaksın”, hakaret edeceksin ve bunun hesabının sorulmasına karşı çıkacaksın.

Darbecilik, cuntacılık dönemi orduda sona eriyor.

Ve, “darbecilik yasak” emrini bir onur sorunu yapıyorlar.

Darbeci olmak, darbecileri korumak “onuruna dokunmuyorsa” zaten bu ülkenin ordusunda yerin yok.

Dünyanın ve Türkiye’nim değiştiğini algılamamaktaki bu ısrar sonunda bir sarsıntı yaratacaktı elbette.

Yarattı da.

Yıllardan beri “askerliklerinin” ne kadar yetersiz olduğunu izledik.

Karakollarını koruyamadılar, kendilerine emanet edilen çocukları koruyamadılar.

Hiçbiri bir karakol baskınındaki kayıpları “onur sorunu” olarak görmedi.

Çocukların ölümünden sonra bir tanesi bile istifa etmedi.

Ama generalleri hukuk sigaya çekince bundan onurları gocunuyor.

“Onur”u böyle anlayan generallere ihtiyacı yok bu ülkenin.

Niye çocuklar öldüğünde, “biz yetersiziz, çekiliyoruz” demediniz?

Askerliği unutup kendilerini “ülkenin hâkimi” sanan, sürekli olarak sivil hükümetleri sindirmek için uğraşan, darbe planları hazırlayan generallerin çekilmesinden kimseye bir zarar gelmez.

Askerlerin ölümünden “istifa edecek” kadar rahatsız olmayıp da, sanık generallerin terfi etmemesinden “rahatsız” olanların orduyu terk etmelerinde büyük fayda var.

Bize disiplinli, gerçek askerler lazım.

Darbe planları hazırlamakla, andıç yazmakla, internet sitesi hazırlamakla uğraşıp askerleri eğitmekle hiç uğraşmayan bu “general kuşağı” çekildikten sonra yeni bir ordu oluşturulacak.

Demokrasiye ve hukuka saygılı, askerliğin gereklerini yerine getiren bir ordu kurulacak.

Bu aşamada, Başbakan Erdoğan’ı ve hükümeti hayranlıkla alkışlayıp desteklemek düşer hepimize.

Dimdik durdular ve “sivil iradeyi” sonuna kadar savundular.

Generallerin şantajlarına da, tehditlerine de boyun eğmediler.

Tarihimizin dönüm noktalarından birinde kararlılıklarıyla çok önemli bir sınav verdiler.

Hukukun arkasında sapasağlam durdular.

Generallerin “suç işleme özgürlüğü” olmadığını herkese gösterdiler.

Düşünün ki Ege Ordu Komutanı bile internet andıçının içinde yer almış.

Genelkurmay’ın “hukuk müşaviri” olan general hukuku çiğnediği için sanık.

Böyle ordu mu olur?

İstifa eden generaller, askerî açıdan yetersiz, suç bağımlısı bir general heyetini savunmak için “istifayı” bir tehdit olarak kullanıyorlar.

Bu ülke darbeci general istemiyor.

Disiplinsiz general istemiyor.

Saygısız general istemiyor.

Askerlerini koruyamayan general istemiyor.

Savaşta “şike” yapan general istemiyor.

Bu ülkenin halkının “sözü”, generalin silahından daha güçlü olacak ve oluyor.

Yıllarca halkı da, halkın temsilcilerini de ezmeye alıştılar, “bundan sonra siz halkın iradesine tabi olacaksınız, hukuka saygı göstereceksiniz” denince de “onurumuzla oynandı” havasıyla gidiyorlar.

Dağlıca’da, Aktütün’de, Hantepe’de, Silvan’da “onurunuz” neredeydi, niye bir taneniz bile istifa etmedi?

Orada istifa etmeyen generalin, “terfi kavgasında” istifa etmesi aslında askerlik adına utanç vericidir.

Bizim generallerin önemli bir kısmının “askerî değerlerden” koptuğunu gösterir.

Gittikleri iyi oldu.

Bu, bir kriz değil, bu, büyük bir temizlenme.

Askerliği, hukuku, demokrasiyi ciddiye alan, halkına saygılı, halkın emanetine hıyanet etmeyen, “darbecilikten” utanan, terfi alamadığında değil, askerini kaybettiğinde onuru yaralanan yeni bir ordu için atılmış büyük bir adım bu.

Türkiye, askerî vesayeti bitirip demokrasiye doğru ilerliyor.

Bu yeni çağda, darbeci, andıççı, şikeci generallere yer yok bu ülkede.

İtirazı olan bütün generaller bırakın gitsinler.

Hepsine güle güle.

Yeni Türkiye’ye yakışan yeni bir orduyu kuracak insanlar da çıkar bu ordunun içinden ve onlar “askerin onurunu” terfilerde değil, askerlikte ararlar.

Taraf


*

Çevrimdışı TaLiA

  • *
  • 3019
Ahmet Altan / Dinsiz olduğum için Allah'a şükrediyorum
« Yanıtla #83 : 30 Temmuz 2012, 06:49:22 ÖÖ 06 »
Ahmet Altan: Dinsiz olduğum için Allah'a şükrediyorum

Taraf yazarı Ahmet Altan, bugün kaleme aldığı yazısında gösterişli camilerden duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Yazısında "Evet, yapacağınız büyük camilere gitmeyeceğim." diyen Altan, "Sizin, geceyarılarının kimsesiz camilerinden, sabahın serin sessizliğinden değil de 'çok büyük', 'çok gösterişli' camilerden hoşlanmanızı sorguluyorsam, bunu kötülük olsun diye yapmıyorum." dedi.

İşte Altan kaleme aldığı o yazı;


Son zamanlarda neredeyse her gün bana dinsizliği nasip ettiği için Allah'a şükrediyorum.


"BİZE BURALARA GELMEYİN DİYORLAR"

Dindarlarımızın, kendilerine "mülk" edindikleri, içeriye kimseyi sokmamak için sınırlarına büyük duvarlar ördükleri, teller çektikleri, en uzun minareler, en geniş kubbeler, en görünür camilerle korudukları bahçelerinde dolaşmaya pek vakit bulamadıklarını düşünüyorum çünkü.

Bizim gibilere de "buralara gelmeyin" diyorlar, "bu bahçelerde dolaşmayın"

"Sizin dinden bahsetmeye ne hakkınız var" diye azarlıyorlar bizi.

Allah'ın bahçelerini yasaklıyorlar bize. Niye bu kadar haşinsiniz?

Bizim de o bahçelerde arada bir dolaşmamızın kime zararı var?

"BU SORULARI SORMAYALIM DİYE Mİ O BAHÇELER BİZE YASAK"

Siz en büyük camilerin minarelerinin boyunu hesaplarken, bir seher vakti, küçük bir caminin şadırvanında oturup, serin suların şırıltısını dinleyerek sabah ezanını beklemenin huzurunu tatsak, dininize, dindarlığınıza mı saldırmış oluruz?

Allah'ın evine bir sabah misafirliğimizi de mi çok görüyorsunuz?

Saygıda hiç kusur etmeden size dinle, dindarlıkla ilgili sorular sormamızdan neden gocunuyorsunuz?

Bu soruları sormayalım diye mi o bahçeleri bize yasaklıyorsunuz?

Dini ve dindarlığı anlamaya çalışmamalı mıyız?

Bize anlatılan dinle dindarların davranışları aklımızda yan yana gelemeyince, sorular sormamalı mıyız?

"Bir dinsiz bizi nasıl dinle yargılar" diyorlar. İzin verirseniz ben size kendi kitaplarımdaki çok sevdiğim bir Şeyh Efendi'den ödünç aldığım bir sözle cevap vereyim. "Kimseyi kendi ahlakınla yargılama; herkesi kendi ahlakıyla yargıla."

Bir dindarın yaptıkları, o dindarın ahlakıyla yargılanmazsa neyle yargılanır?

"O CAMİLERDE NAMAZ KILMIYORUM"
İşkenceye sessiz kaldığınızda, cinayetler karşısında sustuğunuzda, acılara arkanızı döndüğünüzde, yaptıklarınızı Allah'ın ve peygamberin sözlerini mihenk alarak yargılamak çok mu büyük haksızlık?

Bir dindarın "amelini" yargılamak için başka bir "ahlak, başka bir ölçü mü var?

Yoksa sizi hiç anlamaya çalışmamalı mıyız, bunu mu söylemek istiyorsunuz?

Bizim görmemizi istemediğiniz için mi bize o bahçeleri yasaklamak istiyorsunuz?

Evet, o camilerde namaz kılmıyorum.

Evet, yapacağınız büyük camilere gitmeyeceğim.

"BUNU BANA ÇOK MU GÖRECEKSİNİZ?"
Ama ben bir geceyarısı, ışıklarının çoğu sönmüş, kandil misali iki üç lambası yanan bir caminin içinde bağdaş kurup oturarak kendi "hiçliğimle" karşılaşmayı, kendimden dahi vazgeçerek o caminin "sahibine" sığınmayı, ne kubbede, ne minberde, ne duvardaki hatlarda, ne kalın gövdeli sütunlarda aradığım "bir soluğu", bir "sonsuzluğu", gözlerimi diktiğim solgun bir halının şekillerinde görüp hissetmeyi, bunun hazzına bir anlığına da olsa varmayı, bir lahzalığına beni yaratana karışıp kaybolmayı seviyorsam, bunu bana çok mu göreceksiniz?

"Bir dinsizin camide ne işi var" mı diyeceksiniz?

Demeyin.

Seherin serin şadırvanları, geceyarılarının ıssız ve loş camileri herkesin.

Bizi beş vakit oralara davet eden biri var.

Davet vaktinde gelmiyorsak da başka vakitlerde ziyaretimiz, "davet sahibiyle" aramızda bir mesele.

O, kapılarını kapatmak istediğinde kapatır, kapattığı da olmuştur, açmak istediğinde açar, o kapıların muhafızlığını siz yapmayın, haksızlık etmiş olursunuz.

Sizin, geceyarılarının kimsesiz camilerinden, sabahın serin sessizliğinden değil de "çok büyük", "çok gösterişli" camilerden hoşlanmanızı sorguluyorsam, bunu kötülük olsun diye yapmıyorum.

Gerçekten anlamadığım için soruyorum.

Benim o huzuru, o muhteşem sonsuzluğu, zamansızlığı, o hiçliği, yok oluşu, bütün geçmişini ve geleceğini unutabilmeyi o küçücük camilerde bile bulabilmem dinsizliğimden mi? Dindar olsam o camilerde bulamaz mıydım aradığımı?

"BEN CAMİYE GİTTİĞİMDE.."
Ben camiye gittiğimde af dilemeye gitmiyorum, bir iyilik istemeye gitmiyorum, bir yardım için yalvarmıyorum, cennetine talip olmuyorum, cehenneminden sakınmıyorum; ben camiye gittiğimde "her şeye razı olmak" için gidiyorum, teslim olmak için gidiyorum, tek bir anlığına bile olsa o sonsuzluğa karışabilmek, o sonsuzluğun kokusunu duyabilmek için gidiyorum.

Yasak mı edeceksiniz bana oralara gitmeyi?

Bunlardan söz etmeyi yasak mı edeceksiniz?

Bırakın arada bir gideyim, bırakın arada bir anlatayım, bırakın arada bir o sonsuzluğa kendini adamış insanlar olarak "insanların acılarına nasıl bigâne kalabildiğinizi" sorayım.

"YABANCILIĞIMI VURMAYIN YÜZÜME"
Ben o bahçelerin muhafızı değilim, olmayacağım, o bahçelerde gezinmeyi seven biriyim yalnızca.

Bir yabancıyım.

Bir yabancıya bile yabancılığını hissettirmeyen âlicenaplığın misafiriyim.

Yabancılığımı o kadar da vurmayın yüzüme.

Kimseyi "yabancı" görmeyen bir kudretin kulusunuz neticede, bırakın "yabancı" olduğumu ben söyleyeyim, siz bana "ev halkından biri" gibi davranma yüceliğini gösterin, bir camide bulduğumu sizde de aradığım için kızmayın bana, bulduğumdan çok hoşnut olduğum için arıyorum onu, her yerde aradığım için sizde de arıyorum.


*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4811
  • Dosdoğru ol!
Ynt: Ahmet ALTAN yazıları...........
« Yanıtla #84 : 30 Temmuz 2012, 07:32:49 ÖÖ 07 »
Atayizler bunu bi açıklasın bize ?
'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8

*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: Ahmet ALTAN yazıları...........
« Yanıtla #85 : 30 Temmuz 2012, 12:12:38 ÖS 12 »
Önce bi dindarlar açıklasın hele ...
Not font kurbaa

*

Çevrimdışı Qani

  • ***
  • 496
Ynt: Ahmet ALTAN yazıları...........
« Yanıtla #86 : 30 Temmuz 2012, 12:43:36 ÖS 12 »
müsade edin serender açıklayacak..

Ynt: Ahmet ALTAN yazıları...........
« Yanıtla #87 : 30 Temmuz 2012, 03:22:20 ÖS 15 »
Diyanet adı altında,dini kendi tahakkümüne alan laik düzenler için gayet tutarlı açıklamalrdada bulunmuş,ama belliki halen İSLAMIN NE OLUP,NE OLMADIĞININ FARKINA varamamış ,AHMET ALTAN,eğer vahiyde Allahın beyan ettği islam ile tanışmış olsaydı,son rasulun camilerin süsleriyle alakalı,BU KAVİMDE TIPKI YAHUDİ VE HIRISTİYANLAR GİBİ MESCİDLERİNİ SÜSLEYECEKLER,deyip bunun yanlışlıklarının ve dinde bozulmanın nasıl olduğunu ve Ahmet altanın islam diye görüp taşladığının ASLINDA İSLAM OLMADIĞI OLDUĞUNU GÖRÜRDÜ,

Bence Ahmet altanın burda eleştirdiği vahiy islamı değil,ATALARININ GELENEĞİNİ İSLAM ZANNEDEN ZAVALLILARIN dini dir...

*

Çevrimdışı Qani

  • ***
  • 496
Ynt: Ahmet ALTAN yazıları...........
« Yanıtla #88 : 30 Temmuz 2012, 03:37:08 ÖS 15 »
tamam ama sonuçta şuanda ahmet altan'ın bashsettiği türden islam yaygın ve iktidarda.

Ynt: Ahmet ALTAN yazıları...........
« Yanıtla #89 : 30 Temmuz 2012, 03:53:43 ÖS 15 »
tamam ama sonuçta şuanda ahmet altan'ın bashsettiği türden islam yaygın ve iktidarda.

Ahmed altanın bahsettği gelenek yaygın aslında ama İSLAM DEĞİL,içinde kısmı olarak islamın bazı fiilleri olsada islam bu değildir.Çünkü islamın temelinde yani MERKEZİNDA Allah vardır,islamın müntesbi ise alacağı her kararı ve değerlendirmedeki ölçüsüde Allah merkezlidir.Toplumun Allah dediğiyle,Allahın kuranda kendini tanıtması bile çakışıyor yani TOPLUMUN ALLAHI,İLE İSLAMIN ALLAHI BİR DEĞİL kısmı benzerlik olsada bir değildir,ve toplumun islam zannedği ve Ahmet altanın eleştirdği ile Allahın islam dedği ve vahiysiyle beyan ettği islamda doğal olarak aynı değil,çünkü toplumun beslendiği kaynak hak ve batıl karışımı ortaya çıkmış bi haldir,işte Ahmet alatanın eleştirdiğide budur,ha ben Ahmet altanı savunmuyorum ama durum böyle....

Ahmed altan rasulullah döneminde yaşamış olsaydı,mescidede gider,rasulullah ilede konuşur ve ona izinde verilirdi,istediği şekildede sorgulamasını yapardı,ama günümüz dini diyaneti karışmış bu zevat düzenin DÜZENİ DE DİNİDE BÖYLE,,,,Ahmed alatanın bu tür yanlışlıkları görmeside normal,inşaallah vahiy islamıylada tanışır hem Ahmed altan,hem rainalaşmış toplum......