Müslümanlar ! "Fe Eyne Tezhebun?" (nereye gidiyorsunuz?!)

  • 66 Cevap
  • 36860 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: Müslümanlar ! "Fe Eyne Tezhebun?" (nereye gidiyorsunuz?!)
« Yanıtla #30 : 19 Mayıs 2008, 10:30:05 ÖS 22 »
İstemezük edebiyatına yaptıkları katkı kadar ...
Birazcık çözüm ve çareye kafa yorsalardı ...
Bugun bu halde olmazdık ...
Aaa haklarını yemeyelim çözümleri vardır ...
Genelde bir cumleden turetme ...
Kuran ve Resulun gösterdigi yöntemler ...
Da bunlar ne ?
Nasıl uygulanır ...
Nasıl yaşanır ?
İşte dağ kadar birikmiş sorun ve sual ...
Bi ucundan tutunki bir şeylere merhem olun ...
Selamlar ...
Not font kurbaa

*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4812
  • Dosdoğru ol!
Ynt: Müslümanlar ! "Fe Eyne Tezhebun?" (nereye gidiyorsunuz?!)
« Yanıtla #31 : 19 Mayıs 2008, 11:21:02 ÖS 23 »
dur elif yahu bi ozanca vardı bide sen çıkma başıma :) zaten zor yazıyorum :P

ozanca yazı içerisinde yazarın eleştirdiği ve zaten yorumladığı yerleri almışsınız ama ben onalrı tekrar yorumlamak istemiyorum ki bunu yaparsam yazar kadar güzel ve ayrıntılı yapamayacağım da ortada zaten..

ben batı ile ümmetin şu son durumunu ve islamı batılı kavramlar ile anlatmanın sonucunu konuşmak istiyorum
tezim şu; ümmet hangi hald eolursa olsun şu durumdan bin beter d eolsa medeniyet ve üstünlük açısından batı ümmetin tozu bile olamaz eğer islam olmazsa.!

şimdi açıklayayım efendim iman ettiğimiz değerler bizim bakış açımızı da düzenlemiyorsa yani enn üstün ve en güzel olarak islamın ölçü ve kurallarını görmüyor isek o zaman aşağılık psikolojisinden kurtulamayız.
bakınız vezirleirn bilmezuk dediği şeye daha sonraları kaside yazıldı dedim onlar biliyorlarmıydı hayır bilmiyorlardı sadece süslü laflara kandı biliyoruz sandılar.
fransız ihtilaliyle başlayan o süslü lafların arkasından batının geldiği bu günkü durumu bizim değerlerimizle ölçtüğümüzd eortaya şu sonuç çıkıyor.
1- ingiltereden geçen yıl gayri meşru doğan çocuk sayısı meşru doğan çocuk sayısından daha fazla!
aşağılığın en adisi budur işte!bunu mu örnek alıyoruz bumu ölçümüz bumu insan hakları!!!!!!
ve yine bu günkü özellikle fransa ve ingiltere maddi varlığını hala sömürüsü olduğu ülkelere borçlu .. adi gaspci hırsız batı işte. zalim batı işte
oysa bizim değerlerimiz hak üzere kurulu zaten..
amerika ve ingilterenşn insan çiftliği ayıbını, utancını ve o çiftliğin ürünlerinin bu günkü sonuçlarını konuşmaya gerek var mı ? ortada elli bin gayri meşru çocuk var ve bu çocukalrın bu günkü zalim abdnin yönetimind eolduğunu sanırım herkes biliyor.
ve onların en iyisi bildiğimiz kilisenin bu gün bile uyuşturucudan kadın ticaretine karışmadığı pislik yok!
işte bizim değerlendirme tablomuzda batının karnesi

ama taa 1.ve 2. meşrutiyet ve tanzimattan bu yana özendiğimiz-özendirildiğimiz batı yavaş yavaş malesefki bizide bulunduğu çukura çekmeye çalışıyor.
hem tv lerden basın yayın gazete hatta hükümet ehli(neydi öyle o zulm üzere tahtını kuran kraliçeye şatafat! aşağılık duygusundan başka bişeyle açıklanamaz asla haketmiyor osmanlının torunu o resimleri) her yerde bir ahlaksızlık ve dejenerasyon ile hem batıya özenti hem kendi değerlerimize karşı komplex iliklerimize kadar işledi.

zaten bu konunun yazarı da onu soruyor nereye bu gidiş derken.
başı ağrıyan batıya koşuyor yok adaletmiş ! hele kendilerine adaleti versinler ya?

şimdi biz zaten islami olan hakkmızı gidip batı diliyle değil islami kelimlerle istemeli ve o usuller ile almalıyız.
rasul mekkede ne yaptıysa aynını.
başörtüsü insan hakkı değil islami bir farzdır evet başörtüsü farzdır.
tevhid inancının gereği olarak adaleti ise inananların halifeliğinde olduğunu biliyoruz değil mi?
hele şu özdenörenin müslümanca düşünmek adlı eserini okusakd asonra devam etsek?



'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8

*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4812
  • Dosdoğru ol!
Ynt: Müslümanlar ! "Fe Eyne Tezhebun?" (nereye gidiyorsunuz?!)
« Yanıtla #32 : 20 Mayıs 2008, 06:27:40 ÖÖ 06 »
bu konuda ne ozanca senin nede elifin yada bir başkasının sorularına cevap verebilecek kapasitede değilim birikimlerim buna yetmez.bin sekizyüzlü yıllardan şu zamana bu topraklarda yetişen  inançlı ve duyarlı bütün yazarlarımız hep batılılaşma hakkında uyarılar yazıp durdu. cemil meriçden akife, necip fazıldan saidi nursiye ne kadar yazar varsa ve karşılarında da her şeye rağmen batıyı kıble edinmiş bir toplulukda var malumunuz.
izzeti nefis yarıştırmıyoruz kim haklı meselesi de değil. değerlerimizi belirleyen şey bizim kabemizdirde. önce özenti ezik hissetme daha sonra zaafa dönüştü bu gün dini olan şeyi de yine batılı kelimelerle telaffuz eder hale geldik bu acı değil acınılası bir tablodur.şimdi eğer gerçekten soruyorsak şunu bilelim ki bu konuda doyurucu bilgi vermek serenderi aşar. ama rasim özdenören ki elli yıldır yazardır kırk yılını batılı kavramlar ile derdimizi anlatmaya vermiştir. kendi tabiriyle kırk yıldır hep bu şu an tartıştığımız konuyu açıklamaya çalışmıştır. o halde bizi- kafasında soru işareti olan herkesi ikna etmek konusunda ustadır diyebilirim. bu konu saçı boyatmak, başı meshetmek gibi bir kaç doğrusu bulunan bir konu değil cidden kemiklerimize kadar işlemiş tabiri caizse düştüğümüz yerdir. doğrulmaya başlayacağımız yerdir de... ozanca merhem yazacak kadar yetkili ve etkili değilim. buyur sana doktor.. Rabbimde hesap sorduğunda kaynak gösterdim Allahım benim boyumu aşıyordu diyeceğim :)
'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8

Ynt: Müslümanlar ! "Fe Eyne Tezhebun?" (nereye gidiyorsunuz?!)
« Yanıtla #33 : 21 Mayıs 2008, 03:18:03 ÖÖ 03 »
bazı bildirilere imza atanları eleştiren yazarın son cümlesini neden bekledim
çünkü hakkaten çözüm bekliyorum
mesela bu sorun için yıllarca siyasilerden çözüm beklendi.(denize düşen yılana sarılır misali)
yazarın batıya karşı duruşuna katılıyorum ama bizim duruşumuz için neler gerekli onun cevabını arıyorum
hakkımızı batılı kaynaklarda aramayalım eyvallah
ama başörtüsü için ülkesinde sonuç alamayıp insan hakalrı mahkemesinde davayı kazanana ne demeliyiz
örnekler yığınla....
bazı noktalarda yazara katılıyorum ama
tepkim çözüm üretilmemesine...


Alıntı
bu konuda ne ozanca senin nede elifin yada bir başkasının sorularına cevap verebilecek kapasitede değilim
estğ ben sadece çözüme giden yolda adımlar atabilirz diye düşünmüştüm
mesela....
islami teşkilat derslerinde anlatılan ilk kural:
-bulunduğunuz alanın en iyisi olun(mesleki bilgi,yabancı dil vss)
-lider eksenlimisin düşünce eksenli mi
en büyük sorun burda yaşanıyor işte
lider ölünce dava da bitiyor
diğer sorun; lidere bağımlı olmak onu eleştirilemez kılıyor
-müslümanın bir yüzü diğer islam devletlerine dönük olmalı.kim nerede ne yapıyr bilmeliyiz
bu noktada devreye basın giriyor
iletişim ağı kuvvetli olmalı
vsssss
bütün malı meli şeklinde kurulan cümleleri gerçekleştirmek için bir uyanış şart
-
iktidarı beğenmiyorsak ele geçirip beğeneceğimiz hale sokmalıyız

diğer nokta tehlikelrin farkına varmalıyız
daha öncede konuşmuştuk ılmlı islam ağı........
- laik müslüman bilim adamları ve aydınları
-Ilımlı gazeteciler ve yazarlar.
-Kadın hareketi öncüleri.
-Toplumsal önderler.
-Genç ılımlı müslüman akademisyenler.
bu guruplar ile;
yaşama uydurulmaya çalışılan islam tabiri caizse yolunmuş kuşa döndü
ılımlı islamı özellikle önderler iyi kullanıyor
işte sorun:benim liderim yaptıysa vardır bir hikmeti(had bilmeli had bildirilmeli)

saat 3 e geliyor(gece)ne yazdım niye yazdım konuyla alakası ne bilmiyorum sadece yazmak istedim
Alıntı
ümmetin durumu batının şu halinden daha mı kötü?
islamla müşerref olmayan batı zillet içindedir
ama batının zulmüne boyun eğen islam devletlerine ne demeliyiz
hep diyoruz ya peygamber devri örnek alınmalı
eee?

şimdi müslümanlar teşkilat olsun diyecem
birleşmek zor diyeceksiniz
o zmana kimse kimseye köstek olmasın yeter
ve kendi içimizde özleştiri yapmayı bilelim


Ynt: Müslümanlar ! "Fe Eyne Tezhebun?" (nereye gidiyorsunuz?!)
« Yanıtla #34 : 21 Mayıs 2008, 04:25:23 ÖÖ 04 »
Alıntı
şimdi müslümanlar teşkilat olsun diyecem
birleşmek zor diyeceksiniz
o zmana kimse kimseye köstek olmasın yeter
ve kendi içimizde özleştiri yapmayı bilelim

Evet, eliflamra hem senin ve hem de serenderin yazdıklarını çok beğendim ve ben de sizlerle aynı fikirdeyim.

İSTİYORSANIZ AYETİ BİR BAŞKA AYETLE TEFSİR EDİP AÇIKLAYALIM İNŞALLAH.

TEKVİR 26- O halde nereye gidiyorsunuz? ( Fe Eyne Tezhebun?" )

KANIMCA BU AYET 2 YÖNLÜ OLARAK TEFSİR EDİLEBİLİR

BİRİNCİSİ: Kur’ân, Hak’tan şüphe edip O’na sırt çevirenlere böyle seslenir: “Nereye gidiyorsunuz?”

Bu sarsıcı ifadeden sonra mutlak gerçeği bir daha tekrarlar:

TEKVİR -27,28: “Bu (Kur’ân), bütün insanlık/âlemler için bir öğüt/uyarıdan başka bir şey değildir; dosdoğru bir istikamet tutturmak isteyenler onu dinlerler

İKİNCİSİ: BU AYETTE MÜSLÜMANLARA DA BİR SESLENİŞ VARDIR.

Yani Allaha inanıpta  birlik olamayanlara ve birbirleriyle çekişip, parçalanıp dağılıp gidenlere de bir sert uyarı vardır ki, sonunda DİNİN YAYILMASI ZAYIFLAYACAKTIR. MÜSLÜMANLAR ACZE DÜŞECEKTİR. VE İSLAM DÜŞMANLARINA ÇOK KOLAY LOKMA OLACAKLARDIR.

Hepimizin çok iyi bildiği bir ayette,

AL-İMRAN-103: “Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeşler olmu ştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.”

Buyurulur .

BİR BAŞKA AYETTE DE


Enfal-46: Allah'a ve Rasulü'ne itaatten ayrılmayın ve birbirinizle çekişmeyin/nizalaşmayın; sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz gider ve sabırlı olun; çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” ( Enfal , 46)

  Bu ayette birlik-beraberliğin, yani “cemaat” olmanın ÜÇ ŞARTI VEYA ÜÇ UYARISI YAPILMAKTADIR

BİRİNCİ UYARI, Allah Tealâ'ya ve Rasul -i Ekrem s.a.v. Efendimiz'e itaatten ayrılmamaktır. Kur'an ve Sünnet neyi nasıl emretmiş ise onu öylece tutmak, içimizde herhangi bir sıkıntı duymaksızın “teslim olmak”tır .

İKİNCİ UYARI birbirimizle çekişmemektir. Bundan maksat, aramızda çıkabilecek görüş ayrılıklarını birbirimizi hırpalayarak, küstürerek ve birlik beraberliğimize zarar verecek şekilde davranarak çözme yoluna gitmemektir.

DİKKAT: Ayette bunun aksini yaptığımız zaman başımıza gelecekler hakkında da son derece önemli bir uyarı yer alıyor: Birbirimizle didişecek olursak içimize korku düşecek ve gücümüz, kuvvetimiz dağılıp gidecektir.    

VE İŞTE Genel olarak dünya müslümanlarının durumuna baktığımızda, küresel emperyalizm karşısında niçin bu kadar pasif, ürkek ve kompleksli bir İslâm dünyası gördüğümüz sorusunun cevabı buradadır.

VE AYETTEKİ ÜÇÜNCÜ UYARI: Sabredin! toplum halinde ve birlik-beraberlik içinde yaşarken karşılaşabileceğimiz olumsuz durumlar, çeşitli sıkıntıLAR olabilir. BÖLÜNMEMİZE VE HİZİPLERE AYRILMAMIZA NEDEN OLACAK FİTNE MİKROBU İLE  KARŞI KARŞIYA KALABİLİRİZ. SABIR GÖSTEREREK FİTNEYE DÜŞMEYİP BU MİKROBU YENEBİLECEĞİMİZİ , SABRETMEMİZ HALİNDE YÜCE RABBİMİZ, YARDIM VE LUTFUYLA BİZİM YANIMIZDA OLACAĞINI  AÇIKLAMAKTADIR

O HALDE NEREYE GİDİYORUZ !   NEREYE GİDİYORSUNUZ ? ( FE EYNE TEZHEBUN ! )
 
İŞTE, KURAN BİZE BÖYLE SESLENİYOR VE BU SORUYU SORMAKTA

*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: Müslümanlar ! "Fe Eyne Tezhebun?" (nereye gidiyorsunuz?!)
« Yanıtla #35 : 21 Mayıs 2008, 07:33:36 ÖÖ 07 »
Gayri meşru çoçuklardan bahsedilmiş ....
Birde çoçuk ölümlerinden bahsedilse ...
Kaldıki batı gayri meşru çoçuga bizim baktıgımız gibi bakmaz ...
Çokda sorun degildir batı için ahlak degerlerini ona göre yapılandırmıştır ...
Ama demekki çoçuk ölümlerine bizden daha iyi baktıgı için minimize etmiş ...
Ulkemizdeki ölümlere göre onda bir daha azdır mesela ...
Batı için gayri meşru olması degil ama canlı olması önemli ...
Neyse derdim batıyı övmek degil ...

İkinci bir örnekte Sayın Eliflamradan gelmiş ..
Batı toplumlarında adalet kavramı daha gelişmiş sanırım ...
Biz dahi gidip hakkımızı arayabilecegimize inanıyoruz ...
O bu inanç toplumda var ...
Musluman bir toplumda nasıl olurda kendi  adaletine guven olmaz ...
Savunmanızı duyar gibiyim ...
Merak etmeyin Batıdaki hakim ve savcılarda kemalist degil ama cartıs curtus ...
Onlarda musluman degil yani ...
Ama adaleti inşaa etmişler en azından kendi toplumlarında ....
Biz ise hala nasıl tarafgir olabiliriz derdindeyiz adalet kimin umrunda ...

Evet birlik benimde aklımdaki öncelikli deger ...
Belki daha geniş kapsamlı bir birlik ...
Ama bunun olabilmesi için konuşabilmek şart ...
Düşünün bakalım konuşabiliyormuyuz ?

Selamlar ...


Not font kurbaa

*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4812
  • Dosdoğru ol!
Ynt: Müslümanlar ! "Fe Eyne Tezhebun?" (nereye gidiyorsunuz?!)
« Yanıtla #36 : 21 Mayıs 2008, 09:29:20 ÖÖ 09 »
elif yazarın uyarılarını köstek olarak alamayız.
şöyle düşünelim batılı olmak ta fransız devriminden bu yana bu milletin iliklerine kadar işletildi hani önceleri batının şapkasını filan alıyorduk de islam alimleri ciddi bir tepki göstereerk o alınanı murdar kabul ediyorlardı.
yazarın buradaki tepkisi ciddi bir sıkıntının da adıdır aslında
yazar: batının bize empoze ettiği son şeye şiddetli karşı çıkmış
BATILI DÜŞÜNMEYE
çünkü insan düşüncesini kavramlarla ifade eder.
örneğin başörtüsü şimdiye kadar islam toplumunda Allahın emri idi şimdi  sözüm ona "insan hakları" oldu!
inşaallah anlatabildim.

bakınız arkadaşlar islam devletleri yani halkı müslüman olan ülkeler şu anda bir fetret dönemi yaşıyor. islam iktidarda değil. ve haliyle zer ve zora yani para ve güce de sahip değil. parası ve gücü olan naparsa onu yapamıyor. işte batı ile aramızda ki fark bu sadece.
ama unutmayalım ki bizim düşünce kabımızı belirleyen islama göre birinci adım
1- akidedir. inanc yani tevhid inancı. dünyadaki hiç bi şey değer olarak o inanca eş değildir. hani iman en büyük imkan ya en büyük imkanımız var.
2-  ikinci adım ise ahlakdır. toplum veya kişide öncelikle bulunması gereken bu iki şeydir.
3- ibadet dediğimiz eylem; bu iki şey üzere bina edilmezse insanın hayrına değil şerrine hizmet eder. işte batı ibadeti inancsız ve ahlaksız bir temel üzere bina etti. sözüm ona biizim bir iki davamıza (olumsuz çıkan davalarda var) adil baktı ama taa kanadayı hala sömürüsü altında tutuyor. işte onların adalet anlayışı da siyasidir. keşke farkedebilsek. neydi?; yılandan post düşmandan dost olmaz!...

ve bişeye daha dikkat çekmek istiyorum
toplum mühendislerini duymuşsunuzdur buna bide kilit adam kavramını ekleyelim.
zer ve zoru elinde bulunduranlar diğer ülkeleri tahakküm altına alabilmke için bu iki ögeyi çok sık kullanır.nasıl?
birincisi yani toplum mühendisini: ara sıra hani bazı yazılar yayınlanır. en salak türkler ifadesini güçlendirmek adına sitede de yayınlarız bazen şaka gibi gelir ama değil. bilinçli bir yaygınlaştırmadır bunlar. aşağılık psikolojisi "ehhh işte bunu yapsa yapsa türk yapar" dedirtir adama.. hatırladınız evet yayınlanır değil mi bunlar işte bunları yayınlamak toplum mühendislerinin işidir.
adamın biri çıkıp bir kere türkü övse hemen çatılıyor kaşımız, ama bir başkası elli kere salak dese hiç bişe olmuyor he hakkat öyleyiz diyoruz. yok niğdede bir dükkana şöyle yazılmış.. hahahaa
ayy ne komik her ülkede olur bence türkiyeden daha çok olur.
işte bu metinler yavaş yavaş toplum onuru - yada millet onuru veya güveni dediğimiz şeyi emer eritir. ondan sonra ortaya yine aynı yavaşlıkda sinemalardan bilmem nelerden rüyalar ülkesine derin bir hayranlık besleriz..
işte bu noktada da bize yardımcı olanalr kilit adamlardır.
hedef ülkeden başarılı ve zeki çocuklar alınır kültürlerini empoze etmeleri için kendi ülkelerinde yani batıda eğitim gördürülür. sonra yine kendi ülkelerine gönderilir. onlar snaırlar ki geri ülkede hizmet edecekler ama yok eefndim bir çeşit zihinlerin sömürülmesine katkı sağlanması için kilit yerleri işgal ederler.
bütün bunlar tezgahın minicik bir kaç satırı o tezgah çok uzundur.
bizim müslümanların zihinlere abdestini sık yenilemesi bütün bu tezgahı bozabilecek kapasitededir. yarın elbette ki islamındır bundan hiç şüphemiz yok . ne kadar sık örerlerse örsünler ağlarını istikbal islamındır.
sadece çok sık zikir yeter de artar bile.....
hamit abi bide zikir ayeti tefsir ediversen bi zahmet :)

biz teknolojiyi paramızla alabiliriz.alıyoruz da... ama onlar aileyi para verip alamıyorlar...:( bu güne bakıp batıyla kendimizi kıyaslamayalım eğer ülke olarak da bir şeyleri yapmıyorsak bu yine batının zihinleri işgal etmesinin bir ürünüdür.

biz şimdi kalkıp tebliğ adına başörtüsünden başlıyoruz sonuç alamadık hadeee batıya hak aramaya onlar bizim dinimize bilinçli olarak asla yardım etmezler anlamıyoruz.
burada iki hata var bnu söylemek köstek değil aksine destekdir. (şöyle düşünün adbst bir ibadettir meshi tartışıyoruz. tebliğde, cihadda bir ibadettir yöntemini tartışıyoruz.)

bir başörütüsüyle tebliğe başlanmaz. tevhidle tebliğe başlanır bütün peygamberler önce kelime-i tevhidle başladılar.o halde başörtüsü tebliğ değil cihaddır. ee cihad zaten zorun adıdır. ki neden kolaydan çözüm istiyoruz. biz zihin ve yüreklerimizi kolayca mı teslim ettik batıya da bir anda işgali temizleme girişimi olan cihad sonuç versin? istiyoruz.
başörtüsü mücadelesi bir kızın okuma hayatının çok üstüne çıktı. bir toplumun islamla tanışmasına inşaAllah hizmet ediyor. o nedenle adımlar islami atılmalı. hedef ben okuluma gideyim değil. hedef memleketime islam geri gelsin. işte ozanca o bir gerçekleşirse ondan sonra çocuk ölümğ vs. bizim gündemimizde olacaktır. yani bir abdesttir iki namaz!
bu memlekete iman getirtmeden üstüne ibadet inşa etmeye çalışmak boşa kürek çekmektir.
'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8

Ynt: Müslümanlar ! "Fe Eyne Tezhebun?" (nereye gidiyorsunuz?!)
« Yanıtla #37 : 21 Mayıs 2008, 12:41:32 ÖS 12 »
Alıntı
elif yazarın uyarılarını köstek olarak alamayız
yazara köstek demedim genel konuştum.meramımı anlatamadım galiba.
batılı düşünmeye hep birlikte hayırrr
ama sorun şu zaten islam devleti değiliz.her işimiz batılı gibi
o zaman bize bu topraklarda ekmek yemek bile haram
evlenme-boşanma-eğitim-mahkeme-vsss hep batı tarzı
son kez tekrar ediyorum batıya hayır demesini anlıyorum ama artık faaliyetlerden konuşalım diyorum
Alıntı
Düşünün bakalım konuşabiliyormuyuz ?
konuşamıyoruz.neden?hadi herkes kendine sorsun bakalım.

cihad kavramını tartışmıştık ama bugün yapılabilecek cihad nedir somutlaştırsak iyi olurdu.anladığım kadarıyla herkes cihadını farklı yollarla yapıyor.işte bir sorun da burdan çıkıyor

Ynt: Müslümanlar ! "Fe Eyne Tezhebun?" (nereye gidiyorsunuz?!)
« Yanıtla #38 : 21 Mayıs 2008, 06:37:05 ÖS 18 »
Alıntı
sadece çok sık zikir yeter de artar bile.....
hamit abi bide zikir ayeti tefsir ediversen bi zahmet

Değerli kardeşim serender, Ben bu zikir konusunu islami sitede iken kuran okumaları bölümünde çok daha uzun tefsiri ile birlikte açıklamıştım. Ne yazık ki, o açıklamalarım şu anda kayıp. Sizde bilirsiniz ki zikir ayetleri kuranda birçok ayetlerde geçer  İşte bunlardan birkaç tanesi

Kalbler ancak Allahü teâlâyı anmakla, itminana, rahata kavuşur.) [Rad 28]

Allahü teâlâyı anmak her şeyden büyüktür.) [Ankebut 45]

(Allahın nimetlerini anın ki, kurtulasınız.) [Araf 69]

(Beni anmayan, sıkıntılara mâruz kalır, kıyamette de kör olarak haşrolur.) [Taha 124]

(Beni anın ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin; nankörlük etmeyin.) [Bekara 152]


Ahzab 41- "Ey inananlar Allah'ı çok anın."

Allahı anan ile anmayan arasındaki fark, diri ile ölü arasındaki fark gibidir.

Allahı anmak, yani zikir, kendini gafletten kurtarmak demektir. Gaflet, Allahü teâlâyı ve onun kurandaki sözlerini unutmak demektir.

Zikir, her ne şekilde olursa olsun, kendini gafletten kurtarmak, zikir olur. O hâlde, dinin emirlerini yapmak ve yasaklarından sakınmak zikirdir. Dinin emirlerini gözeterek yapılan her alışveriş ( Her davranış ) zikirdir. Çünkü, bunları yaparken, emirlerin, yasakların sahibi hatırlanmakta, gaflet gitmektedir.

Allahü teâlâyı anan, Onun büyüklüğünü, sıfatlarını, emir ve yasaklarını düşünür, tefekkür eder, iyi şeyleri yapma, kötü şeylerden kaçma arzusu doğar.

Ve bana göre Allah'ı anmak" demek, O'na kalpten bağlanmak, sürekli olarak O'nun gözetimi ve denetimi altında yaşamaktır. Yoksa kuru kuruya yüce Allah'ın adını tekrarlayıp durmak değildir

HANGİSİ EN BÜYÜK ?

Ankebut - 45 :Oku kitaptan ne vahyedildiyse sana ve namaz kıl; şüphe yok ki namaz, çirkin ve kötü şeylerden alıkoyar insanı ve elbette Allah'ı anmak, pek büyük birşeydir ve Allah, ne işlerseniz hepsini bilir

Ankebut 45: ......... Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir

ve bana göre Allahı Kalben hatırlamak büyük sevabdır. Daha önemlisi ve Daha iyisi ise, Bir vesvese uğrayıp, haramları işleyeceği anda, Allahü teâlâyı hatırlayıp vazgeçmek ise en büyük anma oluyor ki, bu arada şu çok önemli noktaya dikkat çekmek isterim, Bu anma kuru kuruya değil aynı zamanda bilinçli bir anma olmasını gerektirir ki, o da kuranın mesajını doğru anlayarak, özünü kavrayarak, kuran ayetlerini anlayıp, onunla nasıl amel etmemizi sağlayacak olan anmadır.

İşte böyle bir anış müslümanların bir çok dertlerine şifa ve çözüm olacak bir anış olacaktır. Bu tarz Allahı anmak ise ayette de belirtildiği gibi elbette en büyük ibadet olmaktadır

MÜZEMMİL- 8 Ayeti : Rabbinin adını an, bütün varlığınla O'na yönel.""Allah'ın adını anmak" demek sadece yüzlük ya da binlik "zikir" tesbihleri ile O'nun yüce adını tekrarlamak demek değildir.

Gerçek anlamda "Allah'ın adını anmak" dille yapılacak zikir ile birlikte uyanık bir kalbin O'nu anmasıdır; bunun yanısıra aynı kalp duyarlılığı ile namaz kılmak ve Kur'an mesajını en doğru şekilde anlayarak  onu okumak ve daha ve en önemlisi ise söz ve davranışlarımızla ( Salih amellerimizle ) göstereceğimiz bir anmadır.

İŞTE BAKIN BU GÖRÜŞÜ DESTEKLEYEN  FATIR SURESİ 10. AYETİNE

FATIR-10- Kim itibar ve üstünlük isterse bilsin ki, itibar ve üstünlük tümü ile Allah'ın tekelindedir. Güzel söz O'na yükselir,  salih amel de onu ( O sözü anlamlı  hale getirir) yükseltir.  Kötü amaçlı komplolar düzenleyenler ağır bir azaba çarpılacaklardır. Ayrıca onların komplosu da boşa çıkar, verimsiz olur


Güzel sözün O’nun katına çıktığı; güzel sözü Allah’a çıkaranın da sâlih amel olduğu Kur’an’da belirtilirken  eylemle desteklenmeyen sözün güzel olmayacağı ancak kuru söz olacağı vurgulanmış olmaktadır.

Sözün ( Allahı zikretmenin ) Allah indinde makbul olması için söze uygun eylem yapılması gerekir. bunu emreden Kur’andır   

Ynt: Müslümanlar ! "Fe Eyne Tezhebun?" (nereye gidiyorsunuz?!)
« Yanıtla #39 : 21 Mayıs 2008, 08:03:23 ÖS 20 »
Alıntı
serender
biz teknolojiyi paramızla alabiliriz.alıyoruz da... ama onlar aileyi para verip alamıyorlar... bu güne bakıp batıyla kendimizi kıyaslamayalım eğer ülke olarak da bir şeyleri yapmıyorsak bu yine batının zihinleri işgal etmesinin bir ürünüdür.

Tebrik ederim serender, butunluk icerisinde batiyi anlatabilecek en guzel yazilardan biri olmus.

Boyle bir savunma ve anlatimin kizlarimizdan gelmis olmasi cok guzeldi tekrar tebrikler.

Batiyla ilgili size bir tek sey soyleyim. Insan ve insani olarak bitmis durumdalar. Nerede batacagi belli olmayan rotasini kaybetmis bir gemi misali simdilik yol aliyorlar. Hasa Allah bile batiramaz dedikleri titanik in batmadan onceki vakurlu durusundan farklari yok. Gelin gorun burada yasarsaniz bu firtina oncesi sessizligi hissedersiniz.
Insana zehri teneke kupa icerisinde sunmazlar !

*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: Müslümanlar ! "Fe Eyne Tezhebun?" (nereye gidiyorsunuz?!)
« Yanıtla #40 : 21 Mayıs 2008, 08:47:53 ÖS 20 »
Sorunumuz Batının geldigi nokta degilki Sayın Filozof ...
Batının degerlerini baş tacı edip kendimizi ona göre şekillendirelim isteyen sanırım yok ...
Veya Batının izledigi yol harika yol dogru olan budur kurtuluş bundadır da diyen yok ...
Sonucunda Batı gibi olmak isteyende yok ...
Tehlikenin farkındayız yani Elhamdurillah ....
Velakin hiç bir tanıma sıgıştıramadıgımız şu toplumumuzdan kopmadan ...
Bir kalemde silmeden , kestirip atmadan ....
Yeniden bir Ergenokon yaşamak istiyoruz ( Tanrı Türkü Korusun )
İşte bunun içinde ortak bir hareket tarzı arıyoruz ...
selamlar ...
Not font kurbaa

Ynt: Müslümanlar ! "Fe Eyne Tezhebun?" (nereye gidiyorsunuz?!)
« Yanıtla #41 : 21 Mayıs 2008, 09:19:40 ÖS 21 »
Alıntı
ozanca

Yeniden bir Ergenokon yaşamak istiyoruz ( Tanrı Türkü Korusun )
İşte bunun içinde ortak bir hareket tarzı arıyoruz ...
selamlar ...

Turklerin olabilir ama muslumanlarin ergenokonvari bir cikisa ihtiyaci yok. Eger cografi bir cikis gerekiyorsa Mekke'den Medine'ye cikisin ruhunu yakalamamiz gerekiyor.
Insana zehri teneke kupa icerisinde sunmazlar !

*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: Müslümanlar ! "Fe Eyne Tezhebun?" (nereye gidiyorsunuz?!)
« Yanıtla #42 : 21 Mayıs 2008, 09:54:57 ÖS 21 »
M. İslamoğlu

1856 yılında Islahat Fermanı ilan edildiğinde, batıcı bir bürokrat olan Mehmetpaşazade Said Bey, namaz kılmaya giden bir hoca efendiye şöyle der:
"Niçin namaz kılıyorsun hoca efendi? Ferman okundu, görmedin mi? Artık gayrı müslim teb'a ile beraber olacağız!"

Ahmet Cevdet Paşa'nın Tezakir'inden öğrendiğimiz bu olaydan da anlıyoruz ki, 143 yıl öncesinin batıperest kafasıyla günümüz yabancılaşmış aydın makulesinin Avrupa Birliği'ne adaylık ilanını müslümanların kurban ibadetlerinden kurtulmak için bir fırsat telakki eden tavrı arasında, mahiyet farkı bulunmamaktadır.

Bir buçuk asır öncesiyle günümüz arasındaki benzerlik, yalnızca Islahat Fermanı taraftarları olan Osmanlı batıcılarıyla Avrupa Birliği taraftarı olan Cumhuriyet batıcıları arasında görülmüyor. Aynı zamanda bu iki olaya muhalefet edenlerin bakışaçısında da çok yakın bir benzerlik müşahade ediliyor. Yine Tezakir'den öğrenelim Islahat Fermanı'ya yönelik tepkileri:

"Aba ve ecdadımızın kanıyla kazanılmış hukuk-u mukaddese-i milliyemizi bugün kaybettik. İslam milleti hakim millet iken böyle bir mukaddes haktan mahrum kaldı. Bugün, ehl-i İslam'ın ağlayacak ve matem edecek günüdür."

Ne garip, halkın ağzından bu satırları aktaran büyük İslam hukukçusu Ahmet Cevdet Paşa'nın kız torunu din değiştirip rahibe olacaktır; tıpkı Tevfik Fikret'in oğlu Haluk'un din değiştirerek papaz oluşu gibi.

Çoğumuz sanırız ki, Osmanlı aristokrasisinin İslam'la ilgisi Cumhuriyet aristokrasisinin İslam'la ilgisinden daha sıcak, daha yakındır. Öyle olmadığı malum. Meşrutiyet seçkinleriyle Cumhuriyet seçkinlerinin kafa yapıları birbirinin tıpkısının aynısıdır. Ve problem Avrupa'yla ilişkilerimizde değil 'kendimizle', 'kendi değerlerimizle' ilişkilerde aranmalıdır.

Bu tarihi tecrübeden yola çıkarak baktığımızda Avrupa Birliğine giriş sürecinde korkması gerekenlerin biz müslümanlar olmadığı kanaatindeyim.

Bu saatten sonra kimse, başımıza bir musibet olarak sarılan 'ulus devlet'in savunmasını bize ihale etmeye kalkmasın. Bu topraklar başta olmak üzere, mazlum coğrafyamızın bir çok yerinde 'kurtuluş savaşı' adı verilenler de dahil tüm savaşlarda kimlerin 'savaşıp' kimlerin 'kurtulduğunu' unutmak mümkün mü? Davulu halkın boynuna asıp da tokmağı halka yapancılaşmış bir avuç hayasız ve ahlaksız seçkinin eline veren modelleri savunmamız beklenmiyor her halde bizden.

Bu ülkede "ulus devlet de olmasa ahlakın şu şu surları da yıkılırdı" diyebileceğimiz hiçbir şey kalmamıştır. Ticaret, iş ve siyaset ahlakı artık irtifa kaybedemeyecek kadar dibe vurmuştur. İslam ahlakının kendilerinde tecessüm ettiği birey ve aileler, bunun en küçük zerresini dahi devlete ve onun her hangi bir kurumuna borçlu değillerdir. Belki, sisteme rağmen korudukları duruşları sayesinde ahlaki davranış geliştirmeyi başarabilmişlerdir. Hepsinden öte, ahlaki duruşlarını böylesine köhne ve böylesine ayartıcı bir yağma düzeninde koruyabilenler, kendi içerisinde tutarlı bir ahlak normuna sahip olan Avrupayla eklemlenmiş bir Türkiye'de daha rahat koruyacaklardır.

Din adına zaten bir korkum olamaz. Çünkü din cazibesini sizden, bizden, onlardan değil, doğrudan kendi ilahi kaynağından alır ve o bizatihi 'yüce' ve 'korunmuş'tur. Şimdiye kadar dini iktidar eliyle koruduğunu söyleyen her sistem, bunu dindarı köleleştirme ve koyunlaştırma yolunda bir rüşvet olarak kullanmıştır. Cumhuriyet dönemi Türkiye'si de bunun dışında değildir.

Müslümanlara gelince; bunun en bariz örneği Avrupa'daki işcilerin durumudur. Bunun nedeni açıktır: Kimlik, ötekiyle karşılaşıldığında daha bir değer kazanır ve kendini gösterme ihtiyacı hisseder. Bugün, resmi sistemin eğitim kurumlarında zihni ve yüreği yeniden formatlanarak kimliğini yitirmiş ve kişiliksiz hale gelmiş bir çok insanımızın, 'öteki'yle yüz yüze gelince bir kimlik arayışına girmesi ve çoğunlukla bu arayışın kendi özüne dönüşle neticelenmesi boşuna değildir.

İnsan hakları, özgürlükler vs... Bu alan, dövüşe dövüşe, alın, yürek ve bilek teriyle kazanılacak bir alandır, başkalarının koltuğuna sığınarak, bir ulufe gibi dağıtılacak ya da dilenilecek bir alan değildir. Batılılar ya da onların yağmacı yerli taşeronları; size hak ve özgürlüklerinizi kolay kolay vermeye yanaşmayacaklardır. Zaten bunu beklemek de abesle iştigaldir. Kaşıkla verip sapıyla göz çıkaracağı gün gibi aşikare olanların eline bakma safdilliğine düşmemek gerek. Fakat, ağanın çomarıyla değil de ağanın bizzat kendisiyle muhatap olmayı istemekten daha doğal ne olabilir?

Biliyorum ki, tarih devam ediyor ve yarının üstte olacak olanları bugünün ya da dünün alttakileri arasından çıkacaktır. Üç asırlık yalan çevrimi tamamlansın ve 1400 yıllık tarihimizin acılı-tatlılı engin birikimine dayanarak yepyeni bir hayatın inşası için önümüz açılsın.

Yapabilir miyiz bunu?

Neden olmasın?

En büyük güvencim kendimiz değil, fakat ait olduğumuz inanç sistemi.

O'na güveniyorum.

( 24 Aralık 1999
Not font kurbaa

*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: Müslümanlar ! "Fe Eyne Tezhebun?" (nereye gidiyorsunuz?!)
« Yanıtla #43 : 21 Mayıs 2008, 10:07:21 ÖS 22 »
Avrupa Birliği'nden korkmuyorum, ama... 
 
M. İslamoğlu ....
 
 
13/12/1999 
 
 
 
 
 
Dün Helsinki'de açıklanan, Türkiye'nin AB üyeliğine eşit aday olarak kabul edildiğinin ilanı, Tanzimat'tan bu yana Türkiye'nin yöneldiği istikametin doğal bir aşamasıydı. Hatta geç kaldığı bile söylenebilir.
İşin garibi, bu ülkenin kadim kıblesini Batıya çevirip istikametini saptıranlar, kafadarlarının 150 yıldır canla başla kavgasını verdikleri Batılılaşmada yolun sonuna gelindiğine o kadar da sevinmiş görünmüyorlar.

En azından şunu söyleyebiliriz: Dünküleri haydi bir yana bırakalım, Batıcılığın günümüzdeki temsilcilerinin Batıcılıklarında dahi 'takiyyeci' oldukları ortaya çıktı. Türkiye'yi koca bir kapalı havzaya çevirip, kurdukları soygun ve yağma düzeni sayesinde palazlananlar, becerebilseler ("utanmasalar" demiyorum, çünkü utanacak bir yüze sahip olmadıklarını biliyorum) helvadan putlarını acıkınca yiyen Mekke putperestleri gibi tüm putlarını yiyecekler. Fakat, görünen o ki artık iş işten geçmiş durumda.

Avrupa Birliği'nden korkmadığımı söyledim. Onlardan, laikçi kemalistler korksun. Çünkü artık, kemalizmin ardına sığınıp soygun, vurgun, talan, hırsızlık, arsızlık, yüzsüzlük yapamayacaklar.

Dahası kemalizm diye bir şey kalmayacak. Çünkü, Batıcılar şimdiye dek yaptıkları tüm zorbalık ve ahlaksızlıkları "çağdaşlık, laiklik, uygarlık, ilericilik" adına yapıyorlardı. Su gelince teyemmüm nasıl bozulursa, aslı gelince sahtesinin hükmü de kalkmış olacak. Milletin malını soyup yakayı eleverince "Ben Atatürkçüyüm, laikim" yollu açıklamaları efendileri olan Batılıları ikna etmeye yetmeyecek.

Aramızdan müsveddeler çekilecek, biz onların asıllarıyla karşı karşıya kalacağız. Aslı dururken, çok kötü kopyalarıyla uğraşmaktan iflahımız kesildi. Ağayla oturur konuşuruz, fakat kapısındaki çomarıyla oturup konuşmak ne mümkün? O bir tek şey biliyor: Paçamıza saldırmayı.

Türkiye'nin 150 yıllık Batılılaşma süreci Avrupa Birliği'ne girişle tamamlanmış olacak. Kemaluhu zevaluhu: Bir şeyin zirvesi onun sonudur. Fakat, zaman devam edecek ve toplum kendisine yeni bir hedef tayin edecek. Bu hedef belki bu 150 yılın rövanşı olacak. Kimbilir, belki yepyeni ve aydınlık bir istikamet açısının startı verilecek. Tarihin yasasıdır:

"Ve tilke'l-eyyam nudaviluha beyne'n-nas: Bu alt-üst oluş dönemleri... biz onu insanlar arasında döndürür dururuz."

AB'a üyelik sürecinde İslam'ın geleceği

AB sürecinde, Türkiye'deki İslam adına kimse endişe etmesin. Onun koruyucusu sözgelimi toplum olarak biz olsaydık, İslam çoktan tarihin çöp sepetini boylamıştı. Fakat onun koruyucusu, başta Türkiye toplumu olmak üzere, yeryüzündeki hiçbir fert, soy, boy, ulus, devlet ve millet değildir. O hayatiyetini ve cazibesini dışından değil bizzat kendi özünden alır. Eğer savaşarak yeryüzünde herhangi bir yerde İslam bitirilmiş olsaydı, bu ülkede bitirilirdi. Görmüyor musunuz, budandıkça daha gür ve gümrah geliyor? ("Ya Endülüs?" dediğinizi duyar gibiyim; fakat o bahs-i diğer.)

İslam, Batı'ya doğru yürüyüşüne daha peygamber hayattayken Tebük savaşında başladı. O günden bu yana, sadece toprakları değil, yüz milyonlarca yüreği fethederek Batı'ya doğru yürüyüşünü sürdürdü. 1400 yıllık tarihimiz, zaferlerin ve başarıların olduğu kadar yenilişlerin ve başarısızlıkların da tarihidir. Fakat, Müslümanların mağlup durumda oldukları en zor ve kor zamanlarda bile İslam sancağı yere düşmemiş, Allah, yepyeni bir toplum eliyle onu göndere çekmiştir. "Dilerse sizi siler, yerinize yepyeni bir halk getirir."

Tarihimizi iyi incelediğinizde, en korkunç ve "bu ümmetin ömrü bu kadarmış" denilen yenilginin Moğol İstilası olduğunu görürsünüz. İbnu'l-Cevzi'nin torunu (Sıbt) gibi dönemin kimi yazarları, kitaplarına "bu ümmetin kıyameti bu olsa gerek" notunu dahi düşmüşlerdir. Fakat ne olmuştur? Bu ümmetin kıyametini getirdiği sanılan Moğollar, çekirge sürüleri gibi yok etmek için girdikleri İslam topraklarında İslam tarafından teslim alınarak Müslüman olmuşlardır. Bununla da yetinmemişler, baştan başa yakıp yıkarak tarumar ettikleri İslam medeniyetine, tarihimizin en görkemli eserlerini kazandırmışlardır.

AB'a üyelik sürecinde Türkiye Müslümanlarının geleceği

İşte benim endişeli olduğum tek nokta burası. Türkiye Müslümanları henüz işin önemini yeterince anlamış değiller. AB üyeliği süreci getiri ve götürüsü, avantajları ve dezavantajları olan bir siyasal süreç. Özellikle "siyasal" dedim, çünkü -şahsen- bu süreçte, mevcuttan çok farklı ve kırılma niteliğinde sosyal bir etki beklemiyorum. Cumhuriyet dönemi politikaları ve özellikle de Özal sonrası yürürlüğe konulan liberalizasyon süreci, AB üyeliğinin toplum üzerindeki muhtemel etkilerini zaten gerçekleştirdi.

Siyasetin, ekonominin ve ahlakın standartlarının dibe vurduğu böylesi bir çözülmenin ve kokuşmanın ardından, artı bir alçalış ve çözülüşün mümkün olmadığını düşünüyorum. Aksine, eğer 'şahsiyet' olmak için önce 'bireyselleşme' sürecini yaşamak şart ise, bu sürecin bir an evvel atlatılmasına katkıda bulunacaktır AT. İmanlar üzerinde yıkıcı etki göstermeyeceğine, Avrupa'ya giden işçilerimizi örnek verebilirim.

Peki, bu süreci; insanı, dünyayı ve geleceği İslami temeller üzerinde yeniden inşa için bir fırsata dönüştürme ihtimali var mıdır? İşte bunun "hayali cihan değer". Neden olmasın? Neden Avrupalılar, İslam'ın ikinci Moğolları olmasın? Bu soruyu, inandığı değerlerin; insanlığın zamanlar ve zeminler üstü ortak değerleri olduğuna güvenen her mü'minin kendi kendisine sorması ve "bu uğurda bana düşen nedir?" demesi gerekir.

Bu soruyu sadece mü'min fertlerin değil, İslami duyarlığı olan vakıf, dernek gibi tüm gönüllü kültür teşekküllerinin, sivil yapıların, cemaatlerin, tarikatların da kendi kendilerine sormaları gerek. Onlara Balkanlar'da İslam'ın yayılışındaki Sarı Saltuk misyonunu iyi tetkik etmelerini tavsiye ederim. Özellikle Müslüman tüccarların, Avrupa'yı da içine alacak bir yürek fethi seferberliğinde öncü rolü oynayacak ilk zümre olduğunu hatırlatırım.

Böyle bir fetih seferberliğinin olmazsa olmaz bir şartı var:

Temsil kabiliyeti!

O varsa, gerisi ne gam!

( 13 Aralık 1999 )

 
Not font kurbaa

*

MATRUŞKA

Ynt: Müslümanlar ! "Fe Eyne Tezhebun?" (nereye gidiyorsunuz?!)
« Yanıtla #44 : 25 Mayıs 2008, 07:21:17 ÖS 19 »
 sev güzel iç bade kendinden geç... bırak bu zor ve karışık konuları  sonra kapıda görürsün kendini... canlı şahidi benim bak dersimi aldım rotayı çevirdim yaşassın TKP..... BAŞKANIMIZ DOĞU PERİNÇEK. HHHEEEEEEH