Felâh

  • 0 Cevap
  • 1838 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5153
    • depo
Felâh
« : 17 Mart 2008, 10:09:33 ÖS 22 »

Felâh

         Felâh, tarlayı sürmek, yarmak anlamına gelen fe-le-ha kökünden türemiş bir kavramdır. Sözlükte istenmeyen şeylerden kurtulma ve gayeye ulaşma, hayır, refah, saadet sahibi olma gibi anlamlara gelirken, ism-i fail olarak 'fellah' da tarlayı süren kişi manasındadır.

         Terim olarak felâh, dünyada sahip olunacak başarı ve mutluluk ile ahirette kazanılacak ebedi kurtuluş ve saadeti ifade eder. Bu yönüyle, halk arasında da bilinen şekliyle, kısaca kurtuluş olarak tabir edilebilir. Ayrıca getirdiği hayırlardan dolayı sahur yemeğine de felâh denilmiş, ezanda da mü'minler felâha çağrılmış, namaz felâh olarak görülmüştür.

           Râğıb el-İsfahani, bu kavramı dünyevî ve uhrevî olmak üzere iki kısma ayırır. Dünyevî yönünü "dünya hayatının hoş, güzel hale gelmesini sağlayan saâdetleri elde etme, kazanma" diye ifade ederken, refah ve sanatta bâki olma, zenginlik ve izzet sahibi olmayı bu cümleden saymıştır. Uhrevî yönünü ise dört şeyden müteşekkil olarak tanımlamıştır: "yok olmayan bekâ, fakirliği olmayan zenginlik, zilleti, horluğu veya hakirliği olmayan izzet ve câhilliğin olmadığı bir ilim."
Felâh kavramının müslümanlar için taşıdığı anlam aslında büyük sınav geldiğinde başarıya ulaşabilmektir. Hayatı boyunca, tabi olacağı sınavın ağırlığını daima üzerinde hisseden müslümanlar, burada kazanacakları başarı ile felâha erişebileceklerdir. Kitabı sağdan verilecek olanlar, yüzleri aydınlanacak olanlar onlardır.
 
         "Felâha ulaşan" anlamında müflih kelimesi Kur'an'da çoğulu olan müflihûn şeklinde kullanılmıştır. Kur'an'da pek çok yerde geçen bu kelime ve türevleri sadece mü'minler için kullanılmış ve felâha ulaşanlar övülerek anılırken, felâh bulamayacakların da kimler olduğu açıkça ifade edilmiştir; Allah'tan korkan (Mâide 100), Allah'ı çok zikreden (Cum'a 10), hayra çağıran, iyiliği emredip, kötülükten meneden (Âl-i İmran 104), temizlenen, Rabbinin adını anıp O'na kulluk eden (A'lâ 14-15), gayba inanan, namaz kılan, kendilerine verilenden Allah yolunda harcayan, kendisine ve kendisinden önce indirilene iman eden, ahiret gününe kesinkes inanan, Rabbinden gelen hidayet üzere olanlar (Bakara 2-5) felâha kavuşmakla müjdelenmiştir. Akidesini tevhid üzerine kuranlar, imanları üzerinde şüphe bırakmayanlar, Kur'an'ın çizgisini kendilerine çizgi olarak benimseyenler, onlar müflihtir. Müflih olmayanlar ise kendilerine başka ilahlar edinip onlara kulluk etmiş, iyilikten menetmiş, kötülüğe çağırmış, ilâhi olanı reddedip yeryüzünü ifsad etmiş olanlardır.

             Allah'a ve Rasülü'ne düşman olanlarla dostluk etmeyen, Allah'ın tarafından olan (Mücâdele 22), Peygamber'e iman edip O'na saygı gösteren, O'na yardım eden ve O'nunla birlikte gönderilen Nûr'a (Kur'an'a) uyan (A'râf 157), aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve Rasülü'ne davet edildiklerinde, ancak "işittik ve itaat ettik" diyenler de (Nur 51) felâha kavuşacaktır. Allah'ın yanında olanlarla birlikte olmak, Allah'ın hasımlarını hasım bilmek, Allah'tan gelene itaat etmek kurtuluşa erecek mü'minlerin vasıflarıdır. Tam tersi olarak Allah'ın ve Rasül'ün düşmanlarıyla dost olanlar, Rasülü'ne saygı göstermeyen, O'nu ve O'nun getirdiğini kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalışan, işittiği halde itaat etmeyen, yüz çeviren, küçük gören, horlayan taraf müflih olamayacak taraftır.
 
          Namazlarını huşû içinde kılan, boş ve faydasız şeylerden yüz çeviren, zekâtı veren, iffetini koruyan, haddi aşmayan, emanetlerine ve ahidlerine riayet eden, namazlarına devam eden (Mü'minûn 1-10), nefsini kötülüklerden arındıran (Şems 9), evlere kapılarından giren (Bakara 189), şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans oklarından uzak duran (Mâide 90), nefsinin cimriliğinden korunan (Haşr 9, Teğâbün 16), Allah'a tevbe eden (Nûr 31) mü'minler hedefledikleri gayeye ulaşacaklardır. Gündelik hayat içerisinde mü'minlerin birbirleriyle olan ilişkileri, birbirlerine verdikleri sözler, emanetler, birbirlerine karşı hassasiyetleri, cömertlikleri ve diğer özellikleri yolun sonunda onlara kurtuluşu göstermektedir. Namazını huşû içinde kılmayan, boş ve yararsız işlerle uğraşıp zekâttan kaçan, Allah'ın yasaklarından kendini korumayan, cimrilik yapan, emanete riayet etmeyenler de kaçılması mümkün olmayan gün geldiğinde yüzleri kararacak olanlardır.
Kat kat arttırılmış olarak faiz yemeyen, Allah'tan sakınan (Âl-i İmran 130), rükû edip, secdeye kapanan, Rabb'ine ibadet eden; hayır işleyen (Hacc 77), mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad eden (Tevbe 88) mü'minler tıpkı toprağı yarıp çıkan başağın tazeliğinde, taptaze mutluluk dolu bir hayata kavuşacaklardır. "İşte, asıl bunlar varis olacaklardır; Firdevs'e varis olan bu kimseler, orada ebedi kalıcıdırlar." (Mü'minûn 10-11)

               Felâh'a ulaşmayacak olanları acı bir hüsran beklemektedir. Anlam açısından bakıldığında, hüsran, insan hayatının gayesine ulaşamayarak ziyan edilmesidir. Felâh başarıya ulaşmaksa hüsran da başarıya ulaşamamaktır. Felâh'a kavuşacak olanlar bildirilirken aslında bunların tersini yapanların hüsrana uğrayanlar olduğu açıktır. Bununla birlikte insanın başka hangi sebeplerle ve kesinlikle hüsrana uğrayacak olduğu da Kur'an'da önemle vurgulanmaktadır. Zalimler asla felâh bulamayacaklar (Yusuf 23, En'âm 21, 135), Allah'ı bırakıp da şeytanı dost edinenler (Nisa 119), Allah'ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar (En'âm 31, Yûnus 45) Allah'ın lütfundan kendilerine bir yol bulamayacaklardır.
 
        Kendilerine kitap verilenlerden, O'nu (Rasülullah'ı) kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanıdıkları halde tanımazdan gelenler (En'âm 20), kendilerine bir iyilik dokunduğunda buna pek memnun olup da musibete uğradığında çehresi değişenler (Hac 11), çocuklarını öldürenler ve Allah'ın kendilerine verdiği rızkı, Allah'a iftira ederek haram kılanlar (En'âm 140), hesap günü tartısı hafif gelenler (A'râf 9) Kur'an'a göre hüsrana uğrayacak olanlardır. Bu örneklerin dışında yaklaşık elli ayette daha kendilerine yazık edenlerin, ziyana uğrayacakların özellikleri anlatılmaktadır. Ne acıdır ki onlar felâhı başka mecralarda aramak gafletine düşmüş ve kendilerine yazık etmişlerdir.

     Kur'an'ın sarih ifadelerinden anlaşılacağı üzere Allah'ın rızasına ve dolayısıyla ebedi saadete uzanan yolun nasıl bir yol olduğu, bu yol üzerinde yürürken nelere riayet edilmesi ve nelerden kaçınılması gerektiği net olarak bellidir. Çok merhametli olan Allah, kullarının selameti için gerekenleri bildirmiştir. Kulun bu yol üzere müstakim olmak mecburiyeti vardır. Yolu işaret eden yukarıdaki ayetler İslam'ın rükunlarından başkası değildir. Kurtuluşa ulaşmanın şartı, İslam'ın şartlarını yerine getirmek, hakkıyla iman edip, müttakilerden olmaktır.

       Felâh kavramı, halk arasında dünyevi başarı ve mutluluk anlamlarından ziyade 'ebedi kurtuluş' anlamıyla kullanılmaktadır. Ancak kavramın kullanım şekline derinlemesine bakıldığında felâh'ın müslüman toplumların zihninde doğru yerde durmadığı görülecektir. Kur'an hayatı bütüncül bir yaklaşımla tamamen kavrar, ona tâbi olanların tüm hayatını düzenleyerek Allah'a doğru yönlendirir ve bu durum "De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm hepsi alemlerin Rabbi Allah içindir. (En'âm 162) ayetinde ifadesini bulur. Oysa ki günümüzde toplumun algılaması bu yönde görünmemektedir. Felâh, İslam'ın kendisi olarak anlaşılmak yerine bir takım ibadetlerin şahsına indirilmiş durumdadır. Namaz, oruç, hac gibi ibadetler müstakil olarak felâh kapısı olarak algılanmaktadır. Normal zamanda namaza gereken hassasiyeti göstermediği halde Cuma namazını kaçırmayanlar, ömrünün son demini Hac'da geçirmeye çalışanlar, sürekli tespih çekip bazı duaları binlerce defa tekrarlayanlar bunun bariz örnekleridir. Aynı şekilde bazı gün ve gecelerin, özellikle Rasülullah'ın (sav) doğum yıldönümlerinin, Ramazan'ın son günlerinde aranan Kadir gecesinin, Berat gecesi ve diğerlerinin kutsal kabul edilerek, sabahlara kadar namaz kılıp gözyaşı dökülerek felâh bulunacağına inanılmaktadır. O zamanlarda camileri dolduran halka sürekli olarak "göklerdeki kapıların" ancak bugünlerde açıldığı şeklinde yapılan telkinler, bunlarla birlikte, "Lâ ilahe illallah diyen kurtulur" veya "benim ashabım yıldızlar gibidir, hangisine tutunursanız kurtuluşa erersiniz" şeklinde gelen rivayetlerin de "kurtuluş" konusunda halkın zihninde kökleşmiş bulunan yanlış inancın büyümesinde ve sürdürülmesinde katkısı büyüktür. Toplumun benliğinde yerleşmiş yanlış yaklaşımlar maksatlı ellerce okşanarak beslenmektedir. Bu tür inanışların İslam'da en ufak bir yeri, Kur'an'ı Kerim'de dayandığı bir tek ayet olmamasına rağmen toplum bilinçsizce atasından gördüğünü taklit etmeye devam etmektedir. Kur'anî bir perspektife kavuşmadan da bu yaklaşımın terk edilmesi mümkün görünmemektedir.
Her ne kadar felâh kavramı günlük hayata teşmil edilerek kullanılmasa da dünyevî başarı ve mutluluk anlamlarını da içerir. Mü'minler ahiret hayatını düşündükleri gibi dünya hayatında da başarı ve mutluluk sahibi olmaya çalışırlar. Mü'minler hem ahireti gözetirler hem de dünyadan helal ve temiz yollarla yararlanmanın yollarını ararlar. "Allah'ın sana verdiğinden (O'nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma" (Kasas 77) buyurulmaktadır. Dünyevî yönüyle felâh, maddi ve manevî kazanımlar olarak değerlendirilebilir. Bu kazanımların büyüklüğü ise tâbi olunan imtihana bağlıdır. Mü'minler, esas ahirette kârlı çıkma maksadını koruyarak, bu kazanımların peşine düşerler. Allah'ın takdir ettiği ölçülerde de maddi veya manevi hedeflerine ulaşabilirler.

      Bireysel bazda felâh bu şekilde anlaşılabilirken, toplumsal bazda dünyevî başarı, toplumun Allah'ın emrettiği düzeni ne derece yaşamına tatbik edip olgunlaştırdığıyla alakalıdır. Toplumun Kur'an'ın prensiplerini ne derece özümseyip hayata geçirebildiğiyle ilgilidir. Bilindiği gibi, İslam tarihinde de, Müslümanların İslam'a sahip çıktığı devirlerde zenginlik artmış toplum güçlenmiş, diğer toplumlar da müslümanlara gıptayla bakmışlardır. Yaşantısını, ticaretini, ilişkilerini İslam'a göre düzenlediğinde toplum güçlenmiş, ayağa kalkmış ve diğerlerini de peşinden sürüklemiştir. Bu dönemlerde Müslümanlar medeniyeti en ileri seviyelere taşımışlardır. Müslümanların İslam'dan uzaklaşmalarıyla birlikte, bütün kazandıkları üstünlükleri de ellerinden birer birer yitip gitmiştir. Bugün dünyada Müslümanların yaşadığı toplumların tamamen edilgen halde durmalarının, kuvvetten yoksun olmalarının sebebi de bundan başkası değildir. Müslümanlar kendi dinlerinin etkisiyle değil dışarıdan gelen modern baskının altında yaşamaktadırlar. Müslümanlar modernite adı altında kendilerine dayatılan farklı bir hayat tarzını yaşamaya zorlanmaktalar.

      Modernite de insanları 'refah' kavramını önererek kurtuluşa çağırmaktadır. Ona göre dünyada sağlanması gereken refahtır. Bu kavram ahiret kaygısı taşımadan, dünyanın tüm zevklerini yaşama hırsı, her şeye sahip olma, özgür ve mutlu olma fikirlerini içermektedir. Felâh kavramının içerdiği diğergamlık, cömertlik, paylaşma duygusu, yardımseverlik, misarfirperverlik duygularının yerine bencillik, egoizm, biriktirmecilik, bireysellik, bireycilik, kısa yoldan köşe dönmecilik, üretim ve tüketim çılgınlığını içermektedir. Toplumlara hedef olarak 'refaha ulaşma' kaygısı özümsetilmeye çalışılmaktadır. Neticede ise sistem sahipleri güç ve servet artışı sağlamakta fakat bu batıl yaşam tarzları insan hayatını alt üst etmekte, insanlar refah adına boş şeylerin peşinden koşturulmaktadır. Bireyler elde ettikleri küçük menfaatleri kazanım sayarken, toplumun büyük çoğunluğu ise yolunu bulamaz halde çırpınıp durmakta ve daha ahirete varmadan dünyada hüsrana uğramaktadırlar. İçinde yaşadığımız toplumda da bunu gözlemek mümkündür.

         Bugün Batı'da ve Batı'nın girdiği yerlerde, sebep olduğu acı, gözyaşı, zulüm, sömürü gözler önündedir ve getirdiği yıkım kazandırdığı maddi menfaatlerin kat be kat üzerindedir. Sistemin en tepesinden en küçük bireyine kadar herkes sıkıntı çekmektedir. İnsanın fıtratına aykırı bir düzenin başka bir sonuç doğurması mümkün olamaz. Mutluluğu daha çok üretim ve tüketimde gören anlayış halkını şişmanlıktan yerinden bile kalkamaz hale getirirken diğer bir kesimi ise açlıktan kalkamaz hale getirmiştir. Modernizmin dünyevî kurtuluş hedefi dünyada da ahirette de insanları felakete sürüklemektedir. Felâh'ı sağlayacak olan İslam'dan başkası değildir. Doğuyu da O kurtaracaktır, Batıyı da. Dünyevî kurtuluşu ancak Allah'ın insanın yaratılışına uygun olarak düzenlediği hayat tarzı sağlayabilir. Gerek dünyada gerek ahirette felâha ulaşmak isteyenlerin tek şansı vardır ki o da hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılmaktır (Al-i İmran 103).

KAYNAK