O KENDİ HEVA HEVESİNE GÖRE KONUŞMAZ

  • 18 Cevap
  • 38277 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ynt: O KENDİ HEVA HEVESİNE GÖRE KONUŞMAZ
« Yanıtla #15 : 20 Şubat 2008, 07:17:03 ÖS 19 »
Eğer, hala daha sorunuza net ve inandırıcı cevab alamamışsanız,

 namaz bakara suresinde farz olarak emir olunmuştur ve bakara suresi maide suresinden çok önce nazil olmuştur. Buna GÖRE namaz nasıl kılındı ? Abdestli mi ? Abdestsiz mi ?

daha önce tartıştığımız ve tartışma konusu olan abdest ayetleri yokken nasıl namaz kılınabildi ? Örnek verebilirim.

Namaz Mekke’de farz kılındı, abdest ayeti ise Medine’de indi. Müslümanlar Mekke’de iken abdestsiz mi namaz kılıyorlardı? Hayır, abdestsiz namaz kılmıyorlardı. Yani ayetin Medine’de inmiş olması namazın Mekke’de abdestsiz kılındığı anlamına gelmez

Peygamberimiz ve sahabiler abdestsiz namaz hiç kılmamışlardır. Mekke’de namaz ayeti farz kılındığında , Peygamberimiz’e abdest alması Çok büyük bir ihtimalle kendisine öğretilmiş olması lazım gelir ki, namaz kılabilsin. Dolayısıyla peygamber efendimiz abdest almasını biliyordu ve öğrendiği gibi müminler de öğretiyordu. Daha sonra gelen bir ayetle (MAİDE ) de bu emir pekiştirildi

ÇOK ÖNEMLİ BİR NOT:Vahyi şöyle algılamanız da mümkündür. Allah tarafından kullara gösterilen her öğreti, her haber ve her emir bir vahiy olmaktadır. Vahyin vahiy olabilmesi için illaki kuran ayeti olması gerekmez

Bu tezi kanıtlayan  ŞURA 51 ayetidir. ( Tekrar bakabilirsiniz )

Ynt: O KENDİ HEVA HEVESİNE GÖRE KONUŞMAZ
« Yanıtla #16 : 21 Şubat 2008, 06:42:05 ÖS 18 »
Alıntı
Abdulhamit
Peygamber efendimiz de Allaha soru sormuş olamaz mı ? Büyük bir ihtimaldir ki, sormuştur
Buna cevaben de kendisine ya özel bir vahiy ya da özel perdesiz bir direk bir cevab gelmiştir

Çok büyük bir ihtimal ki, hemen hemen kesin diyebilirim, Peygamber efendimiz kendisine inen kuran ayetlerinin tamamının tefsirini biliyordu.

 Neden ve niçin bilmezsin ki !

Biz  kuran ayetlerinin anlamlarını merak edip, kuranı araştıran öğrenen kullar olarak nasıl ki, her kuran ayetinin mealini araştırıp, daha iyi bilenlerin yorumlarına  da başvuruyorsak, bu yorumları karşılaştırıp, rabbimizin sözlerini DAHA İYİ anlamaya çalışıyorsak ve bu yönde bir çaba harcıyorsak

Peygamber efendimiz de 23 yılda kendisine inen kuran ayetlerini TEFSİRLERİ İLE BİRLİKTE ÇOK İYİ anlamaya çalışmıştır. Nasıl mı ?

Peygamber efendimiz vahyin direk muhatabı değil miydi ? Kitabın yazarı olan Allah ve kitabı indiren cebrail ile DEVAMLI iletişim halinde değil miydi ?

O halde peygamber efendimiz de kendisine inen ayetlerin tefsirinin ne olduğunun ANLAMASI DAHA İYİ bilmesine  dair, cebraile veya Rabbimize soru sormuş  olması İHTİMAL DIŞI DEĞİLDİR ve bu soruların cevablarını  da mükemmelen ve eksiksiz olarak alıyordu ve alması düşünülenebilir. Aksi iddia edilemez bile. Yani peygamber efendimiz

Başta hem kendisini ve hem de ümmetini ilgilendiren ayet tefsirlerinin ne olduğunu bilmemesi, bunu merak etmemesi bu konuda kayıtsız ve duyarsız kalması söz konusu değildir.

Örneğin; Biz sana kevseri verdik . kevser suresi indiğinde Nedir bu kevser ? Demeyecek midir. veya sana ikişerlerden yediyi verdik(Hicr-87) ayeti indiğinde nedir bunların anlamları, tefsirleri demeyecek midir ? Dediği halde ve bu soruları sorduğu halde Allah bunlara cevab verip, resulune  öğretmeyecek midir !

Bakın MUSA PEYGAMBER MERAKINDAN ALLAHI BİLE GÖRMEK İSTEMİŞTİR DE ALLAH DA RESULUNUN BU İSTEĞİNİ GERİ ÇEVİRMEMİŞTİR( Peygamber efendimiz de eğer  kuran ayetlerinin tefsirinin ne olduğunu sorup öğrenmek istediğinde bu isteği çevrilmez ve ona en güzel bir tefsirle en mükemmel bir şekilde öğretilir)

O halde kuran Allah tarafından peygamberimize peyde pey  nazil olurken, ya peygamber efendimize soru sormasına  gerek kalmaksızın bu kuran ayet mealerinin açıklaması ve tefsirleri ona YAPILIYORDU, yapılmıştır veya peygamber efendimiz bunları merak edip sorduğunda yine ONA vahiyle bunlara cevab veriliyordu, verilmiştir. DİYORUZ.

O HALDE DİYORUM Kİ, KURAN A' dan Z' ye peygamber efendimize tefsirleri ile birlikte öğretilmiştir veya peygamberimiz  KURAN TEFSİRİNE A' DAN Z' YE VAKIFTI. KURANIN TEFSİRİNİ A' dan Z' ye ÇOK İYİ BİLİYORDU
[/color]

Ynt: O KENDİ HEVA HEVESİNE GÖRE KONUŞMAZ
« Yanıtla #17 : 21 Şubat 2008, 07:52:38 ÖS 19 »
DEĞERLİ KARDEŞİM MAXPAYNA

ÇOK ÖNEMLİ BİR NOT:Vahyi şöyle algılamanız da mümkündür. Allah tarafından kullara gösterilen her öğreti, her haber ve her emir bir vahiy olmaktadır. Vahyin vahiy olabilmesi için illaki kuran ayeti olması gerekmez

Bu tezi kanıtlayan  ŞURA 51 ayetidir. ( Tekrar bakabilirsiniz )
Demiştim.

Şimdi bana özel vahiy de ne demek oluyor ? Peygamberimizin yalnız şahsına indirilen bu özel vahyi neye dayanarak söyleyebiliyorsunuz diye soru yöneltebilirsiniz ve yöneltmiştiniz de

Ben de bunu kuranın kendisinden öğrendiğimizi yani kuranın bize bunun böyle olduğunu haber vermesi ile öğrendiğimizi söylemiş ve size bir takım kanıtlar da  sunmuştum. Ve Beni bu konuda bir hayli titiz bir çalışmaya ittiniz

İŞTE SİZE KURAN AYETLİ SON KANITLARIMI
 SUNUYORUM

 

Biz “iki renkli vahy”e şaşıyoruz, ama gözlerinizi dört açıp Kur’an’ı Kerim’i dikkatle okursak, bu kitapta “üç renkli vahy” ya da “üç boyutlu vahy”den söz edildiğini ve bunlardan sadece bir renkli vahyin Kur’an’da toplandığını anlarız. Nasıl mı, örneğin;

“Allah, bir beşere ancak ya vahy ile veya bir perde arkasından kelam söyler. Veyahut bir resul gönderip izni ile dilediğini vahy buyurur. Çünkü O, çok yücedir. Hüküm ve hikmet sahibidir.” (Şura: 51)

Burada Allah’tan bir beşere emir veya talimat göndermenin üç şeklinden söz edilmiştir:
(1) Doğrudan Vahy (yani, ilka ve ilham)
(2) Perde Arkasından Kelam
(3) Resul (melek) vasıtasıyla gönderilen vahy. Kur’an-ı Kerim’de toplanan vahyler işte bu 3. tür vahylerdir. Bunun açıklamasını Yüce Allah bizzat Kur’an’da yapmıştır
.

“De ki: “Her kim Cebrail’e düşman ise, bilsin ki o, Allah’ın izni ile Kur’an’ı; önceki kitapları doğrulayıcı, mü’minler için de bir hidayet rehberi ve müjde verici olarak senin kalbine indirmiştir.”
“Her kim Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail’e ve Mîkâil’e düşman olursa bilsin ki, Allah da inkar edenlerin düşmanıdır.” (Bakara: 97-9

Şüphesiz bu Kur’an, âlemlerin Rabbi’nin indirmesidir.
Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir. (Şuara: 192-195
)

Bundan anlaşılıyor ki, Kur’an-ı Kerim sadece bir çeşit vahyden oluşmaktadır. Şuara suresinde belirtildiği gibi, Resulullah’a hidayet verilmesinin diğer iki şekli bunun dışındadır.

Şimdi, Kur’an, bu iki şekilde de Hz.Peygamber’e emir ve talimatın verildiğini bize anlatmaktadır.


(1) Bakara suresinin 143-144. ayetlerinden şunu öğreniyoruz: Mescid-i Haram’ın kıble yapılmasından önce Hazreti Peygamber ve diğer Müslümanlar başka bir kıbleye dönüp namaz kılarlardı. Allah kıblenin değiştirilmesi ile ilgili emri verirken, daha önceki kıblenin de kendisi tarafından tayin edildiğini tasdik etti. Ne var ki, ilk kıbleye dönülüp namaz kılınmasıyla ilgili ilk emre Kur’an da hiç rastlanmıyor.

Şimdi soru şudur; Eğer Resulullah’a Kur’an dışında herhangi bir vahy inmiyorduysa, kendisine bu emir hangi yoldan veya kaynaktan verildi? Bu, Hz.Peygamber’e, Kur’an da kaydedilmeyen bazı emirlerin verildiğinin açık bir ispatı değilmidir?

 (2) Resulullah Medine’de, Mekke’ye girip Beytullah’ı tavaf ettiğine dair bir rüya görür. Bunu sahabelere anlatır ve 1400 sahabeyi yanına alıp umre yapmak üzere yola çıkar. Mekkeli müşrikler İslam ordusunu Hudeybiye mevkiinde durdururlar ve nihayet. Hudeybiye anlaşması imzalanır. Bazı sahabelerin canı sıkılır ve Hz. Ömer onların hislerine tercüman olarak Resulullah’a şöyle bir soru yöneltir; “Ya Resulullah, siz dememişmiydiniz ki, biz Mekke’ye gireceğiz ve Beytullah’ı tavaf edeceğiz?” Resulullah’da, “Ben bunun illa bu sefer olacağını mı söylemiştim?” diye sorar. Bunun üzerine Allah, Kur’an da dedi ki;
"Andolsun, Allah, Peygamberinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse, siz güven içinde başlarınızı kazıtmış veya saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram’a gireceksiniz. Allah, sizin bilmediğinizi bildi ve size bundan başka yakın bir fetih (Hudeybiye Anlaşması) daha verdi." (Fetih: 27)


 Bundan anlaşılıyor ki, Peygamberimize rüyada, Mekke’ye girişiyle ilgili olarak şu bilgiler verilmişti;
Kendisi arkadaşlarıyla birlikte Mekke’ye gitmek üzere yola çıkacaktır. Kafirler kendilerini durdurmaya çalışacaklardır, nihayet anlaşma sağlanacaktır. Buna göre Müslümanlara ertesi yıl hem Umre yapma imkanı doğaca, hem gelecek fetihlerin yolu açılacaktır.

 Bu Kur’an’ın dışında başka tür vahye örnektir.

(3) Hz. Peygamber mübarek zevcelerinden birine bir sır verir, o da sırrı başkalarına anlatır. Resulullah bunun üzerine zevcesine serzenişte bulunur. Zevcesi kendisine, bu sözün başkalarına sızdığını nasıl anladığını sorar. Resulullah’da bunu kendisine, her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olanAllah’ın anlattığını söyler:

Hani peygamber eşlerinden birine, gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi o sözü (başkasına) haber verip Allah da bunu peygambere bildirince, peygamber bunun bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu ona (sırrı açıklayan eşine) haber verince o, “Bunu sana kim bildirdi?” dedi. Peygamber, “Bunu bana, hakkıyla bilen ve hakkıyla haberdar olan Allah haber verdi” dedi.” (Tahrim;3)

ŞİMDİ BU AYET BAKIN ÇOK ÖNEMLİ, DİKKAT ETTİNİZ Mİ ! AYETTE ALLAH DA BUNU PEYGAMBERE BİLDİRDİ DENİYOR (Bu bildirme ve bilgilendirme Peygamberimize iletilen özel vahiyle olmuştur. Özel vahyin ta kendisidir ki, kuran bunu bize açıkça söylüyor

Şimdi söyleyiniz, Allah’ın, Peygamberine sır olarak söylediği sözü eşinin başkalarına anlattığını bildirdiği ayet Kur’an-ı Kerim’in neresindedir? Neydi o söz ?

Eğer Kur’an’da değilse, Allah’ın, Kur’an’ın dışında da Peygamberine bazı mesajlar gönderdiği ispatlandı mı, ispatlanmadı mı?

İşte bu ayette açıkça Kur’an dışında vahiy olduğunun delilidir. Zira verilen sırrın ifşasına dair bir açıklama Kur'an da olmadığı halde Hz.Peygamber bunu bilmektedir. Öyleyse bunu kendi kendine bilemeyeceğine ve Allah’ın bildirdiği ifade edildiğine göre, Kur'an içine girmemiş bir vahyin varlığı açıkça ortaya çıkmaktadır.



(4) Hazreti Peygamber’in evlatlığı Zeyd bin Haris kendi eşini boşar ve sonra Resulullah onun boşadığı eşiyle evlenir. Bunun üzerine münafıklar ile muhalifler, Resulullah’a korkunç bir propaganda kampanyasını başlatırlar ve türlü çeşit itirazlarda bulunurlar. Allah bu itirazlara Ahzab suresinde cevap verir ve Peygamberinin bu evliliği kendi başına değil, O’nun emriyle yaptığını duyurur;

Zeyd o kadından alakasını kesince biz onu sana zevce yaptık ki, Mü’minlere evlatlıklarının kendilerinden alakalarını kestikleri (boşadıkları) zevcelerini almakta bir müşkilat olmasın. Allah’ın emri yerine gelecektir.” (Ahzab;37)

Görüldüğü gibi, bu ayet geçmiş bir olayı anlatmaktadır. Peki, bu olaydan önce Allah tarafından Hz.Peygamber’e verildiği söylenen emir, yani “Habibim, sen Zeyd’in boşadığı karısıyla evlen” Kur’an’ın neresindedir?

(5) Resulullah Beni Nadir’in sürekli olarak anlaşmalara aykırı hareket etmesinden bıkarak Medine çevresindeki yerleşim bölgelerine hücum eder. Hücum ve kuşatma sırasında İslam ordusu mensupları, saldırılarının kolay yapılabilmesi için etraftaki ağaçları kesip temizlerler. Bu muhaliflere karşı propaganda yapmak için bir koz verir ve kendileri Müslümanların yemyeşil, meyveli ağaçları kesmek suretiyle dünyada fitne yapmaya çalıştıkları yönündeki suçlamalarını yoğunlaştırırlar. Buna cevap olarak Allah der ki;

“ (Savaş gereği,) hurma ağaçlarından her neyi kestiniz, yahut (kesmeyip) kökleri üzerinde dikili bıraktınızsa hep Allah’ın izniyledir. Bu da fasıkları rezil etmesi içindir.” (Haşr; 5)

Şimdi bu iznin Kur’an’da hangi ayetinde verildiğini söyleyebilirmisiniz?

(6) Bedir savaşının sonunda ganimet dağıtma sorunu ortaya çıkar. O zaman Enfal suresi iner ve tüm savaşın değerlendirmesi yapılır. Bu değerlendirmeyi Allah, Hz.Peygamberin savaş için evden çıktığı zamandan itibaren yapmaya başlar ve bu konuda Müslümanlara hitap ederek şöyle der;

Allah iki taifeden (yani ticaret kafilesi ile Kureyş ordusu) birinin sizin olacağını va’d eylediği vakit, siz kuvvetsiz ve silahsız olan taifenin (ticaret kafilesi) sizin olmasını arzu ediyordunuz. Halbuki, Allah, emirleri ile hakkında açığa çıkmasını ve kafirlerin köklerini kesmeyi murad eder” (enfal; 7)

Şimdi siz bitin Kur’an’ın herhangi bir ayetinde Allah’ın, “Ey Medineliler, siz Bedir’e doğru gidiyorsunuz, Ben sizi iki taifeden biri (ticaret kafilesi) üzerine galip kılacağım” şeklinde bir vaade bulunduğunu gösterebilirmisinz?
 
(7) Bu aynı Bedir savaşının değerlendirilmesi sırasında daha sonra şöyle buyrulmuştur;

“Hani siz, Rabbinizden imdad istediğinizde ‘size peyderpey bin melekle yardım edeceğim’ diye icabet buyurdu.” (Enfal; 9)

 Müslümanların feryadına cevap olarak Allah’ın kendilerine bin melekle yardım edeceğine dair kaydın Kur’an’da hangi ayetinde bulunduğunu söyleyebilirmisiniz?  İŞTE KURAN BUNU DA BÖYLE APAÇIK SÖYLÜYOR 

 Bu örneklerden, Resulullah’a Kur’an’ın dışında da vahylerin geldiği ispatlanmaktadır.

Ynt: O KENDİ HEVA HEVESİNE GÖRE KONUŞMAZ
« Yanıtla #18 : 28 Şubat 2008, 05:09:40 ÖS 17 »
Alıntı
Abdulhamit
Bu örneklerden, Resulullah’a Kur’an’ın dışında da vahylerin geldiği ispatlanmaktadır

Demiştim, fakat şu önemli noktaya DİKKATİNİZİ ÇEKMEK  isterim ki, bizim sorumlu olduğumuz vahiy kuran vahyidir. Şu önemli ayet bu görüşe ışık tutar

İnsanlara kendilerine indirileni açıklaman ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur'an'ı indirdik."[Nahl(16): 44]

Dikkatinizi çekti mi ! İNSANLARA KENDİLERİNE İNDİRİLENİ AÇIKLAMAN
denmiştir


ZUHRUF-43/44" Dogrusu o Kur'an, senin için de, kavmin için de bir ögüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz

O halde sorguya çekileceğimiz vahiy yalnız kuran vahyidir

 O halde peygamberimize inen vahiy bizi bağlayıcı değil. yalnız ona özel olduğundan yalnız onu bağlayıcıdır.

FAKAT,BİR ÖNEMLİ NOKTAYA DAHA DİKKAT ÇEKMEK İSTERİM Kİ;

Peygamberimiz özel vahiy olarak bize indirlen kuran ayetlerinin açıklaması ve uygulanışı hakkında da özel vahiy aldığı kesindir.

Peygamberin yaşantısı ve sözleri yaşayan vahiydir. Vahyin tatbikatıdır
O bakımdan peygamber bize yaşantısı ile sünnet ve hadisleri ile örnek alabileceğimiz canlı vahiydir. ve zaten bu kuran ayetinde açıkca zikrededilir(bakın ahzab 21 ayeti)

Hz. Peygamber örnektir ve kendisine uyulmalıdır

 
Yüce  Allah, Kur’an-ı Kerim'de mü'minlere Hz. Peygamber (s.a.v.)'i örnek gösteriyor:

 “Allah'ı ve âhiret gününü arzulayan ve Allah'ı çokça zikredenler için, siz mü'minler için Allah'ın Rasulünde pek güzel bir örnek vardır.”(ahzab - 21 )  buyuruyor