Değiş(e)meyen gündem Başörtüsü

  • 157 Cevap
  • 82794 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Başörtüsünün hapishane zaferi
« Yanıtla #150 : 04 Kasım 2008, 05:24:17 ÖS 17 »
Amerika Birleşik Devletleri'nin Kaliforniya eyaletine bağlı Orange kentinde hapiste tutulan Müslüman kadınların başörtülerini çıkarmaması kararlaştırıldı.    
 
 
TUTUKLULARA BAŞÖRTÜSÜ DAĞITILACAK
Cemile Medine isimli Müslüman bir kadının 2007 yılında açtığı davayı karara bağlayan Orange mahkemesi, tutuklu Müslüman kadınların erkek gardiyanların önünde başörtülerini çıkarma zorunluluğu kaldırıldı. Mahkeme, ayrıca hapishanede geçici başörtüleri bulundurulması ve tutuklulara dağıtılmasına karar verdi.

BAŞÖRTÜSÜ ÇIKARILMIŞTI
2005 yılında 12 saat boyunca tutulduğu nezarette tutulduğu West Valley Sorgu Merkezi'nde başörtüsü çıkarılan 30 yaşındaki Cemile Medine, hapishane kurallarının değiştirilmesi için açtığı davayı kazandıktan sonra yaptığı açıklamada, tutuklu bulunduğu süre içerisinde başörtüsü çıkarıldığı için kendisini zayıf hissettiğini söyledi.

45 BİN DOLAR TAZMİNAT
Medine, 7 Haziran 2005 yılında metro istasyonunda sahte bilet şüphesiyle göz altına alınmış ancak, daha sonra suçsuz bulunarak serbest bırakılmıştı.
Öte yandan mahkeme, Cemile Medine'ye 45 bin Dolar tazminat ödemesini de karara bağladı. Medine, davayı açtığı zaman tazminatı düşünmediğini, bu kararla böyle bir olayın bir daha yaşanmamasının istediği şey olduğunu söyledi.

 


kaynak

*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4811
  • Dosdoğru ol!
Rosa Parks ve Başörtülüler
« Yanıtla #151 : 24 Kasım 2008, 02:26:55 ÖÖ 02 »
Rosa Parks ve Başörtülüler


Ümit Aktaş


Çankaya`nın ve Başbakanlığın başörtülülerin girmesiyle birlikte `kamusal alan` olmaktan şimdilik çıkarılmasına rağmen, başörtülülere, dolayısıyla Müslümanlara karşı ayrımcı ve aşağılayıcı tutumun sürdürülmesinde önemli bir tavır değişikliği yok.



Karakolları savunamayan "askerler", garnizonların başörtülülere karşı savunusundaki  mevzilerini koruma anlayışlarını titizlikle sürdürmekteler. En son, Manisa`da, 40 yaşın üstündeki başörtülü asker aileleri törenlere alınmaya başlanırken, bu yaşın altında olan başörtülü asker aileleri garnizona alınmadılar. Bu tür bir ayrımcılığın mantığını kestirmek olası değil. Zaten askerliğini yapanlar bilir, "askerlikte mantık aranmaz". Ama o törenlere giremeyen, oğullarını, kardeşlerini ya da eşlerini göremeyen kadınların  teller arkasında yere çökmüş zavallı halleri hem utandırıcı, hem ürkütücü, hem de ibret vericiydi.
            Konuyu irdeleyen Nevzat Tarhan "Başörtülü anneler pısırık pısırık tel örgü arkasında oturacaklarına, Zenci Rosa Parks gibi haklarını arasalar, mesele bu kadar uzamazdı" derken, aslında belki konunun özüne işaret etmekte; ama burasının Türkiye olduğunu unutmaktadır.  Zira Rosa Parks, belediye otobüsünde  bir beyaza yerini vermemekte direnince, ve bu nedenle tutuklanıp hapse atılınca, zenciler uzun süre belediye otobüsüne binmediler; mahkeme ise sonunda onları haklı bulunca, bu ayrımcılığa da son verildi. Bizde ise neredeyse hiçbir başörtülü kadın, kendilerine karşı yapılan bu ayrımcılığı üzerine alınmadı. Konuyla ilgili olan direniş ve eylemlere, yargılanıp hapse düşenlere destek vermedi. Tel örgülerin arkasında zavallı bir biçimde oturmasına rağmen, sözgelimi oğlunu, kendisini içeri almayan bu garnizona asker olarak göndermekten vazgeçmedi. Tam aksine onu bir şehit olarak bağrına bastı. Karakollarda oğlunu yeterince savunma tedbirlerini almadıkları için hiç yoktan ölüme gönderen sistemi sorgulamadı. Kendisine ya da oğluna karşı yapılan bu hiçe sayıcı tutumlar karşısında, en azından mahkemelerde hakkını aramayı düşünmedi; buna girişmedi. Onlardaki bu sinikliği ve mazoşizmi gören askeri zevat ise, bu sadistçe uygulamalarını sürdürmekte bir beis görmediler; bu hukuksuz ayrımcılıklarını, tıpkı işgalci bir gücün meseleye empatiden uzak yaklaşımıyla sürdürdüler.
            Tüm bunlar doğru olsa bile, şurası da bir gerçek ki, başörtüsü yasağına karşı yapılan 
onca direnişe rağmen, bu konuyu anlamaya çalışacak bir siyasi ve hukuki anlayışın eksikliği, hatta kendisini halka karşı son derece müstağni gören bir bakış açısının aşılamazlığı da ortadadır. Diyelim ki bu konuda bir vatandaş mahkemeye baş vurdu; nerede onu anlayacak, dinleyecek yargıçlar; nerede o temiz vicdan sahipleri? Onun da ötesinde Anayasa Mahkemesi`nin aşılamazlığı da ortada. Hatta Anayasa Mahkemesi`nin yetkilerinin daraltılmasından söz eden bir Başkanının konuyla ilgili eleştirilerine karşı, aslında bu sorunun sahibi olması gereken ve hatta iktidarlarını bile büyük ölçüde bu sorunun varlığına ve çözümüne ilişkin vaatlerine borçlu olan bir partinin (AKP`nin) Meclis Başkanı bile topu taca atmaya çalışmakta. Yasama yetkisi elinden alınmış bir Meclis Başkan`ı olarak bu fikre destek vermektense, meselenin özünü anlamazlıktan gelmekte. Oysa belki en anlamlı davranış, hukuka ve insan haklarına aykırı bir biçimde garnizonlardan dışlanan şu kırk yaş altı kadınların oğullarını askere göndermeye karşı direnmelerinden öte, yine hukuka aykırı bir biçimde yasama yetkisi elinden alınmış bir Meclis Başkanı`nın en azında istifa etmesi değil midir?
            Sonuçta ortaya çıkan tablo, insanların elini kolunu bağlayan ve zihinlerini felç eden bir maslahatçılık ve pragmatizmin, bu insanlık dışı tablo karşısında tüm toplumu suskunlaştırmasıdır. Bu koşullar altında Rosa Parks`ların ortaya çıkmasını beklemenin anlamsızlığı da ortadadır. Değil mi ki daha düne kadar kendilerinin bu toplumun zencileri olduğunu söyleyen bir Başbakan, artık "beni  Obama ile değil, Atatürk`le mukayese edin" demekte; ve değil mi ki zencilerin ABD`de, kendilerine karşı yürütülen ırkçılığa karşı, ABD bayrağını taşımamak için  askere gitmediklerini (Muhammed Ali gibi) ve ABD`yi temsil etmemek için olimpiyatlara katılmadıklarını unutacak denli  rengini değiştirmiş bulunmakta, oğullarını hesapsızca ölüme gönderen ve kendileri de bir başka ulusun çocukları gibi tel örgülerin dışında tutulan kadınların, erkeklerin (sakallı erkekler de bu garnizonlara sokulmamakta) yazgıları da kolay kolay değişecek gibi gözükmemekte.

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8

Ynt: Değiş(e)meyen gündem Başörtüsü
« Yanıtla #152 : 07 Nisan 2009, 03:35:54 ÖS 15 »
Başörtüsü yasağı sanal alemde

Dünyada sadece Türkiye'de uygulanan başörtüsü yasağını protesto etmek ve sorunlarını dile getirmek amacıyla Boğaziçi Üniversitesi'nden bir grup öğrenci, basortum.com sitesini kurdu“Türkiye'de uygulanan başörtüsü yasağı ile ilgili her türlü bilginin herkes tarafından kolaylıkla elde edilebilmesiyle yasağın haksızlığının herkes tarafından anlaşılması için içerik teşkil etmek ve yasak ile ilgili, insanların fikir alışverişinde bulunabilmesi için bir grup Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi tarafından hazırlanan” basortum.com sitesi, misyonu ve vizyonunu ise şu şekilde özetliyor:

“Nihai tahlilde yasağın tamamen kalkması için elimizden gelen ve üzerimize düşen her şeyi yapmak ve bu yolda yayın faaliyetlerinde bulunmaktır. Huzur-u İlahi'ye çıktığımızda yapabilecek olup da yapmadığımız bir şeyler olmasından Cenab-ı Hakk'a sığınıyoruz. Malum, mevcut olan her şeyin ömrü kader kalemiyle tesbit ve tahdit edilmiştir. Kadere şeksiz-şüphesiz iman çerçevesinde diyoruz ki: Site tesettür yasağı küre-i arzdan tamamen kalkıncaya kadar şu anki çizgisiyle yayın yapmaya devam edecektir. Yasağın devam ettiği tek bir memleket ya da tek bir okul kalsa, oradan haberlerle site çalışmalarına devam edecek izn-i İlahi'yle.”

tıklayın

kaynak

*

Çevrimdışı m.ufukalp

  • Mehmet Ufukalp
  • ***
  • 423
Ynt: Değiş(e)meyen gündem Başörtüsü
« Yanıtla #153 : 07 Nisan 2009, 04:34:47 ÖS 16 »
Alıntı
Al-i İmran Suresi 103 - Hep birlikte Allah'ın ipine (kitabına, dinine) sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O'nun (bu) nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz.

Fetih Suresi:10. Sana bîat edenler ancak Allah'a bîat etmiş olurlar.2 Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Verdiği sözden dönen kendi aleyhine dönmüş olur. Allah'a verdiği sözü yerine getirene, Allah büyük bir mükâfat verecektir. 


Bir çok islam ülkesindeki müslümanlar gibi Türkiyeli müslümanlarda her şeyde olduğu gibi Tesettür konusunda da hem hemfikir değilller, hem de tek yumruk değillerdir.

Halbuki Rabbimiz bütün müslümanların toptan Allahın ipine sarıldıkları zaman yardım edeceğini vaad etmiş bulunmaktadır.

Allahın vaadettiği rızka bile güveni olmayıp tesettürünü açıp çalışan insanların yüzbinleri bulduğu ülkede, tesettür konusunda Allahın yardımını ummak ne kadar islami bir düşünce.

Üstüne üstlük Tesettür Allahın farz emri olduğu halde, tesettürü yaşam tarzlarına aykırı bularak yasaklayan tağuti zihniyetlerle, Tesettürü Allahın emri olarak uygulama zorunluluğu getiren İran İslam Cumhuriyetini  aynı kefede değerlendiren zihniyetlerde bulunmaktadır.

Bu coğrafyada müslümanların asıl sorunları, mevcudun içerisinde, mevcudun en iyisi bir islam aliminin etrafında kenetlenip, islam ve müslümanlarla ilgili her türlü işi bu çerçevede ve şura ile ele alma olayıdır.

Tağuti rejimler bu noktada da müslümanlardan fersah fersah ileridedirler. Çünkü onlar nice islam alimi geçinen münafığı kendi yedeklerine almış Belami Baura gibi kullanmaktadırlar. Teoride Belamı Bauranın konumunu herkes bilir ama, bunların kimliklerini isimlerini saydığımızda karşımıza dikilmeyecek insan kalmayacaktır. Hal böyle olunca, hangi meselemize çözüm arayabiliriz ki?

*

Çevrimdışı m.ufukalp

  • Mehmet Ufukalp
  • ***
  • 423
Ynt: Değiş(e)meyen gündem Başörtüsü
« Yanıtla #154 : 29 Eylül 2010, 03:01:06 ÖS 15 »
Ne kadar akıl ve bilgi fukarası profların görev yaptığı bir ülkede bulunuyoruz Allah bilir. NTV de bir programa başörtüsü ile ilgili tartışma programına çıkan bir prof kadın, adeta cehaletini, geri zekalılığını ortaya serdi.

Hangi alanda prof olduğunu bilmiyorum ama, İslam konusunda zerre kadar bilgisi olmadığı o kadar aşikardı ki, İslamın farzlarının 5 olduğunu söyleyiverdi. Milyonlarca çocuklarımızın üstüne güleceğinden habersiz bir şekilde. İnanıyoruz ki, o islamın beş dediği farzları bi sayın desek onu da sayamayacaktı.

Bir pof en azından bir konu hakkında konuşacakkken o konuyu bilmek gerektiğini bilmez mi? Ne hikmetse insanlar her alanda konuşmak için uzmanlığın gerektiğini bilirler ancak din konusunda herkes uzman.

Şeytani süfyani, tağuti rejim ve bu rejimlere şahmaranlık yapan batı medeniyeti, dine kendi ölçülerine göre anlam vermeye çalıştığından, batı medeniyetinin kulları da bu şekil çerçevesinde din hakkında konuşmaktadır.

Laikliği sanki bütün müslümanlar kabul ediyormuş gibi, sanki çok matah bir şeymiş gibi otomatikman ele almakta, dine yasama gücü verirseniz laikliği ihlal etmek zorunda kalırsınız gibi, sanki müslümanların, aman laikliğe birzeval gelmesin gibi bir kaygıları varmışcasına hareket etmeleri, onların ne kadar boş ve kof olduklarını çok iyi izah etmektedir.

Ancak karşısına güya tesettürü savunmak için çıkanlarda da bir hayır görmedik. Kardeşim, tüesettürü islama göre savunacaksan çık. Yoksa, laikliğe sahip çıkarak tesettürü savunacaksan çıkma. İslama göre bir savunma yapmaktan korkuyorsan, oraya çıkıp, gak guk yapmaya ne gerek var.

*

Çevrimdışı TaLiA

  • *
  • 3019
Başörtüsü Türkiye'nin son sorunu mu?
« Yanıtla #155 : 29 Eylül 2010, 03:44:18 ÖS 15 »
Başörtüsü Türkiye'nin son sorunu mu?


"Türbanlılar Türkiye'nin "son sorunu" da çözülene kadar bekleyecek mi?" diyen Gülay Göktürk, "AK Parti kendi çekirdek seçmeninin en temel talebi olan türban konusunda parmağını bile kıpırdatamadı" diye yazdı.


Gülay Göktürk'ün yazısı


Kemal Kılıçdaroğlu'nun referandum kampanyasında "türbanı çözme" konusunda söylediği sözlere ihtiyatlı bir iyimserlikle yaklaştık hepimiz.
İhtiyatlıydık, zira Kemal Bey kısacık başkanlık döneminde epey yalpalama yaşamıştı bu konuda. Ama öte yandan iyimser olmaya çalışıyorduk çünkü nihayetinde CHP de bir siyasi partiydi ve artık CHP'de birileri AK Parti'yle yarışmak için AK Parti'den daha demokrat olmaya çalışmak gerektiğini anlamış olabilirdi.

Görünüşte çözüm için hiçbir engel yok gibiydi. Kılıçdaroğlu türban için AK Parti'yle işbirliği yapabileceklerini söylemişti. Erdoğan da "Tamam o zaman, 13 Eylül'de gündeme getirelim ve birkaç günde de halledelim" demişti.

Her neyse, bizler referandum sonrası bu konuda yaşanabilecek gelişmeleri merakla beklerken, iki lider türbanla ilgili ilk görüşmelerini yaptılar.

Ama ne yazık ki sonuç yine fiyasko!

Başbakan görüşmede Kılıçdaroğlu'na "Hadi, hemen bir komisyon kuralım türban olayını çözelim" demiş. Kılıçdaroğlu ise beklendiği gibi yine ipe un sermiş. Çözülmesi gereken pek çok konu olduğunu söylemiş. Dokunulmazlıkları, YÖK'ü, yüzde 10 barajı hatırlatmış; türbanın sorunlardan sadece biri olduğunu, tüm sorunların hep birlikte ele alınabileceğini söylemiş. Ayrıca türban konusunda ortada AİHM, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay'ın kararları olduğunu, bunları da incelediklerini eklemeyi ihmal etmemiş.

İşin kötüsü ne biliyor musunuz? Böyle düşünen sadece Kılıçdaroğlu değil. Şu anda başörtüsü yasağına karşı olanların bir kesimi de dahil, birçok çevre böyle düşünüyor: Ya hep ya hiç... Ya bütün reformları birden yaparsınız ya da türban değişikliğini yaptırmayız...

 "Tüm sorunları bir arada ele almak" denen şeyin, mümkün olanı yapmamak için en sık başvurulan bahane olduğunu artık çok iyi biliyoruz. 2007 yılında AK Parti türban konusundaki anayasa değişikliğini yaptığı zaman ortaya atılan gerekçe de bu değil miydi? Geçtiğimiz referandumda BDP'nin boykot için baş gerekçesi de bu değil miydi? Pek çok solcu da aynı şeyi ileri sürmüyor muydu?

Ne oldu kısmi değişiklikler yapılınca? Diğer değişikliklerin önü açıldı mı yoksa tıkandı mı? Şu anda PKK meselesinin diyalog yoluyla çözümü yolunda önemli adımlar atılıyorsa, bunda referandum sonucunun rolü yok mu?

X x x

Herhangi bir özgürlüğe karşı olup da bunu açıkça ortaya koymaktan çekinenlerin çok sık başvurdukları bir gerekçe vardır:

"Şimdi sırası mı? Şu şu meseleler dururken siz nelerle uğraşıyorsunuz?"

Bu itiraza genellikle talep edilen özgürlük doğrudan karşı çıkılamayacak kadar haklı ve güçlü olduğu zaman başvurulur.

Türban meselesinde de geçmişten bu yana hep böyle oldu. Kimisi Kürt meselesi dururken türbana el atılmasını eleştirdi. Kimisi 301 dururken bu meselenin gündeme getirilmesini samimiyetsiz bulduğunu söyledi. Kimisi ise işi "işsizlik yoksulluk dururken nelerle uğraşıyorsunuz" demeye kadar vardırdı. Bu arada bazıları da -ki bu gerekçe daha çok demokrat bildiklerimizden geldi- AK Parti'nin özgürlükler meselesini bir bütün olarak ele almadığını, bütün özgürlükleri bir arada ele almadığı sürece de "kendine demokrat" olmaktan kurtulamayacağını ve inandırıcı olmayacağını iddia etti.

Bu tip itirazlar karşısında ilk olarak söylenmesi gereken temel ilke, özgürlükler arasında hiyerarşik bir ilişki; bir öncelik-sonralık sıralaması yapılamayacağıdır. Hele hele temel bir hakkın ihlali söz konusu ise hiç kimse hiç kimseye "sen şimdi bekle, sıran daha gelmedi" deme hakkına sahip olamaz.

İkinci olarak, AK Parti'yi diğer özgürlükler konusunda kayıtsız kalırken sadece türban konusunda hassasiyet göstermekle eleştirmek biraz olsun hakkaniyet duygusu olan hiç kimsenin yapabileceği bir suçlama değildir. Bu parti, sekiz yıllık iktidar döneminde dostun düşmanın kabul ettiği devrim niteliğinde birçok reforma imza atarken, birçok alanda özgürlükleri genişletirken, kendi çekirdek seçmeninin en temel talebi olan türban konusunda parmağını bile kıpırdatamadı. Türbanlıları kayırmak bir yana, onları bekleterek haksızlık etti. Ama görünen o ki, sosyal demokratları, solcuları ve hatta bir kısım demokratları hâlâ insafa getiremedi.

Şimdi görünen o ki, zavallı türbanlı genç kızlar Türkiye'nin "son sorunu" da çözülene kadar beklemek zorundalar! Yani çıkmaz ayın son perşembesine kadar...

Düzeltme: "Duvarların ardında" başlıklı son yazımda bir teknik hata sonucu yazının ilk cümlesi yer almamış. Yazının "24 Eylül günü ne yapıyordunuz?" cümlesi ile başlaması gerekiyordu. Düzeltir, teknik servis adına özür dilerim.

*

Çevrimdışı m.ufukalp

  • Mehmet Ufukalp
  • ***
  • 423
Ynt: Değiş(e)meyen gündem Başörtüsü
« Yanıtla #156 : 29 Eylül 2010, 04:09:50 ÖS 16 »
Alıntı
Şimdi görünen o ki, zavallı türbanlı genç kızlar Türkiye'nin "son sorunu" da çözülene kadar beklemek zorundalar! Yani çıkmaz ayın son perşembesine kadar...

Evet kafirlerin açtığı kapılardan İslama ulaşılamaz. Müslümanların oyları ile kitidar olanlar hala kafirleri razı etmekle meşguller.

Zaten İslam sadece başörtüsünden ibaret olmadığı gibi, tesettürde başörtüsünden ibaret değildir.

Tesettür İslamın hakim olduğu bir iklimde açacak bir gül gibidir. Eğer toprağı islamın ırmağı ile sulanmadıkça o kurur. Her halükarda tesettürlü olmak müminin şiarı olmakla beraber, tesettür serbestisi olsa bile küfrü mutlakın egemen olduğu sosyal çevrelerin ortasına dalmak tesettüre zarar verir.

Tesettür meselesini şeklen çözseler bile bu islami bir çözüm olmayacaktır. Çünkü ruih ve özü kaybetmiş bir türban, bir başörtüsü islami tesettür ve hicaptan uzaktır.

Müslümanın görevi İslamı bütünüyle istemek, bu yolda çaba göstermektir. Kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz durumuna düşmemektir.

*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4811
  • Dosdoğru ol!
Başörtüsünün 28 Şubat’ı bitmedi!
 
Üniversitelerde YÖK inisiyatifiyle fiili olarak başörtülü öğrencilere tanınan serbestlik, kamuoyuna ısrarla yasağın bittiği yönünde yansıtılıyor.
 
Siyasal iktidar da sorunu kampüslerle sınırlıyor ve yasağın artık geride kaldığı şeklinde yaptığı vurgularla, kamuoyundaki bu yanlış algılamayı besliyor. Oysa ne yasak kalktı, ne de sorun bitti!
 
Her gün yüz binlerce başörtülü öğrenci ilk ve ortaokullarda, liselerde başını açarak öğrenim görmek zorunda bırakılıyor. Bir o kadar kamu emekçisi kadın bina kapılarında, lavabolarda başını açmak durumunda kalıyor.
 
Başörtülü öğrencilere sadece imam-hatip okullarında inandıkları gibi yaşayarak eğitim alma hakkı tanınıyor. Böylece eğitimde fırsat eşitliği iddiası yasak karşısında da tel tel dökülüyor…
 
Başörtüsü yasağının 12 Eylül döneminden kalma kılık-kıyafet yönetmeliği, hem başörtülü öğrenciler hem de kamu emekçileri için her gün yeniden yaşanan bir zorbalığın dayanağı oluyor.
 
Birçok öğretmen, fiili durumdan yararlanmak için imam-hatip okullarına atanmaya çalışıyor. Hastanelerde ise hemşireler boneyle çalışabilmek için ameliyathanelerde, yoğun bakım servislerinde görevlendirilmek istiyor.
 
Ve ne yazık ki, yasağa karşı ilgisizlik, kayıtsızlık ve siyasal iktidarı “yıpratmama” tavrı, 28 Şubat’tan bugüne sorunu derinleştirmekten başka bir sonuç üretmiyor. Her gün, her sabah ve öğle yüz binlerce kadının yıpranması görülmüyor, duyulmuyor… Ve daha acısı, bile isteye bu zorbalığın üstü örtülüyor…
 
Gaziantep’de 2012-2013 eğitim-öğretim yılı başladığından beri devam eden yasakçı zorbalık; üstü örtülmek istenen hikayelerin nasıl da biriktiğini gösteren güncel bir örnek oldu.
 
Şahinbey ilçesinde bir ortaokulda 8. sınıf öğrencisi Sedanur Ağsu, başörtülü olduğu gerekçesiyle bir süredir okul müdürü tarafından derslere alınmıyor, rehberli odasına götürülerek kapı üzerine kilitleniyordu.
 
Ortada bir insanın özgürlüğünü gasp etmenin de ötesinde adeta psikolojik bir işkence söz konusuydu. Ayrıca öğrenci, okul müdürü ve onun güdümünde hareket edenlerin hakaretlerine maruz kalıyor, böylece yasak, ayrımcılık ve tecritin boyutları artıyordu.
 
Konu yetkili mercilere iletilse de, yetkililerin aynı zamanda ilgisiz de oldukları anlaşıldı. Medya, daha önceki olaylarda olduğu gibi bu habere de kayıtsız kalmayı tercih etti.
 
Ne yazık ki, suskunluk azgınlığı besledi ve sonunda başörtülü öğrencinin, okul müdürünün yönlendirmesiyle gerçekleştiği iddia edilen fiziksel bir saldırıya maruz kaldı.
 
Darp edilen Sedanur Ağsu, yaşadıklarını “Çanta ve ayakkabılarıyla beni döven öğrenciler ‘bu okuldan git, müdür seni burada istemiyor, pis eylemci okulumuzun adını kötüye çıkarmak için mi geldin, seni korkutalım da bir daha bu okula gelme. Müdür seni bu okulda görmek istemiyor’” sözleriyle anlattı.
 
Yasakçılık, tecrit, hakaret ve fiili bir saldırı…
 
Bu zulme bir tepki gelecek mi, yasağın kaldırılması için 8 yıldır mücadele eden başörtüsü platformları ve bazı STK’ların dışında ses veren çıkacak mı hep birlikte göreceğiz…
 
Belki haber münferit bir vaka gibi değerlendirilecek, şikâyet söz konusu olduğu için yasakçı müdürle ilgili iddialar hakkında usulen bir işlem yapılacak ama asıl konu geçiştirilecek; böylece her ilk, ortaokul ve lisede, bütün kamu kurumlarında devam eden zorbalığın üstü örtülmeye devam edilecektir, kim bilir?


Platform Haber/Beytullah Emrah Önce
'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8