kurban ve hac ibadeti

  • 37 Cevap
  • 21435 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5167
    • depo
Ynt: kurban ve hac ibadeti
« Yanıtla #30 : 25 Aralık 2007, 05:13:25 ÖÖ 05 »
Alıntı
serender
ve efendimizin çok zengin olduğunu filan düşünmeyelim ondan geriye ne kaldı buna bakalım. son haccında (tek haccı) 63 kurban kesmiş. bu müthiş bi rakam.

zengin olmayan bir insan 63 kurbanlık hayvanı nereden elde ediyor ?
unakıtan gibi nerden buldun sorgusu çektirme bana. gökten allah göndermiyor herhalde bu hayvanları !!!
ya mirastır ya savaş ganimetidir.

zamanın fıkhını en iyi bilen sensin serender gerçekçi olalım
tekrar ediyorum 2 kurban kesecek olan kaçta kaç. onları geç ben tek kesenlerden bahsediyorum.

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5167
    • depo
Ynt: kurban ve hac ibadeti
« Yanıtla #31 : 25 Aralık 2007, 05:47:29 ÖÖ 05 »
Alıntı
serender
şu resimlere bi bakarmısınız...

ufak bir katkıda ben yapayım;

Kurbanlarınız Filistin'de mazlum ailelere ulaştı


Özgür-Der ve İlkav tarafından yapılan çağrı sonucunda Kurban Bayramı'nda Filistin’de kesilmek üzere vekaleten toplanan 228 kurban Gazze’de kesildi ve Filistinli muhtaç ailelere dağıtıldı.

Bilindiği üzere başta İslami direnişin egemen olduğu Gazze olmak üzere Filistin’de Siyonist işgalcilerin uyguladığı ağır abluka ve boykot nedeniyle Filistin halkı açlık ve yoklukla imtihan içinde. Ancak Filistin’in kahraman evlatları buna rağmen Kudüs’ün onuru için canlarını feda etmekten geri durmamakta ve direniş seçeneğinden başka hiçbir seçeneği onaylamamaktadır.

Özgür-Der’in ve İLKAV’ın Filistin’deki kardeşlerimizin yaşadığı acılara bir nebze de olsa ortak olmak; mazlum kardeşlerimizle paylaşma sorumluluğumuzu bayramda yerine getirmek üzere kurbanların Filistin’de kesilmesi çağrısında bulunmaları karşısında çok sayıda Müslüman kurbanların Filistin’de kesilmesini talep etti. Özgür-Der Genel Merkezi tarafından yapılan çağrı sonucunda 159 kurban; İLKAV tarafından yapılan çağrıda da 67 kurban (toplam 228 kurban) Filistin’de kesildi.

Kurbanları kesen Filistinli yetkililer, kurban kesim merkezlerinde ÖZGÜR-DER ve İLKAV logolarını da koyarak fotoğrafları bize ulaştırdılar. Aşağıda fotoğraflarını yayınladığımız kurbanları Filistinli kardeşlerimize ulaştırarak işgal ve ateş altındaki mazlum bir halkla dayanışma gösteren kardeşlerimizin bu paylaşımını tebrik ediyor; Allah’tan bu hayrı kabul etmesini diliyoruz.

HAKSÖZ-HABER









KAYNAK

*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4811
  • Dosdoğru ol!
Ynt: kurban ve hac ibadeti
« Yanıtla #32 : 25 Aralık 2007, 08:26:25 ÖS 20 »
max sakin ol bu sefercik kavga etmeden anlaşalım olur mu :)

evet zamanın fıkhı; ve kurbanın asli ibadi şekli üzerinde düşünelim..

kurbanın fiyatı ile bir kanepenin fiyatı aynı.

bi düşünelim ;
kurban Allaha yakınlaşmak için arada olanları ona kurban etmek değil mi?
sizce günümüz insanı; asgari ücrete tabileri değil.
şöyle evinde eksiği olmayan hatta arabası olan yüzde kaçtır. gerisine zaten kurban düşmez. istekli olduğu için kesiyordur.

bu ortalama kurban kesenler;

itibarı için kaç ytl sini kurban ediyor?
kıyafeti, evi, arabası, hatta iletişim masraflarını düşün.
iddia ediyorum iki kurban hayali değil gayet gerçekci.

peygamberimizin mantığını sorgulayalım "nasıl bakıyordu kurbana" onu. işte bunu bulursak, kurbanla asli görevi olan yakinleşmeyi de sağlar. değilse :(

şimdi müsadenizle gelelim kurbanla yakinleşmeye. seninde bahsettiğin sanal kurban meselesine

eskiden kurbanlıklar bir ay önce alınır. elle beslenir kurbanla iletişim kurulurdu.dokunulur ..sevilir..vs.
arada ülfet oluşturulurdu.
böylesi sünnete yakın olanı, çünkü sevdiğimizi vermek kurbanın ruhuna daha yakın.

kan akıtmak (ki bu formda üstad Rasim Özdenörenin makalesini eklemiştim) ayrı bir bahis. oda ayrı bir terbiye. ayşegülde yorumlamıştı.
daha kurbanı bizzat kesmek tekbir getirmek sonra şükür namazını kanlı (!) elbiselerle kılmak. bunlar zihinleri şahadete hazırlayan muhteşem süreçler.

öteki tarafta kurbanları ismini dahi duymadığımız ülkelere adeta bir tebliğ aracı olarak göndermek de muhteşem bir olay

ikisinden de geçmemek için rasulun iki kurban sünnetini öneriyorum. ISRARLA :)



'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8

*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4811
  • Dosdoğru ol!
Ynt: kurban ve hac ibadeti
« Yanıtla #33 : 28 Aralık 2007, 12:32:23 ÖÖ 00 »

         
http://www.samanyoluhaber.com/haber-84395.html

http://www.samanyoluhaber.com/haber-84381.html

http://www.samanyoluhaber.com/haber-84248.html

bu linklerde de türkiyede yapılan kurban yardımlarını seyredebilirsiniz.
'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8

*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4811
  • Dosdoğru ol!
Hacla ilgili öneriler(1)/Ali Bulaç
« Yanıtla #34 : 28 Aralık 2007, 12:34:30 ÖÖ 00 »
Hacla ilgili öneriler(1)
 

Her Hac mevsiminde çeşitli sıkıntılar yaşanıyor. Bu konuyu 16 Ocak 2006 tarihli Zaman'da, 18 Aralık 2007 tarihli Today's Zaman'da yazdığım yazılarda ele almıştım. Bu sene yine Hac'tayım, bir yandan ibadetimi yerine getirmeye çalışırken diğer yandan söz konusu sıkıntılara sebebiyet veren amillerin neler olduğunu anlamaya çalışıyorum.

      Hemen söylemek gerekir ki, Hadis'te buyrulduğu üzere "Hacc meşakkettir", yani bu ibadetin tabiatında zorluk ve sıkıntılar vardır. Hacc ibadetini yapmak üzere kutsal topraklara gelen bir insan, bir tatil beldesinde yaşadıklarını burada armaya kalkışırsa büyük hata eder. Meşakket, belki de İmam Gazali'nin deyimiyle "dini kemale erdiren Hacc ibadeti"nin amacına ulaşılmasını sağlar. Ancak benim üzerinde durmak istediğim husus ibadetin tabiatıyla ilgili olanlar değil, beşeri hata ve organizasyon eksikliğinden, idari veya bünyevi yanlışlardan kaynaklanan 'ilave zorluklar'dır. Söz konusu zorluklar, insan hatası çekilen eziyet ve sıkıntılar bazan insanları öylesine bezdirmektedir ki, bu sefer Hacc ibadetiyle elde edilmek istenen maksat hasıl olmaz.

      Bir noktayı göz önünde bulundurmak gerekir: Her geçen sene hacı sayısında artış oluyor. Hacı sayısında artışı sağlayan bazı temel faktörler var. (Bkz. 15 Aralık 2007 tarihli 'Hacı sayısındaki artış' başlıklı Zaman'daki yazım.) Bunu sadece kotalar koyarak sınırlamak zor. Burada yapılması gereken şey, daha çok engellemelere gitmek değil, belki makul talebe uygun yeni organizasyonlar yapmaya gitmek olmalı. Çünkü bugün sahip olduğumuz teknolojik bilgi ve imkanlar söz konusu zorlukların aşılmasını rahatlıkla sağlayabilir.

      Özellikle tavafta, Harem'e gidiş gelişlerde ve şeytan taşlama sırasında yaşanan izdihamlar bazan hayati tehlikelere sebep oluyor. Benim gözlemlerime ve tespitlerime göre üç alanda sorun yaşanıyor: 
      A) Tavaf sırasında yaşanan sorunlar. Bunları dört noktada toplamak mümkün:

      1) Tavaf yerinin daralmış olması. Mekanı genişletmek artık zaruret halini almış. Suudiler, haklı olarak bunun zor ve külfetli bir iş olduğunu söylüyor. Türkiye de çok istekli değil, Osmanlı revaklarını düşünüyor. Hz. Ömer, Hacer-i Esved'e kutsallık atfetmemişken Osmanlı'dan kalma revaklara bir zarar gelmesin diye milyonlarca Müslümaı bunca sıkıntı ve eziyete katlanmaya mecbur bırakmamızın hiçbir akli temeli yok. Ayrıca bunun çaresi var. Revaklar dikkatli bir şekilde sökülür, kaç metre genişletilecekse tekrar konur. Yetmeyen yere orijinallerine uygun yenileri eklenir.

      2) Şavtların başlangıcı olan Hacer-i Esved çizgisine gelindiğinde çoğu hacı, uzun uzun durup selam veriyor, dualar okuyor. Bu da izdihama sebep oluyor. Hacılara sadece selam vermekle yetinmenin gerektiğini anlatmak ve onları ikna etmek lazım.

      3) Hacer-i Esved'i illa da öpmek, Ka'be'nin taşlarına el ve yüz sürmek isteyenler tavafın akışını  engelliyor. Üç tedbir düşünülebilir:
      a) Hacılar eğitilmeli, tehlikenin olduğu veya başkalarının ibadetinin engellendiği zamanlarda bundan mutlaka kaçınmak gerektiği anlatılmalı,
      b) Hac zamanına mahsus olmak üzere bir çeperle engellenmeli.
      c) Belki de en iyi tedbir Hacer-i Esved'i yerden 3, 3,5 metre yükseltmek. Böylece ona sadece selam vermekle yetinilsin.

      4) Birçok ülke hacısı ve özellikle İranlı hacılar Makam-ı İbrahim'de namaz kılmak için büyük izdihamlara sebep oluyorlar. Tavafın akışını engelleyen, bazen ezilmelere yol açan sebeplerden biri budur. Bir mezhepte öngörülen bir ibadet, onbinlerce insanın güvenliğini tehdit ediyor veya farz ibadetlerini engelliyorsa, burada bir sorun var demektir. Sorunu mezhepler veya ülkeler arasında görüşüp konuşarak çözmek icap eder. Suudiler, mezheplere ait özel görüşlere ve zorluklara yol açsa da belli ibadetlere karışmak istemiyor. Düşünülecek asıl tedbir, Hz. Ömer'in yaptığı gibi Makam-ı İbrahim'i daha geriye çekmek olabilir. Özellikle tavaf yeri genişletilirse bu daha kolay olacak.

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8

*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4811
  • Dosdoğru ol!
Hacc: İnancı Yenileme ve Müslümanların Birliğinin Sembolü
« Yanıtla #35 : 03 Ocak 2008, 01:39:56 ÖÖ 01 »

Hacc: İnancı Yenileme ve Müslümanların Birliğinin Sembolü


Muhammed Mehdi AKİF


Allah’ın adıyla. Hamd/övgü Allah’a; salat ve selam Allah’ın Elçisi’nedir. Bundan sonra..

Hac, İslam’ın beş şartından beşincisidir. Bu, insanın kalbini, bedenini ve malını şekillendiren bir kulluktur. Süs ve lüks dikilmiş elbiselerden soyutlanarak sadece Allah için, hacca niyet ederek başlanır. Allah’ın Evi’ni tavafla biter.

Hac ile, bizi hedef alan tehlikeler ile ümmetimize diz çöktürmek, toprağımızı işgal etmek ve mukaddesatımıza istila etmek isteyen düşmanlara karşı kalplerimizi temizleyen, bizleri değiştiren, kararlılığımızı sağlamlaştıran, bize güç katan, safımızı belirleyen bir azık elde ederiz. Annapolis toplantısı ise bizden uzak değildir!..


HACCIN GİZEMLERİNDEN

Hac görevlerinden her birinde barındırdığı bir sır vardır. Bunları açmamız gerekir. İhram (beyaz elbiseyi giymek) ve telbiye(lebbeyk duası) gerçekte nefsin ve arzu isteklerinden soyutlanmaktan ve tüm fiillerle Allah’a yönelmek, itaate koşmak ve rızasını kazanmak ve cennetlerini istemek için Allah’ın emine tutunmaktan başkası değildir.

Tavaf, nimetleri görünen, ayetleri idrak edilemeyen, nimet veren seven ile sevilen yapısı olan Allah’ın kutluluğu etrafında kalbin deveranından başkası değildir. Sa’y (Safa Merve arsında koşmak), ancak rahmetin iki nişanesi arasında bağışlanmayı ve razı olunmayı dileyerek gidip gelmektir. Arafat’ta durmak da ancak korku ile dolu bir yürekler, dua eden diller ve merhametlilerin en merhametlisi hakkında iyi şeyle düşünmekle itaatkarlıkta canla başla fedakarlık göstermektir. Taşlama da, kötülüğün sembolü olup tüm kötülüğün eylemleri küçümsemek, nefsi engellemek, kişi ve toplumu saptıran arzunun kovulmasının maddi bir göstergesinden başkası değildir. Kan akıtmak ise, -temizlik ve arılık seviyesine yükselmedeki son noktadır- fazileti inşada  çalışan bir elin adi kanı akıtması ve temiz ve iyi Allah Eri’nin şahadetle kurban ve feda olmakta bir semboldür.


HACDA BİR TERKETME, BİR SÜS VE BİR AZIK VARDIR

Bunları bitirdikten sonra, bir güven ve dinginlikle, kendini ve toplumunu doğru ve olgunluk yoluna götürecek güçte olarak yurduna döner. Bu yüce amaca Kuran şöyle diyerek işaret etmiştir: “Hacda, kadın yaklaşmak, günah işlemek ve kavga etmek yoktur. (Bakara, 197) Bu, nefsi kirlerden, toplumsal ayrılıklardan kurtulma ve temizlenme yönüdür.

Süs ve güzelleşme yönünden de nefsi arındırmak ve Allah’a yaklaşmak vardır. Bunu Allah’ın şu sözünde görüyorsun: Ne iyilik yaparsanız Allah onu bilir. Bu sebeple kendinize azık edinin. Şüphe yok ki, azığın en iyisi Allah’tan sakınmaktır. Ey akıl sahipleri benden korkun! (Bakara, 197)

Nefis duruluk ve kalbi arınmak ve sakınma azığını edinmekle Müslüman kişi, hayatındaki her şeyi değiştirmek için ayrılır. Etkisi etrafındakilere yansır: İşte böyle, kim Allah’ın nişanelerine saygı gösterirse elbette bu, kalplerin takvasından ileri gelir. (Hac, 32)


ARAFAT.. İSLAM BİRLİĞİNİN GÖSTERGESİ

İslam Ümmeti tek bir ümmettir. Bu birlik, ırkı, rengi, dili ve sınıfı farklı olmasına rağmen her taraftan gelen Müslümanların, huşu ve alçak gönüllülükle “(Lebbeyk Allahumme Lebbeyk) Hazırım Allah’ım, Emret!”i ilan etmek için Arafat’ta durmaları ile gözlemlenir.

Bu birlik, Müslümanlara, genişlik-darlık ve zorluk-rahatlıkta birbirlerine ortak olmaları; kendilerinden birine rahatsızlık ve haksızlık uğradığında hep beraber onu kaldırmak için yardımlaşmaları; hangi Müslüman halka olursa olsun düşmanlığa karşı çalışmaları ve –gönül hoşluğu ile- hizmetler ve malların dağıtımında ilerlemeleri gerekir. Böylelikle başına musibetler, depremler ve kıtlıkların geldiği Müslüman halklar eşitlensinler. Bununla karşılıklı  aralarında sevgi ve merhamet gerçekleşir. Allah Elçisi (sa.v), merhametleşmede, karşılıklı sevgide, birbirine ilgi göstermede inananları tek bir beden gibi görürsün; bir organ rahatsızlandığında diğerleri de uykusuzluk ve ateşte ona eşlik eder. demiştir.

Bundan ötürü, yönetimler, sistemler ve  Arap-İslam halkları, Filistin’deki kardeşlerimizden haksız kuşatmayı kaldırmak için çalışmaları gerekir. 


HAC.. İSLAM DÜNYASININ TOPLANTISI

Filistin’den kalanı yok etmek, Yahudi Devletini kurmak ve İslam’ımız ile üstünlüğün gerekliliği ve bizi Allah yolunda cihat etmeye, gasp edilmiş topraklarımızı geri almaya, evrensel Siyonizm kirinden mukaddesatımızı temizlemeye, azgın Amerika ve silahlarını insanlığın yıkım yok etme ve korkutmaya ayarlamış zalim güce karşı durmaya, çağıran inancımızın ilanından konuşanı kılıçla kesmek için, Amerika ve Siyonizm’in isteği ile kendi yurtlarından yaptıkları toplantılarda gördüğümüz bu acı gerçek şaşılacak bir şeydir!!.

Bunların hepsi Müslümanların, buna karşı genel kuşatıcı bir toplum olmalarını zorunlu kılıyor.


MÜSLÜMANLARIN İŞLERİYLE İLGİLENMEK GEREKLİDİR

Müslümanların işleriyle ilgilenmek, her taraftaki Müslümanların durumunu araştırmak için haccı genel bir toplantı yapmamızı zorunlu kılıyor. Müslümanların işleri ile ilgilenmeyen onlardan değildir. Bilim adamı, düşünür, eğitimci, kültür adamı, siyasetçi, yönetici, iktisatçı, şeriat-din dilimci, asker ve cihat erbabının toplanması gerekir. Mekke bunlara kanatlarını gererek ve Allah’ın kelimesi ile onları toplayarak, Beytullah’ın çevresinde tanışarak, danışarak ve yardımlaşarak bir araya gelirler. Sonra gönülleri, his ve şuurları birleşmiş tek bir ümmet olarak yurtlarına dönerler.

Arap heyetlerin, düşmanların yaptıklarını alkışlayıp kutlamalarına acele etmeleri şaşılacak şeydir. Hac toplanmasını bir ganimet bilip Arap, Müslüman ve insanlardan gelecek olan bilginlerin tümünü  çağıracak ve inananların üstünlüğü ile şunu ilan edecek herhangi bir bilginimizi göremiyoruz:

* Filistin, Filistin’in tümü, bir Arap-İslam Devleti’dir. O, tüm Müslümanların varlığıdır. Hiç kimse, ondan bir karışından feragat edemez.

* Filistin Devlet’inin İslam oluşu yanında, tüm Filistin, özellikle Müslümanlar, Müslüman olmayan Hıristiyan ve Yahudilerin kutsal değerlerini korumaktadırlar (güvence vermektedirler). Asıl halkından olup üzerinde yaşayan herkese bir koruluktur. Geçmişi buna tanıktır. Ancak batıda karışıklık çıkardıktan sonra ininden çıkıp gelen savaşçı ve küçük toplulukların Müslüman Filistin topraklarında kacak bir yerleri yoktur.

* Haklarımızı geri almanın yolu, şüphesiz Allah yolunda kutsal olan cihattır. Allah Elçisi (s.a.v) hac ve cihadı birbirine yakın saymıştır. Ebu Hüreyre(r.a.) rivayetle şöyle demiştir: Allah Elçisisine, ‘hangi iş daha üstündür?’ diye soruldu. ‘Allah’a ve elçisine inanmaktır.’ dedi. ‘Sonra hangisi?’ denildi. ‘Allah yolunda cihat.’ dedi. ‘Sonra hangisi?’ denilince, ‘Kabul edilmiş bir hac’ dedi.(Buhari)

Dinimizce yasal olan cihattan ve her kanun ve düzende halkların hakkı olan işgale direnişten başka yolumuz yoktur. Bu, on yıllar süren toplantılardan bıktıktan, dünya düzeninin devlet ve kıta bazında bir asırdır bizi tokatladığından sonra. Her yaptıklarında siyonizmi kutladıkları, istediğini kesip istediğini alması, istediğini şart koşması, Müslümanların bunu şükranla kutlamaları ile kabul ve teslimiyetlerini açıklamaları için bizim ile ona kötülükle saygısızlık etmemiz arasına giriyorlar.


HAYDİ BİRLEŞELİM VE YARDIMLAŞALIM

Allah’a varmak için olan yıllık bu toplanmada, ayrılık ve uzaklaşma yerine birlik ve yakınlaşmayı; bozuşma ve yabancılaşma yerine dayanışma ve yardımlaşmayı çözmeleri, Müslümanların bir olmamalarından güç ve mahrumiyeti hissetmeleri için tüm Müslümanlara bir çağrı vardır. Her Müslüman –nerede olursa olsun- bir milyar müslümanla bağlantılıdır, onun için harekete geçer, ondan haksızlığı gidermek için yeryüzünün güçlerini bir araya getirirler.


KANLARIN, MALLARIN VE IRZLARIN KORUNMASI

Her Müslüman, şeytanın kendilerini geri döndürmek ve dinlerinde karışıklığa düşürmek için, ona verdiği şüpheler ve cilalı sözleriyle Müslüman kardeşinin kanını dökmekten, ırzını halel getirmekten, malını haksız elde etmekten şiddetle kaçınsın. Her Müslüman ve tüm insanlar, büyük hac günüde kanların, malların ve ırzların korunmuşluğu hakkındaki genel kanunların üzerine basarak perçinlediği Elçi (s.a.v)e kulak versinler. O (a.s), “Kanlarınız mallarınız, bugününüzün, bu ayınızın ve bu yurdunuzun kutsallığı gibi rabbinizle karşılaşıncaya dek haram kılınmıştır. Bakın! Ulaştırdım mı? Evet, dediler. O, Allah’ım, tanık ol! Tanık olan olmayana ulaştırsın. Nice ulaştırılan duyandan daha iyi hıfzeder. Benden sonra birbirinizin boynunu vuran inkarcılar olarak dönmeyin.”

Salat ve selam ümmi Elçi’miz Muhammed’ (s.a.v)e, aile ve ashabına olsun. Hamd/övgü, alemlerin terbiyecisi Allah’adır.



İbrahim OSMANOĞLU, Velfecr için çevirdi.

Bu makale, Muhammed Mehdi AKİF’in Mekke’de 06.12.2007 tarihinde kaleme aldığı yazısının çevirisidir.
 
kudüs yolu
'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8

*

Çevrimdışı TaLiA

  • *
  • 3019
HAC - MUSTAFA İSLAMOĞLU
« Yanıtla #36 : 08 Ekim 2010, 07:27:01 ÖS 19 »
HAC - MUSTAFA İSLAMOĞLU

MİNA: BÜYÜK SÖZLEŞMEDEN BİR ÖNCEKİ DURAK


      “Allah’ı sayılı günlerde anın. Günahtan sakınan kimseye acele edip Mina’daki ibadeti iki günde bitirirse bunda her hangi bir mahzur yoktur; geri kalsa da mahzur yoktur. Allah’a karşı sorumluluğunuzun şuurunda olun, O’nun katında toplanacağınızı bilin.”  (Bakara, 203)

      Marifetin karargahı Arafat tepelerinden kopup gelen insan seli, şuurun karargahı Meş’arilharam (Müzdelife) yoluyla Zilhicce’nin onuncu gününün sabahında, yani bayramın ilk gününün sabahında Mina’ya akar.

      Sevgili Nebi, Mina’da bugün Mescid-i Hayf olarak bilinen yerde konaklamıştı. Zira müşrik kabileler onun getirdiği ilahi mesaja karşı savaşmak üzere orada birbirleriyle sözleşmişlerdi. (Ezraki, 2/173)

      Ezraki’nin aktardığı bir rivayete göre Hz. İbrahim, Kâbe’yi tamamladıktan sonra Cebrail’in rehberliğinde şeytanı bu bölgede üç kez taşlamıştı.

      O gün bu gündür bu sembolik taşlama Hz. İbrahim’in anısına sürer gider. Şeytan taşlamanın bölge halkının muhayyilesinde yer eden bir başka öyküsü de şu:

      Hz. İbrahim rüyasını gerçekleştirmek üzere oğlu İsmail’i kurban etmek için götürdüğünde, anne Hz. Hacer’in haberi yoktur. Anne Hacer oğlunun kurban edilmek üzere kocası tarafından götürüldüğünü şeytandan öğrenir.

      “Bir baba oğlunu keser mi hiç?” diye, önce aklını kullanarak şeytanın vesvesesini savuşturur. Şeytan onu ikna için der ki: “Allah emretmişse?” Hacer bu kez aşkını ve imanını kullanarak: “Allah emretmişse, sana bana ne oluyor?” der ve şeytanî vesveseyi üç cemre yerinde taşlar... (DN Kurtubi 15/105; Hâzin ve Alusi, Sâffât 103’ün tefsirinde.)

      Bölge halkının muhayyilesinde efsanevi bir nitelik kazanan olayın gerçek mahiyeti ne kadar sisli ve kapalıysa, olayın sembolize ettiği gerçek o denli açık ve net. O da, insanın şeytana şeytansı dürtülerine, şeytanın yardımcısı olan insan şeytanlarına ve şeytanî düzen ve ideolojilere karşı kesintisiz bir savaş vermesinin gerekliliği.

      Kimdir şeytan?

      Şeytan, kesinlikle bir tek düşman değildir.

      Şeytan, imanın yürekteki  iktidarına karşı duran güçtür.

      Şeytan, insandaki pozitif çekim merkezine karşı savaş açan negatif çekim merkezidir.

      Şeytan, insanın ayartıcı benliği, saptırıcı iç güdüleri, esir edici şehveti ve hırsıdır.

      Şeytan, yerine göre insan, yerine göre totem, yerine göre saptırıcı bir izm, yerine göre nemrudun, firavunun çizgisini sürdüren her hangi bir güç odağıdır.

      Yani şeytan, insanla Allah arasına gerilip insanı Allah’a doğru yürüyüşünden alıkoyan her şeydir.

      Şeytan, batıldır. Gücü yoktur. Hakikati yoktur. Şeytanın en büyük silahı vesvesedir, vehimdir. Şeytanın davet ettiği her şey gerçek değil bir yanılsama, bir illüzyondur. Şeytan sanal bir hayata çağırır. Onun cenneti de cehennemi de sanaldır. Onun tuzağına düşenler yalanı gerçeğe, batılı hakka, sentetiği doğal olana, “mış gibi”yi oluşa, karanlığı aydınlığa, hayali hakikate tercih edenlerdir.

      İşte taşlanacak olan da budur. Yani yalan, sanal olan, “...mış gibi” olan, karanlık, sentetik ve hayali olan.

      Şeytanın dostlarına, şeytanın hizbine ve destekçilerine bakınız. Onların da tüm başarılarını gözbağcılığa, sahtekârlığa, illüzyona ve simülasyona borçlu olduklarını görürsünüz.

      Arafat’ta yüreğini, Müzdelife’de aklını bulan Âdemsiniz.

      Şimdi hem aklınız hem de aşkınız var.

      Sizi cennetinizden eden ve edecek olan güçlere karşı bitimsiz, ateşkesi olmayan bir savaş başlatmalısınız.

      Meş’ar’den lojistik destek alarak dönmüştünüz. Cephaneniz dolu. Savaşmaya kararlısınız. Önce yedi el ateş edeceksiniz yedi taşla. Tabi ki en büyüğüne: Süper şeytana, büyük şeytana...

      Niçin yedi?

      Çünkü “yedi” rakamının Arap dilindeki mecazi karşılığı “çeşitlilik” ve “sayıya gelmeyen miktar”dır. Sen onu “sonsuz” anlamında alacaksın. Savaşın bitimsiz olduğunu unutmayacaksın. Şeytanla barış masasına oturmak savaşı baştan kaybetmektir.

      Mermilerini Hz. Peygamberin şu sloganıyla atacaksın: “Bismillahi Allahuekber rağmen lişşeytanî ve hizbihi: Şeytan ve hizbi karşısında en büyük olan Allah’ın adıyla...”

      Kur’an’da Mücadele suresinin 12-22 ayetinde geçen iki kavram, birbirinin zıddı olarak kullanılır.

      “Hizbullah: Allah taraftarları.”

      “Hizbuşşeytan: Şeytan taraftarları.”

      Sen şeytanı taşlamakla tarafını belli etmiş oluyorsun. Hak-batıl savaşında tarafsız olmadığını ortaya koyuyorsun. Biliyorsun ki bîtaraf olanlar bertaraf olurlar. Her taraf olanların ne olduklarını var sen hesapla...

      Mina’da sembolik olarak taşladığın şeytan kimi zaman bir yiyecek ve içecek olarak gelip midene ve yüreğine kurulabilir. Kimi zaman seni radarıyla basir, istihbaratıyla semi, nükleer silahıyla kahhar, diplomasisiyle cebbar, karşılıksız yardımlarıyla rezzak olan sahte bir ‘tanrı’ olduğuna inandırmak isteyebilir. Kimi zaman ‘süper güç’ efsaneleriyle efsunlayabilir. Hatta süper şeytanların karşı durulamaz bir güç olduğu vehmine kapılabilirsin.

      Böylesi durumlarda atacağın tek slogan, bu lâhûti slogandır.

      “Bismillahi Allahuekber!”

      Evet, Allah en büyüktür. Bunu inanarak söyledinse, seni kimse “korkunun kulu” hâline getiremez.

      Haydi bir daha... Bir daha söyle.

      Taşla şeytanı. Şeytanları...

      Büyüğünü, ortasını, küçüğünü.

      Somutunu, soyutunu.

      Kefeninden başka kaybedecek hiçbir şeyin yok. Ama kazanacak çok şeyin var: Allah’ı ve cenneti kazanacaksın, yetmez mi?

      İbrahim olup kurbanını kestikten ve ihram yasaklarının -cinsel birliktelik dışında- kalktığını sembolize eden taksir işlemini yaptıktan sonra Mina’da savaşı ikinci günü de sürdürmelisin. Emin olmalısın  düşmanın yenildiğinden.

      İkinci gün 21 taş atacaksın: Sırasıyla küçük, orta ve büyüğüne 7’şer kurşun... Toplam 21 eder. Bu, aynı zamanda İsmail’ini kurban eden İbrahim’in hak ettiği bayramı 21 pare top atışıyla karşılamandır.

      Mücahedeye devam etmek istiyorsan -ki Hz.Peygamber sürdürmüştü- 3. ve 4. günlerde Mina’da siperi beklemelisin. Söz konusu günlerde de yedişerden 21 adet mermi saplamalısın düşmanın bağrına. Iskaladıklarının yerine yenisini atmalısın. Eğer yanında Müzdelife’den yeterince cephane getirmemişsen Mina’dan da toplasan olur. Ancak bir şartla: Kullanılmış mermi almamalısın.

      İlk günkü 7, sonraki üç günde 21’er, toplam 70 eder. Bu rakam da tıpkı 7 gibi kesretten kinayedir ve çokluğa, sınırlı olmayışa delalet eder.

*

Çevrimdışı TaLiA

  • *
  • 3019
Ynt: kurban ve hac ibadeti
« Yanıtla #37 : 08 Ekim 2010, 07:27:51 ÖS 19 »
KURBAN

      “Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bahşet. Bunun üzerine biz de ona uyumlu bir oğlan çocuğu müjdeledik.

      Birlikte çıktıkları bir gün dedi ki: ‘Yavrucuğum, rüyamda seni kurban ettiğimi görüyorum, bir düşün, bu konudaki görüşün nedir?’

      Dedi ki: ‘Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni salihlerden biri olarak bulacaksın.’ Bu şekilde her ikisi de Allah’a teslim olup babası oğlunu alnı üzerine yatırınca nida ettik: ‘Ey İbrahim! Rüyayı gerçekleştirdin. İşte biz Allah’ı görür gibi hareket edenleri böyle ödüllendiririz.’

      İşte bu, amacı apaçık öylesi bir sınamaydı. Ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik. Sonradan gelenlere onun hatırasını bıraktık.

      Selam olsun İbrahim’e!...” (Sâffât, 101-109).

     

      Evet, “Selam olsun İbrahim’e!” Allah’tan, meleklerden ve dünyanın sonuna kadar gelecek tüm mü’minlerden.

      Çünkü o insanlığa, Allah’ın iradesine kayıtsız şartsız teslim olmayı öğretti. İbrahim ismi teslimiyetin öbür adıdır. O insanlığa hürriyeti öğretti. O insanlığa aşkı öğretti. Aşkın yakmayacağını, aşığın yanmayacağını öğretti.

      Allah’ı razı eden İbrahim’in hatırasını Allah yüceltti. Onu dünyada unutulmamakla ödüllendirdi.

      O adamayı öğretti insanlığa, en değerli varlığını En Büyük Olan’a adamayı. Bu bir mizansen, bir tiyatro sahnesi değildi. O, yıllardır çektiği evlat hasretinden sonra kavuştuğu ciğerparesini kurban ederken ne şaka ne şike yapıyordu. “Yavrum gitti!” diye yaptı, ama Allah onu sınamıştı. Sınavı kazandı. Bu sınav İbrahim için ateşe atlamaktan da zor bir sınavdı. O bu sınavı da alnının akıyla vermiş, teslimiyetini perçinlemişti.

     

      İbrahim’in rolünü oynamak

     

      “Hayvanların kurban edilmesine gelince: Biz bunu sizin için Allah tarafından konulmuş sembollerden biri olarak takdir ettik, ki bunda sizin için yararlar vardır. Öyleyse artık (kurban edilmek için) sıraya dizildiklerinde onların üzerine Allah’ın ismini anın; ve cansız olarak yere serildiklerinde onların etinden kendiniz de yiyin, kendi nasibiyle yetinip istemeyen kimseye de, istemek durumunda kalan kimseye de yedirin. Biz işte bu amaçla onları sizin yararınıza sunuyoruz ki, şükredesiniz.

      “Onların ne etleri Allah’a ulaşır, ne de kanları; lakin O’na ulaşan yalnızca sizin takvanızdır. İşte bu amaçla onları sizin yararınıza sunuyoruz ki, size ulaşma yolunu yordamını gösterdiği için O’nu yüceltin: şimdi, iyilik yapanları müjdele.” (Hac, 36-37)

      Kurban “takarrub”dan türetilmiştir. Yani “yakınlaşmak”, “yakın olmak”. Arap dilinde fu’lân vezninden gelen tüm kelimeler, ait olduğu anlamla ağzına kadar dolu olmayı ifade eder. Şu halde kurban “insanın tüm kapasitesini kullanarak Allah’a yakınlaşma iradesinin bir ifadesidir”.

      Kurban, hayvanın insana verdiği en soylu derstir. Çünkü insan, mutlaka kendisine adanacağı bir kapı arar. Adanmaya layık tek sahici kapı Allah’ın kapısıdır. Başka bir kapıya adanan, harcanmış olacaktır. Çünkü insanın teslimiyetini istismar etmeyen yegane otorite Allah’tır. Zira Allah’ın, insanın kulluğundan herhangi bir çıkarı bulunmamaktadır. Aksine kulluktan kazançlı çıkan tek taraf insandır ve bu da Allah’ın insana olan sevgi, şefkat ve merhametinin göstergesidir.

      Kurban eşyayı yerli yerine koymaktır. Hayvanı hayvan yerine koymayan insanı insan yerine koymaz. Hayvanlarda tanrılık vehmeden kimi antik inanç sistemleri, insanların hayvanlara kurban edildiği ters bir gelenek oluşturmuşlardır. Bu, mahlukatın hiyerarşisini bozmaktır.

      “Can” sahibi hayvanlar dünyası, “ruh” sahibi insanlar dünyasından aşağı kategoridedir. Onun için hayvanlar insanların hizmetine ‘musahhar’ kılınmıştır. Bu ilahi yasa, teshir sırrı gereğidir. Buna itiraz, varlık kategorilerinin ilahi iradeyle yapılan hiyerarşisine itirazdır. Zaten makul de değildir. Madenler, bitkiler, hayvanlar ve insanlardan oluşan dört maddi varlık kategorisi arasındaki hiyerarşik ilişki her hangi bir noktasından tersine çevrilemez. Bitkiler madenlerden, hayvanlar bitkilerden, insanlar her üçünden yararlanırlar.

      Fakat maden kurban edilmez. Bitki kurban edilmez. Onların “kurban” olması, hayır olarak sarf edilmesidir. Yani Allah rızası için, birine altın, gümüş ve onların yerine kullanılan itibari değer sahibi her “para” ya da gıda değeri taşıyan her bitki karşılıksız yardım olarak verilir. Bu yükümlülük ya da gönüllülük niteliğine göre “zekat” ve “öşür”, “sadaka” ve “infak” diye isimlendirilir.

      Fakat hayvanlar Allah adına kurban edilirler. Kur’an’a göre Allah’tan başkası adına kurban edilmiş bir hayvanın etini yemek haram kılınmıştır (2.173; 5.3; 6.145; 16.115).

      Hayvanların canına Allah’tan başkası adına kıymama ilkesi, hayvan da olsa, canlının taşıdığı “can”a hürmettir. Allah’ın verdiği o canı almak –bu hayvan bile olsa- ancak Allah adına olabilir.

      Bu hem kesilen kurbanın maddi meşruiyetinin, hem de manevi meşruiyetinin gerekçesidir. Bir şeyin “Allah adına” yapılması emrolunmuşsa, Allah’a iman eden müminin dikkatinin orada yoğunlaşması gerekir. Konunun girişindeki ayetler içerisinde yer alan “Onların ne etleri Allah’a ulaşır, ne de kanları; lakin O’na ulaşan yalnızca sizin takvanızdır” Kur’anî ifadesi, hayvanın “Allah’tan başkası adına kesilmeme” şartıyla birlikte düşünüldüğünde gerçek anlamını bulur.

      Bu anlam “bilinç”tir. Zaten “takva” da, “insanın Allah’a karşı sorumluluk bilinci” değil midir?

      Bilinç, yani “şuur” işin sırrıdır. Bilinçsizlik nasıl hac ibadetini sıkıntılı bir seyahat durumuna indirgiyorsa, kurban ibadetini de hayvan boğazlama konumuna indirger. İşin şuur kısmını atlayanın gözüne et ve kan görünür. İnsanı Allah’a yakın ve dost kılan et ve kan değildir. O’na karşı duyduğu sorumluluk bilincidir. Kurban, bu bilinci artırdığı oranda kurbandır. Çünkü bu bilinç arttıkça, insanın Allah’ı tanıma ve anlama katsayısı da artar. Allah’ı tanıdıkça ve anladıkça O’nun kendisine yakın olduğunu anlar. O kadar ki, “şah damarından da yakın”... 

      İşte kurban “kurbiyyet”, yani “yaklaştırma” fonksiyonunu böyle ifa eder.

      Kurban, Allah’a daha yakın olmak için feda etmektir. Kurban, akılla değil aşkla izah edilir. Âkil tedbir düşünürken âşık gereğini yapar.

      Kurbanın değerini, kurban edildiği kapının değeri belirler. Allah’ın kapısına kurban olanlar o kapıya değer yüklemek için değil, kendileri o kapının değerinden pay almak için kurban olurlar. Çünkü can taşıyan her varlığın kaderidir kurban olmak.

      Ne ki, çoğu aşağılık şeylere kurban olurlar. Kendi değerlerini kendi elleriyle beş paralık ederler. Paraya, kadına, erkeğe, makama, rütbeye, dünyalığa, saltanata, şöhrete, kurban olana yazık olmuştur.

      Böyleleri tarihe baksın. Dört bin yıl öteden İbrahim’in hatırasını yüz milyonlarca kadın ve erkeğin kafa ve kalplerinde yaşatan sır nedir? Onun üzerinde düşünsünler.

      Kurbanın verdiği soylu dersi almak için önce şeytana direnmelisin. Çünkü o adamanı ve adanmanı önleyip harcananlardan olman için bin bir dereden su getirecektir. Aklına girip, aşkına ihanet etmen için çaba gösterecektir.

      Hem şeytana karşı savaşı sürdürmeli, hem de aslına sadık kalmalısın. Unutma uzvu noksan olan koçlar kurban edilmezler. Kusursuz kapıya kusursuz kurban yaraşır.

      Ve kusursuz kapıya kusursuz iman yaraşır. İmanında noksanı olanlar, Allah’a adanamazlar. İmanın organları da eksik olabilir. Yani elsiz ayaksız iman, dilsiz dudaksız iman, gözsüz kulaksız iman olabilir. Bu manevi özürlülük halidir. Gerçek engelli budur; işitme engelli, görme engelli, duyma engelle, anlama engelli... İmanı çolak olan, tuttuğunu imanıyla tutamaz. İmanı kör olan, gördüğünü imanıyla göremez. İmanı sağır olan, işittiğini imanıyla işitemez. Bu hal onda tam bir manevi sağırlığa, manevi dilsizliğe, manevi körlüğe yol açar: “Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler: ve böyleleri asla dönemezler” (2.18)

      Bunu bilmek için, uzuvların Müslüman olabileceğini bilmek gerekir.

      El ayak, göz kulak, dil dudak Müslüman olur. “Ey iman edenler! Teslimiyet yoluna top yekun girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin: zira o sizin apaçık düşmanınızdır” (2.208)

      İslam’a top yekûn girmeyenler, bütün varlıklarıyla girmeyenler, şeytanın adımlarını izleyeceklerdir. Çünkü onlar imanı gözlerine fer, dizlerine derman, bileklerine güç, dillerine ferman olarak yansıtmadılar. İmanı rehber edinmeyince, şeytanı rehber edinmekten başka yol kalmadı.

      Birazcık düşünürsen anlayacaksın ki, imanında noksanı olanlar Allah’a kurban olamazlar. Îmanlarına ellerini şahit kılamazlar, ayaklarını şahit kılamazlar. İmanına organlarını şahit kılamayanlar, canlarını hiç şahit kılamazlar. “O gün onların ağızlarını mühürleyerek kapatırız; ve Bize onların elleri konuşur, yapıp ettiklerinden dolayı ayakları şahitlik yapar.” (36.65)

      Organlar şahitlik yapar.

      Neye ve nasıl şahitlik yaparlar?

      Emirleri kimden ve nereden almışlarsa ona. Yani “tut” emrini imandan alan bir el, imanın tanığıdır. “Gör” emrini imandan alan bir göz, imanın tanığıdır. “Yürü” emrini imandan alan bir ayak, imanın tanığıdır.

      Kurbanını verdikten sonra ihram yasaklarının bir kısmı kalkar ve sen bir yandan şeytana karşı savaşını sürdürürken, öte yandan rolünün geri kalan kısmını, ama can alıcı kısmını oynarsın.

      Yasakların kalktığının sembolik ifadesi bedenin dokunulmaz unsurlarına temsili bir müdahaleyle olur. Ayetteki “sonra kirlerini gidersinler” (Hac, 29), ifadesi “İhramdan çıkınca avlanınız” (5.2) ayetine çok benzemektedir. Buradaki emir kipini imamlarımız lafzi manasıyla almışlardır. Bu emir lafzi anlamda bir emir değil yasağın kalktığını gösteren bir izin olarak da anlaşılabilir. Diğer ayeti nasıl “avlanabilirsiniz” biçiminde anlıyorsak, bu ayeti de “kirlerini giderebilirler” şeklinde anlayabiliriz. En doğrusunu Allah bilir.

      İhramdan çıkmak için Tıraş olma, namazdan çıkmak için selam vermeye benzer.

      Şimdi artık, irfana ve şuura ulaşmış bir mü’minsin. Allah’la sözleşme tazelemek için, şeytana savaş açıp, kurbanla teslimiyetini belgelemiş bir mü’min olarak Allah’ın evine, ‘özgürlük evine’ girebilirsin. Allah’la olan sözleşmenin altına, tavaf suretinde varoluşsal bir imza atabilirsin. Atomdan galaksiye, mikrodan makroya, habbeden kubbeye kadar tüm varlıkların ilahi korosuna sen de katılıp kozmik tavafın sırrına erebilirsin.

      Sözleşmen mübarek olsun.

      Haccın mebrur olsun.

      Allah seni kabul etsin.