Hamd - Şükür

  • 1 Cevap
  • 2797 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4811
  • Dosdoğru ol!
Hamd - Şükür
« : 11 Aralık 2007, 02:43:46 ÖS 14 »

Hamd - Şükür
 
"Resülullah(sav) buyurdular ki: "Müslüman bir kulun çocuğu ölünce,
Allah-u Teala meleklerine:
"Kulumun çocuğunu aldınız öyle mi?" diye sorar.
Melekler:
"Evet" cevabını verirler.
Yüce Allah:
"Demek onun gönül meyvaını aldınız ha?" diye buyurur.
Melekler:
"Evet" derler.
Mevla-i Zülcelal:
"Peki kulum ne söyledi?" diye sorar.
Melekler:
"Sana hamd etti ve : "İnna lillah ve inna ileyhi raciun"(Şüphesiz biz Allah'ınız ve O'na döneceğiz) dedi." cevabını verirler.
Bunun üzerine Allah-u Teala:
"(O halde) kulum için cennette bir köşk inşa edin ve ona : "Hamd Köşkü" adını koyun." buyurur. Tirmizi, Riyaz'üs-Salihin,




Kulluk icabı olan amellerin en ehemmiyetlilerinden biri de hamd ve şükürdür.Bu keyfiyet, Kur’an-ı Kerim’in ilk ayeti kerimesinin;

“Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur”

suretinde varid olmasıyla sabittir.Nitekim Hazreti Peygamber (sav) bir hadis-i şeriflerinde buyururlar:

“Sen «Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur» dediğin zaman, Allah’a şükretmiş olursun;O da, sana olan nimetini artırır!”

Cenab-ı Hakk’ın sonsuz azamet,ilahi san’at ve sıfat tecellilerinin medih ve senada bulunulması “hamd”;O’nun sayısız lutuf,nimet ve ikramlarına karşı lisanen ,fiilen ve kalben medih, sena ve teşekkürde bulunulması da “şükür”dür.Mana olarak her iki lafız da birbirine çok yakındır.

Gerçekten varlıkların en basitinden en mütekamiline kadar hiyerarşik teselsülünde zirve noktasını teşkil eden insanın , böylece “eşref-i mahlukat” olmasının tabii bir icabı olan hamd ve şükür, dinin en derin ve en hassas meselelerinden biridir.

Yaradılışındaki asliyeti muhafaza etmiş olan her kimsenin , kendisine bir bardak su ikram edene karşı vicdanen bir teşekkür borcu hissederken, bütün nimetlerin kaynağı ve ikram edeni olan Rabb’e karşı alık ve abus kalması iz’an dışıdır.Bu hal ,düşünce yoksulluğu ve his durgunluğunun ifadesidir.

Hazret-i Peygamber(sav), her tecelli karşısında:


“Her halükarda Allah’a hamd olsun!” ifadesini zikredilmesini tavsiye ve telkinde buyurmaktadırlar.

Bu halin dışında kalanlar, kadere karşı gafleten bir nevi ilan-ı harb ilan etmiş olurlar.

Her türlü musibetten,şükür ve hamd halini devam ettirerek kazançlı çıkmayı becerebilenler,bu dinin insanlara vaat ettiği huzurun zirve noktasındadırlar.Gönüller,bu noktaya ulaşabildiği nisbette kalbi huzur ve sükunetten nasib almış olurlar.

Kulların elinde ne varsa Allah’a aittir.Tabiattan ve insanlardan gelen nimetlerin sahibi Halık Teala’dır.Bundan gafil kalmamak kalb-i selim icabıdır.Mahlukat , bir vasıtadan ibarettir.Çünkü her varlık ,bir memuriyeti ifa etmekle mükelleftir.

Nimeti tevzi işinde bütün vasıtalar,memur ve ameledir.nimetin hakiki sahibi ve ihsan edeni kainatın Rabbi’dir.getirenden ziyade gönderene şükür hisleri ile medyun olmalı ve şükranlı bir hayat yaşamalıdır.nimetleri bize ulaştıran sebeplere veya kişilere bağlanıp nimetin sahibini unutmak,insanlık haysiyeti ile bağdaşmaz.

Ancak mahluka,yani vesile olana teşekkür etmek de , bir ahlak ve nezaket meselesidir. Üsame İbnu Zeyd (ra) 'dan nakledildiğine göre Peygamber Efendimiz(sav) bir hadis-i şeriflerinde,

“Kendisine iyilik yapılan kimse, yapana:«Allah sana hayırlar versin!»diyerek dua ederse, şükür borcunu pek yüksek bir şekilde ifa etmiş olur.”Kütüb-i Sitte,Tirmizi,Birr 86,(2036).
buyurulmaktadır.

Bu halin zıddı olarak, nimet sahibini unutup da sadece veznedarlık yapan veya vasıta olan kimseye teşekkür,gülünç ve yersiz olur. Sünnetullah icabı kainatta her şey, bir sebebe bağlanmıştır.ancak sebeplere takılıp “müsebbibü’l-esbab”ı, yani sebeplerin Halık’ını unutmamak icap eder.
Hadis-i şerifte :


“Nefsini (yani onda tecelli eden ilahi sanat ve nimet karşısında kendi acziyetini) bilen , Rabbini bilir!”
buyurulmaktadır.

Nimetler sonsuz,lisanlar aciz,bünyeler zayıf.En büyük nimetlerden biri de, o nimetlerin sahibini unutmamaktır. Nimetlere şükür, iyi kullarda bu nimetlerin artmasına vesile;şükürsüzlük ise,azalmasına sebep olur. Şükürsüzlük hali, küfran-ı nimet,yani nimetin inkarıdır. Bu, ahmakça bir nankörlüktür. Mesela zekatı verilmeyen bir mal, nimet olmaktan çıkıp bir fitne haline gelir. Sahibi için bir musibet sebebi olur.

Cabir (ra) Hazretleri'nin naklettiğine göre, Peygamber Efendimiz (sav) Hazretleri buyuruyorlar ki:

"Kim bir ihsana mazhar olursa, bulduğu takdirde karşılığını hemen versin;bulamazsa verene senada bulunsun.Zira onu övmekle teşekkürünü yerine getirmiş olur. Ketmeden (karşılık vermeyen) nankörlük etmiş olur". 

Tirmizi'nin rivayetinde şu ziyade var:

"...Kim de kendisine verilmeyenle süslenirse iki yalan elbisesi giyen gibi olur." Kütüb-i Sitte,Tirmizi,Birr 86,(2035);Ebu Davud,Edeb 12,(4813,4814)

Enes(ra) Hazretleri'nin rivayet ettiğine göre:

Muhacirler hicretle Medine'ye gelip (Ensar'ın yardımlarını gördükleri) vakit şöyle dediler : "Ey Allah'ın Rasülü!Biz,çok maldan böylesine cömertçe veren,az maldan da yardımı böylesine güzel yapan aralarına inmiş bulunduğumuz şu Medinelilerden başka bir kavmi hiç görmedik!Bize bedel işlerimizi yaptılar, hayatımızı düzene koymada yardımcı oldular. Biz (hicret ve ibadetlerimizle kazandığımız) sevapların hepsini onlar alacak diye korkuyoruz" Resülüllah (sav) onlara çu cevabı verdi :
"Hayır! Onlar sizin dua ve teşekkürlerinizden hasıl olan sevabı alacaklar." Kütüb-i Sitte,Tirmizi,Kıyamet 46,(2489);Ebu Davud,Edeb 12,(4812)



Hz. Enes (ra) anlatıyor:

"Resülullah (sav) buyurdular ki: "Şüphesiz Allah-u Teala, yemeğini yedikten sonra üzerine kendisine hamd eden ve içeceğini içtikten sonra üzerine kendisine hamd eden kulundan elbette hoşnut kalır."Riyaz'üs-Salihin,(4,1396)
 

M u h a m m e d  G Ü N D O Ğ D U M

patikalar
'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8

*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4811
  • Dosdoğru ol!
Ynt: Hamd - Şükür
« Yanıtla #1 : 16 Aralık 2007, 09:06:45 ÖS 21 »
Hamd, "Övgü" ve "Şükür" Kelimelerinden Daha Zengin Anlamlıdır


"Hamd"i, "övmek" diye tek kelimeyle ifade etmek yeterli olmaz. Türkçede yine övmek olarak bildiğimiz medih (methetmek) herhangi bir güzellik ve nimeti bizzat kendisinin kaynak ve sahip olup olmamasına bakmadan ve yüceltme duygusu taşımadan övmektir ki, hamdin yerini tutmaz. Her hamdde bir medih yönü olmasına rağmen; medihte hamd yoktur.


Her durumda hamdin övüldüğü halde; övgü, medih (met etmek) bazan kınanmış bir eylem olur. Allah'ın Elçisi; " Yüzünüze karşı medh edenlerin, övenlerin yüzlerine toprak saçın." (Müslim, Zühd 69; Ebû Dâvud, Edeb 9) buyurarak böyle medhi kınıyor. Ama insanlara teşekkürü ve Rabb'a şükrü, nankörlükten (ki küfürle aynı kökten türemiştir.) kurtulmak için ısrarla tavsiye ediyor: "İnsanlara karşı hamdetmeyen (teşekkür etmeyen), onlara nankörlük yapan insan, Allah'a karşı da hamdetmez." (Ebû Dâvud, Edeb 11; Tirmizî, Birr 35). Demek ki medh (övgü) ile hamd başka başka şeylerdir.


Hamdin şükürden daha genel ve daha zengin anlamı vardır. Hamd, en geniş anlamda şükürdür. Hamd etmek yerine "şükretmek" diyemeyiz. Çünkü biz, ancak kendimize yapılan bir iyiliğe karşı şükreder ve teşekkür ederiz. Hamdetmek için ise, iyiliğin sadece bize ulaşması gerekli değildir. Şükretmek, kişiye ulaşan bir iyiliğin, bir nimetin karşılığıdır. İyiliğin başkasına ulaşmış olması da hamdetmek için yeterlidir. Çünkü hamd, kişisel ve basit menfaatler karşılığı ifade edilen bir övme değildir. Evrensel ve küllî değerlere duyulan hayranlığın bir ifadesidir. Kişisel yararlarımıza ters düşen durumlarda da hamd edilebilir ve edilmelidir. El-hamdü lillah diyerek, kişi kendi adına Allah'a hamdettikten başka, O'nun nimetine kavuşan bütün varlıklar adına da aynı vazifeyi yerine getirmiş olur. Allah'a hamd, her hal ve şartta; şükürse bize ulaşan nimetler karşılığında yapılır. Bu yüzden, fazlalaşmasını istediğimiz şeyler için şükrederiz.



"Hamd", Yaratıcı dışında hiçbir şahıs ve kuvvete yöneltilmeyecek bir şükür türüdür. Hamd, nimetleri sınırsız ve sonsuz olan kudrete yapılır ki, o da Allah'tır. Onun için Allah'a hamdetmek, Allah'a şükretmekten daha faziletli, daha üstündür.


Allah'a hamd etme ve şükr etmenin bir bakıma iç içe girdiği ve bir bakıma da birbirinden ayrıldığı noktalar vardır. Şükür; nankör olmayan, Allah’ın nimetlerinin farkında olan, sâdık ve kadirşinas insanların özelliğidir. Şükre muvaffak olan insanların sayısı da çok değildir. Allah'ın sayısız nimetleri vardır. "Allah'ın nimetlerini saymaya kalksan, onları sayamazsın, saymaya gücün yetmez." (14/İbrahim, 34; 16/Nahl, 18) Sâdi-i Şirazi, Gülistan'ında; "Bir insan, her nefesinde Allah'a karşı iki şükür borçludur." der. Bir soluk alıp vermede hayatını iki defa bağışlayan, iki defa can veren Allah'tır. Böyle bir Allah'a elbette dilinle, halinle, kalbinle, kalıbınla, teşekkür etmen icab eder. Bundan dolayı gerçek anlamda hamd ve şükürde bulunanlar çok azdır. "Kullarımdan şükreden ne kadar az!" (34/Sebe' 13)
'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8