Engin ARDIÇ KLASİKLERİ

  • 101 Cevap
  • 59498 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4811
  • Dosdoğru ol!
Ynt: Engin ARDIÇ KLASİKLERİ
« Yanıtla #30 : 28 Mart 2008, 07:13:46 ÖS 19 »
Abiniz ufaktan tırsmış gibi sanki

Omurgasıyla, eklem yerleriyle, böbreğiyle dalağıyla falan dimdik ayakta olduğunu söylediler hınk deyicileri, ama bana pek öyle gelmedi...

Sanki bir şeyler "kırılmış" içinde.

Pabuç fiyatlarının sandığından daha yüksek olduğunu görünce şaşırmış gibi bir hali var.

"Konuşmayacağım" deyip sonra da üç gündür bülbül gibi şakımayı hadi bir taktik olarak kabul edelim ama, işin ciddi olduğunu da anlamış gibi görünüyor.

Bu sefer pek öyle James Watt'ın buhar makinesine binip kaçmak yok.

Öyle olmasaydı, "ortalığı yatıştırmak başbakana düşer" diye alttan almazdı.

Aydın Doğan'ın adamlarına düşmez mi mesela? Vahşi saldırıya devam mı etsinler?

Yatışır gibi görünüp saldırıyı sürdürmek "omurgalı" bir davranış mı yoksa?

"Sivil toplum bilmemnelerinden itidal çağrısı" yaza yaza geçir babam geçir, ha?

Alttan alırmış gibi gösterip mi dikleniyor, yoksa diklenmeyi sürdürürmüş gibi yapıp mı geri basıyor?... Tilki değilim ki bileyim!

Ne yatışması yahu? Hani gerilim tırmanacaktı? Plan ve program bunun üzerine kurulmamış mıydı?

Hani herkes "hesaplaşmaya hazır" olacaktı?

Karşı tarafın da fatura yazmaya elinin kalem tuttuğunu görünce bir daha düşünecekmiş gibi görünüyor.

Karşısına aldığı adamın, Adnan Menderes gibi sıkıyı görünce ağlayıp zırlamaya koyulan bir adam olmadığını anladı.

Süleyman Demirel gibi şapkasını alıp gidecek bir adam da hiç mi hiç olmadığını gördü (ayrıca bunun şapkası yok, şapka sevmez!)

Durup dinlenmesi, nefes alması ve yeni dümenler bulması gerekiyor.

Belki kapatma davasının sonunu bekleyecek, belki Ergenekon'dan hamle umacak...

Belki de Ergenekon "işinin" daha fazla büyümemesi için dua edecek...

Bu arada bir sürü basın hokkabazı da yangına körükle gitmeyi sürdürsün, onların derdi satış, abinin öyle bir sorunu yok. Abi gazete satmaz, abi devlet kurtarır.

Bu kez devlet onu kurtarabilirse ne devlet!

Seksen üç yaşına gelmiş adama yapılır mı bu?...

Seksen üç yaşına gelmiş adam bunlarla mı uğraşır, diyen yok.

Ne bileyim abi, ben yurtdışındaydım, yeni geldim. Aklım ermez.
'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8

*

Çevrimdışı Aysegul

  • *
  • 3127
    • Yine Ayrılık.. Yine Ayrılık...
Engin ARDIÇ KLASİKLERİ - Üfürükten eylemin...
« Yanıtla #31 : 02 Nisan 2008, 12:13:33 ÖS 12 »
Üfürükten eylemin...

Bayılırım bu tür zırtapozluklara: Bir zamanlar, "açlık grevine" yatan arkadaşlarımız olmuştu...
Patron maaşları vermiyor, onlar da hesabını hükümetten soruyorlar.
Baktım, aaa, lıkır lıkır çorba içiyorlar, leblebi gibi vitamin hapı yutuyorlar!
"Bu ne biçim açlık grevi?" dedim, meğerse böyle olurmuş. Hiçbir şey yemediğin, yalnızca su içtiğin eylemin adı "ölüm orucuymuş" ...
O başkaymış, bu başka!
Yanlış hatırlamıyorsam, Doğu Perinçek ile Ramiz Paşa da bu eyleme destek vermeye gelmişlerdi...
Sabah açlık grevine yatıp, akşam karnı acıkınca "bir buçuk İskender" söyleyenler de gördük.
Buna karşılık gerçekten "siyasi" eylem yapan birçok genç mum gibi eridi gitti, kimisi öldü, kimisi sakat kaldı, adlarını kimse hatırlamaz.
Susurluk rezilliği için de ışık söndürenler vardı, o kadar başarılı oldu ki, olay maşallah pırıl pırıl aydınlandı.
İndirin abi iki düğme, bakın Ergenekon mu kalıyor?
Eylem iyidir arkadaşlar, eylem yapalım, gençliğimizi hatırlayalım.
Bizim kızlar artık kocakarı oldular, etkilesek de faydası yok ama olsun.
Örneğin, "küresel ısınmaya dikkat çekmek amacıyla" ışıkları bir saat söndürelim. Böylece küre serinlesin.
Yaptılar bunu. Eylemi dünya çapında koydular. Cumartesi akşamı, saat sekizle dokuz arası. Her ülke kendi yerel saatine göre.
Allah'ın gariban Fiji adasında bilgisayarlar ve telefonlar gönüllü olarak kapatılmış, yemek yenmemiş.
Avustralya'da, ünlü Sydney operası tatil edilmiş.
Bizde ne olmuş?
İzmir Hilton Oteli'nde evlenen Selen ile Gürkan, "milli düğün havamız" La Cumparsita tangosunu mum ışığında yapmışlar.
Büyük bir fedakârlık etmişler. (Çocukların bir "dahli" yok aslında, ışığı otel idaresi söndürmüş.) Fakat ben olsam bütün düğünlerin bir bölümünü mum ışığında yaptırırım,hem kız tarafıyla oğlan tarafı arasında birbirini kesenlere, aile büyüklerine çaktırmadan yakınlaşma olanağı sağlanır.
O kadar masraf ve yorgunluk bir işe yarasın, değil mi efendim?
Eylem ha? Bakın eylem nasıl olur:
Cumartesi akşamı saat sekiz... Beşiktaş-Fenerbahçe maçının ikinci devresi başlıyor...
Fener bir-sıfır önde...
Kapatırsın stadyumun ışıklarını, kesersin televizyon yayınını, atarsın milyon doları sokağa, dünyayla uyum sağlarsın, küresel ısınmaya dikkat çekersin.
Böylece milyonlarca lumpen de, duyacağı korkunç öfkeyle bu sefer küreyi de ülkeyi de kendini de büsbütün yakmaya kalkar!
Burası Türkiye hemşerim, ne küresi, ne eylemi, ne bilinci, ne çağdaşlığı, ne kalkınması, ne hukuku, ne demokrasisi?

*

Çevrimdışı Aysegul

  • *
  • 3127
    • Yine Ayrılık.. Yine Ayrılık...
Engin ARDIÇ KLASİKLERİ - Darbecilere sorular
« Yanıtla #32 : 02 Nisan 2008, 12:26:16 ÖS 12 »
Darbecilere sorular

   
Darbe özleyenler ya da hazırlığı içinde olanlar varsa... Ki hiç ihtimal vermiyorum, Türkiye'de öyle kaka şeyler olmaz... Kendilerine çok samimi olarak bazı sorular sormak isterim:

"Ulusalcı" takılacağınıza göre, ithalatı kısıtlayacak mısınız?

Beyaz Türkler köpek maması, Fransız şarabı, "parmezan" peyniri, soya sosu bulamayacaklar mı?

"Beyazları" mutlu edemezseniz kime yaslanacaksınız?

Emperyalizmin uşakları Japon, İtalyan, Çin lokantaları kapatılacak mı?

Hamburgerler denize mi dökülecek?

Yurtdışına çıkış hakkımızı kısıtlayacak mısınız? Eskisi gibi yılda bire, ekonomiyi batırırsanız iki yılda, üç yılda bire indirecek misiniz?

Kredi kartlarımız yurtdışında da geçerli olacak mı? Örneğin Amazon'dan kitap getirtebilecek miyiz?

Uzun sözün kısası, "kambiyo rejimini" eskiye döndürecek misiniz? Döviz işlemleri yasaklanacak mı?

Vatandaş elindeki milyarlarca doları bir yerine mi sokacak?

Internet kapatılacak ya da YouTube, Google gibi "zararlı" siteler engellenecek mi?

Dünyaya rezil olmak sizi üzmeyecek mi?

Benim emekçi halkımın internet gibi şeylerle ilgisi olmadığına, fakat yabancı sermaye kaçacağına ya da kovalanacağına, yerlisi de yetersiz kaldığına göre, halka ne yedirip ne içireceksiniz?

Kömür falan dağıtmayı düşünür müsünüz?

Avrupa Birliği'yle ipleri bütünüyle koparacağınıza göre, "gümrük rejimi" de mi eskiye dönecektir?

Doların beş liraya, avronun on liraya fırlayacağı bir dönemde memur maaşları yeterli kalacak mıdır?

Memurları mutlu edemezseniz kime yaslanacaksınız?

Amerikan ittifakından kopunca, yeni silah sistemlerini ve mühimmatı nereden tedarik edeceksiniz?

Uçaklar Rusya'dan, toplar Çin'den mi gelecektir?

Bunun faturası kaç milyar dolardır?

Rusya'yla, Hindistan'la, Çin'le, İran'la ittifak yapmak istiyorsunuz...

Rusya'da bizimle ittifak yapmak isteyen var, faşist lider Jirinovski var da, öteki ülkelerde bizimle ittifak yapmak isteyen kimse var mı?

Varsa biz niçin duymadık?

Şeriatçı İran'la ittifak yaptıktan sonra aynaya bakınca yüzünüz ne renk alacak?

"Çağlayangil'in altını oyan" CIA, şimdi Ankara'da boş mu duruyor sanıyorsunuz?

Son olarak da kendimle ilgili bir soru:

Bazı "mahfillerin" beni kara listeye aldıklarına, telefonlarımı dinlediklerine dair bazı duyumlar alıyorum.

Beni ne yapacaksınız?

Öldürecek misiniz, kodese mi tıkacaksınız, sürgüne mi göndereceksiniz?

Yoksa babalık edip Sabah Gazetesi'ni kapatmakla ve bana yazı yazdırmamakla mı yetineceksiniz?

Allah razı olsun.
 
Sabah gazetesi

*

Çevrimdışı Aysegul

  • *
  • 3127
    • Yine Ayrılık.. Yine Ayrılık...
Ynt: Engin ARDIÇ KLASİKLERİ
« Yanıtla #33 : 03 Nisan 2008, 01:16:37 ÖS 13 »
Sıyırırsa ne halt edeceksiniz?
 

Herkes, partinin kapatılacağına kesin gözüyle bakıyor.

"Mahkeme kararını bekleyelim" diye sahtekârlık edenler, "belki beraat eder canım" numarası çekenler, "tamamdır bu iş" diye ellerini ovuşturuyorlar.

"Efendi efendi savunmanızı hazırlayın" öğüdünü verenler, bıyık altından "savunmanın kralını da yapsan havanı alacaksın" diye sırıtıyorlar.

Müthiş bir ikiyüzlülük, utanma duygusunu çoktan geride bırakmış meslektaşlarımızın yüzüne yapıştı kaldı.

Fakat, aklını fikrini hepten yitirmemiş, "başarı sarhoşluğuyla" gözü dönmemiş dürüst arkadaşlarda da şimdi bir "acaba mı" duygusu yeşermekte...

Ya başbakan, bir yolunu bulur ve kendini de partisini de kurtarırsa?

Yok canım, "çok iyi savunma yaparak" falan değil.

Anayasayı değiştirirse...

Sayı tutturamadığı durumda da referanduma giderse...

Böyle bir referandumun "toplumda büyük çalkantılar ve gerginlikler falan yaratacağını" yazarak gizlice tehdit etmeye çalışıyorlar başbakanı.

"Çok büyük sarsıntı ve bölünmeler" olabilirmiş. "Yeni tehdit ve tehlikeler" doğabilirmiş.

Ya bunlar boş lafsa? Ya öyle olmazsa? Ya, parti kapatmayı zorlaştıran değişiklikler yapılır ve referandumda da halk tarafından kabul edilirse?

Ya, gerginlik falan çıkmaz, millet gider oyunu kuzu kuzu verirse?

Tarhan Erdem'e gene sorun bakalım, "yüzde kaç çıkma" ihtimali var?

Sakın, geçen referandum gibi yüzde yetmiş çıkmasın? Belki de yüzde seksen, ha?

Adnan Menderes asıldığı zaman "mantar tabancası bile patlatmayan" halk, geçen yıl sessiz sedasız rejimi değiştirdiği, cumhurbaşkanını kendisi seçmek istediğini belgelediği gibi, bunu da çıt çıkarmadan hallediverirse?

O zaman ne halt edeceksiniz?

Anayasa değişti, dava düştü, kapatılamıyor... "Çantada keklik" gördüğünüz operasyon iki seksen yattı... Ne yapacaksınız?

Darbe mi? Olamıyor.

Eee, ne yapacaksınız kuzum, ne yapalım diye İlhan abinizin yazılarına mı bakacaksınız?

"Sandıkta yenmekten" başka çıkar yol olmadığını anlayana kadar, bakın bak alım...

Ama sandıkta yenemeyeceğinizi de çok iyi biliyorsunuz.

Aslında zor durumda olan başbakan değil sizsiniz ama bunun farkında mısınız acaba?

Kimileriniz, Tuna Bekleviç diye hiç kimsenin tanımadığı bir çocuğun tabela partisinden medet umacak kadar zavallı duruma düşmedi mi?

 

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5156
    • depo
Ynt: Engin ARDIÇ KLASİKLERİ
« Yanıtla #34 : 27 Nisan 2008, 12:55:04 ÖS 12 »
Engin Ardıç

Merak ettim


Pazar, 27 Nisan 2008 09:53

Bütün Hıristiyan ülkelerinde İsa'nın doğum günü bayram ve resmi tatildir de, Türkiye'de Muhammed'in doğum günü öyle değildir. Laik olduğumuz için.
İmdi... Noel gecesi maç oynanmaz ya, diyelim ki oynanıyor... Barcelona-Manchester United olsun... Atıyorum...

Diyelim ki koyu Katolik bir futbolcu, Ronaldo da çıktı, basına demeç verdi:
"Bu maçın, Hazreti İsa'nın doğum gününe yakışır şekilde centilmence geçmesini dilerim..."

İngiltere'de ya da İspanya'da ortalık karışır mı, karışmaz mı?
Acaba İngiliz basını "bunu kutlayacağına adam ol da milli bayramını kutla" diye kızar mı?

Hani "oranın Aydın Doğan'ı" olan Rupert Murdoch Yayın Grubu'nda falan yerin dibine batırılır mı bu oyuncu?..

Merak ettim de onun için sordum.
Aramızda bir başka var: "Mehmet" namıyla maruf Marco Aurelio.
"Aslen" Brezilyalı... Lumpen ağzıyla söylersek "Berezilyalı"... (Lumpenler bu çocuğa adını veren Marcus Aurelius'un bir Roma İmparatoru ve bir filozof olduğunu bilmeseler de olur.)

Türk vatandaşı... Milli Takım'da da oynuyor. Devşirme sporcularımızdan... Halka şirin göstermek için adını Mehmet yaptılar.

Geçen hafta, Denizlispor maçına çıkarken haç çıkardı! Istavroz yani. Önce alnına, sonra göbeğine doğru, sonra sol omuzuna, sonra sağ omuzuna. (Ortodoks olsaydı önce sağ sonra sol yapacaktı.)

Hiçbir tepki görmedi. Kimse "bu ne biçim Mehmet" demedi. "Müslüman olmayan Türk olamaz" diyen şairler de ağızlarını açmadılar.

Neden acaba, merak ettim.
Bir Katolik daha var aramızda: Alex de Souza.
"Oldu olacak şunun ismini Ali Susan yapalım" dedim ama Hıncal bile beğenmedi.

Her maçtan önce, santra yuvarlağı içinde diz çöküyor, kendince "ibadetini" yapıyor, artık bilmem Afrika kökenli Candomble ya da Umbanda inanışlarının etkisinde mi neyse, birtakım tuhaf hareketlerde bulunuyor.
Kimse de yadırgamıyor. Pek pek, "aferin gâvura, bak ne mütedeyyin adam" diye beğeniyorlardır.

Neden acaba, merak ettim de soruyorum.
Katar kökenli bir Arap şirketi, Türkiye'de bir gazeteye yüzde 25, yani yalnızca dörtte bir oranında ortak olmuş. Bu hisse payıyla, yönetimde hiçbir ağırlığı yok. Parayı bastırır, sonra kârdan ya da zarardan payını alır, hiçbir işe de karışamaz. Yönetim kurulu "temettü" dağıtacaksa... Dağıtmayacaksa onu da alamaz.

Acaba The Guardian gazetesine aynı payla ortak olsa, rakip İngiliz basını, diyelim The Times gazetesi, ortalığı velveleye verir mi?
Arap değil de bir Norveç şirketi olsa bu, sonuç değişir mi?
Yoksa İngiltere'de puşt darlığı mı çekiliyor?
Yoksa ticari rekabete "siyasi kılıf" uydurmaya çalışmak yalnızca bize özgü bir alçalma biçimi midir?
Aklıma takıldı da sordum.

KAYNAK

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5156
    • depo
Ynt: Engin ARDIÇ KLASİKLERİ
« Yanıtla #35 : 02 Mayıs 2008, 03:09:45 ÖÖ 03 »


Arş yiğitler!
Perşembe, 01 Mayıs 2008 09:21
Engin Ardıç


Bırakın şimdi 1 Mayıs'ı, 3 Mayıs'ı, 5 Mayıs'ı... Taksim'e çıksanız ne olur, Aksaray'a gitseniz ne değişir? Devrim mi yapacaksınız, ölenleri geri mi getireceksiniz? "Yara kaşımaktan" ve "yürek soğutmaktan" öte neye yarayacak eyleminiz?
Oysa devrimi Ankara'da, mecliste yapmak için büyük bir fırsat var önümüzde.

Hem de tek kişilik orduyla, meclisin tek sosyalist milletvekiliyle... Ufuk Uras'la!

Hani geçen seçimde "Beyoğlu tarafında oturan solcular Baskın Oran'a, Kadıköy tarafında oturan solcular Ufuk Uras'a" oy vermişlerdi de birincisi kazanamamış, ikincisi meclise girmişti ya, işte o kişi... Aynı zamanda ÖDP başkanı... Bağımsız aday olmak için partiden ayrılıp sonra dönmüştü hani.

İşte bu Ufuk Uras, tam da "mecliste ne oturur boşu boşuna, tek başına bu çocuk" dediğimiz sırada, bombasını patlattı.
Baskılar sonucu kendi kendini kapatmak zorunda bırakılmış olan Nokta Dergisi'nin gündeme getirdiği darbe girişimleri hakkında meclis araştırması istiyor!

Laf aramızda, o "baskılar" da araştırılsa fena olmaz ha...
Gerçi "Susurluk işi" nereye vardıysa bu da oraya varır ama, belli de olmaz!
Bir ilki oluşturur ve bakarsınız herşey kabak gibi ortaya dökülmüş... Oradan da iş Ergenekon herzesine kadar gitmiş...
Sonra da bakarsınız gerçekten bir devrim olmuş ve Türkiye tarihinde ilk kez darbeciler yargılanmaya başlanmış! Yunanistan'ın, Şili'nin başarıp da bizim başaramadığımız şey gerçekleşmiş ve alnımızdan bu kara çok şükür silinmiş!..
Fakat iş tek başına Ufuk Uras'ın çabasıyla bitmiyor.
Bir komisyon kurulabilmesi için yirmi imza gerekiyor.

Yani, on dokuz babayiğitin daha imza koyması gerekiyor önergenin altına...
Hangi partiden olursa olsun, on dokuz kişi daha...

Çıkacak mıdır?

"Demokrasi kahramanı" AKP'liler arasından, kendini solcu sanan CHP'liler arasından, onları beğenmeyip asıl solcu olduklarını ileri süren DSP'liler arasından... "Ulusalcılık" şeklinde ayağa düşürülmüş "milliyetçilik" sıfatına sahip çıkacak, vatanını milletini gerçekten seven MHP'liler arasından...

Var mıdır on dokuz adam? On dokuz dürüst, namuslu, mert, yürekli vekilimiz?
Kapatılması planlanmış Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin onurunu kurtaracak on dokuz temsilci?
Hilmi Özkök Paşa'ya edilen hakaretlerin de hesabını soracak, ordumuzun alnına kara çalmaya kalkmış ve kalkacaklara, Türkiye'yi geri götürmeye cüret edenlere ve edeceklere hayır diyecek, maceraperestlere dur diyecek, ordumuzu gerçekten seven ve sayan on dokuz kişi? Atatürk'ün "ordu politikaya karışamaz" ilkesine sahip çıkacak on dokuz kişi?
Yoksa, kimse demokrasi falan diye atıp tutmasın, yemeyiz.

Basını da görelim bakalım: Haydi, Aydın Doğan grubundan, bizimle dalaşmayı bırakıp da şu önergeye omuz verecek, on dokuzdan geçtim, dokuz kişi çıksın!

Katar emirinin karısıyla kızıyla uğraşmak erkeklik değil oğlum, bu konuda tavır almak erkeklik!
Haydi, görelim boyunuzu...

KAYNAK

*

vuslatsevdası

Ynt: Engin ARDIÇ KLASİKLERİ
« Yanıtla #36 : 02 Mayıs 2008, 11:07:30 ÖÖ 11 »
    Kıyamet senaryosu   
 
Bugün herkes Taksim'deki olayları yazar, siz de onlardan bol bol okursunuz. Gelin ben size başka bir şey anlatayım.
Da, hangi lafı neresinden tutsam?
Örneğin şu konuya mı takılsam: Türkiye'de başbakana "Tayyip" demek serbest, Yargıtay Başsavcısı'na "Abdurrahman" demek yasaktır...
Çünkü başbakana öyle dediğin zaman ilerici olursun, ötekine böyle dediğin zaman gerici!
Birincisini yaparsan "şehirli seçkin" tavrını koyarsın, ikincisi hakarettir.
Birkaç yıl önce de genelkurmay başkanına küfür etmek istedikleri zaman "Hilmi Bey" derlerdi... Bunu bir aşağılama sayıyorlardı.
Çünkü Hilmi Bey darbe yapmıyordu bir türlü!... Bu ne biçim komutandı?... Demek ki "sivil gibi bir şeydi" ...
Yok, şu daha güzel: AKP'ye "git de kuzu kuzu savunma yap" diye akıl öğretip ellerini ovuşturanlar, şimdi de "niçin ek süre istemedi de savunmasını zamanında teslim etti" diye mızlanıyorlar...
İşi yokuşa sür, zaman kazanmaya çalış ki onlar da zevklensinler ve "korkunun ecele faydası yoktur" yazabilsinler!
Çünkü, hopursan da kapatılacaksın, bopursan da kapatılacaksın...
Sonra da şaşacaklar: Başbakan boynunu bıçağın altına uzatıyor!
Dirensin, Anayasa'yı değiştirmeye çalışsın ki bir de o açıdan yüklenelim...
Referanduma gitsin ki memleket büsbütün karışsın...
"Yar bize bir ara dönem başbakanı medet" duasına çıkalım!..
İyi ama, kim olacak bu? Deniz Baykal'da iş yok. Devlet Bahçeli "o kalıbın adamı" değil.
Bir emekli paşa... Hani şöyle Bülend Ulusu falan gibi canım... Memleketi yönetir gibi yapacak da yönetmeyecek...
Memleketi, bazı paşalarla birlikte Aydın Doğan yayın grubunun bazı yazarları yönetecekler.
Belki o zaman Emin Çölaşan da bağışlanır, "yuvaya dönmesi" sağlanır. Ortada Tayyip ve Melih kalmayınca tazminat davası da açılmaz, paracıklar gitmez... (Enayilik etmeyin ulan, adamı Turgay Ciner'e kaptıracaksınız bu gidişle...)
Belki o arada Marduk gezegeni de gelir, ortada Türkiye de kalmaz, yorgan gider dava biter!
Kıyamet gününü beklerken, kendinizi, önümüzdeki sonbahar, Çankaya'dan bir türlü indirilemeyen Gül'ün atayacağı "partisiz ama partili" bir başbakana hazırlayınız. Mecliste bir "bağımsızlar çoğunluğuna" da hazır olunuz. Hele 2011 yılında yeni cumhurbaşkanını halk seçince Çankaya'ya kimin çıkacağını gördüğünüz zaman yüzünüzün rengini açmak için krem falan bulundurunuz.
Deniz Baykal, bir zamanlar, Turgut Özal'ı Çankaya'dan "onursuzca" indireceğini söylerdi... İndirilmesi kesmiyordu, bir de onurunu kıracaktı...
Sizinki onurlu mu olacaktı onursuz mu? Az şekerli mi çok şekerli mi?
Unutmadan... Cumhurbaşkanını halkın seçmesini önlemek için şimdiden bir "dava dosyası" falan hazırlığınız yok mu? Yargıyı etki altına alacak yeni bir dümen?... Çok ayıp. Referandum sonuçlarını, halkın tercihini yok saymak için hiç mi tedbir almayacaksınız? "Makabline şamil", yani geriye doğru işleyen yeni bir plan yok mu yahu kafanızda?
Ülkeyi, yüzde yetmiş oranında göbeğini kaşıyan ayıya ve bidon kafalıya mı bırakacaksınız?
Size bunun için mi para veriyorlar? Ense yapmayı bırakınız. Melanet tasarlayınız. Cibilliyetinize yakışır eylemler içinde olunuz.

 Engin ARDIÇ


*

hallacı mansur

Ynt: Engin ARDIÇ KLASİKLERİ
« Yanıtla #37 : 03 Mayıs 2008, 06:40:51 ÖS 18 »
 seni tek geçerim Engin bey.....senin yazdığın her satırın altına imza atarım.

*

murat

Ynt: Engin ARDIÇ KLASİKLERİ
« Yanıtla #38 : 04 Mayıs 2008, 03:37:56 ÖÖ 03 »
Şu dangalaklığa son verelim
O kadar yazıldı çizildi, hâlâ "ben cumhuriyetçiyim onlar demokrat" şeklinde konuşanlar var...

İkisini "mutually exclusive" sanıyorlar, biri olursa öteki olmazmış! Ya birinden olursun ya ötekinden!

Açıkça "ben demokrat değilim, faşistim" dese rahatlayacak, büsbütün rezil olmamak için "ben 'o kadar' demokrat değilim, çünkü cumhuriyetçiyim" diye saçmalıyor vatandaş.

Ya da gizli bir hınzırlıktır amaçları... Çamur atmak... Tercüme edelim: "Liberaller cumhuriyetçi değiller" ...

Ananın örekesi! Padişahçı mı bunlar?

Emre Aköz'ün altını çizdiği gibi "dört yıl hukuk okuyup da hukuka ihanet edenler" var ya, bunların arasında da dört yıl siyasal bilimler okuyup okuduğunu anlamayanlar var...

Devlet başkanlığının "veraset" yoluyla devretmediği her rejim, cumhuriyettir.

Abdullah Gül de cumhuriyetçidir, George Bush da... Adolf Hitler de cumhuriyetçiydi, Saddam Hüseyin de... Lenin de cumhuriyetçiydi, Stalin de... Atatürk de cumhuriyetçiydi, Mahmud Ahmedinejad da öyledir.

Oysa o "çok ilerici" Enver de, Talat da asla cumhuriyetçi değillerdi... Daha gerilere gidersek, Mithat da cumhuriyetçi değildi, Reşit de, Fuat da...

Bugün Büyük Britanya, İspanya, Hollanda, İsveç, Norveç, Danimarka birer cumhuriyet değildirler. İlk ikisi çok kısa, üçüncüsü daha uzunca bir süre hariç, ötekiler hiçbir zaman, olmadılar.

İngiltere'de biri çıkıp da "ben cumhuriyetçiyim yani ilericiyim, Başbakan Gordon Brown cumhuriyetçi değildir, yani gericidir" derse, nereye götürürler onu? "Bedlam" diye bir yer vardır, bizim Bakırköy'e tekabül eder.

Oysa Türkiye'de köşe yazarı yapıyorlar. Bizim şaşkınlar, cumhuriyetçiliği "Atatürk ilkelerine bağlılık" şeklinde anlıyorlar ve anlamak istiyorlar.

Aslında şuna "İnönücülük" deseler de rahatlasalar.

Yani, "demokratlar Atatürkçü değiller" demeye getirecekler... Yutturabilirlerse, böyle kara çalacaklar... Hatta düpedüz "Atatürk düşmanı" şeklinde bir pislik sıvasalar, böyle bir herze yeseler, mutlu olacaklar. (Yapan da yok değil.)

Utanmasalar, "geçen seçimde CHP ya da MHP'ye oy vermeyen cumhuriyetçi değildir" de diyecekler bunlar.

Buna da "şark kurnazlığı" denir ama çok Batılı olduklarını ileri sürerler hazretler...

Onların kafasına göre Fethi Okyar ve Celal Bayar da cumhuriyetçi değiller! Atatürk'ün arkadaşları, Atatürk'ün bakanları, başbakanları cumhuriyetçi değillermiş!

Köpek yerine koydukları Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası da değildi yani! Serbest Fırka da değildi, Demokrat Parti de değildi, Adalet Partisi de değildi, Anavatan Partisi de değildi.

Günümüzde halkın yüzde kırk yedisi de padişahı istiyor! Hatta bu oran, referandumda yüzde yetmişe kadar da çıktı. Halk, büyük bir çoğunlukla cumhurbaşkanını kendisi seçmek istediğini belirtti ama cumhuriyetçi değil!

Tayyip Erdoğan da Birinci Recep adıyla tahta çıkar belki, ha?

Sakallı Celal mı söylemişti, Çallı İbrahim mi: "Bu kadar cehalet ancak tahsil ile mümkündür" ...

Belki bir de "megalomani" hastalığıyla açıklanabilir... Hazin bir rahatsızlıktır.

Megaloman her şeyi bilir ve her şeyin doğrusunu da kendisi bilir.

Şimdi okuduğuma göre, örneğin bir de "cumhuriyetçi yazarın Sabah gazetesinde ne işi var" diye soranlar türemiş...

Burada alın teri döken yüzlerce Sabah çalışanı ne oluyor bu durumda, onun bunun çocuğu mu?

SABAH

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5156
    • depo
Ynt: Engin ARDIÇ KLASİKLERİ
« Yanıtla #39 : 04 Mayıs 2008, 01:25:32 ÖS 13 »
Alıntı
Burada alın teri döken yüzlerce Sabah çalışanı ne oluyor bu durumda, onun bunun çocuğu mu?

:D :D :D yazılarının sonundaki öldürücü vuruş yok mu............ hakikikaten adamı öldürüyor :D :D


*

BaD-ı SaBa

Ynt: Engin ARDIÇ KLASİKLERİ
« Yanıtla #40 : 08 Mayıs 2008, 11:45:09 ÖS 23 »
    Şecaat arzederken merd-i Kıpti sirkatin söyler
   
 Engin Ardıç 
Aydın Doğan yayın grubunun ne kadar ciddiye alınması ve ne kadar saygı duyulması gerektiği konusunda, sağolsun, Ertuğrul özkök gerekli ve yeterli verileri hep sağlamakta!..
Fakat aynı yolun yolcusu "daha küçük" yazarları da var tabii bunların.
Gruba sonradan eklemlenmiş "gibi yapan" bir gazetede bir arkadaş, bakınız baklayı ağzından nasıl çıkardı: "Herkes biliyor ki türbanı dayatmasaydı dava açılmayacaktı."
Yani, iddianamede yer alan diğer bütün unsurlar "çerez" miymiş? Bütün o basında çıkan demeçler falan...
Hani bir tek türban işi olmasa, iktidar partisinin Türkiye'ye şeriatı getirmek gibi bir niyeti yok, bunun delili de yok ki, dava açılmıyor! Türban olmasa, üst tarafı laga luga...
Eh, Anayasa Mahkemesi davaya bakarken bunu da değerlendirir herhalde... Madem "herkes biliyormuş"... Gelelim türbana.
Başbakanı biz de çok eleştirdik.
Durup durup bazı hatalar yapıyor ve eski bir futbolcu olduğu için söyleyelim, kendi kalesine gol atıyor. (Bunu Edu, Deivid ya da Song yapınca zarar yok da, Erdoğan yapınca kötü.)
Sinirleniyor ve kendini tutamıyor... Daha doğrusu, birtakım çakallar, tıpkı İnönü'nün Menderes'e yaptığı gibi (Sakarya muharebesinde Yunan komutanı Prens Andreas'a da yapmıştı!) onu sinirlendirip hataya zorluyorlar...
Futbolda "pres" yapıp rakibi hataya zorlamak gibi bir şey...
örneğin Bekir Coşkun'u ciddiye alıp sinirlenmesi ve onunla "polemiğe girmesi" önemli bir hataydı. (Bunu, Emin çölaşan'ı kovdukları için şimşekleri üzerlerine çekenler pek güzel kullandılar ve tereyağdan kıl çeker gibi gündemi saptırdılar. Saf okuyucu da kuzu gibi yuttu.)
Türban meselesini de, geniş kapsamlı bir "demokratikleşme paketinden" ya da daha iyisi, yeni bir anayasa taslağından sıyırıp tek başına ele alması ve ısrarcı olması, vahim bir hataydı.
(Bunları söyleyelim ki birtakım teresler "başbakana yağ çekiyor" diyemesinler!)
Fakat şu türban konusunda gene çok önemli ve çok "alçakça" bir saptırma var:
üniversiteye giden her kıza zorla türban takacaklarmış gibi bir hava yaratıldı!
Oysa girişim, zamansız ve beceriksizce de olsa, bir "dayatma" değil bir "serbest bırakma" girişimiydi.
Türban zorlanmıyor, "isteyenin takabilmesi" sağlanıyordu...
Yani AKP bir yasak getirmeye kalkmadı, tam tersine bir "özgürlük" sağlamak istedi.
Anayasa Mahkemesi, AKP'yi, diktaya yöneldiği için değil, demokrasiye yöneldiği için yargılayacak yani!
Girmek istediğimiz AB'nin üyesi Fransa'da ilk ve orta öğretimde yasak (o da yalnızca devlet okullarında), üniversitede serbest, ama bizde de böyle olsun demek kapatılma nedeni... AB kriterlerine uymadığın için eleştirileceksin, AB kriterlerine uymak istediğin zaman da kendini mahkemede bulacaksın...
Birtakım çakalların Profesör Şerif Mardin'in ağzından çıkan "mahalle baskısı" lafını çarpıtarak ve abartarak "AKP her kadını türbana sokacak" havası basmaları da, mertlik değildir.
Şerefli basın, bunu da yazın.


 

*

BaD-ı SaBa

Ynt: Engin ARDIÇ KLASİKLERİ-Kıvrıkoğlu Paşa'dan 1 numara mektubu
« Yanıtla #41 : 17 Mayıs 2008, 01:13:38 ÖÖ 01 »
Kıvrıkoğlu Paşa'dan 1 numara mektubu
   
 Engin Ardıç

Ergenekon'un '1 numarası' iddiasına mektuplu cevap!

Genelkurmay eski Başkanı emekli Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, hakkında Ergenekon’un bir numarası olduğu yönündeki iddiayı köşesine taşıyan Sabah Yazarı Engin Ardıç’a mektup gönderdi. Hakkındaki iddiaları kabul etmeyen Kıvrıkoğlu, 'Ergenekon' örgütünü de basından öğrendiğini açıkladı.


İşte Engin Ardıç'ın bugünkü yazısı.


Kıvrıkoğlu Paşa'dan mektup


Sayın Emekli Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu'ndan bir mektup aldım. Aynen yayınlıyorum:


"Sayın Engin Ardıç, 27 Nisan 2008 tarihi ve 1084 sayılı Aydınlık Dergisi'nin 2. sayfasında Doğu Perinçek imzasıyla yayınlanan başyazının 8. maddesinde, Ergenekon örgütünde "Bir Numara"nın "06 HK" rümuzlu Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu olduğu, 23 Nisan 2008 tarihli Sabah gazetesinde Engin Ardıç imzasıyla yayınlanan makaleye atfen açıklanmıştır.


Sayın Ardıç, Ergenekon örgütünün ismini ve kimlerle ilişkilendirildiğini ben de Türk halkı gibi basından öğrenmiş bulunuyorum.


Siz 23 Nisan 2008 tarihli köşe yazınızda 06 HK rümuzuyla örgütün bir numaralı kişisine işaret etmekte ve bu iddianızı söylentilere dayandırdığınızı belirtmektesiniz. Türk Silahlı Kuvvetleri'nde HK rümuzlu pek çok üst düzey general bulunduğuna göre siz bu iddianızla onların hepsini benim şahsım da dahil şaibe altında tutmaktasınız.


Eğer ismime bu söylentiler içersinde yer veriliyorsa bunu bir iftira olarak kabul ediyor ve nefretle kınıyorum.


Sayın Ardıç, haber değeri olmayan birtakım söylentileri köşenizde yazarak kamuoyunu yanıltmanız hem şaibe altında tuttuğunuz insanlar hem de yazarına zarar vereceği gibi aynı zamanda mensup olduğunuz gazeteye olan güveni de sarsacaktır.


Sayın Ardıç, sizden bazı isteklerim olacak:


1) Bu mektubumun köşenizde aynen yayınlanmasını,


2) Eğer yazınızda yer verdiğiniz HK rümuzuyla şahsımı kastediyorsanız bu iddianızı ispatlamanızı,


3) Bu rümuz ile benim dışımda birini hedefliyorsanız o zaman sizden köşenizde bu rümuzun bir başka şahsa ait olduğunu (isim vermeden) açıklamanızı önemle rica ediyorum.


Açıklama yapmadığınız taktirde bu rümuzun şahsıma ait olduğu ortaya çıkacağından bu durumda da benim için tek çare yargı yolunu kullanmak olacaktır.


İyi dileklerimle... Hüseyin Kıvrıkoğlu, (E) Orgeneral, 23. Genelkurmay Bşk"


Ve açıklamam

Sayın Orgeneralim,


Elime çok geç ulaştığı için ancak şimdi yayınlayabildiğim mektubunuz beni çok üzdü. Adı geçen yayın organını izlemediğim için meseleden haberim de olmadı ve dolayısıyla tekzip de edemedim.


Ben o yazıyı, belirttiğim gibi, tamamen bazı yayın organlarında gözüme ilişen bazı söylentiler üzerine yazmıştım. HK rümuzuyla ne sizi ne de bir başka değerli subayımızı kastetmiş değilim. Kaldı ki, yazımda bu tür rümuzlu kişilerle ilgili olarak hiçbir şekilde "general" ya da "paşa" kelimesi de geçmiş değildir.


HK kimdir? Böyle bir kişi gerçek midir? Varsa, rümuzu bu mudur? Şerefim üzerine yemin ederim ki, bilmiyorum. Bilmem de mümkün değildir.


Ergenekon soruşturmasında şu anda tutuklu bulunan ve yargılanmayı bekleyen şaibeli bir şahsın bu konuda benim yazıma atfen yaptığı ve yapacağı "spekülasyonları" ne kadar ciddiye almak gerekir, onu da takdirlerinize bırakıyorum... Size atılmış olan bir iftira varsa, ilgili şahsın bunun hesabını da mahkemede kendisi vermesi gerekir. Benim yazıma herhangi bir atıfta bulunmaya ve yazımı "kullanmaya" hiçbir şekilde hakkı yoktur!


Sayın Orgeneralim, sizi tenzih eder, amacımın hiçbir kötü niyet taşımadığına lütfen inanmanızı rica ederim.


Derin saygılarımla...
 

*

Çevrimdışı Aysegul

  • *
  • 3127
    • Yine Ayrılık.. Yine Ayrılık...
Engin ARDIÇ KLASİKLERİ-www. siznezaman akillanacaksiniz. com.tr
« Yanıtla #42 : 17 Mayıs 2008, 08:34:15 ÖS 20 »
www. siznezaman akillanacaksiniz. com.tr

Emekli subaylar tarafından kurulan ve yönetilen, eski cumhurbaşkanından, yani devletten de para yardımı alan "sivil" toplum örgütleri, seçimi AKP'nin kazanmasını engellemek için mitingler düzenlemişlerdi geçen yıl...
Bu mitinglere beş yüz bin kadar kişinin katıldığı oldu.
Elbette büyük bir başarıydı, önemli bir rakamdı bu, ama ancak on milletvekili çıkarmaya yetiyordu, yaklaşık!
Nitekim çıkardılar da. Bu mitinglere katılanların büyük kısmı oylarını CHP'ye, bir kısmı da MHP'ye verdi. Hesapça, bunlar koalisyon yapacaklardı, Türkiye kurtulacaktı.
Ancak boyut bu kadardı işte... Etki alanı da, elde edebileceği de bu kadardı bu eylemin.
Bu rakam, Aydın Doğan yayın grubu ve onunla aynı doğrultuda çalışan bazı küçük gazeteler tarafından çarpıtıldı, büyütüldü.
Beş yüz bin kişi, bir buçuk milyon yapıldı.
Sonra fısıltı gazetesi, katılan sayısını üç milyona, beş milyona da çıkardı.
Buna inananlar, inanmak isteyenler, "wishful thinking"i düşünce sananlar, seçimden sonra korkunç bir hayal kırıklığına uğradılar: Bu beş milyon kişi nereye gitmişti yahu?
(Seçim sonucunu daha aylar öncesinden doğru gören ve gerçeği yazan bizlere ettikleri hakaretler bu yazının konusu dışındadır.)
Şimdi bakıyorum da, "ulusalcı" çevrelerde yeni bir hayal kırıklığı fırtınası esmekte...
Tuncay Özkan diye bir adamın bir televizyon kanalı varmış, bunu bilmemkaç milyon dolara satmış.
Bu adam Internet'te bir de site kurmuş, "biz kaç kişiyiz" şeklinde yoklama yaparak ülkedeki ulusalcıları "tesbit" mi ediyormuş, taraftar mı topluyormuş, buna benzer birşeyler birşeyler...
CHP'yi ele geçirecekmiş, geçiremezse ayrı bir parti kuracakmış, iktidara gelecekmiş falan filan.
Bu saçmalıklar büyütülüyor, büyütülüyor, sonra iş, kerimesini Tuna Bekleviç'in partisine sokup da beklentisi çıkmayınca üzülenlerin vardığı noktaya varıyor: Derin bir hayal kırıklığı ve ardından müthiş bir öfke.
Tuncay Özkan büyük gazeteci havalarıyla "piyasaya" çıktığı zaman şaşırmıştım, otuz yıldır bu işin içindeydim, kimdi bu çocuk yahu?
Kanal da, "reytingi meytingi" olmayan, "marjinal" bir yayın...
Ne olacaktı? Ne bekliyordunuz? Bir "kalpaksız kuva-yı milliye" hareketi mi? Yoksa "beni de içeri alın" diye yırtınan numaracı, kahraman mı kesilecekti?
Adam batma noktasına gelmiş, malını uygun fiyatla başkasına devrediyor, kârlı da çıkıyor, ne var bunda küfür edecek? Adam ticaret yapıyor, "ulusalcılık" satıyor, müşteri de iştahlı, alıyor, ne var bunda şaşacak?
Sonra döndüm gazetelerde okudum, bu adamın "biz kaç kişiyiz" diye sordukları, "bir milyon kişiyi biraz geçiyormuş"...
Eh, o da kabaca yirmi milletvekili eder. Oldu otuz.
Internet Cafe'de sivilcelerini sıkarak gazozunu yudumlayıp siteleri dolanan ve buralara "tıklayan" çoluk çocuğun da seçmen olduğunu varsayarsak...
Hadi yüz kırk da ben koyayım, yüz yetmiş olsun, koalisyon doğsun! Hükümet kurmak için geri kalan yüz kişiyi de Kök Tengri gönderir, dağları delip Ergenekon'dan çıkarsınız.

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5156
    • depo
Ynt: Engin ARDIÇ KLASİKLERİ
« Yanıtla #43 : 22 Mayıs 2008, 12:50:57 ÖÖ 00 »
Doğu Perinçek korkunç bir yalancı
 

Kendi militanlarının okuduğu marjinal birtakım parti yayın organlarını izlemediğim için farkında değildim... Sayın Hüseyin Kıvrıkoğlu uyarınca uyandım...
Bu köşede 23 Nisan günü yayınlanan yazımda şöyle bir cümle vardı:
"Hatta bazı söylentilere göre de -Allah herkesi kuru iftiradan saklasın-iki numaralı vatandaş 06 DS, bir numara da 06 HK plakalı araba kullanıyordu" ...
Allah kuru iftiradan ne yazık ki saklamadı, gerek bendeniz gerekse Hüseyin Kıvrıkoğlu uğradık o kuru iftiraya!
Yeni okudum, Aydınlık dergisinin 27 Nisan tarihli sayısında, Doğu Perinçek şöyle demiş:
"(...) Engin Ardıç, 'bir numarayı' da 'HK' rumuzuyla Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu olarak açıklamıştır."
Oha!
Bu nasıl bir kuyruklu yalandır? Bu, okurların ve kamuoyunun gözünün içine baka baka nasıl bir çarpıtma ve iftiradır? Bu ne cürettir?
Sayın Kıvrıkoğlu'nun, dün bu köşede yayınlanan mektubunda gereksiz yere alınganlık gösterdiğini düşünmüştüm, meğerse sinirlenmekte haklıymış!
Fakat tepkisini yanlış adrese yöneltmiş bulunuyor. Benim yazımda adı geçmiş değildir. Kendisini ima etmiş de değilim.
Kaldı ki, her "numaranın" ille de subay olması gerekmez. Hiç kimseyi karalamak istemem, yalnızca birtakım söylentileri dile getirdim geçtim.
Hay elim kırılsaydı da yazmasaydım... Nereden düşünebilirdim bununla karşılaşacağımı?
Bu, Doğu Perinçek'in ahlak dışı bir çarpıtma ve karalama girişimi...
Tekirdağ Cezaevi'nde tutuklu bulunan bir vatandaşın nasıl olup da oraya buraya "makaleler" yazıp yayınlattığını, infaz savcısı düşünsün. Benim işim değil.
Ben bu Doğu Perinçek'in ruh ve kişilik yapısını gerçekten merak etmeye başladım... Kendisi hakkında birtakım söylentiler vardı, taa 1968 yılından beri, üzerinde durmamıştım...
Fakat bu nasıl bir ahlak anlayışı, bu nasıl bir politikacılık anlayışı, nasıl bir "aydınlık" anlayışı, nasıl bir "insanlık" anlayışıdır?
Bu ne biçim bir adamdır? Hangi pis karanlıkların prensidir bu adam?
Kendince "hedef saptırmaya" mı çalışıyor, onu da anlamadım.
Doğu Perinçek'i mahkemeye vereceğim.
Sayın Emekli Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu'na da, haddim olmayarak, aynı şeyi tavsiye ederim.
Devletin ve onun elinden kurtulur mu bilmem ama benim elimden kurtulamayacak. Dava kaç sene sürerse sürsün.
Bugüne kadar gülüp geçmiştim, "şövalyelik" etmiştim; bundan sonra bana her hakaret eden de kendini mahkemede bulacak. İster televizyon programı, ister gazete, ister mizah dergisi, ister Internet sitesi olsun. Efendilik ve çelebilik benden buraya kadar.
"Ulusalcı" arkadaşlara da Doğu Perinçek ve Tuncay özkan gibi önderlerle hayırlı başarılar dilerim.

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5156
    • depo
Ynt: Engin ARDIÇ KLASİKLERİ
« Yanıtla #44 : 22 Mayıs 2008, 12:51:32 ÖÖ 00 »
Sieg heil!
 

Bugün 19 Mayıs, neşe doluyor insan, falan filan... (Yok yahu, o başka bir bayramın sloganıydı.)

Gazetelerde uzun uzun okursunuz, Samsun'da neler olmuş. Biz elli yıldır okuduğumuz için artık çekici gelmiyor. çünkü ezberledik.

Gençlik bayramı aynı zamanda spor bayramı olduğundan ("Atatürk'ü anma" adı sonradan, 12 Eylül cuntası döneminde eklendi), spor gösterileri yapılacak.

Bunlar spor gösterisi falan değildirler. Hani liselerarası müsabakalar, turnuvalar falan düzenlense vallahi gideyim seyredeyim...

Bunlar, birtakım "stadyum ayinleridir" . ünlü Alman ve de Nazi bayan yönetmen Leni Riefensthal'ın kemikleri çınlasın... Otuzlu yıllarda bunlardan film yapardı.

Kızlar çemberler ve şeritlerle, oğlanlar sopalarla birtakım birörnek hareketler yapacaklar. Piramit miramit de kurulacak (çadır tiyatrolarında piramidin en üstündeki kişi göğsünden bayrak da çıkarır)... Yanaşık düzen yürünecek, "hiza-mesafe" alınacak, kapı kanadı gibi dönülecek, uygun adım gidilecek...

Futbol, basketbol, voleybol, koşu, yüzme, boks, güreş, cirit, gülle, disk... Yok!

Bugün, sanırım Küba ve Kuzey Kore dışında, hiçbir ülkede böyle birtakım gösteriler de yok!

Elbette "katılımcı kızların etek boyları" üzerine dangalakça tartışmalar da yok.

Bu tür gösteriler, faşist ve komünist ülkelerde vardı... Yani Mussolini İtalyası, Hitler Almanyası ve Stalin Rusyası... Biz onlardan aldık.

Mussolini bunları tahta tüfekle yaptırırdı, biz sopa kullandık.

İtalyan gençleri bir de "eia, eia, eia" diye bağırırlardı, Latince "yaşasın" gibilerden bir laftır. Alman çocuklarını da "Sieg heil" diye bağırtıyorlardı, "zafere selam" gibilerden bir laf.

Biz o kadar ileri gitmedik, "varlığım Türk varlığına armağan olsun" dedirttik bıraktık. Fakat şu gösterileri de aldık ve bir türlü bırakamadık. Tıpkı, Mussolini'nin "figlio della lupa", yani "dişi kurdun oğlu" örgütünü birebir kopya edip bir de "yavrukurt" örgütü kurduğumuz gibi... Beyin yıkama liseye bırakılmıyor, daha ilkokulda devreye giriyordu.

Nereden mi biliyorum? Tam beş yıl ben de yavrukurtluk yaptım da ondan! (Yanlış olmasın, yoksa üçüncü sınıftan mı başlıyordu?)

Nereden mi biliyorum? Tam kırk bir yıl önce, 19 Mayıs 1967 gösterilerine ben de katıldım da, oradan.
Bunlar, "totaliter" rejimlerin gençlik gösterileridir.

Biz totaliter değil "otoriter" olduğumuz için onları azıcık sulandırdık tabii.

Fakat yıllar geçtikçe tadı kaçtığı, çocuklar cıvıdığı için de sonra tuttuk, daha görkemli, daha göz alıcı, daha bir "robot gibi" olmalarını, emir ve komutayla daha bir düğmeye basılmış gibi davranmalarını sağlamak amacıyla, yabancı uzman getirdik...

Nereden getirdik, biliyor musunuz? Komünist Bulgaristan'dan!

Demokrasiye geçtik, daha doğrusu geçer gibi yaptık ama gençlik ve spor bayramında gençlere gerçekten spor yaptırmaya geçemedik.

Uzun boşlukları doldurmak için "adeta bir çiçek gibi açıldılar" lafını yirmi sekiz kere tekrarlayacak olan TRT spikerini dinlerken, bunları da bir düşününüz.