Engin ARDIÇ KLASİKLERİ

  • 101 Cevap
  • 59499 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5156
    • depo
Engin ARDIÇ KLASİKLERİ
« : 30 Ekim 2007, 12:15:22 ÖÖ 00 »
 
   
Korkak yazı
Yazarlar / Engin Ardıç
 

İşin boyutu değişti... Bunu bekliyordum.

İş, PKK’yı ezmekten çıkarılıyor, “Musul’u ve Kerkük’ü almak” özlemi su yüzüne fırlıyor! Ortalıkta haritalar dolaşıyor, herkes “jeostrateji” bilgini kesilmiş, sınırları herkes kendi kafasına göre yeniden çiziyor.

Bütün berber çırakları ve taksi sürücüleri dış politika uzmanı oldular... Okey tahtası devirilip felsefe yapılıyor, maça kızı çekerken ordular yürütülüyor, ılık ıhlamura kesme şeker atıp ordular bozuluyor... Evkaftan mütekait Atıf Bey başımıza Carl von Clausewitz kesildi! Tezgâhtar Muzaffer oldu Moltke, bakkal Cengiz sanki Hindenburg, tekel bayii Tarık da Ludendorff...

Öte yandan, “dünyanın kışkırtmaya en kolay gelen halkı”, kendisinden beklenen şekilde, ufak ufak taşkınlığa da koyuldu: Bursa’da bir Mardinli’nin dükkânını yağmalamışlar, adam “seksen iki yıldır burada oturuyor ve çalışıyoruz” diye ağlamış. Başka yerlerde kahvehaneler taşlanmış, üç kişi de bıçaklanmış. Muğla’da iki tinerci bir gence saldırınca “Kürtler yaptı” söylentisi yayılmış ve gene kahvehaneler basılmış. Bu arada “uzun saçlı ve küpeliler” de sopa faslında aradan çıkarılmışlar! Ayvalık’ta hızını alamayanlar bazı Afrikalılar’a bile saldırmışlar, evet, zencilere!... Şaka gibi ama değil.

Gene bir “6/7 Eylül sersemliğine” doğru mu gidiyoruz?

Eh, bedelini de öderiz.

Bedelleri hatırlatınca da bana korkak dediler. “Yusuf yusuf” atıyormuş yüreğim, sanki bu yaşımda ve bu göbeğimle cepheye gidecek olan benmişim gibi...

Peki, öyle olsun. Ben korkuyorum.

Tövbe, cepheden değil. Cepheden kuşkum yok. Musul’u da Kerkük’ü de alır, Barzani’yi de tükürükle boğarız. Şu kurulup da kurulamayan Kürt Devleti’nin çanına ot tıkarız. Amerika karışmasa Bağdat’a bile yürürüz. Türk ordusu üç buçuk çapulcunun canına okur. Yunan ordusunu ezmiş geçmiş ordumuz bu serserileri havada karada dümdüz eder. Çok acılar çektiririz bize acı çektirene, misliyle karşılık veririz... İşin bu yanı kolay.

Sonrasından korkarım.

Yani, Amerika’nın bize atacağı açık ya da gizli kazıklardan. Çıkaracağı faturadan.

Daha açık konuşayım: Yeni bir “12 Eylül öncesinden” korkarım. Yaşı otuzun altında olanlar o korkunç günleri bilemezler.

“Bedel” kelimesiyle bunu kastetmiştim, sen de benim Fransız şarabı içemeyeceğimi düşünüp üzüldüğümü mü sanmıştın, Anadolu kasabalarının Internet Cafe’lerinde gazozunu içerken bana akıl öğreten genç lumpen?

Bütün o çileler bize “Kıbrıs’tan vakitlice çekilmeyi bilmediğimiz” için çektirildi, önce ASALA, sonra PKK boku bu nedenle icat edildi. O günlere kadar bazı Ermeni ve Kürt çevrelerinde uyur durumda yatan (“latent”) Türk düşmanlığı bu yüzden körüklendi.

Başımıza bir bela sardılar, otuz yıldır çekeriz.

Türkiye’nin başını nice dertlere sokmuş olan Sayın Ecevit, en durulmayacak zamanda durmuş, en yürünmeyecek zamanda yürümüştü. Yüzde yüz haklı olduğumuz ve bütün dünyanın bize parmak ısırdığı bir konumdan, üstelik Yunanistan gibi “demokrasinin beşiği” kabul edilen bir ülkeye demokrasiyi yeniden hediye edenler olmak fiyakasından, birdenbire haksız duruma düşmüştük...

Çünkü “barış harekâtı” dediğimiz girişim, “Kıbrıs’ı aldık” efelenmesine geldi bağlandı.

Bu sefer de öyle olmasın.

Hitler ile Stalin’in Polonya çapuluna yumulmaları gibi, Amerika’yla “Irak’ta birbiriyle sürtüşen iki işgalci” olmayalım dünyanın gözünde.

Musul’u ve Kerkük’ü mü istiyorsun? Yani Irak petrollerinden de pay almak... Osmanlı yeniden toprak istiyor ha?... Kuzey Kıbrıs kesmedi, bir de Kuzey Irak... Üstelik de petrol bölgesi... Tekrar soruyorum: Yeni bir “12 Eylül öncesine” hazır mısın?

Ölecek olan ben değilim yavrum, ona göre... Ben en fazla sıkıntı çekerim ki, bizim kuşak sıkıntının feriştahını görmüş, kitabını yazmış kuşaktır! Rahata alışmış olanlar sizlersiniz. Sizin için korkuyor bu korkak amcanız.

Cumhuriyet bayramın da kutlu olsun.


KAYNAK

*

Çevrimdışı esen

  • ****
  • 925
  • "lalüebkem"
Korkak yazı
« Yanıtla #1 : 30 Ekim 2007, 10:17:56 ÖS 22 »
engin ardıç yine yazmış be...
bayılıyorum okumaya bu yazarı paylaşım için sağol sayın maxx
cici sözlerine karşılık çıkarıp masalarına koyacağımız bir din taşımıyoruz yüreğimizde

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5156
    • depo
Korkak yazı
« Yanıtla #2 : 30 Ekim 2007, 10:25:03 ÖS 22 »
Alıntı
esen
engin ardıç yine yazmış be...
bayılıyorum okumaya bu yazarı paylaşım için sağol sayın maxx

aaaa engin ardıç köşesi açalım diyordum unuttum sen bunu söyleyince jetonum düştü  :D
bende seviyorum bu patavatsız şeyi  ;)
sen de saol..........

*

Çevrimdışı TaLiA

  • *
  • 3019
Korkak yazı
« Yanıtla #3 : 30 Ekim 2007, 11:31:11 ÖS 23 »
Alıntı
bende seviyorum bu patavatsız şeyi 


hakikaten patavatsız.. lafı azında derler ya aynen öyle :))

yazı hiçte korkak değil oldukca güzel yazılmış.. :)

Korkak yazı
« Yanıtla #4 : 30 Ekim 2007, 11:32:53 ÖS 23 »
döktürmüş yine engin ardıç... :)

tşkrler max
ŞeN DüNYa iÇiNDe SeN
DüNYa iÇiNDe BiR aVuç ŞeN DünYaYDıN SEN

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5156
    • depo
Engin ARDIÇ KLASİKLERİ
« Yanıtla #5 : 01 Kasım 2007, 11:24:43 ÖS 23 »
Tarih bir iptiladır derunumda
     

Bildiğim kadarıyla Türk bayrağını “reklam amacıyla” kullanmak suçtu ama kullanmayan kalmadı gibi bir şey... Bunu milli günlerde yaparsan, coşku ayağından ses çıkarmıyorlar galiba.

Reklamlar harika: Atatürk’ün yürüyelim arkadaşlar direktifine uygun olarak rekor ciroya yürüyoruz... Korkma, alsancak sönmez, bizim sattığımız soba hiç sönmez... Atatürk gözünü ileriye dikmişti, göz çok kıymetlidir, siz de göz ameliyatınızı bizim hastanede yaptırınız... Sözkonusu olan vatansa, gerisi penye iç çamaşırlarımızdır... Onlar demir ağlarla ördüler, biz de aziz vatanı banka garantili mortgage siteleriyle donatıyoruz...

Buna benzer ucuzluklar.

Bir de “tayyareciler” fotoğrafı vardır, ne zaman Bağdat Caddesi’nde yürüsem kocaman bir pano üzerinden beni tokat gibi çarpar. Gözlerim dolar. Dün sabah gazetede görünce bizim hanım da dayanamadı, ağladı.

Çocuk yaşta iki asker, üstleri başları pıyrım pıyrım, yarı çıplak. Belli ki karınları aç, günlerdir doğru dürüst kara tayın bile görmemişler. İkisi de bir deri, bir kemik.



Arkada da bir pırpır uçak, uçak değil tayyare, Vecihi Hürkuş gelip binecek. Çift kat kanatlı, “biplane”...

Çocukların uçakla muçakla ilgileri olamaz, “posta neferi” falan olmalılar.

Bu resimden etkilenmeyen de eşektir. İnsan olamaz.

Fakat hemen söyleyeyim, duygu sömürüsüne de sonuna kadar açık olan bu fotoğrafın, kurtuluş savaşımızla ilgisi yoktur. Dikkat ederseniz, ayaklarında “dolak”, başlarında “kabalak” göreceksiniz, daha doğrusu, “Enveriyye” tabir edilen serpuş...

Çünkü fotoğraf 1915 yılında çekilmiştir, Çanakkale Birinci Tayyare Bölüğü’nde.

“Eee, ne fark eder?” diyeceksiniz.

Çanakkale muharebelerini kurtuluş savaşının bir parçası sanıyorsanız, öyle. Bu yanılgıya düşen milyonlarca kişi var Türkiye’de.

Daha da hazini, Çanakkale’de yedi düvelin durup dururken üstümüze saldırdığını sanan da çoktur.

Öğretirsin, öğrenmemekte direnirler, akılları basmayınca da hemen küfürü basarlar.

Dünya savaşına biz kendimiz girdik, girmek için çok kaşındık, ilk kurşunu da biz attık.

Biz dediğim, rahmetli dedem değil, sizin Enver...

Ama hep biz masumuz, hep biz mağduruz, biz hiç yanlış yapmayız, emperyalizm gelir gelir bize bulaşır, değil mi?


O çocukların resmini görünce elbette çok kötü olacaksınız, olmayan eşektir.

Fakat hiçbiriniz “bu durumda bir orduyu, Almanya’nın dümen suyunda, hem de hükümet üyelerinin yarısının haberi bile olmadan, üstelik bir oldu bittiyle dünya savaşına sokanlara kızmak” taraftarı olmayacaksınız..

Zarar yok. Halk beni anlıyor, sizi istemediğini de üç ay önce gösterdi.

Fakat, “bu fakir milleeet, işte en nanköör şartlardaaa, üstüne başına giyecek elbisesi bile olmadaaan” edebiyatı hoşunuza gidecektir.

O fotoğraftaki o çocuklar niçin aç, biliyor musunuz?

Ordu müteahhitliği yapan İttihatçı zahire tüccarı, Topal İsmail Hakkı’yı kafakola alıp askere çürük, bozuk, yenmeden dökülecek kadar foşurmuş buğday ve mercimek sattığı için!

Hani Nazım Hikmet’in “beygir fışkısında arpa ayıklıyor Mehmet” dediği çocuklar işte bunlardı.

Osmanlı ordusunun genelkurmaybaşkanı Bronsart von Schellendorff da (evet, bir Alman generali), salçalı biftek yiyordu Tokatlıyan’da, “Rindfleisch”...


KAYNAK-1
KAYNAK-2

*

Çevrimdışı esen

  • ****
  • 925
  • "lalüebkem"
Engin ARDIÇ KLASİKLERİ
« Yanıtla #6 : 01 Kasım 2007, 11:34:38 ÖS 23 »
ne diyelim yoruma bile gerek yok .....
devamını bekliyoruz sayın maxx
cici sözlerine karşılık çıkarıp masalarına koyacağımız bir din taşımıyoruz yüreğimizde

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5156
    • depo
Engin ARDIÇ KLASİKLERİ
« Yanıtla #7 : 06 Kasım 2007, 12:38:37 ÖÖ 00 »
   
Ah paşam...

 

Elbette ben de takıldım, Aytaç Yalman Paşa’nın o “kilit” cümlesine... “Kürt yoktur diye eğitilmişiz” dedi.

Karda yürürlermiş de kart kurt diye ses çıkarmış, “dağ Türkleri’ne” o isim oradan verilmiş... Bu gibi saçmalıkların bizi getirip bıraktığı nokta bu işte.

Sizi hiç olmazsa yanlış eğitmişler, bizi hiç eğitmediler paşam.

Tarih dersinde “meşrutiyet dönemine” pek vakit kalmazdı yıl sonuna doğru, üniversitede de Devrim Tarihi, yalnızca son sınıfta, en sıradan hocanın verdiği en kelek dersti, “averaj yükseltmeye yarayan”, hani diş koruma, elişi falan gibi...

Ah paşam, Kemal Tahir olmasaydı (sizin onu pek sevdiğinizi de sanmam), ne dünya savaşında Süveyş Kanalı’na hem de iki kere saldırdığımızı öğrenebilecektik, ne de Mezopotamya cephesini...

Savaşın son günlerinde bastırıp Baku’ya bile girmişiz de onu dahi öğretmediler bize paşam. Başarımızı da saklamayı başarmışlar!

Kurtuluş savaşımızın ilk günlerinde, Ege köylüsünün, bir yandan on yıllık sürekli savaşın verdiği yorgunluk ve bıkkınlık, öbür yandan direnişte halkın hiç sevmediği “İttihatçı parmağı” olduğu kuşkusuyla, Yunan ordusuna pek de o kadar karşı koymamış olduğunu hatırlatan Yorgun Savaşçı’nın romanı yasaklanmış, filmi yakılmıştı, hatırlayacaksınız...

Ki, o roman, çeteleri küçümseyen, “düzenli orduya geçişi” öven bir romandı, bunu bile anlamamışlardı paşam sizin bürokrat arkadaşlarınız...

Paşam, ben 1924 yılında bir “nüfus mübadelesi” yapıldığını, kalan Rum halkın gönderildiğini de otuz beş yaşımda öğrendim, Murat Belge sayesinde.

Bırakın bu konuları araştırmak (kitap nereden bulacaktık?), Rumca şarkı çalmak dinlemek bile yasaktı.

Paşam, Atatürk’ün aşırı sigara ve kahve içmekten hem de iki kere kalp krizi geçirdiğini de elli beş yaşımda öğrendim, Andrew Mango’nun kitabından!

Attila İlhan olmasaydı, Fikriye Hanım’ı da bilmeyecektik.

Tabular yalnız Kürt meselesiyle mi sınırlı paşam?

Her Türk aydını, hatta okuma yazma bilen her Türk vatandaşı Nutuk’u mutlaka okumalı, ama ona bir kutsal kitap gözüyle bakmamalıdır, çünkü o zaman dincilerden farkı kalmaz, diyorum... Adam bana küfür ediyor paşam. Bu kadar hainlik, bu kadar bağnazlık, bu kadar körlük olur mu?

Bu gibi zavallılar kimbilir iki gündür size de ne küfürler etmişlerdir paşam, “Kürt varlığını” kabul ettiğiniz için.

Niçin paşam, niçin hiçbir şey öğretilmedi bize, öğretilen de yalan yanlış?... Şimdi öğretmeye çalışana da niçin hakaretler yağdırılıyor paşam?

Niçin tabulaştırıldı her şey, niçin saklandı, gizlendi, örtbas edildi, çarpıtıldı?

Niçin bu ülkede gerçekleri söylemek her türlü belaya hazırlıklı olmayı gerektiriyor paşam?

Falih Rıfkı, hepimizden çok daha Atatürkçü olan Falih Rıfkı, “Çankaya” isimli eserinde “İzmir’i niçin yakmıştık?” diye soruyor, bu cümle Çankaya’nın yeni baskılarından çıkarılıyor paşam... Kemalistler, en Kemalist Falih Rıfkı’yı bile sansür ediyorlar paşam.

Hani Atatürkçülük demek, gerçekçilik, çağdaşlık demekti paşam?

Tövbe, bize birşeyler öğretildi tabii... “İmtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitle olduğumuz” öğretildi. Hayatın içine girince imtiyazı da, sınıfı da, Hanya’yı da, Konya’yı da gördük, kaynaşmış kitleyi de şehit tabutu geldikçe anlıyoruz.

Bu işin sonu nereye varacak paşam? Yazık değil mi bu ülkeye paşam? Hep istiskale mi uğrayacağız paşam? Hep mi yenileceğiz paşam?

Siz emekli oldunuz, ben de bezdim.

Gebersem de şu Babıali denilen yılanlı çukurdan kurtulsam, diyorum zaman zaman.

*

Çevrimdışı ebu_cendel

  • **
  • 91
  • EY İMAN EDENLER İMAN EDİN...
Engin Ardıç Lozan'ın Hesabını Sordu
« Yanıtla #8 : 06 Kasım 2007, 11:09:22 ÖÖ 11 »
Engin Ardıç Lozan'ın Hesabını Sordu
Eskiden Lozan'ı eleştirenler vatan haini ilan edilirdi, şimdi Paşalar bile "sınırı bize İngilizler yutturmuş" diyor. İyi de Lozan anlı şanlı İsmet Paşa zaferiydi hani?
06 Kasım 2007 / 09:03

Engin Ardıç /Akşam

Şeytanın sor dediği

Günümüzde, güney sınırımızın “yanlış çizildiğini” düşünmeyen kalmadı gibi bir şey...

Eskiden bunu söylemeye kalkanın ossaat hayatını kaydırırlar, anasını ağlatırlardı. Türkiye nereden nereye gelmiş...

Elbette, “yanlış çizim” deyince Kürt ayrılıkçıları çok başka bir şey anlıyorlar.

Peki biz ne anlıyoruz?

“Sınırlar yeniden çizilmelidir” sözünü, Türk milliyetçileri de elbette “yeni sınırlarımız Musul ile Kerkük'ü de içine almalıdır” şeklinde anlıyorlar.

Vallahi iyi olur, alabiliyorsanız... Viyana'yı aldınız da biz size niçin aldınız mı dedik?

Peki o zaman sorun nedir? Birkaç kilometrelik küçük bir “düzeltme” mi? Yani sınır dağın tepesinden değil de güney eteğinden geçecek, böylece “hatt-ı bâlâ”ya biz hakim olacağız, PKK bitecek.

Bu mudur yani? Gençlerin gözde deyimiyle.

Son olarak, bir emekli memur gazetesinin “konuşan emekli paşalar” yazı dizisinde, İsmail Hakkı Karadayı Paşa da konuşmuş. Diyor ki, “bu sınır İngiltere'nin yaptığı bir iş... İleriyi düşünerek yapmışlar... İleride sorun çıksın diye...”

Karadayı Paşa, Suriye sınırımızın da yanlış çizildiğini, Suriye topraklarının çeşitli yerlerde bize doğru cep şeklinde girintiler yaptığını, oralarda petrol olduğunu söylüyor... Suriye devleti o girintilerde petrol çıkarıyor, bizim tarafta petrol yok!

Aşkolsun paşam, biz o sınırın Lausanne'da (pardon, Lozan mı yazmalıydım?) anlı şanlı İsmet Paşa tarafından yılmaz bir mücadeleyle ve büyük bir başarıyla elde edildiğini sanıyorduk!...

Eğer sizin dediğiniz gibi sınırı İngilizler yaptılarsa, bize niçin yalan öğretildi? Biz sınırın “muhataralı” olan kısmının yalnızca Irak tarafı olduğunu duymuştuk.
Af buyurun ama, bu “İngiliz çizgisi” niçin kabul edilmiştir paşam, devlet kurucu büyüklerimiz tarafından?

Çünkü savaş çıkardı, Yunan ordusunu yenmiştik ama İngiliz ordusunu yenemezdik, falan filan.

Yahu biz kurtuluş savaşını “yedi düvele karşı” vermemiş miydik? O düvellerden birinden sonradan niçin çekinmiştik? Hani bileğimizi kimse bükemezdi?

Yoksa bu işin sonunda İdris Küçükömer mi haklı çıkacak paşam?

Yoksa “İngilizler, Bolşevik Rusya'ya karşı oluşturmak istedikleri tampon devlet için önce Büyük Yunanistan projesini denediler, sökmeyeceğini anlayınca tampon bölgeyi Anadolu içlerine doğru genişletip bağımsız bir yeni Türk devleti çözümünü desteklediler” görüşü doğru mudur?

Anlı şanlı Ankara hükümeti, eloğlunun hinoğlu hin sınır numarasını nasıl olmuştur da yemiştir paşam?

Eee, bu başarı mıdır yani?

“Bizi keleğe getiriyorlar, yutmayın” diyen muhalefet niçin ve nasıl susturulmuştur?

Sözüm meclisten dışarı, ortada bir “muvazaa” mı vardır? Bir bedel mi ödenmiştir?

Hatay niçin hemencecik bırakılmıştır? Bu başarı mıdır? Yoksa Fransa'yla da muvazaalı bir durum mu vardı?

Acaba Batı Trakya'daki Müslüman Türk halkını da niçin Yunanistan'ın eline terkettik? Niçin Doğu Trakya Misak-ı Milli'ye dahildir de Batı Trakya'dan vazgeçilmiştir?

“1914 sınırı esas alındı” diyeceksiniz. Güney sınırı 1914 sınırı mı? Batıda sökmemiş, güneyde sökmemiş, ne anladım ben bu işten?

Asıl merak ettiğim de, Hasan Efendi bu kez bana nasıl küfür edecek acaba? “Bitki” mi diyecek?

*

Çevrimdışı LaEdri

  • *
  • 1004
    • Blog'um
Engin ARDIÇ KLASİKLERİ
« Yanıtla #9 : 06 Kasım 2007, 01:02:11 ÖS 13 »
Patavatsızlık değil bu söyledikleri bence. Açık açık herşeyi söylemiş, güzelde söylemiş.
Kem küm etmemiş. Kalemine sağlık. Paylaşım içinde teşekkürler max. Halimizi görüp anlayanlardan olalım inş.

*

Çevrimdışı esen

  • ****
  • 925
  • "lalüebkem"
Engin Ardıç Lozan'ın Hesabını Sordu
« Yanıtla #10 : 06 Kasım 2007, 04:42:20 ÖS 16 »
eee engin ardıç işte ...
yazmış yine en iyisini...
sağol ebucendel kardeşim paylaşım için...
cici sözlerine karşılık çıkarıp masalarına koyacağımız bir din taşımıyoruz yüreğimizde

*

Çevrimdışı esen

  • ****
  • 925
  • "lalüebkem"
Engin ARDIÇ KLASİKLERİ
« Yanıtla #11 : 08 Kasım 2007, 12:39:43 ÖS 12 »
HÜKÜMET TUZAĞA DÜŞMEDİ(engin ardıç)
Yok efendim, PKK'nın tuzağından değil, muhalefetin tuzağından sözediyorum.

Basın yaygara edecekti, birtakım faşo oğlanlar sokakları birbirine katacaklardı, kahvehane feylesofları, okey stratejistleri, atyarışı taktisyenleri, berber çırakları, taksi şoförleri ve de konfeksiyon tezgâhtarları gaza geleceklerdi, "Amerika'yı dinlemeden girelim" görüşü ağırlık kazanacaktı...

Baskılara dayanamayan hükümet, Kuzey Irak'a dalması için orduya yeşil ışık yakacaktı.

Aslında bu tehlikeli serüvene atılmayı ne hükümet istiyordu, ne de ordu!

Ama herkes çok istermiş gibi yapıyordu. Şaka, soğukkanlı davranılmazsa, her an kakaya dönüşebilirdi.

Kuzey Irak'a girmek, birçok emekli paşanın da belirttiği gibi, PKK'yı ortadan kaldıracak değildi.

Fakat sınıra yakın bölgelerde ister istemez gene sıkıyönetim mi, o hal mi, bu hal mi, şu hal mi, neyse ondan ilan edilecek, ipler askerin eline geçecekti...

Böyle olunca da, iktidarın adamlarını ufak ufak temizleme, kilit mevkilerden uzaklaştırma operasyonu başlatılabilirdi. Belediyeler de elden geçirilirdi, bakanlıklar da.

İş büyürse, çatışmaya diğer Kürt örgütleriyle de girişilir, hele hele Amerikan ordusuyla da papaz olunursa, sıkıyönetim İstanbul ve Ankara'ya bile teşmil edilebilirdi... Operasyon savaşa dönüşürse, belki George Bush bile "Türk hükümetinin bir şekilde değiştirilmesine" olumlu bakabilirdi!...

Bu tutturulamasa da, cepheden sökün edecek yüzlerce şehit tabutu üzerinden en adi ve en ucuz siyaset yapılır, hükümet düşürülemese bile gelecek seçimlere kadar iyice hırpalanır, yıpratılırdı canım...

Kaldı ki savaşan Türkiye'nin borsası yerlere yatacağından, döviz kuru zıplayacağından, enflasyon gene alıp başını gideceğinden, hükümetin defteri nasıl olsa dürülürdü.

Tutmadı.

Belli ki Kuzey Irak'a girilmeyecek, Amerikan askeri istihbaratının yardımıyla birkaç "nokta atışı falan" yapılıp birkaç terörist öldürülecek, bu arada basın da uydu modelleri, füze modelleri, uçak modelleri, tank modelleriyle, yeniyetme oğlanların okudukları kelek çizgi-roman serüvenlerinin kapaklarına benzeyecek (şununla vurduk, bununla deldik edebiyatı...)

Ve de sonuçta hiçbir şey değişmeyecek.

İyi de canım kardeşim, darbe kışkırtıyorsunuz, tutturamıyorsunuz... Miting düzenliyorsunuz, olmuyor... Yalan yazıyorsunuz, yürümüyor... Propaganda yapıyorsunuz, gitmiyor... Meclisi kilitliyorsunuz, havagazı... Kanunlarla oynuyorsunuz, ı ıh... Anayasayı çiğniyorsunuz, kesik... Çok çaresiz kalınca ya alay ediyorsunuz ya küfür, gene sökmüyor... Savaşa sokmak istiyorsunuz, girmiyor... Her türlü hinoğlu hinliği yapıyorsunuz, sizden daha akıllı oldukları için yutmuyorlar...

Bir tek yolunuz var: Yeni bir parti kurmak.

Parti kurmakla da iş bitmiyor: Türkiye'yi "onlardan" daha iyi yöneteceğinizi halka anlatmak.

Anlatmakla da iş bitmiyor: İkna etmek.

Ve de seçim kazanmak!

Başka bir yolunuz yoktur.

Aslında o yol da kesik de, hadi tarafsız davranalım dedik.
 
 

cici sözlerine karşılık çıkarıp masalarına koyacağımız bir din taşımıyoruz yüreğimizde

*

Çevrimdışı LaEdri

  • *
  • 1004
    • Blog'um
Engin ARDIÇ KLASİKLERİ
« Yanıtla #12 : 08 Kasım 2007, 02:09:32 ÖS 14 »
Döktürmüş Engin Ardıç. Bir an "Metal Fırtına" kitabından bir parça okuyorum zannettim :) Güzel kitaptı vesselam...Teşekkürler esen abla.

Engin ARDIÇ KLASİKLERİ
« Yanıtla #13 : 08 Kasım 2007, 10:30:01 ÖS 22 »
bu ada iyi yolda

*

Çevrimdışı esen

  • ****
  • 925
  • "lalüebkem"
Ynt: Engin ARDIÇ KLASİKLERİ
« Yanıtla #14 : 22 Kasım 2007, 12:34:04 ÖS 12 »
İşte yetmiş yıldır o reklam filmindeki çocuk gibi davrandınız hepiniz...

Aaa, senin eline de diken batar mıydı Atam? Aaa, senin parmağın da kanar mıydı Atam?

Aaa, sen de üşür müydün Atam? Sen de yorulur, sen de acıkır mıydın Atam?

Sen de âşık olur, sen de rakı içer miydin Atam?

Sen de sever, kızar, kavga eder, üzülür müydün Atam?

Laf aramızda, şu "m"yi birleşik mi yazacağız yoksa kesme işaretiyle mi Atam?

Sen de evlenir, boşanır mıydın Atam? Senin de bir kızkardeşin, üvey baban, üvey kardeşlerin olabilir miydi Atam?

Çok sigara ve kahve içmekten kalp krizi geçirebilir, çok içki içmekten siroz olup ölebilir miydin Atam?

Yoksa sen, bize öğretildiği gibi bir uzaylı değil, bizim gibi etten kemikten bir insan mıydın Atam?

Olmamalıydın, çünkü baksana, tam 126 yaşındaymışsın!... Öyle diyorlar.

Pardon, seni reklam filminde "kullanmak" da suç değil miydi Atam?

Seni bize Tanrı gibi öğrettiler Atam.

Ben, yedi yaşımda, bir 10 Kasım sabahı güldüğüm için ihtar cezası almıştım Atam, ilkokulda... Nedenini hiç anlayamamıştım.

Koşup oynamak da yasaktı, okulun bahçesinde üzgün üzgün dolaşmakla yükümlüydük Atam. Durup durup bir ağlama tutturursak öğretmenin gözüne girecektik üstelik.

Senin ölüm yıldönümlerinde sinema da kapalıydı, tiyatro da, içki satışı da yasaktı Atam.

Öte yandan da asla ölmediğini, hep bizimle olduğunu söylüyorlardı Atam.

Yakın zamana kadar, tıpkı Hazret-i Muhammed gibi, sahnede ya da perdede seni "canlandırmak", oynamak da yasaktı Atam.

Seni bizlere nasıl yanlış tanıttıklarının, birçok genci senden uzaklaştırdıklarının, soğuttuklarının acaba farkında mıydılar? Bunu kötülükten mi yapıyorlardı, ahmaklıktan mı Atam?

Şimdi de, senin ölümünden elli yıl sonra doğanlar seni "özlemişler" Atam.

Ben seni özlemedim, fakat araştırıp öğrenince, tanıyınca çok sevdim Atam.

Başardıkların ve başaramadıkların, zaafların, yanlışların, çevreni çepeçevre sarıp sarmalamış birsürü namussuzun ortasında kalmış muhteşem yalnızlığınla çok sevdim Atam.

Ben de o reklam filmindeki çocuğa söylediğin gibi, kimin ne diyeceğine aldırmadan doğru bildiğimi anlatmaya çalışıyorum Atam. Huyum kurusun, ara sıra aldırmak zorunda kalıyorum, beni bağışla Atam. Senin gibi bozkırda değil, bataklıkta gül yetiştirmeye çalışıyorum Atam. Ortalık da mis gibi değil, leş gibi kokuyor. Sen hainler, gericiler, yobazlarla uğraştın, ben de cahiller, aptallar, yeteneksizler, yalancılar, hokkabazlarla uğraşıyorum Atam.

10 Kasım sabahları Dolmabahçe Sarayı'na koşup koltuk altı koklar gibi "hava koklayanlar" bunları anlayamazlar Atam.

Aah ah, cumhuriyeti emanet edecek başka çemiş bulamadın mı Atam?

 

Engin ARDIÇ

AKŞAM
cici sözlerine karşılık çıkarıp masalarına koyacağımız bir din taşımıyoruz yüreğimizde