TC devletinin kürt politikası ve sonuçları...!!!

  • 75 Cevap
  • 41131 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı sülfile

  • ***
  • 394
  • حركة المقاومة الاسلامية
Ynt: Eski Bakandan İtiraf: '11 Köylüyü JİTEM Yaktı!'
« Yanıtla #30 : 09 Şubat 2009, 10:27:45 ÖS 22 »
Şevki Yılmaz anlatırdı
Trörist gelir tehdit eder vurur bana yardım edeceksin diye
Devlet gelir vurur neden yardım ettin diye
İki ucu çoklu denklem nerden tutsan bir şeye bulaşılıyormuş yani. Tabi bizler hiç bilmedik orada neler yaşandığını şimdide bilmeye kalksak bildiğimiz yanıldığımıza yetmeyecek Dilipakında yazdığı gibi öldürülenlerin cesedine dahi olaşılamayacak çünkü cesetler asitte eritildiler. 70 yıldır tuvalete çıkmamış bir adam gibi bu ergenekon müsveddesi bitmesi epey zaman alacak ama bu kabıza müsil olan yeni devlette teşekkürle karşılanmayacak orasını da az buçuk biliyoruz:)
Ya kalkın direnin cemaat çocuklar ölmesin, yada susun saklayın korkuları çocuklar görmesin!!!

*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: Eski Bakandan İtiraf: '11 Köylüyü JİTEM Yaktı!'
« Yanıtla #31 : 09 Şubat 2009, 11:38:39 ÖS 23 »
Azizim Derdim Tayyiple Demirelin kıyası degil ..
Hani taban tabana zıt degiller kabul ..
Ama bak Veli Kucuk örnegi taban tabana zıtlık teşkil ediyor ..
Veli Kuçuk bir zamanlar devletken ( senin tabirinle ) terör estiriyorken ..
Şimdi aynı devletin kodesinde ...
Birincide terör oldugunda devlet yaptı oluyor ya ...
Ama devlet orda duruyor kodeste olan devlet adamı ...
Devlet devlet adamını kodese atıyor ..
Neden terör estirdi diye ..
Devlet dedigimiz olgu halkın birlikte hareket edebilme yetenegi ...
birlikte hareket edemedigimizden birileri bizim hareket gücümüzü kendi çıkarları dogrultusunda kullanıyor ...
Yarın birlikte hareket edip İslam esaslarına dayalı bir devlet kurdugunda devlet degişmiş olmayacak ...
Devletin degişme şartı halkının topragının degişmesi demektir ..
Aynı halk aynı topraklarda degişik REJİM esaslarını kabul ettiginde devlet gene aynıdır ..
Kısaca Devlet ancak bölünerek degişime ugrar ...
Rejim degişikligi devleti degiştirmez ...
Neyse gene eski cümlelerimi döktürdüm :)
Selamlar ...

Not font kurbaa

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5153
    • depo
Ynt: Eski Bakandan İtiraf: '11 Köylüyü JİTEM Yaktı!'
« Yanıtla #32 : 10 Şubat 2009, 12:49:36 ÖÖ 00 »
hakikaten başa sardık ozanca
sanırım bi sen bi ben bıkmadık
ama bizi izleyenler yeter yine başlamayın artık diyordur :)

hala halktan bahsediyorsun
senin dediğin halkın yönetime katılması (demokrasi) hikayesini dinleye dinleye büyüyor insanoğlu

yok öyle bişey

halk figüran
halk koyun
halk sürü

tabiki bu sana bana göre değil
onlara göre.......

seçim bir oyundur bu kirli tiyatro sahnesinde.
ne zaman ki bu tiyatro kirden arınır temiz oyun temiz kuralara göre çıkar; o zaman seçim dediğin oyunun bir anlamı olur.

bak ıraka. demokrasi geldi değil mi ?



artık halk kendi yöneticisi seçiyor ne güzel ıraka.
ama dikkat et
direkt zorba saddam gitti
dolaylı zorba abd güdümlü hükümet geldi.
artık zehiri zorla agızına sokmayacaklar ırak halkına
şekere bulayacaklar. ve halk şeker niyetine yiyecek zehiri...

verdiğin örnekleri de sonradan es geçme lütfen
demirel dedin bıraktın


veli küçük örneği vermişsin
tamam işte
devletin oluşturduğu kirli çark düzeneğinde iri çarklardan birisi de bu isim
bu çark sistemi ile işleri bitince kaldırıyorlar eski yağlanmış kirlenmiş işe yaramaz çarkları
eee pisliklerde ayyuka çıktı
ne yapılacak
birkaç kelle verilecek bir parmak bal çalınacak ki
homurdananlar sussun.


senin anlattığın halkın devleti tanımına itirazım yok amenna.
kaldı ki islama göre de halkın müdahil olduğu devlet vardır.

ama sen teoriden bahsediyorsun
olması gerekenden bahsediyorsun
bir türlü kabullenmiyorsun
biz olması gereken teoriyi değil
olmaması gereken sakıncalı pratiği yaşadık

bu da türkiyeye özel bir durum değil
küresel büyük dişlilerin parçalarından birisidir bu

beni niye yoruyorsun ? facebook linkini izledin mi sen ?


*

Çevrimdışı şimal

  • ***
  • 398
Ynt: Eski Bakandan İtiraf: '11 Köylüyü JİTEM Yaktı!'
« Yanıtla #33 : 10 Şubat 2009, 12:51:00 ÖÖ 00 »
 sayın max ve sayın ozanca

her ikinizinde devlet tanımlamalarınız okunduğunda  sen de haklısın dedirtiyor
aradaki ciddi fark ise sayın ozanca nın halihazırdaki oluşum üzerinden, sayın max ın ise ideal  ki(henüz  pratiği  islam aleminde dahi örneklenememiş olan)islam devleti değerleri üzerinden olaya bakması.
her ikisi de ayrı ayrı ele alındığında....
ama biriniz şamı biriniz halebi gösterirken ikiside aynı yerdir denmesi de hayli zor gibi
affola

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5153
    • depo
Ynt: Eski Bakandan İtiraf: '11 Köylüyü JİTEM Yaktı!'
« Yanıtla #34 : 10 Şubat 2009, 12:57:08 ÖÖ 00 »
ben tam tersini düşünüyorum sayın şimal;

ozanca olması gereken devlet tanımlarını ifade ediyor
ki itirazım yok. devleti halk oluşturur.

ama teoridir o. pratikte; yani günümüzde hem türkiye de hem diger ülkelerde halkın konumu en sonda...

bırakalım islam devletini. daha yeni doğmuş (müslümanlara) maraton yarışına gir (devlet ol) demek zamansız olur.
ben onu geçtim.hele bir sürünelim emekliyelim paytak yürüyelim yere basalım koşması en son.....

ben diyorum ki
kimliği ne olursa olsun
zulüm işledi mi işlemedi mi bir devlet ?
bunu kabul ediyormusunuz etmiyormusunuz ?
bıraktım dini kenara hadi buyrun
insan olarak bakalım

hümanistte ettiniz sonunda beni :)

*

Çevrimdışı şimal

  • ***
  • 398
Ynt: Eski Bakandan İtiraf: '11 Köylüyü JİTEM Yaktı!'
« Yanıtla #35 : 10 Şubat 2009, 01:01:30 ÖÖ 01 »

şu konuda da haklısınız,islami olmasada necaşinin ülkesi gibi hakkın adaletin olduğu sistemler olabilse..

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5153
    • depo
Ynt: TC devletinin kürt politikası ve sonuçları...!!!
« Yanıtla #36 : 26 Nisan 2009, 04:06:33 ÖS 16 »

Abas Çelik, Mayıs 1986’da vücudunda kırıklar ve hala görülebilen işkence izleriyle tahliye edildi.

O kırların çoban çocuklarını toplayıp Dante’nin hayal edemediği bir cehennemin her katında ağırlayan 12 Eylül’ün, içinde çırpındığımız bu korkunç savaşı yarattığını anlatmaya çalışıyoruz.

O çoban çocukları; o aç bilaç köylerinden, mezralarından derdest edilip dilsiz bırakılan, insanlık katından aşağı itilerek paramparça edilen; Diyarbakır Cezaevi’nin Guantanamo’yu, Auschwitz’i aratan işkence tezgahlarından geçen çocuklar, elleri ayakları hâlâ tutuyorsa dağlara çıktı.

Onlarca yıldır can yetiştiremediğimiz, hayatımızı zehreden bu korkunç hikaye işte böyle başladı.

78’liler Girişimi’nin oluşturduğu Diyarbakır Cezaevi Gerçekleri Araştırma ve Adalet Komisyonu 18 Mayıs 2007 günü Sultanahmet Cezaevi önünde bir açıklama yaptı. O günün neden seçildiğini 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can açıklıyor: “18 mayıs 1982’de Diyarbakır Cezaevi’nde dört kişi kendini yakmıştı. Baskıyı protesto etmek, yaşananları topluma duyurmak için. Ferhat Kuntay, Necmi Öner, Eşref Anyık, Mahmut Zengin. 78’liler Vakfı Girişimi olarak dosyayı açtık, ama hedefimiz herkese karşı özerk, bağımsız bir komisyon oluşturmaktı. Bu çalışmayı sürdürdük ve 12 Eylül 2007 tarihinde Diyarbakır Cezaevi’nin önünde 60 kişi; yazarlar, bilim insanları, sivil toplum temsilcileriyle komisyonun kurulduğunu açıkladık.”

Komisyon bugüne kadar Urfa’da 97, Mardin’de 64 kişi ile görüştü. 500 kişiyle görüşmeyi hedefliyor. Celalettin Can, “Urfa’da kimle görüştüysem ağızlarında takma diş vardı” diyor. Diyarbakır Cezaevi’nde insan dışkısı yedirilen tutukluların birçoğu, çıkar çıkmaz bu korkunç anıyı silebilmek için bütün dişlerini çektirmiş.

Komisyon’un açıklama metninden bölümler okuyalım.

Araştırma ve adalet

“Ö.Türkiye’de de 12 eylül 1980 askeri cuntası ile daha da yoğunlaşan karanlık bir süreçten geçilmiş, yaşanan travmalarla yüzleşememenin, dolayısıyla yas sürecinin tamamlanmamasının toplumsal benlik algısında oluşturduğu kırılmalar, halen yaşanmakta olan insan hakları ihlalleri, savaş ve baskılarla yeterince güçle başa çıkılmasının önünde ciddi bir engel oluşturmuştur.

Toplumun yaralarını iyileştirme ve işlevselliğini yeniden kazandırmada önemli etkisi olan bu yapılanmanın bir örneğini oluşturmak üzere, 78’liler Girişimi olarak yapılan çağrı ile bir araya gelen katılımcılar, Diyarbakır Cezaevi ile ilgili Gerçekleri Araştırma ve Adalet Komisyonu’nu kurmuştur. Diyarbakır Cezaevi ile başlanmasında temel amaç 12 Eylül sürecinin en kanlı cezaevi olmasının yanı sıra, ağırlıklı olarak Kürtlerin kaldığı bu cezaevinde Kürtlerin ötekileştirilmesi ve kimliklerinin imhası amacıyla yöneltilen şiddetin, geleceğin kurulması önünde ciddi bir engel oluşturmasıdır.....

...Diyarbakır Cezaevi Gerçekleri Araştırma ve Adalet Komisyonu, bir sivil toplum hareketidir, hiçbir siyasi parti ile bağlantısı yoktur. Asla bir yargı organı değildir. Dünyada darbelerin yaşandığı ülkelerde, çeşitli adlar altında kurulmuştur. Amacı öç almak değildir, ama gerçeklerin ortaya çıkarılmasını sağlayarak, hukukun amacının gerçekleştirilmesi, adaletin sağlanması talebidir ve bu süreçte yaratılan travmanın sağaltılması ile toplumsal barışa giden yolun temel taşlarından birisi olacaktır. Travma dilsizleştirir; komisyonumuz mağdurların dillenmeleri ve sözlerini yeniden kurmaları için bir ortam oluşturmayı hedeflemektedir.

Tanımlanan amaçların gerçekleştirilebilmesi için hedeflenen çalışma yöntemleri arasında ilk adım olarak 12 Eylül öncesi ve sonrasında, Diyarbakır Cezaevinde yatan, işkence gören, yakınları kaybolanların tanıklığa davet edilmesi yer almaktadır. Gerçek komisyonlarının işlevsel olabilmesi ve adaletin sağlanabilmesi, bu adaletin sağaltıcı nitelik taşıyabilmesi için ön koşul yeniden-örselenme olasılığını ortadan kaldırabilmektir. Güvenlik duygusunun tüm mağdurlarda oluşabilmesi bu çalışmanın 12 Eylül öncesi ve sonrasında, hukukun üstünlüğü üzerine and içen tüm hukukçuların; avukat, savcı, yargıç ve öğretim üyelerinin, 12 Eylül öncesi ve sonrasında, hukuk devleti üzerine and içen tüm vekillerimizin hukuk devleti kurumlarını işletmesi gerekmektedir.

Tüm tanıklıkların tamamlanabilmesi için, işkence ve faili meçhullerin emir- komuta zincirlerinin içinde olan ve hâlâ vicdanıyla hesaplaşması bitmeyenler de bu çalışmada tanıklığa davet edilecektir. Şiddete maruz kalan kadar, şiddeti uygulayanın da o şiddetin kurbanı olduğu gerçeğinden hareketle, toplumsal benlik algısının onarılabilmesi için uygulayıcı tanıklıklarının da derlenmesi gerekmektedir.

Gerçekleri Araştırma ve Adalet Komisyonu’na tanıklık etmek isteyenler başvuracaklardır. Komisyon başvuranları davet edecek ve dinleyecektir. Kimler işkence yaptı, kimlerle kaldılar, kimler öldürüldü? Bildikleri ”GERÇEK”leri anlatacaklar, belge ve bilgilerini komisyona ulaştıracaklardır.

Başvuru çağrısı
“Diyarbakır Cezaevi’ne 1980 ile 1984 Mayıs arasında girmiş olanların tümünün başvurusunu bekliyoruz. Çocuk ve Kadın koğuşlarında kalmış olanların başvuruları çok önemli... Ayrıca tanıklık etmek isteyen ve o dönemde Diyarbakır 5 No’lu Askeri Cezaevi’nde çalışmış olan görevlilerin, gardiyanların, doktorların, mahkeme heyetinde görev yapmış olanların, Adli Tıp’ta görev yapanların başvurusunu bekliyoruz.”

Başvuru adresi: İstiklal Caddesi, Alyon Geçidi, Merkez Apt. No: 4, Kat: 2Beyoğlu, İstanbul. Tel:             0212 244 48 02  Fax: 0212 251 69 45
eposta : gercekveadalet@gmail.com


YILDIRIM TÜRKER
TÜRKİYE / 15/09/2008
KAYNAK

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5153
    • depo
Ynt: TC devletinin kürt politikası ve sonuçları...!!!
« Yanıtla #37 : 26 Nisan 2009, 04:08:21 ÖS 16 »
Eski JİTEM'ci: Halka ders olsun diye cesetleri tarlalara atıyorduk   


Güneydoğu'daki faili meçhul cinayetler bir süredir asit kuyuları ile gündemde. Kayıp yakınlarının avukatlığını yapan Tahir Elçi, 1990'lı yıllarda pek çok insanın öldürüldükten sonra tarlalara ya da yol kenarlarına atıldığını ileri sürüyor.

Zaman'a konuşan eski bir JİTEM elemanı da avukat Elçi'nin tespitini doğruluyor: "1987'den itibaren Şırnak bölgesinde çalıştım. Bize, infaz ettiklerimizden bazılarının cesetlerini araziye atmamızı emrediyorlardı. 'Cesetler bulunsun ki, halkta korku yaratsın.' deniyordu. Gömülen ceset sayısı sağa sola atılanlardan çok daha azdır. Bir de JİTEM bazı insanları yakarak infaz ediyordu veya infaz edip yakıyordu. Cesedi uzak bir yere atıyordu. Diyarbakır'dan alınıp sorgulamışsa Şırnak bölgesine atılıyordu."

Eski JİTEM'ci, sorguya alınan kişilerin muhakkak infaz edildiğini ileri sürüyor. "O dönemde bu uygulamalara kimse ses çıkarmıyordu. Kimseye hesap sorulmuyordu." ifadesini kullanıyor. 1990'lı yıllarda faili meçhullere ait cesetlerin rastgele tarlalara atıldığı TBMM Susurluk raporunda da yer alıyor. Meclis kayıtlarına giren bilgilere göre, Diyarbakır'da gözaltına alınarak sorgulanan biri kız diğeri erkek iki öğrencinin cesedi Malatya'daki bir yolun kenarında bulundu. Raporda, infazın güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirildiği belirtiliyor: "1996'da Elazığ ile Malatya arasındaki Kömürhan Köprüsü'nün yakınında 20-25 yaşlarında genç bir erkekle bir bayan cesedi bulundu. Elleri arkadan bağlıydı. Enselerinden vurulmuşlardı. Olay yerinde 9 mm'lik MKE mermileri vardı. Bu olay başkası tarafından değil, kesinlikle güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirilmiş bir infazdı."

2004 yılında DNA testi ile kimliği belirlenen Murat Aslan'ın hikayesi benzer özellikler taşıyor. Aslan, 1994'te Diyarbakır'da çarşıda beyaz bir taksiye bindirilerek gözaltına alınıyor. Sonra Silopi'nin Çukurca köyü yakınında yanık halde bir erkek cesedi bulunuyor. Köylüler, tanınmaz haldeki cesedi gömüyor. Bu cesedin Aslan'a ait olduğu JİTEM bünyesinde çalışan bir PKK itirafçısının 2004'teki açıklamalarıyla ortaya çıktı. İtirafçının gösterdiği yerde savcılık kararı ile mezar açıldı. DNA testinde cesedin Aslan'a ait olduğu belirlendi. 1990'lı yıllarda bölgede tarla ve yol kenarlarında bulunan cesetler köylüler tarafından defnedildi. Tanınmaz haldeki cesetlerin kimlikleri de tespit edilemedi.

Melik Duvaklı, İstanbul
KAYNAK

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5153
    • depo
Ynt: TC devletinin kürt politikası ve sonuçları...!!!
« Yanıtla #38 : 26 Nisan 2009, 04:10:46 ÖS 16 »
"Bizi Anlayabilir misiniz?"

14 yaşındaki Sefer Turan, Özel Harekat polisi tarafından yakalanıyor ve kafası, dipçik darbesiyle parçalanıyor. O sahne, televizyonlar tarafından tüm dünyaya sunuluyor. O sahneyi seyrederken ne hissettiniz? Ahmet Taşgetiren’in yorumu:
25.04.2009 02:56



"Bizi anlayabilir misiniz?"
Ahmet TAŞGETİREN

İsrailli asker, Filistinli çocuğun kolunu taşla vura vura kırarken isyan etmiştik. Benzer bir görüntü Hakkari'de tekrarlanıyor.

14 yaşındaki Sefer Turan, Özel Harekat polisi tarafından yakalanıyor ve kafası, dipçik darbesiyle parçalanıyor. O sahne, televizyonlar tarafından tüm dünyaya sunuluyor.

O sahneyi seyrederken ne hissettiniz?

***

Vahdettin Bahadır.

Onu aşağı yukarı 10 yıldır tanıyorum.

Bir Diyarbakır seyahatimde, konferanstan sonra beni evine götürmüş ve misafir etmişti.

O gün bugündür görüşürüz. Her telefonunda ailesinin çocuklarının sevgisini, duasını nakleder.

Dindar bir aile içinde büyümüştür. "Babasının, annesinin, 50 - 60 yıldır gece namazı kıldığını" söyler. Ciddi bir dini eğitim almıştır. Ama birikimi dini eğitimden ötedir. Onunla Türkiye'nin dünyanın bütün meselelerini konuşabilirsiniz. Sıkı bir aydındır. Asla "ırkçı" olmamıştır. Halen ticaretle iştigal ediyor, biraz da siyasetle ilgileniyor.

Perşembe günü ziyaretime geldi.

45 dakika anlattı.

Bir ara dayanamadı, ağladı. Onu ilk defa böyle ağlarken gördüm.

"Türkler ve Kürtler tevbe etmeli, dedi. Ama önce Türkler tevbe etmeli."

"Türk ve Kürt aileleri birbiriyle görüşmeli, dedi. Birbirini tanımalı, birlikte yemek yemeli. Çocukları birbiriyle arkadaş olmalı."

Bunlar, sözlerinin sonuna doğru söyledikleri idi.

Öncesi, zehir gibi acıydı. Çok yakınlarından örnekler verdi.

"-İhsan Hoca diye birisi vardı. Medresede Kürtçe ders veriyordu. Alındı getirildi... Niye Kürtçe ders verdiği soruldu. "Kürdüm" dedi. Böyle söylememesi istendi. O, kendisine saygısı gereği başka bir şey söyleyemedi. Karısını getirdiler. Gözü önünde soydular....."

"-Ondan sonrası tam bir dramdı. Sonra eşini serbest bıraktılar. Kadın oradan çıktıktan sonra intihar etti. Artık, gözaltında yaşananlardan sonra kocasının yüzüne bakamazdı.

"-Sonra İhsan Hoca da çıktı.... Ve gitti, inanç yapısı bakımından asla buluşamayacağı insanlarla beraber oldu."

Bunları anlatırken gözleri kızardı Vahdettin Bahadır'ın...

"-Biraz empati yapın lütfen Ahmet Abi, dedi. Bizim yerimize koyun kendinizi...."

Silkeledi beni. Sonra devam etti:

"-Yengemin amcasını kazığa çaktılar, dedi. Evet, resmen kazığa çaktılar."

"-Köyler basıldı, insanlar kadın erkek soyuldu, yerlere yatırıldı ve saatlerce öyle bırakıldı. Kadın - erkek, onurları ayaklar altına alındı. "

Sonra:

"-Siz olsanız ne yapardınız?" diye sordu yeniden....

Ne yapardım?

Bana, yakınlarıma bunları yapanları sever miydim?

Siz olsanız ne yapardınız?

O, başına dipçikle vurulan ve hastanelik olan çocuk, yani Sefer Turan, bundan sonra ne yapar acaba?


O özel harekat polisini, onun eline silah verenleri, onun temsil ettiği devleti, onunla yan yana duran hükümeti sever mi?

Bu, Doğu - Güneydoğu'da asayiş sağlamak için en tesirli yöntem mi?

25 yıldan beri bu yöntemi uygulayıp sonuç aldık mı?

16 Nisan tarihli Burç FM yorumunda Başbakan'a şöyle seslendim:

"Ne işadamına "Beceriksiz" de...

Ne kredi kartı mağdurunu suçla.

Ne çiftçiye kız.

Ne işsize hamle yap...

Organize sanayi sitelerinde dükkan kapatanlara git,

İş - Kur'larda kuyrukta bekleyen gençlere git...

-Sıkıntınızı anlıyoruz, sizin için çabalıyoruz, de.

Polemikte tempoyu düşür.

Düşmanları azalt, diyalogu çoğalt.

En muhalifinden yararlanabileceğini göster.

Doğu - Güneydoğu'da, sokaklarda gösteri yapan çocuklarla buluş, onları sev.

Şehit analarını ziyaret et, çocuklarını dağa "kaptıran" anne - babaları ziyaret et.

Bir sevgi adamı ol.

Türkiye'nin buna ihtiyacı var."

Şu saydıklarımın tamamı, sorunlarla boğuşan ve bir şekilde tepki veren toplum kesimlerini oluşturuyor.

Kendimizi onların yerine koymak... Sorunlarını anlamak ve paylaşmak...

Bunu yapmadan yargılamamak... Dışlamamak... Yaptırım uygulamaya kalkmamak...

Türkiye, bunun sancısını yaşıyor.

Empati yapmıyor, yargılıyoruz. Hatta dışlıyoruz. Hatta dövüyoruz. "Pislik yedirdiler" diyor Vahdettin Bahadır.  Ondan sonra da, ülke, öfkeler ülkesi haline geldiğinde sızlanıyoruz.

Vahdettin Bahadır'ın "Tevbe çağrısı"nı önemsiyorum.

Hem onun adına "Nasuh tevbe" denir. Yani bir daha aynı cürmü işlememek üzere verilen söz...

Bir daha bir çocuğun başına dipçik vurmamak.

Bir daha kimseye pislik yedirmemek...

Bir daha...

Onları anlayabiliyor muyuz? Bilmem anlatabiliyor muyum?

KAYNAK : BUGÜN

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5153
    • depo
Ynt: TC devletinin kürt politikası ve sonuçları...!!!
« Yanıtla #39 : 26 Nisan 2009, 04:12:48 ÖS 16 »


“PKK terör örgütü” demek kolay...
Ahmet Altan
25 Nisan 2009 Cumartesi
   

O görüntüleri izlediniz mi?

Geniş bir kırlıkta, elli altmış çocuk “gösteri” yapıyorlarmış, “ağır teçhizatla” olay yerine gelen Özel Harekâtçı polislere taş atıyorlarmış.

Oraya hiç polis gitmese ne olacak?

Çocuklar biraz bağırıp dağılacaklar.

On üç on dört yaşında çocuklar bunlar, “gösteri” yaptıkları yer koca bir kırlık.

Yok, olmaz, Kürt çocukları gösteri yapamaz, kırlarda bağıramaz.

Polisler tazyikli suyla, ellerinde tüfeklerle çocuklara saldırıyorlar.

Polislerden biri, on dört yaşındaki çelimsiz bir oğlanı yakalıyor, yere yıkıyor...

Ve başlıyor başına dipçikle vurmaya.

Öldüresiye vuruyor.

Hiçbir neden yok vurması için.

İçindeki nefrete hâkim olamadığından vahşice dipçikliyor küçük oğlanı.

Sonra bir başka polis de çocuğu döveni tebrik ediyor.

Bunlar öyle bir polisin, iki polisin vahşeti değil.

Güneydoğu’da devlet böyle.

Bir halka karşı böyle bir nefret, böyle bir kin, öfke duyan bir devlet orayı nasıl yönetecek?

Ayrıca da neden yönetsin?

Neden Türkiye, böylesine nefret ettiği bir halkı yönetmek için dirensin?

Onları, küçük çocuklarını bile yerlere yıkıp dipçikleyecek, kafatasını çatlatacak kadar “düşman” görüyorsanız, orada kalamazsınız.

O sahneleri seyreden herkes bir Filistinlinin kolunu taşla ezip kıran İsrail askerlerini hatırladı.

Hindistan’da, göstericileri soğukkanlı bir şekilde makinelilerle tarayan İngilizleri hatırladı.

Bu devlet “Kürtleri” kendinden görmüyor.

Onun için bir “işgal gücü” gibi davranıyor orada.

İnsanları öldürüp kuyulara atıyor, köyleri yakıyor, çocukları hapishanelere dolduruyor.

Barışa en yakın olduğumuz “sakin” zamanlarda ise yerlere yıkıp kafasını dipçikle ezmeye kalkıyor.

Bu son olayı, kameralar orada olduğu için görebildik.

Kameraların önünde bile böyle davranıyorlar.

Bir de kameraların olmadığı dağ köylerini, mezraları, ıssız sokakları düşünün, oralarda kim bilir neler yapıyorlar.

Size böyle davransalar, sizin çocuklarınızın kafalarına dipçikle vursalar, ne yapardınız?

Kim koruyacak o insanları?

Anlıyor musunuz bu savaş neden yirmi beş yıldır sürüyor?

Anlıyor musunuz öleceklerini bile bile o Kürt çocukları neden dağlara çıkıyor?

Çıkarlar.

Ne yapsınlar?

Canlarını, namuslarını, çocuklarını korumak için onlara bir imkân tanımazsanız ne yapsınlar, kime güvensinler, neye sığınsınlar?

Dağlara gidiyorlar onlar da.

“PKK terör örgütü” diye yazıyor gazeteler, politikacılar böyle söylüyor.

Ben de dahil birçok insan “PKK artık savaşı bitirsin” diyor.

“PKK terör örgütü” demek kolay.

İnsanları enselerinden vuran JİTEM ne peki?

Çocukların kafalarını dipçikle ezen Özel Harekât ne peki?

Yaptıkları “terör” değil mi bunların?

Sen bir halka, çoluk çocuk demeden terör uygularsan, o halk ne yapacak?

Nasıl koruyacak bu insanlar kendilerini?

Bana bunu söyleyin...

Bana bu insanların çocuklarını nasıl koruyacaklarını söyleyin.

Bir halkı toptan düşman bellersen, köylerini yakar, kadınlarına hakaret eder, adamlarını hapse atar, çocuklarının kafasını dipçiklersen, o halk dağa çıkar.

Çıktı da...

Ondan sonra yıllarca savaşır daha fazla insanın ölmesine neden olursun.


O görüntüleri, o korkunç vahşeti, o vahşetten polislerin duydukları memnuniyeti televizyonda izledikten sonra bu devletin oraları yönetemeyeceğini düşündüm, ayrıca yönetmeye hakkı olmadığını da.

Oralara gidip “ben senin devletinim” diyorsun, bu mu onların devleti olmak?

Yüzde doksanı Kürt olan şehirlerde, silahlı askerleri “Türklüğe” vurgu yaparak, onlara “sizi silahla ezeriz” mesajı vererek yürütmek mi onların devleti olmak?

Ne istiyor bu devlet?

Savaş mı? Barış mı?

Bütün bir halka zulmederek savaşı kazanamazsınız, tarih boyunca kimse kazanamadı.

Ordulara karşı savaş kazanılabilir ama halklara karşı savaş kazanılamaz.

Barış mı istiyorsunuz?

Çocukların kafasını dipçikleyerek “barış” olmaz.

Zalimler ne savaşı kazanabilir, ne de barışı...

O çocuğun kafasına dipçikle nasıl vurduklarını gördüm ben...

O topraklar senin olsa ne olur, senin olmasa ne olur.

O topraklar senin olabilir ama o halk senin değil.

Çocuğunu dipçiklediğin halk ne senin olur, ne seninle olur.

Oraların kırlarında çocuklar vurulmadan, dövülmeden, dipçiklenmeden koşabildiklerinde, gülebildiklerinde, oynayabildiklerinde orası, bunu kim sağladıysa onun olur.

O zaman da o toprakların yüzlerce yıldan bu yana bilinen adını bile söylemekten korkmaz, yürek rahatlığıyla Kürdistan der, oturur o çocuklarla bir şarkı söyler, Ahmet Arif’ten bir şiir okursun.

KAYNAK : TARAF

*

Çevrimdışı m.ufukalp

  • Mehmet Ufukalp
  • ***
  • 423
Ynt: TC devletinin kürt politikası ve sonuçları...!!!
« Yanıtla #40 : 07 Mayıs 2009, 03:38:33 ÖS 15 »
Alıntı
ONALTINCI SORU: Devletimizin ve millî istihbaratımızın elinde PKK terörünün ABD, İsrail ve bazı batı devletleri tarafından planlandığına, mânen ve maddeten desteklendiğine dair belgeler ve bilgiler bulunmaktadır. Bunlar Türkiye halkına ve dünyaya niçin açıklanmamaktadır?

Ufkun karardığı nokta işte tam da burası. """Devletimizin ve milli istihbaratımızın"""
Devlet ve mili istihbaratın abd ve israilin elinde olduğunu bildiği halde hala devletimiz diyen bir zihniyete sahip insanların müslümanlara çıkış yolları göstermeye soyunmasıdır çıkmaz sokak olan.

*

Çevrimdışı feryad

  • feryad
  • *
  • 42
Ynt: TC devletinin kürt politikası ve sonuçları...!!!
« Yanıtla #41 : 16 Ağustos 2010, 08:36:49 ÖÖ 08 »
 Filistin ile Hakkarideki münferid bi hadiseyi kıyaslamak Filistini hiç bilmemektir.. benzetme Siyonistlerin benzetmeye kalkışması olabilir ...ama bi  aklı selim sahibinin asla...
  Devletin YARGISI,TSK  bu MİLLETİN olsaydı her halde YAYINLANIRDI...
HALKINA BALYOZ  DARBESİ  hazırllıkları içindeki  CUNTACILAR kime HİZMET içindeler   YARGI kurumu Cuntacıların Balyozcuların  korunması için  her yola başvuruyor  ve TC HÜKÜMETİNE  MUHALEFET  ediyor..
İŞTE BU DEVLET BÖYLE BİR DEVLET.....
TC HÜKÜMETİ BU ÜLKEYİ KURTARMAYA ÇALIŞIYOR ama çoook zor çünkü ülkeni,n bütün KALELERİ İŞGAL ALTINDA...
bu dünya imtihan yeriyse....

*

Çevrimdışı Qani

  • ***
  • 496
Ynt: TC devletinin kürt politikası ve sonuçları...!!!
« Yanıtla #42 : 16 Ağustos 2010, 10:24:51 ÖÖ 10 »
Alıntı
TC HÜKÜMETİ BU ÜLKEYİ KURTARMAYA ÇALIŞIYOR ama çoook zor çünkü ülkeni,n bütün KALELERİ İŞGAL ALTINDA...


"...bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere , memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar , gaflet ve dalalet ve hatta hıyanetiçinde bulunabilirler. hatta bu iktidar sahipleri , şahsi menfaatlerini , müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler."

gençliğe hitabeyi hatırladım şimdi :)

bu durumda iktidar sahipleri yargı ve tsk, ülkeyi korumaya çalışanlar ise akp. yani kemalizm. ironiye bak :)

*

Çevrimdışı feryad

  • feryad
  • *
  • 42
Ynt: TC devletinin kürt politikası ve sonuçları...!!!
« Yanıtla #43 : 16 Ağustos 2010, 10:54:12 ÖÖ 10 »
PKK lılara ,,,Bizim adamlarımız diyen KOMUTAN ,,,öpsün seni
Askerin eline pimi çekilmiş el bombasını verip 5 Askeri Şehid eden  SUBAY da öpsün seni,,seni öpecek çok varda şimdi birde Destan yazmıyayım he ...
bu dünya imtihan yeriyse....

*

Çevrimdışı Qani

  • ***
  • 496
Ynt: TC devletinin kürt politikası ve sonuçları...!!!
« Yanıtla #44 : 17 Ağustos 2010, 12:57:19 ÖS 12 »
sevgili yönetici arkadaşlar, reyting artsın diye mi millete öptürüyorsunuz bizi?