ÇOCUKLAR İÇİN HİKAYELER

  • 5 Cevap
  • 6590 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı Maveraî

  • Haymatlos..
  • *
  • 498
  • ﺃَﺳْﻠَﻤْﺖُ ﻟِﺮَﺏِّ اﻟْﻌَﺎﻟَﻤِﻴﻦَ
ÇOCUKLAR İÇİN HİKAYELER
« : 04 Ocak 2012, 04:16:51 ÖÖ 04 »
                                              Sevgisiz Geçen 24 Yıl...

24 Yaşındaydı... Okulunun en başarılı öğrencisiydi. Öyle çok iş teklifi almıştı ki; yaşamını, başarılı ve zengin bir iş adamı olarak geçirmesi garantiydi.. Kendisini herkesten üstün görür, kimseyi beğenmezdi. Arkadaşları onun kırıcı olduğundan yakınırdı hep. Aşk onun için ayak bağıydı, birini sevmenin düşüncesi bile itici gelirdi. Bir sabah kendini kötü hissetti, soluğu hemen doktorda aldı. Test üstüne test yapıldı ve teşhis kondu: KANSER! Doktor 'sadece birkaç aylık ömrün var' dediğinde inanamadı. Oysa neler bekliyordu hayattan....

Eve kapandı kimseyle görüşmüyordu.... Bir gün televizyon izlerken bir söz dikkatini çekti. Filmde bir kadın kendisini terk eden sevdiğine (En büyük mutsuzluk sevgisiz bir hayat sürmektir) Bundan daha kötüsü de: 'Bu dünyadan sevdiklerine (Seni seviyorum) demeden gitmektir.' diyordu. Televizyonu kapattı ve düşündü, bugüne kadar hiç kimseye (Seni seviyorum) dememişti ve bunu söylemek için o kadar az zamanı kalmıştı ki..

Fırladı yatağından, banyoya koştu. Günlerdir kesmediği sakalını kesti. En güzel kıyafetlerini giyindi ve dışarı çıktı önce okuluna gitti. Dersin ortasında sınıfa girince hem öğretmeni hemde arkadaşları şaşırdı. İzin istedi öğretmeninden bir kaç şey söylemek için.
''Yıllarca sizinle birlikteydik, dedi. Ama ben hiç birinizle yakın olmadım. Çoğunuzu kırdım, aşağıladım. Lütfen beni bağışlayın! Sizi seviyorum, sizi çok seviyorum!''

Okuldan çıktığında öylesine rahatlamıştı ki, kendisi bile şaşırdı. Demek bu kadar kolaydı. Demek böylesine sihirliydi; O, Seni seviyorum sözü. Yeniden eve döndü. Annesi, babası ve kardeşleri onu çok merak etmişlerdi ve her yeri ayağa kaldırmışlardı. 'Neredeydin?' diye sorduklarında (Sevginin kucağında) yanıtını verdi. Annesine, babasına ve kardeşlerine tek tek sarıldı; hepsine onlarca kez 'Sizi seviyorum' dedi.

Sonra kağıdı kalemi aldı eline ve şunları yazdı: ''İnsanlara, (Seni seviyorum) demek için ölümü beklemenize gerek yok. Şimdi, hemen şimdi başlayabilirsiniz. Başlayın ki hayatınız güzelleşsin, zenginleşsin. Hem şimdi başlamasanız bir daha söyleme imkanınız hiç olmayabilir.''

Ertesi gün onu zor bir görev bekliyordu. Bu yazdıklarını, o kısacık sürede ulaşabildiği herkese aktaracaktı... Yatağına uzandı ve acılarına rağmen yaşamında hiç olmadığı kadar huzurlu bir uykuya 'ölüme' daldı.. (Zamana Sürgün)                                  
Aynayım, bakanlar beni değil ancak kendini görür..

*

Çevrimdışı Maveraî

  • Haymatlos..
  • *
  • 498
  • ﺃَﺳْﻠَﻤْﺖُ ﻟِﺮَﺏِّ اﻟْﻌَﺎﻟَﻤِﻴﻦَ
KAYIP YÜZÜK
« Yanıtla #1 : 06 Ocak 2012, 03:45:04 ÖÖ 03 »
                                                
BU HAYATTA BİRÇOK  KÖTÜ ŞEYLER  VUKU BULUR. HERGÜN GAZETELERDE BİRÇOK ŞEYLER OKURUZ.
BAZAN ONLAR BİZİM BAŞIMIZA GELİR, BİZE VUKU BULUR. O ZAMAN DÜŞÜNÜRÜZ:
'ETRAFTA HİÇ İYİ İNSANLAR  KALMADI, SADECE KÖTÜ İNSANLAR VAR; ONLAR KÖTÜ ŞEYLER YAPIYORLAR!' SONRA.. SİNİRLENİRİZ.
ŞİMDİ BEN SİZE İYİ BİR HİKAYE ANLATACAĞIM: BU GERÇEK BİR HİKAYEDİR, BENİM BAŞIMA GELDİ.
KIRDA BİR ARKADAŞIMLA KALIYORDUM. LONDRA'YA TRENLE GİTTİM. BİR DÜKKANDAN BİRŞEYLER SATIN ALMAK İSTEDİM. BİRÇOK İSTASYONDA DÜKKANLAR VARDIR. DÜKKANLARDAN BİRİNE GİRDİM. İKİ KİTAP VE BİR GAZETE SATIN ALDIM. SONRA İSTASYONUN ÖBÜR TARAFINA GİTTİM VE TRENE BİNDİM. TRENDE OTURDUM VE GAZETEYİ OKUMAYA BAŞLADIM. TAM O SIRADA ELİME BAKTIM: ALTIN YÜZÜĞÜM PARMAĞIMDA YOKTU. YÜZÜĞÜ KAYBETMEK BENİ ÇOK ÜZDÜ. KIYMETLİ BİR ARKADAŞIM ONU VERMİŞTİ. TRENİN DÖŞEMESİNE, EL ÇANTAMA VE CEKETİME BAKTIM; YÜZÜK YOKTU. BEN "NE YAPACAĞIM? YÜZÜĞÜ DÜKKANDA BIRAKMIŞ OLMALIYIM..'' DİYE DÜŞÜNDÜM. EVET, YÜZÜĞÜ ORADA BIRAKTIM. ONU, NASIL GERİ ALABİLİRİM?... DÜKKANA GERİ GİDEMEM. EĞER GERİ GİDERSEM, TRENİ KAÇIRIRIM. ARKADAŞIM TRENDE BEKLİYOR; EĞER ORADA OLMAZSAM, ENDİŞELENİR. BEN NE YAPACAĞIM?!... TRENİN PENCERESİNE GİTTİM VE DIŞARI BAKTIM.
BİR ADAM, MEKTUP TORBALARINI KOYUYORDU. TRENDEN İNDİM VE YERE BAKTIM, FAKAT YÜZÜK ORADA DEĞİLDİ.
ADAM, BAKARKEN GÖRDÜ BENİ VE YANIMA GELDİ. "BİRŞEY Mİ KAYBETTİNİZ, SİZE YARDIM  EDEBİLİRMİYİM'' DİYE SORDU.
BEN: "EVET, YÜZÜĞÜMÜ KAYBETTİM. O BURADA DEĞİL, HERYERE BAKTIM. İSTASYONDAKİ DÜKKANDAYDIM; YÜZÜK  ORADA OLMALI. FAKAT ONU ARAMAK İÇİN  GERİ GİDEMEM: TREN ŞİMDİ GİDECEK; TRENE BİNMELİYİM'' DEDİM.
ADAM "SİZİN İÇİN DÜKKANA GİDECEĞİM, FAKAT SİZİN ZAMANINIZ YOK; TREN, HEMEN ŞİMDİ KALKIYOR'' DEDİ.
BEN ÇABUCAK DÜŞÜNDÜM; ''EĞER YÜZÜĞÜ BULURSANIZ, BANA TELEFON EDEBİLİR MİSİNİZ?''
O "EVET, SİZE TELEFON EDECEĞİM'' DEDİ.
ONA NEREYE TELEFON EDECEĞİNİ SÖYLEDİM. VE O, TELEFONUMU BİR KAĞIT PARÇASINA YAZDI.
-İSMİNİZ NEDİR" DİYE SORDUM.
-ADIM, HAWKINS'DİR" DEDİ.
LONDRA'YA GERİ GELDİĞİMDE SİZİ BU İSTASYONDA BULABİLİRMİYİM.
"EVET" DEDİ ADAM.
BEN, TRENLERDE ÇALIŞIRIM; ALBERT HAWKINS, DİYE SORUNUZ.
EĞER YÜZÜĞÜ BULURSANIZ, LÜTFEN ONU MUHAFAZA EDİNİZ; ONU BULDUĞUNUZDA BANA BİLGİ VERİN!
AHALİ TRENE ÇABUCAK BİNİYORDU VE KAPILARI KAPATIYORDU.
BEN DE TRENE BİNDİM, BAŞIMI PENCEREDEN DIŞARI UZATTIM. "TELEFONUMU HATIRLIYOR MUSUNUZ" DİYE SORDUM.
O, "HATIRLIYORUM" DİYE CEVAP VERDİ VE TREN HAREKET ETTİ.
"ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM, MR. HAWKINS" DEDİM.
TREN İSTASYONDAN ÇIKTI; OTURDUM VE YÜZÜĞÜMÜ DÜŞÜNDÜM. ONU BURADA BIRAKMAK BENİ ÇOK ÜZMÜŞTÜ 'BİR DAHA GÖREMEYECEĞİM' DİYE DÜŞÜNDÜM.. EĞER, HAWKİNS ONU BULURSA, BİR DÜKKANA GÖTÜREBİLİR VE ONU ÇOK PARAYA SATABİLİR. VEYA BAŞKALARI ONU BULABİLİR; ONU SAKLAR VEYA SATAR. BİR DAHA YÜZÜKTEN HABER ALAMAYACAĞIM DİYE ÇOK ÜZGÜNDÜM..
DIŞARI UZAKLAŞMAK İSTEMİYORDUM. İSTASYONA GERİ DÖNMEK İSTEDİM, FAKAT TREN HIZLA GİDİYORDU.
YAKLAŞIK BİR SAAT SONRA TREN DURDU VE TRENDEN İNDİM. ARKADAŞIM BENİ İSTASYONDA BEKLİYORDU; ONUN EVİNE GİTTİK.
ONA HİKAYEMİ ANLATTIM, O DA ÇOK ÜZÜLDÜ. EVE VARDIK; ARKADAŞIM, ARABASINI PARK EDEBİLECEĞİ UYGUN BİR YER BULMAK İÇİN GİTTİ.
O ANDA BİR TELEFON SESİ DUYDUM BEN, CEVAP VERDİM. VE BİR ADAM  KONUŞTU: ''LİVERPOOL İSTASYONUNDAN ALBERT HAWKINS.''
"MR. HAWKİNS! YÜZÜĞÜMÜ BULDUNUZ MU'' DİYE SORDUM.
"EVET; ONU BULDUM. SİZ ONU DÜKKANDA BIRAKMIŞSINIZ. BİRİSİ ONU BULMUŞ VE DÜKKANDAKİ KADINA VERMİŞ. YÜZÜKTEN BAHSETTİM VE BANA YÜZÜĞÜ GÖSTERDİ. O SİZİN YÜZÜK OLMALI'' DEDİ.
"ÇOK MEMNUN OLDUM; ÇOK, ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM. ONU SİZDEN, DAHA SONRA ALACAĞIM'' DEDİM.
"NİÇİN BEKLİYECEKSİNİZ ONU? SİZE GÖNDEREBİLİRİM'' DEDİ.
"FAKAT SİZE ZAHMET OLUR" DEDİM.
"HİÇ ZAHMET OLMAZ" DEDİ HAWKINS.
"ÇOK MEMNUN OLURUM." ONA ADIMI VERDİM.
"YARIN GÖNDERECEĞİM" DEDİ.
İKİ GÜN SONRA BANA BİR MEKTUP GELDİ. İÇİNDE YÜZÜĞÜM VARDI. KAĞITTA ŞUNLAR YAZILIYDI.
"SİZE YARDIMCI OLDUĞUM İÇİN MEMNUNUM."
BEN, HAWKİNS'E, BİRAZ PARA VE BİR TEŞEKKÜR MEKTUBU GÖNDERDİM.
FAKAT; YÜZÜĞÜ İLK BULAN KİŞİYE TEŞEKKÜR EDEMEDİM. ONLARIN ADLARINI ÖĞRENEMEYECEĞİM! AMA ŞUNU BİLİYORUM Kİ:
''ONLAR, ZENGİN KİŞİLER DEĞİLDİ.. ONLAR İYİ KİŞİLERDİ....'' DEDİ ADAM.
Aynayım, bakanlar beni değil ancak kendini görür..

*

Çevrimdışı Maveraî

  • Haymatlos..
  • *
  • 498
  • ﺃَﺳْﻠَﻤْﺖُ ﻟِﺮَﺏِّ اﻟْﻌَﺎﻟَﻤِﻴﻦَ
DİCK VE KEDİSİ
« Yanıtla #2 : 07 Ocak 2012, 02:24:14 ÖÖ 02 »
              
Vaktiyle bir erkek çocuk vardı: 'Onun adı, Dick' idi. Dick çok fakirdi; babası ve annesi ölmüşlerdi. Ona yardım edecek arkadaşları da yoktu. Bir gün, birkaç adamın konuştuğunu duydu.
Bir adam "Londra'ya gideceğim. Çünkü Londra, çok büyük bir şehirdir ve caddeleri altınla kaplıdır. Londra'da herkes çok zengindir" diyordu.
O zaman Dick, "Londra'ya gideceğim ve zengin olacağım" dedi. Birkaç gün sonra, Dick, yolun kenarında bir araba gördü, arabanın üstündeki adama, "Nereye gidiyorsun?" dedi.
Adam "Londra'ya gidiyorum," diye cevap verdi.
Dick, "Beni de beraberinde Londra'ya  götürür müsün?" diye sordu.
Adam,"Evet." dedi.
Böylece, Dick arabaya bindi ve Londra'ya gitti.. Londra'ya geldiği zaman, caddeler  yapılmamıştı. Diğer caddeler gibi taştan yapılmışlardı. Fakat pek çok evler vardı. Bütün caddelerin yanları boyunca evler vardı. Her yerde  yüzlerce evler. Dick, indi ve araba uzaklaştı, caddede durdu, gidecek evi yoktu, yemek için yiyeceği yoktu ve arkadaşları da yoktu. Sonra, kar yağmaya başladı. Kar daha sür'atle düştü. Çok geçmeden her şeyin üzerinde kar vardı. Caddeler ve evler karla kaplıydı. Fakat hava çok soğuktu. Zavallı Dick, karla örtülmüştü! Gece oluyordu. Bir evin penceresinde bir ışık vardı. Dick, ona gitti ve kapıya yakın durdu. Sonra taşın üstüne oturdu. Tam o sırada kapı açıldı ve bir hizmetçi dışarı baktı; orada oturan Dick'i gördü.
"Defol, haylaz çocuk!" diye bağırdı. "Orada ne yapıyorsun?"
Dick o kadar üşümüştü ki; ayağa kalkamadı.
Hizmetçi kızdı, tekrar "defol!" diye bağırdı. Sonra, bir çömlek soğuk su aldı ve onu Dick'in üzerine attı.
Bu çok zengin bir adamın eviydi; adı Bay Warren'di. Bay Warren'in bir çocuğu vardı, adı Alice idi. Alice, kapıya yakın duruyordu ve kadın uşağın su attığını gördü; çok kızdı. "Zavallı çocuk ölecek. Fena kadın!" diye çıkıştı. Sonra, Dick'in elini aldı. "İçeri gel, zavallı çocuk! diyerek." Onu evin içine getirdi, yiyecek ve uyuması için bir yatak verdi ve Dick, o gece evde kaldı.
Sabahleyin Bay Warren, Dick'i gördü. ''Evimde kalacaksın ve aşçıya yardım edeceksin. Bugün başlayacaksın'' dedi.
Böylece, Dick, kaldı ve aşçıya yardım etti.
Aşçı fena bir kadındı: Dick'e nazik değildi; ona kötü yiyecek veriyor, daima küfür ediyor, kızdığı zaman yüzüne vuruyordu.
Dick'in, küçük bir odası vardı, çok küçük ve çok fena bir odaydı. Çünkü oda, daima fareyle doluydu, yüzlerce fare hemde.
Fareler, yemeğini yerlerdi. Bu sebepten Dick, mutlu değildi. Fakat, Bay Warren'e yahut Alice'e bir şey söylemedi. Çünkü Alice'i seviyor ve onun mutlu olmadığını bilmesini istemiyordu.
Bir gün, Dick, sokakta küçük bir çocuk gördü. Çocuğun kollarında bir kedi vardı. Dick "Kediyi nereye götürüyorsun?" diye sordu.
Çocuk "Kediyi nehre atacağım ve onu öldüreceğim" dedi.
Dick kedileri severdi. Bu sebepten çocuğa "Onu öldürme, bana ver!" dedi. O gece, Dick, kediyi odasına götürdü. Yemek için küçük bir ekmek parçası vardı. Onu masanın üzerine koydu. O zaman bir fare geldi ve ekmeği yemeğe başladı. Kedi atladı, fareyi tuttu ve onu öldürdü. Kedi, bir çok fare öldürdü ve bütün diğer fareler kaçtılar. Bundan sonra, Dick'in, odasında artık fareler yoktu.
Alice, Dick'in, mutsuz olduğunu gördü ve aşçının ona kaba davrandığını anladı. Bu sebepten Bay Warren'e, bu durumu anlattı.
Bay Warren "Aşçı iyi bir kadın değil, şişman ve çirkin ve insafsız görünüyor. Dick, ise: iyi bir çocuktur, işini iyi yapıyor, yüzü ve elleri daima temizdir; benim için çalışacak.'' dedi.
Bay Warren nehrin kenarında büyük, çirkin bir binada çalışıyordu. Birçok gemileri vardı. Gemileri başka ülkelere gönderirdi. Gemiler, İngiltere'den diğer ülkelere eşyalar götürürler ve onlar diğer ülkelerden İngiltere'ye eşyalar getirirlerdi. Büyük binada onun için çalışan adamlar vardı. Gemilerden eşyaları alan adamlar, eşyaları diğer gemilere koyan adamlar vardı.
Dick, hâlâ küçük odada yaşıyordu ve kedisi onunlaydı. Fakat, gündüzün büyük binada çalışıyordu.
Bir gün, Bay Warren, başka bir ülkeye bir gemi gönderiyordu. Bütün uşaklarına sordu. "Gemimde göndermek istediğiniz bir şeyiniz var mı? Onu uzak bir ülkede satacaklar ve ben size parayı vereceğim." O zaman bütün uşaklar, gemiye koymak için eşyalar getirdiler.
Sonra Bay Warren, Dick'e sordu; fakat, Dick'in gönderecek bir şeyi yoktu.
Alice "Gemide göndermek için Dick'e, bir şey vereceğim" dedi. Fakat, Bay Warren: "Hayır, kendinden bir şey göndermeli" dedi.
Dick, "Sadece bir kedim var!" dedi.
Alice "Niçin, kedini göndermiyorsun" diye sordu.
Dick "Kedimi seviyorum. Fakat, onu göndermeliyim. Çünkü başka bir şeyim yok!'' dedi.
Böylece, Dick, kedisini getirdi ve onu gemiye koydu; tekrar odasına gitti. Çok üzgündü. Çünkü, şimdi yalnızdı. Küçük odasında yalnız uyudu. Kedi gitmişti; fareler, tekrar odaya gelmeye başlıyordu ve Dick, fareler yüzünden uyuyamadı.
Aşçı, hâlâ ona sertti ve iyi yiyecek vermiyordu.
Bir gece, Dick "Burada kalamam. Başka ülkeye gideceğim!" dedi. Elbiselerini giydi ve aşağıya indi. Evin kapısını açtı ve yalnızca dışarıya sokağa çıktı. Sokak boyunca yürüdü. Bütün gece yürüdü. Sokak kırlara götürüyordu. Kırda evler yoktu; sadece ağaçlar ve tarlalar vardı. Sabah yakın olduğunda: yolun kenarında bir taşın üzerine oturdu, devam edemedi. Orada otururken, güneş gökyüzünde yükseldi. Güneş yukarıya gelirken, Londra'nın, çanları çalmaya başladı. Çanlar çalarken, Dick, onların "Yine gel, yine gel!" dediklerini zannetti. "Çanlar Bana çalıyorlar." diye düşündü. ''Beni tekrar Londra'ya çağırıyorlar. Geri gel! Her zaman yoksul ve mutsuz olmayacaksın! Bekle, günün gelecek" diyorlar. Dick, ayağa kalktı. "Geriye gideceğim!" dedi ve ''Bekleyeceğim!" Tekrar şehre döndü. Gemi gitti ve bilinmeyen bir ülkeye geldi.
Bu ülkenin kralı, gemideki adamlardan gelmelerini istedi. "Gelin!" dedi ve ''Bütün şeyleri bana gösteriniz!"
Adamları, güzel eşyaları aldılar ve saraya getirdiler; güzel kumaşlar, mücevherler, yüzükler, şapkalar, ayakkabılar, çantalar, lambalar ve diğer birçok şeyler..
Kral, bütün şeylere baktı ve "Bu şeylerin hiçbirini istemem. Bana istediğimi getirin! Geminizi altınla dolduracağım" dedi. Sonra Kral, uşaklarına söyledi. ''Yiyecek getirin!"
Uşaklar, yiyecek getirdiler ve masanın üzerine koydular. Onlar yiyeceği masanın üzerine yerleştirir yerleştirmez: yüzlerce fare, deliklerden dışarı çıktılar. Adamlar, daha önce bu kadar çok fare görmemişlerdi. Fareler, masanın üzerine atladı ve bütün yiyeceği onların gözleri önünde yediler.
Kral, "İstediğim budur: Bu fareleri öldürmeye yarayan  bir şey istiyorum! Yiyeceği gözlerimizin önünde yiyorlar. Biz onu yiyemeden önce, yiyeceğin üzerinde koşuyorlar. Onlar Elbiselerimizde delikler yapıyorlar. Yatağa girer girmez, yüzlerimizin üzerinde koşuyorlar. Çocukları ısırıyorlar. Onları öldüremeyiz; onlar çok küçüktürler ve biz onları yakalayamadan evvel kaçıyorlar. Fareleri öldürecek bana bir şey verin; geminizi altınla dolduracağım!''
Adamlardan biri: "Bu ülkede kediler yok mu" diye sordu.
Kral "Kedi nedir?" dedi.
O zaman adam sür'atle koştu ve Dick'in kedisini, gemiden getirdi. Adam, Kralın salonuna gelir gelmez, kedi onun kollarından atladı; o bir ayakla bir fare öldürdü ve o ağzında başka bir fare yakaladı. Kedi, o kadar çok fare öldürdü ki; diğer fareler sür'atle kaçtılar.
Kral sıçradı ve bağırdı: "İyi, iyi! Daha önce hiç kedi görmedim. Kediyi bana verin; geminizi altınla dolduracağım. Daha önce böyle güzel bir şey görmedim!" dedi. Böylece Kral, Dick'in kedisini aldı ve adamlara kedi için çok para verdi; onların gemisini altınla doldurdu. Gemi Londra'ya döndü.
Bay Warren, gemiye gitti ve gemideki bütün altınları gördü. "Bu kadar çok altın için ne sattınız." diye sordu.
Adamlar: "Kedi" dediler.
O zaman Bay Warren, Dick'i çağırttı. "Çok zengin oldun! Benden daha fazla paraya sahipsin. Şimdi bizden gitmek istiyor musun?" diye sordu.
Dick, Alice'i seviyordu. ''Hayır, Kalmak istiyorum ve sizinle çalışmak istiyorum!" dedi.
Bay Warren: "Benim uşağım olarak değil, arkadaşım olarak kalacaksın!" dedi.
Böylece, Dick, Bay Warren ile kaldı. Birkaç yıl sonra da Alice ile evlendi; çünkü onu çok seviyordu.
Çok zengin oldu ve çok iyi bir adamdı. Artık, Londra'da en zengin adamdı ve Alice de: en mutlu kadın..                               
Aynayım, bakanlar beni değil ancak kendini görür..

*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4811
  • Dosdoğru ol!
Ynt: ÇOCUKLAR İÇİN HİKAYELER
« Yanıtla #3 : 20 Ocak 2013, 01:08:45 ÖÖ 01 »

Kartal, kuş türleri içinde en uzun yaşayanıdır. 70 yıla kadar yaşayan kartallar vardır.
Ancak bu yaşa ulaşmak için, 40 yaşındayken çok ciddi ve zor bir karar vermek zorundadır.
Kartalın yaşı 40′a vardığında pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu nedenle de beslenmesini sağladığı avlarını kavrayıp tutamaz duruma gelir.
Gagası uzar ve göğsüne doğru kıvrılır. Kanatları yaşlanır ve ağırlaşır. Tüyleri kartlaşır ve kalınlaşır.
 
Artık kartalın uçması iyice zorlaşmıştır. Dolayısıyla kartal burada iki seçimden birini yapmak zorundadır:
- Ya ölümü seçecektir,
- Ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu sürecini göğüsleyecektir.
 
Bu yeniden doğuş süreci 150 gün kadar sürecektir.
 
Bu yönde karar verirse kartal bir dağın tepesine uçar ve orada bir kaya duvarda, artık uçmasına gerek olmayan bir yerde, yuvasında kalır. Bu uygun yeri bulduktan sonra kartal gagasını sert bir şekilde kayaya vurmaya başlar.
En sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer. Kartal bir süre yeni gagasının çıkmasını bekler. Gagası çıktıktan sonra bu yeni gaga ile pençelerini yerinden söker çıkarır. Yeni pençeleri çıkınca kartal bu kez eski kartlaşmış tüylerini yolmaya başlar. 5 ay sonra kartal, kendisine 20 yıl veya daha uzun süreli bir yaşam bağışlayan meşhur yeniden doğuş uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir.
 
Kendi yaşamımızda sık sık bir yeniden doğuş süreci yaşamak zorunda kalırız.
Zafer uçuşunu sürdürmek için, bize acı veren eski alışkanlıklarımızdan, geleneklerimizden ve anılarımızdan kurtulmak zorundayız.
 
Ancak geçmişin gereksiz safrasından kurtulduğumuzda, deneyimlerimizin yeniden doğuşumuzun getireceği olağanüstü sonuçlarından tam olarak yararlanabiliriz.
 
'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8

*

Çevrimdışı Maveraî

  • Haymatlos..
  • *
  • 498
  • ﺃَﺳْﻠَﻤْﺖُ ﻟِﺮَﺏِّ اﻟْﻌَﺎﻟَﻤِﻴﻦَ
MAVİ KUŞ
« Yanıtla #4 : 27 Ocak 2013, 02:33:37 ÖÖ 02 »
              
EMMA BİR KÜÇÜK EVDE YAŞIYORDU; EV, KÜÇÜK BİR KASABADAYDI. O YAŞLI BİR KADINDI, ÇOK FAZLA DIŞARI ÇIKAMIYORDU.
HASTALANMIŞTI, YATAKTA İSTİRAHAT EDİYORDU. KENDİSİNİ ZİYARETE GELEN ÇOK KİŞİYİ GÖRMEDİ BİLE.
MRS. MOONEY İSİMLİ BİR KADIN EVE GELDİ, EVİ TEMİZLEDİ. EMMA'YA BİRAZ YİYECEK GETİRDİ. FAKAT; EMMA, ÇOĞU ZAMAN YALNIZDI.
ONUN ARKADAŞI BİR KÜÇÜK MAVİ KUŞTU. KAFASINDA BEYAZ BİR BENEK VARDI, KAFESİNDE YAŞARDI.
DIŞARI ÇIKMAK İSTEDİĞİNDE BİR SES YAPARDI, SESİ KONUŞMAYI ANDIRIRDI. EMMA, HER GÜN KÜÇÜK KUŞLA KONUŞTU.
KUŞ ÇEŞİTLİ SESLERLE CEVAP VERDİ. EMMA KUŞU ÇOK SEVMİŞTİ. KUŞU, 'BILLY' DİYE ÇAĞIRIRDI.
AHALİ, YENİ EVLER YAPIYORDU. BU EVLERDE YAŞAYAN KİŞİLER GENÇTİ. ONLARIN ÇOĞUNUN, ÇOCUKLARI VARDI.
BİR GÜN MRS. MOONEY KUŞ KAFESİNİ AÇTI. KAPIYI AÇIK BIRAKTI, ODA DA HİÇ KİMSE YOKTU.
BILLY KUŞ, KAFESİNDEN ÇIKTI VE PENCEREDEN DIŞARI ÇIKTI. EMMA, ODAYA GELDİĞİNDE MAVİ KUŞ GİTMİŞTİ. ZAVALLI EMMA ÇOK ÜZÜLDÜ.. MRS. MOONEY'İ ÇAĞIRDI: ''NİÇİN KUŞ KAFESİNİN KAPISINI AÇIK BIRAKTIN? BILLY GİTMİŞ! O ASLA GERİ GELMEYECEK!...BAZI HAYVANLAR ONU YİYECEK. BENİM ZAVALLI KÜÇÜK KUŞUM!.. BEN NE YAPACAĞIM?!..'' DEDİ VE AĞLAMAYA BAŞLADI.
"ÇOK ÜZGÜNÜM! KAPIYI KAPATMAYI UNUTMUŞUM.. AĞLAMAYIN! O TEKRAR GERİ GELECEK. BAŞKA YERLERİ GÖRMEYE GİTTİ. PENCEREYİ AÇIK BIRAKIN! O ZAMAN, O, YOLUNU BULABİLİR.'' DEDİ MRS. MOONEY
ZAVALLI EMMA, ÇOK MUTSUZDU.. BİR HAYVANIN BILLY'İ YEDİĞİNİ DÜŞÜNDÜ. BAŞKA BİR ŞEY DÜŞÜNEMİYORDU..
KASABANIN DİĞER TARAFINDA BİR AİLE, YENİ BİR EVE TAŞINIYORDU. ONLARIN İSİMLERİ 'DAVID VE VERA' İDİ. VERA KİTAPLARI YERLEŞTİRİYORDU. DAVID, ÇANTALARI EVE TAŞIYORDU. GÜZEL BİR GÜNDÜ; KÜÇÜK EV: TEMİZ VE YENİ GÖRÜNÜYORDU. VERA  MUTLUYDU: EV, ONUN İLK EVİYDİ. HEMEN HEMEN HEPSİ YENİYDİ. O ESNADA PENCERE YANINDA BİR SES DUYDU; BAKMAYA GİTTİ.
ORADA BİR KÜÇÜK MAVİ KUŞ OTURMUŞTU. "ÇOK GÜZEL BİR KUŞ! DAVİD, GELİR MİSİN VE BU KÜÇÜK KUŞA BAKAR MISIN?'' DEDİ VERA.
DAVID, ODAYA GELDİ VE BAKTI: "İYİ, ÇOK İYİ; MAVİ KUŞLAR İNSANLARI MUTLU EDER. BİZ BURADA MESUT OLACAĞIZ!'' DEDİ.
KARISI GÜLDÜ: "NE KADAR HOŞ! FAKAT, O NEREDEN GELDİ? BİZİMLE KALACAK MI? BİZ ONU ALIKOYAMAYIZ DAVID.. BİRİSİ ONUN SAHİBİDİR. ONLAR ONU KAYBETTİKLERİ İÇİN MUTSUZDUR. FAKAT, O NASIL GERİ DÖNEBİLİR, YOLU BULAMAZ.'' DEDİ.
"KUŞLAR ÇOK ŞEY BİLİR; PENCERE AÇIK KALSIN.O ZAMAN O, İSTEDİĞİ ZAMAN GİDEBİLİR. YEMEK İÇİN BİR ŞEY İSTEMELİ. BİRAZ EKMEK GETİRECEĞİM.'' DEDİ DAVID.
ONLAR, KUŞA BİRKAÇ PARÇA EKMEK VERDİ VE KUŞ HEPSİNİ YEDİ; SONRA DA BİRAZ SU İÇTİ VE SANDALYEDE UYKUYA DALDI.
VERA VE DAVID, BÜTÜN GÜN DİĞER ODALARDA ÇALIŞTILAR. GECELEYİN ONLAR KÜÇÜK KUŞU HATIRLADI; ÖNDEKİ ODAYA GİTTİLER VE BAKTILAR: KUŞ, HÂLÂ ORADAYDI.
"ONU DIŞARIYA KOYMAMIZ LAZIM! PENCEREYİ BÜTÜN GECE AÇIK BIRAKAMAYIZ. YATAK ODALARINDAN BİRİNE KOYALIM. PENCEREYİ AÇIK BIRAKABİLİRİZ.'' DEDİ DAVID. SONRA, KÜÇÜK KUŞU ELLERİNE ALDI VE YATAK ODASINA GÖTÜRDÜ. KÜÇÜK BİR KUTU KOYDU. KUTUNUN İÇİNDE BİR PARÇA BEZ VARDI.
EŞİYLE BERABER KUŞU ONUN İÇİNE KOYDULAR. KUTUNUN YANINA DA BİRAZ SU VE BİR PARÇA EKMEK KOYDULAR. SONRA PENCEREYİ AÇTILAR.
"İYİ GECELER, KÜÇÜK KUŞ! BİZİ GÖRMEYE GELDİĞİN İÇİN TEŞEKKÜR EDERİZ! BİZ BURADA MESUT OLACAĞIZ BİLİYORUM...!'' DEDİ VERA.
ERTESİ SABAH, DİĞER ODAYA BAKTILAR: MAVİ KUŞ GİTMİŞTİ; KASABANIN DİĞER TARAFINDAKİ EVE.

YAŞLI EMMA GÖZLERİNİ AÇTI; MAVİ KUŞU DÜŞÜNDÜ. ONUN YOKLUĞUNA NE KADAR ÜZÜLMÜŞTÜ. KALKTI; GİYİNMEYE BAŞLADI. TAM O ESNADA.. PENCEREDEN BİR KÜÇÜK SES DUYDU. MAVİ KUŞ ORADA OTURMUŞTU. YAŞLI EMMA, ÇOK MUTLU OLDU. "BILLY! SEN GERİ DÖNDÜN. SEVGİLİ KÜÇÜK BILLY! SENİ GÖRDÜĞÜME ÇOK MEMNUN OLDUM! NİÇİN UZAKLAŞTIN?'' DEDİ. KUŞA DOKUNDU; KUŞ, KONUŞMAYA ÇALIŞTI.
O ESNADA MRS. MOONEY GELDİ. "BEN NE SÖYLEMİŞTİM? GERİ GELECEĞİNİ; O SALİMEN GERİ GELDİ." DİYE BAĞIRDI.
"EVET, TEKRAR GİTMEMELİ!' DEDİ EMMA. KUŞU ELLERİNE ALDI VE ONU KAFESE TAŞIDI. FAKAT, KUŞ KAFESE GİRMEK İSTEMEDİ; UZAKLAŞMAYA ÇABALADI.
"KUŞ KAFESE GİRMEK İSTEMİYOR. KAPALI KALMAKTAN HOŞLANMIYOR. ORAYA KOYMA!'' DEDİ MRS. MOONEY.
"FAKAT TEKRAR GİDER" DEDİ EMMA.
"İSTERSE GİDER. PENCERENİN YANINDA KALSIN!'' DEDİ MRS. MOONEY
EMMA, KUŞUN GİTMESİNE MÜSAADE ETTİ VE KUŞ PENCERENİN YANINA OTURDU.. DIŞARI GİTMEDİ, SADECE ORADA OTURDU. ODADA DOLAŞMAKTAN  HOŞLANMIŞTI. EMMA, ONU TEKRAR KAFESE KOYMAK İÇİN UĞRAŞMADI. PENCERE DAİMA AÇIK KALDI. BAZEN, KUŞ DOLAŞMAYA GİDER VE BİR AĞAÇTA OTURURDU. FAKAT, DAİMA GERİ GELİRDİ.

İKİ YIL SONRA

EMMA, İYİ DEĞİLDİ; YATAKTA KALMAK ZORUNDAYDI. MAVİ KUŞ YATAĞIN YANINA OTURDU. DAİMA ORADA OTURURDU.
BİR GECE EMMA, GÖZLERİNİ AÇTI VE IŞIĞI YAKMAYA ÇALIŞTI. ELİ, KÜÇÜK KUŞA DOKUNDU VE YATAĞA GERİ DÜŞTÜ, TEKRAR KIMILDAMADI...
MRS. MOONEY SABAHLEYİN GELDİ VE EMMA'YA SESLENDİ.
FAKAT, EMMA, ONA CEVAP VERMEDİ. MRS. MOONEY ONA DOKUNDU; SOĞUKTU BEDENİ VE HAREKET ETMİYORDU. ÇABUCAK GİTTİ, DOKTORA TELEFON ETTİ.
DOKTOR GELDİ VE EMMA'YA BAKTI. "O, GECELEYİN ÖLMÜŞ" DEDİ. ''HİÇBİR ŞEY BİLMİYORDU; ÇOK YAŞLIYDI. ŞİMDİ SAKİN VE MESUT GÖZÜKÜYOR." DEDİ MRS. MOONEY; ODAYA BAKTI. ''KUŞ NEREDE? O DAİMA BURADAYDI; GİTMİŞ.'' DİYE SÖYLENDİ.
"PENCERE AÇIK" DEDİ DOKTOR.
''O UZAKLAŞMIŞ, DOĞRU OLMAYACAK, YAŞLI EMMA, KUŞU ÇOK SEVMİŞTİ. BANA DEMİŞTİ: EĞER ÖLÜRSEM, LÜTFEN, BILLY'YE BAK!
BEN, PEKALA DEMİŞTİM. ONU MEMNUN ETMEK İÇİN SÖYLEMİŞTİM; FAKAT, ONU İSTEMİYORUM. EVİMDE BİR KUŞ İSTEMİYORUM. AMA ONA KÖTÜ BİR ŞEY OLSUN DA İSTEMİYORUM!'' DEDİ MRS. MOONEY
"KUŞLAR KENDİLERİNE BAKABİLİRLER. O BAŞKA BİR EV BULMAK İÇİN GİTMİŞ.'' DEDİ DOKTOR.
MRS. MOONEY PENCEREYİ AÇIK BIRAKTI.
FAKAT, MAVİ KUŞ ASLA GERİ DÖNMEDİ..                                
Aynayım, bakanlar beni değil ancak kendini görür..

*

Çevrimdışı Maveraî

  • Haymatlos..
  • *
  • 498
  • ﺃَﺳْﻠَﻤْﺖُ ﻟِﺮَﺏِّ اﻟْﻌَﺎﻟَﻤِﻴﻦَ
FAKİR BALIKÇI
« Yanıtla #5 : 22 Şubat 2013, 06:10:47 ÖÖ 06 »

Vaktiyle bir adam ve karısı vardı. İçinde oturacak evleri yoktu, tarlalarda yaşıyorlardı ve bir ağacın dibinde uyuyorlardı.

Adam, balık tutardı; bir balıkçıydı ve mutluydu.
''İnsanlar niçin evlerde yaşarlar? Bu ağaç benim evimdir. Niçin yatakta uyurlar? Bu tarlalar benim yatağımdır'' diyordu.
Fakat karısı mutlu değildi: ''Niçin fakir bir balıkçıyla evlendim...? Evimiz yok, yatağımız yok!..."

Bir gün balıkçı, balık tutmak için denize gitti. Ağını suya koydu. Sonra bir taşın üstüne oturdu. Güneşin sıcaklığıyla uykuya daldı. Uyandığı vakit ağını aldı, ağın içinde bir balık vardı. Büyük ve altından güzel bir balıktı. Çok mutluydu. Bu güzel balığı görünce, 'Karım memnun olacak' diye düşünmüştü.

O zaman balık konuştu: "İyi Adam, beni öldürme! Tekrar denizin içine koy!"

Balıkçı: "Sen konuşabiliyor musun? Konuşabilen bir balık hiç görmedim."

Balık: "İyi adam, beni tekrar denizin içine koy!"

Balıkçı: Git! Konuşabilen bir balığı yiyemem ben zaten, öldüremem de."

Sonra balığı tekrar denizin içine attı. Balıkçı, o gece karısına döndü. Yanında balığı yoktu; bu yüzden yiyecek yemekleri de yoktu.

Karısına: "Bir balık tuttum, fakat balık konuştu. Bu yüzden onu tekrar suyun içine attım. Konuşabilen bir balığı öldüremedim" dedi.

Balıkçının karısı: "Konuşabilen bir balık sihirbazdır. O balık değildi; bir sihirbazdı."

Balıkçı: "Onun bir sihirbaz olup olmadığını bilmiyorum. Balık, bir sihirbaz olduğunu söylemedi."

Adamın karısı: "O bir sihirbazdı. Ondan bir şey istedin mi?

Adam: "Ondan bir şey istemedim."

Adamın karısı: "Niçin tarlalarda yaşıyoruz? Ondan bir kulübe istemelisin.''

Ertesi gün, balıkçı, tekrar denize gitti. Taşın üstünde durdu ve bağırdı: "Denizin adamı, bana gel!"

Balık, başını sudan dışarı çıkardı ve ona sordu: "Ne istiyorsun?"

Balıkçı: "Ben hiçbir şey istemiyorum, fakat karım bir kulübede oturmak istiyor."

Balık: "Karına dön! Onu bir kulübede bulacaksın."

Balıkçı, ağacına döndü. Ağaca yakın bir kulübe gördü, yeni ve çok güzel bir kulübeydi. İki güzel penceresi ve güzel bir kapısı vardı. Arkada güzel çiçeklerle dolu güzel bir bahçe; kulübeye yakın, tavuklarla dolu küçük bir tarla vardı. Kulübenin içine girdi. Bir oda vardı. Pencereden güneş ışığı giriyordu ve oda ışık doluydu. Karısı masada oturuyordu.

Balıkçı: "Şimdi mutlu olmalısın?"

Karısı: ''Güzel bir kulübe" dedi. Birkaç gün için balıkçının karısı mutluydu.
Sonra, bir gece balıkçı eve geldi. Karısı ona: "Bu küçük kulübede mutlu değilim. Tavuklar odamda koşuşuyorlar. Güzel bir evde yaşamalıyız. Derhal balığa git ve bir ev iste" dedi.

Balıkçı, denize gitti; taşın üstünde durdu ve bağırdı: "Denizin adamı, bana gel!"

Balık, başını sudan çıkardı ve sordu: "Ne istiyorsun?"

Balıkçı: "Ben bir şey istemiyorum, fakat karım bir ev istiyor."

Balık: "Karına dön! Onu bir evin içinde bulacaksın."

Balıkçı, kulübesine döndü. Kulübenin olduğu yerde bir ev gördü. Taştan yapılmış çok güzel bir evdi. Kapının yanında güller, evin yanında güzel bir bahçe vardı; kırmızı ve mavi çiçeklerle doluydu. Evin iki kapısı vardı, önde bir ve yanda bir. Ön ve arka tarafta altı penceresi vardı. Balıkçı, karısını evin içinde buldu: "Şimdi güzel bir evin var. Mutlu olmalısın?"

Karısı: "Evin dışı güzel, fakat içerideki odalar çok büyük değil" dedi. Birkaç gün için balıkçının karısı mutluydu. Fakat, sonra şöyle dedi: "Güzel bir evde yaşıyoruz, lakin sen bir balıkçısın ve ben de bir balıkçı karısıyım. Kimse bizi görmeye gelmiyor; sokakta kimse benimle konuşmuyor!"

Balıkçı: "Ne istiyorsun" diye sordu.

Karısı: "Senin kral olmanı istiyorum. O zaman ben kraliçe olacağım. Büyük bir evde yaşayacağız, istediğimizi elde edeceğiz. Odalar uşaklarla dolu olacak; ne istersek, ne dersek yapacaklar.

Balıkçı: "Ben, kral olmak istemiyorum! Balıkçı kalmak ve tarlalarda yaşamak istiyorum."

Karısı: "Fakat ben bir kraliçe olmak istiyorum" dedi.

Balıkçı, denize gitti; taşın üzerine oturdu ve: "Denizin adamı, bana gel!"

Balık, başını sudan dışarı çıkardı ve: "Şimdi ne istiyorsun?"

Balıkçı: "Ben bir şey istemiyorum, fakat karım onu bir kraliçe yapmanı istiyor."

Balık: "Onu kraliçe yapacağım. Geri dön! Onu bir kraliçe olarak bulacaksın."

Balıkçı, geri gitti. Büyük bir ev buldu. Kapıda uşaklar vardı. İki uşak, balıkçıyı evin içine götürdü ve başka iki uşak da, onu büyük bir odaya götürdü. Karısı orada oturuyordu, bir kraliçenin elbiselerine sahipti.

Balıkçı: "Şimdi mutlu olmalısın? Bir kraliçesin, bu büyük eve ve bütün bu uşaklara sahipsin'' dedi.
Kadın, birkaç gün için mutluydu. Güneş vardı, bahçeye gitti ve kırmızı ceketli uşaklar onunla gittiler. Sonra yağmur yağdı yağdı, günlerce yağdı. Güneş yoktu, bahçeye gidemiyordu. O zaman balıkçıya: "Ben bir kraliçeyim; bu yağmuru istemiyorum, güneşi istiyorum! Git! O'ndan, beni güneşin kraliçesi yapmasını iste. O vakit istediğim zaman, güneşe sahip olabilirim.''

Balıkçı, denize gitti; taşın üstünde durdu ve: "Denizin adamı, bana gel!"

Balık, başını sudan dışarı çıkardı ve: "Şimdi ne istiyorsun? Konuş!"

Balıkçı: "Karım, onu Güneşin Kraliçesi yapmanı istiyor" dedi.

Balık, ona şöyle dedi: "O, hiç mutlu olmayacak belli ki... Tekrar tarlalara gideceksiniz ve bir ağacın dibinde uyuyacaksınız."

Balıkçı, geriye döndü. Büyük ev ve bahçeler orada değildi. Karısı bir ağacın dibinde oturuyordu. Yağmur yoktu. Tarlalarda çiçekler ve güneş ışığı vardı.
Kadın: "Bütün bu uşaklardan uzak olmak iyi. Gökte parlayan güneşe bak; şimdi mutluyum!" dedi.

Küçük şeylerle ve elindekilerle yetinmeyi bilenler mutlu olurlar.
Aynayım, bakanlar beni değil ancak kendini görür..