İhsan Şenocak ve Sair Kişilerin İran Hakkındaki İddialarına Cevap

  • 0 Cevap
  • 60 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

İhsan Şenocak ve Sair Kişilerin İran Hakkındaki İddialarına Cevap
Dr. İhsan Şenocak tarafından 1 Ocak 2020 yani Kasım Süleymani ve El-Mühendis suikastından bir gün önce yazılan “ŞİA GERÇEĞİ YA DA İRAN ŞİA CUMHURİYETİ İLE İSLAM BİRLİĞİ MÜMKÜN MÜ?!” başlıklı yazısına ittihat-i İslam davasına inanan kişiler adına verilebilecek naçizane bir cevaptır.

“Bu yazıyı Allah rızası için ön yargılarınızdan uzak bir bakışla okuyunuz” diye paylaşmıştı. Öyle ki daha yazıyı okumadan daha başlığının bile ön yargıyla atılmıştı “İran Şii Cumhuriyeti!” Resmi adının İran İslam Cumhuriyeti olduğunu pekâlâ kendisi de bilmektedir. Ama neden sürekli Şiilik üzerine vurgu yapmaktadır. Madem ön yargısız okumamızı istemektedir neden yazıda hep aynı bakış açısı dile getirilmiş ve bu görüş İslam’ın ta kendisi gibi lanse edilmiştir? Konu daha burada bile çok uzayabilir ama biz yine de başlık başlık bölüm bölüm ele almaya çalışacağız.

Amerika Ve İran Birbirine 35 senedir Tek Bir Kurşun Sıkmadı Bütün Düşmanlıkları Sadece Lafta Kalmıştır
İran düşmanlarının ağzına en çok sakız ettikleri ama en çürük iddia budur. Çünkü 20. Yüzyılın ortalarından itibaren savaşlar artık şekil değiştirmiş ve Soğuk Savaş kavramı daha çok kullanılmaya başlamıştır. İki devletin düşman olduklarını anlamak için cephe savaşı yapmalarını ve açıkçası bir birlerini öldürmelerini beklemek de akla ziyan bir durumdur. Bunun yerine 1979’dan beri Amerika’ya karşı “Büyük Şeytan” tabirini kullanan İran İslam Cumhuriyeti kurucusu İmam Humeyni ve İran İslam Cumhuriyeti’nin icraatlarına bakmak daha mantıklı olacaktır.


ABD konsolosluğu baskını
İsrail büyükelçiliğini kapatıp yerine Filistin büyükelçiliğini açma işlemi devrimin ilk günlerinde gözümüze çarpan ilk detay. Daha ilginç olanı ise 4 Kasım 1979’da Şah Rıza Pehlevi’nin tedavi bahanesiyle Amerika’ya sığınması sebebiyle İranlı üniversite öğrencilerinin Amerikan Büyükelçiliği’ne baskın yapmaları ve oradaki görevlileri Amerika’nın her türlü baskısına rağmen 444 gün rehin almaları olayıdır. Bu olaylardan bugüne Amerika ve İsrail’in ne büyükelçiliği ne konsolosluğu ne de üssü İran’da mevcuttur.

Amerika ile iyi ilişkiler içinde olan Saddam Hüseyin’in bir anda emir almışçasına Cezair Anlaşmasını tek taraflı yırtıp İran’a savaş ilan etmesi ve bunu Kadisiye seferi olarak nitelendirmesi de oldukça manidar.

İran Irak savaşında Amerika’nın Saddam’ın tarafını tutması ve lojistik destek vermesinin yanı sıra 1988’de Umman Körfezinde ABD donanmasının, İran donanmalarıyla çatışmaya girdiği de bilinmektedir. Savaşın en acı tablolarından bir tanesi de 290 yolcusu bulunan İran Air Yolcularının Amerikan donanması tarafından kaza süsü verilerek vurulmasıydı. [1]Bütün bunlar yaşanırken dünya Müslümanlarının o günkü öncülerinden kaç tanesi İran’ın içinde bulunduğu ambargo ve savaşı gündeme getirdi. Amerika ve CIA elbette İran içinde de boş durmadı Halkın Mücahitleri, Furkan örgütü gibi isimlerle başka bir taraftan 72 milletvekilinin içinde bulunduğu meclis binasına bombalı saldırı düzenledi ve bütün bu suikastların sonucunda devrimin en önemli taşlarından Mutahhari, Beheşti gibi onlarca kayıp verildi.


1983 Beyrut ABD Kışlasına Saldırı
İran ise tüm bunlara rağmen o günlerde savaşın en yoğun olduğu zamanda İşgal edilmiş Lübnan’da kurduğu Hizbullah ile Ekim 1983’te eş zamanlı olarak Lübnan’daki ABD ve Fransa askeri üslerine düzenlediği bombalı saldırıyla 241 Amerikan, 58 de Fransız askerini öldürerek bu ülkelerin Lübnan’daki askerlerini çekmesini sağlamıştı. 2000 yılına kadar süren çatışmaların sonucunda İsrail tarihindeki ilk yenilgiyi kabul ederek Lübnan’dan tamamen çekilmişti.[2]

Bugünde Filistin İslami Cihad ve Hamas tarafından sürekli yardımları dile getirilen tek İslam ülkesi şüphesiz İran İslam Cumhuriyetidir.

Burada kısaca Amerika-İran mücadelesini ele almaya çalıştık. Şimdi Şenocak ve sair iran düşmanlığı yapan kişilere soruyoruz: Bu nasıl danışıklı dövüştür ki sürekli bir mücadele içindedirler ve iki taraftan da maddi manevi birçok kayıp yaşanmaktadır. Bu nasıl bir çelişkidir ki 35 yıldır kurşun atılmadı diyenler daha yakınlarda atılan füze ile indirilen ABD casus uçağını görmezler ve daha dün şehit edilen Kasım Süleymani ve Haşdi Şabi komutanı El Mühendis’i görmezler.

Elbette görmekteler ancak hariciler gibi sıkıştıklarında bir ayeti öne sürüp işin içinden çıkmaya çalışmaktadırlar. Düne kadar “Hiç Amerika’nın İran’a kurşun sıktığını gördünüz mü?” direnler Kasım Süleymani şehit olunca “zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmına böyle musallat ederiz(En’am,129)” ayetini öne sürmekteler. Hani dosttular? Hani aslında ajandılar? Ne oldu şimdi? Oysa Amerika en basit piyonunu bile sonuna kadar kullanmadan ipini çekmemektedir bunu da biliyor olmalılar değil mi?

Biz de onlara karşı şu ayeti söylüyoruz

“Kördürler sağırdırlar dilsizdirler hakkı görmezler!”(Bakara,18)

Bir sonraki konu Fars milleti düşmanlığı üzerine…


[1] Semiz Y. ve Akgün B. BÜYÜK ORTA DOĞU JEOPOLİTİĞİNDE İRAN-ABD İLİŞKİLERİ https://dergipark.org.tr/en/download/art...ile/289584

[2] Dursunoğlu A. Lübnan Savaşı, Stratejik Hedefleri ve Sonuçları

http://www.ydh.com.tr/YD109_lubnan-savas...nuclari.ht