BAHÇE SAHİPLERİ(SÖMÜRGECİLİK)

  • 0 Cevap
  • 1966 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı iktibas

  • Cengiz sarsmazelsoy
  • ***
  • 421
BAHÇE SAHİPLERİ(SÖMÜRGECİLİK)
« : 25 Temmuz 2014, 12:39:56 ÖÖ 00 »
SÖMÜRGE ZİHNİYETİ( BAHÇE SAHİPLERİ)
Kimi zaman bireyseldir sömürgecilik bir işletmenin sahibi olabilir.Aile olarak bu zihniyeti taşıyabilir,kısaca bir şeyin sahibi olurlar.İşletme sahibi,ev sahibi,bahçe sahibi devlet sahibi.Unuturlar asıl sahibinin Allah olduğunu.

17- Biz, vakti ile "bahçe sahiplerini" sınadığımız gibi, onları da sınadık. Hani onlar (bahçe sahipleri) sabah olurken kimse görmeden onun mahsullerini toplayacaklarına yemin etmişlerdi.
Bunlar düşünme biçimleriyle, üzerinde kafa yordukları

meseleleri ile, tutum ve davranışları ile basit, ilkel köylü insanlara benziyorlar. Dikkat edin ben köylü diye küçümsemiyorum,ilkel köylü diyorum asıl ilkelliği açıklamaya çalışıyorum.
Bunlar,Tersine biraz fazla basit ve ilkel düşünüyorlardı
Ayrıca yüce Allah'ın planı ve sağlam tuzağı karşısında çaresiz zavallı insanların tuzakları ile de alay ediliyor
Rivayetlere göre önceki iyi niyetli salih sahibi döneminde yoksullar bahçenin meyvelerinden pay alıyorlardı. Fakat bu iyi niyetli salih insandan sonra bahçeye varis olanlar şimdi bahçenin tüm ürünlerine el koymak, yoksulları paylarından yoksun bırakmak istiyorlar. Şu halde olaylar nasıl gelişiyor seyredelim.
"Biz, vakti ile `bahçe sahiplerini' sınadığımız gibi bunları da sınadık. Hani onlar sabah olurken kimse görmeden onun mahsullerini toplayacaklarına yemin etmişlerdi. Onlar istisna etmiyorlardı: '


Bahçenin meyvelerini sabah erkenden devşirme ve yoksullara da bir şey bırakmama önerisi etrafında görüş birliğine varmışlardı. Bunun üzerine yemin etmiş, niyetlerini açıkça ortaya koymuşlardı. Kararlaştırdıkları bu kötülüğü nasıl gerçekleştireceklerini geceden tasarlamışlardı. Şu halde onları gafletleri ile veya gece boyunca tasarladıkları tuzakları ile baş başa bırakalım da, onların görmediği gecenin koyu karanlığında neler olup bittiğini seyredelim. Çünkü yüce Allah her zaman uyanıktır, onlar gibi uyumaz. Allah, onların tasarladıklarından farklı şeyler tasarlıyor. Hiç kuşkusuz bu, onların nimetten dolayı şımarmak, iyiliğe engel olmak yoksulun belirlenmiş payına el koymak gibi geceden tasarladıklarını planın karşılığıdır... Öte tarafta ise, gizliden gizliye onlara bir sürpriz hazırlanıyor. İnsanlar derin uykudayken gece karanlığında hayaletlerinkine benzer latif, görünmez hareketler cereyan ediyor:
kendi kudret ve güçlerine o kadar güveniyorlardı ki, "Allah'ın izniyle" demeden, "kendi bağlarımızın meyvelerini toplayacağız" diye kesinlikle yemin ediyorlardı.
Yemin etmişler bu bahçenin sahipleri. Hani yeminciye de uymayacaktık ya, önceki âyetlerde yemin edene itaat etmeyin denmişti ya, bakın burada hemen bir örnekle hatırlatıveriyor Allah:
Yemin ediyorlar. Hangi konuda? “Kesinlikle, vallahi, billahi, tallahi kesinlikle sabahleyin biz bu cenneti keseceğiz! Biz bağı bozacağız! Biz bu bahçenin ürününü devşireceğiz” diye yemin ediyorlar.
Yani o cenneti keseceklerine, bağı bozacaklarına, ürünü devşireceklerine, sabahleyin bu işi icra edeceklerine yemin ettiler.
Ama istisna etmediler. İki mânâsı vardır bunun:


1- İnşallah demediler, Allah izin verirse demediler. Allah nasip ederse biz bunu yapacağız, demediler.
2- Ya da miskinlerin hakkını istisna etmediler, fakir-fukaranın hakkını da düşünelim, onların hakkını da verelim demediler.


Anlaşılan şöyle: Bunlar en azından üç kişiler, yani ikiden fazla kişiler, üç kardeşler ve babalarından miras olarak kendilerine intikal eden mallar, mülkler var. Babaları zengindi, hayır, infak ehliydi ve her kese veriyordu. Hayattayken babaları fakir-fukaranın hakkını ihmal et-miyordu. Onun için daha önceden o bahçenin bozumunda fakir-fuka-ra bildikleri için kulak kabartıyorlardı. Babaları vefat edip te bu bahçe kendilerine intikal edince, “efendim, babamız tek kişiydi, elbette o bundan fakir-fukaraya bolca veriyordu, ama bizim şu anda sayımız çoğaldı, kaç kişiye bölünecek şimdi bu bahçe? Evlad çok, arazi az, nasıl vereceğiz ki herkese? Bu durumda biz nasıl verelim?” diyorlardı.
Aynı bizim mantık, aynı anlayış değil mi? “Yetmiyor ya! İşte mutfağa şu kadar, ata, arabaya şu kadar, sigaraya bu kadar, benzine şu kadar, plaja, pikniğe bu kadar, yetmiyor efendim!” diyoruz ya! İşte bunlar da yetmiyor dediler ve fakir-fukaranın hakkına engel olmaya çalıştılar. Fakirin hakkını verelim demediler, istisna etmediler.
Veya birinci anlamıyla inşallah demediler, yani bu işi yapma eylemini kendilerine izâfe etmediler. “Ben bilirim, ben kazanırım, ben yaparım, bu bahçeyi biz bozarız, bozacağız” dediler. Ama Allah da vardı hesabın içinde, Allah’ı hiç düşünmediler.



Daha olmadı Kriz derler,ekonomi derler,işçinin haklarını gasbederler,Bir sürü haram yerler işçinin parasını vermemek için "iyi çalışmıyorsun aldığın para haram derler"
Allah onlara surpriz azab hazırlamıştır.EYVAH diyene kadar bunlar anlamıcaklardır.Anlamayanlar için Allah musibetle anlatır.
"Kurda sormuşlar" boynun niye kalın"Kurt demişki;"Kafamın kalın olmasından iyidir"
Kur'an bunlara kaç defa "yuh size"demiyormu?Allah anlayanlardan eylesin.
Ne yaparsan yap sana yakışmayanı yapma