Ye'cüc ve me'cüc kimdir ?

  • 0 Cevap
  • 1263 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ye'cüc ve me'cüc kimdir ?
« : 18 Temmuz 2014, 08:53:32 ÖÖ 08 »
Yazımıza başlık olarak aldığımız iki isim, kur'anda iki surede ismi geçen ancak tefsir kitaplarında hayli kabarık olarak bilgiler bulmanın mümkün olduğu konulardan birisidir. Yazımızda bunlar ile ilgili olarak tefsir kitaplarındaki bilgiyi eleştirmekten ziyade , kur'an kıssalarının mesaj vermek gibi bir içeriği olmasından yola çıkarak kur'anın ye'cüc ve me'cüc üzerinden vermek istediği mesajı anlamaya çalışacağız. Tefsir kitaplarında kur'an kıssaları ile ilgili yorumlara baktığımız zaman mesajı anlamaktan çok o günkü yaşanmışlık ve kıssadaki şahsiyetlerin kim ve ne oldukları şeklinde yorumların sayfalarca yer tuttuğu görülmekte olup bu tür yorumların kıssaların mesajını anlamaya yaramadığını aksine kıssaların mesajını ıskalamaya yaradığını görmekteyiz.

Ye'cüc ve me'cüc ismini , kehf suresinde anlatılan Zülkarneyn kıssasında onun yaptığı yolculukta görmekteyiz. İlgili ayetleri okuyarak ye'cüc ve me'cüc üzerinden verilmek istenen mesajı anlamaya çalışalım.

Hattâ izâ belega beynes seddeyni vecede min dûnihimâ kavmen lâ yekâdûne yefkahûne kavlâ(kavlen)

[018.093]Sonunda iki seddin arasına varınca setlerin berisinde nerede ise hiç söz anlamayan bir toplumla karşılaştı.

Kehf s. 93. ayetinde , Zülkarneyn'in kıssada anlatılan son durağı iki dağ arası olarak tabir edilen coğrafi bir mekandır ve orada bir kavme rastlar, bu kavmin özelliği olarak ayette "la yekadune yefkahune kavlen" şeklinde bir cümle ve o cümlenin meal ve yorumlarında, kavmin söylenen sözü anlamadığı veya dili yabancı olduğu gibi iddialar olmasına rağmen bu konuda bizim düşüncemiz o kavme daha önce "kavl" olarak ifade edilen vahy şeklinde bir bilgini onlara ulaşmadığı yani o zamana kadar vahiyden habersiz olarak yaşadıklarıdır. 

 Kâlû yâ zel karneyni inne ye’cûce ve me’cûce mufsidûne fîl ardı fe hel nec’alu leke harcen alâ en tec’ale beynenâ ve beynehum seddâ(sedden).

[018.094]  Dediler ki ey Zülkarneyn! muhakkak Ye'cuc ile Me'cuc bu Arzda fesad yapıp duruyorlar, onun için onlarla bizim aramıza bir sed yapman şartı ile sana biz bir harc versek olur mu?

Zülkarneyn'in ulaştığı yerdeki kavim ondan, ye'cüc ve me'cüc'ün fesadına karşı ücret karşılığı onlardan koruması için bir sed yapmasını istemektedir. Burada bunların kim olduğundan çok fesadçılara karşı yapılan bu önlemin bizler için taşıdığı mesaj üzerinde durarak kıssadan hisse çıkarmak gerektiğini düşünmekteyiz. Ye'cüc ve me'cüc ismini sadece belli bir zamana has fesad çıkaranlar olarak değil , kıyamete kadar yeryüzünde fesad ve bozgunculuk çıkaranların genel bir ismi olarak okursak bunlar için yapılan seddi ve yapanlar üzerinden verilen mesajı daha doğru anlamak mümkündür.

 Kâle mâ mekkennî fîhi rabbî hayrun fe eînûnî bi kuvvetin ec’al beynekum ve beynehum redmâ(redmen).

 [018.095]  Dedi ki: «Rabbimin beni içinde bulundurduğu iktidar daha hayırlıdır; haydi siz bana bedenen yardım edin de sizinle onların arasına sağlam bir engel yapayım.

Kavm'in ye'cüc ve me'cüc fesadına karşı Zülkarneyn'e harac karşılığı sed yapması isteğine karşı onun verdiği cevap elinde güç ve iktidar bulunanların, mazlumlara karşı zalimleri engellemek için yapması gereken şeyin ne olduğunu öğretmektedir. Zalimi engellemek için harac karşılığı bir engel yapmak yarın o engeli yapanın zalim olmasına sebeb olacaktır ve başka bir zalim doğuracaktır. Yaptığı engeli mazlumlara karşı kullanarak, "ya haracı çoğaltırsınız yada engeli yıkarım" gibi tehditlerle mazlumları her zaman diken üzerinde tutarak onları sömüren bir güç sahibi dün bugün ve yarın dünya üzerinde mevcut olup her an yaptıkları zulum örneklerine şahid olmaktayız. 

Kavm'in Zülkarneyn'den sed yapmasını istemesi onların çalışmayı sevmeyen tembel bir yapıya sahip oldukları ve elimizdeki para ile herşeyi yaptırırız mantığına sahip olan zengin müslümanları anımsatmaktadır, eğer Zülkarneyn onların bu yönünü istismar edip onları oturtup kendi maiyeti ile birlikte bir engel yapmaya kalksaydı bu engelin yapımında onların hiç bir dahli olmadığı için o engel üzerinde bir tasarruf ve onu istediği gibi kullanma hakkına sahip olabilecek iken bu şekil bir sömürüye yanaşmayan adil biri olarak karşımıza çıkması gücü ve serveti elinde tutanların sömürgecilik gibi bir haklarının asla olamayacağını gösterir. Eğer karşınızdaki muhabatınız sizin elinizde olan imkana sahip değil ise , siz bu imkana sahip iseniz bunu zulum olarak değil insanlara faydalı olmak şeklinde kullanmak mecburiyetindesiniz mesajı verilmektedir.

 Atûnî zuberel hadîd(hadîdi), hattâ izâ sâvâ beynes sadafeyni kâlenfuhû, hattâ izâ cealehu nâren kâle âtûnî ufrig aleyhi kıtrâ(kıtren).

 [018.096]  Bana demir kütleleri getirin. Bunlar iki dağın arasını doldurunca; körükleyin, dedi. Nihayet o, bir ateş haline gelince; bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim, dedi.

Zülkarneyn'in seddi yapmak için kullandığı malzemeler yine bizler için mesajlar içermektedir. Allah cc Davud ve Süleyman as için onlara demiri ve bakırı emrine verdiğini beyan etmektedir. Onların bu malzemeleri kullanarak güç ve saltanat sahibi olduklarını anlamak mümkün iken bizler onların bu saltanatlarını sanki yattıkları yerden ve bir mucize olarak anında verildiğini düşünmekteyiz, halbuki böyle düşünmek bizleri bugünkü tembelliğimize yol açan unsurlardan birisidir.

Allah cc hadid s. 25. ayetinde şöyle buyurmaktadır.


  Celâlim hakkı için biz Resullerimizi beyyinelerle gönderdik ve beraberlerinde kitab ve miyzân indirdik ki insanlar adaletle tutunsunlar, bir de demiri indirdik, onda hem çetin bir sertlik hem de insanlar için bir çok menfeatler vardır, ve çünki Allah kendisine ve resullerine gıyabında yardım edenleri belli edecek, şübhe yokki Allah kavîdir azîzdir

Ayette dikkatimizi çeken 3 unsur kitap-mizan-demir olup bunların üçünün bir arada olması ile insanlar arasında fesad ve bozgunun önlenebileceği haberi verilmektedir. Demir ayette bir güç sembolu olarak anlatılmakta ve onun ikram edildiği ancak bu ikramı kitap ve mizan gözetilerek kullılması gerektiğini bildiren rabbimizin bu beyanına karşılık , demir bugün kitap ve mizan ikilisini arkaya atıp sadece demirin gücü ile dünya üzerinde insanlara zulmedenlerin elinde kalmıştır.

Zülkarneyn kıssası , demir-kitap-mizan üçlüsünün bir arada kullanılarak insanları sömürmeden hak ve adaletin hakim olduğu bir düzenin nasıl tesis edilebileceğini gösteren bir kıssa olarak evrensel bir mesajı olan kıssadır.

 Femestâû en yazherûhu ve mestetâû lehu nakbâ(nakben).

 [018.097]  Artık ne onun üstüne çıkmaya kâdir oldular ve ne de onun için delik açmaya güçleri yetti.

 Kitap-mizan-demir üçlüsünün bir araya gelerek fesada karşı yapılan her türlü sed kıyamete kadar bak, kalacak olup bunu hiçbir fesadçı aşamayacaktır, bu vaad Allah cc nin vaadi olup gereği yerine getirldiği takdirde gerçekleşecek olan bir vaadtir. Bizler bugün müslümanlar olarak bu üçlüyü kullanmakyan aciz olarak küfre karşı koymamız gereken silahı bile kafirlerden almak zorunda kalmamız ne durumda olduğumuzun bir göstergesidir, bu durumda olan bizlerin bırakın fesada karşı koymayı fesadçıların elinde oyuncak olmaktan başka bir işe yaramadığımız ortadadır.

 Kâle hâzâ rahmetun min rabbî, fe izâ câe va’du rabbî cealehu dekkâ’(dekkâe), ve kâne va’du rabbî hakkâ(hakkan).

 [018.098] Dedi ki: «Bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin vaadi geldiği vakit ise onu dümdüz etmiş olacaktır. Ve Rabbimin vaadi bir hak olmuştur.»

Zülkarneyn o kavim ile yapmış olduğu sed için, "bu benim gücüm ile yaptığım bir şeydir" şeklinde bir gurur ve kibre kapılmayıp "rabbimin rahmeti" diyerek güç ve servet sahibi olanların özellikle hiç unutmaması gereken sözleri söylemiştir. Seddin dümdüz olmasını, gücü elinde bulunduranların kitap-mizan-demir üçlüsünü bir araya getirerek fesada karşı yapılan sedlerin kıyamete kadar ayakta kalacağının haberi olarak anlayabiliriz.

 Ve teraknâ ba’dahum yevmeizin yemûcu fî ba’dın ve nufiha fis sûri fe cema’nâhum cem’â(cem’an).

[018.099]  Biz o gün, bir kısmını bir kısmı içinde dalgalanırcasına bırakıvermişiz. Sur'a da üfürülmüştür, artık onların tümünü bir arada toparlamışız.

Ve harâmun alâ karyetin ehleknâhâ ennehum lâ yerciûn(yerciûne).

[021.095]  İhlâk ettiğimiz karyeye dahi haramdır ki rücu' etmiyecek olsunlar

Hattâ izâ futihat ye’cûcu ve me’cûcu ve hum min kulli hadebin yensilûn(yensilûne).

[021.096]  Ye'cuc ve Me'cuc açılıp da her tepeden ve dereden akın ettikleri vakit.

Vakterabel va’dul hakku fe izâ hiye şahısatun ebsârullezîne keferû, yâ veylenâ kad kunnâ fî gafletin min hâzâ bel kunnâ zâlimîn(zâlimîne).

[021.097] Ve gerçek vaad (ölüm, kıyamet) yaklaşınca, birden, inkâr edenlerin gözleri donakalır! «Yazıklar olsun bize! (derler), gerçekten biz, bu durumdan habersizmişiz; hatta biz zalim kimselermişiz.»

Enbiya suresi ayetlerinde ise yeryüzünde kıyamet gününe kadar fesadlarını devam ettirmek için çalışan ve evrensel fesadçılara verilen bir isim olarak okumanın daha doğru olacağını düşündüğümüz ye'cüc ve me'cüc gerçekleşmeden önce red ettikleri , fakat gerçekleştiği vakit pişmanlıklarını gizleyemedikleri kıyamet ve hesap ve cehennemi gördükleri zamanki halleri beyan edilmektedir.

Sonuç olarak; tefsirlerde kim oldukları ve onlar için yapılan seddin nerede olduğu şeklinde yapılan yorumları okuyarak veya kıyamet alametleri ile ilgili rivayetler içinde yerini bulan ye'cüc ve me'cüc konusunu, kur'an kıssalarının mesaj içerikli okuma metodu içinde yapılan bir okumada bunların belli bir zaman ve mekana has bir kavim değil, evrensel fesadçıların bir isimi olarak görürüz. Kur'an Zülkarneyn kıssası üzerinden bunlara karşı koymanın yollarını öğretmekte olup bizlerinde bu yolu takip ettiğimiz takdirde Allah cc nin bir vaadi olarak bu fesadçıların önüne çekilen seddin kıyamete kadar yıkılmayacağını bildirmektedir. Bu sedlerin, demir sembolu üzerinden maddi gücü kitap ve mizan ile birleştirerek yapılacağı ve bu üçlü güç ile yapılan seddin kıyamete kadar yıkılmayacağının bildirilmektedir. Kıyamet gününe kadar bu fesadı devam ettirenlerin o gün gelince pişmanlıklarının fayda etmeyeceği ve ebedi olarak cehennem ile cezalancaklarıda bildirilmektedir, bizler maalesef bugün bu fesadçıların zulümleri altında kıyameti veya kurtarıcı mehdileri bekleyerek onların altedilmesini beklemekten başka bir eylemde bulunmamaktayız. O fesadçılara yaptıkları nasıl sorulacaksa bizlerede onlara engel olmak için eli kolu bağlı oturup gökten medet ummamızın hesabı elbette sorulacaktır, gökten yardımın sebeblere tevessül etmeden gelmeyeceğini öğreneceğimiz günlerin yakın olmasını umud ediyoruz.

 

                                           EN DOĞRUSUNU ALLAH CC BİLİR.