Tekfirciler ile F Tipinde İki Yıl

  • 10 Cevap
  • 13169 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı FECR

  • *
  • 4698
  • Selam Hidayete Tabi Olana
    • FECR
Tekfirciler ile F Tipinde İki Yıl
« : 19 Temmuz 2014, 01:41:52 ÖS 13 »
Tekfirciler ile F Tipinde İki Yıl

MUHAMMED İSRA

Bir Kış günü sabah 5.30 da Radikal İslamcı Terör Örgütü olarak adlandırılan Tanzim Kaide Cemaati yöneticilerinden olduğum gerekçesi ile evime yapılan operasyon neticesinde tutuklanarak yüksek güvenlikli ceza evine sevk edildim.
Tutuklu kaldığım süre içerisinde en çok mutlu olduğum olaylardan biride, benden korkarak uzaklaşan yakınlarımın aksine var gücü ile bana destek olan
(Şehid inşAllah ) Müslümanların avukatı Osman Karahan’ın şahsıma göstermiş olduğu alakadır.
Tutukluluk süremin ilk 3,5 ayını yaklaşık 5 m2 lik bir hücrede tek başıma geçirdim.
Tek kişilik hücrelerde genelde ağır müebbet cezası alan mahkumlar kaldığı için İslami davalardan yatan kardeşler ile pek fazla karşılaşma fırsatım olmamıştı. Onlar ile ancak hastane ye sevk zamanlarında karşılaşabiliyordum. Yanı başımdaki hücrelerde Pkk davasından müebbet ceza almış mahkumlar yatıyordu. Havalandırmayı iki saatlik kısıtlı sürelerde kullanabiliyorduk.
Uzun süren bu yalnızlığın ardından Cezaevi yönetimi üç kişilik koğuşlara geçebileceğim konusunda bir karar aldı ve üç kişilik odalardan birine nakledildim.
İslami davadan tutuklanan Müslümanlar ile birlikte kalacağım için içimi tarifi mümkün olmayan bir mutluluk ve heyecan kapladı.Odaya geçerken gardiyanlar ”Birazdan yanına senin ile aynı davadan tutuklu birini getireceğiz” dediler.Henüz eşyalarımı yerleştirdiğim esnada oda arkadaşım da geldi. Kendisinden dışarıdan tanıdığım kardeşlerim ile karşılaştığımda hissettiğim sıcaklığı alamamıştım. Ön yargılı olmaktan pek hoşlanmadığım için soğuk tavırlarını pek umursamadım.
Sabah sayımında Kantin için hazırladığım dilekçeyi gardiyanlara vermek üzere masaya bıraktım. Lavabodan çıktığımda oda arkadaşımın dilekçemi okuduğunu gördüğümde biraz rahatsız oldum. Şahsıma ait bir şeyi izin almadan okuması hoş bir durum değildi.
Dilekçe bakarak kibirli bir eda ile ” Gereğini arz ederim , SubhanAllah” demez mi.
”Hayrola kardeş gereğinin yapılmasını istemek de ne var?” diye sordum.
”Tağut’a arz mı ediyorsun?” diyerek cevap verdi.
”Bu istek te ne gibi bir sıkıntı var?” diye sordum.
Tuhaf bir şekilde gülümsemeye devam ederek kafasını sağa sola eğmek ile yetindi.
Bu tuhaf hareketlerine anlam verememem beni hem üzdü hemde canımı sıkmaya yetti.
Öğlen yemeği geldi. Koğuş arkadaşım akidesi gereği et yemediğini söyledi. Bende isterse bu durumu ceza evinde hali hazırda bulunan alimlere danışabileceğini söyledim. Kendisi yememeyi tercih etti.
Ben yemek yerken de ”Tağut sizi bunun lamı kandırıyor?” diye sordu.
”SubhanAllah sen ne diyorsun kardeş? Ne ima etmeye çalışıyorsun? açıkça söyle kalbinde kalmasın.” dedim.
Cevap vermedi ve yukarı kata çıktı. Sıkıntılı bir dönemin başladığını anlamıştım.
Ertesi gün sabah sayımının ardından gardiyan koğuşumuzun demir kapısının penceresine vurdu. Koğuş arkadaşım uyuduğu için ben bakmak durumunda kaldım.
”Ne istediniz?” dedim
”Dilekçelerinize tarih atmamışsınız.” dedi.
”Ben dilekçe vermedim bu sabah. Arkadaşın dilekçesi olabilir. Oda uyuyor şu an.” dedim.
”O halde şu dilekçelere bir tarih atın size zahmet.” dedi.
Gayri ihtiyari kardeşin dilekçesine tarih atarken ”Gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim.” ibaresi gözüme çarptı. Bu ne iki yüzlülük demeden kendimi alamamıştım. Adam hem kardeşini dilekçe yazıp bir şey talep ettiği için kınıyor. Bu kadar hassas ve ince düşünen bir kimse olmasına rağmen Tağut diye adlandırdığı makama ”saygılarımla” yazarak saygılar sunuyordu. Lakin kendisini rencide etmemek için bu ayıbını yüzüne vurmak istemedim.
Tutuklu ve mahkumların F tipi Ceza evlerinde haftanın belirli günleri birer saat sohbet ve spor aktiviteleri hakları vardır.Aynı gün bizim ile aynı koridorda bulunan koğuşlardaki kardeşler ile (F tiplerinde Her koridorda üçer kişilik üç oda bulunur.) sohbete çıktık.Bu arkadaşlar koğuş arkadaşımın dosya arkadaşlarıydı.
Daha sonradan öğreneceğim üzere bu kardeşler her gizliyi araştırmak ve soruşturmanın Üzerlerine farz olduğu düşüncesinde olduğu için sohbet sırasında beni akide testine tabi tutarcasına soru sormaya başladılar.
Selefin ihtilaf ettiği meseleler hakkındaki kendi düşüncelerini akide meselesi haline getiriyor ve aksi düşüncedeki kimseleri tekfir etmekte tereddüt etmiyorlardı.
Duruşma esnasında ayağa kalkan , avukat tutan veya ikrah altında takiye ve tevil yapan Müslümanları dahi tekfir ediyorlardı. Kısacası bu kimselerin her biri küçük birer alim olmuş her mesele hakkında içtihat yapabilecek mertebeye ulaşmış kimselerdi. Lakin bu fetvaları verebilmelerine rağmen Arapça dahi bilmemeleri beni şaşırtmıştı.
Bu arkadaşlar ile beraber henüz birkaç gün geçirmeme rağmen tek kişilik hücreyi özler hale gelmiştim.

DEVAM EDECEK
Selam Hidayete Tabi Olanlara


http://kuranneslifecr.blogspot.com

*

Çevrimdışı FECR

  • *
  • 4698
  • Selam Hidayete Tabi Olana
    • FECR
Ynt: Tekfirciler ile F Tipinde İki Yıl
« Yanıtla #1 : 19 Temmuz 2014, 02:29:46 ÖS 14 »
Allah’ın (swt) rahmeti ile Afganistan da cihat etmiş bir mücahit kardeşimizin ceza evine geldiğini duydum ve bu kardeşin yanına geçmek için sabah sayımında dilekçe verdim.
Sayımın ardından gardiyan sert bir şekilde kapımızı çaldı.
” Kardeşim size kaç defa dilekçelerinize tarih atmanızı söylemem gerek.” dedi ve bir kaç sayfadan oluşan dilekçeyi bana doğru uzattı.
Dilekçe bana ait değildi. Kime ait olduğunu kontrol ederken oda arkadaşıma ait olduğunu gördüm.
Gizlileri araştırmaktan Allah’a sığınırım. İlk bakışta gözüme çarptığı kadarı ile arkadaş mahkemeye dilekçe yazmıştı.
Daha öncede bahis ettiğim üzere Mahkemeye karşı her türlü hareketi küfür algılayan bu zihniyetin dilekçesi bende adeta soğuk duş etkisi yapmıştı.
” Sayın hakim ben ilk başta emniyet görevlilerimize ve mahkememize başvurarak kaynımın kaybolduğunu sizlere bildirmiştim. Ben iddia edildiği gibi aşırı görüşlere sahip bir kimse değilim” ”Tahliyemi saygılarımla arz ederim.”
Kendisi gibi başkasına ait bir şeyi okumayı etik bulmadığım için arkadaşın mahkemeye yazdığı mektubu incelemedim ve gardiyana evrakı kendisine tamamlatması gerektiğini bu evraka tarih atamayacağımı söyledim.
Diğer Müslümanlara küfür olarak gördükleri bir ameli kendilerine caiz olarak görmeleri beni dehşete düşürmüştü.
O anda Allah’ın (swt) ,
‘‘(Kendiliklerinden) icat ettikleri ruhbanlığa gelince; biz onu onlara farz kılmamıştık. Allah’ın rızasını kazanmak için onu kendileri icat etmişlerdi. Fakat ona da gereği gibi uymadılar. Biz de içlerinden iman edenlere mükâfatlarını verdik. Fakat onlardan birçoğu da fasık kimselerdir.” (Hadid 27) , ayeti geldi aklıma.
Bu insanlar Allah’ın (swt) zorda kalan Müslümanlar için bir kolaylık olarak sunduğu ikrah ve takiye gibi meşru yöntemleri tamamı ile ret ediyorlar. Bu gerkçe ile Müslümanları rahatlık ile tekfir edebiliyor olmalarına rağmen icat ettikleri ve akide meselesi olarak adlandırdıkları bu aşırılıklara bizzat kendileri uymuyorlardı. Tıpkı dinde aşırı gitme menhecinde Selefleri olan Ruhbanlar gibi kendi icat ettikleri bidatlara kendileri uymuyorlardı.
Muhakkak ki her beşerin zorluk karşısında göstereceği mukavemet dereceleri farklıdır. Gayrı meşru ve İslam ahlakına hiç de uygun olmayan iki yüzlü tavrı takınmak yerine selefim-izi izlemek daha güzel olmaz mıydı?
Üstelik bu konuda Allah (swt)
“Kalbi imanla mamur olduğu halde, inkara zorlanan hariç, kim iman ettikten sonra Allah’ı inkar eder, kalbini inkara açık tutarsa, Allah’ın gazabı onların üzerinedir. Bunlara büyük bir azab da vardır. ” (Nahl, 106) buyurmaktadır.
Resulullah (sav) ise “Şüphesiz ki Allah, ümmetimden, hata etmenin, unutmanın ve onlara zor­la yaptırılanların sorumluluğunu kaldırmıştır.” [İbni Mace] buyurmaktadır.
Sahabenin en önemlilerinden biri ve dinde fakih olan Abdullah ibni Mesud dahi “Ben, bana iki kamçı vurmayı uzaklaştıracak olan her sö­zü söylerim” buyurarak ikrahı bu şekilde nitelendirmektedir.
Bu insanlar aleni bir şekilde insanları yapmaya güç yetiremeyecekleri , neticesinde en az 5 ,6 yıl hapis cezası alacakları bir işe zorluyor ve onları tenkit hatta tekfir ediyorlar. Kendileri ise gizliden gizliye dilekçeler yazarak tağutlara övgüler, saygılar ve methiyeler diziyorlar SubhanAllah.
Henüz koğuş değişikliği talep ettiğim dilekçeme cevap gelmemişti. Hayatımda bu insanlar ile geçirdiğim günlerdeki kadar bunaldığımı hatırlamıyordum. Koğuş arkadaşım gündüzleri sürekli olarak ihtilaflı meseleler hakkında sohbetler açmaya çalışıyor geceleri ise tuhaf sesler çıkaran nöbetler geçiriyordu.
Koğuş arkadaşım birinci haftanın sonunda ”et konusunda yanıldığını düşündüğünü ve eti yiyebileceğine karar verdiğini” söyledi.
Haram ve helaller konusunda ani kararlar alabilmeleri beni çok şaşırtıyordu. Bir gün önce haram dedikleri bir şeyi bir gün sonra helal kabul edebiliyorlardı.
”De ki: “Allah’ın size indirdiği; sizin de, bir kısmını helâl, bir kısmını haram kıldığınız rızıklar hakkında ne dersiniz?” De ki: “Bunun için Allah mı size izin verdi, yoksa Allah’a iftira mı ediyorsunuz?”
(Yunus, 10/59)
O günlerde ceza evine İslami davadan (Tanzim Kaide) tutuklanmış gençler geldi. Bizim ile aynı koridora verildiler.
Bu gençler (Hesaplarını Allah (swt) görecektir) oldukça eğitimli,vasat, ahlaklı ve cesur kimselerdi. Aileleri ise perişan haldeydi. Yaşlarının oldukça genç olması ve yargılandıkları davanın çetin bir dava olması ailelerini bir hayli ürkütmüştü.Gençler ifadelerinde hakkı savunmuşlar ve gerçekleri açık yüreklilikle beyan etmişlerdi. Aileleri onlara ısrarla mahkeme esnasında dikkatli olmalarını ve gereksiz çıkışlar yapmamalarını nasihat ediyordu.
Özellikle bu kardeşlerden birinin annesi perişan haldeydi. Oğlundan avukat tutmasını ve en azından mahkemeye çıkarken sakalını biraz kısaltmasını rica ediyordu. Genç annesinin bu durumuna üzülüyor Allah’ı (swt) ve annesini razı edecek bir çıkış yolu arıyordu. Bu konu ile alakalı sohbet ederken tekfirci kardeşlerden biri atılı verdi.
Sakalını kısaltırsan kafir olursun!”
-”SubhanAllah sen neye göre hüküm veriyorsun? Bu durumun en aşırısı haramdır. Ayrıca sakal kazımaktan değil kısaltmaktan bahis ediyoruz. Allah’ın dininde haram olan bir şeyi neye göre küfür olarak tanımlaya biliyorsun biliyorsun?” dedim?
Siz sakalı abdulhakimi razı etmek için keserseniz küfre girersiniz.” dedi
-” Allah-u Ekber , Nefsini razı etmek için içki içen.Karısına güzel görünmek veya iş yerinde öyle isteniyor diye sakalını kesenler de küfre giriyor bu yol ile ? Bunun usulü nedir? ” dedim.
-”Vallahi Kafir olur” diyerek delil getirdi.
” Öncelikle sakal kesmek haramdır. Senin bu sözün dahi (Allah’ı şahit göstermen) bir delil niteliği taşımaz. ”Ama kim mecbur olur da istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Nahl 115) ayetini bilmiyor musun? Hz Ömer zorda kalarak (çocuları açken) fuhuş yapan kadına bile bu hüküm ile had uygulamamıştır. Bu durumda sakal kesmek haram dahi olmayabilir. En doğrusunu Allah (swt) bilir” dedim.

DEVAM EDECEK
Selam Hidayete Tabi Olanlara


http://kuranneslifecr.blogspot.com

*

Çevrimdışı FECR

  • *
  • 4698
  • Selam Hidayete Tabi Olana
    • FECR
Ynt: Tekfirciler ile F Tipinde İki Yıl
« Yanıtla #2 : 19 Temmuz 2014, 05:33:07 ÖS 17 »
Ben kardeşleri açıkça bu insanları dinlememeleri konusunda uyardım. Ve durum neyi gerektiriyorsa Allah’ı da razı edecek şekilde bir yol izlemeleri nasihatinde bulundum. Kardeşler bu şahısların davranışlarından etkilenmişlerdi.
Sohbet esnasında bu kimselerin Küresel Cihad’ın önderi olan Şeyh Usame bin Laden’i (r.a.) , Şeyh Eymen Ez Zevahiri , Şeyh Ebu Muhammed Asım El Makdisi gibi İmam ve alimleri dahi tekfir ettiklerini öğrendiğimde hiç şaşırmadım.
 
Bu tekfirin nedeni ise beyanatlarında Müslüman halk terimlerini kullanmaları ve cehaleti bazı durumlarda mazeret olarak görmeleri imiş. La havle ve la kuvvete illa billah.
Kendilerine bu konuda nasihatler ettim ve Allah’ın (swt) (zahiren) değerli bu kullarına ettikleri bu buğz dan ötürü Rabbimiz’in gazabını Üzerlerine çekebileceklerini söyledim. Lakin bu kişileri nasihati seven kimseler olarak bulmadım.
Esasen bu kimseler ile fazla tartışmaya girmekten kaçınmaya da özen gösteriyordum.
Çünkü Ceza evi yönetiminin Müslüman kimliği ile gelmiş olan insanların birbirleri ile tartıştığı düşüncesine kapılmamasına özenle gayret ediyordum. Çünkü bizler hem İslamı temsil ediyor hem de bu kimselere de tebliğ ediyor ve onların hidayetlerini de arzuluyorduk.
Sohbet esnasında İslami davalara bakan Müslümanların Avukatı Osman Karahan’ın Suriye de (İnşAllah) şehit düştüğü haberi geldi. Hepimiz çok hüzünlenmiştik. Daha bir kaç gün önce kendisi ile görüşmüş bize neden veda ettiğine bir anlam verememiştik.
Tekfirciler den biri o esnada ”Allah azabını artırsın , ateşi bol olsun” demez mi.
O an kendimi kaybettim ve ” O çeneni kapat , ya hayır konuş yada sus! Yoksa hoş olmayacak şeyler yaşanacak.” dedim.Kendisi de sınırları aştığının farkına varmış bir eda ile başını öne eğdi.
Bu şahısların eylemlerinde tamamen samimiyetsiz ve şov amaçlı hareket ettikleri her hallerinden belli oluyordu.
Sohbetin bitmesine yakın tekfirci kardeşlerden biri içimizde rukye yapmayı bilen birinin olup olmadığını sordu.
Yine Tekfirciler den biri bu konuda tecrübesi olduğundan bahis etti. Bu kardeşlerden biri geceleri tuhaf sesler çıkarıyor ve arkadaşlarını rahatsız ediyormuş. Bu yüzden rahatsız olan kardeşin içinde cin olabileceğinden şüphe duymuşlar.Gardiyana durumu izah ettik ve rukye yapmayı bildiğini iddia eden kardeş ile hasta olan kardeşi aynı odada buluşturduk. Bir hafta geçmesine rağmen arkadaşın hastalığı azalmak bir yana daha da şiddetlendi.
Ben yan koridorda bulunan Antepli olan rukye konusunda uzman ve kıymetli bir kardeş den bu şahıslara yardımcı olmasını rica ettim. Ceza evi yönetimi ile de konuştuk. Antepli arkadaşı aynı gün hasta olan arkadaşın odasına aldılar.
Oda dan insanları dehşete düşürücü sesler (uğultular ve böğürmeler) geliyordu. hepimiz adeta irkilerek Rabbimizi tespih ediyorduk. Bu tedavi inatla ve sabırla günlerce sürdü lakin bir sonuç ve fayda elde edemedik. Antepli bu kardeşin bu konuda uzman ve meşhur olmasında rağmen cini çıkarma konusunda başarılı olamadı. Kendisine neden bu cinin çıkarılamadığını sorduğumda ”bu Cinin bir ifrit” olduğunu söyledi.
O an aklıma şu ayet geldi
”Kendisine âyetlerimizi verdiğimiz hâlde, onlardan sıyrılıp da şeytanın kendisini peşine taktığı, bu yüzden de azgınlardan olan kimsenin haberini onlara anlat.” (Araf 175)
Çünkü bu ayet Müslümanları tekfir etmek ile alakalı bir ayetti. Bu ayetin tefsirinde bahis edilen bir hadisde Peygamber efendimiz (sav) şöyle buyuruyordu ;
Hafız Ebu Ya’la, Huzeyfe bin Yeman’dan Rasulullah’ın Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Sizin için en çok, Kur’an okuyup simasında sevinci görünen ve Müslüman olarak bilinen, ancak İslam’dan sıyrılıp Kur’an’ı arkasına atan, komşusuna kılıç sallayan ve müşrik olmakla suçlayan adamdan korkarım.” Bunun üzerine: “Ey Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bu durumda suçlayan mı yoksa suçlanan mı müşrik olur?” denilince, “Suçlayan” diye cevap verdi.”
Bu kimseler Müslümanları tekfir ettiği için Rabbimizin gazabına uğramış ve Allah’ın bir cezası olarak ifritin takibine mazhar olmuşlardır. Allame Şeyh Asım El Makdisi dahi 30 risalesinde bu konunun üzerinde önemle durmuş Müslümanları tekfir etmenin böylesi büyük tehditler ve cezalar içerdiğini vurgulamıştır.
Rukye konusunda tecrübeli olan Antepli kardeş de bu konuda benim ile aynı fikirdeydi. Allah (swt) şahittir ki onlardan rukye yaptığı her kişide bir şeytan ile karşılaşılıyordu. Bu şeytanlar ile yaptığımız sohbetler esnasında şeytanlar ”bu kimselerden çocukları olduklarını ve bir aile olduklarını” anlatıyorlardı. Bu şeytanlar dehşetli Kafir kimseler di. Onlar 2000 ,2500 yaşlarında Yahudi ifritler di. Hatta bu hastalık onlardan bazılarının Eşlerine dahi tesir etmiş , hanımları dahi bu hastalıklı akidelerinden dolayı şeytanın takibine uğramıştı.
Antepli kardeş bu illetin Allah’ın izni ve emri ile başlarına geldiğinden şüphelendiğini ve Müslümanları tekfir ettiklerinden dolayı kalben tövbe etmelerini istedi. Aksi takdirde rukye yapmaya devam etmenin anlamsız olduğunu vurguladı.Bir çoğu bu istikamet üzere inat ettiler ve kabul etmediler. İçlerinden bir tanesi tövbe etti. Ve bu kardeşin tövbesinin kalben olduğuna hepimiz kanaat getirdik, kalplerin özünü Allah (swt) bilir. Bu kardeş kısa sürede hastalığından kurtuldu.
Bu sıralarda mahkemelerimiz de başlamıştı. O zamanlarda Tanzim Kaide davasından tutuklanan kimseler genelde 3,4 ay gibi bir sürede mahkemeye çıkıp tutuksuz yargılanmak üzere ilk celsede tahliye oluyorlardı.
Lakin evdeki hesap çarşıya uymadı. Hükumet siyasetini değiştirmişti.Mahkemeye her çıkan geri ceza evine gönderiliyordu. Herkes de bir tedirginlik hakimdi. Ben 25 yıl ile yıl ile yargılanıyordum diğer kardeşler ise Örgüt üyeliği ile ( 6 yıl 8 ay).
Avukat tutmanın, Oturmanın kalkmanın küfür olduğunu söyleyen tekfirciler , farklı bir ilde yargılanan kardeşlerin 9 ar yıl hapis cezası aldığı haberini duyunca renkleri sapsarı kesildi.
İçlerinden bazıları avukat tuttular , diğerleri de onları tekfir etti. Mahkemeleri bir celse daha atınca onlarda avukat tutmaya karar verdiler. Tükürülenler birer birer yalanıyor ve bu kimselerin samimiyetsizlikleri birer birer ortaya çıkıyordu. Daha düne kadar kardeşine sakalını kısaltırsan kafir olursun diyen şahıs mahkemeye sakalını kazıyarak gidiyordu.
“Din kardeşini bir suçundan dolayı ayıplayan kimse, o suçu (günahı) kendisi de işlemedikçe ölmez. ” (Tirmizî, Kıyâme, 53)
”Ey iman edenler, Allah’ın sizin için helal kıldığı güzel şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allah, haddi aşanları sevmez.” (Maide Suresi, 87)
Bildiğiniz üzere Ruhbanlık hristiyanlık dinine sonradan eklenen bir bidat dır. Allah’ın rızasını kazanma arzusu güden bazı kimseler dinde aşırı giderek Allah’ın (swt) kendilerine helal kıldığı bir takım rızkları tüketmemiş, evlenmeyerek kendilerini tamamen zikre adamışlardır. Daha sonrada icat ettikleri bu bidata da sadık kalmamışlardır.
”(Kendiliklerinden) icat ettikleri ruhbanlığa gelince; biz onu onlara farz kılmamıştık. Allah’ın rızasını kazanmak için onu kendileri icat etmişlerdi. Fakat ona da gereği gibi uymadılar. Biz de içlerinden iman edenlere mükâfatlarını verdik. Fakat onlardan birçoğu da fasık kimselerdir.” (Hadid 27) ,

DEVAM EDECEK
Selam Hidayete Tabi Olanlara


http://kuranneslifecr.blogspot.com

*

Çevrimdışı FECR

  • *
  • 4698
  • Selam Hidayete Tabi Olana
    • FECR
Ynt: Tekfirciler ile F Tipinde İki Yıl
« Yanıtla #3 : 20 Temmuz 2014, 12:59:12 ÖS 12 »
Bir çok toplum Allah’ın rızasını gütmek için dinde yaptıkları aşırılıklardan dolayı helak olmuştur.
Bu Tekfirci insanlarında tutumu Ruhbanlar ile benzer özellikler taşıyor. Yapmış oldukları bu eylemler kendilerine bir fayda sağlamadığı gibi büyük zararlarda veriyordu.
Bunun en somut örneği yurt dışından gelen ve Türkiye de tutuklanan bir kardeşti. Bu kardeş Tekfircilik de baya ileri gitmişti. Bırakın herhangi birini İslami davalardan tutuklanan kardeşlerden dahi selam aldıktan sonra dinden çıktığını düşünerek Kelimeyi Şahadet getiriyordu. Dilekçe yazmanın , gazete okumanın bile kendini dinden çıkaracağını düşünüyordu. Şeytan kendisini dinde aşırılık ile kandırmıştı.
De ki: “Ey Kitap Ehli, haksız yere dininiz konusunda aşırı gitmeyin ve daha önce sapmış, birçoğunu saptırmış ve dümdüz yoldan kaymış bir topluluğun hevalarına uymayın.” (Maide Suresi, 77)
Bu kardeş ile tartışmayan ve tekfir etmediği hemen hemen kimse kalmamıştı. Kendisine ısrarla nasihatler ettik. Konular ile ilgili Resulullah (sav) den Sahabeden (ra) geçmiş ümmet ve peygamberlerin (as) kısalarından delil getirdiysek de kabul etmedi. Bir meselede verilmiş en aşırı görüşü alır ve bayraklaştırır dı.
Mahkeme öncesi kendisine nasihat ettiysem de dinlemedi. Gece geç saat de yüzü sap sarı olmuş bir şekilde duruşmadan döndü. Ne oldu diye sorduğumda dokuz yıl ceza aldığını söyledi. ”Neden?” dedim. ”Hakimi Tekfir ettim, hakkı söyledim ve tartıştık.” dedi. Buraya kadar kendisi ruhsatı kullanmamış ve azameti seçmişti ve kendisini takdir ettim. Kendisi Allah (swt) için sabır diledim.
Sonra bana ”hakime yurt dışında akli dengesi yerinde olmadığına dair raporları olduğunu” söylediğini lakin hakimin dikkate almadığını söyledi.
”SubhanAllah sen bu konuda Allah’ın sana vermiş olduğu ruhsatları küfür olarak gördüğünü ve kullanmadığını sonrada Hakime deli olduğunu mu söyledin?” dedim.
”Evet” dedi.
”Allah dan kork bu nasıl bir savunma? Bu nasıl bir uslupdur.Orada bulunan insanlar bizimle dalga geçmiş ve bunlar bir kaç akılsız , deli insan topluluğu dememiş midir sence? Madem azameti seçtin neden deli raporunu ekliyorsun? ” dedim
”Bilmiyorum” dedi.
Bu arkadaşın hikmetli bir şekilde savunmaya yapan bütün arkadaşları tahliye olmuş bir tek kendisi ceza almıştı.
Onlar sadece kendilerine sorulan sorulara cevap vermiş , gerektiğinde tevil yoluna başvurmuşlardı.
Bu arkadaş ise kendisine soru sorulsun sorulmasın her mesele hakkında görüşlerini
bildirerek mahkemeyi tekfir etmiş ve deli raporunun kendisini kurtaracağını düşünmüştü.
Cezanın ardından arkadaşın ailesi yargıtaya başvurması gerektiğini söyledi. Kardeş yargıtaya başvurmanın da küfür olduğunu düşünüyordu. Bu yüzden bizlere kendi adına dilekçe yazmamızı söyledi. SubhanAllah! Küfre Rıza Küfür değil miydi? Bu nasıl bir akide. Allah’ın (swt) dinini oyuncak haline getirmişlerdi. Daha sonra kendisinin küfür olarak tanımladığı yargıtaya gizlice dilekçe verdiğini cezası yargıtaydan kesinleşince öğrenmiştik. Allah’ın (swt) rahmeti ile zaman hızla geçmiş ve nasıl olduğunu anlamadan ceza evinde yaklaşık bir buçuk yılımı tamamlamıştım.
Yurtdışından gelen bu arkadaşın dosya arkadaşlarından olan bir şahıs ile birlikte kalıyorduk.Bu arkadaş da sürekli olarak Allah’a (swt) tövbe ediyordu. Ve Allah’ın kendisini tahliye ettirdiği takdirde Cihad ahkamı olan Şeyh Eymen Ez Zevahiriyi ve diğer Şeyhleri bir daha tekfir etmeyeceğini ve onlara dil uzatmayacağını söylüyordu.
Bir sabah sayımının ardından gardiyan geldi ve kendisine bir kağıt uzattı. Yüzü sapsarı kesili verdi.
”Ne oldu kardeşim hayır ola bu ne hal?” dedim.
”Abi ben yandım mahf oldum.”
”Ne oldu?” dedim.
”Abi Cehalette bir davam vardı iki yıl ceza gelmiş.” dedi.
Akşam olmadan kendisine yardımcı olmamı avukat tutup yargıtaya itiraz etmesi gerektiğini yoksa mahkeme kendisini tahliye etse dahi ceza evinden çıkamayacağını söyleyerek yardım istedi.
“Din kardeşini bir suçundan dolayı ayıplayan kimse, o suçu (günahı) kendisi de işlemedikçe ölmez. ” (Tirmizî, Kıyâme, 53)
O da Allah’ın rahmeti ile tahliye oldu.
Ben kendisinden yaklaşık altı ay sonra tahliye oldum. Ziyaretime geldi. Kendisi ile sohbet ettik misafirim oldu.
”Abi Suriye ye gittim ve zalim esada karşı savaştım.” dedi.
”Ne güzel abim maşAllah, Kimin ketibesindeydin.” dedim.
” Abi Irak Şam İslam Devletinde Şeyh Eymen Ez Zevahirinin ketibesindeyim.” dedi
O dönemde Şeyh Eymen Ez Zevahiri İŞİD i henüz fes etmemişti. Bu sohbetin üzerinden henüz bir kaç gün geçmeden Şeyh Eymen’in İŞİD’i fes ettiği kararı ortaya çıktı.
Aynı Şahısın Facebook hesabında ”Şeyh Eymen’i tekfir ve Cemaatini tekfir ettiği , onları Mürcielik ile suçladığı ve İşid’in onlara hiç bir zaman biat etmediğini” yazdığını gördüğümde çok şaşırdım ve üzüldüm.
Bu ne iki yüzlülük ve namertliktir. Bu adam Allah swt nın günlerinden bir gün bana yalan söylemişti, Hatta o Rabbine dahi yalan söylemişti. Cemaatinin taassubunu yapabilmeyi yalancılığa tercih ediyordu.
Tekfirciler ile geçirdiğim iki yılda onlar ile alakalı tespit ettiğim en önemli şey. Allah’ın (swt) yüklemediği görevleri Üzerlerine almaya çalıştıkları ve altlarında ezildikleri dir. Din güzel ahlaktır onların ise güzel ahlakdan nasiplerine hiç bir şey düşmemiştir.
Onlara nasihatim Tevhid kelimesini ikrar eden bir kimseyi herhangi bir konuda hüccet ikame etmeden tekfir etmeye kalkmamaları dır. Müslümanlara özelliklede ümmetin gençlerine nasihatim bu kimselere asla özen memeleri dir. Bu yolun sonu dünya ve ahirette zillettir.
Sakın ha sakın harcileri harici yapan özelliğin sadece ”haram yüzünden insanları tekfir ettikleri” olduğunu sanmayın. Onların harici olmalarının sebepleri pek çoktur bunların başında da İslam’ın hayırlılarına karşı düşmanlık ,Emire itaatsizlik ve ahde vefasızlık gelir.
Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat’in menheci şudur ki; Bir kişi İslam’a yakin ile giriyorsa ancak yakin ile çıkabilir.
İslam’a giren insan müslüman muamelesi görür.
”Allah Subhanehu ve Teala şu üç durumda bizlerden razı olur:
1. O’na hiçbir şeyi şirk koşmadan ibadet etmeniz.
2. Allah’ın ipine topluca sarılmanız ve ayrılığa düşmemeniz. (Bu şart cemaat olma kaidesi dışında başka bir şeyle ikame edilemez.
3.Allah’ın ipine topluca sarılın ve ayrılığa düşmeyin.
Allah Resulü (sav) bu üç hususu yerine getiren kimselerin kurtuluşa ereceğine kefil oluyor. O halde ihtilaflı yollara sapmayalım ve Allah’ın dinine ve birbirimize şefkatle, merhametle sıkı sıkı sarılalım.
“Dünyada veya ahirette özür dilemek zorunda kalacağın söz ve hareketten uzak durmaya çalış!” [Hakim]

BİTTİ-

ISLAHHABER.NET
Selam Hidayete Tabi Olanlara


http://kuranneslifecr.blogspot.com

Ynt: Tekfirciler ile F Tipinde İki Yıl
« Yanıtla #4 : 20 Temmuz 2014, 02:34:25 ÖS 14 »
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile;

“Gerçek şu ki size Rabbinizden basiretler gelmiştir. Kim basiretle-görürse kendi lehine, kim de kör olursa (görmek istemezse) kendi aleyhinedir. Ben sizin üzerinizde gözetleyici değilim.” (104)

“Bir Kış günü sabah 5.30 da Radikal İslamcı Terör Örgütü olarak adlandırılan Tanzim Kaide Cemaati yöneticilerinden olduğum gerekçesi ile evime yapılan operasyon neticesinde tutuklanarak yüksek güvenlikli ceza evine sevk edildim.”FECR-ALINTI

Hayret ki ne hayret;

Gerçekten şaşılacak bir şey. Ben çok radikal dincinin değişik gruplarla bağlantıları sebep gösterilerek kodese alındıklarını duydum ve gördüm. Bundan iki yıl öncede benim yiyenimin koçasını da El-kaide militanı olarak aldılar ve 15-16 ay haybeye yattı çıktı. Halbuki yiyenimin eşi el-kaideyi yani selefi olarak bilinin bu cemaati tekfir ediyordu.

Evet bunları duyduk ve gördük ancak bir mürcinin radikal bir örgütün lideri olarak alınması gerçekten hayret edilecek birşeydir. Bu nasıl bir takip ve gözlem sonucu olmuş bir mürcinin nasıl bir radikal yapıyla bağlantısı olduğu sonucu çıkarılmış evet bir kez hayret. Demek ki bu soruşturmayı takip eden polisler hem kör hemde bilinçsiz kişilermiş.

Çünkü bu mürci zihniyetinin tarih boyunca herhangi bir tağuti rejime zarar verdikleri vaki olmamıştır. Bunlar için her türlü fuhşa her türlü küfür her türlü şirk mubahtır. Bu mezhebin,inancı o kadar geniş o kadar salaparti bir bir göbek yapısına,bir mide yapısına sahiptir ki her türlü küfrü hazm edebilecek bir yapıya sahiptir.

Yeryüzünde her türlü leşi sindirebilen bir metabolizmaya sahip olan tek hayvan akbabalardır. Bu kuş türü yeryüzünde ki tüm leş leşleri temizler çünkü ilahi kudret tarafından ona yüklenen budur.

“İslami davadan tutuklanan Müslümanlar ile birlikte kalacağım için içimi tarifi mümkün olmayan bir mutluluk ve heyecan kapladı.Odaya geçerken gardiyanlar ”Birazdan yanına senin ile aynı davadan tutuklu birini getireceğiz” dediler. .”FECR-ALINTI

Birkez daha hayret ki ne hayret. Bir mürci bir radikal dinci ve aynı suçtan içeri alınıyorlar. Gerçekten şaşılacak bir şey. Mürcilerin en çok etkilendikleri şeyin kendilerinin tekfir edilmesi olduğunu çok iyi gözlemişim. Şimdi bu zat Allah-u alem daha evvel Makdisi’nin buna benzer bir hikayesinden etkilenerek kendisine kaleme aldığı bu hikayede ki ilk yalanları ilk satırlarından başlıyor. Ancak makdisi bu konuda çok daha bilgili bir zattır ve meseleleri bu mürciden çok daha iyi bilmesi yazmış olduğu hikayeyi gerçekten okunabilecek kalitede de olmasını sağlamıştır.

Şimdi bu vatandaşın ilk yalanlarından başlayarak cevaplamaya çalışayım;

Diyor ki; “Ben Müslümanlar ile birlikte kalacağım için”

Yani hayrett ki ne hayret;

Ya mürcilere göre kafir diye bir şey var mı ki sen Müslümanlarla birlikte olacağın için mutlu olacakmışsın. Yalanın bu kadarında pes doğrusu. Onlara göre tek kafir vardı oda Cehil idi ve 1400 sene önce öldü.
Yani insan bir şey söyler tamam, yada insan bir hava atarda bu kadar atmaz yani.

Neymiş? Heyecanlanmış

Neymiş? Mutluluk duymuşmuş...............

Niçin; Bir Müslümanla aynı hücrede kalacağı için. Yalan duydumda bu kadarına da pes doğrusu. Neyse yalanları iftiraları ve çelişkileri dinlemeye devam edelim.Dilekçe bakarak kibirli bir eda ile ” Gereğini arz ederim , SubhanAllah” demez mi.”Hayrola kardeş gereğinin yapılmasını istemek de ne var?” diye sordum.”Tağut’a arz mı ediyorsun?” diyerek cevap verdi.”Bu istek te ne gibi bir sıkıntı var?” diye sordum.
Tuhaf bir şekilde gülümsemeye devam ederek kafasını sağa sola eğmek ile yetindi.
Bu tuhaf hareketlerine anlam verememem beni hem üzdü hemde canımı sıkmaya yetti.
Öğlen yemeği geldi. Koğuş arkadaşım akidesi gereği et yemediğini söyledi. Bende isterse bu durumu ceza evinde hali hazırda bulunan alimlere danışabileceğini söyledim. Kendisi yememeyi tercih etti.
Ben yemek yerken de ”Tağut sizi bunun lamı kandırıyor?” diye sordu. .”FECR-ALINT


Fırkaların en şiddetlisi şüphesiz haricilerdir. Fırkaların en şerlisi ise ki bunlar Yahudi ve Hıristiyanlardan daha şerlidirler mürciedir. Şimdi Allah için bu zatın sözlerine bakın ve ibret alın.

 Bu mürci kendisince yanından bulunan kişinin akidesini güya eleştiriyor ve bu akideden rahatsız olduğunu ima etmeye çalışıyor. Bu yanındaki kişi bu mürciyi rahatsızı edebildiğine göre muhtemelen doğru yolda olsa gerek diye düşünüyorum.

Şimdi bu mürciye göre her türlü küfür içerikli herhangi metne imza etmek akideye zarar vermez. Zaten mürcilerein ana akidesi bu temel üzerine kuruludur. Bu mürci bunu iddia ederken yanında ki zat hayret ediyor. Ve şöyle düşünüyor.

“Yaw bu mürci radikal bir örgüte bağlantısı var diye içeri alınmış” fakat bunun bırakın radikal olmayı bu hertü küfre evet diyenlerdendir..” Ve bu mürciye bak kağuş arkadaşım  yazıda söz gibidir eğer herhangi bir metinde islam dini ile çelişen bir madde var ise ve sizde bu maddeyi kabul ediyorum beyanından imza atıyorsanız bu durum sizin akidenizi bozar.

Mislaen; Önünüze bir metin geldi ve bu metinde “Allah diye bir şey yoktur,Peygamber delinin biridir yani mecnundur” sizde bu metne evet bu doğrudur anlamına gelen imzayı çaktınız. İşte imza sizi kafir yapar. Gerçi bunu kime anlatıyorum ki mürciler için kafir müşrik mürted gibi kavramlar zaten yok ya her neyse.
Bütün ehli-sünnet ulemasına göre yazı aynı söz gibidir.

Çünkü Hudeybiye antlaşması sözlü değil yazılı metin şeklinde yapılmıştır.

Dini inancı ne olursa olsun fark etmez hangi dine hangi ırka mensup olursa olsun fark etmez eğer azıcık minnacık onur sahibi olunursa ve kendi ideolojisine bağlılık ve samimiyet sahibi ise karşısına gelen antlaşma metninin içerikliği kendi inancına aykırı ise o kişi oraya imza atmaz. Peki kim hertürlü metne imza atar.
Hiçbir dava endişesi olmayan. Edinmiş olduğu idolojisinin hiçbir olmazsa olmazı olmayan. Onur şeref,haysiyet,dava, gibi kavramları hayatından ve düşüncesinde barındırmayan evet bu tarz bir yapıya sahip insanlar her türlü metne imza atarlar.

Hudeybiye Antlaşma metni Ebu sufyanın önüne konuldu: Ebu Sufyan metne baktı ve ben bu metne imza atmam dedi. Çünkü bu metinde Muhammed Allah’ın elçisidir ibaresi vardır bu ise benim dini inancıma terstir dedi.

Ve sonra şöyle dedi.

Biz :Mekkeli lere onurlu insanlarız inancımız için savaş yapar hem ölür hemde öldürürüz işte biz dinimize bu şekilde bağlı iken ve Muhammedin elçiliğini dinimize dil uzatıyor diye kabul etmez iken nasıl olurda bu metne bu koydunuz da kabul etmemi bekliyorsunuz?

Evet Ebu Sufyan o an müşrik idi,yani Mekke putperestlerinden biri idi ancak gördüğümüz gibi bir mürciden çok daha onurlu ve davasına çok daha bağlı bir yapıya sahip idi.
Peki ya mürcinin yaptığına ne demeli.

Sen gel hem sözde davana hem onuruna hem şerefine aykırır olan seni rencide eden küfür içerikli metne imza at evet bu yüzsüzlüğü göster sonrada dini hassasiyetlerinden ötürü imza atmayan kişiyide kına,kınamaklada kalma borazan tak dünya aleme alay edercesine duyur. Fe sübhanAllah.

Ya bu nasıl bir zihniyet bunu anlamak mümkün değil. Yemin olsun ki ben Müslüman olmadan öncede kendi değerlerine oldukça bağlı bir yapıya sahiptim. Yani böyle karkater bozukluğu yaşayan insanlardan hep uzak durmaya gayret gösterirdim.

Sizlere bir şey söyleyeyim mi;

Aslında mesele şundan ibarettir.

Onur şeref haysiyet samimiyet bedel ödeme ve tüm bu kavramlar Müslüman olmayan insanlarda da bulunabiliyor. Yani illaki bir insanın kendi davası için dik onurlu haysiyetli durması  için Müslüman olması gerekmiyor.

Daha düne kadar pkk lılar devletin kodeslerini devletin başına yıktılar adeta her türlü dik duruşu segilediler ve tağuti sistemden her türlü tavizi kopardılar. Tağutların yüzüne karşı biz ana dilde savunma yapmadıkça ne sizi nede muhakemelerinizi tanımıyoruz hiçbir resmi evrakınızada imza atmıyoruz diyebildiler. Evet bu anlattıklarım mürcinin Makdisinin hikayesinden etiklenerek anlattığı hikaye gibi değil gerçeğin ta kendisi.

Bir pkk lı militan bir batıl dava için  bu duruşu gösterirken be mürci sen ne yaptın? Hiç yüzün kızarmadan arz marz ederim dedin yerleri süpürürüm dedin putlarınıza secde ederim dedin çelenk koyarım dedin ve yaptın  hatta ve hatta anıt kabir defterinize şunuda yazarım

“Ey ulu önder (Keffara) Atatürk. Açtın yolda  gösterdiğin hedefe yürüyeceğime,ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağım olmayan namusum ve olmayan şerefim üzerinde ant içerim”

İşte bir mürci portresi ve bir ibretlik tablo.

Bu zihniyete her göre hiçbir kimse kendi davası için olmazsa olmaz kural koyamaz..
Şimdi bu mürciye bu bölümde şunu sormak istiyorum.

Bir metin içerik bakımından İslam dini ile çelişirse kişi buna tahrif etmeden imza atabilir mi?

Yani şöyle bir metne;

“Şeriat koyma yetkisi Allah’ın değil devletindir. Allah bu devletin işlerine karışamaz buna gücüde yetmez. Ben sizi hem öldürürüm hem yaşatırım hem sorgular hapse atarım hem de muhakeme eder serbest bırakırım sizin tek Rabbiniz benim” evet böyle derse ve bunu yazılı olarak önümüze koyarsa bu metne imza atmanın hükmü nedir.
Mürcilerden bunun cevabını alalım daha sonraki safsatalara cevap veririz inşaAllah. Heleki ileriki bölümlerde bu mürcinin bir sözü vardır ki aman Allah’ın tam bir facia.

Diyor ki alimler arsında ihtilaflı meselelerden hareketle bizi tekfir ediyorlar. Ben de diyorumki şüphesiz Allah’ın laneti yalancıların üzerinedir. Çünkü hiçbir Müslüman ihtilaflı olan bir meselede bir mürciyi tekfir etmez. Mürci zaten Müslüman olmadığı için kafir hükmündedir.

Bak mürci şunu biliyor muydun? Bilmiyorum? Sizin tekfir edilişiniz ihtilaflı bir mesele değildir.

Yani mürcienin tekfiri islam ulaması arasında ihtilaflı değildir. O halde neden seni tekfir edenlere karşı bu kadar kendini heder ediyorsun ve onlara iftira atıyorsun. Neyse biz sorumuza gelelim tekrar ediyorum;

“Şeriat koyma yetkisi Allah’ın değil devletindir. Allah varsada bu devletin işlerine karışamaz buna zaten gücüde yetmez. Ben sizi hem öldürürüm hem yaşatırım hem sorgular hapse atarım hem de muhakeme eder hemde serbest bırakırım sizin tek Rabbiniz benim”

Bu metne imza atmanın hükmü nedir?

Ynt: Tekfirciler ile F Tipinde İki Yıl
« Yanıtla #5 : 26 Temmuz 2014, 02:09:17 ÖÖ 02 »

Cevabınızı bekliyorum inşallah;

“Şeriat koyma yetkisi Allah’ın değil devletindir. Allah varsada bu devletin işlerine karışamaz buna zaten gücüde yetmez. Ben sizi hem öldürürüm hem yaşatırım hem sorgular hapse atarım hem de muhakeme eder hemde serbest bırakırım sizin tek Rabbiniz benim”

böyle bir metne imza atmak küfürmüdür? değilmidir?;

*

Çevrimdışı FECR

  • *
  • 4698
  • Selam Hidayete Tabi Olana
    • FECR
Ynt: Tekfirciler ile F Tipinde İki Yıl
« Yanıtla #6 : 26 Temmuz 2014, 09:57:19 ÖÖ 09 »
Yukarıdaki Muhammed İsra'nın yazdığı makalede böyle bir şey mi yazıyor? Ben böyle bir şey görmedim.Ayrıca böyle bir metnin varlığından da haberim yok. Kim böyle bir metini sunmuş , kim imzalamış bilmiyorum.
Bir Müslüman bu sözleri nasıl söyler mi? /söyleyebilir mi? Elbette söyleyemez /söylemez
Ayrıca makale yazan kişinin Mürcie olduğunu nereden çıkardınız? ???
Yazısından onun da Selefi anlaşılıyor.Ama tekfirci Selefilerden olmadığı ve onların çıkmazlarının farkında olduğu birisi olduğu anlaşılıyor. Sorgulayan ve düşünen bir bir kişi olduğunu anlıyoruz.
Selam Hidayete Tabi Olanlara


http://kuranneslifecr.blogspot.com

Ynt: Tekfirciler ile F Tipinde İki Yıl
« Yanıtla #7 : 26 Temmuz 2014, 11:24:26 ÖS 23 »
FECR hoca abi ben yukarıdaki yazıda böyle bir şey yazılıdır iddiasında bulunmadım. Sadece basit bir soru sordum ve sorumu konu dağılmasın diye tekrar ediyorum;

“Şeriat koyma yetkisi Allah’ın değil parlamentonundur. Allah varsa da bu devletin işlerine karışamaz buna zaten gücüde yetmez. Ben sizi hem öldürürüm hem yaşatırım hem sorgular hapse atarım hem de muhakeme eder hemde serbest bırakırım sizin tek Rabbiniz benim”

böyle bir metne imza atmak küfür müdür? Değil midir?;

*

Çevrimdışı FECR

  • *
  • 4698
  • Selam Hidayete Tabi Olana
    • FECR
Ynt: Tekfirciler ile F Tipinde İki Yıl
« Yanıtla #8 : 27 Temmuz 2014, 09:14:51 ÖÖ 09 »
Bu söz elbette küfürdür. Aksini iddia eden var mı? ???
Selam Hidayete Tabi Olanlara


http://kuranneslifecr.blogspot.com

Ynt: Tekfirciler ile F Tipinde İki Yıl
« Yanıtla #9 : 30 Temmuz 2014, 10:11:01 ÖÖ 10 »
tekfir,ne kafir müşrik sayım memurluğudur,nede öyle bi kaç cahil cuhelanın heva ve hevesiyle hareket etmesidir.

Tekfir hak ve batılı birbirinden apaçık ayırd edip bunu sosyal hayatta halklara indirme ve vela bera ya göre yaşamaktır...


Yukarda hezeyanlarını islam olarak anlatan kişi ne kadarda yanılmış bu hezayanlarıyla....

Ynt: Tekfirciler ile F Tipinde İki Yıl
« Yanıtla #10 : 31 Temmuz 2014, 12:07:37 ÖÖ 00 »
Selam hidayete erenlere;

Milyon kere çelişkilerinizi ispat etsek de batıllarınızı ortaya koysak da bakıyorum ki değişen hiçbirşey olmuyor maalesef. Aynı tas aynı hamam…………

FECR hoca; Öne Allah için elimizi vicdanımıza sonrada cüzdanımıza koyalım ve aklı selim düşünelim. Bu vermiş olduğunuz yazıdaki vatandaşın hezayanları ve yalanları daha yazısının başında ortaya çıktığını lütfen kabul edelim.

Size yönelttiğim metin elbette küfür içeriklidir bunu sizde kabul ediyorsunuz;

Madem ki bunu kabul ediyorsunuz o halde  bu sözünüzden şu sonuç acıkmaz mı?


Demek ki önümüze konulan her metne imza atamayız. Bu iftiracı vatandaşın üstün körü konuyu anlatıp mürci zihniyetini taşıyan mantığını ortaya koymak yerine şöyle yapması daha ilmi daha hakka uygun olmaz mıydı?
Öncelikle imza atılacak olan metnin bir kopyasını yazıp bu metinde İslam dinine aykırı herhangi madde söz konusu değilken yanımdaki zindan arkadaşım bu metnin küfür olduğuna yorumladı daha sonra da küfür olmayan bu metne imza attığım için beni tekfir etti,bizde Allah’ın izni ile o metnin içerikliğine bakardık ve bu zevatın söylediklerinin doğru olup olmadığına kanaat getirirdik. Ancak bu adam böyle yapmıyor başkalarını karalama adına kendi küfrünü örtbas etmeye çalışıyor.


Şunu bilmemiz lazım gelir ki biz İslam olmayan bir darda yaşıyoruz. Dolaysıyla tüm sistem bizim dinimizi inkar etmeye dayalı bir şekilde dizayn edilmiş bu sistemin hukuk sisteminde bulunan bir çok yasa doğrudan dinimizin aslını bozan küfürle doludur.

O halde biz Müslümanlar dinimize aykırı olan metinlere imza atamayız. Bunu anlıyorum ki sizde istemeyerek de olsa kabul ediyorsunuz o zaman dinimize, dinimizin temellerini yok saymaya yönelik ilkelere aykırı şeyler önümüze konulduğunda bir müslüman olarak bu tür metinlere imza atamayız. Bu nasıl bir zihniyet ki on yaşındaki çocuğun dahi çöze bileceği bu kadar basit bir meseleyi bile alay konusu edecek kadar basiretten yoksun olsun. Böyle bir kişinin bir kişinin sözünü hangi akıl sahibi muteber kabul etsin?


Rasulullah (s.a.s) kavlen şöyle buyurdu;

Bir adam bir sinek yüzünden cennete gitmiş.

Bir adam bir sinek yüzünden cehenneme gitmiş.

Ashab sormuş;

Ey Allah’ın Rasulu bu nasıl olmuş;

Rasulullah (s.a.s); Zamanın birinde bir diyar varmış. Bu diyara girip çıkanlar bu diyarın kralına bir hayvan adak ederlermiş. Yine bir gün bu diyarın kapısına bir kişi gelmiş görevli askerler kendisinin bir adak adaması gerektiğini aksi takdirde kellesini alacaklarını söylerler. Bu adamda benim adak adayacak hiçbir canlı hayvanım yok demiş. Askerlerde o hal de bir sinek öldür ve onu adak ada öyle geç demişler. Ve bu adam bir sineği adak adamış şehre girmiş ancak kafir olmuş.

Diğer bir adam gelmiş ve şöyle demiş ben bir sinek dahi olsa Allah’tan başkasına kesmem ve bu adamı da öldürmüşler.
İşte bir sineği dahi adak vermeyen kişi cennete diğeri ise cehenneme gitmiş.

Buradan anlıyoruz ki ibadet kapsamına giren hiçbir ameli kul Allah’tan başkasına yapamaz bu tevhidi bozar. Ancak şunu kesin olarak biliyoruz ki gerek tağuta muhakeme /nisa/60 olmayı gerektiren meseleler olsun gerek Allah’tan başkasına/hüküm verme yetkisi tanıma/Yusuf/40 olsun ibadet kapsamındadır. Bu tür metinler Müslümanların karşısına geldiğinde ancak ilgili bölümleri kabul etmiyorum veyahut tahrif ederek imzalayabilir. Aksi takdirde szinde dediğiniz gibi küfür olan bir metne imza atar ki buda onu kafir yapar….

FECR hoca ; Bunu sizinle tartışmak için değil bu vatandaşın nasıl boş beredayi (Anlamsız) konuştuğunu ispat etmek için nasıl başkalarına iftira attığını ispat etmek için sormuştum. Daha sonraki bölümlere de bir ara cevap vermeye gayret ederim inşaAllah;

“De ki: "Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur."İsra/81


Vesselam………………..