"Veli" ve Evliya" Terimleri

  • 126 Cevap
  • 91902 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı osisko

  • Derviş
  • ****
  • 593
  • Edep ya Huuu..
Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
« Yanıtla #45 : 08 Temmuz 2014, 02:59:03 ÖÖ 02 »
Evliya 'ya biat, Peygamberler efendilerimize biat 'ın, yani asr-ı saadet ve öncesindeki emir ve buyruklar ile, günümüzdeki biat, biat-ı Resulullah arasında fark yoktur.

Biat günümüzde var, devam ediyor, kıyamete kadar da geçerli olacaktır. Biat için Evliya var, Veli var, Mürşid var, Uyarıcı var, Elçi var.

Kuran, dün ile bugün arasında kopukluğa müsaade etmez. Aksine birleştiricidir. Hem mana olarak, hem yaşanılırlık olarak. Hz. Allah dünde kalanlara neyi emretmişse, bugün de var, yarın da var, kıyamete kadar da var olacak.

Aksi bir durumda Kuran 'ın, İslam Dini 'nin evrenselliğinden bahsedilemez.

Hz. Allah 'ın adaleti, kanunu, yasası dün nasıldı ise, günümüzde de benzeri ile aynen devam etmektedir. Dünde kalanlar imtihan edildiler ve biz bundan muafız diye düşünmek Kuran 'a aykırıdır.

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..

*

Çevrimdışı osisko

  • Derviş
  • ****
  • 593
  • Edep ya Huuu..
Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
« Yanıtla #46 : 08 Temmuz 2014, 03:05:44 ÖÖ 03 »
EVLİYA 'LAR, AŞAĞIDAKİ ŞU SEBEPLERDEN DOLAYI İNKAR VE REDDEDİLEMEZLER..!


Ey inananlar, Allah 'a, Elçisine, Elçisine indirdiği kitaba ve daha önce indirmiş bulunduğu kitaba inanın. Kim Allah 'ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve ahiret gününü inkar ederse o, delalete uğrayanlardandır.
Nisa 136

Allah 'a ve peygamberlerine iman eden ve onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlara işte Allah onlara pek yakında mükafatlarını verecektir. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
Nisa 152

Biz elçileri sadece müjdeciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim inanır ve uslanırsa onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Enam 48


Hz. Allah geçmiş ümmetleri nasıl bir imtihana tabii tutmuş ise, kıyamete kadar izlenecek olan bu yolda imtihanlar aynı şekilde devem edecektir. Aksini düşünmek imana terstir.

Zebur, Tevrat 'ın devamı idi. Bunların devamı olarak İncil indirildi..! İncil 'in devamı olarak da, Kuran-ı Kerim indirildi.

Tevrat 'ta, Zebur, dolayısı ile Davud as. , Zebur 'da, İncil ve İsa a.s müjdelenmişti. İncil 'de ise Kuran ve Hz. Muhammed Mustafa s.a.v efendimiz müdelenmiştir.

Hz. Allah ayetinde şöyle buyurmakta;

Önündeki Tevrat 'ı doğrulayıcı olarak izleri üzerine, Meryem oğlu İsa 'yı arkalarından gönderdik. Ve ona, içinde doğruya rehberlik ve nûr bulunmak, önündeki Tevrat 'ı tasdik etmek, sakınanlara bir hidayet ve öğüt olmak üzere İncil'i verdik.
Maide 46


Bir başka ayetinde ise;

Hayy ve Kayyûm olan Allah 'tan başka ilah yoktur. O, sana Kitabı hak ile ve önceki kitapları tasdik edici olarak tedricen indirmiş; daha önce de, insanlara doğru yolu göstermek üzere Tevrat ile İncil'i hakkı batıldan ayırt eden hükümleri göndermiştir. Bilinmeli ki, Allah'ın ayetlerini inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah, cezaları vermekte mutlak güç sahibidir.
Ali İmran 2.3.4

Buyrulmakta..

Birbirinin devamı olan her kitapta, Hz. Allah Elçi 'lerine iman etmeyi, onlara biatı, tabii olmayı emretmektedir. Geçmiş ümmetler gönderilen elçiler ile imtihan edildi ve bu iş burada kapandı mı.? Hayır..!

Bugün, yarın ve kıyamete kadar, Evliya 'yı, Allah 'ın Elçisi olarak kabul etmek, kabulden sonra Evliya 'ya biat etmek, biat etmese dahi Evliya 'yı inkar ve reddetmemek imanın gereğidir.

Kitaplar birbirinin devamı, müjdecisi ve tasdikçisi olacak, Peygamberler birbirinin atası ve izleri üzere gönderilmiş olacaklar..! Zamanlarında yaşayan ümmetlerinin, Peygamberlere ve kendilerine indirilene iman etme şartları olacak..

Bugün ve yarın yaşayacak insanoğlunun imtihanında ise Peygamber varisleri olan Evliyaullah olmayacak öyle mi.? Böyle bir düşüncede, Allah 'a noksan sıfat isnat edilmiş olunur. Bütünüyle tertip, tanzim, taktir edilen sinsile-i meratip bu şekildedir. Birbirini takip eder, edecektir.

Evliya 'yı kabul etmeyen, inkar eden, dün ile bugün arasındaki bağı kesmiş demektir.

Zamanımızda geçmişin imtihan modeli aynen devem etmekte. Peygamberlerle imtihan edilenlerin akıbeti aynen bizler için geçerlidir.


Be yüzden Kuran ayetlerinden Evliyaullah 'ı çıkarmak, reddetmek, inkar etmek küfürdür.


Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizin de yasası. Bizim yasamızda bir değişiklik bulamazsın.
İsra 77

Sana söylenen, senden önceki elçilere söylenmiş olandan başka bir şey değildir. Kuşkusuz Rabbin, hem bağışlama sâhibi, hem de acı azâb sâhibidir.
Fussilet 43

Senden önce hiçbir resûl göndermedik ki ona: «Benden başka İlâh yoktur; bana kulluk edin» diye vahyetmiş olmayalım.
Enbiya 25


Ayetler yalnızca akıl sahipleri içindir.

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..

Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
« Yanıtla #47 : 08 Temmuz 2014, 11:15:22 ÖS 23 »
Her şeyi yoktan var eden Allah’ın adı ile;

FECR hocanın yayınlamış olduğu makale ilmi olmakla birlikte gayet açıklayıcı da olmuştur.

İslam dinindeki birçok kavramlar o dönem toplumu içerisinde gündelik hayatta sık sık kullanılan kavramlar idi. Ancak nübüvvetin başlamışı ile birlikte bu kavramlara ıstılahi anlamlar yüklenmeye de başlanmıştır. Bu sebepten dolayı dini konularda hüküm çıkarılırken bu ıstılahi kavramların manalarının bilinmek zorunluluğu vardır. Kur’an’dan hüküm çıkarılırken bu bir usüldür.

Hüküm çıkarılırken usül ve kaidelerden uzak kavramlara Allah’ın yüklemiş olduğu manaların dışında anlamlar yüklemek cehillerin işidir. Bir ayetten hüküm çıkarılırken bir başka ayetteki hükümle çakışmamak adına konuyla ilgili tüm naslar ortaya konmak ve böyelece hüküm çıkarılmak mecburiyeti vardır.

Aksi durumda ayetlerden çıkarılan bir hükmün başka bir hükümle çakışması Kur’an’da tezat varmış imajı ortaya çıkarabilir ki böylesi bir durum küfre sebebiyet verebilir.. Burada ki küfür illeti Allah’ın sözünde çelişki varmış gibi bir algı ortaya çıkmasına vesile olmaktır.

Veli, dost, yaren, ahbap, arkadaş gibi kavramları daha evvelki bölümde de değindiğimiz gibi evet bu tür kavramlara hiç kimse kendi kafasına göre anlamlar yükleyemez. Çünkü bu kavramların ve daha başka Rab İlah Zikir gibi kavramların hangi anlamlarda geçtiğini de yine bizlere din öğretmektedir.

Allah’ın dostları denildiğinde Allah bu dostlarının vasıflarını askıda bırakmamış ve bu dostların kimler olduğunu hangi niteliklere sahip olduğunu da ortaya koymuştur.

Daha evvelki bölümde de delilleri ile birlikte aktardığımız Yahudi ve Hıristiyanların kendilerini Allah’ın dostları olarak vasıflandırmış olmalarını Allah hiçbir surette kabul etmemiştir. Ayrıca taptıkları bir takım nesneleri Allah katında ki aracılar (Şefaatçiler) Zümer/3 olduğunun iddiasını da Mekke putperestleri dile getirmiştir. Ancak tüm bu iddialar ve bu kavramlara insanlar tarafında yüklenen anlamlar ilahi kudret tarafından kabul edilmemiş bu iddia sahipleri müşrik olmakla itham edilmişlerdir.

Bugün ise hiçbir ilme sahip olmadan sağlam bir akide ve sağlam bir din üzerinde olmadan bazı zümreler kendilerini Allah’ın velileri olduğunun iddasını taşımakla kalmıyor ve Allah’ın  muvahhid kulları için hazırlamış olduğu cenneti insanlara maddi şeyler için parselleyip satmaya çalışmaktalar.

Bu tür iddia sahiplerini İslam dairesi içerisinde görmüyor ve bunlardan bunların küfürlerinden Rabbimize sığındığımızı açıklıyoruz.

“De ki: Size bunlardan daha hayırlısını haber vereyim mi: O da, sakınanlar için, ebedi olan ve kıyılarından ırmaklar akan, içinde tertemiz eşler bulunan bahçelerdir ve Allah'ın sizden razı oluşudur. Allah, kullarını görür.”Ali-İmran/15

Gece müridinin yatarken kaç kere sağa kaç kere sola döndüğünü ve müridini her türlü uzaklıkta gördüğünü iddia edebilecek kadar sapıklık içerisinde olan zevatların Allah’ın dostları olma özelliği taşımadıkları ap açık ortadadır.

(Ey Muhammed!) De ki: “Amelce en çok ziyana uğrayan; iyi iş yaptıklarını sandıkları hâlde, dünya hayatındaki çabaları kaybolup giden kimseleri size haber verelim mi?” (103-104)

En güzel söz Allah’ın sözüdür. Kendilerini iyi işler yaptıkları hususunda beyhude bir inanca sahip olanların amelleri boşa gitmiştir. Demek ki amellerin makbul olabilmesinin en temel şartlarından bir tanesi de yapılan amelin Allah’ın dinine uygun olmasıdır. Vesselam

*

Çevrimdışı osisko

  • Derviş
  • ****
  • 593
  • Edep ya Huuu..
Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
« Yanıtla #48 : 09 Temmuz 2014, 07:14:03 ÖS 19 »
Evliya, Veli, Mürşid, Elçi kıyamete kadar var olacak. Kimsenin en ufak bir tereddütü olmasın.

İşte sana Mürşid, işte Elçi demek, kişinin acizliğidir.

Hiç kimseyi aracı yapmadan, Mürşidini doğrudan Allah 'tan istemek, hem gönlün mutmain olması için, hem de kişinin nasibinde hangi mürşid var ise bunu doğrudan mülkün sahibinden sormak, sanırım teslimiyet için de büyük önem taşır.

Bunu öğrenmenin en güzel ve kestirme yolu, istihare yapmaktır. Allah 'a sor, O sana Mürşidini söylesin. Samimi olarak yapılan müracaatın çevrildiği hiç görülmemiştir.

Birilerinin çıkıp Tasavvuf ve Evliya karşıtı yazılar paylaşması, inanın Allah 'a noksan sıfat isnat etmekten başka kişiye bir şey kazandırmaz.

Bu gün, dünün devamı. Değişen hiç bir şey yok. Zaman, süre, mekan biz acizler için var edilmiş. Geçmişi olmayanın, bu günü olmayacağı gibi, geleceği, yarını da olmaz.

İstedikleri kadar dalga geçsinler, istedikleri kadar aşağılasınlar, istedikleri kadar Tasavvuf 'u Din dışı bir inanış gibi lanse etmeye çalışsınlar.. Bunu yapanlar için şunu söyleyebilirim;

Allah 'ı bilmiyorlar. İslam 'ı idrak edememişler. Gayb onları hiç ilgilendirmiyor. Kuran 'a ve Allah 'ın şer-i kurallarına aykırı davranıyorlar. Cüz-i akılları ile ...  Yani cüz-i irade ile Küllü iradeyi çözebileceklerini, idrak edebileceklerini, anlayabileceklerini zannediyorlar.

Kendi hesaplarını çok iyi yaptıklarını zannediyorlar amma, Allah 'ın hesabını kendi hesapları içerisine dahil etmiyorlar..!

Günü gelince, bu dünyada olmasa da ahirette idrak "ettirilecek".. Amma iş, işten geçtikten sonra neye yarar..? Bu kez de telafisi mümkün olmayacak..

Bilmediklerinden, bilemediklerinden yapıyorlar..
"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..

Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
« Yanıtla #49 : 09 Temmuz 2014, 11:55:40 ÖS 23 »
içerik olarak tamamıyla olmasa da ifade açısından osisko'nun tahrik edildiğini ve üzerine çok gidildiğini düşünüyorum, bu da ona yarar sağlamak yerine inandıklarına daha çok sarılıp sahiplenmesini sağlıyor doğal bir tepkime olarak. böyle davet olmaz, sevdiği saydığı inandıklarına 'sapıklar' denilerek bir anlatım ne yapana ne yapılana yarar sağlamaz aksine itici olur. Kur'ana ve mushaflardaki tavsiyelere aykırıdır. ''Kimsenin kutsalına sövmemeli ki, kutsal olana saldırı olmasın.'' Rahmanın adıyla başlanılan sözde rahmet ve hayır olur, hakaret ve sövgü değil. esenlikler akledenler üzerine olacaktır kuşkusuz. İSRA-ALINTI

Dini konularda herkes Kur’an ve sünnetten yani dinin naslarında elde edebileceği kadar bir inanca sahiptir. Kimisi her türlü şirk ihtiva ve eden inançlar ile İslam dini arasında bir ortak dil bulabilir bu onların sorunudur. Kendilerince bir tebliğ metodlarıda olabilir yine bu onların sorunudur.

Nasrettin hoca misali senin dediğin doğrudur ancak senin de dediğin doğrudur demek bizim kullanacağımız bir dil değildir. Biz İslam dinine inanıyoruz bizim küfür ile küfür ehli ile din konusunda herhangi bir uzlaşmayı kabul etmez daha doğrusu batıl olan dinlerin varlığını dahi kabul etmez. Bizim dinimizin bir peygamberi ve alimleri vardır. Biz ne söylüyorsak hangi kavramları kullanıyorsak dinimizin kaidelerine uygun bir şekilde kullanmaya gayret sarf ediyoruz.

İbn-i Teymiyye Rahimehullah FARK adlı kitabında şunları zikr etmektedir.
 
Şanı büyük Allah mealen buyuruyor ki:

“De ki: “Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun! Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın. Allah çok affedici ve çok merhamet sahibidir.” (Ali İmran: 31)

Hasan-ı Basri (r.a) buyuruyor ki:

“Bir millet Allah'ı sevdiğini iddia etmiş, onlara imtihan maksadıyla şu ayet indirilmiş:
“Kim Resule uyarsa, Allah onu sever.”

Evet, anlaşılıyor ki, Resulü sevmeden, ona uymadan, takibçisi Olmadan hiç kimse Allah'ın dostluğunu kazanamaz…”

Çok kişi bunun aksini düşünür ve itikad ederler. Halbuki ise, Allah'ın dostluğundan uzak kimselerdir bu kişiler. Yahudi ve Hıristiyanlar da Allah'ın dostu olduklarını iddia ederler. O'nun sevgili kulları olduklarını ileri sürerler.
Şanı yüce olan Allah, bunlara şöyle cevap veriyor mealen:

“Yahudi ve Hıristiyanlar “Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz, dediler. Öyleyse günahlarınızdan ötürü size niçin azab ediyor. Siz sadece Allah'ın yarattığı insanlarsınız, de. Allah dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Göklerin ve yerin ve her ikisinin arasında bulunanların hükümranlığı Allah'ındır. Dönüş ancak O'nadır.” (Maide: 18)

Başka ayetlerde de bu konu üzerinde durulmaktadır:

“Cennete ancak Yahudi ve Hıristiyan olanlar girecek” dediler; bu onların boş kuruntularıdır. Ey Resul! Sen de de ki: “Sözünüz doğru ise delillerinizi getirin. Hayır öyle değil; iyilik Rabbinin katındadır. Onlara hiçbir korku yoktur, onlar asla mahzun da olmazlar.” (Bakara: 111, 112).

Puta tapıcı oldukları halde, Araplar Mekke'de kaldıkları ve Kabe'ye yakın oldukları için, Allah'ın dostu ve yakını olduklarını ileri sürerlerdi ve kendilerine hiçbir faydası olmayan bu durumlarından ötürü başkalarına karşı üstünlük taslamaya çalışırlardı.

Allah Kur'anda onların bu budalaca böbürlenmelerine karşılık şöyle buyurmaktadır mealen:

“Ayetlerim size okunurdu. Fakat siz büyüklük taslayıp gece ağzınıza geleni söyleyerek ardınıza dönüyordunuz.” (Müminun: 66)

“Hani o küfre sapanlar / kâfirler , seni bir yere kapamak veya öldürmek, yahut da sürmek için hile ve tuzak kuruyorlardı. Allah onlar düzen kurarken düzenlerini boşa çıkarıyordu (Allah da karşılığında tuzak kuruyordu). Allah düzen ve tuzak kuranların (tuzaklarına karşılık verenlerin) en hayırlısıdır.

Ayetlerimiz onlara okunduğu zaman “İşittik, işittik; istesek biz de aynını söyleyebiliriz. Bu sadece eskilerin bir masalıdır.” derler”. (Enfal: 30, 31)

Bu ayetlerle, müşriklerin, yani Allah'a ortak koşanların, Allah dostları ve Allah evinin gerçekten komşuları olmadıkları beyan ediliyor. Gerçek dostların, Allah'dan gereği gibi korkanlar olduğu ifade ediliyor.
İtibar edilebilir hadis kitaplarımızdan Buhari ve Müslim'de, Ömer bin Abdülaziz'den şöyle naklolunmaktadır:
Allah'ın Resulünden duydum. O dedi ki:

“Doğrusu, falan soy benim dostlarım değildir. Benim gerçek dostlarım Allah ve salih müminlerdir.”
Bu hadis-i Şerif Allah'ın şu yüce buyruğuna uygun düşmektedir:

“Bilin ki Allah, kendi Resulünün dostudur; bundan sonra da Cebrail, salih müminler ve melekler onun yardımcısıdır.” (Tahrim: 4)

Salih müminler, takva sahibi olup Allah'ın dostluğunu kazanan gerçek bahtiyarlardır. Bunlar arasında, Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali (r.a.) ve ağaç altında Allah'ın Resulüne biad edenleri zikretmek gerekir. Bu biada katılanların sayısı bin dörtyüze yakındır ve hepsi de cennetliktir.

Nitekim Allah'ın Resulü buyurmuşlardır:

“Ağaç altında biad edenlerin hiç biri cehenneme girmeyecek.”

Bu hadise benzer bir de hadis-i kudsi vardır:

“Benim dostlarım nerede olurlarsa olsunlar ve ne hal üzere bulunurlarsa bulunsunlar takvadan ayrılmazlar.”
İnkarcılardan öyleleri vardır ki, Allah'ın dostu olduklarını söylerler. Gerçekte ise, bu dostluktan fersah fersah uzaklardadırlar. Tersine, Allah'ın düşmanlığını kazanmışlardır.

Münafıklar da böyledir. Zahirde Müslüman olduklarını iddia ettikleri halde, Allah'dan başka ibadete layık ilah yoktur, tevhid kelimesini söylerler. Fakat gerçekte, içlerinden bunun aksine inanmışlardır. Mesela, içlerinden;
“Allahın resulünün itaatkar bir melek olması gerekir, yahut Hz. Muhammed sadece ümmilere, gönderilmiş bir peygamberdir ve kitap ehline gönderilmemiştir.” dedikleri halde, dışlarında itikadlarını saklarlar. Yahudi ve Hıristiyanlar böyle olan topluluklardır. Sözleri şudur:

“O insanların sadece avam kısmına elçi olarak gönderilmiştir, Allah'ın veli kullarına değil. Zira velilerin elçilere ihtiyaçları yoktur. Onların tanrıya gidecekleri özel yolları vardır. Nitekim, kendine has bir yoldan Allah'a giden Hızır'ın da Musa'ya ihtiyacı yoktu.”

Gene:
“Biz de muhtaç olduğumuz bilgileri doğrudan doğruya Allah'dan alırız” iğrenç sözlerini tekrarlar dururlar.
Veyahut da şöyle söylerler:

“Peygamber, ancak zahiri anlamda yasaklar koyan bir din getirmiştir. Biz bu konuda ona hak vermekteyiz. Ama batını gerçeklere gelince, işte peygamber bu gerçeklerle birlikte gelmemiştir, onun için de batını alemin gerçeklerini bilmez. Bilse de, onun bildiği kadar biz de biliriz. Çünkü, biz, bizimle Allah arasında hiçbir vasıta olmadan, bu gerçekleri ilham yoluyla almaktayız.”

Bu sapıklardan bir kısmı da der ki:

(Dikkat edilirse İbn-i Teymiyye bu kesimden söz ederken onları sapıklıkla itham ediyor. Çünkü bunların sapıklığını örtmek ve böylesi şirkleri küfürleri yumuşak geçişlerle geçiştirmek küfrün bir çeşididir.)

“Sufiler çok yüksek bir derecede bulundukları için peygambere ihtiyaçları yoktur. Zaten peygamber de bunlar için gönderilmemiştir.”

Bir takımları şöyle söylemektedir:

“Sufilere batın ilminde indirilen vahiy, peygambere miraç gecesinde bile yapılmamıştır. Sufilerin derecesi, risalet derecesinden aşağıda değildir.”

Şu her biri iğrenç küfür taşıyan sözleri dinlemek bile insanı çileden çıkarır.

Bu sapık günahkarlar, aşırı bilgisizlikleri sebebiyle, İsra'nın Mekke'de vuku bulduğunu bile bilmezler. Halbuki, miracın Mekke'de başladığını bizzat Kur'an bildirmektedir:

“Kulu Muhammed'i gecenin bir kısmında Mescid-i Haram'dan, kendisine bir kısım ayetlerimizi göstermek için çevresini kutsal kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah'ın şanı ne yücedir.”

"Suffe", Medine'de Allah Resulünün mescidinin sol bitişiğindedir. Yoksul ve kimsesiz garipler oraya yerleşirlerdi. Peygamberin emriyle Medine'ye hicret edenlerden oturacak mesken bulamayanlar, kendilerine bir ev buluncaya kadar mescidin suffe bölümüne yerleşirlerdi. Suffe ehli sayılı ve belli kimselerden teşekkül etmiyordu. Bazan azalır, bazen de çoğalırlardı. Müslümanlardan biri gelip orada konaklar, yer bulunca da oradan ayrılırlardı.

Suffe ehlinin ilimde ve dinde hiçbir üstünlükleri yoktu. Onlar da diğer Müslümanlar gibi Allah'a ve Resulüne inanmış, ard niyetsiz Müslümanlardı. Onların içinden sonradan dinden dönenler bile olmuştur. Müslüman olduk diyerek Mekke'ye gelen İrniyn kabilesinden karın ağrısına tutulmuşlara şehrin kenarında yer ve çadır verilmiş; bozulan barsaklarını düzeltmek için, kendilerine deve sütü içmeleri Allah Resulü tarafından emredilmiş, gerekli bütün ihtimam gösterilmiş olmasına rağmen, iyileştikten sonra Allah Resulünün çobanını öldürüp develerini de sürüp götürmüşlerdi. Allah'ın Resulü de bu hain mürtedleri yakalatıp idam ettirmişti.

Bu olayların hikayeleri, Suffe ehlinin hayatları, Buhari ve Müslimde Enes Bin Malik'den naklen tespit edilmiştir.
İşte yukarıda naklettiğimiz olayın kahramanları da ehli Suffe'dir. Onlar da garip sayılmış, kendilerine barınak verilmiş, yardım edilmiş, fakat, onlar buna mukabil hırsızlık yapmışlardır. Resul çobanını öldürüp develerini yağma etmişler, hasılı dinden çıkmışlardı.

Elbette ki, ehl-i suffe içinde bunlar gibi sapıklar bulunduğu gibi, Sa'd bin Ebu Vakkas gibi Ebu Hureyre gibi seçkin müminler de bulunmaktaydı.

Ensar'ın bütünü, hicret edenlerin en büyüklerinden olan Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Talha, Zübeyr, Abdurrahman bin Avf, Ebu Ebeyde bin Cerrah ve daha bir çok benzeri ehl-i suffeden değillerdir. Hatta bir rivayete göre, Muğire bin Şube'nin hizmetçisi bile Suffe ehli arasında bulunuyordu. Allah'ın Resulü bu hizmetçi hakkında;

“Bu köle yediden biridir” dediği de doğru değildir.

Ebu Nuaym bu resul sözünün doğru olduğunu Hülye'de kaydetmişse de, sahib-i selahiyet ilim adamlarının ittifakıyla bunun doğru olmadığı açık bir biçimde anlaşılmıştır. Tıpkı bu hadis gibi, böyle konularda ifade edilen daha bir çok hadisin de uydurma olduğu ortaya konmuştur. Mesela:

- Veliler, ebdal, nukaba, nüceba, evtad ve akdeb hakkında, Resule atfedilen haberler uydurmadır.
- Üçler, dörtler, yediler, onikiler, kırklar, yetmişler, üçyüzler, üçyüzonüçler gibi guruplanmâlar da uydurmadır.
- Kutb'un bir kişi olduğuna dair söylenen haberler de uydurmadır.

Selefden salih olanlardan hiç biri “Ebdal” dışında kalan hiçbir ifade kullanmamıştır. Onlara “Ebdal” dışındaki hiçbir sıfat isminden bahs etmemişlerdir.

Müsned adlı kitabda, Hz. Ali'den yapılan bir rivayette “Kırklar Şam'da bulunur” sözü de uydurmadır, sahih değildir. Çünkü, hem Hz. Ali, hem de onun ashab-ı kiramdan olan arkadaşları, hem Muaviye'den, hem de onun Şam'daki yoldaşlarından çok daha fazla üstündürler. Allah'ın gerçek dostlarını Hz. Ali'nin yanında değil de, Muaviye'nin yanında aramak, olacak şey değildir.

Buhari ve Müslim'de Ebu Said'den yapılan bir rivayete göre, Allah'ın Resulü buyurmuştur ki:

“Müslümanlar birbirinden ayrıldığında bir kısım kimseler dinden çıkar. İki taraftan daha haklı olanı onları katleder.”

Burada işaret edilen dinden çıkma olayının kahramanları Haricilerdir. Hz. Ali'nin zamanında bunlar baş kaldırdılar ve ortalığı adamakıllı karıştırdılar. Bu karıştırıcılıkları İslam dini için tehlikeli boyutlara ulaşınca da, Hz. Ali kılıç kullanmak zorunda kaldı.

Allah Resulünden nakledilen hadis Hz. Ali'nin haklı olduğunu göstermektedir. Onun için, Ebdal'ın Muaviye yoldaşları arasında değil de, Hz. Ali ve arkadaşları yanında bulunması çok daha uygun bir hükümdür.
Bunu teyid eden bir olay geçmiştir. Allah Resulün yanında. Şairlerden biri;

Aşk canavarı ciğerimi ısırdı gerçekten,
Bu yara için ne tabib var, ne de bir efsuncu,
Ancak çok şiddetli bir bağlılıkla bağlandığım bir dost var
Beni efsunlayıp tedavi eden odur.

Mısralarını söylediği zaman, Allah Resulünün vecde gelip sırtındaki hırkasını yere düşürdüğünü bildiren rivayetler de bütünüyle yalandır. Bundan daha yalan olanı, Allah Resulünün bu olayda elbiselerini parça parça yırtıp üzerinden attığını, Cebrail'in de bu parçalardan herbirini alıp arşın altına astığı rivayetidir.
Bu ve benzeri rivayetlerin gerçek değerini ilim erbabı çok iyi bilir.

Hz. Ömer'den nakledilen:

“Allah Resulü Ebu Bekir'le konuşuyordu. Ben onların arasında hiçbir şey bilmeyen bir zenci gibi idim” sözü de tamamen yalandır.

Bizim bunları nakledişimizdeki maksad; Allah'ın Resulünün risaletini genel bir kaide içinde kabul edip ikrar edenle, bunun aksine itikad edenlerin arasındaki farkı belirtmektir.

İkinci tipler, yani münafıklar, münafık oldukları halde Allah'ın dostu olduklarını iddia ederler. Böyle bir iddia kupkuru bir iddiadır, sadece aldatmaya matuf bir politikadır.

Nitekim, Yahudi ve Hıristiyanlar da, kendilerinin tanrı dostları olduklarını iddia ediyorlar, Allah Resulünün Resul olduğunu, fakat kendileri gibi ehl-i kitap dinlilere gönderilmediğini ileri sürüyorlar. Onun için Hz. Muhammed aleyhisselama uymanın onlar için bir mecburiyet olmadığını, çünkü ondan çok daha önce kendilerine peygamber gönderildiğini kabul ediyorlar.

İşte bunlar ve bunlara benzer kimseler, Allah dostu olduklarını ileri sürerler ama, kendilerini küfrün iğrenç bataklıklarından bile kurtaramamışlardır.

Allah'ın dostları, ancak Allah'ın Kur'anda tanımlamasını yaptığı ve “Veli Kullarım” dediği mümin kimselerdir.
Kur'an buyuruyor ki:

“Haberiniz olsun! Allah'ın dostlarına hiçbir korku yoktur, onlar asla mahzun da olmazlar. Onlar Allah'a gereği gibi iman etmiş ve O'na karşı gelmekten de kesinlikle kaçınmışlardır.” (Yunus: 62)


Şeyhül İslam İbn-i Teymiyye’den olan nakil burada sona ermiştir. Görüldüğü gibi İslam alimleri sapıklıkta sınır tanımyanlara sapık demekte herhangi bir beis görmemekteler.Vesselam

*

Çevrimdışı İSRA

  • **
  • 214
  • Zalim zulüm eder, Kader adalet eder..
Ynt:
« Yanıtla #50 : 10 Temmuz 2014, 12:29:09 ÖÖ 00 »
O değil de İSRA adlı üyenin yorumu çok dikkatimi çekti.

Şimdi sormak lazım biz dini bir kaideyi konuşuyoruz şöyle olsa da böyle olsa da diyebilir miyiz? Allah ve Rasulu bunu böyle uygun görmüş/Ahzap/36 mesele bitmiştir. Din konularında ne şiş yansın ne de kebap mantığı olmaz. Din tek taraflıdır ancak teslim olunur.

Biz dinimizi ve dinimizin vecibelerini yerine getirirken şayet bu uygulamamız tefrikaya yol açıyorsa
ki açması olmaz olmazdır böylesi bir durumda tercihimizi Allah’ın rızası doğrultusunda kullanmamız gerekmektedir.

Dini konularda herkes Kur’an ve sünnetten yani dinin naslarından elde edebileceği kadar bir inanca sahiptir. Kimisi her türlü şirk ihtiva ve eden inançlar ile İslam dini arasında bir ortak dil bulabilir bu onların sorunudur. Kendilerince bir tebliğ metodlarıda olabilir yine bu onların sorunudur.

Nasrettin hoca misali senin dediğin doğrudur ancak senin de dediğin doğrudur demek bizim kullanacağımız bir dil değildir. Bizim dinimizin bir peygamberi ve alimleri vardır. Biz ne söylüyorsak hangi kavramları kullanıyorsak dinimizin kaidelerine uygun bir şekilde kullanmaya gayret sarf ediyoruz.

İbn-i Teymiyye Rahimehullah FARK adlı kitabında şunları zikr etmektedir.

Şeyhül İslam İbn-i Teymiyye’den olan nakil burada sona ermiştir.
Görüldüğü gibi İslam alimleri sapıklıkta sınır tanımayanlara sapık demekte herhangi bir beis görmemekteler.. Vesselam

)).. aleyke selam

İlâhi ente maksûdî ve rızâke matlûbî..

*

Çevrimdışı osisko

  • Derviş
  • ****
  • 593
  • Edep ya Huuu..
Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
« Yanıtla #51 : 10 Temmuz 2014, 02:55:48 ÖÖ 02 »
Yukarıdaki paylaşımda, BİR TEK AYETLE yapılan tahribata bakınız..!

Bir tek ayetle bütün Ehli kitap kafir gibi gösterilmeye çalışılıyor.


"Biz hıristiyanız" diyenlerin de sözünü almıştık, ama kendilerine öğütlenen şeyden pay almayı unuttular. Bu yüzden kıyamet gününe kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Yakında Allah, onlara, ne yaptıklarını haber verecektir.
Maide 14

Ey Kitap ehli, elçimiz size geldi, Kitaptan gizlediğiniz şeylerin çoğunu size açıklıyor, çoğundan da geçiyor. Gerçekten size Allah'tan bir nur ve açık bir Kitap gelmiştir.
Maide 15

Allah, onunla rızasına uyanları esenlik yollarına iletir ve onları kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıp dosdoğru bir yola iletir.
Maide 16

"Allah, Meryem oğlu Mesih'tir." diyenler küfre gitmişlerdir. De ki: "Öyle ise Allah, Meryem oğlu Mesih'i, annesini ve yeryüzünde olanların hepsini helak etmek istese, Allah'a karşı kimin elinde bir şey var?" Göklerde, yerde ve ikisinin arasında bulunan herşey O 'nundur. O, dilediğini yaratır, Allah, herşeyi yapabilendir.
Maide 17

Yahudiler ve hıristiyanlar; "Biz Allah 'ın oğulları ve sevgilileriyiz." dediler. De ki: "O halde niçin günahlarınızdan ötürü (Allah) size azabediyor?" Hayır, siz de O 'nun yaratıklarından birer insansınız. O dilediğini bağışlar, dilediğine azabeder. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan herşeyin mülkü Allah'ındır. Dönüş de O'nadır.
Maide 18

Ey Kitap ehli, elçilerin arasının kesildiği sırada size Elçimiz geldi, size gerçekleri açıklıyor ki; "Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi" demeyesiniz. İşte size müjdeleyici ve uyarıcı geldi. Allâh, herşeyi yapabilendir.
Maide 19


Ayetin öncesini ve sonrasını almadan bütün Ehli kitabı kafirmiş gibi göstermeye çalışandan daha zalim kim vardır.?

Hz. Allah size bir Kitap ve bir uyarıcı gönderdik buyuruyor. Bunu dikkate alıp kendisini düzeltenlere Rahmeti ile muamele edeceğini, "Meryem oğlu mesihtir" diyenlerinse, küfürde olduklarını bildiriyor.

Sonrasında ise Peygamberlerin arasının kesildiği, peygamber dönemi bittiği zaman ise, uyarıcı gönderdiğini, "BİZE DE BİR MÜJDELEYİCİ VE UYARICI GELSEYDİ" demeyesiniz diye, işte "SİZE DE MÜJDELEYİCİ VE UYARICI GELDİ" buyuruyor.

İşte o müjdeleyici olarak ifade edilen, uyarıcı olarak ifade edilen, Peygamberlerin arasının kesildiği zaman gönderildiğini ifade ettiği elçiler..!

Allah 'ın Evliya 'sı, Veli 'si, Elçi 'si, Uyarıcı 'sı dır..!

Ayetler kıyamete kadar mana ve anlamından hiç bir şey kaybetmeyecek.

Sanki şu iki ayet ;

«Biz, Allah'a ve bize indirilene; İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve esbata indirilene, Musa ve İsa'ya verilenlerle Rableri tarafından diğer peygamberlere gelenlere, onlardan hiçbiri arasında fark gözetmeksizin inandık ve biz sadece Allah'a teslim olduk» deyin.
Bakara 136


Gönderilen Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de iman ettiler. Onlardan her biri “Allah'a, meleklerine kitaplarına peygamberlerine iman ettiler.” «Allah'ın peygamberlerinden hiçbirini ayırmayız. Onları “İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, mağfiretini niyaz ederiz! Dönüş yalnızca sanadır» dediler
Bakara 285

Bunlara indirilmemiş, bunlara hitap etmiyor..

Gönderilen elçiler, indirilen kitaplar arasında fark görmeden iman etmek bu ise..!

Ya bütün Ehli kitabı kafir gibi göstermeye, imansız gibi göstermeye çalışan bu inanışa ne demek gerekir.?

Allah şerlerinden korusun..
"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..

*

Çevrimdışı osisko

  • Derviş
  • ****
  • 593
  • Edep ya Huuu..
Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
« Yanıtla #52 : 10 Temmuz 2014, 03:49:34 ÖÖ 03 »
Kim Rahmân'ın zikrine karşı kör olursa ona bir şeytânı sardırırız; artık o, onun arkadaşı olur. Onlar onları yoldan çıkardıkları halde bunlar doğru yolda olduklarını sanırlar.
Zuhruf 36-37


Şüphesiz, biz şeytanları inanmayanların EVLİYASI kıldık.’’
Araf 27


AŞAĞIDAKİ AYET BÜTÜN İNSANLIĞA HİTAP EDİYOR..!  "EY ADEMOĞULLARI"..!

Ey Âdemoğulları, size kendi içinizden elçiler gelip size âyetlerimi anlattıkları zaman korunup uslananlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Araf 35


‘‘Dikkat et! EVLİYAMA korku yoktur; onlar üzülmeyeceklerdir de.’’
Yunus 62


Evliya 'yı bilmeyen, Peygamber efendimizi bilemez. Evliya 'yı tanımayan, Peygamber efendimizi tanıyamaz. Evliya 'yı kabul etmeyen, Allah 'ın Kuran ayetlerine muhalefet ediyor demektir.

Arap yarımadasının şeyhlerini insanüstü bir yaratık gibi göstermeye çalışanlar, Allah 'ın ilmini, sanki kendi ilimleri gibi yorumlayanlar, kendileri bu Din 'in sahibiymiş gibi gösterip, insanları yalan, yanlış yönlendirmeye çalışanlara ..!

İşte onlar için Hz. Allah şöyle buyuruyor;


İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlar da cehennem halkıdır.
Maide 86


Kitap ehliyle, -"haksızlık edenleri dışında"- en güzel tarzda tartışın ve deyin ki: "Bize indirilene de size indirilene de inandık. Tanrımız ve tanrınız birdir, biz de O'na teslim olanlarız."
Ankebût 46


Ey inananlar, Allah 'ın size helal kıldığı güzel ve temiz şeyleri haram etmeyin, sınırı aşmayın. Çünkü Allah, sınırı aşanları sevmez.
Ankebût 47


Şu hadiste şöyle buyrulmuş, bu kıssada böyle denilmiş, teymiye şunlardan söz ederken, rivayet, varsayım...! Kucak dolusu hikaye..

Kim hakkında, ne için bütün bu uydurma hikayeler ..?

Allah 'ın Evliya dediği, Elçi, Resul, Uyarıcı, Veli dediği, Mürşid dediği her şeriata gönderilen, Peygamber varisleri için.. Dolayısı ile Allah 'a muhalefet için..

Suriye, Arabistan, Mısır aşkıyla yanıp tutuşan bu zihniyet, selefilik adı altında gizlenmiş olan vahhabiliği ön plana çıkarma gayreti içerisindeler.

selefîliğin hızını Tasavvuf kestiği için, karşı duruş sergilemek, bir nevi intikam alma duygusu ile her türlü enstrümanı rahatça kullanabilmekteler.

Bu enstrümanlar neler ;

Yalan, hurafe, bidat, hakaret, iftira, uydurma hadis, gıybet, karalama, kötüleme, meşhur teymiye, rivayet, kıssa..! Aklınıza ne gelirse..

Fıkha karşılar, kendi fıkıhlarını oluşturmuşlar. mezhebe karşılar, kendi mezheplerini kurmuşlar.

Tasavvufa, Evliya 'ya karşılar..!

Çünkü kendi şeyhleri, kendi teymiyeleri var.

Ondan bahsederken, haşa Allah 'ın ayetlerinden bahseder gibi ifadeler kullanmaktalar. Ondan bahsederken, onun sözü üzerine söz kabul etmiyor, kendi görüş ve düşüncesine uymayan, uygulamayanı, karşı çıkanı da, kafir ifadesi ile yaftalamaktan çekinmiyorlar.

Şu ayeti tekrar paylaşma ihtiyacı duydum;

Kitap ehliyle, -"haksızlık edenleri dışında"- en güzel tarzda tartışın ve deyin ki: "Bize indirilene de size indirilene de inandık. Tanrımız ve tanrınız birdir, biz de O'na teslim olanlarız."
Ankebût 46


"Ehli Kitaptan olup da haksızlık edenlerin dışındakilerle iyi geçinin" buyuran Rabbimizi, yalanlamaktan geri kalmıyorlar.

vahhabilik - selefilik ayrı bir inanıştır.
"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..

*

Çevrimdışı osisko

  • Derviş
  • ****
  • 593
  • Edep ya Huuu..
Ynt:
« Yanıtla #53 : 10 Temmuz 2014, 01:38:56 ÖS 13 »
osisko, teşekkür etmek isterim; kardeş öğüdünden rahatsızlık duymadığınız için, savunuma geçmek yerine kulak verdiğiniz için, hatanızda ısrar etmek yerine kusuru ve duyulan rahatsızlığı farkedip özür dilediğiniz için, ayrıca özrünüzün arkasında durup uslubunuza dikkat ettiğiniz için, daha özenli cümleler kurup -şahsa değil doğrunuzu aktarmaya odaklandığınız için...

şu ana kadar yapmadınız şükür, bundan sonrasında da yapmamanız için bir tavsiyem daha olacak. 'pireye kızıp yorgan yakmak' deyimi vardır ya, siz de böyle yapmayın!
seviyor.. sayıyor.. sözlerinden alıntı yapıyor diye şahsi husumet duyduğunuz birinden ötürü değerli bir şahsiyet, alim kişilik ve bir şehit olan İbn-i Teymiyye hakkında -sizin sevdiğiniz, değer verdiğinize sarfedilen sözlere benzer- kötü sözler sarfetmeyin!

{aramızda olmayan, ümmetin ortak değeri olan değerli şahsiyetleri ve isimlerini müslümanların hoyratça ve yakışıksızca kullanmasından bir hayli rahatsızım. bilhassa internet ortamında -sahabe yahut alim isimleri olsun- nick olarak alıp sosyal paylaşım sitelerinde cedelleşmelerine + her türlü ahlaksızlıklarına malzeme yapıp kullanan müslümanımsılardan iğrenme noktasındayız bir çoğumuz. hiç kimsenin, kendilerini savunup temize çıkaramayacak ölmüşleri, zenginliğimiz, tarihimiz, geçmişimiz olan şahsiyetleri hor ve hakirce nefsani mevzularla kirletmeye hakkı yoktur. böylesi müslümanların.. şerrinden Allah'a sığınıp, bu gibilerin çirkefliğinden İslam dinini koruması için kavli ve fiili bol bol dua edelim. sözlerim umumadır}


Allah razı olsun. Uyarı da olsa, eleştiri de olsa, yazılan yazıya cevap da olsa teşekkür ederim.

En başından beridir "E D B .. Edep ya Hu"  dedim durdum. Allah 'tan, Allah 'ın Dini 'nden, Allah 'ın peygamberi 'nden bahsederken, yine Allah 'ın sevdiklerini incitmeye kimsenin hakkı yok, olamaz.

Allah 'ın ilmini, kendi ilimleri yerine koyup, istedikleri gibi evirip, çeviriyorlar. Kuran ayetini, bir başka ayetle çürütmeye, hükümsüz göstermeye çalışıyorlar.

Falanın, filanın yazılarını, sözde Kuran ile uyumlu gösterip pazarlama gayretindeler. Fakat bunu yaparken de hala tahribata, tahrifata devam ediyorlar. İlk yaptıklarıyla durmuyorlar.

Çünkü, kişi bir yalan söyler, o yalanı kapatmak için başka bir yalan söylemek mecburiyetinde kalır. Sonrasında bir başka yalan daha, bir başka yalan daha derken koskoca bir dağ oluverir.

İlk defa kendi teymiyeleri var cümlesini kullandım. Kuran ayetindeki Evliya 'ları yoksa da, kendi evliyaları var anlamında.

Eleştiri olur, olsun da. Fakat haddi aşma noktasına taşımadan, başkalarının kutsalına dokunmadan, hakaret ve iftira şeklinde olmadan. 

Allah razı olsun kardeşim.

Pireye kızıp yorganı yakanın, yorgana ihtiyacı olduğu zaman, yaptığı tahribat anlaşılır.

Allah şerlerinden korusun.
"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..

*

Çevrimdışı osisko

  • Derviş
  • ****
  • 593
  • Edep ya Huuu..
Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
« Yanıtla #54 : 10 Temmuz 2014, 02:10:27 ÖS 14 »
TASAVVUF karşıtı olanların ellerindeki malzemeler;


Gerçeği aradığı halde bulamamış, sahtekarın kucağına itilmiş, ne yaptığını ve ne yapacağını bilmeyen dervişler..!

İstihzaya müsait, tarikat kaçkını, kendisine şeyh süsü verenler var.

Babadan evlada miras kalan, beşik kertmesi şeyhler var.

"Dini mübine hizmet ediyorum" zannı ile gerçekleri bilmediği için hakikatlere karşı tavır takınan, çok güzel kelam eden, korkunç zeka sermayeli filozoflar var.

"Sen benim gibi inanmadın" diye kimseye hayat hakkı tanımayan cahiller var.

Hep gazabı ilahiyi anlatan, rahmetten bahsetmeyen korkutucu ilim var.

Zamanın medeniyeti ile teknolojiye karşı, güzelliklere karşı göstermeye çalıştığın ki sen İslamiyet diyorsun, asla İslam ile bağdaşmayan, o şey var.

İçi bu türlü sermaye ile dopdolu, dışı "biliyorum" enaniyeti ile süslü bir torbanın kıvancı ile yaşıyorsun.

"Yazılı kağıda mektup yazılmaz" dedi Mevlana ve diğer Evliyaullah...

Kelam ilmi, kal 'den kurtulup "HAL İLMİ" ile hallenmedikçe hem kendini, hem de sana güvenenleri kandırmaya devam edeceksin.

Genelleme yapmak artık adap ve edebiniz olmuş. Allah ıslah etsin.
"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..

*

Çevrimdışı osisko

  • Derviş
  • ****
  • 593
  • Edep ya Huuu..
Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
« Yanıtla #55 : 10 Temmuz 2014, 02:49:47 ÖS 14 »

Bugün, yarın ve kıyamete kadar, Evliya 'yı, Allah 'ın Elçisi olarak kabul etmek, kabulden sonra Evliya 'ya biat etmek, biat etmese dahi Evliya 'yı inkar ve reddetmemek imanın gereğidir.


Bugün, Allah'ın Elçisi olarak kabul edeceğimiz kişi kimdir, isim verebilir misiniz?


Hiç kimseyi aracı yapmadan, Mürşidini doğrudan Allah 'tan istemek, hem gönlün mutmain olması için, hem de kişinin nasibinde hangi mürşid var ise bunu doğrudan mülkün sahibinden sormak, sanırım teslimiyet için de büyük önem taşır.

Bunu öğrenmenin en güzel ve kestirme yolu, istihare yapmaktır. Allah 'a sor, O sana Mürşidini söylesin. Samimi olarak yapılan müracaatın çevrildiği hiç görülmemiştir.

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..

*

Çevrimdışı osisko

  • Derviş
  • ****
  • 593
  • Edep ya Huuu..
Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
« Yanıtla #56 : 10 Temmuz 2014, 04:17:01 ÖS 16 »

osisko, ne dediğinizi anlamak için soruyorum;

Allah'ın elçisi dediğiniz bu kişiler, vahiy alıyorlar mı?

bir de,

"Samimi olarak yapılan müracaatın çevrildiği hiç görülmemiştir." demişsiniz

tüm müracaatlardan ve verilen cevaplardan nasıl haberdar oluyorsunuz?


Vahiy 'den ne anlıyorsunuz ki.? Cebrail a.s ile karşılıklı oturmasını, peygamber efendimizle yapmış oldukları gibi muhabbet etmelerini mi.?

Allah 'ın sunumu, ulaştırması yalnızca vahiy yolu ile sınırlı değildir. Manen işaret eder, rüya aleminde sunar, hal-i ye-kaza da sunar. Sadrına verir, ilham eder.

Yapılan müracaat eğer ki samimi ise, bire bir yaşamış gibi mana aleminde sunarlar. Rüya aleminde işaret edilir, gösterilir. Fakat görmüş olduğu bu rüyayı ehline anlatması gerekir. Ehline gitmeden de, gideceği yer açıkça ifade edilir.

Hangi şekilde olursa olsun, Rüyayı yorumlamak iyi olmaz. Yorumlanan her şey, kişinin imtihanını zorlaştırır. Hz. Allah yaşanacakları, kişinin yapmış olduğu yoruma göre zuhur ettirir.  

Ölçü ve değer olarak bunu ehli bilir.

İslam, hal ilmidir. Kal ilmi, kelam ilmi değil.

Anlatılmaz, yaşanır. Yaşayacak ki, zevkini alacak. Bal, bal demekle insanın ağzı tatlanmaz.

Çok basit bir şey ifade edeyim.

Allah rızası için akan göz yaşı tatlıdır. İçerisinde tuz barındırmaz.

Fakat, Allah rızası için döktüğünü zannettiğin göz yaşı eğer ki tuzlu ise, hiç zahmet etme. O Rıza-i bari için akmamış demektir. Bu da Evliyaullah 'ın tavsiyelerindendir.


Resulullah (s.a.v.) buyuruyorlar ki:

“Allah Teala hazretleri diyor ki:
“Ben, kulumun benim hakkımda yaptığı zanna göreyim.
O , beni zikretti mi onunla beraberim.
Eğer o beni nefsinde zikrederse ben de onu onunkinden daha hayırlı bir cemaat içerisinde zikrederim.
O bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir zira yaklaşırım, o bana bir zira’ yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım.
O bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim.”


(Buhari, Tevhid 50; Müslim, Zikr 2, (2675); Tirmizi, Da’avat 142, (3598)
"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..

*

Çevrimdışı osisko

  • Derviş
  • ****
  • 593
  • Edep ya Huuu..
Ynt: Öneri
« Yanıtla #57 : 10 Temmuz 2014, 08:28:13 ÖS 20 »

siz yaptınız mı, rüyanızda şu an tabi olduğunuz evliyanızı ve ona biat ettiğinizi görüp de öyle mi müracaat ettiniz?

Ben geçmişi olan birisiyim. Bu yüzden Evliya, Mürşid kavramları bana yabancı değil. Fakat her ilmin, her bilimin bir okulu, hocası, öğreteni var ve bu öğretenlerden ders almadıkça, diploma sahibi olunamıyor.

"Ustasız sanat, haramdır".

Dansın bile öğretmeni var. Kainatta hiç bir zerre var edilmemiş ki, boşta, bir yere dokunmadan, bağlanmadan kendi başına ayakta durabilen. İnsanoğlu yaratıldığı, var edildiği ilk günden itibaren terbiyeye muhtaçtır.

Evliya, kişiyi dünya hayatında terbiye eden, yetiştiren, ahirete hazırlayan kişidir. Mürşid 'siz olmaz. Evliya şöyle ifade eder; "Cennet-i Âlâ ' hergele meydanı değil. Öyle elini, kolunu sallaya sallaya giremezsin".

Daha evvelki yazılarımda da ifade ettim. Peygamberler efendilerimizin zamanlarındaki yaşantı ile bu günkü yaşantı arasında hiç bir farklılık yoktur. Biat ve tabii olmak da en başta olanlar.
Evliya tanınmadan, peygamber tanınamaz. Kuran 'ın evrenselliği içerisinde asıl düşünülmesi, gereken taraf bu.




anlamanın yolu gösterilmiş, doğruluğunu merak ediyor ve öğrenmek istiyorsak istihareye yatarak pekâlâ bunu öğrenebiliriz. nasipse bu gece şahsen ben istihareye yatacağım ama görmezsem 'samimi olmadığımdan görmemiş olabilirim' mazereti öne sürülebilir tek kişi olduğumdan. bu sebeple, forum ahalisi olarak topluca bu gece istihareye yatıp bunu öğrenebiliriz, ne dersiniz chamdali? ve hiçbirimizde görmezsek osisko da bu iddiasından vazgeçip tekrarlamaz bir daha nasıl fikir, anlaşma? istişareye sunalım, önerilere açıktır.


Bu işin şakası olmaz. İstihareyi, müracaatını Allah 'a yapacaksın, bana değil. İstihare Allah 'tan başkasına yapılmaz.

Boşuna mı samimiyetten bahsediyoruz. Samimi ol, Rabbine teslim ol, sonucunu gör. İşin ciddiyetini kavrayamadın sanırım. Yoksa böyle bir konuda öneri getirmezdin diye düşünüyorum.
"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..

*

Çevrimdışı İSRA

  • **
  • 214
  • Zalim zulüm eder, Kader adalet eder..
Ynt:
« Yanıtla #58 : 10 Temmuz 2014, 09:44:51 ÖS 21 »
Bu işin şakası olmaz. İstihareyi, müracaatını Allah 'a yapacaksın, bana değil. İstihare Allah 'tan başkasına yapılmaz.

Biliyorum, şaka yapmamıştım. İstihareyi size yapalım gibi bir şey söylediğimi de hiç sanmıyorum. Bunu da nereden çıkardınız? diye sormayacağım; çünkü siz bunu hep yapıyorsunuz, söylenmemiş sözleri kişiye atfedip söylenmiş gibi üzerine bir de cevap yazıyorsunuz. Bunu defaatle belirtmemize rağmen göründüğü kadarıyla ve ne yazık ki dikkate almamışsınız. Hüsnü-zanla yaklaşın ve öyle okuyun derim son kez olarak.


Boşuna mı samimiyetten bahsediyoruz. Samimi ol, Rabbine teslim ol, sonucunu gör. İşin ciddiyetini kavrayamadın sanırım. Yoksa böyle bir konuda öneri getirmezdin diye düşünüyorum.

Yanlış düşünüyorsunuz. Kavradım, 'uygulayalım böylece yakinen öğrenmiş oluruz, soru işaretleri de ortadan kalkar' diye düşünerekten öneride bulunmuştum. Muziplik olarak yansımış, addedilmiş olabilir; alayvari yaklaşım incitme olmadığı sürece bunda da hiçbir beis ve haramlık yok. İslamda mizah ve mizaha bakış ayrı bir konu, konumuz bu değil.
İlâhi ente maksûdî ve rızâke matlûbî..

Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
« Yanıtla #59 : 11 Temmuz 2014, 01:03:24 ÖÖ 01 »
Ayetin öncesini ve sonrasını almadan bütün Ehli kitabı kafirmiş gibi göstermeye çalışandan daha zalim kim vardır.? Hz. Allah size bir Kitap ve bir uyarıcı gönderdik buyuruyor. Bunu dikkate alıp kendisini düzeltenlere Rahmeti ile muamele edeceğini, "Meryem oğlu mesihtir" diyenlerinse, küfürde olduklarını bildiriyor. Osiko-alıntı

Osiko şu kesin olarak anlaşılmıştır ki senin bir pisikiyatriye ihtiyacın vardır. Hemde derhal çünkü senin beynin öylesine yıkanmıştır ki sen okumadan cevaplar yazıyorsun başını kuma gömmüş rast gele Allah’ın ayetleri üzerinde manasız yorumlar yapıyorsun.

Usül,kaide, mana, kinaye, muhkem, mütaşabbih,mecaz,nuzül kurallarını hiçbir şekilde takmadan başı bozuk makine gibi ötüp duruyorsun.

Ya ben kaç kezdir yazıyorum sen hala neden anlamıyorsun? Gerek ehli kitap olsun gerek Mekke müşrikleri olsun gerek sabiler gerek Mecusiler ve gerek diğer dinlere mensup olan insanlar olsun peygamberlerin çağrısına kulak verdikleri zaman yani vahye tabi oldukları zaman artık onlar Müslüman olarak anılırlar.
Hz.Ebubekir daha evvel Mekke müşriklerinde bir zat idi ancak iman etti ve Müslüman oldu. Kişi iman edip peygambere uyduktan sonra artık ehli kitap olarak anılmaz yada müşrik olarak anılmaz o artık Müslüman ismi ile anılır be hey beakıl sen bunu neden anlamıyorsun?

Bak şu ayete şimdi;

“Şüphesiz, inananlar (Müslümanlar) ile Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîlerden (her bir grubun kendi şeriatında)

“Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için Rableri katında mükâfat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır” (diye hükmedilmiştir).” Bakara/62

Gördün mü ayeti osiko? Yani sen İslam dinini anlayana kadar bizimde göbeğimiz çatlayacak galiba; İslam dininin aslı anlaşılıp iman edilmeden Müslüman olunmaz bunu iyice bilmelisin.

Ayette Yahudilerden Hıristiyanlardan Sabilerden peygambere uyanlar ve iman edenler cennete gideceklerdir deniliyor. Yani anlayacağın Hz.İsa’ya Hz.Musa’ya iman edip salih amel işleyenler Müslümandırlar dolasıyla cennete gideceklerdir.

Ancak Hz.Muhammed bin Abdullah (s.a.s) in şeriati geldiğinde diğer şeriatlerin hükmü ortadan kalkmıştır. Zaten peygamberlerin ard arda gelmesi önceki şeriatlerin hükümlerinin tahrif olmasından dolayıdır. Bu yüzden sana diğer bölümde nakl ettiğim gibi Rasulullah (s.a.s) Hz.Ömer’in elinde Tevrata ait bir sahife görünce ona kızmış ve Musa yaşamış olsaydı bana uymaktan başka çaresi yoktu demiştir bunun delilini daha evvel vermiştim.

Osiko böyle laf kalabalığı yapacağına konuşulan mesele ekseninden cevaplar ver.

Senin evliyaların sapıklıkta sınır tanımazken sen ne yaparsan yap onları temize çıkaramazsın bunu unutma? Bir yandan sapık şeylerinin daha evvel aktardığımız sözlerinin üstünü perdelerken diğer yandan da Yahudi ve Hıristiyanları cennete götürme gayreti içerisindesin. Bu ne turşu bu ne lahana derler. Sen kime hizmet ediyorsun? sapık ilmi-leddün iddiasında bulunanlara mı? yoksa Yahudi ve Hıristiyanlara mı? Kime?

“Allah, bir kısmına hidayet etti, bir kısmına da sapıklık lâyık oldu. Çünkü onlar Allah’ı bırakıp şeytanları dost edinmişlerdi. Kendilerinin de doğru yolda olduklarını sanıyorlardı. “Araf/30

Allah Ehli-Kitap olanları Tevbe/30.ayette kafir Tevbe/31.ayette de müşrik olarak vasıflandırmaktadır. Yani Yahudi ve Hıristiyanlar hem kafir hem de müşriktirler.

Kafirdirler çünkü hakka karşı inkar içerisindeler.

Müşriktirler çünkü Allah’a ortak koşmaktalar. Bu konuda tek bir ihtilaf dahi yoktur ve ayetler muhkemdir.
 
"İşte onlar o kimselerdir ki, hidayet karşılığında sapıklığı satın aldılar da, ticaretleri kâr etmedi, doğru yolu da bulamadılar." Bakara/16
    
İşte onlar, hidayeti verip sapıklığı, affedilmeyi bırakıp azabı satın alan kimselerdir. Bunlar, ateşe karşı ne kadar da sabırlıdırlar!”Bakara/175
    

"Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk, sapıklıktan ayırd edilmiştir. Artık her kim tâğutu inkar edip, Allah'a inanırsa, sağlam bir kulpa yapışmıştır ki, o hiçbir zaman kopmaz. Allah, her şeyi işitir ve bilir."Bakara/256
    
"Şüphesiz imanlarının arkasından küfreden, sonra da küfrünü artırmış olanların tevbeleri asla kabul olunmaz. İşte onlar sapıkların ta kendileridir.”Ali-İmran/90