yılbaşı kültürü ve müslümanlar

  • 27 Cevap
  • 61940 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5150
    • depo
Ynt: yılbaşı kültürü ve müslümanlar
« Yanıtla #15 : 02 Ocak 2008, 02:08:01 ÖÖ 02 »
Alıntı
Aysegul
Alıntı
Yeni bir yıla güzel girmek adına,içinde olunulan yılın son gününü eğlenerek mutlu geçirme çabasımı( ki bu meşru eğlence dairesinde olabilir mi?)

:) olamaz sanki... zira ben uyudum. şimdi bir inanışa göre ben uykulu bir yıl mı geçireceğim  ;D

şaban piriş bu konuda güzel değinmiş:


Alıntı
Bugün yılbaşı geceleri bir çılgınlığın, eğlencenin ve umudun gecesidir.
Ertesi gün ise yeni bir yıla uyuyarak ve kendini kaybetmiş olarak girmenin gecesidir.
“Bir yıla nasıl girersen o şekilde devam edermiş” batıl inancının yaşandığı gecedir.
Bir yıla nasıl girersen o yıl öyle devam etmez.
Bir yılı nasıl programlarsan ve o programa uyarsan sonuç alabilirsin.
Boş hayaller ve batıl inançlar sadece ahlaksız ve amaçsız çılgınlıkları meşrulaştırmak için kullanılıyor. İnsanların umutları piyango biletleri ile kesiliyor, biçiliyor ve yok ediliyor. Ertesi gün birkaç kişinin haksız kazanç edinip, milyonların hüsranla umutlarını bir sonraki yıla kadar ertelediği bir sonuç çıkıyor karşımıza…
Kur’an bize “İnsan için çalıştığından başkası yoktur.” Kuralını açıklıyor. Ama kör gözler bu gerçeği görmek ve öğrenmek istemiyor. çünkü...............

yazının tamamı için
TIKLAYINIZ

*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4811
  • Dosdoğru ol!
Ynt: yılbaşı kültürü ve müslümanlar
« Yanıtla #16 : 02 Ocak 2008, 03:31:11 ÖÖ 03 »
program önemli evet.
biz miladi takvimi kullanıyoruz ister istemez bizim için bir değişiklikdir yılbaşı..
muhasebeciler bilir mutlaka hesabı tutulmalı illaki

ha bide avrupa birliğine girdik girmedik giriyoruz giremiyoruz tartışmaları yaşanırken..

a.b. ülkelerinde kişi başına yıllık kitap okuma sayısı 29 bilginize..ilgimize...
'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8

*

Çevrimdışı Aysegul

  • *
  • 3127
    • Yine Ayrılık.. Yine Ayrılık...
Alıntı
program önemli evet.

Organizasyonlar hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Yeni Yıla Hayırla Girdiler

İstanbul başta olmak üzere birçok şehirde "yılbaşı kutlamaları" adı altında içkili-dansözlü rezaletlere imza atılırken, Anadolu insanı farklılığını ortaya koydu. Çocuklara bile içki içirilen ve adına çağdaşlık denilen rezaleti reddeden akl-ı selim Müslümanlar, yılbaşı gecesini Kur'an okuyarak, dinleyerek geçirdi.

Vakit

Ynt: yılbaşı kültürü ve müslümanlar
« Yanıtla #18 : 02 Ocak 2008, 04:29:34 ÖS 16 »
Güncel bir konu hakkında başlık açan maxpayna'ya; konuyu sorularla daha nitelikli ve yapıcı bir tartışma minvaline taşıyan bbetull'e ve müdahil olan diğer kardeşlerimize teşekkürler.

Eleştiri, nitelikli ve yapıcı olduğu müddetçe taraflara faydası olur. Çözüme alternatif sunmadan yapılan eleştiri ise kimseye faydası olamayacaktır.

***

Basın-yayın, brujuva sınıfı veya başka yolarla ülkemize ithal edilen yılbaşı kültürü maalesef müslüman saf anadolu insanının da kültürü arasında yer almaya çalışmaktadır.

İster popüler kültürün, ister basın-yayının empoze ettiği kültür olsun; bir gerçek varki, bu ve buna benzer 'bizden olmayan' bir çok şeyin kültürümüzü, inancımızı, insanımızı etkisi altına almasın.

En masumumuz bile evinde sadece televizyonu açması, kültür ve inanç erozyonuna tabi olması için kafi olacaktır. Bunun örnekleriniz mübarek günlerde de müşahede etmekteyiz.

Asıl üstünde müzakere edilmesi gereken; bunun engelleme yolları ve alternatif yolların bulunması olabilir. Aysegul'un aktardığı son örnek buna güzel bir örnek teşkil etmektedir.


 

*

Çevrimdışı Aysegul

  • *
  • 3127
    • Yine Ayrılık.. Yine Ayrılık...
yılbaşı kültürü ve müslümanlar (Milli Piyango talihlisi donarak öldü)
« Yanıtla #19 : 20 Ocak 2008, 09:56:33 ÖS 21 »


Milli Piyango talihlisi donarak öldü

Milli Piyango biletine büyük ikramiye çıkan Mehmet Sarıoğlu, yaşadığı baraka tipi evinde soğuktan donarak öldü.

DENİZLİ (CİHAN)

Denizli'nin Sarayköy ilçesine bağlı Tırkaz köyünde 40 yıl önce Milli Piyango biletine büyük ikramiye çıkan Mehmet Sarıoğlu (81), yaşadığı baraka tipi evinde soğuktan donarak öldü.
40 yıl önce 20 bin liralık büyük ikramiye kazanan Sarıoğlu'nun cesedi, köy bekçisi İbrahim Kıyak tarafından bulundu. Yatağının altında Milli Piyango biletleri ve listeleri çıkan Sarıoğlu'nun beş gün önce öldüğü anlaşıldı.

Hiç evlenmeyen Mehmet Sarıoğlu'nun hayatı, 40 yıl önce aldığı piyango biletine büyük ikramiye çıkmasıyla değişti. Bir anda zengin olan Sarıoğlu, köyünde bir ev yaptı ancak zamanla parası kalmayınca komşuları bakmaya başladı. Yeşil Kart sahibi Sarıoğlu, devletten aldığı yaşlılık maaşıyla geçimini sürdürürken kısa bir süre önce evi yandı. Köylüler, aralarında topladıkları paralarla evi tamir ettirdi. Kimsesi olmayan Sarıoğlu'na Sarayköy Devlet Hastanesi'nde yapılan otopside, donarak öldüğü belirlendi.

Köylüler, Sarıoğlu'nun sefalet içinde öldüğünü belirterek, "40 yıl önce 20 bin lira ikramiye tutturdu, bir ev yaptı. Sonra yokluk içindeydi, köylü bakıyordu kendisine. Yiyeceğini içeceğini temin ediyordu. Bildik bileli fakir bu adam. Ailesi olmadığı için bakanı da yoktu. Bazen piyango bileti alıyordu." dediler.

19.01.2008  Yenişafak

*

Çevrimdışı ozanca

  • *
  • 4676
Ynt: yılbaşı kültürü ve müslümanlar
« Yanıtla #20 : 20 Ocak 2008, 10:08:26 ÖS 22 »
Anne çoçuk arasındaki diyalog ...
- Oğlum ocakla oynanmaz yanarsın ...
-Oğlum be yavrum elektrik priziyle oynanmazzzz ...
-Oğlum evladım cam bardaklar atılmaz ....
-Oğlum dunkofum keseceksin bi tarafını oynama o bıçaklaaaa...
-Hey mahluk bırak o makinayı ha bi otur oturdugun yerde yaaaaaaaaaa....
bam güm çat pat ...
-Anne be sana hiç çoçukla oynanmaz diyen olmadımı çek elini kulagımdan ....
Sonuç Annede rahatladı çoçukta ...
Selamlar ...
Not font kurbaa

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5150
    • depo
Ynt: yılbaşı kültürü ve müslümanlar
« Yanıtla #21 : 20 Ocak 2008, 10:14:00 ÖS 22 »
İŞTE ONLARDAN BİRİ



1998’in Milli Piyango talihlisi Semra Kozan, haram paradan hayır gelmediğini yaşayarak gördü. Kozan’ın 18 yıllık yuvası dağıldı.. Aldığı yazlık yıkıldı.. Lüks arabasıyla kaza yapan oğlu ölümden döndü.

1998 yılında aldığı Milli Piyango biletine büyük ikramiye çıkan (100 milyar TL) Semra Kozan’la, aradan geçen 9 yıl içinde hayatında ne gibi değişiklikler olduğunu konuştuk. Kısa yoldan kazanılan büyük paralar ile dünyası alt üst olan sayısız örnekten sadece biri o. Semra Kozan, Vakit’e yaptığı açıklamada, “Beni piyango talihlisi olarak nitelendiriyorlar. Oysa piyango talihlisi değil; piyango mağduruyum. Çok para huzur getirmiyormuş. İkramiyeden önce daha huzurluydum. Bir yuvam vardı. Şimdi yok” diye konuştu.

AYRINTILAR İÇİN TIKLAYINIZ


VE DİĞERLERİ İLK İŞ OLARAK EŞİNİ BOŞADI
1999 yılında Sayısal Loto’dan 340 milyar lira ikramiye kazanan Osman Kaplan, ilk iş olarak eşini boşadı. Denizli’nin Çivril ilçesinde yaşayan ve marangozluk yapan Kaplan, iki daire verip boşandığı eşinden sonra İzmir’de Pınar Şirin adlı şarkıcıyla 20 milyar lira harcayıp Hilton’da muhteşem bir nişan yaptı. Ancak, 6 ay sonra nişanlısından ayrıldı. Parasının nasıl bittiğini kendisinin de anlayamadığını anlatan Kaplan’ın şu sözleri nasıl bir hayat yaşadığını ortaya koyuyordu: “Hızlı bir hayat yaşadım, para bitti, her şey bitti.”

O DA 45 YILLIK EŞİNİ BOŞADI

Bir başka Sayısal Loto “talihlisi” Ekrem Çetin ise, 7 çocuğunun annesi 45 yıllık eşinden ayrıldı. Eşi Bakiye Çetin’in ve çocuklarının kendisini tehdit ettiklerini ileri süren Samsunlu Ekrem Çetin, açtığı boşanma davasında eşine milyarlarca lira ödedi.

KALP KRİZİ GEÇİRDİ
2004’te Tokat’ın Turhal ilçesinde yaşayan Halil Ateş ve oğlu Volkan Ateş’in sakin yaşantıları, Milli Piyango’nun 10 trilyonluk ödülünün isabet etmesiyle bir anda hareketlendi. Volkan’ın çeyrek bileti, aile için 2.5 trilyonluk bir servet anlamına geliyordu. Turhal bu haberle ayağa kalkmıştı ki, Volkan Ateş’in bileti kaybettiği haberi bütün ilçeyi kapladı. Bileti kaybeden Volkan; olayın şokuyla kalp krizi geçirdi. Biletin çalınmış olabileceği düşüncesiyle savcılığa yaptığı başvurudan da sonuç alamayan Ateş, uzun süre kabuğuna çekildi. Vakit’e, olaydan bir yıl sonra yani 2005’te yaşadıklarını anlatan baba Halil Ateş’in ilk cümlesi çok ilginçti: “Bu bizim ailemiz için çok kazançlı çıktığımız bir kayıp oldu.”



*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4811
  • Dosdoğru ol!
Ynt: yılbaşı kültürü ve müslümanlar
« Yanıtla #22 : 26 Aralık 2011, 07:24:09 ÖS 19 »

Güven Adıgüzel

 
Demre’li Aziz Nicholaus’ı biliyorsunuzdur. Noel Baba diyenler de var tabi. 2000'li yıllarda bu bizim Demre’li Niko’nun ünlü Rus Heykeltıraş Patoski tarafından bronzdan yapılmış bir heykeli dikilmişti Demre meydanına, bilenleriniz vardır. Peki, sonra ne olduğunu da hatırlayalım mı?

5 yıl sonra 2005’in şubatında dönemin Demre Belediye Başkanı Süleyman Topçu heykeli görünce ‘bu ne olum, bu ne biçim noel baba böyle’ demiş olacak ki, heykeli hemen kaldırtıp yerine, kapitalizmin son icadı olarak -reklamlık imaj çalışmasının ürünü- olan sırtında torbasıyla bir coca-cola hizmetkârı olan yavşak ruhlu o amcanın heykelini diktirmişti.

Tüketim kültürünü yaygınlaştırmak ve çocukları etkilemek maksadıyla oluşturulmuş bir kapitalizm aldatmacasının tarihsel bir değere sahip Aziz Nicholaus’a biçtiği kılıf maalesef buydu. Ama asıl üzücü olanın ‘bu ne biçim noel baba böyle’ diye düşündürten reklam kampanyasının 'yönetenlere' yani -toplum adına karar vericilere- kadar sirayet edebilmiş olmasıydı galiba.

Yeniden yüksek sesle söyleyelim mi, belki duymayanlar vardır;
 Coca-cola’nın kırmızı-beyaz üniformasını giymiş, sırtında torbası olan, hoh-hoh diye gülen o yavşak var ya, işte o Noel baba değildir, o coca-cola’nın reklam yüzüdür. Demre’li Aziz Nicholaus bir Anadolu köylüsü gibi giyinir. Hoh-hoh diye de gülmez. Selametle. Bu ülkeyi seviyorum.
'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8

*

Çevrimdışı TaLiA

  • *
  • 3017
'İslam'da Yılbaşı'nı kutlamak doğru mu?
« Yanıtla #23 : 04 Aralık 2012, 02:38:15 ÖÖ 02 »
'İslam'da Yılbaşı'nı kutlamak doğru mu?


Eski insanların düz mü, yuvarlak mı diye tartışıp durdukları dünya gün geçtikçe iyice küçülüyor. Çeşitli ulaşım ve haberleşme vâsıtaları yardımıyla bu gerçeği hepimiz fark ediyoruz.
10-15 saatte dünyanın en uzak bir ucuna gidebilme, bütün ülkelerde olup bitenleri televizyonda seyretme imkânına sahibiz. Bu gelişme ve ilerleyişin iyi tarafları olduğu gibi, zararlı yönleri de vardır. Çünkü, olayları kendi arzularımıza göre yönlendirmemiz, istediğimiz şekle kanalize etmemiz mümkün değildir. Bunun için iyisi de, kötüsü de kapımızı çalmakta, hayatımıza girmek için izin istemektedir. Her "yeniliğe" gümrüksüz olarak geçiş izni verirsek, beraberinde getirdiği her şeyi peşinen kabullenmiş oluyoruz demektir.

Başta Avrupa ve Amerika olmak üzere yabancı kaynaklı âdet, yaşayış tarzları, görgü kuralları, gazete, dergi, kitap, radyo, televizyon, internet gibi basın ve yayın organlarıyla sosyal hayatımıza karışmakta, günlük yaşantımıza girmektedir. Sevgililer günü, evlilik yıldönümü, anneler günü, doğum günü ve yılbaşı bu yeni adetlerden birkaçı.

Bu "ithal" âdetler bizim ne daha önceki millî âdetlerimizde vardı, ne de sünnette ve İslâmî geleneklerimizde...

Zaten bu alışkanlıkların çoğunun "anayurtlarından" çıkışları bile bir asrı bulmuş değildir. Dinî tâbiriyle "bid'at" sayılan bu âdetlerin bize gelişi çok eski bir tarihe dayanmıyor. Olsa olsa Cumhuriyetten bu yana bir geçmişi vardır.

Fakat kabul edelim veya etmeyelim; bu âdetleri kendi evimize sokmasak bile, yakınlarımızda ve çevremizde görüyoruz. Bazen kendimizi böyle bir kutlamanın içinde bulduğumuz bile oluyor.

Öyleyse bir âdet olarak bu yenilikler karşısında nasıl bir tavır takınmalıyız?

Bu çeşit meselelerde niyet başta gelir. Neyi düşünerek, aklından hangi maksadı geçirerek yapıyorsa, kişi ona göre karşılık görür.

Meselâ, ihmal ederek yıl boyu görüp gözetmediği, arayıp sormadığı annesini sadece "anneler günü" geldi diye, bir hediye alarak yanına varır, halini-hatırını sorarsa; bu ziyâreti dinin kendisinden istediği bir yükümlülük olarak değil de, sadece Batıdan gelen bir âdet şeklinde yaptığı için ne sevâbını alır, ne de mükâfatını görür. İşte, İslâm'ın benimsemediği bid'at budur. Yılbaşı geldiği zaman da, Hıristiyan dünyası yapıyor diye onlara uyarak çam diker, hindi keser, eğlenceler düzenlerse, şüphesiz, bu da meşru olan bir davranış sayılmaz.

Bütün bunlarda kişi iyi niyet taşımadığı için şu hadis- i şerife muhatap olur:

"Kim bir kavme benzemeye çalışırsa onlardan sayılır." (Ebû Davud, Libas: 4)

Yâni onları taklit ettiği için sorumlu olur, günaha girer.

Ancak bu âdetleri hayra dönüştürme durumu da vardır.

Hemen her fırsatta, imkânımız dahilinde anne-babamıza gereken ilgiyi gösterir; bunun yanında "anneler, babalar günü" geldiğinde de o vesileyle gönüllerini hoş edersek, bu güzel bir şey olur.

Yılbaşı için de aynı şeyi söylemek mümkündür. Bir mü'min için yılbaşı, ömür binasından bir taşın daha düştüğünün işâretidir. Ahiret yurduna biraz daha yaklaştığımızın işaretidir. Bu şuur ve uyanıklık içinde her zaman yapmayı bir alışkanlık haline getirdiğimiz gibi, yılbaşında da aynı muhasebeyi yapsak hiç de zararlı bir şey olmaz.

Doğum günü için de aynı husus geçerlidir. Bu, çocuğumuzun bir yaşını daha tamamlayıp büyüdüğünün alâmetidir. Bu vesile ile, bayram günlerinde olduğu gibi, imkânımız kadarıyla bugünde de bir hediye ile yavrumuzu sevindirirsek güzel bir davranış olur.

Zaten, Müslümanlar olarak övünç kaynağımız Peygamberimizin (a.s.m.) doğum yıldönümünü mevlitler, hatimler, dualar ve salâvatlarla kutlamıyor muyuz? Yâni, diğer bir ifâde ile Batı kaynaklı bu âdetleri Müslümanlaştırırsak hem kendimiz istifade ederiz, hem de başkalarına örnek oluruz.

Mehmed Paksu

*

Çevrimdışı FECR

  • *
  • 4700
  • Selam Hidayete Tabi Olana
    • FECR
Ynt: yılbaşı kültürü ve müslümanlar
« Yanıtla #24 : 04 Aralık 2012, 09:46:34 ÖÖ 09 »
Yıllar önce Turgut Özal "Alışacaksınız" türünden bir şey söylemişti.
Mehmet Paksu gibiler sayesinde Müslümanlar yılbaşı,analar günü, babalar günü,sevgililer günü vs günleri kutlamaya, eğlenceler yapmaya başlarsa şaşmamak lazım. Allah Rasulu
"Yahudi ve Hristiyanlar keler değine girseler siz de gireceksiniz" diyerek ümmetini uyarmıştı ama bu uyarılar kim kulak asacak. Yine "Bir kavme benzeyen onlardandır" demişti ama bu sözü de kulak ardı yaptık.

Mehmet Paksu hadisleri söylüyor, bu adetlerin bidat olduğunu, Ehli Kitabın kutlamaları olduğunu söylüyor, bir taraftan da bu bidatlari hayra dönüştürmekten bahsediyor. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Yemekte tuzlu,acılı yemekleri yiyeceksin hem de perhiz yapıyorum diyeceksiniz. Olacak şey mi?
Dinlerarası diyalog, biraz o dinden biraz bu dinden adetleri karıştırarak bir aşure meydana getirmeye çalışıyor.Muharrem ayında aşure de iyi gider :)
Maxpayna'ya aşureden getirmeyi unutmayın :)
Selam Hidayete Tabi Olanlara


http://kuranneslifecr.blogspot.com

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5150
    • depo
Ynt: yılbaşı kültürü ve müslümanlar
« Yanıtla #25 : 04 Aralık 2012, 11:13:05 ÖÖ 11 »


Alıntı
fecr
...Maxpayna'ya aşureden getirmeyi unutmayın...

yok abi her aşureyi yerim de bu aşureyi yemem. kimlik zehirlenmesi yaşarım tehlikeli aşure o...
bu arada itiraf ediyorum aşureden bıktım yeter artık aşure getirmesinler bana...
vay arkadaş insan ne kadar nankör düne kadar yok diye ağlıyordum şimdi çok diye ağlıyorum...
 

*

Çevrimdışı TaLiA

  • *
  • 3017
Yılbaşında Müslüman olmanın gereği nedir?
« Yanıtla #26 : 14 Aralık 2012, 02:15:16 ÖÖ 02 »
Yılbaşında Müslüman olmanın gereği nedir?


Hepimiz Müslümanız elhamdülillâh. Ama hepimiz Müslümanlığımızın icabını yaşamıyoruz maalesef...
 
Biz, Müslümanlığın icabını yaşama hâline “dindarlık” diyoruz. Kim inandığı gibi yaşıyorsa, ona dindar insan sıfatını takıyor, dindar adam, diye yâd ediyoruz. Bu sıfat onun hakkıdır zaten.
 
Siz dindarlığı, zamanın kötülük ve fitnesine karşı giyilen koruyucu bir zırh olarak da kabûl edebilirsiniz.
 
Aslında dindarlık, sahibini sadece âhirette Cennet’e koyan bir yaşama tarzı olmakla kalmayıp, dünyada da huzura, saadete sevkeden bir yaşama tarzıdır.
 
Nitekim İsa Peygamber’in doğumu ile Hazret-i Muhammed’in hicretine başlangıç olan yılbaşlarında dindar olanla olmayanın yaşayışını ibretle seyrediyorsunuz.
 
Dindar olanlar, yılbaşı gecelerinde düşünüyorken, şuur altında bile olsa diyorlar ki:
 
— Yılbaşı gecesinin mânası, sayılı ömür senelerinin birinin daha bitmesi, ölüm denen kesin âkıbete biraz daha yaklaşılması, gençlik günlerinin tükenip, ihtiyarlık demlerinin gelmesi.. demektir. Nitekim her yılbaşında siyah saçlara biraz daha aklar düşüyor, akların sayısı da biraz daha çoğalıyor.
 
Öyle ise, böyle gecelerde daha çok sefalete, daha çok sefahete düşmek yerine; daha çok âhirete, daha fazla ebedî âleme meyili olmak lâzımdır. Zira bu hızlı gidiş, - ister ikrar et, ister inkâr - kabire, öteki dünyaya doğrudur.
 
İşte dindarlık böyle düşündürüp, böyle tedbirli hareket ettirdiği içindir ki, dindar insanın, geçen senelerinden pişmanlığı azdır. Ama kendisini dinî ölçülerle kayıtlı görmeyen başıboş insanlarda ise her yılbaşında böyle bir muhakeme ve düşünceden eser yok. Tam bir şuur ve idrak mahrumiyeti içindeler.. Ölüme bir sene daha yaklaşmanın delilini teşkil eden gecede, hem ahlâkından, hem mâneviyatından, hem de parasından zararlar görmekte, fireler vermekte, pişman olacağı fiilleri çoğaltarak işlemekteler. Birkaç saatlik bu eğlence ve sefahetin arkasından ömür boyu üzüntü ve pişmanlıklar gelmekte...
 
Onu böyle ömürboyu pişmanlıklara sevkeden şey, İslâm’ın icabını yaşamayışında, yâni, dindar olamayışındadır.
 
Şâyet dinin emirlerine sadık kalacak bir iman kuvveti, dindarlık emâresi kazanabilse, her yılbaşı, tam aksini düşünmesine, kendisine çekidüzen verip iman ve ahlâk bakımından yükselmesine sebep olacak, geçmişinden pişmanlık duyan bir sefahet ve sefalete düşmeyecek...
 
Demek ki, yılbaşı gecelerinde kimilerini o hâle düşürüp, kimilerini de bu duruma çıkaran şey, dindar olup olmamaktan başka birşey değildir.
 
Anlaşılan, şahsı düşündürüp, mes’ud ve bahtiyar kılan şeyin dindarlık olduğu kesindir.
 
Ferdi muhakemesizleştirip sefalete itenin de dinde lâubalilik olduğu bir vakıadır.
 
Demek imtihan dünyasıdır bu. Her ikisine de yol açık. İsteyen oraya, dileyen de buraya yönelir. Kimi yılbaşında şuurunu iptal eder. Kimi de ihyâ...
 
Biz şükrederiz dindarlığımıza, hamd ederiz bizi böyle düşündürüp, amel ettiren Rabbimize.
 
Bizim yılbaşı anlayışımız ne olmalıdır? Ölmeden önce hesaba çekilmek için ne yapmak gerekir?
 
Bazıları yılbaşını, 'vur patlasın çal oynasın' düşüncesizliğine dönüştürüyorlar, sanki ömürlerinden bir sene gitmemiş, aksine bir sene kazanmışlar gibi sevinç çığlıkları atarak işi sarhoşlaşmaya kadar götürüyorlar.
 
Herhalde kaybettikleri bir yılı düşünmemek için başvuruyorlar böylesine şuur ve muhakeme iptaline...
 
Harcanan vakti nakitten de kıymetli gören İslam büyükleri ise böylesine bir şuur iptaline asla rıza göstermiyorlar, aksine kaybettiğimiz yılın sonunda tam bir nefis muhasebesine girmemizi, harcadığımız seneyi nasıl bir yaşantı içinde tükettiğimizin muhasebesini yapmayı ısrarla tavsiye ediyorlar. İsterseniz bir de onları dinleyelim de nasıl bir muhasebe ve muhakeme içinde olmamız gerekiyor, harcadığımız yılın sonunda görelim.
 
Hicri 334 senesinde Bağdat'ta vefat etmiş olan büyük mutasavvıf Şibli Hazretleri, Bağdat halkına yaptığı her konuşmasına şu sözlerle başlıyordu:
 
- Ömürlerinden bir seneyi daha tüketerek varacakları sona biraz daha yaklaşan ahiret yolcuları! Yaklaştığınız yerde hesaba çekilmeden önce burada kendinizi hesaba çekin!
 
Her vaazına bu cümleyle başlayan Şibli Hazretleri'ne bir hürmetkârı, bir gün şöyle bir soru sordu:
 
- Hep 'Ahirette hesaba çekilmeden önce kendinizi dünyada hesaba çekin!' buyuruyorsunuz. Dünyada kendimizi hesaba çekerek yaşarsak sanki ahirette hesaba çekilmeyecek miyiz?
 
- Evet, dedi, burada hayatını hesaba çekerek yaşayan, orada hesaba çekilmeyebilir. Efendimiz (sas) Hazretleri; "Ahirette hesaba çekilmeden önce dünyada kendinizi hesaba çekin!" buyuruyor, öyle ise burada hayatını hesaba çekerek yaşayan orada hesaba çekilmeyebilir. En azından hesabını kolay verir. Bunun üzerine soru sahibi, kendini burada hesaba çekerek yaşamaya başlar. İbadetlerini eksiksiz yerine getirme gayretine girer. Günahlardan kaçınıp sevaplarını, hayır hasenatlarını çoğaltma titizliğine yönelir. Yani ahirette hesabını veremeyeceği işleri dünyada yapmama kararı alır. Böylece hayatını tam bir şuur içinde hesaba çekerek yaşamaya başlayan genç, bir gece rüyasında hocası Şibli Hazretleri'ni beyaz bir ata binmiş, bulutlara, yukarı uçup gidiyor halde görür. Arkasından seslenir:
 
- Hocam bekle ben de geleyim seninle!.. Şibli Hazretleri'nin cevabı kesin: "Ben bu hapishaneden bir kurtuldum, bir daha bekler miyim burada?"
 
Bu rüyanın manasını öğrenmek için sabah ilk iş olarak üstadını ziyarete giden talebesi, hocasının kapısında cenaze hazırlığını görünce, onun dünya hapishanesinden gece kurtulup ahiret saraylarına doğru uçtuğunu anlamakta gecikmez. Ama çok üzülür bu ani gidişine de o günün akşamında Rabb'ine dua ve niyazda bulunarak üstadını rüyada görme niyetiyle yatağına uzanır, az sonra kendisini hocasının huzurunda bulur. İlk sorusu, vaazlarında tekrar ettiği cümle olur:
 
- Sen dünyada kendini hesaba çekerek yaşardın, orada hesaptan kurtuldun mu, durum nasıl? İmam tebessüm ederek cevap verir. Meleklerin beni hesaba çekmek üzere karşıma geçtikleri sırada Rabb'imden hitap geldi:
 
- O kuluma hesap sormayınız. Çünkü o hesabını yaparak yaşadı, buraya temiz bir amel defteriyle geldi!.. Siz onun amel defterine bakın yeter, hesabını göreceksiniz orada... Şibli Hazretleri, talebesine; "Siz de" der, "kendinizi orada hesaba çekerek yaşayın.. Hesabını veremeyeceğiniz işlerle gelmeyin buraya. Size de; 'O kulum hesabını yaparak yaşadı, temiz bir amel defteriyle geldi buraya, defterine bakın yeter', denebilir!.."
 
- Ne dersiniz? Biz de harcadığımız sene sonunda, harcayacağımız senenin de başında kendimizi bir hesaba çeksek mi? En azından hesabını veremeyeceğimiz yanlışlarımız olduysa, tövbe, istiğfarla onları terk etme kararı alsak mı? Yapamadığımız ibadetlerimizi, hizmetlerimizi yapma azmine girsek mi? Yılbaşında bari bu muhasebeyi yapsak mı? Yoksa boş mu ver? Ömrümüzden bir sene daha gittiği halde, sanki bir sene daha kazanmış gibi 'vur patlasın çal oynasın' düşüncesizliğine düşenlere biz de katılarak malum tekerlemeyi biz de mi tekrar etsek?
 
- Ayağını sıcak tut başını serin, hayatını yaşa düşünme derin!.. Fakat unutmamak gerek ki, hayatını düşünmeden yaşayanların sonunda duydukları pişmanlık çok derin oluyor; ama bu derin pişmanlığın hiçbir faydası olmuyor. Öyle ise gelin biz hayatımızı düşünerek, hesabını yaparak yaşama kararı alalım yeni yılımızda. Hesabını verebileceğimiz nice yeni yıllar dileğimle...
 
Ahmed Şahin
 

*

Çevrimdışı TaLiA

  • *
  • 3017
Kimin Yılbaşı
« Yanıtla #27 : 14 Aralık 2012, 02:47:08 ÖÖ 02 »
Kimin Yılbaşı

Resmî yılbaşı her geldiğinde gecesinin kutlanmasının veya o geceye mahsus faâliyet ve eğlencelerden bir kısmına katılmanın İslâm'daki yeri (hükmü) tartışılır.
Din hizmetlileri ve muhâfazakâr müslümanlar "bu geceye mahsus bir faâliyete katılmanın câiz olmadığını" söyler, müslümanların böyle bir yılbaşı gecesi yokmuş gibi davranmalarını, normal hayatlarına devam etmelerini ister, bunu tavsiye ederler. Bir kısım modernist İslâm yorumcuları ile amelsiz veya İslâm'ın gerektirdiği hayat konusunda duyarsız müslümanlar ise "dünyanın kutladığı ve eğlendiği bu geceye katılmakta ve eğlenmekte bir sakınca bulunmadığını" söylerler.

Son zamanlarda moda oldu, bir konunun İslâm'daki yeri sorulurken, araştırılırken mutlaka bir âyet veya hadîs de aranıyor. Böyle bir yaklaşımın bilgi eksikliğinden kaynaklandığı kesindir. Çünkü İslâmî hüküm ve değerlendirmenin kaynağı vahiy (âyet ve hadîsler) olmakla beraber, bunların sınırlı olduğu, bir mesele hakkında âyet ve hadîs yok ise (doğrudan, adını ve niteliklerini belirterek meseleyi hükme bağlayan bir nas yoksa) ictihada gidilir. Bu konuda uzman (âlim) olanların bildiği usûle uygun olarak yapılan ictihad ile ulaşılan sonuç da (hüküm ve değerlendirme de) dîne dahildir, İslâmîdir, ictihad eden âlimi ve bilgileri yetersiz olduğu için âlimden sorma durumunda olan diğer müslümanları bağlar.

Hz. Peygamber (s.a.v.) zamanında yılbaşı kutlamaları bulunmadığı için, doğrudan bu konuyu hükme bağlayan bir âyetin veya hadîsin bulunmaması tabîîdir. Ama bizim dünyamızda önümüze çıkan bu konunun -çeşitli ictihad yöntemleriyle- İslâmdaki yerini belirleyebilmek, hükmünü (haram, mekruh, mübah olup olmadığını) ortaya koyabilmek için yararlanabileceğimiz birçok âyet, hadîs, kural ve ilke vardır.

Meselemizin hükmünü araştırmadan önce ne olduğunu açıklamak gerekir. Yılbaşı, tarih başlangıcı olarak müslümanlara ait değildir, Hristiyanlara aittir. Aslında kış gün dönümünü kutlama âdeti çeşitli Asya ve Avrupa putperest (pagan) topluluklarında vardı. Tarihî kayıtlara uygun olmadığı halde Hz. İsa'nın doğduğu gün kilise tarafından 25 Aralık'a çekildi, eskiden beri yapılmakta olan kutlamaların Hristiyanlığa dahil edilmesi hedeflendi. Ancak zaman içinde bu kutlamaya katılan diğer kiliseler aynı tarihte birleşmedi, farklı tarihleri benimsediler. Yılbaşında yapılan Noel Yortusuna (Hristiyanlığa mahsusu bir âyine) adı karıştırılan Noel Baba (Aziz Nichola, Santa Claus) aslında; yani tarihî bir şahıs olarak bir Hristiyan azizi (ermişi, velîsi) dir. Zaman içinde bu azizin tarihi kimliği değiştirilmiş, kendisiyle ilgili birçok efsâne uydurulmuş ve ilk defa 17. asırda Almanya'da Noel Yortusuna karıştırılmış, daha sonra bu uygulama Hristiyan dünyasına yayılmıştır.

Müslümanlar tarih başlangıcı olarak hicreti kullanırlar. T.C. Devleti Hristiyanlara ait bulunan bu tarih başlangıcını resmen benimsediği için bu yılbaşı, aynı zamanda "Türkiye'nin resmî yılbaşı"dır, millî ve dinî yılbaşı değildir.
Bu kısa tarih bilgisinden çıkan sonuç şudur:

a) 1. Ocak. 2002 yıl önce müslümanların veya Türklerin tarihinde, tarih başlangıcı olacak bir olay geçmemiştir.

b) Hz. Îsa'nın doğum tarihine uygun olmamakla beraber onun doğumu bu tarihin başlangıcı olarak kabûl edilmiş; bundan öncesi ve sonrası için "milattan (İsa'nın doğumundan) önce, sonra" denilmiştir.

c) Hz. İsa biz müslümanlara göre aziz bir peygamberdir (aleyhisselâm), ancak Hristiyanlar onu peygamberlikten çıkarmış, tanrılaştırmışlardır.

d) Noel Baba aslında bizce de saygıya değer bir mümindir (Hz. İsa'nın tebliğ ettiği dîne inanmış ve o din içinde yetişmiş ve ermiştir), ancak dün Hristiyanların, bugün dinli dinsiz Batı'nın Noel Babası, nitelikleri bakımından bu aziz, bu velî, bu mümin değildir. Onun adının karıştırldığı yortu da bir Hristiyan ibâdetidir.

Böylece yukarıda ana hatlarıyla açıklanan yılbaşının, din olarak aslından saptırlmış Hristiyanlığa, kültür olarak da Hristiyan Batı kültürüne dayandığı, onun bir parçası olduğu ortaya çıkmıştır.

Müslümanlar bu yılbaşını takvim başlangıcı yaparlarsa, yılbaşı gecesinde yapılan âyin veya eğlencelere iştirak ederlerse ne olur?
Yılbaşı dolayısıyla yapılan dinî âyine katılan (Hristiyanlarla beraber bu toplu ibâdeti yapan) müslümanlar en azından haram (büyük günah) işlemiş olurlar. Bu hükmün akla ve vahye dayalı delîllerini zikretmeye bile gerek yoktur.

Dinî âyîne katılmadan yılbaşı dolayısıyla toplantı ve eğlence yapan müslümanlar, bu eğlencelerde ayrıca hiçbir haram işlemeseler dahi, kökeni dinî (İslâm'dan başka ve ona göre bugün mûteber olmayan bir dîne dayalı) olan bir faâliyete katıldıkları ve başka dinden olanlara -dinle ilgili bir konuda- benzer hale geldikleri için günah işlemiş olurlar. "Bir din ve kültür topluluğuna kendini benzetenler onlardan sayılır" meâlindeki hadîs bu davranışı yasaklamaktadır.

Yılbaşı, takvim, tarih, tatil, eğlence, şenlik ve bunlarla ilgili âdetler bir milletin kültürüdür. Kültür din ve ideolojinin bedenlenmesi, ete kemiğe bürünmesidir. Bu ikisini birbirinden ayırmak mümkün değildir. Eğer birileri din ile kültürü birbirinden ayırmaya, aralarındaki bağı koparmaya kalkışırsa -zor olmakla beraber bunu yapabilirse- kültür ile beraber dîni de değiştirme yoluna girmiş olur. Bedenini parça parça kaybeden din gider (milletin hayatından çıkar) onun yerine yeni kültürün dîni veya dinsizliği gelir. Kültür ile din arasında böyle bir bağ bulunduğuna göre; kültürün değişmesi dîni yakından ilgilendirir. İslâm'ın beş temel amacından biri dîni (müslümanların hayatında İslâm'ı) korumaktır. İslâm'ın korunmasını olumsuz etkileyen bir davranış, bir kültür değişimi, bir kültür taklidi haramdır, bazan bununla da kalmaz dinden çıkma sonucunu doğurur.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Medine'ye göçünce, burada öteden beri iki bayramın bulunduğunu ve bu bayramlarda kutlama yapıldığını öğrendi. Bayramlar, dînin etkilenmesi bakımından önemli kültür unsurları olduğu için bunları değiştirdi ve yerlerine Ramazan ile Kurban bayramlarını tebliğ etti. Daha pek çok hadîste, başka dinlerle ilişkisi veya sembolik değeri/fonksiyonu bulunan âdet ve uygulamaları müslümanlara yasakladı.



hayrettin karaman