MUHAMMED (sav) İ SEVMENİN ÖLÇÜSÜ

  • 33 Cevap
  • 22507 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı ozan_er

  • ozaner
  • **
  • 223
  • adalet ve özgürlük dinimdir
Ynt: MUHAMMED (sav) İ SEVMENİN ÖLÇÜSÜ
« Yanıtla #30 : 26 Aralık 2014, 02:28:21 ÖÖ 02 »
İyi taktik işin içinden çıkamayınca mahsus yaptım de sıyrıl işin içinden güzel taktik neyse tartışmaya  değmezmiş  onurlu ve izzetli Müslüman yakışan bir durum değil onun için düşüncelerimi paylaşıp bırakacağım Kuranı Kuranla anlamak anlatım tekniklerini bütün parça ilişkisi etimolojik ve epistomoljik emek harcamadan şartlı bir zihinle net bir zihinsel yapıya ulaşmak zor. O yüzden düşüncelerimi paylaşıp ayrılacağım
        
                                      İLAHİ MESAJIN KAYNAĞI ALLAHTIR””””””””””

Maide Suresi’nde elçiden kendisine ulaşan kutsal vahyi, yani Kuran’ı, insanlara iletmesi istenmektedir. Aksi takdirde elçinin misyonunu tamamlamamış olacağı belirtilmektedir:
   
“Ey Elçi! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kâfirler topluluğuna rehberlik etmez.” (5:67)

Yukarıdaki ayette Allah’ın elçisinden kendisine indirileni insanlarla paylaşması istenmektedir. Peki Allah’ın elçisine indirilen bu öğreti ve kurallar nelerdir? Aşağıdaki ayetler elçiye indirilenin ne olduğunu açıklıyor:

“Biz Kitap’ı sana, her şeyin açıklayıcısı, Müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik.” (16:89)

Görüldüğü gibi Allah tarafından elçisine indirilen kitap olan Kuran, hidayet (doğru yol) ve rehberlikle ilgili her konuda açıklama içerir. Nisa Suresi’nde de elçiye gönderilen kutsal mesaj şöyle açıklanır:

“Şüphesiz, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği gibi hükmetmen için biz sana Kitap’ı hak olarak indirdik. Hainlerin savunucusu olma.” (4:105)

Bir kez daha görüyoruz ki Allah’ın Kitap’ı olan Kuran, Allah’ın elçisine gönderdiği “kutsal mesaj” olarak anılıyor. Allah, elçisinden insanlar arasında bu mesaj ile hüküm vermesini istiyor. Aşağıdaki ayet de bu gerçeğe işaret ediyor:

“Sana da daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kitap'ı gönderdik. Artık aralarında Allah’ın indirdiği ile hüküm ver; sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uyma.” (5:48)

Yukarıdaki ayetler göstermektedir ki Allah, elçisine Kitap’ı indirmiştir ve elçinin görevi bu Kitap’ın, yani Kuran’ın dediklerini harfiyen uygulayıp ondan sapmamak ve insanlar arasında onunla hüküm vermektir.

Aşağıdaki ayetler peygamberin insanları hangi öğreti ile uyardığını ve onlara ne ile nasihat ettiğini daha net açıklıyor. Allah, Kaf Suresi’nde, elçisine şu emirde bulunuyor:

“Biz onların dediklerini çok iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin. Tehdidimden korkanlara Kuran'la öğüt ver.” (50:45)

Görüldüğü gibi Allah, peygamberden insanlara Kuran ile öğüt vermesini istemektedir, başka bir kitap ile değil. Peygamberin ağzından da bu görev onaylanmaktadır. Peygamber, Kuran’da geçen bir konuşmasında görevinin Kuran ile uyarmak olduğunu anlatmaktadır:

“Benimle sizin aranızda Allah şahittir. Bu Kuran bana, kendisiyle sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahiy olundu.” (6:19)


Yukarıdaki ayet elçinin Kuran’ı okuyacağını ve dileyenin bu rehberliği kabul edip doğru yolu bulacağını anlatıyor. Görüldüğü gibi, elçiden tebliğde kullanılması istenen kaynak Kuran’dır. Bir başka ayette Allah şöyle buyuruyor:Yani elçinin BAŞKACA BİR KAYNAĞI YOKTUR???

“Bu Kuran'ı sana farz kılan, elbette ki seni vaat edilen yere götürecektir. De ki: ‘Hidayeti getireni de açık bir sapıklık içinde olanı da en iyi Rabbin bilir.’” (28:85)

Yukarıdaki ayet göstermektedir ki elçi için bağlayıcı olan öğreti Kuran’dır.

Tüm bu ayetler göstermektedir ki Allah’ın elçisi olan peygambere Allah’ın Kitap’ı olan Kuran indirilmiştir ve peygamber bu Kitap’ı kullanarak insanlara dini anlatmak ile görevlendirilmiştir. Bunu yaparken Kuran’dan en ufak bir sapma göstermemesi konusunda uyarılmıştır. Yukarıda alıntıladığımız Maide Suresinin 48. ayetinde görüldüğü gibi peygamberin din alanında verdiği tüm hükümler Kuran’a dayanmak zorundadır. Peygamber bu ayetlerden anlaşılacağı üzere dini anlatırken kendine ait hukukunu ya da öğretilerini değil, Kuran’ı anlatmak zorundadır. İnsanlar peygamberin kişisel fikirlerine ya da hukukuna değil Allah’ın yasasına boyun eğmelidirler. Nitekim peygamber de böyle davranmış, insanlara sadece Allah’ın Kitap’ı olan Kuran’ı tebliğ etmiştir. Unutulmamalıdır ki Allah’ın elçisine itaat etmek demek, Allah’ın mesajına uymak demektir; çünkü elçi, sadece, Allah tarafından kendisine verileni insanlara yaymıştır, başka bir öğretiyi değil. (Zaten ‘elçi’nin kelime anlamı da kendisine ait olmayan bir şeyi başkasına ileten kişidir.) Elçi kendi hayatında Kuran’ın hakkında hüküm vermediği konularda kendi fikirlerine, alışkanlıklarına ve içinde bulunduğu toplumun genel öğretilerine göre davranmış olabilir. Ancak bunlar onun bireysel tercihleridir. Dini bir anlam taşımazlar. Bu yüzden elçi insanlara bu seçimlerini aşılamaya çalışmamıştır.

Allah Kuran’da insanlardan sadece Kuran’a uymalarını istemiştir. Aşağıdaki ayetler din adına uyulacak tek yasanın Allah’ın yasası olan Kuran olduğunu gösteriyor:


ALLAH DIŞINDA HİÇ KİMSE DİN ADINA HÜKÜM KOYABİLİR Mİ ??????????
“Hüküm yalnız Allah’ındır.” (12:40)

“O, hükmüne hiç kimseyi ortak etmez.” (18:26)

Bu ayetler göstermektedir ki Allah dışında hiç kimse din adına hüküm koyamaz. Allah’ın elçisi bile olsa insanların kişisel görüşleri dinî hüküm olarak kabul edilemez. Aşağıdaki ayet bu gerçeğe destek niteliğindedir:

“Hiçbir insanın, Allah’ın kendisine Kitap, hikmet ve peygamberlik vermesinden sonra insanlara: ‘Allah’ı bırakıp bana kul olun!’ demesi mümkün değildir. Bilakis şöyle der: Okutmakta ve öğretmekte olduğunuz Kitap uyarınca Rabb’e hâlis kullar olunuz.” (3:79)

Ayetin gösterdiği gibi Allah’ın elçisi olan peygambere düşen, insanların onun şahsi kararlarına uymalarını istemek değildir. Peygamber insanlardan Allah’ın Kitap’ına uymalarını ister.Allaha RAĞMEN EL KOS KESME ÇİZGİSİ belirlemek değildir

Allah’ın yasası, Evren’de doğa kanunları olarak vücut bulur. Aynı yasa, insan hayatında da bulunur ve orada Allah’ın öğüt ve emirlerine dayanır. Nitekim, Muhammed peygamber, Allah’ın, insan hayatı üzerindeki hükmünün ancak Allah’ın Kitap’ı olan Kuran’daki öğüt ve emirlerle sağlanacağını şu ayetlerde geçen ifadesi ile onaylamıştır:

“Allah size Kitap'ı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, Allah’ın dışında bir hüküm koyucu mu arayayım?” (6:114)

ALLAH’IN ELÇİSİ SADECE ALLAH’IN KURALLARINI İLETİR. İNSANLAR ALLAH’IN, ELÇİSİ ARACILIĞI İLE KENDİLERİNE İLETTİĞİ BU KURALLARA UYMAKLA YÜKÜMLÜDÜRLER

Yukarıdaki ayet açıkça göstermektedir ki Allah’ın elçisinin görevi Allah’ın Kitap’ında yer alan yasaları uygulamaktır. Bu yüzden elçiye uymak, Allah’ın Kitap’ına uymaktan başka bir şey değildir. Allah’ın elçisi sadece Allah’ın mesajını iletir. İnsanlardan Allah’ın Kitap’ı olan Kuran dışında bir yasaya ya da kurala uymalarını istemez. Hüküm koyucu olarak yalnızca Allah’ın Kitap’ı olan Kuran kabul edilebilir. Aşağıdaki ayetler elçiye uymak için onunla gönderilen mesaja uymak gerektiğini anlatır:

“Allah’a itaat edin, elçiye itaat edin ve sakının. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin: Bizim elçimize düşen sadece apaçık bir tebliğdir.” (5:92)

“Allah, yarattıklarından sizin için gölgeler oluşturdu. Dağlardan sizin için sığınak evler yaptı. Sizin için, sıcaktan koruyacak elbiselerle savaşta koruyacak elbiseler de yaptı. İşte nimetini üzerinizde böyle tamamlıyor ki, O'na teslim olup esenliğe ulaşabilesiniz. Yine de yüz çevirirlerse artık sana düşen, açık bir tebliğden başka şey değildir.” (16:81-82)

"Eğer yalanlarsanız bilin ki, sizden önceki ümmetler de yalanlamıştı. Elçiye de düşen, açık bir tebliğden başka şey değildir." (29:18)

“Allah’a itaat edin, elçiye de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz elçimize düşen, apaçık bir tebliğden başkası değildir.” (64:12)

“De ki: ‘Allah’a da itaat edin, elçiye de. Eğer yüz çevirirseniz, onun görevi ona yüklenen, sizin göreviniz de size yüklenendir. Eğer ona itaat ederseniz doğru yolu bulursunuz. Elçiye düşen, açık bir tebliğden başkası değildir.’” (24:54)

Yukarıdaki ayetler Allah’a ve elçisine itaatin ne anlama geldiğini açıkça gösteriyor. “Elçiye düşen, açık bir tebliğden başkası değildir” ifadesi elçinin görevinin sadece Allah’tan geleni insanlara iletip insanları onunla uyarmak olduğunu bildiriyor. Elçi Kuran ile kendisine iletilenler dışında dinî kurallar koyamaz ve kişisel uygulamalarının din adına kabul edilmesini talep edemez.

İTAAT SADECE ELÇİ TARAFINDAN ALINAN VE İNSANLIĞA DAĞITILAN MESAJA OLMALIDIR. KURAN DIŞINDA BİR KİTAP İLAHİ YOL GÖSTERİCİ OLARAK KABUL EDİLEMEZ  sağınızdan solunuzdan başka kitap uydurmayın

Araf Suresi’nde inananların sadece Allah’ın Kitap’ına uyup, o kitabı takip etmeleri istenmektedir, diğer kitapları değil.

“Bir kitaptır bu; sana indirildi, onunla uyarıda bulunasın diye ve inananlar için bir öğüt ve düşündürme olarak... O halde, bundan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın. Rabbinizden size indirilene uyun; O'nun berisinden birtakım velilerin ardına düşmeyin. Siz ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!” (7:2-3)

Bu ayette görülüyor ki uyulması gereken kaynak Allah’tan insanlara indirilen Kuran’dır. “O'nun berisinden birtakım velilerin ardına düşmeyin” ifadesi Allah’ın vahiy ettiği dışında hiçbir kaynağa uymamamız gerektiğini vurguluyor.

Allah, elçisine şunu hatırlatıyor ki, insanlar için Kuran dışında bir kılavuz bulunmamaktadır:
“Oysa biz onlara ders alacakları kitaplar vermemiştik ve kendilerine senden önce bir uyarıcı göndermemiştik.” (34:44)

Başka bir ayette Allah şu soruyu yöneltiyor:

“Müslümanlar’a suçlular gibi mi davranalım? Neyiniz var, ne biçim hüküm veriyorsunuz? Yoksa bir kitabınız var da onu mu okuyup duruyorsunuz? Ve içinde her dilediğinizi bulabiliyorsunuz?” (68:35-38)

Bu ayette geçen “Yoksa var da bir kitabınız onu mu okuyup duruyorsunuz” ifadesi bize, inananların din adına okuyup ders alacakları tek Kitap’ın Kuran olduğunu gösteriyor.
Kuran dışında ders alacağımız başka dinî bir kaynak olmadığı şu ayetle de destekleniyor:

“Veya onlara bir kitap verdik de ondaki bir delile mi dayanıyorlar? Doğrusu, zalimler birbirlerine ancak aldatıcı sözler verirler.” (35:40)

Zühruf Suresi’nde inanmayanlar için şunlar söylenmektedir:
“Onlara bundan önce bir kitap verdik de ona mı dayanıyorlar?” (43:21)

Hakka Suresi’nde elçinin dinle ilgili sözlerinin Kuran’dan olduğu belirtilmektedir. Aynı surede elçinin kendi dünyevi sözlerini Allah’ın sözleri gibi göstermesi durumunda bundan sorumlu tutulacağı hatta cezalandırılacağı anlatılmaktadır:

“Eğer bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı, elbette onu kıskıvrak yakalardık. Sonra onun can damarını koparırdık. Hiçbiriniz buna engel de olamazdınız.” (69:44-47)

Saffat Suresi’nde Allah, inanmayanları Kuran dışında bir kitaba uymamaları konusunda uyarıyor:

“Ne oluyor size, nasıl hüküm veriyorsunuz? Hiç düşünmüyor musunuz? Yoksa sizin açık bir deliliniz mi var? Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin!” (37:154-157)

Peygamber, Kuran ayetlerinde geçen ifadeleri ile, Allah’tan gelen kitaplar dışında insanlara din alanında rehberlik edecek başka bir kaynak olmadığını bildirmektedir. (Allah tarafından indirilen diğer kitaplar da Kuran ile aynı mesajı paylaştıkları sürece Allah’ın Kitap’ı kategorisinde değerlendirilebilir42:13)

“De ki, ‘Doğru sözlü iseniz, Allah katından bu ikisinden daha iyi yol gösteren bir kitap getirin, ben ona uyayım.’” (28:49)

Bu ayette geçen “bu ikisinden” ifadesi bir önceki ayette açıklanmaktadır:

“Fakat hak, katımızdan kendilerine geldiğinde şöyle dediler: ‘Musa'ya verilenin aynısı buna da verilseydi ya!’ Bunlar daha önce Musa'ya verileni inkâr etmemişler miydi? Şöyle demişlerdi: ‘Birbirini destekleyen iki büyü.’ Ve dediler: ‘Biz bunların ikisine de inanmıyoruz.’" (28:48)

.

“Kitap’ın indirilmesi, Üstün ve Bilge olan Allah’tandır. Şüphesiz, sana bu Kitap’ı hak ile indirdik; öyleyse dini yalnızca O'na has kılarak Allah’a ibadet et. Gözünüzü açıp kendinize gelin! Arı-duru din yalnız ve yalnız Allah’ındır! O'nun yanında birilerini daha veliler edinerek ‘Biz onlara, bizi Allah’a yaklaştırmaları dışında bir şey için kulluk etmiyoruz.’ diyenlere gelince, hiç kuşkusuz, Allah onlar arasında, tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmü verecektir. Şu bir gerçek ki, Allah, yalancı ve nankör kişiyi iyiye ve güzele kılavuzlamaz.” (39:1-3)

Yukarıdaki ayetler bize şunları hatırlatıyor: Allah’a Kuran’ı takip ederek kulluk etmeli, dini Allah’a has kılmalıyız. Bunu yaparken bizi Allah’a daha çok yaklaştıracaklarını düşünerek Allah dışındakilere kulluk etmemeliyiz.
   
Fatır Suresi’nde Allah, vahiy olarak yine, sadece Kuran’a dikkat çekmektedir. Allah, peygambere Kuran’ın indirildiğini ve Müslümanlar’ın Kuran’ı kutsal yol gösterici olarak almaları gerektiğini vurguluyor:

“Sana vahiy ettiğimiz kitap, kendinden öncekini doğrulayıcı olarak gelen gerçektir. Allah, kullarından haberdardır, görendir. Sonra, kullarımız arasından seçtiklerimizi Kitap'a mirasçı kıldık. İçlerinden kendine zulmeden var. Orta yolda gideni var. Allah’ın izniyle hayırlarda öne geçeni var. İşte bu, büyük lütfun ta kendisidir.” (35:31-32)

Görüldüğü gibi Allah kullarına miras olarak Kitap’ını bırakıyor, başka bir kaynağı değil.

ALLAH’A VE ELÇİ’SİNE UYMAK İKİ AYRI KAVRAM DEĞİLDİR ?????????///

Kuran’a bakınca şunu görmekteyiz ki Allah’a ve elçisine itaat iki ayrı kavram değildir. Bu yüzden “Allah’a uymak için Kuran’a, elçiye uymak için ise Kuran dışında başka kitaplara uymalı” görüşü hatalıdır. Kuran ayetlerinin gösterdiği gibi, “Allah ve elçisi” tek bir hukuk ve itaat kaynağına karşılık gelir.

Tevbe Suresinde Allah, elçisi aracılığıyla, müşrikler hakkında bir açıklama yapmaktadır:

“Bu, aynı zamanda, Allah ve elçisinden tüm halka, büyük hac günü yayımlanmış bir duyurudur: Allah putperestlerden uzaktır, elçisi de... Tövbe ederseniz sizin için daha iyidir. Dönerseniz, bilin ki siz Allah’ı aciz bırakamazsınız. İnkarcılara acı bir azabı müjdele.” (9:3)

Bu ayetteki duyuru insanlara elçi tarafından ulaştırılmıştır ancak ayette bu duyurunun “Allah’tan ve elçisinden” geldiği ifade edilmektedir. Şurası açıktır ki elçi müşriklere, Allah’ın bu duyurusu dışında bir duyuru yapmamaktadır. Yukarıda bahsedilen duyuru Allah tarafından hazırlanmış ve elçisi tarafından insanlara ulaştırılmıştır. Bu duyurunun “Allah ve elçisi”nden geldiğinin söylenmesi gösteriyor ki Allah ve elçisi iki ayrı kural kaynağı değildir. Allah tüm kutsal kuralların kaynağıdır ancak Allah bu kuralları herkese tek tek anlatmayı tercih etmemiş, bir elçi seçerek kutsal mesajını insanlara onun aracılığıyla ulaştırmıştır.

Enfal Suresi’nde şu ifade yer almaktadır:

“Ey inananlar! Allah’a ve elçisine itaat edin. İşitip durduğunuz halde ondan yüzünüzü çevirmeyin.” (8:20)

Yukarıdaki ayette inananlardan Allah’a ve elçisine itaat etmeleri istenirken ayet “işitip duyduğunuz halde ondan yüz çevirmeyin” ifadesi ile sona ermektedir. Buradaki ifadede çoğul zamir olan “onlardan” değil, tekil zamir olan “ondan” kelimesinin kullanılması anlamlıdır. Çünkü Allah ve elçisi iki ayrı dinî kaynak getirmezler. Allah’ın gönderdiği ve elçisinin inananlara ilettiği mesaj “tek”tir. O tek kaynak Kuran’dır.

İtaat ve boyun eğmenin yöneleceği tek otorite Allah’tır. Ancak Allah her kulu ile tek tek görüşmediği için insanlar arasından birisini seçip, yasalarını ve emirlerini o kulu aracılığı ile diğerlerine iletmiştir. Allah’ın mesajını diğer kullara ulaştıran bu kişiye “peygamber” ve “elçi” (Resul) denir. O kişi ‘peygamber’dir çünkü Allah mesajını ona iletir. Aynı zamanda o kişi ‘elçi’dir çünkü mesajı kendisine saklamaz, diğer kullara iletir. Elçi, insanları bu yasalara uymaya çağırmakla kalmaz, kendisi de bu yasaya uymakla yükümlüdür.

Elçi kendi fikirlerini değil, kutsal mesajı insanlara iletir. Elçinin dinî anlamda Kuran dışında getirdiği bir söz yoktur:

“Hiç şüphesiz o (Kuran), çok şerefli bir elçinin sözüdür.” (69:40)

Bu ayet gösteriyor ki elçinin sözüne uymak onun yaymaya çalıştığı mesaja, yani Kuran’a uymaktır. Bu yüzden Allah, Nisa Suresi’nde şöyle demektedir:

“Elçiye itaat eden Allah’a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse çevirsin; biz seni onların üzerine bekçi göndermedik.” (4:80)

Yukarıdaki ayetler gösteriyor ki elçiye itaat etmek onun kişisel görüşlerine itaat etmek değildir. Elçiye itaat, ona elçiliğinin gereği olarak indirilen ilahi mesaja itaat etmektir. Bu yüzden Allah ve elçisi iki ayrı kaynak değildir. Allah’a ve elçisine itaat, tek bir kaynağa, yani Allah’ın indirdiği Kitap’a uymakla mümkün olur.

Dinin Tek otoritesi vardır .Oda Allahtır.Dinin Tek kaynağı vardır O da Kurandır.Eğmeye bükmeye gerek yoktur. Herkes Rabbinin huzurunda hesap verecektir.Allaha başka ortaklar ihdas edip hesap gününde perişan duruma düşmek var.Rabbimiz Hiçbir şekilde ortak vekil kabul etmemekte şirkin temeli buradan geçmekte

*

Çevrimdışı Atlas

  • ***
  • 263
Ynt: MUHAMMED (sav) İ SEVMENİN ÖLÇÜSÜ
« Yanıtla #31 : 26 Aralık 2014, 03:51:59 ÖÖ 03 »
Alıntı
İyi taktik işin içinden çıkamayınca mahsus yaptım de sıyrıl işin içinden güzel taktik neyse tartışmaya  değmezmiş

inan bana tahkir amaçlı belirtmedim..sadece en çok üzerinde durduğunuz ve değişime tabi tuttuğunuz bir örneği öne aldım..

üstelik işin içinden sıyrılmadım sadece tahrim suresinde ki gayri metluvv vahye dair ayetin delalalet ettiği örneği ayrıca alıntılayarak belirttim..

ilgili ayette de ( TAHRİM 3.) açıkca görüldüğü üzre kuran ayetleri dışında vahyin söz konusu olduğu inkar edilemez bir gerçek..Allahın  peygambere yüklediği vazifeleri gözardı etmek doğru olmaz onun rehberliğini devre dışı bırakarak..kurana yaklaşma anlama çabaları adı  altında kişi velev ki iyi niyet taşıyor dahi olsa  sürçer düşer tökezler..sünneti bi kenara itirek islam yaşanamaz Allahın muradına uygun hayat tarzı oluşturulması mümkün değildir..

bunun farkına varın lütfen..size sohbetin ortalarında ayet getirmeyin demiştim

yahu kuran ayetlerini akide şekeri gibi ortaya saçmak dağıtmak  sahip olunan düşünceyi  destekleme amaçlı satır aralarına eklemekle mesele çözülmez..

kuran ayetleri bir çok anlam katmanlarına sahiptir..siz bir ayet koyarsınız ortaya yek diğer başka bir ayet...haşa ayet tokuşturmaya döner iş..Allahın hidayet bulalım diye gönderdiği ayetler ile hem aramızı açarız hemde Allahın rızasından uzaklaşırız..

takip edilmesi gereken usuller var ..insan ömrü kıymetli zaman değerli vakit geçiyor..yazık değil mi..

"Güneş herkesin üzerine eşit doğar ama;Gül başka, leş başka kokar.''(Mevlana Celaleddin Rumi)

*

Çevrimdışı Atlas

  • ***
  • 263
Ynt: MUHAMMED (sav) İ SEVMENİN ÖLÇÜSÜ
« Yanıtla #32 : 26 Aralık 2014, 04:28:38 ÖÖ 04 »
hatrıma geldiği için konudan tamamen azade olmamak kaydı ile bi noktayı belirtmeden edemiyeceğim..

ibn abbas r.a ilim tahsilinin başlarında sanırım..peygamberimizin duasına mazhar oluyor..rivayetin tam metni şu an aklıma gelmiyor ama efendimiz..Allahım onu dinde fakih kıl diye dua ediyor..fakih olmak ne demek..sadece lugat manası ile ele almak haksızlık olur..

dini ilimler ile uğraşan her insanın ilk adımda sağlamlıştırması inşaa etmesi gereken en önemli mesele "niyettir" niyet ise halisane şekilde edebi muhafaza eşliğinde Allahın rızası ve muradı ne ise onu umarak ve isteyerek tüm himmetini gayretini bu niyeti pekiştirmeye adayarak işe koyulma olmalıdır..

ilmin sahibi Allahdır..ama niyet düzgün olmadığında alim sıfatını etiket olarak üzerinde taşısa bile kişi ...ilmin sahibi tarafında sahiplenilmiyor..Allahın sahip çıkmadığına nefsin ve şeytanın sahip çıkacağı ise su götürmez bir gerçek olarak önümüzde duruyor..örnekleri ise gerek kuranda gerekse hadis zemininde bizlere ulaşmış durumda ..gerçi günümüzde de bu sahipsiz kimseleri görmüyor değiliz..

Allah temizdir ve temiz olanı seçer ve sever..her işde bu durum geçerli..
"Güneş herkesin üzerine eşit doğar ama;Gül başka, leş başka kokar.''(Mevlana Celaleddin Rumi)

Ynt: MUHAMMED (sav) İ SEVMENİN ÖLÇÜSÜ
« Yanıtla #33 : 26 Aralık 2014, 06:02:47 ÖÖ 06 »
Ozan-er senin dediğin gibi olsun varsayalım ki biz işin içerisinden çıkamadık laf kalabılığı yaptık eyvallah... Sen yazılarında sürekli bir şekilde Kur’an açıktır nettir her şeyin açıklayıcısıdır diyorsun ya hadi bunu anladıkta Allah aşkına bana izah eder misin? sen neden bu kadar açık ve net değilsin..? Asıl sorun burası..

Şu kelimelere bakın etimolojik,epistomoljik bilmem ney bilmem ney.

Ya inan seni eleştirmek için söylemiyorum sadece merak ediyorum bu kelimeleri niçin kullanma ihtiyacı duyuyorsunuz?

Bunu içtenlikle söylüyor ve gerçekten merak ediyorum.. Ben Kürt oğlu kürdüm ve Türkiye cumhuriyeti vatandaşıyım ve bu kelimelerle kurulan cümleleri anlamıyorum anlamakta istemiyorum….Kendi meramınızı kendi dilinizden anlaşılır bir şekilde aktaramıyorsunuz?  Şeytan mı sizi bundan alıkoyuyor…

Ozan-er diyorsun ki; Yukarıdaki ayetler göstermektedir ki Allah, elçisine Kitap’ı indirmiştir ve elçinin görevi bu Kitap’ın, yani Kuran’ın dediklerini harfiyen uygulayıp ondan sapmamak ve insanlar arasında onunla hüküm vermektir.) buna delil olarak da 5.Surenin 48.ayetini delil getirmişsin. Yani Maide/44-45-47.ayetlerinden sonraki ayet.

Buna daha sonra geleceğiz;

Ayet doğru senin kurduğun cümlede doğru ancak diğer ayetlerde olduğu gibi bu ayeti de sonuca giderken yanlış yapıyorsun.

Şimdi senin söylediklerinden anladığımı söyleyeyim.

1-Peygamber ancak Kur’an’la hüküm verir. Eğer ona iştikal eden herhangi bir meselede reyini kullanırsa yada başka birşeyle hüküm verirse bu ana yoldan sapmak olur. Yanlış anladıysam beni düzelt.

Bu anlayışa göre peygamberin durumu bu iken bugünkü Devlet zirvesinin durumu ne olur acaba orasına birazdan geleceğiz?


Biz diyoruz ki peygamber Allah’tan vahiy alan kişi demektir. Dolaysıyla yaptığı işler, konuştuğu sözler, vahyi bağlar yani din açısından bağlayıcıdır. Çünkü o Allah’ın dinini temsil etmektedir.

Dolaysıyla onun hayatı vahiy kontrollüdür. Biz bunu söylerken delillerimiz olduğu için söylüyoruz.
Allah-u Teal’a şöyle buyuruyor.
"Onlar ki, yanlarındaki Tevrât ve İncil'de yazılı buldukları O elçiye, O ümmî peygambere uyarlar. O Peygamber ki, kendilerine iyiliği emreder, kendilerini kötülükten meneder; onlara güzel şeyleri helâl, çirkin şeyleri haram kılar, üzerlerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki zincirleri kaldırıp atar. O'na inanan, destekleyerek O'na saygı gösteren, O'na yardım eden ve O'nunla beraber indirilen nura uyanlar, işte felâha erenler onlardır" (A'râf, 157).

"Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve âhiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Resûlü'nün haram kıldığını haram saymayan ve hak dinini din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verecekleri zamana kadar savaşın" (Tevbe, 29).

Bak Ozan-er ayetler ne kadar açık ve nettir. Ayette Allah’ın haram kıldığını haram sayan demiyor. Peki ne diyor? Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Resûlü'nün haram kıldığını haram saymayan diyor..

Hadi açıkla bunu. İster akılla açıkla ister nasla açıkla nasıl istiyorsan öyle açıkla; Yeter ki bocalama ve açıkla…

Tüm dünya şunda ittifak etmiştir ki ölü eti ve kan Müslümanlar için haram kılınmıştır. Bu Maide-4 Enam/145 Hac/30 Nahl/116 ve Enam/119 ve daha birçok ayette bu sabittir..

Ayetlerdeki hüküm bu iken Rasulullah (s.a.s) “ölü hayvan etinin haram olmasına rağmen deniz hayvanlarının bunun dışında olduğunu belirtmiş ve bunu "Denizin suyu temiz, ölüsü helâldir";demiştir. Bu hüküm koyma değil de nedir?

Ozan-er bana kaçamak cevaplar verme ben senin önüne Allah’ın ayetlerini koyuyorum ve bu ayetlerden anladığım şeyi söylüyorum sende benim yanlış olduğumu savunuyorsun o halde bu ayetleri açıkla…
Rasulullah (s.a.s) buyurdu ki;

"İki ölü ve iki kan bizlere helâl kılınmıştır. İki ölü, çekirge ve balık; iki kan da ciğer ve dalaktır."
 
Bugün gerek bilim gerek insanlık bunu kabul eder ki balık denizde çıktığında ölür. Tüm dünyada bunu kabul eder ki İslam dininin temel kaynağı Kur’an’i kerime göre ölü eti haramdır.

Bak Ozan-er yanlış anlama ben bu şekilde düşünmüyorum. Bu örnekleri sadece sizin düşüncelerinizin çürüklüğünü,düşüncelerinizin çelişkilerini,düşüncelerinizin kokuşmuşluğunu ortaya koymak için bu örnekleri veriyorum ki okuyucu konuyu iyice anlasın.. Çünkü bu yazılar facebookta da yayınlanıyor ve insanlar bunları okuyorlar:

Ya ne olur savunduğunuz düşüncelerinizden zerreyi mızkal kadar samimi olun ve balık, dalak, ciğer haramdır deyin. Çünkü sizin Kur’an’a yaklaşım şeklinizden bu sonuç çıkar.

Siz madem ki peygambere bu hakkı tanımıyorsunuz o halde gelin biraz samimi olun ve haram olan şeyleri helal kılmayın. Çünkü haramı helal kılmak şirktir ve sahibine müşrik sıfatı kazandırır..Balığa haram deyin dalağa çekirgeye haram deyin.

Ozan-er sizin Kur'an'ı anlama ile ilgili sıkıntınız olduğu için şuan bu konuyu askıya alıyorum. Ahzap 36.ayette açık bir şekilde Allah ve Rasulu bir işe hüküm koyduğu zaman denildiği halde sen bu ayetleri açıklayacağınza kalkıp ancak ayetleri birbirine tokuşturmaya çalışıyorsun..

Allah Musa (a.s) hüküm koyma yetkisi vermiştir."O, erginlik çağına ulaşıp olgunlaşınca, ona bir 'hüküm ve hikmet' ve ilim verdik. Biz iyilikte bulunanları işte böyle ödüllendiririz."Kasas/14

“Onlar, kendilerine kitap, hüküm ve nebîlik verdiğimiz kimselerdir.” (En’âm 6/89)

Neyse asıl konuya geleceğimizi söylemiştik;

Ozan-er;Öyle bir konuya temas etmişsin ki öyle bir ayetler zikr etmişsin ki tam manasıyla benim can alıcı telime dokunmuşsun;

Gönül isterdi ki seninle şöyle bir çay bahçesinde başbaşa bu meseleyi sonuna kadar irdeleyebilseydik. Yani kısacası yarama tuz basmışsın adeta;

“Şüphesiz, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği gibi hükmetmen için biz sana Kitap’ı hak olarak indirdik. Hainlerin savunucusu olma.” (4:105)

Bakın Ozan-er Nisa/Suresi/105 ayeti zikr ettikten sonra diyor ki;

Bir kez daha görüyoruz ki Allah’ın Kitap’ı olan Kuran, Allah’ın elçisine gönderdiği “kutsal mesaj” olarak anılıyor. Allah, elçisinden insanlar arasında bu mesaj ile hüküm vermesini istiyor. Aşağıdaki ayet de bu gerçeğe işaret ediyor:Ozan-er-alıntı

Ozan-er peygamberlik makamını seninle bilahare konuşuruz inşaAllah. Şimdi bu güzel cümleler ve öncesinde verdiğin ayeti bir an için güncellediğimizi düşünüyorum. Hatta gel biraz samimi olalım bu ayeti ve bu ayetten çıkardığın hükmü bir an için güncelleyelim…

Ben bir Müslüman olarak senin bu çarpıcı mesajını hayatıma nasıl aktarabilirim diye soruyorum.? Buna atlama bilahare cevapla lütfen;

Ozan-er demişsin ki “Allah, elçisinden insanlar arasında bu mesaj ile hüküm vermesini istiyor” eyvallah…

Peki ben ya rasul Allah’ın kitabı ile hüküm etmeseydi ne olurdu?

Dur soruyu değiştiriyorum ve şöyle bir soru soruyorum; Bugünkü parlamento senin dediğinden çok çok uzak olmasına rağmen,herkesin malumudur ki bunlar Allah’ın kitabı ile hükm etmiyorlar,bu durumda hani Maide/48.ayeti kendine delil olarak vermiştin ya peygamber dahi bu olmazsa olmaza uymakla mükelleftir ya tam olarak o ayetten 4 ayet geri gidelim diyorum ve o ayeti senin bu sözlerinle bağlıyalım,bu durumda Allah’ın indirdiği ile hükm etmeyen kafir mi oluyor?

Bak sen net bir şekilde şunu söylüyorsun peygamber dahil herkim ki herhangi bir makamda yönetici konumunda olursa Allah’ın kitabı ile hükm etmek zorundadır aksi takdirde Hakka/46 bağlamında Allah onun şah damarını keser Maide 44 bağlamında bu kişi kafir olur.?

Böyle söylüyorsun doğrumu anlıyorum?

Bende bu söylediklerini güncelleştiriyorum ve bakıyorum ki bugün gerek parlementoda ki mebuslar ve gerek yönetici konumunda olan hakimler, yargıçlar, savcılar evet hepsi de kafir oluyorlar;

Diyorum ki sana göre böylesi bir durumda peygamber dahi dinden imandan çıktığına göre bugün ki yöneticiler hayda hayda dinden çıkmışlardır.

Ozan-er söylediklerini doğru anlamış mıyım?