Tevbe 31’i Bir Daha Hatırlatmak!

  • 0 Cevap
  • 8741 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı mutaahhiri

  • *
  • 46
  • "Desem Öldürürler Demesem Öldüm"
Tevbe 31’i Bir Daha Hatırlatmak!
« : 15 Şubat 2014, 08:47:35 ÖS 20 »
Abdullah DÂİ


Rasul: "Ya Rabb, gerçekten benim kavmim bu Kur'ân'ı terk etti" dedi." (1)
   Böyle buyuruyor Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, hayat kitabımız Kur' ân-ı Kerim'de!..
   Peygamberlerin varisleri olan muvahhid mü'minlere Kur'ân-ı Kerim'i miras bırakan yegâne önderimiz ve hayat örneğimiz Rasulullah (s.a.s.), Kur'ân'a sımsıkı sarıldıkları müddetçe asla sapmayacaklarını müjdelemiştir…
   Cabir b. Abdullah (r.anhuma) anlatıyor:
   Rasulullah (s.a.s.), "Vedâ Haccı" sırasında Urane Vadîsine geldi ve cemaate hutbe okuyarak şöyle buyurdu:
   "Size öyle bir şey bıraktım ki, ona sımsıkı sarılırsanız bir daha asla yapmayacaksınız. Size, Kitabullah'ı bıraktım!" (2)
   "Sana da zikri (Kur'ân'ı) indirdik ki, insanlara kendileri için indirileni açıklayasın ve onlar da iyi düşünsünler diye." (3) ayet-i kerimesindeki Rabbimiz Allah Teâlâ'nın emri gereği Kur'ân'ı insanlara açıklayan ve emrolunduğu gibi dosdoğru olup gereğini yaşayan önderimiz Rasulullah (s.a.s.), Ümmetine miras olarak Kur'ân-ı Kerim'i bıraktığı gibi, O'nun hayata uygulanışı olan sünneti de, yine merhamet olunmuş ümmetine miras bırakmıştır…
   İmam Malik (r.h.a.)'e rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
   "Size iki şey bırakıyorum. Bunlara sımsıkı bağlandığınız sürece, asla doğru yoldan sapmayacaksınız. Bunlar:
   Allah'ın Kitabı ve Nebîsinin Sünneti'dir." (4)
   Talha ibn Musarrıf (r.h.a.) anlatıyor:
   Ben, Abdullah ibn Ebi Evfâ (r.a.)'a:
-Nebî (s.a.s.), vasiyet etti mi? diye sordum.
   O:
-Hayır! dedi.
   Ben tekrar:
-Öyleyse insanlar üzerine vasiyet etmek nasıl farz yazıldı, yahud: İnsanlar nasıl vasiyetle emrolundular? dedim.
-(Rasulullah,) Allah'ın Kitabı (na tutunmak ve onunla amel etmek) ile vasiyet etti! dedi. (5)
   Hidayet rehberi, hayat örneğimiz ve önderimiz Rasulullah (s.a.s.), Ümmeti olan İslâm Milleti'ne Allah'ın Kitabı Kur'ân-ı Kerim'i vasiyet ederek, O'na sarılmayı ve O'nun dışındaki beşerî ve tağutî düstûrları reddetmeyi vasiyet etmiştir…
   Zeyd b. Erkam (r.a.) anlatıyor:
   Bir gün Rasulullah (s.a.s.), Mekke ile Medine arasında (Gadiru) Hum denilen bir suyun başında aramızda hutbe okumak üzere ayağa kalktı ve Allah'a hamdü senâ etti. Va'z eyledi ve hatırlatma yaptı. Sonra şöyle buyurdu:
   "Bundan sonra dikkat edin ey Cemaat! Ben, ancak bir insanım. Rabbimin elçisi gelip de O'na icabet etmem yakındır. Ben size, iki ağır yük bırakıyorum.
   Bunların birincisi, içinde doğru yol ve nûr bulunan Kitabullah'dır. Bundan dolayı Kitabullah'ı alın ve O'na sarılın!"
   Cerîr'in hadisinde şu ziyade vardır:
   "Allah'ın Kitabı ki, Onda doğru yol ve nûr vardır. Her kim O'na tutulur ve O'nunla amel ederse, doğru yolda olur ve her kim O'ndan yanılırsa (Kur'ân'dan ayrılırsa) sapar."(6)
   Zeyd b. Erkam (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):
   "Dikkat edin! Ben, sizin aranızda iki ağır yük bırakıyorum. Bunların biri Allah (Azze ve Celle)'nin Kitabı'dır. O, Allah'ın ipidir. Her kim O'na tabi olursa, dosdoğru yolda ve her kim terk ederse dalâlette olur." (7)    Allah'ın ipi olan Kur'ân-ı Kerim'e sımsıkı sarılıp her türlü sapıklıktan, küfür, şirk, bid'at ve hurafeden kurtulmayı emreden Rabbimiz Allah Teâlâ, katıksız iman eden kullarına şöyle buyuruyor:
   "Ey iman edenler, Allah'dan nasıl korkup sakınmak gerekiyorsa, öylece korkup sakının ve siz, ancak müslüman olmaktan başka (bir din ve tutum üzerinde) ölmeyin.
   Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın." (8)
   Kendisinden başka hüküm koyucu ve hükmüne itaat edici ilâh bulunmayan yegâne Rabbimiz Allah Teâlâ, Kur'ân-ı Kerim'in mü'min müslümanların şerefi olduğunu beyan buyurur:
   "Ve Şübhesiz O (Kur'ân), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (O'ndan) sorulacaksınız." (9)
   "Andolsun, size (bütün durumlarınızı kapsayan) zikrinizin içinde bulunduğu bir kitab indirdik. Yine de akıllanmayacak mısınız?" (10)
   "Hayır, Biz onlara, kendi şan ve şeref (zikir) lerini getirmiş bulunuyoruz. Fakat onlar, kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar." (11)
   Katıksız iman sahibi olan muvahhid mü'minler, Rabbleri ve ilâhları Allah Teâlâ'nın korumasında olan Zikr'e,(12) yani hayat düstûrumuz olan Kur'ân'a sımsıkı sarılmış, Kur'ân'daki Allah'ın hükümlerini, Rasulullah (s.a.s.)'i örnek edinerek anlayıp uygulamışlardır… Kur'ân, onların şanı ve şerefidir… Onlar, Kur'ân'la şeref bulmuş, İslâm'la izzete kavuşmuşlardır…
   Hayat kitabımız Kur'ân-ı Kerim, Muvahhid mü'minler için rahmet ve hidayettir… Kur'ân, Allah'ı Rabb, İslâm'ı din ve Rasulullah Muhammed (s.a.s.)'i Rasul kabul edip katıksız iman edenler olan muttakî mü'min müslümanlar için hayat ve hidayet rehberidir…
   Şöyle buyurur Rabbimiz Allah Teâlâ:
   "Elif, Lâm, Mim.
   Bu, kendisinde şübhe olmayan, muttakîler için yol gösterici bir kitabdır." (13)
   "Ey insanlar, Rabbinizden size bir öğüt, sinelerde olan bir şifa ve mü'minler için bir hidayet ve rahmet geldi." (14)
   "Gerçekten O, mü'minler için bir hidayet ve bir rahmettir." (15)
   "Bu kitab'ı ancak, hakkında ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaman ve inanan bir kavme rahmet ve hidayet olması dışında (başka bir amaçla) indirmedik." (16)
   "(Bu,) bir Kitab'dır ki, onunla uyarman için ve mü'minlere bir öğüt olmak üzere sana indirildi. Öyleyse bundan dolayı ğöğsünde bir sıkıntı olmasın.
   Rabbinizden size indirilene uyun, ondan başka velîlere uymayın. Ne az öğüt alıyorsunuz!" (17)
   "De ki: "Ben, yalnızca bana Rabbimden vahyolunana uyarım. Bu, Rabbinizden olan basiretlerdir. İman edecek bir topluluk için bir hidayet ve bir rahmettir." (18)
  "Sana Kitab'dan vahyedileni oku" (19) ve "Yaratan Rabbinin adıyla oku." (20) Çünkü, "Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O'nundur. Âlemlerin Rabbi Allah, ne yücedir." (21)
   Muvahhid mü'minler, hangi çağda ve dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, yegâne Rabbleri Allah'dan indirilen hükümlere uyarlar ve ondan başka velîlere uymazlar!..
   Egemen müstekbir zalim tağutların işgal edip şirk ve küfür ile hüküm sürdükleri İslâm topraklarında zillet içinde yaşayan ve müslüman olduklarını söyleyen milyonlarca insan, Kur'ân'ın hükümlerini bir tarafa bırakmış Rasulullah (s.a.s.)'in Sünneti'ni rafa kaldırmış, Kur'ân ve Sünnet'ten boşalan hayatı, tağutların hükümleriyle doldurmaya gayret etmiştir… Kur'ân' ın hükümlerine inandıklarını beyan eden milyonlarca insan, Kur'ân'ın hayata egemen olması için çalışmayı terk ederek, tağutun hükümlerinin egemen olması için çalışmaktadır…
   Rasul (s.a.s.): "Ya Rabb, gerçekten benim kavmim bu Kur'ân'ı terk etti" diye Âlemlerin Rabbi Allah'a şikayetini arzederken, Kur'ân-ı Kerim de: "Ey Âlemlerin Rabbi, Senin bu kulun beni terk etti. Benimle onun arasında hüküm ver!" (22) deyip şikâyetini bildirecektir…
   Amr b. Şuayb, babasından, O da dedesinden (Abdullah ibn Amr' dan) nakleder.
   Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
  "Kur'ân, kıyamet günü bedene bürünür. Derken, daha evvel onu ezberlemiş olan bir adam getirilir. Kur'ân, onun karşısına hasım olarak çıkar ve:
-Ya Rabbi, beni buna taşıttın (ezberlettin). O, ne kötü bir taşıyıcıdır. Benim sınırlarımı çiğnedi, farzlarımı zayi etti, isyanlara daldı ve bana itaati terk etti, der.
   Bu şekilde onun aleyhine delilleri saymaya devam eder. Sonunda:
-Al onu, ne yaparsan yap! denir.
   O da, onun elinden tutar, hiç bırakmadan cehennemdeki bir kayanın üzerine atar. (23)
   Hayatı, hayat Kitabı ve hayat rehberi Kur'ân-ı Kerim'e göre tanzim etmeyen, tağutun hükümlerine göre hükmetmeye talib olan, bununla beraber müslümanlardan olduğunu söyleyen milyonlarca insan, Kur'ân'ı terk edilmiş bir hâlde bırakmışlardır… Bu milyonlarca insanın içinde Kur'ân-ı Kerimi'i en güzel bir sesle ve tecvid kaidelerine çok dikkat edip en güzel şekilde okuyanlar azınlıkta değildirler… Bu milyonlarca insanın içinde Kur'ân' ın lisanı olan Arabça'yı bilenler, okuyup konuşanlar, gramerini en iyi bilip yazanların sayısı da az değildir… Bunlar Kur'ân'ı okuyor ve anlıyorlar… Kur'ân'ın metnini okuyorlar, meâlini okuyorlar ve tefsirini okuyorlar… Hattâ Kur'ân'ın meâlini ve tefsirini yapan bir çok işin ehli olanlar bile var bu milyonlarca insanın içinde… Meâl ve tefsir yazma konusunda uzman olan bu kişiler, akademik kariyer sahibidirler… Bu kişiler, zaman zaman Kur'ân üzere sempozyumlar düzenlemekte ve Kur'ân konularını konuşup tartışmaktadırlar… Hattâ kendilerince, geçmiş ulemâyı tenkid etmekte, onların hatâ ve kusurlarını meydana çıkarmakta ve Kur'ân'ı en iyi kendilerinin anladıklarını, doğrusunu dile getirdiklerini bu konunun üstadı olduklarını iddia etmektedirler…
   Bütün bu bilgilere sahib olmalarına rağmen milyonlarca insan, İslâm topraklarını işgal edip zulüm, işkence, küfür ve şirk ile yöneten zalim tağutların yardımcısı, destekleyicisi ve hizmetkârı olmuştur… Tağutlar, bölgelerinde diktatör egemen ise, onun hükmüne itaat eder, eğer hüküm koyucu tağut veya tağutları seçmek gerekiyorsa, tağutlardan bir tağutu beğenir, Allah'dan başka hüküm koyucuları şirk ve küfür ile hükmetsin diye seçer, onları yetkili kılarlar… Seçilen tağutlar da, onların adına O beldeyi, kararlaştırılmış zaman içinde şirk ve küfür hükümleriyle yönetir… İnsanları, ilahlâştır dıkları hevâlarının hükümlerine göre sevk ve idare eder, hayattan uzaklaştırılmış ve hayata karışması yasaklanmış olan İslâm'ı asla göz önünde bulundurmaz, yasağın devamını sağlar ya da yeni yasaklar gündeme getirirler… Şirk ve küfür ameli işleyen bu insanlar, müslüman olduklarını, müslümanların arasından çıktıklarını ve müslümanım diyenleri temsil ettiklerini iddia eder dururlar… Onları, şirk ve küfür ile hükmetsinler diye yetkili kılanlar, kendilerini beğenip seçenlerde, eli abdestli, ağzı duâlı, namazında-niyazında oruç tutan, hacca giden ve zekat verip güzel ahlâklı olmaya çalışan milyonlarca insanlar olduğu gerçeği inkâr edilemez…
   Ne oluyor bu Kur'ân okuyanlara? Ne oluyor bu Kur'ân'ı okuyup anlayanlara? Ne oluyor bu Kur'ân'ı anlatanlara? Ve ne oluyor bu Kur'ân meâlini yazıp tefsirini yapanlara?..
   Bunlar, Kur'ân okurken, anlatırken, va'z edip nasihat ederken, Kur'ân üzerinde çalışmalar yaparken, Kur'ân meâlini yazarken tefsir edip cildler dolusu kitap yazarken, hiç mi şu ayetlere rastlamıyorlar mı? Şu ayetleri hiç mi okumuyor, anlamıyor ve bilmiyorlar? Şu ayetlerin hiç mi meâlini veya tefsirini yapmıyorlar?
   Kendisinden başka hüküm koyucu ilâh ve rab olmayan Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, Kur'ân-ı Kerim'de yer alan ayet-i kerimelerde şöyle buyuruyorlar:
   "Andolsun, Biz her ümmete:" Allah'a kulluk edin ve tağuttan kaçının" (diye tebliğ etmesi için) bir Rasul gönderdik." (24)
   "Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şübhesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp (reddederek) Allah'a inanırsa, O, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır, bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir." (25)
   Osmanlı İslâm Devleti'nin meşhur Şeyhu'l İslâmlarından Ebu's-Suûd Efendi (rh.a.), "irşâdu'l-Akli's-Selim ilâ Mezâye'l- Kitabu'l- Kerim" adlı tefsirinde, tağutu tanımayıp reddetme konusunda şunları beyan eder:
   "Açık hüccetler ve parlak delillerle hak, bâtıldan kesin olarak ayrıldıktan, Allah'dan başka hiçbir şeyin ibadete lâyık olmadığı apaçık anlaşıldıktan sonra kim, şeytanı, putları, bâtıl mabudları ve Hakk'a ibadete engel olanları reddederek ve aynı zamanda iman ve Tevhidi mûcib yüce sıfatlarını görerek yalnız Allah'a iman ederse, muhakkak ki O, hiç kopmayacak sağlam bir kulpa tutunmuş olur." (26)
   el-Cevherî der ki:
   "Tağut, Kâhin, şeytan ve sapıklıkta başı çeken her kimsedir. Bazan bu tekil olabilir. Yüce Allah'ın şu buyruğunda olduğu gibi:
   "Onu inkâr etmekle emrolundukları hâlde yine tağutun huzurunda muhakeme olunmak isterler." (Nisa, 4/60)
   Kimi zaman çoğul da olabilir. Yüce Allah'ın şu buyruğunda olduğu gibi:
   "Kafirlerin velîleri ise tağutlardır." (Bakara, 2/257)
   Çoğulu da, "tavâğit" gelir."(27)
   İmam Taberî (rh.a.), tağutu şöyle tarif eder:
  "Allah'ın indirdiği hükümlerin karşısına dikilen, ayaklanan, Allah'ın emirlerine mukabil, yeni hükümler icad eden her varlık, Allah'dan başka itaat edilmesi istenen her hangi bir şey…" (28)
   Kendilerine, inkâr ve reddetmeleri emredilmişken,(29) müslüman olduklarını söyleyen milyonlarca insanlar, tağutların egemen olmasına rıza göstererek, şirk ve küfür ile hükmetsinler diye onları yetkili kılıyorlar…
   "Allah'ın indirdikleriyle hükmetmeme makamında" bulunan, ilâh laştırılan hevâlardan kaynaklanan tağutî hükümlerle hükmedenleri, İslâm'dan uzaklaştırıp cahil bıraktıkları mustaz'af halk kitlelerinin gözünde meşrulaştırmak için, onları reddeden Kur'ân-ı Kerim'den, onların lehine deliller bulmaya çalışıyorlar…
   Tağutî düzenlerin hüküm koyma makamında bulunanları, Hz. Yusuf (a.s.)'a benzetirken, olayı, "Hilfu'l-Fudul"a, "Hudeybiye anlaşması" Rum Sûresi'nin başındaki ayetlerde beyan edilen Rum (Bizans ordusu) ile Sasanî ordusu arasındaki savaşa (30) ve Habeşiştan Kralı Necaşî (rh.a.)'in durumuna benzeterek yorumlamaktadırlar…
   Bu yorumları yapanlar, abes ile iştigal eden ve "Kıyâs ma'âl-fârık" ta bulunanlardır…(31) Bunlar, kendi paylarına İslâm'ı bozmaya çalışan, bâtılı hak göstermeye gayret edenlerdir…
   Hakk ile bâtılı birbirine karıştıran ve hakkı batıl ile örtenler, böylece batılı hak gibi gösterenler için şöyle buyuruyor Rabbimiz Allah:
   "Hakkı bâtıl ile örtmeyin ve hakkı gizlemeyin. (Kaldı ki) siz (gerçeği) biliyorsunuz."(32)
   Hayat Kitabımız Kur'ân-ı Kerim'i okuyanlar, mânâsını bilenler, hükümlerini anlayanlar, meâl ve tefsirini yapıp insanlara anlatanlar, bu konuda cildler dolusu kitap yazanlar oldukları hâlde, Allah'ın indirdikleriyle hükmetmeyenleri seçip yetkili kılanlar, şu ayetleri hiç okumuyor ve hiç idrak etmiyorlar mı?!..
   Yegâne Rabbimiz Allah Teâlâ, Kur'ân-ı Kerim'de yer alan ayetlerinde şöyle buyuruyor:
   "Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kâfir olanların tâ kendileridir." (33)
   "Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, zâlim olanların tâ kendileridir." (34)
   "Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, fasık olanların tâ kendileridir." (35)
   Bu hakikatı beyan buyurduktan sonra Rabbimiz Allah, katıksız iman eden muvahhid mü'min müslüman kullarına şu emri vermektedir:
   "Mü'minler, mü'minleri bırakıp da kâfirleri velîler (dostlar) edinmesinler. Kim böyle yaparsa, Allah'dan hiçbir şey (yardım) yoktur." (36)
   "Zulmeden (zalim) lere meyletmeyin, yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah'dan başka velîleriniz yoktur, sonra yardım göremezsiniz." (37)
   "Allah, fasık bir kavmi hidayete erdirmez." (38)
   Bu ayetler hiç mi okunmaz? Bu ayetler hiç mi idrak edilmez? Bu ayetler hiç mi düşünülemez?..
   Ya, Tevbe Sûresi'nin otuzbirinci ayeti hiç mi okunmuyor?.. Ayetin anlamı hiç mi idrak edilmiyor ve O ayeti tefsir eden yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in hadisi hiç mi akledilmiyor?..
   Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
   "Onlar, Allah'ı bırakıp bilginlerini ve rahiblerini rablar (ilâhlar) edindiler ve Meryem oğlu Mesih'i de. Oysa onlar, tek olan bir ilâh'a ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O'ndan başka ilâh yoktur. O, bunların şirk koştukları şeylerden yücedir." (39)
   Kendisinden başka ilâh olmayan, tek ilâh Allah'a ibadet etmeleri emrolunanlar, Allah'dan başka hüküm koyucuların hükümlerine itaat etmekle, onları Allah'dan başka Rablar ve ilâhlar edinmişlerdir…
   Adiyy b. Hâtim (r.a.) anlatıyor:
  Boynumda altın bir haç olduğu hâlde Rasulullah (s.a.s.)'e geldim.
   Rasulullah:
   "Ya Adiyy, bu putu üstünden at!" buyurdu.
   Kendisinin, Berâat (Tevbe) Sûresi'nden:
   "Onlar, Allah'ı bırakıp bilginlerini ve rahiblerini rablar (ilâhlar) edindiler." (Tevbe, 9/31) ayetini okuduğunu işittim.
   Buyurdu ki:
   "Gerçi onlar, bunlara ibadet etmiyorlardı. Fakat bunlar, herhangi bir şeyi onlara helâl kıldıkları vakit onu, helâl kabul ediyorlar ve herhangi bir şeyi de onlara haram kıldıkları vakit onu, haram kabul ediyorlardı!" (40)
   Âlemlerin Rabbi Allah'ın koyduğu helâl-haram, yani serbest-yasak sınırlarını çiğneyerek, Allah'ın hükümlerinin yerine hükümler koyarak, egemen oldukları beldelerdeki insanlar için helâl-haram, yani serbest-yasak sınırları çizer ve uygulatan kişilere, makamlara, kurum ve kuruluşlara itaat etmek, onları, Allah'dan başka rabler veya ilâhlar edinmek demektir…
   Yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in okuduğu Tevbe Sûresi'nin otuzbirinci ayetini böyle tefsir buyurmuşlar ve hükmünün bu olduğunu beyan buyurmuşlardır… Kim böyle davranırsa, Allah'dan başkasını rab ve ilâh edinmiş olur… Kullara, kul olmuş olur!..
  Çünkü insan kullarını üzerinde kayıdsız-şartsız hüküm sahibi, yani egemen olan yalnız ve yalnız Âlemlerin Rabbi Allah'dır…
   Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:
  "Hüküm, yalnızca Allah'ındır. O, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Doğdoğru olan din işte budur. Ancak insanların çoğu bilmezler." (41)
  Allah'dan başka hüküm koyuculara yönelmek, onları seçmek, yetkili kılmak ve itaat etmek konusu bir daha düşünülmelidir!..
1) Furkan, 25/30
2) Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Hacc, B.19, Hds. 147             
   Sünen-i ibn Mace, Kitabu'l-Menasik, B.84, Hds. 3074
   Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Menasik, B.56, Hds. 1905
3)Nahl, 16/44
4)İmam Malik, Muvatta', Kitabu'l-Kader, Hds. 3
   İbn Hişam, İslâm Tarihi-Siret-i İbn Hişam Tercemesi, çev. Hasan Ege, ist. 1985, C.4, sh. 346
   El-Hafız Şihabuddin Ahmed b. Ali ibn Hacer el-Askalânî, Terğib ve Terhib, çev. Abdulvehhab Öztürk, ist. 1982, sh. 27, Hds. 16 Hakim, İbn Abbas (r.anhuma)'dan rivayet edip, hadisin sahih olduğunu söylemiştir.
5) Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Mağâzî, B.85, Hbr. 444
Kitabu'l-Vesâyâ- B.1, Hbr. 3
Kitabu fedâili'l-Kur'ân, B.18, Hbr. 42
Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Vasaya, B.5, Hds. 16
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Vesaya, B.3, Hbr. 2202
Sünen-i ibn Mace, Kitabu'l-Vasaya, B.1, Hbr. 2696
Sünen-i Neseî, Kitabu'l-Vesâya, B.2, Hbr. 3601
Ayrıca bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.4, sh. 354, 355, 381
6)Sahih-i Müslim, Kitabu fedâilü's-Sahabe, B.4, Hds. 36
7)Sahih-i Müslim, Kitabu Fedâilü's-Sahabe, B.4, Hds. 37
8)Âl-i İmrân, 3/102-103
9)Zuhruf, 43/44
10)Enbiya, 21/ 10
11)Mü'minun, 23/71
12)"Hiç Şübhesiz, Zikr'i (Kur'ân'ı) Biz indirdik Biz . O'nun koruyucuları da gerçekten Biziz." Hicr, 15/9
13)Bakara, 2/1-2
14)Yunus, 10/57
15)Neml, 27/77
16)Nahl, 16/64
17)A'râf, 7/2-3
18)A'râf, 7/203
19)Ankebut, 29/45
20)Alak, 96/1
21)A'râf, 7/54
22)Bkz. İmam Kurtubî, el-Câmiu’li-Ahkâmi'l-Kur'ân, çev. M. Beşir Eryarsoy, ist. 2001, C.12, sh. 542
23)El-hafız ibn Hacer el, Askalânî, Metâlibu'l-Âliye, çev. Adem Yerinde- Hüseyin Kaya, ist. 2006, C.4, sh. 210, Hds. 3505 Ebu Bekr b. Ebi Şeybe ve Ebu Ya'lâ'nın Müsnedlerinden.
   İmam Muhammed b. Muhammed b. Süleyman er- Rûdânî, Cemu'l-Fervaid- Büyük Hadis Külliyatı, çev. Naim Erdoğan, İst. 2003, C.4 sh.13, Hds. 6730. Bezzâr'dan
24)Nahl, 16/36
25)Bakara, 2/256
26)Şeyhu'l- İslâm Ebu's-Suûd Efendi, Ebu's-Suûd Tefsiri, çev. Ali Akın, ist. 2006, C.2, sh. 677
27)İmam Kurtubî, A.g.e. C.3, sh. 494-495
28)İbn Cerîr et-Taberî, Camiu'l-Beyab Fî Tefsiri'l- Kur'ân, Mısır, 1324, C.3, sh. 13
  Türkçe Tercemesi: Ebu Cafer Muhammed b. Cerîr et-Taberî, Taberî Tefsiri, çev. Hasan Karakaya- Kerim Aytekin, ist. 1996, C.2, sh. 115
29)Bkz. Nisa, 4/60
30)Bkz. Rum, 30/2-6
31)Kıyâs Ma'a'l-fârık: Asıl ile fer'arasında illet benzerliği bulunmaksızın yapılan kıyasa denir.
   Bkz. Doç. Dr. Mehmet Erdoğan, Fıkıh ve Hukuk Terimleri sözlüğü, ist. 1998, sh. 247
   Ayrıca "Kıyas" Kavramı için bkz. Dr. Abdulkadir Şener, Kıyas-İstihsan-istıslah, Ank. 1974, sh. 67-114
32)Bakara, 2/42. Âl-i İmrân, 3/71
33)Mâide, 5/44
34)Mâide, 5/45
35)Mâide, 5/47
36)Âl-i İmrân, 3/28
37)Hud, 11/113
38)Saff, 61/5, Tevbe, 9/24
39)Tevbe, 9/31
40)Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru'l- Kur'ân, B.10, Hds. 3292
   İbn Kesir, Hadislerle Kur'ân-ı Kerim Tefsiri, çev. Dr. Bekir karlığa-Dr. Bedrettin Çetiner, ist. 1985, C. 7, sh. 3456 İmam Ahmed b. Hanbel'den
41)Yusuf, 12/40, 67. En'âm, 6/57, 62
 
''FELAKETİN ORTASINDAYIZ.KAPİTALİZMİN BİZİ ULAŞTIRDIĞI YERDEYİZ.LAİK DEMOKRAT VE NEŞELİYİZ!'' İ.ÖZEL