GAYRI MATLUV VE CUMA MESELESİ

  • 1 Cevap
  • 2945 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı iktibas

  • Cengiz sarsmazelsoy
  • ***
  • 421
GAYRI MATLUV VE CUMA MESELESİ
« : 25 Eylül 2013, 10:30:09 ÖS 22 »
                 
                                                                                                          GAYRI METLUV VE CUMA NAMAZI MESELESİ

Cuma namazı meselesine gelmeden önce gayrı matluv meselesi açıklığa kavuşması gerekir.Allahu teala Resulullah a.s. a ayrı bir vahy indirmişmidir?Allah'ın yazdırılmamış vahyi varmıdır?Vahy kur'an,dan ibaret değilmidir?Evet "vahy"cebrail vasıtası ile Resulullah a.s. a indirilmiş Resulullah a.s. bunu İnsan'lara tebliğ etmiştir.Gayrı matluv,kim ne derse desin,kim görüş bildirirse bildirsin,  ki bu konu sadece görüşün ötesine geçmez Allah'ın yazdırılmamış vahyi yoktur.

Ancak vahyin dışında bize sünnet olarak gelirse bunu değerlendirir kuran süzgecinden geçiririz.Tıpkı hadisleri veya herhangi bir sözü bu elekten geçirdiğimiz gibi.Yapılacak yorumlar,söylenecek sözler bizim tarafımızdan dikkate alınacaktır  ki bu böyle olmalı ;Kur'an onaylıyorsa bu sözü bizim içinde değer kazanacaktır.Bu sözler Kur'an dışı mantığı gidiyorsa redetmek müslümanın görevidir.

Cebrail a.s şüphe yokki Resulullah a.s ı eğitmiş.Buna belirgin örneklerinden verirsek "cuma namazı"mekkede hiç kılınmamıştır.Ancak medinede şartlar müsait olduğundan kılınmasını söylemiştir.Cuma namazı ile ilgili şartlar Kur'anda geçmez,Hatta sadece meal mantığına gidenler cuma namazı ile ilgili ayeti okur .ki sadece bir ayet vardır,Bu konu hakkında şartlar nedir?nasıl kılınır?hangi şartlarda kılınmalıdır?hangi şartlarda kılınmamalıdır?Sünnet olarak gelen hiç bir haberi dikkate almazlar.

Hatta" sünnet" olarak gelen haberi inkara kadar giderler.Biz bunu rededemeyiz.Dinin asıl uygulanış şeklini ortaya koyanda budur.Resulullah a.s. "cuma namazı"nı mekkede kılmayarak ,medinede kılınmasını isteyerek kendi kafasına göremi hareket etti.Cebrail a.s. onu eğitti.Hatice r.a. ve yakınları ile daha sonrada sahabileri ile bunu paylaştı.

Medinede ilk cuma namazını musab bin umeyr kıldırdığına dair sağlam rivayetler vardır.Esad bin zürarenin evinde kılınmıştır.Bazı rivayetlerdede esad bin zürarenin kıldırdığına dair görüşler  vardır.Ufak tefek ihtilaflar var.Medine halkının musab bin umeyri değilde zürarenin imamlığını istemişte olabilir.Bazı ayrıntılar var.

Resulullah a.s. İlk cuma kılındığında kılmamıştı çünkü mekkedeydi.Güvenli bir ortam yoktu .Kimisine göre;emniyet ortamı yoksa,şartlardan biri yerine gelmemiştir ve cumanın farziyyeti ortadan kalkar.Cuma namazını medinede kılınması için bizzat resulullah a.s. emir buyurmuştur.Güvenli bir ortam günümüzde söz konusu ise cumanın bütün şartlarını yerine getirip bir merkezde toplanıp halka açık bir şekilde bir araya gelip Allah'ın dinini tane tane "tevhid"i anlatacak bir şekilde rahatça bir hutbe verebileceği ,verdiği zaman başına hiç bir şey gelmeyeceği,ölmek,hapse atılmak,engellenmek gibi şeylerle karşılaşma durumu söz konusu değilse ,bir araya gelip kılabilirler diyeceğim ama malesef bugün türkiye cumhuriyeti devletinin kanunlarına diyanet işleri başkanlığından izin almadan "cuma namazı"kılınması yasaktır.

Kanunen yasaktır.Bu ne kadar akide sapıklığıdır.Cumanın şartları türkiyede kanunen yasaktır . Allahın hukumleri ile hükmetmiyen bir devletin kanunları böyle bir "cuma namazı"nın kılınmasını yasakladığı için türkiyede bu namaz kılınması caiz değildir.Diğer kişiler meşruu olmayan bir    "cuma namazı"nı kılmaya gidiyorlar ki;bu meşru değildir.Çünkü islam inancına Allahın getirdiği dine uymuyor.Bu neye benzer ister inanma noktasında olsun,ister ayrı olsun gizli kapaklı kılmak cumanın şartlarına uymaz.Açık olması lazım,emniyet olması lazım,herhangi bir yerde "cuma"kılındığı zaman "devlet"müdahele etme yetkisine sahiptir ,insanları fişliyebiliyorlar.

Kimi alimlere göre "islam devleti"yoksa cuma namazı kılınmaz.İmam şafiye göre;Emniyet şartları varsa kılanabilir diyor.Şartlar söz konusu değilse farz ortadan kalkar der.Dolasıyle türkiyede emniyet söz konsumu dersek; malesef söz konusu değil.Devletin bu konuda net bir kanunu var.tağuti bir kanun Diyanet işleri başkanlığından izin almadan kılınmayacak diye bir kanun var.

Acaba bazıların ifade ettiği gibi ;cuma namazı kılmak mevcut bulunan devleti,rejimi tastik etmek anlamına gelirmi?Böyle bir şey söz konusu olmaz çünkü medinede daha islam devleti kurulmadan cuma kılınmıştır.Ama mevcut bulunan devletin tayin ettiği imamların arkasından cuma namazı kılındığı vakit elbette mevcut düzeni tastik etmiş olur.Belki cümleyi böyle düzeltmek lazım.     
Ne yaparsan yap sana yakışmayanı yapma

*

Çevrimdışı ozan_er

  • ozaner
  • **
  • 223
  • adalet ve özgürlük dinimdir
Ynt: GAYRI MATLUV VE CUMA MESELESİ
« Yanıtla #1 : 26 Eylül 2013, 12:33:52 ÖÖ 00 »
NİÇİN GAYR I METLUV VAHYE   İHTİYAÇ DUYULDU


Gayrı metluv vahiy çook sonradan ortaya atılmış bir kavramdır  .Alt yapısında derin niyetler vardır Allahın gönderdiği mesaja teslim olmak istemezseniz  ve  itiraz edecek durum dada   değil seniz yapacacağınız iş dine karşı yen bir din uydurmak tır .Yani Alemlerin Rabbini tek hüküm sahibi olarak kabul etmek istemezseniz o zaman  vahye karşılık bir  vahiy uyundurursunuz Allah böyle diyor deyince uyduruk din sahipleri peygamberde böyle diyor diyecek 2/170 Onlara, “ALLAH’ın indirdiğine uyun,” dense,“Hayır, biz atalarımızın izlediği yolu izleriz,”derler. Peki, ataları bir şey düşünemiyen ve doğruyolu bulamıyan kimseler olsalar da mı?!Birden çok ilahın belirleyicinin olduğu din  İslam olamaz 6/114 Allah size Kitap’ı ayrıntılı kılınmış bir haldeindirmişken, Allah’ın dışında bir hakem mi arayayım?Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onun, Rabbinden hakolarak indirildiğini biliyorlar. Sakın kuşkuyadüşenlerden olma.6/115 Rabbinin sözü hem doğruluk hem de adaletbakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini
değiştirecek hiçbir kuvvet yoktur. En iyi işiten, eniyi bilendir O.

Açıkcası  Haşa Allahı aradan çıkarmanın yolu  peygamberi öne çıkararak uzak bir Allah algısı yaratıp  Kuran Vahyi yerine de Vahy-i Gayri Metluv  Kuran dışı vahiy ortaya koyup tamamen dinleri istedikleri  gibi bir  maske giydirme peşindedirler.İşin garibi bu tezgahı kuran ve gemisini bu yolla yürütmek isteyen şaklabanları belki  izah edilebilirde ,bu soytarıların yolunu din belleyip giden garibanlara ne demeli.

 Kuran dışı vahiyle ilgili bildiklerimizi paylaşalım bakalım . Gerçekten Kuranın dışında vahiy varmıdır. Bahsettiğimiz vahiy arıya vahyedilen, Hz Musanın annesine bildirilen türden değil ,Vahy-i gayr-ı metluv’ (Vahy-i Gayri Metluv = Tilavet edilmemiş, okunmamış vahiy diye bilinen peygamberimize verildiği söylenen ve bize direk iletilmeyen vahiy türüdür. Oysa Rabbimiz

"Ey Elçi! Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan onun elçiliğini yapmamış olursun" (Maide 5/67) buyurmaktadır.Yani Peygamber kendisine geleni iletmekle görevlidir. Oysa Rabbimiz Kuranda

38. Yeryüzünde debelenen hiçbir canlı, iki kanadıyla uçan hiçbir kuş istisna olmamak üzere hepsi sizin gibi ümmetlerdir. Biz bu Kitap'ta, herhangi birşeyi ne eksik bıraktık ne fazla yaptık. Onlar, sonunda Rableri önünde haşredilirler. Demektedir yani Rabbimiz kitabında hiçbir şeyi eksik bırakmamıştır.

6/114 Allâh, size Kitabı açıklanmış olarak indirmiş iken O'ndan başka bir hakem mi arayayım? Kendilerine Kitap verdiklerimiz, O(Kur'a)nın, gerçekten Rabbin tarafından indirilmiş olduğunu bilirler, hiç kuşkulananlardan olma.Buyurulmaktadır,

Temel sorun burada peygamberlik algısı ile ilgili olmalıdır diye düşünüyoruz zira peygamberliği ilahi pencereden algılamak isteyenler beklediklerini Kurandan bulamayınca hatta tam tersine onun bir beşer ve kendine verileni iletmekle görevli bir beşer olduğu görülünce ilahi sıfat yüklemek için başka bir vahiy düşüncesi geliştirilerek genelde ayetlerin anlamını içeren tavsiyelere dayanarak ve peygamberi ilahi sıfatlar yükleyecek bu tür vahiy algısı oluşturma ihtiyacı hissetmiş olmalılar.Zira Allahın ayetlerin eğip bükmek istedikleri gibi kullanmak çok zordu.

İkinci bir vahiy talepleri müşriklerin “”Peki ya bu Kur'an vahyini beğenmedik, bize bir başka türlü bir Kur'an getir, veya bunu değiştir’’ talepleri ile aynı konuma düştüklerinin farkında değil midirler.????

Ayrıca Rabbimiz 15/ 9 da ki Rabbimizin ZİKR koruyacağız anlamındaki ayetini nereye koyacaklar. Kur'an'ın korunduğu ve nazım/metin itibariyle noksansız olarak günümüze kadar geldiği açıktır. Oysa Kur'an'ın dışında korunmuş bir kaynak bilmiyoruz.  Rasulullah'ın, kendi döneminde, sözlerini yazmaktan menettiği bilinmektedir. Ve bilinen kesin bir gerçek olarak, Rasulullah'ın sözleri tahrif, tağyir, tebdil edilmiş, zaten bu haliyle de O'nun hayatından yüzyıl sonra derlenmeye başlanmıştır. Bu tablonun içine "kudsî hadisler" denen sözde ilahî hadisler de dahildir!

Eğer Rasulullah'a Kuran dışı vahiy gelmiş olsaydı, bunları yazdırmamakla, korunmasını düşünmemekle Rasulullah'a, görevini ihmal etme zaafiyeti isnat edilebilirdi. Halbuki Allah risaletinden herhangi bir şeyi gizlemesi, duyurmaması halinde Allah'ın elçiliğini yapmamış olacağını duyurmaktadır (5/67). Allah'a karşı herhangi bir şey uydurması halinde ise Peygamberin can damarını koparırdık şeklindeki ilahi tehdidi ile Hz. Peygamber'in nasıl bir vazife ile   görevlendirildiği  dikkat çekilmektedir (69/44-46).

53:1 DÜŞÜN yücelerden inen (Allah'ın mesajının) gözler önüne serdiğini!

53:2 Sizin bu arkadaşınız ne sapmış, ne de aldatılmıştır,

53:3 ve ne de kendi arzu ve heveslerine göre konuşmaktadır:

53:4 bu (size ilettiği), kendisine indirilen (ilahî) vahiyden başka bir şey değildir;

53:5 son derece kudretli birinin ona öğrettiği (bir vahiy):

Genellikle Necm suresi 3-4 ü bunun için delil gösterilmektedir.Ancak orada Peygamberimize yapılan getirdiği kendi uydurmaktadır ve cinlenmiş delirmiş ithamlarına verilen bir cevaptır.

Zira peygamberimiz Kuranı onlara okuduğunda işlerine gelmediği için çıkarları sarsıldığı için o Muhammed in uydurması dır diyorlardı .onun için verilen bir cevaptır. Zaten rabbimizde aşağıdaki ayetlerde bu itirazlara cevap vermektedir.

Kurandan anladığımıza göre Mekke putperestleri Hz. Muhammed'in "şair" (21/5; 37/36; 52/30; 69/ 41), "mecnun" (15/6; 68/51), "öğretilmiş mecnun" (44/ 14) ve "kahin" (52/29) olduğunu düşünüyorlardı. Rabbimiz  değişik biçimlerde onların bu saçma yakıştırmalarına cevap veriyordu. Muhammed'e gelen ilmin şiir olmadığı, buna gerek de olmadığı gibi (36/69), kendisinin de bir şair, mecnun ve kahin olmadığını hatırlatıyordu (69/41-42; 68/2; 52/29).
O Kur'an Muhammed'in kelamı, Muhammed'in nutku değil, o ancak bir vahiydir... O cinlenmedi, O'na cin dokunmadı, O bir kahin de değildir, Yani O'nunla azgınlık arasında bir alaka yoktur. O şair de değildir. Zira şairlere ancak azgınlar uyarlar. Bu durumda ayet müşriklerin, 'onun sözü kahinin sözüdür, şairin sözüdür' tezlerini reddetmek için indirilmiş olduğu analaşılmaktadır.

Rabbimiz Peygamberine "Sana ağır bir söz vahyedeceğiz" (73/5), "...Seni gönderdik ki sana vahyettiğimizi onlara okuyasın" (11/30) buyuruyor, İsra/88, 89. Şura/7, Bakara/2 gibi ayetlerde Kur'an'ın ne için gönderildiği ve Kur'an'ın önemi vurgulanmaktadır. Bu ayetlerdeki vurgudan, Peygamber'e vahyedilen şeyin yalnız Kur'an olduğunu anlamak hiçte zor değildir. Kur'an'ın nüzulü döneminde de inanan Kur'an'a inanmakta, reddeden Kur'an'ı reddetmektedir. Hz. Peygamberle Mekkelilerin arasını açan Kur'an'dı (10/16).


Geçmiş ümmetlerinde bazılarının yaptığı gibi onu dışlamak için onu ilahi vasıflar yüklemek çöküşün nedeni olmuştur.Üstelik bunu yapanlar onu güya severek yapıyorlar. Gerçekten onu seviyor mu yoksa ufaktan gök yüzüne mi yolluyor, belli değildir. Yarın kalıpta biz bu peygamberi nasıl örnek alalım derlerse şaşırmamak lazım, zaten örnek almamak için yaparlar. Bu konu hassas konudur.Bizim gibi yiyip içen evlenen çocuk sahibi olan hatta hasta olan (ölmeden önceki hastalığı çektiği ağrılar hala yüreğimizde okka gibi durur.)bizim peygamberimiz o en güzel şekilde yaşadı ve öldü.O bize Rabbani bir yol bıraktı.O bize Kuranı okumayı anlamayı yaşamayı öğretti. O kendisine gelen bir vahyi bize bırakmadan kendisi ile götürmezdi. Kendine vahyedileni saklamazdı.saklayamazdı. En doğrusun Rabbimiz bilir. Yani ikinci bir vahiy uydurmanın  yeni bir bir din algısı ortaya koymaktan başka bir şeye hizmet etmeyecektir.

Cuma meselesine gelince  bildiğim  Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağırıldığı (ezan okunduğu) zaman, hemen Allah'ı anmaya koşun ve alış verişi bırakın. Eğer bilmiş olsanız, elbette bu, sizin için daha hayırlıdır. Cum a 9