Sünnet - Vahiy İlişkisi

  • 2 Cevap
  • 7569 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı FECR

  • *
  • 4698
  • Selam Hidayete Tabi Olana
    • FECR
Sünnet - Vahiy İlişkisi
« : 06 Temmuz 2013, 10:13:12 ÖÖ 10 »
Sünnet - Vahiy İlişkisi

Vahy-i Metlûv (Kur’an) ve Gayr-i Metlûv “Kur’an dışı vahiy” (Hikmet ve Sünnet) Konusu

Kur’an dışında vahy olup olmadığı konusu, ümmet arasındaki tartışma konularından birisidir.

Kur’an dışı vahy olduğunu kabul edenlerin dayandığı deliller olduğu gibi, olmadığını söyleyenler de yine Kur’an’a dayanan deliller getirmektedir. “Sünnette vahy ürünü hiçbir şey yoktur” diyenler olduğu gibi, “sünnetin tamamı değil de, bir kısmı vahy ürünüdür” diyenler de mevcuttur. Bu tartışmaları yapanlar, kendi kanaatlerine özgü deliller getirme çabasındadırlar.

Sünnet; Kur’an’ın Peygamber (sav) tarafından sözlü olarak açıklaması ve fiili/ameli uygulamasıdır. Bu açıklama ise; Allah(cc)’ın verdiği bir emir, ilham (vahy) ya da Peygamber(sav)’in Kur’an’daki konumu ve dindeki yeri dolayısıyla kullandığı yetkinin Allah(cc) tarafından zımnen tasdikidir. Buna takrirî vahiy de denilebilir.

Sünnet’in bağlayıcılığı konusunda onu tamamen vahiy kabul edenler, Vahiy olarak kabul etmeyenler ve Sünnet’in bir kısmını vahiy kabul edenler şeklinde görüşler mevcuttur.

Her durumda Sünnet sıradan birisinin davranışı değil, vahiyle muhatap olan bir Peygamberin uygulamalarıydı.

Sünnet’in; Rasülullah(sav)’in bir emri veya davranışı gereği Farz, Vacip, Mendup, Müstehab, Edep gibi vahiy mahsulü oluşuyla, onda geçen bir hükmün bağlayıcılık derecesi karıştırılmamalıdır.

Sünnetin bağlayıcılığı, dindeki yeri ve müslümanların pratik hayatındaki konumu noktasında bir sâbite kabul edildiği sürece, vahy-i gayri metlûv olup olmadığı noktasındaki farklılıklar da ma’zûr görülebilmelidir. Ayrışma ve kamplaşmalara, kopmalara, saf ve çevre değiştirmelere, bölünmelere sebebiyet vermediği sürece her hangi bir sıkıntı ve problem yoktur.

Peygamber (sav)'in Sünnetinin dindeki yerini anlamak için öncelikle O'nun Kur'an'daki konumunu iyi anlamak gerekmektiğinin altı önemle çizilmelidir.

Vahiy sadece Kur’an’dan ibaret değildir. Kur’an vahyi özel bir vahiydir ve vahiy yalnızca Kur’an’la sınırlı değildir. 23 yıllık bir zaman diliminde Allah(cc)’ın sadece Kur’an vahyiyle Hz. Peygamber(sav)’le iletişim kurduğunu söylemek pek tutarlı/makul değildir. Allah(cc)’ın Hz. Peygamber(sav)’le Kur’an dışında bir iletişim kurması elbette ki mümkündür. Allah(cc) Peygamberiyle çeşitli şekillerde iletişim kurmuş, O’na öğretmiş ve yol göstermiştir. Hz. Peygamber(sav) Allah(cc)’ın gözetimi, kontrolü, uyarması ve koruması ile beraber vahyin yönlendirmesi altındaydı. Bu durum bize Allah(cc)-Peygamber(sav) ilişkisinin sadece Kur’an vahyi ile sınırlı tutulamayacağını açıkça gösterir.

Bunlar Allah(cc)’ın Kur’an dışında Rasülullah(sav)’e vahyettiğini gösterir. Bu vahiy Kur’an vahyi değildir.

Vahyin çok çeşiti şekillerde olabileceğini Kur’an’dan öğreniyoruz. (42 Şûra 51)

Allah(cc) bazı Peygamberlerle konuşmuştur. (2 Bakara 253)

Bu konu çerçevesinde düşünüldüğünde özellikle (2 Bakara 129), (2 Bakara 151), (3 Al-i İmran 164), (33 Ahzab 34) ayetlerindeki “Hikmet” ve onun Peygamber(sav) tarafından müslümanlara öğretilmesi konusunda gereğince/hakkınca durulmalı ve mutlaka ifrat/tefritten uzak, mutedil bir ölçü içerisinde düşünülmelidir.

1) Hz. Peygamber(sav)’e itaat etmek gerekir.(3 Al-i İmran 31-32), (4 Nisa 64), (59 Haşr 7)
2) O’na isyan ve eziyet yasaktır. (4 Nisa 14), (4 Nisa 115), (33 Ahzab 57), (6 Enfal 13)
3) O’na saygı ve sevgi esastır.(33 Ahzab 6), (33 Ahzab 56), (49 Hucurat 1-2)
4) O insanlar için ideal bir örnektir. (33 Ahzab 21), (68 Kalem 1-4)
5) Kur’an’ı açıklama görev ve yetkisi verilmiştir. (14 İbrahim 4), (16 Nahl 44), ( 16 Nahl 64)
6) Helal ve haram koyma, emretme ve yasaklama yetkisi vardır. (9 Tevbe 29), (7 A’raf 157)
7) Verdiği hükümlere razı olmak şarttır.(4 Nisa 65), (4 Nisa 59), (33 Ahzab 36), (24 Nûr 51) 
8)Kur’an’la birlikte hikmeti öğretmek için gönderilmiştir. (2 Bakara 129), (2 Bakara 151), (3 Al-i İmran 164), (33 Ahzab 34)


Örneklersek:

1) Kıble olayı,
2) Tahrim suresinde geçen Hz. Peygamber(sav)’in eşlerinden birisiyle bir sırrını paylaşması ve o hanımın bu sırrı saklayamaması, bu durumun ise Rasülullah(sav)’e haber verilmesi olayı,
3) Bakara Suresi 239. Ayette geçtiğine göre Allah; “…..Siz bilmezken Allah'ın size öğrettiği şekilde O'nu anın (namaz kılın).” (Ali Bulaç), “…..Allah'ı anın, çünkü daha önce bilmediklerinizi size öğreten O'dur.” (Muhammed Esed), “…..(namaz hükümleri hakkında) bilmediklerinizi öğrettiği şekilde Allah'ı anın.” (Kadri Çelik), “…..Bilmediklerinizi size öğreten Allah’ı size öğrettiği şekilde anın.” (Mustafa Yıldız), “…..Allah’ı, bilmezken size bildirdiği gibi anın.” (Mustafa İslamoğlu), “…..Siz hiçbir şey bilmez bir halde iken Allah size (bilhassa namazın nasıl kılınacağı konusunda) bilmediklerinizi nasıl öğretmişse, Amman’ı bunu nazara alarak zikredin; (namazlarınızı bütün farzları, vacipleri, sünnetleri, hatta müstehaplarıyla tam olarak kılın.) (Ali Ünal), “….Allah’ı hiç aklınızdan çıkarmayın, size bilmediklerinizi öğreten O’dur.” (R İhsan Eliaçık) buyuruyor. Bize öğretilen şekil Kur’an’da yoktur. Bu öğretme-öğretilme Sünnet ile sabittir.
4) Bir kadının hala ve teyzesi üzerine nikahının yasaklanması (haramlığı),
5) Köpek dişli yırtıcı hayvanların ve pençeli kuşların etinin yenmesinin haramlığı,
6) Fıtır Sadakası,
7) Nineye mirastan pay verilmesi
8)Kadınların hayız hallerinde namaz kılmamaları ve oruç tutmamaları hep Sünnet ile sabit olup açıklanan ve fiilî/amelî olarak örneklenen konulardır.

Sünnet'in bağlayıcı olması ve hüküm arzetmesi ancak vahiy kaynaklı/destekli oluşu kabul edilmesiyle gerçekleşir. Yani Kur'an dışında, ondan başka bir vahiy ve iletişim türü kabul edilmesi ile mümkündür.

Başka bir örnek:

Allah(cc)'ı tekbir (74 Müddessir 3, 17 İsra 111, 2 Bakara 185) etmemiz isteniz bizden. Ve bu Ekber bilme, tekbir ediş namazın rükünleri arasında Hz. Peygamber(sav)'in ilahî/vahyî nebevî bir mirası olarak bu güne bizlere ulaşmıştır. Namaz ve içerisindeki tekbirler mütevatir, amelî sünnettir. (M. İslamoğlu, Esma-i Hüsna, 2. cilt, el-Kebîr esmasına bakılabilir)

Sünnet eleştirilerinin ve 'Gayr-i metluv' tartışmalarının vardığı/varacağı son noktayı görmek isteyenler; (etraflarında kendilerini gözleyebilecekleri birer temsilci/örnek varsa veya bu tutum/görüş/tanıma uygun birisini bulabilirlerse eğer);

Peygamberini anarken sadece adıyla zikreden, Hazret kelimesinden bile rahatsızlık duyup işi bu ifade etrafında bir temellendirme ve kavramsallaştırmaya kadar götüren, zamanla Ezan'dan ve sonra Tekbir'den rahatsızlık duyan, artık namazlarını üç vakit kılan, hatta hiç kılmayan, fikri çok olan ama adeta zikri kalmayan, zavallı kardeşlerine/ağabeylerine dönüp baksınlar.

Kur’an dışı vahyi reddeden, eleştiren, kabul etmeyen, Kur’an’dan başka vahiy yoktur diyenlerin hepsi de yukarıda ifade ettiğimiz yolu sonuna kadar yürüyecek ve benzer sonuçlara ulaşacak diye bir şey söz konusu değildir. Bu yola çıkanların büyük bir kısmı ilk istasyona kadar gidip orada ineceklerdir. Bir kısmı ikinci, üçüncü…. istasyonlara kadar varıp bu trenden inecekler, pişman olup geldikleri yöne tekrar geri dönecekler ve bazılarının yolculuğu ise trenin götürdüğü son istasyona kadar belki de devam edecektir. Orasını Allah(cc) bilir.

Şüphe, eleştirel bakış, tersten düşünme ve sınırları zorlama, çoğu zaman iyi bir şey olabilir. Birçok işe yarayabilir. Fakat din, akide ve ibadetler söz konusuysa kimi zaman bu şüphe ve zanlar, aşırılık ve cüretkârlıklar ters teper, insanı çıkmaza götürür ve işleri sarpa sardırır. Allah korusun bizleri veya kardeşlerimizi ifrat ve tefritte gezindirir.

Bizler Namazlarımızı, Oruçlarımızı, Haccımızı, Kurbanımızı Sünnet'in örnekliği ile mütevatir olarak gördüklerimizden, fiilen yaşanan ve şahit olduğumuz toplumsal uygulamalardan öğrendik. Kur'an'dan, ayetlerinden değil.

Sünnet'te yukarıda değişik şekillerde ifade etmeye çalıştığımız gibi Kur'an'ın nebevî bir açıklamasıdır. Bu açıklamalar şahsi/indî/kişisel olarak değil vahiy onaylı/destekli olarak 23 yıllık uzun bir süreçte gerçekleşmişlerdir.

Gayr-i Metlûv yoktur demek, Sünneti ilk elden değilse bile ikinci-üçüncü planda kısmen veya tamamen reddetmekle eşdeğerdir.

Peygambersiz din ve Muhammed’siz Kur’an yoktur ve olmaz da. Tekrar edelim veya altını çizelim; Hz. Peygamberin Sünneti olmadan Kur'an anlaşılamaz. Anlaşılabilir diyenler; Abdesti sahiden de Kur’an’a göre mi alıyorlar? Allah ayette ayaklarınızı yıkayın mı diyor, yoksa mesh edin mi diyor? (kaba tabirle Allah’ın vurun dediğini öldürüyorlar mı, öldürün dediğini vurmakla mı yetiniyorlar) buna nasıl karar veriyorlar? Namazı nasıl kılıyorlar, hangi vakitte, kaç vakit ve kaç rekât kılacaklarını neye göre tesbit ediyorlar? Hacc’ı nasıl yapıyorlar, berâati nasıl, kime karşı ilan ediyorlar? Zekat’ı hangi ölçüye göre, kimlere, nasıl, ne zaman ve ne kadar veriyorlar, Kurban kesiyorlar mı? Kesiyorlarsa neye göre nasıl kesiyorlar, ne kadarını, nasıl ve kimlere dağıtıyorlar? Cuma namazlarını nasıl ve neye göre kılıyorlar veya kılmıyorlar? Namazların hangisinde cehrî/açıktan okuyacaklarını hangisinde hafî/gizliden okuyacaklarını neye göre belirliyorlar acaba? Bayram namazını nasıl ve neye göre kıldıklarını veya kılmıyorlarsa neden kılmadıklarını nasıl açıklarlar acaba?

Bütün bu ibadetlerin kimisi Kur’an’da açıkça yer alırken, kimisi çekirdek ve öz olarak, kimisi de sadece Rasülullah tarafından bildirilirler bu unutulmamalıdır.

Kur’an’dan başka vahiy kabul etmeyen kardeşlerimiz bu konularda hangi ayetlere dayanıyor olabilirler ki! ‘Zanna’ tabi olmuyorlardır herhalde değil mi?

Bütün bunlar tüm açıklığı ile gerçekten Kur’an’da var mı?

Hz. Peygamber’in örnekliği, pratikleri ve dinî uygulamaları, içtihadları, Sünnetler nerede o zaman?

Peygamber efendimizi (haşâ) bırakın bir kenara, tek vahiy ve tek kaynak olduğunu söylediğiniz Kur’an’a yönelin bakalım da bu konuları Sünnet’ten rivayet kültürü diye kabaca/topluca reddedilen mirastan yararlanmadan açıklayın!

Hem mütevatir olarak önümüzde bulup devraldığımız bir takım fiili hal ve ibadetler içerisinde olacağız ve hem de rivayet kültürü diyerek elimizdeki mirası reddedip eleştireceğiz yok öyle yağma, kardeşler lütfen. Samimi ve dürüst olalım.

Tek kaynak(!) olan Kur’an’la işin içinden çıkın ve sonra bizelere de söyleyin bunu nasıl mümkün olacağını.

Aslında Sünnet demek; Sünnet ve Hz Peygamber (sav) bizi bağlar demek, Sünneti dinde ölçü, miyar,mihenk kıstas ve kaynak kabul etmek demek temelde Kur’an dışı vahyi kabul etmektir.

Uzun lafın kısası, Hz. Peygamber(sav)’in Sünnetleri İslâm’ın iki temel kaynağından birisidir!

Kur’an Sünnet’i, Sünnetler de Kur’an’ı işaret edip referans gösterirlerken daha fazla söze ne hacet?

Fakat her halukârda iç bütünlüğümüzü, kardeşlik ve paylaşmayı, hayırda yardımlaşma dinamiğimizi baltalamamak adına, Gayr-i Metlûv yoktur diyen kardeşlerimizle cepheleşmemek, onlarla kısır tartışmalara girmemek şarttır.

Çünkü onlar da Allah ve Rasülünü seviyorlar, biz de onları.

Vesselâm.

ÇOŞKUN UZUN
Selam Hidayete Tabi Olanlara


http://kuranneslifecr.blogspot.com

*

Çevrimdışı ozan_er

  • ozaner
  • **
  • 223
  • adalet ve özgürlük dinimdir
Ynt: Sünnet - Vahiy İlişkisi
« Yanıtla #1 : 07 Temmuz 2013, 10:46:23 ÖS 22 »
Allahın gönderdiği mesaja teslim olmak istemezseniz  ve  itiraz edecek durum dada   değil seniz yapacacağınız iş dine karşı yen bir din uydurmak tır .Yani Alemlerin Rabbini tek hüküm sahibi olarak kabul etmek istemezseniz o zaman  vahye karşılık bir  vahiy uyundurursunuz Allah böyle diyor deyince uyduruk din sahipleri peygamberde böyle diyor diyecek 2/170 Onlara, “ALLAH’ın indirdiğine uyun,” dense,“Hayır, biz atalarımızın izlediği yolu izleriz,”derler. Peki, ataları bir şey düşünemiyen ve doğruyolu bulamıyan kimseler olsalar da mı?!Birden çok ilahın belirleyicinin olduğu din  İslam olamaz 6/114 Allah size Kitap’ı ayrıntılı kılınmış bir haldeindirmişken, Allah’ın dışında bir hakem mi arayayım?Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onun, Rabbinden hakolarak indirildiğini biliyorlar. Sakın kuşkuyadüşenlerden olma.6/115 Rabbinin sözü hem doğruluk hem de adaletbakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini
değiştirecek hiçbir kuvvet yoktur. En iyi işiten, eniyi bilendir O.

Açıkcası  Haşa Allahı aradan çıkarmanın yolu  peygamberi öne çıkararak uzak bir Allah algısı yaratıp  Kuran Vahyi yerine de Vahy-i Gayri Metluv  Kuran dışı vahiy ortaya koyup tamamen dinleri istedikleri  gibi bir  maske giydirme peşindedirler.İşin garibi bu tezgahı kuran ve gemisini bu yolla yürütmek isteyen şaklabanları belki  izah edilebilirde ,bu soytarıların yolunu din belleyip giden garibanlara ne demeli.
Şimdi dilimiz döndüğü ve anlayabildiğimiz kadarı ile Kuran dışı vahiyle ilgili bildiklerimizi paylaşacağız. Gerçekten Kuranın dışında vahiy varmıdır. Bahsettiğimiz vahiy arıya vahyedilen, Hz Musanın annesine bildirilen türden değil ,Vahy-i gayr-ı metluv’ (Vahy-i Gayri Metluv = Tilavet edilmemiş, okunmamış vahiy diye bilinen peygamberimize verildiği söylenen ve bize direk iletilmeyen vahiy türüdür. Oysa Rabbimiz

"Ey Elçi! Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan onun elçiliğini yapmamış olursun" (Maide 5/67) buyurmaktadır.Yani Peygamber kendisine geleni iletmekle görevlidir. Oysa Rabbimiz Kuranda

38. Yeryüzünde debelenen hiçbir canlı, iki kanadıyla uçan hiçbir kuş istisna olmamak üzere hepsi sizin gibi ümmetlerdir. Biz bu Kitap'ta, herhangi birşeyi ne eksik bıraktık ne fazla yaptık. Onlar, sonunda Rableri önünde haşredilirler. Demektedir yani Rabbimiz kitabında hiçbir şeyi eksik bırakmamıştır.

6/114 Allâh, size Kitabı açıklanmış olarak indirmiş iken O'ndan başka bir hakem mi arayayım? Kendilerine Kitap verdiklerimiz, O(Kur'a)nın, gerçekten Rabbin tarafından indirilmiş olduğunu bilirler, hiç kuşkulananlardan olma.Buyurulmaktadır,

Temel sorun burada peygamberlik algısı ile ilgili olmalıdır diye düşünüyoruz zira peygamberliği ilahi pencereden algılamak isteyenler beklediklerini Kurandan bulamayınca hatta tam tersine onun bir beşer ve kendine verileni iletmekle görevli bir beşer olduğu görülünce ilahi sıfat yüklemek için başka bir vahiy düşüncesi geliştirilerek genelde ayetlerin anlamını içeren tavsiyelere dayanarak ve peygamberi ilahi sıfatlar yükleyecek bu tür vahiy algısı oluşturma ihtiyacı hissetmiş olmalılar.Zira Allahın ayetlerin eğip bükmek istedikleri gibi kullanmak çok zordu.

İkinci bir vahiy talepleri müşriklerin “”Peki ya bu Kur'an vahyini beğenmedik, bize bir başka türlü bir Kur'an getir, veya bunu değiştir’’ talepleri ile aynı konuma düştüklerinin farkında değil midirler.????
Ayrıca Rabbimiz 15/ 9 da ki Rabbimizin ZİKR koruyacağız anlamındaki ayetini nereye koyacaklar. Kur'an'ın korunduğu ve nazım/metin itibariyle noksansız olarak günümüze kadar geldiği açıktır. Oysa Kur'an'ın dışında korunmuş bir kaynak bilmiyoruz.  Rasulullah'ın, kendi döneminde, sözlerini yazmaktan menettiği bilinmektedir. Ve bilinen kesin bir gerçek olarak, Rasulullah'ın sözleri tahrif, tağyir, tebdil edilmiş, zaten bu haliyle de O'nun hayatından yüzyıl sonra derlenmeye başlanmıştır. Bu tablonun içine "kudsî hadisler" denen sözde ilahî hadisler de dahildir!

Eğer Rasulullah'a Kuran dışı vahiy gelmiş olsaydı, bunları yazdırmamakla, korunmasını düşünmemekle Rasulullah'a, görevini ihmal etme zaafiyeti isnat edilebilirdi. Halbuki Allah risaletinden herhangi bir şeyi gizlemesi, duyurmaması halinde Allah'ın elçiliğini yapmamış olacağını duyurmaktadır (5/67). Allah'a karşı herhangi bir şey uydurması halinde ise Peygamberin can damarını koparırdık şeklindeki ilahi tehdidi ile Hz. Peygamber'in nasıl bir vazife ile   görevlendirildiği  dikkat çekilmektedir (69/44-46).

53:1 DÜŞÜN yücelerden inen (Allah'ın mesajının) gözler önüne serdiğini!

53:2 Sizin bu arkadaşınız ne sapmış, ne de aldatılmıştır,

53:3 ve ne de kendi arzu ve heveslerine göre konuşmaktadır:

53:4 bu (size ilettiği), kendisine indirilen (ilahî) vahiyden başka bir şey değildir;

53:5 son derece kudretli birinin ona öğrettiği (bir vahiy):

Genellikle Necm suresi 3-4 ü bunun için delil gösterilmektedir.Ancak orada Peygamberimize yapılan getirdiği kendi uydurmaktadır ve cinlenmiş delirmiş ithamlarına verilen bir cevaptır.

Zira peygamberimiz Kuranı onlara okuduğunda işlerine gelmediği için çıkarları sarsıldığı için o Muhammed in uydurması dır diyorlardı .onun için verilen bir cevaptır. Zaten rabbimizde aşağıdaki ayetlerde bu itirazlara cevap vermektedir.

Kurandan anladığımıza göre Mekke putperestleri Hz. Muhammed'in "şair" (21/5; 37/36; 52/30; 69/ 41), "mecnun" (15/6; 68/51), "öğretilmiş mecnun" (44/ 14) ve "kahin" (52/29) olduğunu düşünüyorlardı. Rabbimiz  değişik biçimlerde onların bu saçma yakıştırmalarına cevap veriyordu. Muhammed'e gelen ilmin şiir olmadığı, buna gerek de olmadığı gibi (36/69), kendisinin de bir şair, mecnun ve kahin olmadığını hatırlatıyordu (69/41-42; 68/2; 52/29).
O Kur'an Muhammed'in kelamı, Muhammed'in nutku değil, o ancak bir vahiydir... O cinlenmedi, O'na cin dokunmadı, O bir kahin de değildir, Yani O'nunla azgınlık arasında bir alaka yoktur. O şair de değildir. Zira şairlere ancak azgınlar uyarlar. Bu durumda ayet müşriklerin, 'onun sözü kahinin sözüdür, şairin sözüdür' tezlerini reddetmek için indirilmiş olduğu analaşılmaktadır.

Rabbimiz Peygamberine "Sana ağır bir söz vahyedeceğiz" (73/5), "...Seni gönderdik ki sana vahyettiğimizi onlara okuyasın" (11/30) buyuruyor, İsra/88, 89. Şura/7, Bakara/2 gibi ayetlerde Kur'an'ın ne için gönderildiği ve Kur'an'ın önemi vurgulanmaktadır. Bu ayetlerdeki vurgudan, Peygamber'e vahyedilen şeyin yalnız Kur'an olduğunu anlamak hiçte zor değildir. Kur'an'ın nüzulü döneminde de inanan Kur'an'a inanmakta, reddeden Kur'an'ı reddetmektedir. Hz. Peygamberle Mekkelilerin arasını açan Kur'an'dı (10/16).

Allah'ın Elçisi Hz. Muhammed aynı zamanda bir kul idi. O da bir beşerdi ve ancak kendisine vahyolunan Kur'an'a tabi olmaktaydı. Bu gerçek 6/50. ayette çok net bir biçimde ifade edilmektedir. Ayrıca bir başka ayette, müşriklerin Hz. Peygamber'e "Ya bu Kur'an'dan başka bir Kur'an getir, ya da bunu değiştir" dediklerine yer verilir. O ise bunun mümkün olmadığını, zira ancak kendisine vahyolunana uyacağını söyleyerek cevap vermektedir (10/15).

Gerçekten Kuran dışı vahyi  kabul edersek Rabbimizin peygamberi zaman zaman uyarmasını nasıl analayacağız ??????

9:43 Allah seni affetsin (ey Peygamber)! Daha kimin doğru söylediği senin için (iyice) ortaya çıkmadan ve sen (kimler) yalancı (iyice) tanımadan, niçin (evde kalmaları yolunda) onlara izin verdin?

8:67 KIYASIYA girdiği zorlu bir meydan savaşı sonucu değilse, esir almak bir peygamber için yakışık almaz. Siz bu dünyanın geçici kazançlarına talip olabiliyorsunuz, ama Allah (sizin için) sonraki hayatın (güzel/iyi olmasını) murad ediyor: çünkü, Allah doğru hüküm ve hikmetle edip-eyleyen en yüce iktidarsahibidir.

8:68 Allah tarafından önceden buyrulmuş böyle bir ilke olmasaydı aldığınız bütün bu (tutsaklar) yüzünden başınıza mutlaka büyük bir azap çökerdi

66:1 EY PEYGAMBER! Eşlerin(den herhangi biri)ni memnun etmek için, neden Allah'ın sana helal kıldığı bazı şeyleri (kendine) haram kılıyorsun? Allah çok bağışlayıcıdır,rahmetkaynağıdır. Özel bir vahiy var idi de neden Rabbimiz çok özel bir durumu özel iletişim ağı ile değilde kıyamete kadar var olacak bir kitap aracılıği ile hitap ediyor peygamberine

33:37 VE BİR ZAMAN, (ey Muhammed,) Allah'ın lütufta bulunduğu ve senin de iyilik ettiğin kişiye, "Eşini terk etme ve Allah'a karşı sorumluluğunun bilincinde ol!" demiştin. Ve (böylece) Allah'ın yakında aydınlığa çıkaracağı şeyi içinde gizlemiştin; çünkü insanlar(ın ne düşüneceklerin)den çekiniyordun, oysa çekinmen gereken yalnız Allah olmalıydı! (Fakat) sonra Zeyd o kadınla beraberliğini sona erdirdiğinde onu seninle evlendirdik ki (gelecekte) evlatlıkları eşleriyle ilgilerini kestiklerinde onlar(la evlendikleri) için müminler suçlanmasın. Ve Allah'ın buyruğu (böylece) yerine getirilmiş oldu

  Yani peygamber gizli bir vahiyle hareket ediyordu da başka bir vahiylede düzeltiliyor mu idi bu ne yaman çelişkidir.Bunu neyle nasıl izah ederiz.Akıllara ziyan bir yaklaşım bu!!!!

Peygamber de, "kendîsine vahyolunana uyduğunu" (10/15) eğer her işi ve her davranışı vahiy olan bir peygamber bize örneklik teşkil edecek o zaman biz onu nasıl örnek alalım biz onun yaptığını nasıl yapalım her hareketi vahiyle her konuşması vahiyle olacaksa niçin insan peygamber seçilmiştir. Bu aynı zamanda müşriklerin melek peygamber taleplerine uymak değil midir. Yani Allahın  verdiği iradeyi nasıl kullanacak insan olma kulluğu iradi olarak kullanmanın adı nerede kaldı.
 Ayrıca İfk olayında peygamberimizin çektiği sıkıntıyı nasıl değerlendireceğiz?
66:3 Hani, (bir gün) Peygamber, eşlerinden birine gizli bir şeyler söylemişti; eşi bunu ifşa edip Allah da Peygamber'e bildirince, Peygamber (söylediklerinin) bir kısmını (diğerlerine de) anlatmış, bir kısmına ise hiç değinmemişti. Peygamber durumu eşine anlatınca, kadın: "Bunu sana kim söyledi?" diye sordu. (Peygamber de,) "Her şeyi Bilen, Her şeyden Haberdar Olan, bana söyledi" diye cevap verdi. Neden bu kadar özel ve bu kadar elzem bir konuda meşhur ikinci bir vahiyle uyarılmıyor peygamber.

Ayetini inceleyelim gizli vahye örnek gösterilmektedir. Oysa Peygamberimiz eşlerinden birine verilen sırrın açıklandığını duyuyor ve kendisine verilen ifşa edildiğini kimden öğrendiğini soran eşine Her şeyi Bilen, Her şeyden Haberdar Olan, bana söyledi" diye cevap vermesi önemli olan haber veren kişi değil bunun Rabbi tarafından öğrenilmesini sağladığını ifade etmek içindir.öyle değil midir.Birçok şeyi biz birileri vesilesi ile öğreniriz ama Rabbimiz bize öğrenmemizi murat ettiği içindir.Kimden öğrendiğimiz önemli değildir.Önemli olan Rabbimizin Murat etmesidir.

Hz Meryem örneğini de inceleyelim:
3:37 Bunun üzerine Rabbi, kız çocuğunu hoşnutlukla kabul etti, onu güzelce büyüttü ve Zekeriya'nın himayesine verdi. Zekeriya, ne zaman onu mâbedde ziyaret ettiyse yanında yiyeceklerle görür ve sorardı: "Ey Meryem, bunlar sana nereden geliyor?" Meryem: "Bunlar Allah'tandır; Allah, dilediğine hesapsız rızık bağışlar!" diye cevap verirdi.  İlla gökten bir şey inrilmesi anlaşılmamalı  bizde rızkımız Allahtan almıyormuyuz Rabbimiz Rezzak değil midir.
 2:142 İNSANLAR arasındaki dar kafalı düşünceler, "Şimdiye kadar uydukları kıbleden onları vazgeçiren nedir?" diyecekler. De ki: "Doğu da Batı da Allah'ındır; O, dilediğinin doğru yola iletir

2:144 Biz, (ey Peygamber) senin sık sık yüzünü (bir kılavuz arayışı içinde) göğe çevirdiğini görüyoruz: ve şimdi seni tam tatmin edecek bir kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Harâm'a çevir; ve siz, hepiniz, nerede olursanız olun, yüzünüzü (namaz esnasında) o yöne döndürün. Doğrusu, daha önce kendilerine vahiy tevdî edilmiş olanlar, bu emrin Rablerinden gelen bir hakikat olduğunu çok iyi bilirler; ve Allah onların yaptıklarından habersiz değildir.
Daha önceki kıblenin belirtilmesi ile ilgili mevcut değildir ve kıblenin belirlenmesi aşağıdaki ayetlerledir
Benzer örnekleri çoğaltmak mümkün konuyla ilgili derlem ve tarama yaptık .dileyen katılır dileyen katılmaz .Biz Şanı yüce Rabbimize kulluğumuzu yaparken insan peygamberler örnekleyeceğimiz bir peygamber düşünüyoruz .

Geçmiş ümmetlerinde bazılarının yaptığı gibi onu dışlamak için onu ilahi vasıflar yüklemek çöküşün nedeni olmuştur.Üstelik bunu yapanlar onu güya severek yapıyorlar. Gerçekten onu seviyor mu yoksa ufaktan gök yüzüne mi yolluyor, belli değildir. Yarın kalıpta biz bu peygamberi nasıl örnek alalım derlerse şaşırmamak lazım, zaten örnek almamak için yaparlar. Bu konu hassas konudur.Bizim gibi yiyip içen evlenen çocuk sahibi olan hatta hasta olan (ölmeden önceki hastalığı çektiği ağrılar hala yüreğimizde okka gibi durur.)bizim peygamberimiz o en güzel şekilde yaşadı ve öldü.O bize Rabbani bir yol bıraktı.O bize Kuranı okumayı anlamayı yaşamayı öğretti. O kendisine gelen bir vahyi bize bırakmadan kendisi ile götürmezdi. Kendine vahyedileni saklamazdı.saklayamazdı. En doğrusun Rabbimiz bilir. Yani ikinci bir vahiy uydurmanın  yeni bir bir din algısı ortaya koymaktan başka bir şeye hizmet etmeyecektir.

*

Çevrimdışı Rahmetli

  • *
  • 1056
Ynt: Sünnet - Vahiy İlişkisi
« Yanıtla #2 : 09 Temmuz 2013, 11:03:56 ÖÖ 11 »
İndiği dönem vahyin kontrol ve onayından geçmiş bir hayatın izlerini bulmak adına o döneme ait tarihi verileri (ki bu verilere rivayetlerde dahildir) dikkate almak başka şey, Kuran dışı bir vahiy ile bütün olup bitenleri izaha kalkışmak başka..

Birisinde kılı kırk yararcasına olup biten ve aktarılanlarda vayhin izlerini bulma çabası vardır, diğerinde ise teslimiyet. Bu günde yaşayan bizler Kuranı nesheden bir gayri metluv vahyin kabulünde onu kritiğe tabi tutacak hiç bir ölçü ve kriterimiz olamaz. Teslimiyetten başka yapacağımız hiç bir şey yoktur. Bu da süreç içerisinde unutulan, yok olan, kaybolan hatta tahrif olan bir din anlayışına kapı aralar.

Örneğin; Hz.Peygamber Hz.Aişe'ye filan mevkide köpeklerin havlayacağını söylerken -söyletirken- geleceğe dair bu bilgiyi gayri metluv bir vahiy yoluyla  öğrendiği iddia edilmekte. Bu kabul edilirse, gelecekle ilgili haberlere kapı aralanmış, art niyet sahibi insanların at koşturtacağı bir alan ihdas edilmiş olur..

Kimse de Kur'an ile sağlama yaparız deme lüksüne sahip değil.
İyilik su gibidir, içmeyen ölür...