İSLAM ' OLUŞTURAN 7 SAFHA NEDİR?

  • 0 Cevap
  • 5788 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Mutluluğa yolculuk

İSLAM ' OLUŞTURAN 7 SAFHA NEDİR?
« : 10 Eylül 2007, 12:59:33 ÖÖ 00 »
İslâm denilen müessese 7 tane safhadan oluşuyor.

Allah'a ulaşmayı dilemek, 1. safha. Mürşide ulaşıp tâbî olmak. Hani şu inkâr edilen husus, 2. safha. Ruhu Allah'a ulaştırmak, üçüncü safha. Buraya kadarını Allah garanti ediyor. Kim Allah'a ulaşmayı dilemişse, Allah'a ulaşmayı dilediği an, birinci kat cennetin sahibi. On iki tane ihsanla mürşidine ulaşıp da tâbî olduğu zaman, ikinci kat cennet saadeti. Yeter mi? Hayır, yetmez! Ruhunu da Allahû Tealâ Kendisine ulaştırıyor. O kişinin ruhunu da, Allah Kendisine ulaştırıyor, 3. kat cennet. Cennet saadetinin 3 katı garantide. Karşılığı mı? Bir tek dilek. Hepsi bu kadar.

Bu satırları ilk defa okuyanlara masal anlatıyormuşuz gibi geliyor öyle değil mi?

Ama her birinin âyetleri var Kur'ân-ı Kerim'de. Bütün sahâbe, bunların hepsini yaşamışlar. Allah'a ulaşmayı dilemişler, kâinatın en büyük mürşidine, Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e ulaşmışlar, tâbî olmuşlar. Hepsinin ruhu Allah'a, Allah tarafından ulaştırılmış. Ama onlar bununla kalmamışlar. Fizik vücutlarını da Allah'a teslim etmişler. Yeter mi? Yetmez! Nefslerini de Allah'a teslim etmişler. Yeter mi gene yetmez! İrşada ulaşmışlar. En sonra iradelerini de Allah'a teslim etmişler, Hakk'ul yakînin sahibi olmuşlar.

Masal gibi değil mi? Bir varmış, bir yokmuş. Bundan bin dört yüz küsür yıl evvel, başta Peygamber Efendimiz (S.A.V) olmak üzere, sahâbe adını verdiğimiz kişilerin hepsi, 7 safha 4 teslimden oluşan İslâm'ı yaşamışlar. Osmanlı'da bir söz vardır. "7 iklim 4 bucak" diye geçer. Aslında buradan geliyor. "7 safha 4 teslim".

Birinci safha, Allah'a ulaşmayı dilemek. Bütün sahâbe dilemişler mi? İşte âyet-i kerime, Zümer 17:

39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya'budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ibâd(ibâdi).
Onlar ki; şeytana kul olmaktan içtinab ederler (kaçınırlar) ve Allah'a yönelirler. Onlara müjdeler vardır. Kullarımı müjdele.

Allah'a yönelmek, Allah'a ulaşmayı dilemek. Sonra, "Onlara müjdeler vardır." diyor. Cennet müjdesi ve dünya müjdesi. "Müjde vardır." demiyor. İkisinin de beraber olduğunu ifade etmek için, "Müjdeler vardır, kullarımı müjdele!" diyor. Sahâbenin hepsi Allah'a ulaşmayı diledikleri anda Allah'a kul oldular.

Ne oldu? Birinci safha bitti. Peki Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e tâbî oldular mı? Hamdolsun ki; zamanımızda bu tartışılmıyor. Herkes burasını kabul ediyor. Harika! Geçiyoruz. Bütün sahâbe ikinci safhayı da gerçekleştirdiler. Birinci safha, Allah'a ulaşmayı dilemeleri (3. basamak.). İkinci safha, Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e ulaşıp tâbî olmaları 14. basamak.

28 basamaktan mı? Ondan da haberleri yok bizim sevgili kardeşlerimizin. Hiç haberleri olmayan şeylerden bahsediyoruz. Bu, Allah'ın öğretisi. Bunun gerçek olup olmadığını incelemek, araştırmak yerine sadece reddediyorlar. Meseleyi çözdüklerini zannediyorlar. Ama kurtulacakları bir yer yok. Ne yazık ki kurtuluş yok! Tatbik edilmezse gidilecek yer cehennem. Bütün sahâbe Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e tâbî oldular. Ama delil istiyorlarsa, Allahû Tealâ Fetih Suresinin 10. âyet-i kerimesinde diyor ki:

48/FETİH-10: İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh(yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsih(nefsihi), ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yu'tîhi ecren azîmâ(azîmen).
Muhakkak ki; onlar, sana biat ettikleri zaman Allah'a biat etmiş oldular. Onların ellerinin üzerinde (Allah senin bütün vücudunda tecelli ettiği için ellerinde de tecelli etmiş olduğundan) Allah'ın eli vardı. Kim (derecesini nâkısa) düşürürse, muhakkak ki o, nefsi sebebiyle (Allah'a verdiği yeminleri, ahdleri yerine getirmediği için) derecesini nâkısa düşürmüştür. Kim de Allah'a olan ahdlerini (yeminini, misakini ve ahdini) yerine getirirse, ona büyük mükâfat (ecir) verilecektir (cennet saadetine ve dünya saadetine erdirilecektir).

Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e tâbî olmuşlar. Söylediklerimizin Kur'ân hakikatleriyle ispatından bahsediyoruz. Üçüncü safha hepsi ruhlarını Allah'a ulaştırmışlar. İşte Zümer Suresinin bir sonraki âyet-i kerimesi, 18. âyet-i kerimesi:

39/ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahseneh(ahsenehu), ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).
Onlar (sahâbe), sözleri işitirler ve onların (sözlerin) ahsen olanına (Peygamber Efendimiz (S.A.V) tarafından söylenilenine) tâbî olurlar. İşte onlar, hidayete erenlerdir (ruhlarını ölmeden evvel Allah'a ulaştıranlardır). Ve onlar, ulûl'elbabtır (daimî zikrin sahipleridir).

Hepsi hidayete erdiler diyor Allahû Tealâ. Hidayet, ruhun Allah ulaştırılması.

İşte Al-i İmran 73:

3/AL-İ İMRAN-73: Ve lâ tu'minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâh en yu'tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum ınde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu'tîhi men yeşâ'(yeşâu), vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
Ve sizin dîninize tâbî olandan başka kimseye inanmayın. (Habibim) de ki: "Hiç şüphesiz hidayet, Allah'a ulaşmaktır." (İnsan ruhunun ölmeden evvel Allah'a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin başka birine verilmesi (sebebiyle mi) veya Rabbinizin katında (sizlerle) tartışacakları için mi (böyle söylüyorsunuz)? De ki: "Hiç şüphesiz fazl, Allah'ın elindedir. Onu dilediğine verir." Ve Allah, VÂSİ'un ALÎM'dir. (Allah herşeyi kuşatan ve herşeyi bilendir.)

Hepsi hidayete erdiler, ruhlarını Allah'a ulaştırdılar, 3. safha. Allah'ın garantisi buraya kadar. Bütün sahâbe, Allah'a ulaşmayı dilemişler, Allahû Tealâ hepsini Allah'a ulaştırmış, hepsi Allah'ın evliyası olmuşlar. Dost olmak, evliya olmak, üçüncü kat cennetin sahibi olmak ve dünya saadetinin yarısından fazlasına sahip olmak. Yeter mi? Hayır yetmez! Daha öteye geçmek mecburiyetindeyiz. Çünkü hepsi 25. basamağa ulaşmışlar. 21. basamakta ruhlarını Allah'a ulaştırdıktan sonra, 25. basamakta fizik vücutlarını da, vechlerini Allah'a teslim etmişler. Etmişler mi? İşte Al-i İmran Suresi 20. âyet-i kerime:

3/AL-İ İMRAN-20: Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebean(menittebeani), ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belag(belagu), vallâhu basîrun bil ıbâd(ıbâdi).
Eğer seninle tartışmaya kalkarlarsa, o zaman de ki: "Ben ve bana tâbî olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah'a teslim ettik." O kitap verilenlere ve ümmîlere de ki: "Siz de (fizik vücudunuzu Allah'a) teslim ettiniz mi?" Eğer teslim ettilerse; o zaman (onlar), andolsun ki; hidayete ermişlerdir. Eğer yüz çevirirlerse; o zaman sana düşen (görev), ancak tebliğdir. Allah kullarını Basîr'dir (görendir).

Yetti mi? Bütün sahâbe Peygamber Efendimiz (S.A.V) ile birlikte, fizik vücutlarını da Allah teslim etmişler. Bizimkiler daha Allah'a ulaşmayı dilemiyorlar. "Gafletin bu kadarı da olur mu?" diyorsanız; haksızlar mı? Onlara öğretilmemiş ki bu. Ve şu anda öğrenmeyi istmemeleri... Bu sebeple onlara yazık oluyor. Onun için acıyoruz.

Bu bir trajedidir. Eğer onlara öğretemezsek, diğerlerinin öğrenmesi çok zor bir olay. Ve böyle bir dizaynda, sonuç 60 milyondan fazla insanın cehenneme gitmesidir. Ve arkasında sadece dîn öğreticilerimizin gafleti var. Eğer dîn öğreticilerinden yakınlarınız varsa, onlarla konuşun. Bilmiyorlar bu kardeşlerimiz Kur'ân-ı Kerimi. O dîni öğrendikleri ve öğrettikleri müfredat programının kitaplarını biliyorlar. Asırlardan beri yazılmış el yazması kitaplar. Kur'ân rafa kaldırılmış.

4. safha, fizik vücudun teslimi. Bütün sahâbe bunu gerçekleştirmişler. Nefsin teslimi nerede gerçekleşir? Nefsin teslimi daimî zikirle gerçekleşir. Daimî zikrin sahiplerine, nefslerini Allah'a teslim edenlere, ulül elbab diyor Allahû Tealâ. Bütün sahâbe ulül elbab olmuşlar.

Yine Zümer Suresinin 18. âyet-i kerimesinde:

39/ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahseneh(ahsenehu), ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).
Onlar (sahâbe), sözleri işitirler ve onların (sözlerin) ahsen olanına (Peygamber Efendimiz (S.A.V) tarafından söylenilenine) tâbî olurlar. İşte onlar, hidayete erenlerdir (ruhlarını ölmeden evvel Allah'a ulaştıranlardır). Ve onlar, ulûl'elbabtır (daimî zikrin sahipleridir).

"Onlar, ulûl'elbab oldular." diyor Allahû Tealâ. Kimdir ulûl'elbab? Al-i İmran 190 ve 191' de tarif ediyor:

3/AL-İ İMRAN-190: İnne fî halkıs semâvâti vel ardı vahtilâfil leyli ven nehâri le âyâtin li ûlil elbâb(elbâbı).
Hiç şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, elbette ulûl'elbab için nice deliller vardır.

3/AL-İ İMRAN-191: Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılen), subhâneke fe kınâ azâben nâr(nâri).
O (ulûl'elbab) ki; (lübblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri) onlar, ayakta iken, otururken ve yan üstü yatarken (hep) Allah'ı zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki:) "Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Seni tesbih (tenzih) ederiz. Bizi ateş azabından koru."

Ve bütün sahâbenin ulûl'elbab olduğunu söylüyor Allahû Tealâ. 27. basamak. Nefslerini de Allah'a teslim etmişler. Yeter mi? Hayır yetmez!. 28. basamak salâh makamı. Salâh makamının 4. mertebesi. Onlara bunları anlattığımızda masal anlatıyormuşuz gibi geliyor. Ancak âyetleri söylediğimiz zaman, aslında farkına varıyorlar, ama nefslerindeki o kibir afeti öne geçiyor ve kendilerini ateşe atıyorlar. Bütün sahâbe nefslerini Allah'a teslim ettikten sonra, irşada da ulaşmışlar.

İşte Hucuat Suresinin 7. âyet-i kerimesi:

49/HUCURAT-7: Va'lemû enne fîkum resûlallâh(resûlallâhi), lev yutîukum fî kesîrin minel emri leanittum, ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum, ve kerrehe ileykumul kufre vel fusûka vel ısyân(ısyâne), ulâike humur râşidûn(râşidûne).
Bilin ki, içinizde Allah'ın resûlü var. Şâyet emirlerin çoğunda size uysaydı lânetlenirdiniz. Fakat Allah, size îmânı sevdirdi, kalplerinizde onu (îmânı) müzeyyen kıldı (fazılları îmân kelimesinin etrafında toplayarak kalbinizi tamamen nurla doldurdu). Size; küfrü, fıskı ve isyanı kerih gösterdi. İşte onlar, irşada ulaşanlardır.

28. basamağın 4. kademesindeki, 6. safha da tamamlandı. Bütün sahâbe, irşada da ulaşmış. Ne kaldı geriye? İradenin teslimi. Ne yapar insanı? Allah'ın irşad makamına tayin etmesine sebebiyet verir. "İrşada memur ve mezun kılındın" cümlesiyle, Allahû Tealâ kişiyi irşad makamının o müstesna mutluluğuna ulaştırır. Bütün sahâbe, irşad makamının sahibi olmuşlar.

Tevbe suresinin 100. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ diyor ki:

9/TEVBE-100: Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ıhsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm(azîmu).
O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan ulûl'elbab, ihlâs ve salâh makamlarını, en üst üç makamı işgal edenler), onların bir kısmı muhacirînden (Mekke'den Medine'ye göç edenlerden), bir kısmı ensardan (Medine'deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe, irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu.) Allah, onlardan razı ve onlar da O'ndan (Allah'tan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır.

Hepsi irşad makamının sahibi. Fevz-ül azîmin, ecrul azîmin, hazz-ül azîmin sahibi. Fetih Suresinin 10. âyeti kerimesinde, sahâbenin ecrul azîmin sahibi olduğunu söylüyor Allahû Tealâ. Fussilet 35'te hazz-ül azîmin, Tövbe Suresinin 100. âyet-i kerimesinde de Fevz-ül azîmin sahibi olduğunu söylüyor sahâbenin. İrşad makamının sahiplerinin 3 belirgin unsuru: Fevz-ül azîm, ecrul azîm, hazz-ül azîmdir.

İslâm 7 safha 4 teslimden ibarettir. Bütün sahâbe, 7 safhayı da 4 teslimi de yaşamışlar. Âyetler kesin. 14 asır sonra mı? Sadece hepsi unutulmuş. 14 asır evvel değil, bundan 4 asır evvel, 16. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nun büyük kısmı bunların hepsini yaşadılar. Akıncılar da, sipahiler de, yeniçeriler de, bütün esnaf da. İlmîye sınıfının büyük kısmı, halkın çok büyük bir kısmı. Onlar Avrupa'ya ilim, irfan götürdüler. Avrupa'ya adâlet götürdüler. Onların adaletine hayran olanlar, onlardan olmak kararını verdiler. Kendi çocuklarını götürüp, devşirme olsunlar diye Osmanlı'ya teslim ettiler.

Osmanlı İmparatorluğu'nun yükselme devresine bakarsanız, onu dikkatle detaylarıyla incelerseniz, size verdiğimiz bu 7 safhayı, Osmanlı'nın yükselme devresinde bütünüyle tespit edeceksiniz. Onlar Kur'ânı yaşadılar. Onlar bütün Avrupa'ya adâlet götürdüler, hak götürdüler ve insanlara ispat ettiler ki, Allah ile beraber olunca bütün problemler çözülür ve üstün olan onlardır.

Bizim insanımız daha yeni yeni tasavvufu öğreniyor. Tasavvuf; İslâm'dan başka bir şey zannediliyor. Oysa ki tasavvuf, bu 7 safhanın da yaşanmasının, hayat geçirilmesinin adıdır. Acaba anlatabildim mi? Şu anlattıklarımı, size inanmayanlar olursa, götürün de âyet-i kerimeleri şöyle bir gözden geçirsinler. Ayıp olmazsa eğer. Özellikle şu Yunus Suresinin 7 ve 8. âyetlerine bakıp da, neden âyetlerden gâfil olduklarını anlasınlar. Anlasınlar mı? Ne diyorsunuz?

Acımaktan maraz doğar. "Onların yüzlerine vurmayalım, ayıp olur!" mu diyorsunuz? Yüzlerine vurmanız gerekmiyor. Ama onların öğrenmesi, kitlenin kurtuluşu açısından mutlak bir gereklilik. Ne demiştik? Ah, dostum derdim başka. İşte dert bu. Bütün güzellikleri Allahû Tealâ size öğretecek, siz etrafınızdakilere öğreteceksiniz. Ama asıl bilmesi lâzım gelenlere öğretemeyeceksiniz. Gözümüzün önünde 60 milyondan fazla insan cehenneme doğru yürüyor. Sırf dîn öğretiminin eksik olması, yanlış olması sebebiyle. Buna can mı dayanır? Nasıl üzülmezsiniz?

Allah mutlaka bir kapı açacaktır. Kitle halinde insanların cehenneme gitmesine, Osmanlı'nın vârislerinin kitle halinde cehenneme gitmesine, Allah'ın rızası yoktur diye düşünüyoruz. Mutlaka bir kapı açacaktır. Sizi öylesine seviyoruz ki, mutluluğunuz öylesine istiyoruz ki; Allahû Tealâ mutlaka bunu gerçekleştrecektir.

Dr. İSKENDER ALİ MİHR