İĞNE

  • 0 Cevap
  • 1907 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı Maveraî

  • Haymatlos..
  • *
  • 497
  • ﺃَﺳْﻠَﻤْﺖُ ﻟِﺮَﺏِّ اﻟْﻌَﺎﻟَﻤِﻴﻦَ
İĞNE
« : 17 Mart 2013, 04:19:58 ÖÖ 04 »

Her cinnet geçiren başkalarının kalbini hedef tahtası seçip, on ikiden vurmanın hevesi ile ellerini ovuşturmaya başladı… Birbirini hırpalayan, birbirinin duygularını yıpratan, sabrını tüketen bir toplum olmak için var gücümüzle, elimizden geleni ardımıza koymadan hızla devam ediyoruz dünyayı silkelemeye…

'Sen benim kardeşimsin, seni çok severim bilirsin(bildiğiniz filan yoktur halbuki)' der ve sırtınızı sıvazlar usulca. 'Zamanı gelince seni nasıl sırtından vuracağım' gibi bir ifadeyle gülümser hınzırca. Hatta ulu orta herkesin içinde hiç çekinmeden rencide etmekten de geri kalmaz.

Sanırım, sevgiyi farklı bir boyutta ifade etmenin şekli böyle bir şey olsa gerek…!

Oysa bizler değil miyiz, her fırsatta 'Yunus Emre'den dem vuran?
''Yaratılanı sev, Yaratandan ötürü'' diyen.

İnsanlığın erdeminden söz edenlerden sürekli insanlık dersi veren sözler duyarsınız.
Konuştukça ağzınız açık kalır 'vay be' dersiniz şaşkınlığınızdan.
Sahiden öyle olmadığını anlarsınız, bir zaman sonra çarkın tersine döndüğünü görünce. Bakarsınız madalyonun öteki yüzüne. Arkasında başka bir sima size gülümser.
Ters-yüz olursunuz, o an anlarsınız oyuna geldiğinizi…

Ne oldu dersiniz, dilinden 'Celaleddin-i Rumi' sözlerini düşürmeyen bay(an)’a?...
''Ya olduğun gibi görün, Ya göründüğün gibi ol!''

Defolu yalanların, yamalı sözcüklerin ardı arkası kesilmez. Nasılsa parayla değildir atıp-tutmak... ''Biz seninle çok iyi dostuz, yediğimiz-içtiğimiz ayrı gitmez.
Seninle daha ne işler yapacağız, ne başarıların altına imza atacağız birlikte..''

Sahiden de öyle midir? Hele arkanızı dönmeyi verin, bakın o zaman nasıl sırtınızın tam ortasından vuruluyorsunuz… ''Biz yaptık''larınız, nasıl da 'ben yaptım' oluverir hemen...
Siz çalışırsınız, didinirsiniz, gecenizi-gündüzünüze katarsınız ama nafile.
Birileri çıkar, emeğinizi gasp eder, yaptıklarınızı sahiplenir.

Ve tutar herkese 'Pir Sultan'dan öğütler verir, kendisine pay biçmeden...
''Ellisinde kara sakal bozari
Altmışında o da Hakkın nazari
Kalbi dikizlenir aklı azali
İçi çürük koza benzer misali''

Bazen bir şiiri-yazıyı eleştirirsiniz; edebinizi bozmadan, çizgiyi aşmadan(haddini aşıp hakarete vardıranların niyetleri farklıdır zaten) belki bir katkınız, bir payınız olur düşüncesiyle vakit ayırırsınız. Belki de o an-ı kendinizden, ailenizden çalmışsınızdır.
''Edebiyata katkım olacaksa ne mutlu bana'' dersiniz. Ama sadece demekle kalırsınız.
Karşınızdaki çıkar, sizin bu durumunuza gölge düşürür; 'Siz kim oluyorsunuz da bana şiir öğretiyorsunuz, daha Türkçeyi bile doğru-düzgün konuşamıyorsunuz' vs.

Yani biz kim oluyoruz... 'Hasan ile Hüseyin’in Babası'ndan daha mı onurluyuz?
Ki, ''Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum'' demişti Ya Ali...
Allah’ım! Bu ne kibirdir bizdeki… Kendi fikrimizden olmayanı def etmek, nefret etmek ve bir çırpıda dışlamak ne çok hoşumuza gidiyor.

İstiyoruz ki; sadece bizim olsun gökyüzü, yeryüzü, güneş, su, toprak, hava.
Sadece kendi fikrimizden olanlara kalsın. Başkalarına dar olsun kainat.
İstiyoruz ki; Herkes bizim ile aynı dili konuşsun, aynı dine inansın iman etsin, aynı duygulara, aynı ruha sahip olsun.

Olmuyor, ne yapsak mümkün olmuyor; kimseyi kendimize benzetemiyoruz.
Bizde onlara benzemek istemediğimize göre, bir arada yaşamamızda mümkün değil!
Öyle mi?

Gönül ışığıyla, kör gözlerimize rehberlik eden 'Aşık Veysel'den bile feyiz alamadık yıllar yılı.
''Kim okurdu kim yazardı
Bu düğümü kim çözerdi
Koyun kurt ile gezerdi
Fikir başka başk’olmasa''

Dört mevsimle yetinmeyenlerin, beşinci mevsimin peşine düşmelerine bir anlam veremedim hiçbir zaman. Hepimize yetecek kadar ölüm varken üstelik….


Cömert Yılmaz
                 
Aynayım, bakanlar beni değil ancak kendini görür..