Enam suresi Tefsir Çalışması

  • 41 Cevap
  • 24156 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı iktibas

  • Cengiz sarsmazelsoy
  • ***
  • 421
Enam suresi Tefsir Çalışması
« : 01 Eylül 2012, 07:11:53 ÖS 19 »
http://www.2shared.com/audio/9sT9iyLb/enam_118-121.html
   
118. “Allah'ın âyetlerini inanıyorsanız, üzerine Allah’ın adı anılmış olan şeyden yiyin.”
119.“Size ne oluyor ki, Allah size darda kalmanızın dışında, haram olanları genişçe anlatmışken adının üzerine anıldığı şeyden yemiyorsunuz? Doğrusu çoğunluk, hevâ ve heveslerine uyarak, bilmeden sapıtıyorlar. Aşırı gidenleri en iyi bilen Rabbindir.”
120. “Günahın açığını da gizlisini de bırakın. Günah kazananlar, kazandıklarına karşılık şüphesiz ceza görecek-lerdir.”

121. “Üzerine Allah'ın adının anılmadığı kesilmiş hayvanları yemeyin, bunu yapmak Allah'ın yolundan çıkmaktır. Doğrusu şeytanlar sizinle tartışmaları için dostlarına fısıldarlar, eğer onlara itaat ederseniz şüphesiz siz müşrik olursunuz.”




Allah bu ayeti imanla endeksliyor.Şimdi arabların içerisinde bir inanç vardı.Nedir?Kuranda değişik şekilde yazıyor,isimlerinide anıyor Allahu Teala şu kadar sayı dişi deve doğuran,şu kadar sayı erkek deve doğuran,develeri doğurma ile ilgili bir sınıflandırma yaparak hayvanların bir kısmına yük vurmuyorlar,hayvanları serbest bırakıyorlar,istediği gibi bu hayvanlar yiyip içiyor ve bunların etinin yenmesini haram sayıyorlar.

Ama böyle bir şey islamda yok.Allahu Teala neyin haram olduğunu,neyin haram olmadığını beyan etmiş.Dişi deve örneğin yenmesini besmele çekme şartı ile helaldır.Arablar böyle bir durum karşısında tereddüte kapılıyorlar şaşırıyorlar.Bu durum karşısında Allahuteala bu hukmu belirtiyor.

Alllahın helal kıldığı nimetler yukarıdaki ayetle sınırlı değildir.Allahın adı anılarak yenen her şey helaldır.Yalnızca istisna ettiği hayvanlar var.Ölümüş hayvanlar,leş,kan,domuz etinin haram olduğu belirtilmiş oluyor.Burada insanların buradaki çekincelerine bu ayet ışık tutuyor.

İnsanlarda değişik çekinceler var.Sadece arab toplumunda değil,türk toplumundada çekinceler var.Mesela güvercini kutsallaştırmışlardır insanlar.Neden ?Çünkü resulullah a.s ın sevr mağarasında güvercinin yuva yaptığı ve bundan dolayı güvercin etinin haram olduğuna inanırlar bazıları.Yunus etinin yenmesinin yunus a.s kıssasında anlatıldığı için haram olduğunu söyler bazıları.

Böyle şeylerin haram olamayacağı Allahın sınırı içinde hareket etmemiz gerekecektir.Allah öyle geniş helal dairesi çizmişki bazı hallerde domuz eti yenmesi konusunda ruhsat çıkarmıştır.Açlıktan ölme tehlikesi durumunda ölmeyecek kadar yiyebiliriz.Ama diğer hayvanların yani adı anılmayan kuranda geçmeyen  temiz hayvan bulamamışsa bu hayvanlardan yiyebilir.

Bunları doyasıyada yiyebilir.Bu hayvanlar domuz gibi değildir.Temiz bir hayvan varken kişi onları tercih etmeyebilir yada edebilir.Kuranda ismi anılmayan hayvanların yenebileceği haram saymanında yanlış olacağı,alimlerin mekruh dediği hayvanların dahi haram saymanın yanlış olacağı,bu kesinlikle bizim bireysel yorumumuz değildir,alimlerin kuranda geçmeyen hayvanlar hakkında ihtilaf ettiğini görürsünüz.Alimlerden kimi hayvanların yenilmez,kimi hayvanların yenilir dediklerini fıkıh kitaplarında görebilirsiniz.

Kendi tercihimize gelirsek kuranda ;Allahın kitabında leş,kan domuz eti,dışında haram bir şey göremiyorum ayetini dikkate alarak yenilebilir görüşündeyiz çünkü bu usule aykırı davranmak istemeyiz.Kurandaki ayetlere ters düşmekten korkarız.Ama insanlar bu konuyu araştırıp kendileri uygun bir sonuca varabilirler.

Bir yandanda ehli kitapların yiyecekleri helal kılındığına dair ayet var.Kuranda belirtiyor Allahuteala.Ehli kitabın yiyeceklerini rahatça yiyebilmemiz için bizlere verilen bir hükümdür.
Ancak ehli kitabın kestiği hayvanlara dikkat etmek gerekiyor.Hayvanları neyle kesiyorlar.Almanyada hayvanları iğneyle uyutup kesiyorlar.Veya çekiç yada balyozla beyin kanamasını sebeb olarak öldürüp kesiyorlar.Yani kanı akıtılmıyor,boğazlanmadan  hayvan öldürülüyor.O HAYVANIN NASIL KESİLDİĞİNE,Allahtan başkasının adı anılıp anılmadığına dikkat etmek gerekiyor.

Allahtan başkası adına anılarak kesilen hayvan haramdır.Bunu birde Türkiye şartlarında değerlendirelim.Türkiye şartlarında insanlar ehli kitabın vasıflarını taşıyor.Allaha ortak koşuyor ama Allaha ve Muhammed a.s inanıyor.Öte yandan bazı insanlar bunu kabul etmiyor ; yok onlar müşriktir; diyor.
Müşrik oldukları için kestikleri hayvanlardan yemek haramdır derler.
Bu konuyu iyi tahlil edelim hristiyanlara bakarsak Allahı kabul ediyorlar,incili kabul ediyorlar,tevratı kabul ediyorlar,musa a.s ı kabul ediyorlar ama Muhammed as ı yalanlıyorlar.Yahudiler isa .as. ve incili yalanlıyorlar,mus a.s. ı ve tevratı kabul ediyorlar bu durum karşısında bunlar ne yapmış oluyorlar,müşrik oluyorlar.

Müslüman olduklarını idiia eden,namaz kılmayan,zekat vermeyen,islamın bazı esaslarını hayata geçirmeyen ancak musaya,isaya ona indirilene ve Muhammed a.s a iman ettiğini söylüyor bunun durumu ne olacaktır.Burada toplumumuzdaki bu insanlar bir adım daha ilerdedir,yalnız altını çiziyorum Müslüman demiyorum sadece biraz öndedir diyorum.

Çünkü teslise inanmıyorlar,Allah veled edindi demiyorlar,tabiî ki musluman katagorisinde değerlendirilmez ancak ehli kitap diyebiliriz.Diğer dinlerden biraz daha sağlıklı görünüyor bunların durumu şimdi kalkıpta bunlara müşriktir diyerek yiyecekleri yenmez ,kestiği hayvanlar yenmez deyip kestirip atamayız.

Her şeyi rededen bir toplum gibi görmek yanlış olacaktır.Allahın bir ayeti vardır;gelin ortak bir kelimeye gelin dememizi emrediyor,bugün tolumumuza baktığımız zaman bizim bu toplumla ortak noktamız birden fazladır.Onlar ortak zannetiği inancı paylaştığımız zannediyorlar ama onlar bilmiyorlar cahildir onlara güzel uslubla yaklaşmamız için bu ortak kelimeler çok olduğundan onlara yaklaşmamız daha kolay olacaktır.

Allahın emirlerine en uygun davranmamızda bu olacaktır çünkü ayetler buna işaret ediyor.Bugünkü toplumun Allahtan başkasının adına kesilmesi söz konusu değilse Allahın adı ile kesilmiş hayvanlar yenebilir.
Ama bir vakıa daha var bugün kesimhanelerde makinalar binlerce hayvan kesiliyor bu hayvanlar kesilirken tek tek hayvanların üstünde Allahın adı ile kesilmesi gerekir.Diyanet bir ara fetva vermişti sadece işin başında Allahın adı anılırsa diğer hayvanların üstünde Allahın adı ile anılması gerekmez demişti Bu görüş İslami değildir.Böyle yapılırsa ilk hayvan yenebilinir.
Tabi bir yandanda yiyeceğimiz hayvanların tetkiki şarttır.nerden geliyor?kim kesiyor?gibiMesela kasaba gidiyoruz.Bize diyorki İslami usullerle kesiyoruz. Artık vebali boyunlarına.Bu durumda Allahın adını anarak yememiz mümkün olacaktır.Ama bu konuda titizlik olmadığını görürsek yada duyarsak temkinli davranmak zorundayız.

Tabi kendimizin kestiği en sağlamıdır.
Allahın hükümleri belli,ruhsatlar belli,haramlar belli,helaller belli,sınırlar belli,insanların hevalarından dolayı sapırmaları ne olacaktır.Tabiki hevasını ilah edinmiş olunacaktır.

120. “Günahın açığını da gizlisini de bırakın. Günah kazananlar, kazandıklarına karşılık şüphesiz ceza görecek-lerdir.”
Bir de günahın açığını da gizlisini de terk edin diyor Rabbimiz. Evet günahın açığını da gizlisini de terk etmek zorundayız. Günah mı? Hepsini terk edeceğiz. Günahın her cinsinden uzak duracağız. Peki günahın açığı ve gizlisinden ne anlayacağız?

   Günahın açığını, yâni açıktan açığa herkesin gözü önünde iş-lenenleri de terk edeceğiz, gizlide bir tenhada işlenenlerini de terk edeceğiz. Umumî yerlerde işlenenlerini de, tenhâlarda işlenenleri de terk edeceğiz. Birisi sokakta içer ötekisi evinde. Bunların her ikisini de terk edeceğiz.

   Allah’ın haram deyip toplumun da haram kabul ettiği, açıkça bilinen günahları terk ettiğimiz gibi, Allah’ın kitabında haram dediği halde toplumun çoğunun artık bunu yapmayan kalmadı diyerek ya-sallaştırdıkları ve haram olmaktan çıkardıklarını da, bilinmeyen gizli günahları da işlemekten uzaklaşacağız.

   Veya meselâ zina haramdır bu bellidir. Ama bir adam düşü-nün ki karısını boşamış. Karısı kendisine haram olmuş, ama bunu kimse bilmiyor ve o kimse de evliliğine devam ediyor. İşte böyle kimsenin bilmeyip de bizim bildiğimiz gizli günahları da işlemekten sakınacağız. Veya adam oturur sofranın başına helalden kazanmış gibi yer içer, kimse bilmez onun haramdan çalıp çırparak topladığını.

   Bir günaha delâlet eden aynen onu işlemiş gibidir. Adam diyor ki İslâm’a hizmet temel prensiptir. Binaenaleyh kızlarımızı İslâm’a hizmet için şu şu okullara göndermeliyiz. Çocuklarımızı devrin bilgilerinden mahrum etmemeliyiz diyerek, içinde taşıdığı niyeti çaktırmadan, Allah’ın günahlarından birini işlemeye teşvik ediyor insanları. İşte böyle niyeti gizli günahları işlemekten de sakınacağız.

   Evet gizli açık tüm günahları terk edeceğiz. Unutmayalım ki mayın tarlasında geziyormuşçasına günahların üstüne üstüne giderek bir hayat yaşayan kimseler, işledikleri bu günahların karşılığını mutlaka göreceklerdir. O günahlarının karşılığıyla mutlaka bir gün karşı karşıya geleceklerdir. Ondan kaçıp kurtulmaları kesinlikle mümkün olmayacaktır.

   Evet böyleleri günahlarının tümüyle cezalandırılacaklardır.  Hani adam bir suç işler affedilir, ama aynı suçu ikinci defa işleyince evvelki suç aynen avdet eder ya, işte aynen bunun gibi ceza görecektir böyle davrananlar.
      
Ne yaparsan yap sana yakışmayanı yapma

*

Çevrimdışı iktibas

  • Cengiz sarsmazelsoy
  • ***
  • 421
enam suresi(6-13)
« Yanıtla #1 : 05 Eylül 2012, 09:13:35 ÖS 21 »

http://www.2shared.com/audio/VaK-kPns/enam_suresi_6-13_.html.
SESLİ ÇALIŞMA ÜSTTEKİ LİNKTEDİR.
6- Onlardan önceki nice kuşakları yok ettiğimizi görmediler mi? Oysa o kuşaklara size vermemiş olduğumuz derecede geniş yerleşme ve yaşama imkânları vermiş, yurtlarına gökten bol yağmurlar yağdırmış, ayakları altından nehirler akıtmıştık. Fakat işledikleri günahlar yüzünden onları yok ederek arkalarından başka kuşaklar yarattık.
7- Eğer sana kağıda yazılmış, somut bir kitap indirmiş olsaydık da onu kâfirler elleri ile tutsala8- Onlar "Muhammed'e bir melek indirilseydi ya" dediler. Eğer melek indirseydik, onl8- Onlar "Muhammed'e bir melek indirilseydi ya" dediler. Eğer melek indirseydik, onların işleri bitirilir, kendilerine hiç mühlet tanınmazdı.
8- Onlar "Muhammed'e bir melek indirilseydi ya" dediler. Eğer melek indirseydik, onların işleri bitirilir, kendilerine hiç mühlet tanınmazdı.
9- Eğer meleklerden bir peygamber gönderseydik onu insan kılığında gönderecektik. O zaman da kâfirleri şimdiki yanılgılarının aynısına düşürmüş olurduk.
10- Senden önceki birçok peygamberler de alaya alınmıştı. Fakat bu alaycılar, alay konusu yaptıkları gerçek tarafından kıskıvrak kuşatılıverdiler.
11- Onlara de ki; ``Dünyayı geziniz de peygamberleri yalanlayanların sonu nice oldu, görünüz?" 12- De ki; "Göklerde ve yerde olanlar kimindir?" De ki; "Allah'ındır. O merhametliliği üzerine görev yazdı. Sizleri geleceği kuşkusuz olan Kıyamet günü kesinlikle biraraya getirecektir. Kendilerine kıyanlar var ya, buna sadece onlar inanmazlar.
13- Gecenin ve gündüzün barındırdığı her şey O'nundur. O her şeyi işiten ve bilendir.



Bakıyoruz bu kâfirlerin istedikleri şeyler hep öncekilerin istedik¬leri şeylerdir. Bu adamlar günümüzde olduğu gibi aslında Al¬lah’a inanan insanlardı. Göklerin ve yerin yaratıcısı olarak Allah’a ina¬nıyor-lardı, ama hayata karışıcı olarak Allah’a inanmıyorlardı. Allah’ı hayatlarına karıştırmak istemiyorlardı. Allah’ın onların hayatlarına ka¬rışmak üzere gönderdiği vahyin gerçek olup olmadığına dair delil isti¬yorlardı. Allah’ın hayata karışma konusunda odak nokta seçtiği elçi¬sinden şüphe ediyorlardı.
 
Halbuki onlar çocukluğundan beri bu elçiyi tanıyorlardı. Ona Muhammedü’l Emin lakabını kendileri vermişlerdi. Ona inanmıyorlar da yanında bir Meleğin indirilmesini istiyorlar. Halbuki yeryüzünde in¬sanlığın tarihinin başlangıcından beri Allah’ın değişmeyen bir yasası vardı. melekler her zaman Allah’ın insanları yok etme, toplumları he¬lâk etme emrini yerine getirmek üzere inmişlerdi. Halbuki Meleğin gel-mesiyle iş bitmiş olacaktı. Meleğin gelmesiyle defterleri dürülmüş olacaktı. Ve bundan sonra da artık hiçbir tövbe imkânı, hiçbir mühletin gözetilmesi söz konusu olamayacaktı.
 
Rabbimiz diyor ki, ne oluyor? Bunu mu istiyor bu adamlar? Şu anda Allah’ın rahmeti gereği onlara mühlet tanıdığının, tövbe imkânı verdiğinin farkında değil mi bu adamlar? Helâklerine mi say ediyorlar? Hiç akılları yok mu adamların? Bakın Furkân sûresinde buyurur ki Rabbimiz:
         "Melekleri görecekleri gün, o gün günahkarlara hiçbir sevinç ha¬beri yoktur. Ve: "Size sevinmek yasak!" diyeceklerdir."
         (Furkân 22)
 
         Evet bunlar bir melek gelsin istiyorlar. Tabiat üstü bir şeyler bek¬liyorlar iman etmek için. Yâni iman etmekten başka seçenek bı¬rakmayacak biçimde kendilerini zorlayacak harikulade bir şeyler isti¬yorlar. Eh öyle olunca da imanın bir kıymeti kalmıyor ki zaten. Yâni gayb, gayb olarak devam ettiği sürece imtihan söz konusudur ve bu imtihan devam etmektedir. Ama gayb, gayb olmaktan çıkıp apaçık gö¬rülür olduğu zaman imtihan bitmiş ve bu imtihan sonuçlarının okun¬duğu âhiret başlamış olacaktır. Allah onun için melek göndermiyor. Yâni Allah imtihan dönemi bitmeden önce sizi imtihan etmek istiyor. Öyleyse bilesiniz ki bu sizin için bir rahmetin tecellisidir.
 
         Evet bir melek gelmezdi, gelemezdi. Gelseydi işiniz biterdi. Ge¬riye kalan insan şeklinde bir Meleğin gönderilmesiydi ki o zaman da aralarında doğup büyümüş olan, çocukluğu, gençliği gözlerinin önünde geçmiş olan bir peygamberi tanımakta güçlük çeken bu in¬sanlar Meleği tanımakta daha büyük güçlük çekecekler ve ona da inanmayacaklardı.

Kimi insanlar asıl vazifesini unutmuş mehdi beklentisi içinde yaşamlarını eritmiş.Önce şiadan başlamış sonrada ehli sünnete bulaşmış,Ehli sünnet o kadar çalışmalarında başarılı olmuşki şiadan daha fazla bu beklenti içine girmiş,daha fazla sahiplenmiş.
Allah öyle dediği halde demedi diyerek yalan söyleyenler. Al¬lah’ın dediklerini demedi diyerek, ya da Allah öyle demediği halde, Allah öyle buyurmadığı halde Allah öyle dedi diyerek dediğini demedi, demediğini dedi diyerek yalan söyleyenler
tüm bu yalancıla¬rın âkıbetleri ne olmuş, nasıl olmuş bir bakın diyor ki Rabbimiz. Gezin dolaşın ve onların âkıbetlerine bir bakın, diyor. Yeryüzü bunların en-kazlarıyla doludur.
Ne yaparsan yap sana yakışmayanı yapma

*

Çevrimdışı kutbay

  • *
  • 2534
    • İslami Düşünce Platformu
Ynt: enam suresi(6-13)
« Yanıtla #2 : 05 Eylül 2012, 09:55:46 ÖS 21 »
Halbuki yeryüzünde insanlığın tarihinin başlangıcından beri Allah’ın değişmeyen bir yasası vardı. melekler her zaman Allah’ın insanları yok etme, toplumları helâk etme emrini yerine getirmek üzere inmişlerdi. Halbuki Meleğin gelmesiyle iş bitmiş olacaktı. Meleğin gelmesiyle defterleri dürülmüş olacaktı. Ve bundan sonra da artık hiçbir tövbe imkânı, hiçbir mühletin gözetilmesi söz konusu olamayacaktı.


ÂLİ İMRÂN-124

إِذْ تَقُولُ لِلْمُؤْمِنِينَ أَلَن يَكْفِيكُمْ أَن يُمِدَّكُمْ رَبُّكُم بِثَلاَثَةِ آلاَفٍ مِّنَ الْمَلآئِكَةِ مُنزَلِينَ

İz tekûlu lil mu’minîne e len yekfiyekum en yumiddekum rabbukum bi selâseti âlâfin minel melâiketi munzelîn(munzelîne).
O zaman mü'minlere (şöyle) diyordun: "Rabbinizin, indirilen meleklerden üç bini ile size yardım etmesi, size kâfi gelmiyor mu?"


ÂLİ İMRÂN-125

بَلَى إِن تَصْبِرُواْ وَتَتَّقُواْ وَيَأْتُوكُم مِّن فَوْرِهِمْ هَذَا يُمْدِدْكُمْ رَبُّكُم بِخَمْسَةِ آلافٍ مِّنَ الْمَلآئِكَةِ مُسَوِّمِينَ

Belâ in tasbirû ve tettekû ve ye’tûkum min fevrihim hâzâ yumdidkum rabbukum bi hamseti âlâfin minel melâiketi musevvimîn(musevvimîne).
Bilâkis, eğer siz sabrederseniz ve takva sahibi olursanız ve onlar size aniden gelirlerse (saldırırlarsa), Rabbiniz bu nişaneli meleklerden beş bini ile size yardım eder.
Allâhûmme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin ve Alâ Âli Seyyidinâ Muhammed

*

Çevrimdışı iktibas

  • Cengiz sarsmazelsoy
  • ***
  • 421
Enam suresi(14-17)
« Yanıtla #3 : 08 Eylül 2012, 08:49:26 ÖS 20 »
13- Geceleyin ve gündüzün barınan her şey O'nundur. O, işitendir, bilendir.
14- De ki: 'O, gökleri ve yeri yaratırken ve O, (hep) besleyen (hiç) beslenmezken, ben Allah'tan başkasını mı veli edineceğim?' De ki: 'Bana gerçekten müslüman olanların ilki olmam emredildi ve: Sakın müşriklerden olma.' (denildi.)
15- De ki: 'Şüphesiz ben, Rabbime isyan edersem o büyük günün azabından korkarım.'

16- O gün, kim ondan (azabtan) alıkonursa, elbette, O, onu esirgemiştir. İşte apaçık olan 'kurtuluş ve mutluluk' budur.

17- Şayet Allah sana bir zarar dokunduracak olursa, O'ndan başka bunu giderecek yoktur. Sana bir iyilik dokunduracak olursa da O, her şeye güç yetirendir.



http://www.2shared.com/audio/zcFup4sd/enam_suresi_14-17_.html
SESLİ ÇALIŞMA ÜSTTEKİ LİNKTEDİR
İnsanlar Allahtan başkasını veli ediniyorlar,vekil ediniyorlar,halbuki veli edinilecek,vekil edinilmeye layık olan yalnızca Allahtır.Başkasının bu makama oturmaya hakkı yoktur.Hakimiyetten,otoriteden,hüküm koyuculuktan başkasının azda olsa bir payı yoktur.
İnsanlar Allahı aciz bıraktığını zannederek,laiklik ilan ediyorlar,işte ;din başka devlet başkadır; deyip Allahı bir kenara çekilmeye mecbur bıraktıklarını sanıyorlar.Allah bizim işimize karışamaz dercesine kendileri kanun koyma noktasında hüküm koyma noktasında Allahı bir kenara itip daha iyi kanun koyduklarını sanıyorlar.Allahın kanunlarını eskiyen,değişen,bozulan bir sistem olarak göstermeye çalışıyorlar.Ama bilmiyorlarki yeni günü yaratan Allah bu yeni gün içinde geçerli olacak şekilde yaratmıştır.Allah kuranı 1400 küsür sene önce gönderdi diye eskiyecekmi sanıyorlar?
Yarının başına ne geleceğini bilmezken Allah onuda biliyor,ona göre eskimeyen ve değişmeyen hüküm getiriyor.Allahın makamını gasbedip hüküm koyup ilahlıklarını iddia etmiş oluyorlar,işin tuhaf tarafı kendi koyduğu kanunları 3 gün sonra kendileride beğenmiyor.Hatta 3 günde kalmıyor,meclis kurmuşlar,insanları veli edindikleri,vekil edindikleri kişileri koltuklara yerleştirmişler ;Allah bu işi beceremiyor siz becerin;der gibi..Biri kalkıp kanun koyuyor,diğer vekiller hemen bağırır sizin koyduğunuz kanunlarda yanlışlıklar var; diyerek yanlışlarını görüyorlar kanun daha kanunlaşmadan önce..
Doğrular çoğunluğa göre belirleniyor Rabbimiz tekasur suresinde buyuruyorki
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
1. Çokluk kuruntusu sizi o derece oyaladı ki,
2. Nihayet kabirlere kadar gittiniz.
Çoğunluğun reyini Allahtan üstün tuttular.
Allahın kanunlarına eskimiş gözü ile bakarak kaldırdılar.Halbuki kıyamete kadar geçerli bir hukum vazetmiştir.Eğer hükümler eskise bile onu kaldıracak yine Allahtır.Bu konuda insanlar haddini bilmelidir.
Kendilerini müslümanım diye tanımlayanlar bu çarkın bir parçası oluvermiş.Kim iktidar olmuş  sa kanun koyarak ilahlık iddiasında bulunuyor bu Müslümanlarda ona oy veriyor ve bahaneleri hazır;kötünün iyisi;diyerek yapıyor.Zaman geçiyor  artık kötünün iyisi dediğini unutup;iyisi bu diyor.
Siyasette kendilerine iyi bir yalancı buldukları gibi,dini alandada kendilerine iyi bir yalancı buluyorlar.
Kendilerine ucuz cennet dağıtan,cehennemden beraat eden yalancı buluyorlar,tıpkı papazların para karşılığı cennet dağıttığı gibi…
İbadetlerde kandil icat etmişler.Allahın bildirmediği resulun uygulamadığı birkaç gece kutlaması yapıyorlar.Ramazanda 30 gün oruc tutuyorlar,tutmayanda tutmuyor.Teravih namazını kılıp gidiyorlar,farz namazlarını kılmayıp bu konuda kendilerini serbest zannedip,nafile olan teravih namazı kılıyorlar.Ömrünün sonuna kadar teravih kılmasa sorumlu tutulacak hüküm koyulmamıştır.Ama bir vakit namaz kılmadığı zaman sorumlu tutulacaktır.
İnsanlar tersinden düşünüyor çünkü kılacağı teravihle işi çözecektir.Hem Allahı memnun edecektir,hemde nefislerini ve yöneticilerini.Bu noktadan hareket ederek kendi kulaklarına hoş şeyler vazeden din adamları bulurlar.Birazcık ibadet,birazcık laiklik anlatan insanlar buluyorlar ve nefsilerini rahatlatıyorlar.Ama dnüş sadece ALLAHADIR.
Bunu hatırdan çıkarmayalım.Veli edinecek,vekil edinecek Allahtan başka bir makam yoktur.


Ne yaparsan yap sana yakışmayanı yapma

*

Çevrimdışı iktibas

  • Cengiz sarsmazelsoy
  • ***
  • 421
Enam suresi(18)
« Yanıtla #4 : 12 Eylül 2012, 09:06:35 ÖS 21 »
http://www.2shared.com/audio/8cNUNnzz/en_am_suresi_18_.html
SESLİ ÇALIŞMA ÜSTTEKİ LİNKTEDİR
18. O, kullarının üstünde her türlü tasarrufa sahiptir. O, hüküm ve hikmet sahibidir, herşeyden haberdardır.
İnsanlar tağutlardan korkuyorlar.Bunun sonucunda Allaha karşı yapmaması gereken bir şeyi yapmak zorunda kalıyorlar veya yapması gereken bir şeyide yapmıyorlar.Korku kalplerine daha ağır basıyor.Bu sefer tağutlar sanki çok güçlüymüş gibi bir görünüm ortaya çıkıyor.
İnsanlara Allah dilemedikçe bir zarar verilemiyorsa,o zaman Korkmamızın ne anlamı varki?Eğer sonuç değişmiyorsa başımıza gelecek olan gelecekse,yapmamız gerekeni yapalım,yapmamamız gerekenide yapmayalım.Her zaman doğruyu hayata geçirelim.
Eğer insanlardan değilde yalnızca Allahtan korkarak hareket edenlere Rabbimizin yardım sözü var.Musa as kıssasında çok güzel örnek var.Musa as fravunun sarayına gitme noktasında en çok korkacak olanlardan birisiydi.Çünkü fravun sınıfından birini öldürmüş,fravun kanununa göre idam hükmü yemiş ve aranıyordu.Cenabı Allah fravuna git dediği zaman  Musa a.s. bir adam öldürdüğünü söylermiş Rabbi ona korkulacak bir şey olmadığını söylemişti.Fravun ;bırakın beni musayı öldüreyim;demişti ancak Allahuteala kafasındaki bu mantığı değiştirdi.Bu sefer Musayı rezil etme mantığına geçiyor.
A ncak kendi rezil oluyor.Allaha güvenerek yapılan her işte hayır olacaktır bazen yavaş yavaş bazende hızlı gidebilir bu Allahın taktirine bağlıdır.Ancak şunuda göz ardı etmeyelim.Olay farklıda gelişebilir.Yasin suresindeki İslam davetçisinin şehid edilişi gibide olabilir.
Buda bir kurtuluştur direk elçisine gir cennetime demiştir.Yani her iki şekildede Allahın yardımı söz konusudur.
Korku konusunda bir örnek daha verelim.Kureyşliler medinedeki münafıklara derki;Onlara destek verirseniz(Müslümanlara)yada savaşmazsanız,şöyle olur böyle olur;diyerek tehtid ediyorlar.Bu durum resulullaha kadar ulaşır resulullah derki;onların korkusu sizi öyle hale getirmişki kendileri savaşmadan,zahmet çekmeden sizi öne sürüyorlar siz kendi ellerinizle kardeşlerinizimi öldüreceksiniz ve sizi kendinizi korkuttuğu kadar kureyş sizi korkutamazdı.
Kureyş size bir mektup gönderdi öyle bir korktunuzki kureyş bu kadar istese başarılı olamazdı.Tarih içerisinde gördük kureyş kime ne yapabildiki?Ama korkanlar kardeşlerini öldürecek duruma geldi ne kadar acı bir olay.
28 şubatta çok olaya şahid olduk.28 şubat kararlarından sonra hiç suçlanmayan başın hiçbir şey gelmedikleri halde sistemin dümen suyuna girdiler.İnsanlar korkaklıkları akidesini değiştirdi.Ogünlerde soruşturma görenler akidesi bozulan oldu,bozulmayanlarda oldu ancak hiç soruşturma görmeyenler akidesini bir anda bozdu.Bunlar korkularını gözünde büyütüp başka noktaya ulaşan insanlardır.
Aslında cemaatlerin yaptığı yanlışlardan biriside şu ;yok istikbarat gelir,sizi tutarlar,asarlar,keserler,alır götürürler,hapse atarlar,yok gizli davranmak lazım,gizlilik çok önemli gibi;kendi korkularını kendi cemaatlerin içinde geliştiriyorlar.Arkadaş neyi gizliyoesunuz Allahın dini açıklanması gerekir.
Acaba neden gizleniyor insanlar çünkü kafalarında şu var.Silahlı örgüt olmak,silaha el atıp sağı solu değiştirmek,hemen devrim yapmak,şunu yapmak,bunu yapmak gibi şeyler ön plana çıktığından dolayı,hayallerle kendilerini avuttuktan dolayı kendilerini potansiyel olarak suçlu görüyorlar.Kendilerini potansiyel olarak hemen alıp götürelecek militan görüyorlar.Bu piskolojiye giriyorlar.Sonuçtada her esen rüzgarı kendi aleyhine esen rüzgarmış gibi görüyorlar.
İnsanlar bu piskolojiye girmezlerse nebevi hareket metodunun özünü kavrarlarsa Mekke döneminde özellikle silaha el atmadan,çatışmanın yasak olduğu İslam devleti teşekkül etmeden yanlış bir iş yapılmazsa korkulacak bir şeyde kalmayacak.Hem resulullahın sünneti hem diğer peygamberlerin sünneti yani sünnetullahın dışına çıkılmazsa korkmaya hiç gerek yok ve Allahın dinini açık ve tane tane anlattığı zaman başınada çokta bir şey gelmez.Gelsede Allah dilerse gelir ve buda mükafat olarak gelişecektir.
Örneğin bişlalıhabeş taşın altındaydı belki herkes ümidini kesmişlerdi ama Allahın yardımı çok uzun sürmedi,satın alma yolunda hemen satın alındı ve özgür oldu.Allahın yardımını unutmayan insanlardan olalım inş.
Ne yaparsan yap sana yakışmayanı yapma

*

Çevrimdışı iktibas

  • Cengiz sarsmazelsoy
  • ***
  • 421
Enam suresi(19-21)
« Yanıtla #5 : 22 Eylül 2012, 11:02:24 ÖÖ 11 »
http://www.2shared.com/audio/OcRGba1_/enam_suresi_19-21.html
SESLİ ÇALIŞMA ÜSTTEKİ LİNKTEDİR
19. "Şâhit olarak hangi şey daha büyüktür." de. "Allah benimle sizin aranızda şahittir. Bu Kur’an bana, sizi ve ulaştığı kimseleri uyarmam için vahyolundu; Allah'la beraber başka ilâhlar bulunduğuna siz mi şâhitlik ediyorsunuz de. "Ben şehâdet etmem" de. "O ancak tek bir İlâhtır, doğrusu ben ortak koşmanızdan uzağım"de.
20. Kendilerine kitap verdiklerimiz Muhammedi çocuklarını tanı¬dıkları gibi tanırlar. Fakat bunlar kendile-rine yazık ettiler, çünkü onlar inanmazlar."   

21. Allah’a karşı yalan uyduran veya âyetlerini ya¬lanlayandan daha zalim kimdir? Zalimler bunun için asla felaha ulaşamazlar." 

İİnsanların birbirlerine şahid olması,birbirlerini doğrulaması,birbirlerini desteklemesi önemli bir değer yargısı gibi görülüyor.;Tamam canım çoğunluk böyle diyorsa onların dediği doğrudur;diye bir mantık üretiyorlar.
;Bu kadar insan yalan söyleyecekte bir sizmi doğru söylüyorsunuz;diye rakamlarla insanların şahitliğini getirerek,insanların ittifak ettikleri şeyleri delil gibi ortaya sürerek,atalarımızda böyle yapmıştır,binlerce sene böyle gelip gidiyor,şimdi sen nerden çıkardın şunu,nerden çıkardın bunu gibi ifadelerde insanlar bulunabiliyorlar.

Oysa gerçek değer yargısı insanların ittifak ettiği şeyler değildir.Gerçek doğru Allahın söylediğidir,Allahın indirdiğidir,Allahın şahitlik ettiğidir,Allahın kelamıdır,Kurandır,Onun elçisinin bize getirdikleridir.Onun elçisinin hayatıdır.Gerçek doğrular bunlardır.

Bugün tv yayınları olsun,basın ve yayın organları olsun,şarkıcılar ve türkücüler olsuntüm bunların sözüne güvenmeden sadece Allahın şahitliğinin gerçek olduğunu bilinmelidir.Adeta bu kurumlar günümüzde Truva atı olmuş,evde Truva var,sokakta Truva var,ancak sadece Allahın sözüne güvenmeli ona göre hareket edilmelidir.

Resulullah a.s. Allahın sözüne itibar etmiş ve insanlarında itibar etmesi için anlatmış,insanları uyarması için kuran ona vahyolunmuş,kuran bizede vahyolunmuş ama direk vahyolunmamıştır,resulullahın aracılığıyla ulaşmıştır,direk biz Allahtan mesajı alamıyoruz ama sonuçta bizede vahyolundu.

Bizde resulullah a.s. kadar bu kitaptan sorumluyuz sadece ufak ayıntılar vardır,onun peygamber olma sebebi ile bazı farklı yükümlülükleride vardı ama ayetlerden oda sorumluydu bizde sorumluyuz.

Resulullah as insanlara ulaştırmak için tüm gayretini gösterdi ve ondan sonra gelenler ayetleri ulaştırmak için gereği gibi mücadele eden insanlar oldu.Kuran kitap haline getirildi,yeri geldi kitaplar yazıldı,biz onların varlığından haberimiz dahi yoktu ama bize ulaştı.

Bugünkü çalışmalara baktığımız zaman anlatırız,kızarız,gideriz, hatta tekfirciler tekfirini yapar çekip giderler,aralarına bir daha dönmeme üzere bağlarınıda koparırlar.

Başımıza ne gelirse gelsin davetimizi sürdüreceğiz,insanlarla bağları koparmayacağız,bir mesajın nereye kadar ulaşabileceğini resulullahın hayatına bakarak gördük.

Resulullah a.s. tebliğ yaparken müşrikler onun hakkında ;deli,şair,kahin gibi iftiralar atmasına rağmen onu dinliyenler bakıyorki iftiraların aslı yok hatta iftira atanlarda onormallik görüyorlardı ve kimisi Müslüman oluyordu.

Yaptığımız davette belki çok az yere ulaşabilir bu mesaj, ulaşmasa dahi bizim için kazanç olacaktır.

Allah yaptıklarımıza şahid olacaktır.Ancak insanların tümü senede bir kere anıtkabire gidip saygı duruşu na geçseler dahi,Müslümanlar bu duruma şahitlik etmezler,tam tersi bu davranışın doğruluğunu inkar ederler.

"Ben şehâdet etmem" de. MümMüminler onların sözlerini doğrulayacak hiçbir ifadede bulunamaz

Hakaret edemez,onların ilahlarına sövemez ama onaylamazda,öyle bir noktada olacakki orta çizgiyi koruyacak.Müminlerin vasfı vasat noktada olmalarıdır muhakkak.Aslında çokta kolay.

Genelde insanlar put kırmak,sokak eylemleri yapmak gibi mantıklar geliştiriyorlar,sokakta bağırıp çağırıp slogan atmaya çalışıyorlar ama gerek yok buna,sistemi onaylamayın,tabi olmayın ve tane tane islamı anlatın,bu kadar olsun.Kuranda ne vahyolunuyorsa aynı şekilde hareket edelim.Resulullah a.s. bunu nasıl örneklendirmişse aynı şekilde hareket edelim.Sonuçta çok kolay bir yol.Belki çok zor gözüküyor ama aslında en kolayıdır.

Cenabı Allah bunu dahada kolaylaştıracaktır yardımı sayesinde.Onun vaadi var.Bunu yapalım bir şekilde meseleyide çözmüş olacağız.
Allahın emrini çok kolay bir şekilde hayata geçirmiş olacağız.

Ama başka yollar arayanlar,başka mantıklar üretenler,kuranda ne vahyolunuyorsa onu hayata geçirmek değilde,maslahatları,görüşleri ön plana çıkaranlar bir çok yanlışı getirdiği gibi sonuçlarıda ağır oluyor,bu sonuçlara katlanmalarıda zor oluyor.

Bunun örneklerini defalarca gördük,görmekten bıktık ama hala görüyoruz maalesef bunun her türlü örneği,özellikle Müslümanların yayıldığı bütün coğrafyalarda fazlası ile gözüküyor.Bir sürü yol aranıyor,mantıklar üretiliyor,şu oluyor,bu oluyor güç gösterisi yapılıyor ,iki tane polikacı ortaya çıkıyor ve bu insanları istediği yere kul ediveriyor.

Metod belli başka yollar arayanlar,başka sonuçlara çıkarlar.Allahın vahyettiğini,resulullah a.s uyguladığını bizlerde uygularsak en doğru sonuca çıkacağız Allahın izni ile.

Bugün cemaat liderleri ne söylüyorsa insanlar onu hayatına geçiriyor.Tabi kurana hayata geçirmedeki yöntemte bellidir.Resulullah a.s. hangi şartlarda neyi uyguladı ise ordan başlayacaklar,Bugün cemaat liderleri,politikacılar, ne derse desin eğer uygulamada ve usulde yanlışlık var ise durun diyecekler.

;siz şöyle yada böyle diyorsunuz ama bu şartlarda resulullah a.s. böyle yapmıştır eğer siz böyle doğru yaptığınızı düşünüyorsanız bunun kuranda ve sünnette deliliniz nedir;diyerek soracak,sorgulayacaktır.Ve gerekirse bunun muhakemesi yapılması gerekir.Bunun şurası yapılır.İhtilaf edilen konu kuran ve sünnet çerçevesinde çözülür ve beraberce yürünür,ayrılıklar gibi şeylerde olmaz.

Sonuçta kuran belli,sünnette belli.Resulullah a.s uyguladığı sahih sünnet belli.Ana caddede buluşulur,ara sokaklarda kaybolmaya gerek yok.

Resulullah a.s. sünnetinin ana kemiği olan ana cadde ihtilafların sona erdirdiği ana caddedir.Mesela hicret hiç kimsenin ihtilaf etmediği bir gerçektir.Tebliğ yapması ilede bir ihtilaf yok.Eğitim vermesi ile ilgili bir ihtilaf yok.Silahada neden el attığıda biliniyor.Burdada ihtilaf yok.Silaha el atmanın yasak olduğu dönemin neden yasak olduğunuda herkes biliyor.

;Yok abdest alırken böyle yaptı,yok namaz kılarken elini bağlamadı;diyerek net olmayan farklı rivayetlerin olduğu ki;farklı uygulamalarda olabilir resulullahın,böyle basit konuşlarda insanların ayrılması gerçekten acınacak bir durum.İnsanlarbu meseleleri büyütüp  ana caddeyi bırakıp,ara sokaklarda birbirlerinden uzaklaşıyor dini parça parça edip her biri elindekilerle sevinip,övünüp birbirlerine üstünlük taslamaya çalışıyorlar.

Bu Allahın yasakladığı bir şeydir.Resulullah a.s hayatına bakarak Resulullah nerde neyi nasıl şekilde yaptıysa Müslümanlarda bunu dikkate alarak tek bir yürek olarak hayata geçirebilirler.
   


Ne yaparsan yap sana yakışmayanı yapma

*

Çevrimdışı iktibas

  • Cengiz sarsmazelsoy
  • ***
  • 421
Ynt: Enam suresi Tefsir Çalışması
« Yanıtla #6 : 22 Eylül 2012, 11:07:21 ÖÖ 11 »
http://www.2shared.com/audio/OcRGba1_/enam_suresi_19-21.html
SESLİ ÇALIŞMA ÜSTTEKİ LİNKTEDİR
19. "Şâhit olarak hangi şey daha büyüktür." de. "Allah benimle sizin aranızda şahittir. Bu Kur’an bana, sizi ve ulaştığı kimseleri uyarmam için vahyolundu; Allah'la beraber başka ilâhlar bulunduğuna siz mi şâhitlik ediyorsunuz de. "Ben şehâdet etmem" de. "O ancak tek bir İlâhtır, doğrusu ben ortak koşmanızdan uzağım"de.
20. Kendilerine kitap verdiklerimiz Muhammedi çocuklarını tanı¬dıkları gibi tanırlar. Fakat bunlar kendile-rine yazık ettiler, çünkü onlar inanmazlar."   

21. Allah’a karşı yalan uyduran veya âyetlerini ya¬lanlayandan daha zalim kimdir? Zalimler bunun için asla felaha ulaşamazlar." 

İİnsanların birbirlerine şahid olması,birbirlerini doğrulaması,birbirlerini desteklemesi önemli bir değer yargısı gibi görülüyor.;Tamam canım çoğunluk böyle diyorsa onların dediği doğrudur;diye bir mantık üretiyorlar.
;Bu kadar insan yalan söyleyecekte bir sizmi doğru söylüyorsunuz;diye rakamlarla insanların şahitliğini getirerek,insanların ittifak ettikleri şeyleri delil gibi ortaya sürerek,atalarımızda böyle yapmıştır,binlerce sene böyle gelip gidiyor,şimdi sen nerden çıkardın şunu,nerden çıkardın bunu gibi ifadelerde insanlar bulunabiliyorlar.

Oysa gerçek değer yargısı insanların ittifak ettiği şeyler değildir.Gerçek doğru Allahın söylediğidir,Allahın indirdiğidir,Allahın şahitlik ettiğidir,Allahın kelamıdır,Kurandır,Onun elçisinin bize getirdikleridir.Onun elçisinin hayatıdır.Gerçek doğrular bunlardır.

Bugün tv yayınları olsun,basın ve yayın organları olsun,şarkıcılar ve türkücüler olsuntüm bunların sözüne güvenmeden sadece Allahın şahitliğinin gerçek olduğunu bilinmelidir.Adeta bu kurumlar günümüzde Truva atı olmuş,evde Truva var,sokakta Truva var,ancak sadece Allahın sözüne güvenmeli ona göre hareket edilmelidir.

Resulullah a.s. Allahın sözüne itibar etmiş ve insanlarında itibar etmesi için anlatmış,insanları uyarması için kuran ona vahyolunmuş,kuran bizede vahyolunmuş ama direk vahyolunmamıştır,resulullahın aracılığıyla ulaşmıştır,direk biz Allahtan mesajı alamıyoruz ama sonuçta bizede vahyolundu.

Bizde resulullah a.s. kadar bu kitaptan sorumluyuz sadece ufak ayıntılar vardır,onun peygamber olma sebebi ile bazı farklı yükümlülükleride vardı ama ayetlerden oda sorumluydu bizde sorumluyuz.

Resulullah as insanlara ulaştırmak için tüm gayretini gösterdi ve ondan sonra gelenler ayetleri ulaştırmak için gereği gibi mücadele eden insanlar oldu.Kuran kitap haline getirildi,yeri geldi kitaplar yazıldı,biz onların varlığından haberimiz dahi yoktu ama bize ulaştı.

Bugünkü çalışmalara baktığımız zaman anlatırız,kızarız,gideriz, hatta tekfirciler tekfirini yapar çekip giderler,aralarına bir daha dönmeme üzere bağlarınıda koparırlar.

Başımıza ne gelirse gelsin davetimizi sürdüreceğiz,insanlarla bağları koparmayacağız,bir mesajın nereye kadar ulaşabileceğini resulullahın hayatına bakarak gördük.

Resulullah a.s. tebliğ yaparken müşrikler onun hakkında ;deli,şair,kahin gibi iftiralar atmasına rağmen onu dinliyenler bakıyorki iftiraların aslı yok hatta iftira atanlarda onormallik görüyorlardı ve kimisi Müslüman oluyordu.

Yaptığımız davette belki çok az yere ulaşabilir bu mesaj, ulaşmasa dahi bizim için kazanç olacaktır.

Allah yaptıklarımıza şahid olacaktır.Ancak insanların tümü senede bir kere anıtkabire gidip saygı duruşu na geçseler dahi,Müslümanlar bu duruma şahitlik etmezler,tam tersi bu davranışın doğruluğunu inkar ederler.

"Ben şehâdet etmem" de. MümMüminler onların sözlerini doğrulayacak hiçbir ifadede bulunamaz

Hakaret edemez,onların ilahlarına sövemez ama onaylamazda,öyle bir noktada olacakki orta çizgiyi koruyacak.Müminlerin vasfı vasat noktada olmalarıdır muhakkak.Aslında çokta kolay.

Genelde insanlar put kırmak,sokak eylemleri yapmak gibi mantıklar geliştiriyorlar,sokakta bağırıp çağırıp slogan atmaya çalışıyorlar ama gerek yok buna,sistemi onaylamayın,tabi olmayın ve tane tane islamı anlatın,bu kadar olsun.Kuranda ne vahyolunuyorsa aynı şekilde hareket edelim.Resulullah a.s. bunu nasıl örneklendirmişse aynı şekilde hareket edelim.Sonuçta çok kolay bir yol.Belki çok zor gözüküyor ama aslında en kolayıdır.

Cenabı Allah bunu dahada kolaylaştıracaktır yardımı sayesinde.Onun vaadi var.Bunu yapalım bir şekilde meseleyide çözmüş olacağız.
Allahın emrini çok kolay bir şekilde hayata geçirmiş olacağız.

Ama başka yollar arayanlar,başka mantıklar üretenler,kuranda ne vahyolunuyorsa onu hayata geçirmek değilde,maslahatları,görüşleri ön plana çıkaranlar bir çok yanlışı getirdiği gibi sonuçlarıda ağır oluyor,bu sonuçlara katlanmalarıda zor oluyor.

Bunun örneklerini defalarca gördük,görmekten bıktık ama hala görüyoruz maalesef bunun her türlü örneği,özellikle Müslümanların yayıldığı bütün coğrafyalarda fazlası ile gözüküyor.Bir sürü yol aranıyor,mantıklar üretiliyor,şu oluyor,bu oluyor güç gösterisi yapılıyor ,iki tane polikacı ortaya çıkıyor ve bu insanları istediği yere kul ediveriyor.

Metod belli başka yollar arayanlar,başka sonuçlara çıkarlar.Allahın vahyettiğini,resulullah a.s uyguladığını bizlerde uygularsak en doğru sonuca çıkacağız Allahın izni ile.

Bugün cemaat liderleri ne söylüyorsa insanlar onu hayatına geçiriyor.Tabi kurana hayata geçirmedeki yöntemte bellidir.Resulullah a.s. hangi şartlarda neyi uyguladı ise ordan başlayacaklar,Bugün cemaat liderleri,politikacılar, ne derse desin eğer uygulamada ve usulde yanlışlık var ise durun diyecekler.

;siz şöyle yada böyle diyorsunuz ama bu şartlarda resulullah a.s. böyle yapmıştır eğer siz böyle doğru yaptığınızı düşünüyorsanız bunun kuranda ve sünnette deliliniz nedir;diyerek soracak,sorgulayacaktır.Ve gerekirse bunun muhakemesi yapılması gerekir.Bunun şurası yapılır.İhtilaf edilen konu kuran ve sünnet çerçevesinde çözülür ve beraberce yürünür,ayrılıklar gibi şeylerde olmaz.

Sonuçta kuran belli,sünnette belli.Resulullah a.s uyguladığı sahih sünnet belli.Ana caddede buluşulur,ara sokaklarda kaybolmaya gerek yok.

Resulullah a.s. sünnetinin ana kemiği olan ana cadde ihtilafların sona erdirdiği ana caddedir.Mesela hicret hiç kimsenin ihtilaf etmediği bir gerçektir.Tebliğ yapması ilede bir ihtilaf yok.Eğitim vermesi ile ilgili bir ihtilaf yok.Silahada neden el attığıda biliniyor.Burdada ihtilaf yok.Silaha el atmanın yasak olduğu dönemin neden yasak olduğunuda herkes biliyor.

;Yok abdest alırken böyle yaptı,yok namaz kılarken elini bağlamadı;diyerek net olmayan farklı rivayetlerin olduğu ki;farklı uygulamalarda olabilir resulullahın,böyle basit konuşlarda insanların ayrılması gerçekten acınacak bir durum.İnsanlarbu meseleleri büyütüp  ana caddeyi bırakıp,ara sokaklarda birbirlerinden uzaklaşıyor dini parça parça edip her biri elindekilerle sevinip,övünüp birbirlerine üstünlük taslamaya çalışıyorlar.

Bu Allahın yasakladığı bir şeydir.Resulullah a.s hayatına bakarak Resulullah nerde neyi nasıl şekilde yaptıysa Müslümanlarda bunu dikkate alarak tek bir yürek olarak hayata geçirebilirler.
   


Ne yaparsan yap sana yakışmayanı yapma

*

Çevrimdışı iktibas

  • Cengiz sarsmazelsoy
  • ***
  • 421
Ynt: Enam suresi Tefsir Çalışması
« Yanıtla #7 : 26 Eylül 2012, 08:26:23 ÖS 20 »
http://www.2shared.com/audio/ohasIdb4/enamsuresi_22-25_.html
SESLİ ÇALIŞMA ÜSTTEKİ LİNKTEDİR
22."Bir gün hepsini toplarız. Sonra Allah’a şirk ko-şanlara: "Hani nerede o Allah’a şirk koştuğunuz ortak-larınız?" diyeceğiz."
23."Sonra, "Rabbimiz Allah’a andolsun ki bizler şirk koşanlar değil-dik"demekten başka çare bulamayacaklar."
24."Bakın ki kendilerine karşı nasıl da yalan söy-lüyorlar. Bakın ki şirk koştukları da kendilerinden nasıl da uzaklaşıverdi."
25."Buna rağmen onlardan kimileri de vardır ki seni dinlerler. Kur’an’ı anlarlar diye kalplerine örtüler kulaklarına da ağırlık koyduk. Bir âyet görseler ona iman etmezler. Nihâyet sana geldiklerinde de seninle çekişirler. İnkâr edenler: "Bu ancak öncekilerin masallarından başka bir şey değildir." derler."
Bakıyoruz kuran ortada,Resulullah as sünnetide açık seçik ortada,bütün peygamberlerin izlediği yolda aynıdır.Kuranın nasıl uygulanacağı ortaya konmuşta insanlar neden uygulamıyor?Neden bir tek din anlayışı yok?Bir sürü din anlayışı var ortada neden ?Peygamberlerin uyguladığı şekilde din anlayışından uzaklaşıp değişik felsefe mantık üreterek yola çıkıldığından bakış açılar farklılaşıyor ve bir sürü din anlayışı ortaya çıkıyor.
İnsanlar kendi kafalarına göre bir din yaşamaya başlıyor.Sosyete bir yaşam tarzı istiyorsa gider sosyete bulur kendine,paradan vazgeçemiyorsa ona göre yaşar ve ona göre din anlayışı bulur.Siyaset istiyorsa ona görede bir din anlayışı bulur.Kalpleri bu yaşam tarzlarına yöneldiği için ;hani israiloğullarına nasıl kalplerine buzağı sevgisi yerleştirildiği gibi;bunlarada tuttukları yolun sevgisi yerleştiriliyor ve hem İslam hem demokrat olabiliyorlar.
Allahın dini ortada,peygamberlerin uygulamasıda ortada,Mekke müşrikleri peygambere pazarlıklarla geldiler ;seni başımıza lider yapalım,yeterki putlar hakkında ileri geri konuşma;dediler.Bu yöntem doğru olsaydı peygamber uygulardı ama insanlar farklı bakış açılarıyla her şeyi kabul eder duruma getirilmiş ,Müslümanlar arasında ihtilaf çıkmış umurundamı.İnsanlar anlamak istemiyorlar.

Resululullah a.s. bir çok ayet gösterdi müşrikler inanmak istemedi.O d önemde inanmıyoruz diyordu.Bugün insanlar Allaha iman ettiğini ve resulullaha iman ettiğini söylüyor ve biz ayet ve hadis okuduğmuz zaman,işine gelmeyince ;yok o yorumdur; diyerek yüz çeviriyor.Apaçık ayetin ne gibi yorumu olacakki?Ayetler dahi görseler işitip inanmıyorlar.Ayetleri kalpleri doğruluyor ama hayat tarzını değiştirmek istemiyorlar.
Kimileride eskilerin masalları diyerek yalanlar.Eskiler hakkında ne biliyorlarki?Yok maslahat derler,yeni bir din icat etmenin peşindeler.Maslahat gereği böyle olacak diyorlar.O günü yaratam Allah ve bugünü yaratan Allah farklı sanki haşa…..Allaha cehalet yüklüyorlar bu insanlar.Allahı aciz geleceği göremeyen bir kul gibimi görüyorlar?Kendileri gibi aciz bir insan gibimi görüyorlar?Bu büyük bir iftiradır Allaha karşı.Halbuki diğer geçmişte helak olan toplumların sapıklıklarına sahip çıkmışlar.Yeni bir şey ortaya koyduğunu sanıyorlar ama asırlarca önceki sapıklıkları bugüne taşıyorlar
Medeniyet adına yaptıkları şeylerden biriside çıplaklıktır,fuhuştur,eşcinselliktir.Binlerce yıl önceki yapılan hastalıklardır halbuki.Kim daha ilerici kim daha gerici ortada.Afrikada yaşayan çıplak insanlar ilerici olması lazım bu mantığa göre çıplaklık ilericilik ise.Medeniyet adına şapka dediler,harf dediler medeniyet sembolu bunları gösterdiler.Medeniyet adına yaptıkları en büyük şey harftı;arab alfabesi şöyle zordur böyle zordur dediler,arab alfabesinde 28 harf vardır,türk alfabesinde 29.
İşin tuhaf tarafı çin alfabesinde 2000 küsür harf vardır ve bugün teknoloji yönünden Türkiyeden çok daha ilerdeler.Demekki harf medeniyetle ilgili değilmiş veya ilerleme ile ilgili değilmiş,teknoloji ile ilgili değilmiş.Eğer insanlar bunlara ilericilik.teknoloji, diyorsa uygarlık adına insanlara zulüm yapıyorlar demektir.Bunlar Allahın dini karşısında kendilerinin cahilliklerini,sapıklıklarını ortaya koyuyorlar.
Ne yaparsan yap sana yakışmayanı yapma

*

Çevrimdışı iktibas

  • Cengiz sarsmazelsoy
  • ***
  • 421
Ynt: Enam suresi Tefsir Çalışması
« Yanıtla #8 : 29 Eylül 2012, 08:25:51 ÖS 20 »
http://www.2shared.com/audio/4XU6M8kj/enam_suresi_26-30.html

SESLİ ÇALIŞMA ÜSTTEKİ LİNKTEDİR

26."Onlar hem kendileri Kur’an’dan uzaklaşırlar hem de insanları ondan uzaklaştırırlar. Böylece kendi kendilerini mahvederler de farkına varamazlar."

27."Onların ateşin kenarına getirilip durdurulduk-larında, "Ah! Keşke dünyaya tekrar döndürülseydik! Rab-bimizin âyetlerini yalanla¬masaydık ve inananlardan ol-saydık!" dediklerini bir görseydin!"
 
28. Hayır! Hayır! Daha önce gizledikleri onlara göründü. Eğer geri döndürülseler yine kendilerine yasak edilen şeylere dönerler. Doğrusu onlar yalancıdırlar."
 
29. Hayat ancak bu dünyadakinden ibarettir, biz dirilecek de de¬ğiliz"dediler.
30."Onları, Rablerinin huzuruna çıkarıldıkları  za-man bir gör¬sen! Allah: "Bu gerçek değil mi?" der; Onlar: "Evet Rabbimiz hakkı için gerçektir" derler. Allah da "Öyleyse inkâr etmenizden ötürü azabı tadın." der."
Birileri kalkıp şunu diyorlar   ;Dünyanın nimetlerinden faydalanmanız lazım;diye telkin ediyorlar,sanki Müslümanlar dünyanın nimetlerinden faydalanmıyormuş gibi..tabi amaç başka.

.;Dünya nimetlerini ön plana çıkarın,geleceğinizi mahvetmeyin,;sanki Müslümanlar geleceğini düşünmüyormuş gibi ve Müslümanların düşündüğü gelecek 60 yada 70 yıl kadar sınırlı olmayan bir gelecek,sonsuz bir geleceği düşünüyorlar,daha ileriyi yani sonunu düşündü diye yakın gelecekteki hesabı değilde daha ileriyi düşündüğü için,geleceği düşünmeyen insanlar görüyorlar.

Veya böyle göstermeye çalışıyorlar.Ahirete gereği gibi inanmadıkları için yok sayıyorlar.Onlara göre sadece dünya hayatı var oda boşa gidiyor gibi mantıkları var.Bu çatışmaların içerisinde iken öfkelerine yenik düşerken.bir gurubda kalkıyor insanların potansiyellerini veimkanlarını kullandıklarından dolayı vergiler,insan gücü olarak asker,polis,jandarma olarak veya köle olarak,yurttaş olarak,vatandaş olarak kalmalarını istiyorlar.
Gerçek adaletin karşısında olabilmek için kampanyalar başlatıyorlar.Bir sürü çabanın içerisine giriyorlar.İftiralar,çatışmalar,işkenceler,her türlü pisliği başlatıveriyorlar.Herşeyi mübah görerek çatışma başlatıyorlar ve kendilerini haklı görüyorlar.Bu çatışmanın içerisinde müslümanın durumu biraz farklı  her ne kadar doğruyu güzeli yaşasada zalimlere nezdinde haksızlar ancak Allah ne düşünüyor asıl bu önemli yoksa zalimler bir araya gelsede ve suçlasalarda müslümanı hiçbir değeri yok bu sözlerin.
Sivil kuruluşlar,kamu çalışanları,jandarma,polis,resmi görevliler ne kadar müslümanın üzerine gitsede bir şey ifade etmeyecektir.
Ancak Müslümanlarda bu çatışmanın içerisinde yanlış mantıklar üretir ve ona göre hareket ederlerse,hemen onların kışkırtmalarına,proveke etmelerine alet olup onların oyununa gelebiliyorlar.Yenilecekleri bir savaşın içerisine giriyorlar.Ve hemen silaha el atıyorlar;yok böyle çalışma yapalım diye mantıklar üreterek ya sistemin çarkları arasında eriyip gidiyorlar,yada sistemin karşısında güç yetiremeyecek bir mücadelenin içerisine giriyorlar,hemde hiçbir donanıma sahip olmadan.

Silah donanımı çokta önemli değil,bunu gözümde büyütmüyorum.İstendikten sonra zalimler her türlü vasıtalarla Müslümanlara ulaşır ve oyuna getirir.Örneğin silah tüccarları bugün amerikayada satar,para olduktan sonra bunu karşısındakinede satar.buda çok önemli değil
Ama çok önemli bir donanım vardır.o nedir?o bilgidir.Bugün çok bilgi sahibi olmayanlar,az birikimle silahlı mücadeleye atılırlar.Savaşa kalkışanlar ne İslam hukukunu öğrenebilmişlerdir nede savaş hukukunu anlayabilmişlerdir.Savaşırken bile Allahın emirlerini çiğnemeye yönelirler.Yaşandı bunlar ve hala yaşanıyor bunları gördük.
Mesela adamlar bosnada savaşırlar demokratlara bırakıp gelirler.Allahın ayetlerini söyleyerek gittiler ve demokrasiye bırakıp geldiler.Hedef bumuydu?Bunun içinmi savaşıldı?İşte afganistana gidildi tarikatçılara bırakılıp gelindi.Rusyaya karşı savaş verildi.Sonra Amerika işgal etti afganistanı ama amerikanın işgaline karşı aynı ciddiyet yok.İstiklal savaşı denilen bir savaş başlattılar,bıraktılar demokrasi ve laikliğe.Bugünkü gelinen nokta tağuti bir yönetim.Bilgi olmadan savaşan insanlar bugüne kadar neyi başarmışlar?İç dünyasında bir sürü problemi çözememişlerki,İslam devleti kurabilisinde lider çıkarsınlarda ülkeyi yönetsinler.Yarın birgün durum afganistanın haline dönecektir.

İç çatışmalar başlıyacaktır.Bunlar gerçek bunları görmek gerek.Müslümanların galip geleceği metot vardır.bunu görmeleri gerekiyor insanların.Bunu gördüğümüz zaman müşriklerin attığı her adım boşa çaba olacaktır.Allahın uygulamasını istediği metotu uygulamazsak Müslümanlar yenilgiye mahkumdur.Bunu libyada,suriyede,arabistanda gördük.Kazanılmış gibi görünen bu savaşlar kaybedilmiş savaşlardır.
Ama bambaşka bir olay var.Zalimlerin çaresiz olduğu bir alan var.Silaha bile el atamadıkları alan var.Silahlarını kullanmaktan mahrum kalacak alan var.İşte Müslümanlar bu alanda olursa zalimler hiçbir şey yapamayacaklar.Müşriklerin silahı olabalir,donanımı olabilir,güçleri olabilir.Ama aciz kaldığı bir nokta var.
Oda Allahın ayetleri,sözleri,vahyi karşısında söz bile söyleyemicek kadar acizler,orada çok zayıflar,güçsüzler,acizler,bomboşlar işte bu alanda Allahın ayetlerini tane tane okuyup insanlara anlatıp ve aktarıp en güzel dille mücadeleyi verirsek cihadın en üstünüdür.Zalik sultan karşısında hak sözü söylemek cihadın en üstünüdür.Azametlisidir.Ve bunu yaparsak insanlara Allahın ayetlerini tane tane anlatırsak ne söz söyleyeceklerki?

Karşılarına iki seçenek kalacak ya imanı seçecekler yada küfrü.başka seçenekleri kalmıyacak çünkü muminler Allahın ayetlerini okuduğu zaman oyuna gelmeyecek ve oyun fayda vermiyecek,müşrikler bunu görebilecek.Elbette iman eden gurub ile inkae eden gurubun varlığı kıyamete kadar olacaktır.iki gurubta imtihan sürecindeler bu Allahın taktir ettiği bir haldir.


Ne yaparsan yap sana yakışmayanı yapma

*

Çevrimdışı iktibas

  • Cengiz sarsmazelsoy
  • ***
  • 421
Ynt: Enam suresi Tefsir Çalışması
« Yanıtla #9 : 03 Ekim 2012, 08:31:13 ÖS 20 »
http://www.2shared.com/audio/UvPOfg2G/enam_suresi_31-35_.html
SESLİ ÇALIŞMA ÜSTTEKİ LİNKTEDİR
31. Allah’a kavuşmayı (Allah’la karşılaşmayı) yalan¬layanlar doğrusu kaybedenlerdir ki kıyâmet saati an¬sızın onlara geldiği zaman ağırlıklarını arkalarına yükle¬nip: "Dünyada işlediğimiz büyük kusurlardan ötürü ya¬zıklar olsun bize!" derler. Dikkat edin onların yüklendik¬leri şeyler ne kötüdür!"
32"Dünya hayatı sadece oyun ve eğlencedir. Âhiret yurdu ise muttakiler için daha iyidir. Hiç düşünmüyor musunuz?"
33."Ey Muhammed! onların söylediklerinin seni üzeceğini el¬bette biliyoruz; Doğrusu onlar seni yalanla-mıyorlar, fakat zalimler Al¬lah’ın âyetlerini bile bile inkâr ediyorlar."
34. Senden önce nice peygamberler yalanlandı ve kendilerine yardımımız gelene kadar yalanlanmalarına ve sıkıştırılmalara katlan¬dılar. Allah’ın sözlerini değiştirecek yoktur, andolsun ki peygamberle¬rin haberi sana da geldi."
 
35. Onların yüz çevirmeleri sana ağır geliyorsa, eğer gücün yeri delmeye veya göğe merdiven dayamaya yetmiş olsaydı, onlara bir mûcize göstermek isterdin. Allah dileseydi onları doğru yolda top¬lardı. Sakın cahillerden olma!"

Evet dünya sadece bir oyundan, oyalanmadan, oyuncaktan iba¬rettir. Evleri, barkları, dükkanları, tezgahları, hesapları, kararları, evliliği, boşanması, sanki çocukların evcilik oynamasına benziyor.

   Rabbimiz kitabında bu tür âyetleriyle bize dünyayı anlatıyor, dünya hayatını anlatıyor. Dünya, dena fiilinin ismi tafdıyl müennes sı¬ğasıdır. Müennes sığasıyla kullanılışı onun kancıkça bir hayat olu¬şunu anlatır. Ya da "Edna" daha düşük, daha alçak, daha adi ve de¬ğersiz anlamlarına gelir.

Dünya hayatı oyun eğlence ancak bu durum Allahın çalışma yasasını terk anlamına gelmemelidir. İslâm düşüncesini en eksiksiz biçimde temsil eden, somut ifadeye kavuşturan büyük örnekler ne pasifliğe ve ne de dünyadan el-etek çekmeye kaymışlardır. İşte sahabiler kuşağı. Bu seçkin insanlar nefislerinde şeytanı yenilgiye uğrattıkları gibi onu kulların egemenliğine dayalı imparatorluklar şeklinde yaşâyan çevrelerindeki cahiliye düzenlerinde de yenilgiye uğrattılar. Bu kuşak dünya hayatını yüce Allah'ın terazisindeki değeri ile kavrıyor, algılıyordu. Bu saygıdeğer kuşak pratik hayatta gerçekleştirdiği o çok önemli eserleri Ahirete yönelik çalışmaya döndürdü, hayatın her alanında dünyayı son derece dinamik ve enerjik bir yaklaşımla ele aldı.
33."Ey Muhammed! onların söylediklerinin seni üzeceğini el¬bette biliyoruz; Doğrusu onlar seni yalanla-mıyorlar, fakat zalimler Al¬lah’ın âyetlerini bile bile inkâr ediyorlar."
Bugün öfkelenen insanlar kendi mantıklarına göre bir şey yapmaya çalışanlar neyi düzeltmişlerki?Ne yapabildilerki?Kendisinin ve çevresindeki arkadaşların başını yakmaktan başka ne yapmışlarki?Müşriklere hiçbir mesaj dahi ulaştıramamışlar.Müşrikler daha çok onları malzeme yapmışlar.Nedir o malzeme?Müslim ile fadimenin hikayesini oynamışlar.Bunlar şöyle ahlaksız,bunlar böyle  sapık diyerek malzeme elde etmişler.
Bugün amerikada Müslüman eşittir terörist,herkesin dilin bu böyle,kültür öyle hatta türkiyedede Müslümanların diline dolaşmaya başladı Amerikan flimi sayesinde.
Biz ne ile emrolunmuşsak onu yaşamakla meşgul olmalyız.Karşımıza müşrikler çıkacak,münafıklar çıkacak,zalimler çıkacak kötü söz söyleyecekler.Tahrik edecekler bizi.;Biz çok cesaretliyiz ,şöyle yaparız,böyle yaparız dediğimiz zaman biz nefsimize mi uyuyoruz?Yoksa emrolunduğumuz içinmi yapıyoruz?Allah kitabında bize ;sen emrolunduğuna uy; diyor.
Yoksa öfke ile hareket ettiğimiz zaman imtihanı kaybetmişiz demektir.Çünkü müşrikleri ve zalimleri karşımıza çıkaran Allahtır. Niçin?imtihan için Allah bizi müşriklerle,zalimlerle deniyor.Onlar kötü söz söylediğinde ;Selamunaleykum diyebilmeyi becerebilcekmiyiz yoksa beceremicekmiyiz?
Bu gerçekten zor çünkü onlar bize her şeyi söyleyecek biz ise ;selamunaleykum diyerek güzel bir şekilde ayrılacağız yani boş söz söyleyenleden ayrılacağız. işte yiğitlik buradadır. Öfke anında dahi öfkenemi yoksa Allahamı tabisin?
Bunlarla ilgili çok ayet var.13 yıl boyunca mekkede İslam devleti teşekkül edene kadar hiçbir müşrik öldürülmedi.Hatta resulullah a.s namaz kılma esnasında deve işkembesi konulduğu an bile öfke ile hareket edilmedi.Müslümanlardan 1 kişi dahi bunun hesabını sormaya gitmedi.Korkuyorlarmıydı?güçsüzmüydüler.Defalarca hayatlarını ortaya koydular cesareti olduklarını ispat ettiler.
Bugün bir karikatür çiziliyor,herkes öfkesine mağlup.Resulullah a.s döneminde böyle bir karikatür çizilseydi Müslümanlar ne yapardı?Veya ne yapmazdı?Onların yaptığını yaparmıydı,yapmazmıydı?İşin gerçeğini söylemek gerekirse yapmazdı.Resulullahın tepesine deve işkembesi konulmuşken bir şey yapmayan bunada yapmaz.Bilali Habeş kayanın altına girecek kadar cesaretli insandı böyle ortamda ahad diyecek kadar cesaretliydi.Yine hattat bin eret demir ustasıydı ve müşrikler mekanını basıp közlerin üstüne yatırılıp işkence gördüğü halde ve hatta resulullahın yanına gelip silaha el atmayı teklif ettiğinde resulullah a.s. kızar derki;sizden öncekiler testere ile ikiye bölünür,demir taraklarla eti kemiğinden ayırırlardı yinede imandan vazgeçmezlerdi siz çok acele ediyorsunuz;diyordu.
Ayettede ;sizden öncekilerin başına gelenler sizin başınıza gelmeden cennete gireceğinizimi sandınız buyuruyor rabbimiz.
İnsanlar sizi kışkırtacaklar,saldıracaklar,kötü söz söyleyecekler,kendi bataklıklarına çekecekler.Timsahlar avını kolay yemek için bataklığa çekmeye çalışır çünkü karada rahat hareket edemezler.Müşriklerde aynı şeyi yapacaklardır.Allahın ayetlerine karşı söz söyleyemeyeceklerine göre Allahın ayetlerine karşı mücade edemiceklerine göre,kendi güçlü oldukları alana çekmeye çalışacaklardır.
Silaha el atmaları için gayret edecekler,kötü söz söylemeye teşfik edecekler,çamurlaşacak ve çamurlaştırmaya çalışacaklar,her türlü provakasyon yapılacak ve avını parçalayacaklardır,vakıada böyle işliyor.
Nebevi hareket metodunu bilmiyenler,uygulamıyanlar,yada bilipte uygulamıyanlar,kendilerine göre maslahat geliştirenler,sonuçta bu tuzağa düşüyor.Timsaha kan veriyorlar.can veriyorlar.
Dün radikalıktan bahsedenler,Allahın dininden söz edenler,peygamberin sünnetinden bahsedenler,bugün bir baktıkki maslahat gibi vs.mantıklar yürütüp sistemin dümen suyuna girdiler,derneklerde yada şunlarda,bunlarda sisteme kan vermeye başladılar.Bunlar vakıa.Cenabı Allah ayetlerinde işte bunları anlatıyor.


 

Ne yaparsan yap sana yakışmayanı yapma

*

Çevrimdışı iktibas

  • Cengiz sarsmazelsoy
  • ***
  • 421
Ynt: Enam suresi Tefsir Çalışması
« Yanıtla #10 : 06 Ekim 2012, 08:44:56 ÖS 20 »
http://www.2shared.com/audio/AbEttHqu/enamsuresi_36-40_.html
SESLİ ÇALIŞMA ÜSTTEKİ LİNKTEDİR
36. “Ancak kulak verenler dâveti kabul ederler. Ölü¬leri ise Allah diriltir, sonra ona dönerler."
Allah’ın duyur¬madığına kimse bir şey duyuramaz. Allah’ın söyletmediğine kimse bir şey söyletemez. Allah’ın göstermediğine kimse bir şey gösteremez. Allah’ın şaşırttığını kimse yola getiremez. Bunlar kabirdekiler gibi de¬ğillerdir. Bunlar vahye karşı kapılarını pencerelerini kapamış, duyma¬yan, duygulanmayan, düşünmeyen, idrak etmeyen, hayattayken öl¬müş insanlardır. Bunlar ölülerdir ve bunları Allah’tan başka diriltecek de yoktur. Âyette anlatılan Allah’ın bunları diriltmesini de şöyle anla-maya çalışıyoruz: Ya bunlarda bir dirilme emaresi, bir canlılık belirtisi gö¬rürse, yâni bunlarda bir hayır görürse, dilerse Rabbimiz dünyada di-riltecektir bunları. Dilemezse âhirette huzuruna gelinceye kadar dün¬yada ölü bırakacak bunları da, o zaman diriltecektir.
 
Bunları Allah diriltecektir âyetinden bir de şunu anlıyoruz: De¬mek ki bunlardan ümit kesmemek gerekmektedir. Demek ki her ne kadar bugün duymuyorlarsa da yarın duyabileceklerdir. Bugün ölü ol¬salar da yarın belki dirilebileceklerdir. O halde biz bunlara karşı uya¬rı-mıza devam edeceğiz, ümitlerimizi yitirmeyeceğiz, ya da yola gel¬me-diler diye üzülüp kahrolmayacağız.
 
Arkadaşlar işte bu, meselenin bize yönelik veçhesidir. Ama meselenin bir de onlara yönelik veçhesi vardır ki, o da bu adamların ne zaman dirilecekleri, ne zaman adam olacakları bizi ilgilendirmeye¬cektir. Zira bu Allah’a kalmış bir şeydir. Öyleyse bizler bu tür insanlara karşı her şart altında görevimizi sürdürmek zorundayız. Bunun dı¬şın-da başka hesapların içine girmeden onlara tebliğimizi, uyarımızı devam ettirmek zorundayız.

37. “Rabbinden peygambere bir belge indirilseydi ya" dediler. De ki: Doğrusu Allah bir belge indirmeye kadirdir, fakat çoğu bilmezler."
Allah diyor ki bunlar, bu sözler yeni değil, öncekiler de aynı şey¬leri söylemişlerdi. Bugünkü bilimsel, pozitivist, modernist kâfirler de aynı şeyleri söylüyorlar. Görmediğimiz bir Allah’a kesinlikle inan¬mayız diyorlar. Laboratuvarın konusu olmayan, gözlerimizle görüp duyularımızla algılamadığımız bir Allah’a kesinlikle inanmayız diyor¬lar. Ve akıllarınca bilgiçlik ortaya koyduklarını zannediyorlar. Halbuki asırlar boyu cahillerin dediğinden başkasını da demiyorlar.
Ey Mûsâ Allah’ı apaçık görmedikçe sana asla inanmayaca¬ğız! demişlerdi." (Bakara 55)

"Bize yerden kaynaklar fışkırtmadıkça sana inan-mayacağız! Veya senin bağların hurmalıkların olup, ara-larından ırmaklar akıtma¬dıkça sana inanmayacağız! Yahut da iddia ettiğin gibi göğü tepemize parça parça düşür-meli ya da Allah’ı ve melekleri karşımıza getirmeli¬sin ki sana inanalım demişlerdi."
         (İsrâ 90,91)

         Havariler; Ey Meryem oğlu Îsâ! Rabbin bize gökten bir sofra in-direbilir mi demişlerdi. Bunu becerebilir mi Rabbin demişlerdi."
         (Mâide 112)


38."Yerde yürüyen hayvanlar ve kanatlarıyla uçan kuşlar da an¬cak sizin gibi birer ümmettirler. Kitapta biz hiçbir şeyi eksik bırak¬madık. Onlar sonra Rablerine toplanacaklardır."
Evet Rabbimiz onların isimlerini, sayılarını, yerlerini, yurtlarını, yaşam biçimlerini, rızıklarını ve ihtiyaçlarını, hayatlarını nasıl sürdür¬meleri gerektiğini, rollerini bilen ve düzenleyendir. Hiçbir varlık Onun ilminin dışında kalamaz. Bakın en küçüğünden en büyüğüne kadar bu varlıkların beden yapıları hayat tarzlarına ne kadar uygun düşüyor değil mi? En küçük bir sineğin bile bakımını, beslenmesini, korunma¬sını, nerede olursa olsun yolunu bulmasını Allah’tan başka kimse öğ¬retmemiştir ona.
 
         Ve bu varlıkların, bu ümmetlerin tamamı sonra Rablerine topla-nacaklardır. Rablerinin huzurunda toplanacaklardır. Hayvanların toplanmaları ya onların ölümünü anlatır. Yâni onların ölümleri toplan-malarıdır. Ya da hayvanların toplanmaları kıyâmet günü aralarında hesaplaşmanın gerçekleşmesi adına diriltilmeleridir.
 
         Boynuzsuzun boynuzludan hakkını alacağı konusu hadislerde anlatılmaktadır. Hayvanlar haklarını hayvanlardan alacaklar, hayvan¬lar haklarını insanlardan alacaklar. Böyle bir toplanmadan söz ediliyor anlıyoruz.

Özellikle bir not düşelim.Kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık ayeti hakkında bir değerlendirme yapalım.Kasdedilen ;kuran;ise Cenabı Allah insanların anlayacağı her türlü misalle ortaya koymuştur.Hiç bir şey eksik bırakılmamıştır.Ama şöyle bir baktığımız zaman namazların kaç rekat kılınacağı hususu kuranda yazmaz.Haccın rükunları yazmaz.Ayrıntılar yazmaz.Zekatın ayrıntıları yazmaz.Orucun ayrıntıları yazmaz.Bunun gibi dini hukumlerin ayrıntılarını vermemiştir.Yalnız Cenabı Allah bir ayetle kitabın tamamlamıştır.Kitabta bildirilen bir direktifle tamamlanmıştır.Kitaba yazılmamıştır tek tek direktifler ama bir direktifle adres gösterilmiştir,bununla tamamlanmıştır .nedir o?
Muhakkak ki, Allah Resulunde sizin için (uyulacak) en güzel bir örnek vardır. (Ahzab,33/21

Ahzab 36- "Allah ve Resulü, bir işte hüküm verdiği zaman, artık inanmış bir erkek ve kadına, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur."

Demekki adres belirtilmiştir.Yazılı olarak detay yerine peygamberin hayatına nakş edilmiştir.Hem kuranın hacmini küçültülmüş hemde fiili oarak yaşanmasını hedeflemiştir.Yani kitapta kalan teori  mantığı gibi değilde.İnsanların:ya nasıl yaşayalım bugüne kadar kimse yaşamamışki;gibi sözlerin önüne geçilmiştir.Eğer ayrıntılar kuranda yazsaydı hiç kimse dönüpte peygambere bakmazdı.Bugün bile peygamber örnekken kimse bakmıyor.Ozaman hiç bakmazlardı.Cenabı Allah sadece peygamberden başkasından İslami yaşantıyı almamalarını sağlamıştırki direk peygambere müracaat edilsin.Bu bir usuldur.Allahın taktir ettiği metoddur.Böylelikle peygamberler insanlar tyarafından dikkate alınacaktır.
 
39."Âyetlerimizi yalanlayanlar karanlıklarda kal-mış sağır ve dilsizlerdir. Allah kimi dilerse onu saptırır ve kimi dilerse onu doğru yola ulaştırır."
Bakıyoruz adama hem Kur’an anlatıyor, hem sünnet yazıyor, hem kitap yazıyor, hem talebe yetiştiriyor, ama kendine karşı o kadar kör ve sağır ki adam. Başkalarına duyurduklarını kendine karşı uygu¬lama noktasında o kadar kayıtsız, o kadar vurdumduymaz ki adam. Karısına karşı o kadar kör ve sağır ki. Çocuklarına karşı kadar kör ve sağır ki. O kadar sağır ve vurdum duymaz ki adam. Allah korusun sanki başkalarına duyurduğu dinle kendine uyguladığı din tamamen farklı.
 
         Allah kimi dilerse onu saptırır, kimi de dilerse doğru yola ulaştı¬rır. İşte Allah böyle âyetlerine karşı sağır ve kör kesilen insanları asla doğru yola iletmez, Sıratı Müstakîme ulaştırmaz. Nûr sûresinde anlatıldığı gibi böyle cehalet içinde kalmak, küfür içinde kalmak iste¬yen, Allah’ın nûr olarak yollarını aydınlatmak üzere gönderdiği âyetle¬rinden istifade etmek istemeyen insanlara Rabbimiz bu tür enfüs ve afak taki âyetlerini gözlemleme fırsatı vermez.
 
Ya da salt maddî kazanç sağlamak üzere veya önyargılı zi¬hinlerle bu âyetlere yöneldikleri için hiçbir şey anlamazlar, anlamala¬rına Allah imkân tanımaz.
 
İşte görüyoruz tüm bu enfüs ve afak âyetle¬rini derinlemesine inceledikleri halde nice fizikçiler, nice kimyacılar, nice hayvan bilimciler, nice botanikçiler, biyologlar, astronomlar, sos¬yologlar, tarihçiler görüp inceledikleri bu âyetlerde Allah’ı ve onun eş¬siz gücünü görmek, anlamak şöyle dursun gördükleri her âyet onları ateizme, inkâra ve materyalizme ve tabiata tapınmaya götürmektedir. 

40."De ki, "Üzerinize Allah’ın azabı geliverse, veya kıyâmet sa¬ati size geliverse Allah’tan başkasına mı yal-varırsınız? Eğer sâdık¬sanız söyleyin bakalım."
Allah’ın azabı size geli¬verse ve-ya kıyâmet saati başınıza patlayıverse, böyle ciddi bir tehlike kapınızı çalıverse, azîm bir musîbet saçlarınızı yoluverse, bir tehlike yolunuzu kesiverse, teleferik yarı yolda duruverse, karılarınız ölüm döşeğine u-zanıverse, eviniz yanıverse, kapınıza borçlular veya polis¬ler geliverse böyle bir durumda siz kime yalvarırsınız? Yerde bütün kapılar yüzünüze kapandığı zaman kimin kapısını çalarsınız? Kime sığınır, kimi yardımınıza çağırırsınız? Allah’ı mı, yoksa Allah’tan baş¬kalarını mı? Eğer sâdıksanız doğru söyleyin bakalım.
Ne yaparsan yap sana yakışmayanı yapma

*

Çevrimdışı iktibas

  • Cengiz sarsmazelsoy
  • ***
  • 421
Ynt: Enam suresi Tefsir Çalışması
« Yanıtla #11 : 10 Ekim 2012, 08:33:07 ÖS 20 »
http://www.2shared.com/audio/tvYoxlF1/enam_suresi_41-45_.html

SESLİ ÇALIŞMA ÜSTTEKİ LİNKTEDİR.


41.Hayır, bilâkis sadece ona yalvarırsınız; Dilerse o Allah yal-vardığınız şeyi sizden giderir, siz de ona koştuğunuz ortakları (şerikle¬rinizi) unutursunuz."
İnsanın başına musibet geldiği zaman,Allahın azabı geldiği zaman,sıkıntı geldiği zaman,bela geldiği zaman,ne yapıyorlar?Hemen Allaha dua ediyorlar.Başkasını çağırmayıp samimi duygularla Allaha yalvarıyorlar.

Başlarına gelen azabın kaldırılması için ama insanların başından sıkıntı gittiği zaman Allahı unutup gidiyor.Bunun örnekleri kurandaki ayetlerle anlatılıyor.Buna örnek fil suresindeki olayı vermiştik.Fil suresinde ebrehenin orduları geldiği zaman,kabenin etrafındakiler kureyş kabilesi yapacakları bir şeyleri olmadığı için,ebrehenin ordularına karşı gelemeyeceklerini anladıkları için,dağlara çekildiler.Fakat o kadar çok putları olmalarına rağmen yalnızca Allaha dua ettiler,ve bir an putlara yönelmediler.
Bu olay bize kıssa olarak geldi.Dönem olarak söylersek resulullah a.s. fil vakasından 52 gün sonra doğmuş.Kendi başlarına gelen bu olayı hatırlayıp görüyorlardı.Bugünde insanın başına bir olay geldiği zaman o anda Allaha şirk koşmayıp,bir şey istedikleri zaman yalnızca Allaha yöneliyorlar ve dua edip isterler.Yine aynı şekilde başından musibet gidince tekrar şirk koşmaya devam ederler.
Yalnızca Allaha yöneldiler ama daha sonra ebrehenin helakından sonra eski alışkanlıkları devam etmeye başladı.

42,43."Şüphesiz ki senden önce ümmetlere peygam¬berler göndermiştik. Onları yalvarsınlar diye darlık ve sı¬kıntılara sokmuştuk. Hiç değilse onlara şiddetimiz geldiği zaman yalvarıp yakarmalı değil miydiler? Lâkin kalpleri katılaştı, şeytan da yaptıklarını onlara güzel gösterdi."

İster peygamberlerin dönemi olsun,ister bugün olsun,her dönemde veya bundan sonraki dönemlerdeki hep bu olacaktır.Dayanılmaz zorluklar,sıkıntılar çeşitli şekillerde insanın başına gelecektir,bireysel yada toplumsal olarak bunun muhatabı olacaktır insanlar ve muhatab oldu sıkıntılar içerisinde iken Allahı hatırlayacaklarmı yoksa hatırlamıcaklarmı?

Bu durum bir hatırlatma olacak.Bir öğüt olacak,bir uyarı olacak,insanlar Allahın huzuruna çıktıkları zaman;size hatırlatıcı bir şey gelmedimi;denecektir.Peygamberler olsun,onun izinden yürüyen Salih kullar olsun,muhakkaki hatırlatıcı,uyarıcı bir şey gelecektir,bu durumda bizim tutumumuz nedir biz ona bakmalıyız.

Ama maalesef  bizim toplumun bu depremleri, bu felâketleri farklı yönde yorumlayıp onlardan ibret almaya yanaşmadıkları gibi. Şeytan ibret almalarını engelledi, amellerini, yaptık¬larını onlara süslü gösterdi. Hayatlarından, durumların¬dan, amellerinden razı oldular. Ne var bizim hayatımızda? İşte kulluk budur dediler. İşte İslâm budur dediler. İşte şu anda bizler Allah’ın bizden istediği hayatın içindeyiz de¬diler. Bizler Allah’ın razı olduğu hayatı yaşıyoruz! dediler.

44."Onlar ne zaman ki kendilerine hatırlatılanları unuttular, biz de onlara her şeyin kapısını açıverdik. Onlar kendilerine verilenlerle sevinip coşmaya başlayınca da an¬sızın onları yakaladık da umutsuz kalıverdiler."

İnsanların düşünceleri netleşince,hayat tarzları belli bir mantığa kilitlenince,doğru arayışı kalmayıp doğru gördükleri hayat tarzları oraya sabitlrndiği zaman,cenabı Allah bunlara bazı imkanlarda veriyor.Otorite veriyor,saltanat veriyor,mal,mülk,bolluk,sağlık,bağlar,bahçeler hepsini veriyor.Bu bolluk içersinde insanların genelinde şöyle bir mantık gelişiyor.

Herşeyi mübah gören,parayla din satın alınabilen,para ile ahret satın alınabilen,malı ile mülkü ile itibar edileceğini düşünen,kafasında zengin ve şımarık kişilerin profilini çizmeye başlar ve yaşamaya başlar.Günahlarının üzerine günah bina etmeye başlarlar,suçların üzerine suç,cürümlerin üzerine cürüm,ateşlerin üzerine ateş yığmaya başlarlar.

Her türlü nîmetlerin, refahın, bolluğun içine gö¬mülürler. Bütün bu nîmetleri kendilerine lütfedene şükretmeyi akılları¬nın ucundan bile geçirmeden, kalpleri nîmet vereni anmadan, nîmet vericiden korkmadan sanki her şey kendilerininmiş gibi keyif çatmaya, gel keyfim gel demeye başlarlar. Zevklere dalarlar, şehvetlerinin pe¬şinde solucanlar gibi kıvranmaya başlarlar. Sanki tüm bu nîmetler kendilerininmiş gibi, sanki ölüm gelmeyecekmiş gibi, sanki âhiret, he¬sap, kitap yokmuş gibi coşarlar, taşarlar da:
   "Kendilerine verilenlerle sevinip coşmaya başla-yınca da ansı¬zın onları yakalayıveririz de iblis gibi olu-verirler."

   Hafazanallah tüm ümitlerini yitirmiş, ümitsizlik ve mahrumiyet içinde donakalırlar. Sonsuz bir acı, onulmaz bir hasret içine gömülü¬verirler. İşte Nuh kavmi, işte Hud kavmi, işte Lût kavmi, işte Sâlih (a.s) in toplumu, işte Roma, işte Firavunlar, işte Nemrutlar ve işte Amerika, Almanya, Fransa. Allah her şeyin kapılarını açıvermiş ve işlerini bitir¬miş bunların.

   Cenâb-ı Hak her ne kadar da Rasulullah’ın zuhurundan sonra böyle önceki toplumlar gibi toptan helâk etmiyorsa da görüyoruz ki bugün bu toplumlar ruhî azaplar, ruhsal hastalıklar, psikolojik huzur¬suzluklar, ailevi yıkımlar, cinsel sapıklıklar, AİDS gibi sari mikroplarla bunların işini bitirmektedir.

Bugün içinde bulunduğumuz hastalıklardan biriside demokratik yollarla,meclise gidip yemin etmek,parti kurmak vs. bunlar gibi eylemler kuranda belirtilen ayet üzere cürümdür.Allah yasaklamıştır.Resulullah a.s. müşrikler gelip ;gel devletin başına geç,işte seni buraya seçelim,bir dediğini iki yapmayalım,yalnız gel ilahlarımızı kötülemekten vazgeç;,gel anıtkabire esas duruşunu göster der gibi ifadeyle geldiler.

Resulullah a.s. ne yaptı ;güneşi sağ elime verseniz,ayı sol elime yinede bu olmaz;yine kafirun suresi okudu
1- De ki: Ey kâfirler.
2- Ben sizin taptıklarınıza tapmam.
3- Siz de benim taptığıma tapmazsınız.
4- Ben sizin taptıklarınıza tapacak değilim.
5- Sizler de benim taptığıma tapacak değilsiniz.
6- Sizin dininiz size, benim dinim bana. Dedi.
Bir dönem sen ilahlarımıza göre yaşa,bir dönemde biz Allahın hayat proğramına göre yaşayalım diyerek teklif geldiği zamanda kafirun suresi nazil oldu ve onu okudu.
Bakıyoruz Necmettin erbakanın yaşadığı hayata,yıllarca demokrasi yolunda koşturdu durdu.Hayatını oralarda harcadı, derken belli bir noktaya geldi.Parti başkanlığından ayrıldı,bir köşeye çekildi derken ölümü yaklaştığı zaman,;ben hata yaptım,tevbe ettim diyeceği yerde yeniden parti başkanlığına geçti ve Allah canını o noktada aldı.
Bu bir ibrettir.



   45. “Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun ki zulmeden top-lumun böylece kökü kesildi."

Eğer bizde  zulmedersek bizimde kökümüzü kurutur.Allaha zarar veremeyiz.Allahın saltanatı hiç şekilde sarsılmaz.Övgü ve yüceltme sadece ona tahsisi edilecektir.Bizim hayallere kapılmamız,yanlış düşüncelere kapılmamız sadece bize zarar verir.O zulmu kendi aleyhimize işletmiş oluruz.

Zulüm imanımızın üstünü kapatır.Ancak iman ve Salih amel şahsımızda gerçekleşirse zulmün üzerini kapatır.Karanlıklar gider,aydınlıklar ortaya çıkar ve Allahın rızası böylesi insanların üstünde gerçekleşecektir.
İnsanlarında hidayeti gelişecektir.

Ne yaparsan yap sana yakışmayanı yapma

*

Çevrimdışı iktibas

  • Cengiz sarsmazelsoy
  • ***
  • 421
Ynt: Enam suresi Tefsir Çalışması
« Yanıtla #12 : 13 Ekim 2012, 07:57:01 ÖS 19 »
http://www.2shared.com/audio/KOyFWaJl/enam_suresi_46-48_.html
SESLİ ÇALIŞMA ÜSTTEKİ LİNKTEDİR.
46."De ki, ne dersiniz? Allah sizin işitmenizi, göz-lerinizi alı¬verse, kalplerinizi de mühürleyiverse Allah’tan başka hangi ilâh onu size geri getirebilir? Âyetlerimizi nasıl türlü türlü açıkladığımıza bir baksana, sonra da onlar yüz çeviriyorlar."

Allah sizin kulaklarınızı sağır edi¬verse, gözlerinizin görme özelliğini alıverse, görmez ve işitmez olu¬verseniz. Bir de kalplerinize de öyle bir mühür vursa, kalplerinizi iptal etse ki hiçbir şey anlamaz, duymaz, duygulanmaz hale getiriverse sizi. Bunları veren Allah’tır, almaya da kadirdir. Bakın çevremizde bunlardan mahrum bırakılmış yığınlarla insan var, itiraz edebiliyorlar mı? Bunları Rabbiniz sizden alıverse ne yaparsınız? Meselâ delirse¬niz, aklınız kalmasa, hanımlarınızı, çocuklarınızı tanıyamaz hale gel-seniz. Yataklara bağlanıp tımarhanelere prangalansanız aklınızı size kim iade edebilir? Kim sizi eski halinize getirebilir? Doktorlar öyle di¬yorlar: Biz elimizden gelen her şeyi yaptık, bunun ötesinde yapabile¬ceğimiz bir şey kalmadı.

   Allah aklınızı, gözünüzü, kulağınızı alıverse, bütün bunları size geri getirip iade edecek Allah’tan başka ilâhlarınız, rableriniz var mı? Bırakın gözünüzü kulağınızı size iade etmeyi, ağaran saçlarınızın ağarmasını durdurabilecek, ömrünüzün bir dakikasını bile size iade edebilecek başka birileri var mı? İşte bakın âyetlerimizi böylece açık-lıyoruz, tefsir ediyoruz, âyetleri evirip çevirip sizin Allah’tan başka Rabbinizin olmadığını anlatıyoruz. Ama bakın ki buna rağmen onlar nasıl da yüz çeviriyorlar.
47."De ki, Allah’ın azabı size ansızın veya açıkça geliverse, za¬limlerden başkası mı helâk olur? Bana bil-dirin."

Allah’ın azabının ansızın gelmesi, insanların haberleri, hazır¬lıkları yokken gelmesi, hiç beklemedikleri bir anda gelmesi anlamına gelmektedir. Allah diyor ki söyleyin bakalım böyle hiç beklemediğiniz bir anda, hiç ummadığınız biçimde Allah’ın azabı size geliverse kim helâk olur zalimlerden başka? Ama fark etmez ister ansızın onlar gaflet içinde habersizken gelsin, isterse açıktan açığa böyle bir haberi bekleşip dururlarken, bağrışıp çağrışırlarken gelsin fark etmez onları bu azaptan kurtaracak hiçbir güç ve kuvvet yoktur. İşte her gün oku¬yor, her gün duyuyoruz. Filan yerde hızı bilmem kaç kilometreyi bulan bir rüzgar yüzlerce evi altüst ediveriyor. Yüzlerce insanı yüzüstü bıra¬kıveriyor. Hadi bakalım A.B.D. nin, Japonya’nın, Avrupa’nın teknolojisi engellesin bunu. Haydi önüne geçsinler bakalım bu tür helâklerin. Bu felâketler ansızın yâni haberleri yokken, isterse açıktan açığa gelsin. Yâni ellerindeki aletlerle böyle bir felâketin gelmesini 24 saat önce haber alsalar, ilân etseler bile ne değiştirebilecekler de? Ya da ansı-zın bir depremle sallanıverseler ne değiştirebilecekler de? Evet böyle bir azapla helâk olacak olanlar ancak zalimlerdir. Zalimler helâk ola¬caklardır, ya da zalimlerden başkası asla helâk olacak değildir.

   Böyle bir durumda helâk olacak olanlar ancak zalimlerdir. Za¬limlerden başkası için helâk sözü caiz değildir. Ölmek işi herkes için¬dir, ama helâk işi sadece zalim kâfirler içindir. İşte Mûsâ, işte Firavun, işte İbrahim, işte Nemrut, işte Harun işte Karun, işte Belâm, işte Hâ-mân. Peki hepsi de helâk oldular mı? Asla. Kur’an bize anlatıyor ki Allah’ın istediği biçimde yaşayıp ölümü öylece bulanlar kurtuldu, geri kalanlar ise helâk olmuştur.

-48-Peygamberleri ancak müjdeci ve uyarıcı ola¬rak gönderiyoruz. Kim iman eder ve nefsini ıslah ederse onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.

Hayatımızda dinin bir hükmünü uygulamıyorsak bunun malzereti olabilmelidir.Kendi kafamıza göre uydurduğumuz maslahat,işte ıvır zıvır,bahane gibi  boş malzeretlar olmamalı ,geçerli bir malzeret olmalı.Bunun ölçüsü nedir?Resulullah as hayatında bizlere örneklendirilmiştir.Dinin hangi şartlarda nasıl uygulanacağı,nelerin yapılması gerektiği,nelerin farz olduğu,nelerin ruhsat olarak görüleceği  resulullahın hayatında bize gösterilmiştir.
Hangi şartlarda yapılması gerekenler var,hangi şartlarda yapılmaması gerekenler var?Bu konuları sıkı sık hatırlatıyoruz ama önemli bir konu olduğu içindir.Bir dönem vardı savaşmak yasaktı.İslam devlerti teşekkül etmeden öncedir.Bir dönem vardıki savaşmamak yasaktı,münafıklıktı savaşmamak.Ancak geçerli malzereti olan savaşmama izni alabiliyordu.Bunlar kör,topal,hasta,kadın ve çocuk olmaktı.Ancak bunun dışındakilerin,tam bir seferberlik varsa mağzur görülemeyeceği ifade ediliyordu.
Tebuk seferinde mazur olanlar katılmadı,mazur olmayıpta katılmayanlar münafık olarak bakıldı.Sadece mazur olmadığı halde katılmadığı üç kişinin durumu özeldi.Onlar büyük bir imtihana tabi tutuldu.Allahın emri ile vahy aracılığıyla affedildiler.Aslında çok hassas bir konudur bu.Yani İslam devleti olmadığı dönem yasak,olduğu dönemde savaşmama gibi bir seçimleri yoktu.Yani kısaca insanların yapması ve yapmaması gereken şeyler var ve bu arada yapılacaklar ve yapılmayacaklar arasındada ruhsatlar var.
İnsanların hangi şartlarda ruhsatların kullanacağı konusunda hükümler belirtilmiştir.Ortada net boyutları ile çizilmiş boyutlar var.Ruhsatlar belli,hangi şartlarda ne yapacağımız ve ne yapmayacağımız belli,Resulullahın hayatı belli,diğer yandan kuranda bildirilen resullerin hayatı var,resulullahın hayatında bulamayacağımız şeyleri kıssalarda bulabiliriz.Yol nettir.İslami yaşantımız konusunda bulamayacağımız bir hüküm yoktur.
Çözemeyeceğimiz problemde yoktur.Nerde ne yapacağımız net bir çizgi ile belli,ne yapmayacağımızda belli.Yapacaımız konularda malzeret bulursak,yapmayacağımız hükümlerde yaparsak Allah korusun bu bizi Allahtan yüzçevirmemiz demektir.Allah hüküm koymuş ve resulu ile bunu örneklendirmiş,kendi hayatımızda bu örneği yaşamazsak her ne kadar bir yönü ile yaşamış olsakta bir yönü ilede sırt çevirmiş oluruz.
Her hangi bir alanda yaşamış olsakta diğer alanda yalanlamış oluruz.Allah korusun.Bu çok üzerinde durduğumuz çok önemli konulardan birisidir.
İnsanlarda birde şu mantık var.Kendinden daha çok bilgili biri varsa onlara sorarak öğrenir veya hayatlarına bakarak bu nası l yapıyor der.Bugün alim sıfatındaki insanlar var.Arabça bilen,kurana hakim olan,mürekkep yalamış,yıllarca mürekkep yalamış,yıllarca medrese hayatı görmüş ve ders almış insanlar var.Bunlar ne yapıyor?İnsanlar bunlara din sorduğu zaman onlarda içinde bulunduğu cemaatin fikrini taşıdığından dolayı paralel hareket ederler ,tavan ne demişse tabana onu anlatırlar.Burda tavanın isteklerimi önemli Allahın istediklerimi önemli?
Yani bunu bir cemaatin lideri nasıl söyleyebilirki?Hemde ilim sahibi görülen bir kişi.Neymiş?Taban böyle istiyormuş.Böyle bir şey söz konusu olamaz.Ama maalesef cemaat liderleri olayı bu noktada görüyor.Veya alim sıfatındaki kişiler olayı bu n oktada görüyorlar.Kimden maaş alıyorsa o doğrultuda görüş beyan ediyorlar,o doğrultuda fetva veriyorlar.Yani onların istediklerini veriyorlar.Ya ordaki konumlarını feda edecekler,yada dinlerini,onlara göre dinden ucuz ne varki?Zaten din satanlar onlar.
Veya kimisinin cesareti yetmiyor.Cesareti bir noktaya kadar.Cesaretlerinin yetti kadar din öğütlüyorlar,cesaretlerinin yetmediği yerde din yasaklıyorlar.Ruhsatları din haline getirenler,azameti yasaklıyorlar,azameti uygulayanlara diyorlarki;bu nedir ya bu yapılırmı,bu fitne diyorlar,nifak çıkarıyor bunlar,onlar dinde aşırı gidiyorlar,aşırı gitmek günahtir;diyorlar.
Ruhsatları din edinmişler ve azameti yasaklayıp Allahın dinini engellemeye çalışıyorlar.Bunlara çok şahit olduk.
Dini engelliyenler eğer corc,micheal.albetrto olsaydı dine daha çok sarılırlardı.1. dünya savaşında Fransızlar  Müslüman kadının peçesine el uzatmaya kalktı,bunun açılmamasını isteyenler bir mücadeleye giriştiler,ama adı Mustafa diye birisi kadını bacağına kadar açınca kimse bir şey diyemedi.
Alim sıfatındaki insanlar hep böyle tabana uymlu çalışmışlardır.Bizde bugünün görevini ertelersek,yarının görevini bugün yapalım dersek bizde bunlardan pay sahibi oluruz.Olayın merkezinede kendimizide koymamız lazım.Her ayette kendimize geldiğini bilmemiz lazım.Efendim bu ayet kafirlerden bahsediyor değil,bu ayet kafirlik yapmama gibi görevimiz vardır.
Bu meselenin en önemli boyutu.
Ne yaparsan yap sana yakışmayanı yapma

*

Çevrimdışı iktibas

  • Cengiz sarsmazelsoy
  • ***
  • 421
Ynt: Enam suresi Tefsir Çalışması
« Yanıtla #13 : 18 Ekim 2012, 07:44:54 ÖS 19 »
http://www.2shared.com/audio/vzRRdSva/enam50-51.html
SESLİ ÇALIŞMA ÜSTTEKİ LİNKTEDİR.
49-Âyetlerimizi inkâr edenler yoldan çıkmalarından ötürü azap dokunacaktır
50."De ki: Size Allah’ın hazineleri elimdedir, demiyo¬rum; gaybı da bilmiyorum; Size, ben meleğim de demiyorum, ben ancak bana vahy olunana uyuyorum." De ki: “Görenle görmeyen bir midir? Düşünüyor musunuz?"
51,"Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları Kur’an’la uyar. Onlar için Allah’tan başka ne bir dost, ne bir şefaatçi vardır. Gerekir ki Allah’tan kor¬karlar.

 
         Önceki âyete ilâve olarak peygamberler ve peygamberlerin ko¬numuyla alâkalı, peygamberlik makamıyla alâkalı bozuk düzen dü¬şünceleri reddeden, peygamberle alâkalı sapık inanışları reddeden bir âyetle karşı karşıyayız. Adem’den bu yana yüz binlerce peygam¬ber gelip geçmiş. Bu peygamberlerle karşı karşıya gelen yığınlarla akılsız insanlar tarih boyunca peygamberlerin insan üstü, tabiat üstü varlıklar olduğunu iddia etmişler, onlardan çeşitli harikalar beklemişler ve onlarla alâkalı birtakım yanlış itikatlar besleye gelmişlerdir. Kur’an’ın değişik yerlerinde görüyoruz. Peygamberlerden kendileri için bir dağı altın yapmasını istiyorlar, yerden kendileri için hazineler çıkarmasını, gökten bir sofra indirmesini gaybı bilmesini, istemişler.
 
Adem’den beri bakıyoruz hep aynı teklifler ileri sürülmüş. Ey Peygamber! Sen bizim gibi bir beşersin! Tıpkı kaybolan şeyleri bulmasını, hastayı iyileştirmesini, hamilenin erkek mi, yoksa dişi mi doğuracağını bilmesini, haber vermesini bizim gibi yiyip içiyor, bizim gibi çarşı pazarda dolaşıyor, bizim gibi hasta oluyor, bizim gibi baba oluyor, koca oluyorsun. Bizden farklı altınların, mücevherlerin, euro ların  Dolarların, bağların bahçelerin yoktur. Askerlerin, orduların, yar¬dımcıların, muhafızların da yoktur. Bu durumda bizler kesinlikle sana inanmayız. Bizim sana inanmamız için bizden farklı olman lâzım. Bize harikalar göstermen lâzım. Acıkmaman, susamaman, hasta olma¬man, evlenmemen, koca olmaman, baba olmaman lâzım. Zaman za-man borç alan, geçimini temin için pazara çıkan birisi olmaman lâ¬zım diyorlardı.
 
           Nuh’a öyle demişlerdi: Ey Nuh! şu anda bizler seni inkar edip dururken bize bir azap gelivermeliydi. Haklılığını ispat için bizi bir anda yok etmeliydin. Hani böyle bir gücün olmadığına göre biz de asla sana inanmayız diyorlardı. Allah’ın Resûlüne de aynı şeyleri söylü-yorlardı. Ey Muhammed! Eğer sen doğru söylüyorsan, yâni sen ger-çekten Allah’ın elçisiysen, haydi bize Kusay’ı diriltip geri getir ba¬kalım. Eğer Kusay’ı diriltir, o da senin Peygamberliğini tasdik ederse belki o zaman sana iman ederiz, diyorlardı. Yahut bize farklı bir âyet getir, bi-ze Allah’ı bir göster, en azından bu Rabbinin sesini duyalım veya en azından sana vahiy getiren Meleğe bir dokunalım diyorlardı. Bugün bakıyoruz günümüz akılsızları da aynı şeyleri söylüyorlar, aynı şeyleri düşünüyorlar. Meselâ eğer birisi Allah yolundaysa, peygamber misyo-nu üstlenmiş, peygamber yolunun yolcusu olamaya çalışıyorsa, efendim işte onun işleri iyi gitmeli, onun başına belâlar gelmemeli, onun polisle derdi olmamalı, onun ticaretine kesat gelmemeli, onun yakın-ları ölmemeli, ona eziyet dilmemeli, o hapse girmemeli ve o sürekli melekler tarafından korunmalıdır. O daima emniyet içinde bulunan biri olarak düşünülmektedir. Değilse bütün bunlar başına geliyorsa o iyi bir adam değildir, salih bir kul değildir.
 
Halbuki Peygamberlerin hayatlarını biliyoruz. sahâbenin başına gelenleri biliyoruz. Onlar eziyetlerin en büyüğüne maruz kalmışlar. Şu sayılanların en büyükleri onların başlarına gelmiş. Aç kalmışlar, dövülmüşler, eziyet çekmişler, sürgün edilmişler, zindana atılmışlar, ateşe atılmışlar, testere ile bellerinden biçilmişler. E canım onlar peygamberdi, onlar sahabeydi deyip geçiyoruz bunları. Mekke’de Peygamberimizle karşı karşıya gelen bu insanlar böyle diyorlardı, böyle düşünüyorlardı. Kafalarında bir peygamber imajı vardı. Bu imajın dışında bir peygamber düşünemiyorlardı. Kendisinden olmayacak şeyler bekliyorlar, kendisinden yapamayacağı şeyler istiyorlar, gaybı bilmesini, gayptan haber vermesini, kendisini aşan tabiat üstü mûcizeler göstermesini, olmazı oldurmasını istiyorlardı. Allah’la Peygamberi karıştırıyorlardı. Allah’tan istenmesi gereken şeyleri bir beşerden istiyor-lardı. Allah’ın sıfatlarını peygamberle karıştırıyorlardı. İşte bütün bu bozuk inanışları düzeltmek için Rabbimiz burada peygamberin konumunu belirleyerek buyurur ki: Peygamberim! De ki onlara: Size Allah’ın hazineleri elimdedir demiyorum! Ben gaybı da bilmiyorum! Size bir melek olduğumu da iddia etmiyorum! Ben ancak bana Rabbimden vahy olunana uyuyorum! Ben bana vahy olunanın dışında hiçbir şey bilmem, bilemem. Ben bunun dışında hiçbir şey yapmam, yapamam! Evet işte peygamberin fonksiyonu, işte peygamberin konumu budur. Hazineler; peygamberlik için hazine gerekmez. Hazine, mal mülk, servet saman, saltanat peygamberlik için gerekmez. Bu tür şeyler belki sulta için, sultanlık için gereklidir. Ama bunu anlayama¬yanlar, sultanlıkla peygamberliği karıştıran kimi akılsızlar diyorlardı ki yahu Ebu Cehil dururken, Ebu Süfyan dururken ne oluyor da bu iş Muham-med’e verilmiş diyorlardı.
 
         Evet peygamberlik için hazine, mal mülk, saltanat nasıl gerek¬sizse, aynı şekilde gaybı bilmek de gerekmez. Çünkü bu gaybı bilme işi Allâmu’l Ğuyub olan Allah’ın işidir. Allah’ın sıfatlarıyla peygamberin konumu kesinlikle karıştırılmamalıdır. Bir beşer olarak peygamber ke¬sinlikle Allah makamına oturtulmamalıdır. Allah diyor işte peygamber gaybı bilmez, bilemez. E efendim Allah bildirirse. E bildirmediğini söy-lüyor işte. Zorlayarak Allah’a akıl vermenin, Allah’a yol göstermeye çalışmanın da anlamı yoktur. Allah böyle diyor, ama bakıyoruz bugün eteğine yapışılan, kendilerine sığınılan, kendileri aracılığıyla dua edilen, meclislerde sü¬rekli kendilerinden bahsedilen muhterem zâtlar hep gaybı bilmesiyle övünülüyor, gaybi vasıfları anlatılıyor bu zâtların. Halbuki bu âyetler ışığında şunu kesinlikle ifade edelim ki bu vasıfları taşıdığına inandı¬ğımız kişilerde görmek istediklerimiz hep Allah’ın vasıflarıdır. Yoksa bu mübarek zâtları Allah yerine mi koymaya çalışıyoruz? Yoksa bu zâtların Allah sıfatlarına sahip olduklarını mı iddia etmeye çalışıyo¬ruz? Demin anlatmaya çalıştım, geçmiştekilerin peygamberlerle alâ¬kalı, peygamberlerin sıfatlarıyla alâkalı düştükleri yanlışa bugün de insanların düştüklerine şahit oluyoruz.
 
         Peygamber gaybı bilmediği gibi o bir melek de değildir. Kâfirler hatırlarsanız sûrenin başında bir melek de istemişlerdi ondan da Allah bunu reddetmişti. Bakın burada Rabbimiz bu hususu bir daha zikredi¬yor. Kur’an’ın bir üslûbu, bir anlatım metodudur bu. Anlatır bir konuyu Rabbimiz, bir daha anlatır. Öyleyse biz de böyle yapalım. Bu konuyu anlattım demeyin bir daha anlatın, tekrar anlatın, tekrar anlatın.
 
         Ben ancak bana vahy olunana uyuyorum. Ben bütün bunları kendi kafamdan uydurmuş değilim. Bütün bunları kendi işkembemden çıkarmış değilim. İşte böylece bana vahy olundu, ben de buna uymak zorundayım. İşte peygamberin misyonu da budur, konumu da budur, görevi de budur. Peygamber bir insandır, bir beşerdir ve Allah’ın yer¬yüzünde bir görevlisidir. Başka bir ifadeyle peygamber Ce-nâb-ı Hak¬kın yeryüzünde konuşan kısmıdır. Cenâb-ı Hakkın kelâm sıfatının te¬cellisidir yâni. O olmasaydı kesinlikle biz Rabbimizin vahyine daya¬namazdık.
 
         De ki görenle görmeyen bir olur mu? De ki vahye tabi olan pey¬gamberle, vahiyden mahrum olan diğer insanlar bir olur mu? Ha¬diselere vahyin gözlüğüyle bakabilen birisiyle vahiyden mahrum olan bir olur mu? Hiç peygamberi böylece Allah’ın tanıttığı biçimde tanıyan birisiyle, onu böyle tanımayan, onu insan üstü bir varlık olarak tanı¬maya çalışan bir olur mu? Allah dışındaki varlıkları Allah’ın tanıttığı gibi tanıyanla, onları Allah yerine koymaya çalışanlar, onlara Allah’ın sıfatlarını vermeye çalışanlar, onları Allah makamına oturtmaya çalı¬şanlar bir olur mu? Eğer aklımız varsa, eğer hadiselere vahiy gözlü¬ğüyle bakabilecek birazcık izanımız varsa o zaman gören olalım da Peygamberin ve diğer insanların insan olduklarını, beşer olduklarını bilelim. Hıristiyanlar gibi Peygamberi putlaştırıp, Allah’a ait olan sıfat¬ları onlara verip onları Allah yerine koymayalım inşallah.

Ne yaparsan yap sana yakışmayanı yapma

*

Çevrimdışı iktibas

  • Cengiz sarsmazelsoy
  • ***
  • 421
Ynt: Enam suresi Tefsir Çalışması
« Yanıtla #14 : 20 Ekim 2012, 07:42:14 ÖS 19 »
http://www.2shared.com/audio/Bk7Twlg1/enam_52-55_.html

SESLİ ÇALIŞMA ÜSTTEKİ LİNKTEDİR.
52-Sırf Allah’ın rızasını dileyerek sabah akşam Rable¬rine dua edenleri huzurundan kovma. Onların hesabından sen sorumlu değilsin, onlar da senin hesabından sorumlu değildirler. Onları huzurundan kovduğun takdirde zalim¬lerden olursun."
İslâm’ın ilk maya tuttuğu Mekke toplumunda Rasulullah’ın çev¬resinde onun dâvetine kucak açanlar toplumun en gariban insanla¬rıydı. Mekke’nin ileri gelen zenginleri, kendini beğenmiş müs tekbir¬leri, toplumun kalburüstü insanları Resûlü Ekremin yanına geldikleri zaman bu gariban insanlarla onun meclisinde birlikte yan yana otur¬mak şöyle dursun tükürüklerini bile bu adamlara reva görmüyorlardı. Rasulullah’ın yanına geldiklerinde Bilal gibi, Habbab Bin Eret gibi, Ammar Bin Yasir gibi, Süheybi Rumi gibi garibanları, kendi ifadele¬riyle baldırı çıplakları orada, onun yanında gördükleri zaman kahrolu¬yorlar, mahvoluyorlar ve: Ey Muhammed! Eğer bizim senin yanına gelmemizi istiyorsan kov bu adamları. Bu baldırı çıplaklar senin mec¬lisinde bulundukları sürece kesinlikle biz senin yanına gelmeyiz, ge¬lemeyiz. Biz bu adamlarla birlikte asla oturamayız, diyorlardı.
 
Kendilerini aziz, onları zelil görüyorlardı. Biz aziz bunlarsa zelil diyorlardı. Malda, makamda, elbisede, servette, samanda izzet görü¬yorlardı. Bunlara sahip olanlar aziz, bunlardan mahrum olanlar da ze¬lildir diyorlardı. Ey Muhammed! Kavminden bunlara mı razı oldun? Bu kadar insanın içinden bunları mı seçip beğendin? Yâni sence ara¬mızda Allah’ın nîmet verip üstün kıldıkları bunlar mıdır yâni? Biz bun¬lara mı tabi olacağız? Bunlara mı uyacağız? Senden bu anlayışından vazgeçip bize bu adamlardan ayrı bir meclis yapmanı istiyoruz. Dışa¬rıdan gelen Arap elçilerinin bizleri bu düşük insanların yanında gör¬melerini istemiyoruz, buna tahammül edemiyoruz diyorlardı. Biz senin yanından ayrıldıktan sonra onları yanına alabilirsin. Biz çıktıktan sonra istediğin kadar onlarla otur, ama biz varken onları çıkar diyor¬lardı.
 
         Bunların İslâm’a girmeleri konusunda çok haris davranan,  bun¬ların cehenneme gitmelerine vicdanı asla dayanmayan Allah’ın Resûlü peki bunu bir düşüneyim buyurunca hemen arkasından bu âyet-i kerime geliyordu. Bakın Allah diyor ki; peygamberim, sen bırak başkalarını da Rablerinden korkanları, Rablerinin huzurunda toplana¬caklarından korkanları, bu dünyadaki imtihanları bitip de tüm yaptıkla¬rının hesabını vermek üzere Allah’ın huzuruna gideceklerini ve hu¬zurda toplanacaklarını bilen ve buna inananları ve hayatlarını bu imana bina etmeye çalışanları Kuran’la uyar. Âhirette kendilerini kur¬taracak Allah’tan başka bir velileri, Allah’tan başka hayatlarına kulluk maddesi alacak bir velileri, Allah’tan başka bir kurtarıcıları, bir dostları ve şefaatçileri yoktur onların. Babalarının, dedelerinin, şeyhlerinin, li¬derlerinin, mürşidlerinin, hattâ peygamberlerinin bile kendilerini kurta¬ramayacağına inananları uyar peygamberim.
 
Zira uyarıdan nasibini alacak olanlar da bunlardır. Söz dinle¬yecek olanlar da bunlardır. Sakın buna inanmayanları inananlara ter¬cih etme! Allah’a iman edip sırf Allah’ın rızasını kazanmak derdiyle sabah akşam Rablerine dua eden ve bu davanın temel taşları, yâni bu davanın bereketi durumunda olan bu garibanları sakın berikilerin hatırına huzurundan kovma! Çünkü ne sen onların hesabından so¬rumlusun, ne de onlar senin hesabından sorumludur. Senin hesabın sana, onların hesabı da kendilerine aittir. Yâni bu gariban Müslü¬man-ların gariban olmaları, ya da onların fakir olmaları Benim Rableri olarak onlara takdir ettiğim rızkın neticesidir. Bu Benim takdirimdir, senin bununla bir ilgin alâkan yoktur.
 
Sonra bu gibi şeylerin, fakir fukara olmak gibi ölçülerin iman yönünden hiçbir değeri yoktur. Yâni ne zenginler daha iyi Müslüman-dır, ne de fakir olanlar daha az Müslümandır. Bunun imanla bir ilgisi yoktur. Öyleyse ey peygamberim sakın bu insanlar fakirdir diye huzurundan kovmaya ve ötekileri bunlara tercih etmeye kal¬kışma.
 
         Resûl-i Ekremin hayatında bir Abese hadisesi var. Allah’ın Re¬sûlü kâfirlere, Mekke’de büyük kabul edilenlere, bu müdürdür, bu re¬istir, bu liderdir, bu kalburüstü, bu elit tabakadır denenlere İslâm’ı an¬latma çabası içindeyken Ama bir sahâbe, Abdullah İbni Ümmü Mek-tum çıkagelir ve Allah’ın Resûlünden İslâm talebinde, iman tale¬binde bulunur. Allah’ın Resûlü onu bırakarak berikilere anlatmaya de¬vam eder. Ümmü Mektum ısrar eder. Allah’ın Resûlü onun bu ısrarını mü-nâsebetsizlik kabul eder, zira beriki reis konumunda olan kimsele¬rin İslâm’a girmelerini istemektedir ve onlara tebliğine özen göster¬mek-tedir. Âdeta onları kazanabilmek için bütün gücüyle çırpınmakta¬dır.
 
Rasulullah’ın bir mâzereti vardı bu konuda. Ümmü Mektum Rasulullah’ın akrabasıydı, binaenaleyh başka zaman da anlatabilirdi ona. Bir ikinci mâzereti de Abdullah Müslümandı, o anda ölseydi cen¬nete gidecekti, ama berikiler kâfirdi, o anda ölselerdi, onlar cehen¬ne-me gideceklerdi. Onun için Allah’ın Resûlü felâketin ciddiyetine bi¬naen berikilere yöneliyordu. Lâkin Abdullah Ümmü Mektum âmâydı, zor gelmişti oraya kadar. Düşe kalka gelmişti, samimi olarak gelmişti, amel etmek üzere gelmişti, işkenceye adaylığını koyarak gelmişti.
 
         Ama berikiler ona karşılık şartlı gelmişti. Bizim bu dine ihtiyacı¬mız yoktur diyerek gelmişlerdi. Müstekbirce, müstağnîce gelmişlerdi. Onun yanında berikilere yönelmek cahilî değer yargısından kaynakla¬nıyordu. Bunlar müdürdür, bunlar amirdir, bunlar elit tabakadır diye¬rek, bunlar iman ederse İslâm güç bulacaktır diyerek bunlara yönel¬mek cahilî bir anlayıştı. İşte o anda Rabbimiz Abese sûresini gönderi¬vermişti. Rasulullah donakalmış, Ümmü Mektum donakalmış, kâfirler hepsi şaşırıp kalmışlardı. Allah o anda, o ortamda âyetlerini gönderi¬vermiş ve peygamberini düşmanlarının gözü önünde uyarıvermişti. Bir daha bunu yapma peygamberim! buyuruvermişti.
 
         Öyleyse Müslümanlar hüküm verirken cahiliyeden, cahilî de¬ğer yargılarından etkilenmelidir. Bu konuda her zaman Vahiy önde ol-malıdır. Kim iyi, kim kötü? Kim büyük, kim küçük? Kim önce, kim sonra? Kim bereketli kim bereketsiz? Bunu vahiy belirlemelidir. Bunu kendi kendimize belirlemeye kalkışmamalıyız. Müslüman ne kadar da fakir olursa olsun, ne kadar da sosyal yönden zayıf olursa olsun, her zaman kâfire tercih edilmelidir.
 
         Yâni yirmi dört saatimizin herhangi bir bölümünde bizden İs¬lâm isteyen bir talep olursa bunu derhal yerine getirmek zorunda ol¬duğumuzu asla unutmamalıyız. Ya da insanlardan böyle bir talep ol¬madığı halde kendiliğinden bir fırsat oluşmuşsa yine hemen onu ye¬rine getirmek zorunda olduğumuzu da unutmamalıyız. Yâni karşımız¬daki insanların, hanımlarımızın, çocuklarımızın, komşularımızın illa da dilleriyle bizden İslâm’ı sormalarını, istemelerini beklememeliyiz. Hal¬leriyle, vaziyetleriyle sorduklarının ve istediklerinin hemen farkına va¬rarak onlara onların muhtaç oldukları İslâm’ı hemen anlatmaya başla¬yıverelim. Ne biliyorsunuz belki şu ana kadar çocuklarımız hal diliyle bize Meramı sordular, bize hükümet meydanını sordular da bilmedi¬ğimiz için bilemediğimiz için biz onlara bunu anlatamadık. Yâni Ba¬kara’yı, Âl-i İmrân’ı, En’âm’ı  demek istedim.
 
         Evet, garibanları etrafımızdan kovmamalıyız. Zira Rabbimiz bu¬yurur ki onların hesabından siz sorumlu değilsiniz. Onlar da sizin hesabınızdan sorumlu değildir. Yâni yok ya! Bunun niyeti öğrenmek değil! Bunun niyeti dalga geçmek! Bunun niyeti beni oyalamak, de¬meyelim. Allah diyor ki: Sana ne bundan? Seni ne ilgilendirir bu? Onun hesabı senden sorulmayacak, senin hesabın da ondan sorul¬mayacak. Ne bilirsin? Belki samimi olarak dinleyip amel edecektir o.
 
         Allah peygamberine diyordu ki sakın o garibanları yanından kovma! Eğer bunlar garibandır diye onları yanından kovarsan o za-man sen zalimlerden olursun! Bakın Kehf sûresinde de aynı şeyler söyleniyordu Allah’ın Resûlüne:
         "Peygamberim! Sabah akşam Rablerinin rızasını di¬leyerek ona yalvaranlarla beraber sen de sabret. Dünya hayatının güzelliklerini isteyerek gözlerini o kimselerden ayırma. Bizi anmasını kendisine unutturduğumuz işinde aşırı giderek kendi hevâsına uyan kimseye uyma."
         (Kehf 28)
 
         Görüyor musunuz Rabbimizin uyarısını? Bu uyarının gelişin-den sonra Allah’ın Resûlü çok korkmuştur. Hattâ sahâbe-i kirâmın ifadelerinden anlıyoruz ki bu âyetin gelişinden sonra Allah’ın Resûlü biz kendisinin yanından ayrılmadıkça bizim yanımızdan ayrılamı¬yordu, diyorlar. Kılıçlarına kendi kılıçları, paralarına kendi paraları, evlerine kendi evleri bakabilme özellikleri onları öyle bir kardeş yap¬mıştı ki aralarında ne sosyal sınıf farkları, ne de üstünlük alçaklık an¬layışları kalmıştır. Hepsi yıkılıp gitmiştir.
 
         Bu âyetlerden anlıyoruz ki tebliğ edeceğimiz insanların sırala-masını biz kendi kendimize yapmayacağız. Karşımızdaki insanları şu şekilde gruplamamız güzel olacaktır. Karşımızdaki insan ya Müslü¬manlığının farkında olmayan birisidir, ona İslâm’ı ulaştıralım belki bi¬zim uyarımız ona fayda verecek ve adam olacaktır. Ya da mü’mindir, bizim anlatmamız sonucunda hayatına biraz daha çekidüzen vere¬cektir. Öyleyse biz neticeyi düşünmeyeceğiz. Çünkü bakın Allah âyet-i kerimesinde belki diyor. Belki yola gelirler, belki adam olurlar.
 
Öyleyse inzar edeceğiz, ama kovmayacağız. Uyaracağız ama azarlamayacağız. İnzarımız onları kovma ve azarlama mânâsına gel-meyecek, aksine onlara acıma mânâsına gelecektir. İnsanların her zaman bize ulaşabilmeleri için imkân hazırlayacağız. İnsanlardan uzaklaşıp, fildişi kulelerimize çekilmeyeceğiz. Allah korusun da bugün kimi hocaların evine insanlar gündüz saat ondan önce, gece de saat ondan sonra girememektedirler. Neden? efendim zât-ı alîleri istirahat buyuracaklarmış. Bu gerçekten çok ayıp bir şeydir. Allah’ın Resûlünü az evvel anlattım, onun hayatında böyle bir şey kesinlikle yoktur. İn¬sanlar her an ona ulaşma imkânına sahiptiler. Gerçekten mü'minlerin ihtiyaçları varsa gelebilmeliler, girebilmeliler, bulabilmeliler bizi. Allah hepimizin yardımcısı olsun inşallah.
         53."Biz onlardan kimini kimi ile, "Allah aramızdan bunlara mı lütfunu lâyık gördü?" desinler diye işte böyle imtihan ettik. Allah, şük-redenleri daha iyi bilen değil midir?"
 
         İşte gördük fakir ve gariban insanları küçük görerek, Allah bun¬ları mı seçti içimizden? Bunlara mı nîmet verdi Allah diyerek alay ederek imtihan edilmişlerdir. Ama Allah şükredenleri daha iyi bilir. Öyleyse biz de onlar gibi davranarak Allah’ın fakir kullarına böyle dav¬ranarak imtihanı kaybedenlerden olmayalım inşallah.
         54."Âyetlerimize inananlar sana geldikleri zaman onlara şöyle söyle: "Selâm olsun size! Rabbiniz Rahmeti kendi üzerine yazdı. Sizden her kim bilmeyerek bir kötülük işleyip de arkasından tövbe eder, kendini düzeltirse, mu¬hakkak ki O, bağışlayan ve esirgeyendir."
 
         Burada Rabbimiz Resûl-i Ekremin dâvetine ilk önce koşan, İs¬lâm davasına gönül veren garibanların gönüllerini almayı murad edi¬yor. Şu cahiliyenin değer yargılarıyla, şirk âdetleriyle kendilerini üstün görüp çirkin ifadeleriyle üzdüğü gariban Müslümanların kendi katında değerli olduklarını ortaya koyuyor. Bu ifadeler bir yandan kendilerini üstün gören müstekbirlere bir tehdit unsuru oluştururken, öbür taraf¬tan da bu garibanlara şu mesajı veriyordu. Ey benim katımda değerli kullarım! Sakın sizler bu değersizlerin lakırdılarından üzülmeyin! Siz yolunuza devam edin, it ürür kervan yürür diyordu.
 
         Bakın Rabbimiz peygamberinin de onların gönüllerini almasını istiyor ve diyor ki: Ey peygamberim! Bu benim âyetlerime inanan kul¬larım sana geldikleri zaman onlara: "Selâm olsun size de!" Ya onlara sen selâm ver yahut da onların selâmlarına karşılık vererek onlara ik¬ramda bulun. Benim onlar hakkında hoşnutluğumu ve rahmetimi müj¬dele onlara. Allah onlar için rahmeti üzerine yazmıştır. Allah onlar için rahmetini kendi üzerine vacip kılmıştır. Allah onlara rahmetini kesin olarak vaâdetmiştir. Peygamberim sen bütün bunları müjdeleyerek onların gönüllerini al diyor Rabbimiz. Çünkü toplumda zenginlerin, makam sahiplerinin, mansıp sahiplerinin üstün tutulması ve garibanla¬rın, fakirlerinse alçak tutulması cahiliye âdetidir ve İslâm’ın kesinlikle reddettiği bir anlayıştır.
 
Bakıyoruz bugün kimileri zenginler için fakirleri, müstekbirler için müs’taz’afları, makam mansıp sahipleri için sıradan Müslümanları fedâ etmektedirler. Hep yüksek tabakadan insanlarla düşüp kalkmaya çalışıyorlar. Allah korusun bu nifak alâmetidir ve İslâm’ın kesinlikle reddettiği bir anlayıştır.   
 
         Sizden her kim ki bir bilgisizlik, bir cehalet sonucu bir kötülük ya¬par, bir günah işleyecek olur da hemen arkasından tövbe eder ve durumunu düzeltirse, cehaletle günaha gittiği bir anda hemen kıble¬sini değiştirir ve Allah dönerse bilesiniz ki ben böyle yapanlar hak¬kında rahmeti kendi üzerime yazdım buyuruyor Rabbimiz. Evet mü'-min bir günahı ancak bir bilgisizlik sonucu, bir gaflet sonucu işle¬ye-bilir. Yâni ya onun isyan olduğunu bilmeyerek, ya işleyeceği o isya¬nın sonucunda, o günahın sonucunda başına gelecekleri bir an unuttu-ğundan dolayı günah işler, ya da isyanı taate tercih ederek bir isyan-da bulunabilir ki bu da ayrı bir cehalettir. İşte bu durumda hemen ken-dine gelir gelmez tövbe eden, günahtan vazgeçen, yönünü, kıble¬sini değiştiren ve bir daha bu duruma düşmeme konusunda kesin ka¬rarlı olan mü’minleri affedeceğini bildiriyor, Rabbimiz.
         55."Suçluların yolu belli olsun diye böylece âyetleri uzun uzun açıklarız."
 
         Rabbimiz buyuruyor ki, âyetlerimizi açık açık ortaya koyuyoruz ki mücrimlerin yolu belli olsun. Kâfirlerin, mücrimlerin yolları belli olsun da inatlarından vazgeçip hakkı kabule yanaşmayanlar suçlu oldukla¬rını anlasınlar. Mü'minlerin yolunu da, iman yolunu da, mücrimlerin yolunu da, yâni küfür yolunu da açıklıyoruz ki inanan bilerek, bir de¬lile, bir esasa dayanarak inansın, küfreden de bilerek bir esasa daya¬narak küfretsin.
 
         Allah böylece mü'minlerin yoluyla mücrimlerin yollarını birbirin¬den ayırıyor. Kur’an sadece hakkı, yâni mü'minlerin yolunu ortaya koymakla kalmaz aynı zamanda mücrimlerin, kâfirlerin yollarını da ortaya koymuştur. Böylece Rabbimiz mü'minlerin yoluyla kâfirlerin yolunu birbirinden ayırmıştır. Bu iki yolu birbirinden ayırır ki hak ve bâtıl iyi tanınsın. Müminlerin mümeyyiz vasıfları onların yolları üzerine dikilmeli, mücrimlerin mümeyyiz vasıfları da onların kendi yollarının üzerine dikilmeli ki her iki taraf da kendilerini ve kendi yollarını bilme¬liler. Bu sayede mü'minler kimlerin mü'min kimlerin de kâfir olduklarını açıkça bilmelidirler. Karışıklığa sebep olacak bir durum olmamalıdır.
 
Bugün en büyük güçlük işte buradadır. Bugün en büyük prob¬lem müminle mücrimin karışması, yolların karışması, işaretlerin ka¬rış-ması, isimlerin ve sıfatların birbirine girmesidir. İslâm düşmanları bunu çok iyi bildiklerinden meseleyi daima karıştırmadan yana ol¬makta-dırlar. Onlar safların ayrışmasından her zaman tedirgin olmuş¬lardır. Çünkü böylece kendileri tanınacak ve de mü'minler kendi yolla¬rını öğrenme imkânı bulacaktır.
 
         Bir de zaten hakkın ortaya konabilmesi, hakkın anlaşılabilmesi için bâtılın da ortaya konması zarûrîdir. Mü'minlerin bâtıldan ve müc¬rimlerin yolundan sakınabilmeleri için hak ve bâtılın kesin çizgilerle, belirgin renklerle birbirlerinden ayrılmaları ve seçilmeleri gerekmekte¬dir. İşte onun içindir ki Rabbimiz sadece mü'minlerin yolunu, yâni hak-kı açıklamakla kalmaz aynı zamanda kâfirlerin yolunu yâni bâtılı da açıklamıştır.
Ne yaparsan yap sana yakışmayanı yapma