Mezhepçilik ve Hizipçilik

  • 6 Cevap
  • 4976 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı Müslüman

  • ****
  • 511
  • Allah c.c kelamını kul kelamı ile eşitlemeyin.
Mezhepçilik ve Hizipçilik
« : 31 Ağustos 2012, 12:12:37 ÖS 12 »
Ümmetin içinde bulunduğu ihtilafları ve Müslümanların birbirlerine karşı olan hasmane tutumlarının nedenlerini irdeleyen bir yazı. İslami gruplar, cemaatler neden karşı tarafı ‘kendince- mezhebince-meşrebince-cemaatçiğince’ dışlamakta veya tekfir etmektedir? Tenakuzların, çekişmelerin, ötekileştirmelerin, zıtlaştırmaların sürekli ön planda tutulmasının sebepleri nelerdir? Bu yazıda bu soruların cevabını bulabilirsiniz.

Yalnız dikkatimi birşey çekiyor; forumun üye ve yöneticileri İslami konularda belli bir seviyeye gelmiş, aklı başında ve gayet seviyeli insanlar, gerçekten bu mutluluk verici. Ama nedense bu kardeşlerin konulara çok katkılarının olmadığını görüyoruz. Mesela ben burada özellikle Fecr kardeşin yazılarını daha çok görmek istiyorum. maxpayna kardeşin yazılarını da zevkle takip ediyorum. Açılmış önemli konulara daha çok katkı sağlamalarını bekliyorum. Neden bunu yapmadıklarını merak ediyorum.

Muhammed Hüseyin Fadlullah  
        
İSLAMİ VAKIADA MEZHEPÇİLİK VE HİZİPÇİLİK

Biz burada konuyu, yüzeysellikten uzak bir şekilde derinden bir inceleme ve ayrıntılı bir analiz hususunda ciddi bir çaba içinde olma durumundayız. Başlangıçta geniş ufuklu fikri hareketi büyük bir durgunluğa sevkeden çeşitli unsurları değerlendireceğiz.

1-Kanlarla Dolu Bir Tarih

İktidarı devralan herhangi bir mezhebin diğerine karşı uyguladığı baskı ve işkence yüzünden tarihin baştan başa kanla boyandığını görüyoruz. Şahsi ve siyasi çekişmeler, bu kanla dolu tarihte kutsal dini bir hüviyete bürünmekteydi... Böylelikle işkence ve baskılarla dolu bir tarih kendisini kuşatan tüm objektif koşullardan arındırılarak mezheple bağlantılı hale getiriliyordu. Bu da karşıt mezheplerin birbirlerini sözkonusu trajediden sorumlu görmelerine neden oluyor, dolayısıyla şimdiki olayların değerlendirilmesinde geçmiş belirleyici oluyor ve sorunların fikri boyutu ihmal edildiğinden meseleler birer mezhebi olgu olarak duygusal bir boyut kazanıyor.

2-Şahıslan Kutsayan Düşünce

Kutsallığın gerçek yapısından uzak bir şekilde, şu ya da bu düşünceyle bağlantılı tarihi şahsiyetlerin kutsallaştırılması, hangi düşünce ya da mezhebe bağlanacağının belirlenmesi noktasında önemli rol oynamaktadır. Böylelikle asıl olması gereken bağlılık ilişkisi tersine çevrilmektedir. Halbuki doğal olan, fikre intisap etmekle şahsa bağlanma meydana gelmesi gerekirken, şahsa intisap yoluyla fikre bağlılığın meydana geldiğini mevcut vakıada gözlemliyoruz. Sonuçta şahsın kutsallığı, fikrin kutsaIlığının üstüne çıkmaktadır. Öyleki fikrI çizgiden ilkesel anlamdasapmala- rın meydana gelmesi, şahsın yüceltilmesi ve kutsaIlaştırılmasına katkıda bulunduğu oranda bu tür bir anlayış açısından pek sakınca doğurmamaktadır. Böylelikle kendisine bağlı olanların nazarında bile masumiyete sahip olma- yan şahıs aracılığıyla fikirlerimizi düzeltmek gibi (çarpık) bir durum ortaya çıkmaktadır. Netice olarak cemaatler, İslami risaletin tabileri olması gerekirken şahısların tabii haline gelmektedir.

3-Cedelci Mantık

Cedelci mantık olgu ve olayların tahlilinde realitenin mantığını kullanmamakta bilakis meseleyi imkan ve imkansızlık ikileminde ele alan felsefi mantıktan yola çıkmakta- dır .Halbuki bu noktada kuIlanılması gereken mantık, eşyanın tabiatına sözkonusu meselenin yakınlık ya da uzaklığını tespit eden mantıktır. Nitekim felsefi mantığın tercih edilmesi, gerek şahıslar gerekse tutum ve eylemlerle ilgili meselelerde olsun, diyalog konusunda gündeme gelen İslami meselelerin doğru bir şekilde ele alınmasını zorlaştırmaktadır .

4-Mazeretçi Zihniyet (Meşrulaştıncı Mantık)

Bu çerçevede olumsuzluk nedeni olan diğer bir unsur da tartışma ya da diyaloğa girmeden önce düşünce ve tutumunu kesinleştirmiş meşrulaştırıcı mantıktır. Bu mantık söz ve eşyanın zahiri görünümüne ters dahi düşse kendi tutumunun destekleyen meseleleri gündeme getirmektedir. Öyle ki bu hususta yaptığı uzak tevil ve yorumlar ne sözün ne de tutumun doğasıyla uyuşmaktadır. Karşıtları- nın tutumunu destekleyen meseleler ise ya sebepsiz bir şekilde ya da ikna edici ve makul olmayan sebeplerle gündemden çıkarılmaktadır. Bu zihniyet de nakzetme (çelişki ortaya çıkarma) ve tevile dayanan istidlalı (sonuç çıkarma) yöntem üzerinde yoğunlaşmaktadır. Mezkur tutumun sonucu da diyalog eylemini ortak bir tasavvurun temeline ulaşmaksızm etki-tepki mekanizması aracılığıyla bir mevziden diğerine sıçrayabilme durumuna dönüştürmektir. Bu, ayrıca, fikri ya da kelamı atışmalara girilmesine yol açmaktadır.

5-Kör Taassup

Kör taassup insanı karşıt fikirlere adaletli ve objektif bir şekilde açılmayı engelleyen bir durumdur. Mutaassıp kimseler doğrunun sürekli olarak kendileriyle olduğunu ve yanlışı da karşı tarafın temsil ettiğini ısrarlı bir şekilde savunurlar ve buna inanırlar. Böylece diyalog ve tartışmaya konu olan mesele tamamen görmezlikten gelinir ve insan kendisini sorgulama eyleminden kaçar .

Eski, hiçbir yenilenme durumuyla veya yeni bir şeyle karşılaşmaksızın olduğu gibi kalır. Sonuçta kısır bir döngüyle karşı karşıya kalınır ve diyalogla cedel, boş ve fayda- sız bir çaba olarak kalır. Çünkü her iki taraf da tutumunda en ufak bir değişiklik yapmamakta ısrarlı gözükmektedir.

6-Yalan ve İftiralar

Şu ya da bu fırkanın diğerine attığı ve o fırka takipçileri tarafından da sorgulama ya da araştırma yapılmaksızın kabul edilen yalan ve iftiralar da bu husustaki olumsuzluklardan biridir. Öyle ki karşı tarafa, kendilerini savunma hakkını tanımaksızın, söylemedikleri ya da yapmadıkları şeyler nispet edilmektedir. Hatta bu iddia ve nispet etmeler herhangi bir araştırmaya tabi tutulmayarak karşı tarafın bu iddiaları çürütmesi ve düzeltmesine adeta imkan sağlamak istenmemektedir.

Mezhep taraftarları bunları önemsemezken, mezhep ileri gelenleri ise bilinçli ya da bilinçsiz şekilde insanların benliklerinde gizli olan taifecilik hastalığının önünü açmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar. İşte böylece iki fırka da tarafların İslami bir belge ya da delil olarak kabul etmediği bazı metin ya da sözlere dayanmaktadır. Halbuki bu metin ya da sözler sözkonusu mezhep içerisinde önemli bir yer teşkil etmemekte, sadece belirli düşüncelerin desteklenmesi için kullanılmaktadır. Bunun en bariz örneklerinden biri, birçoklarının Şiilik düşüncesinin temeli olarak gördüğü Abdullah ibn Sebe , kıssasıdır.

Onlar müslümanların ilk dönemlerinde meydana gelen fitnelerin bu adam tarafından çıkarıldığını ve onları hiziplere, fırkalara böldüğünü zannetmektedirler. Bu iddiada bulunanlar Abdulah İbn Sebe'nin yahudi olmasından ötürü Şiiliğe de Yahudiliği soktuğunu ileri sürmektedirler.

Son zamanlarda bu kişiliğin efsane mi yoksa gerçek bir kişi mi olup olmadığı hakkmda çeşitli fikri sorgulamalar boy göstermektedir. Taha Hüseyin bunlardan biridir. O, ''eI-Fitnetü'l-Kübra'' (En Büyük Fitne) adlı eserinde, kişiler ve olaylar nezdinde hiçbir kıymeti haiz olmayan şüpheli bir şahsiyetin müslümanların düşünce ve davranışlarına etki edebilme imkanının olup olmadığını sorgulamaktadır. Nitekim bu sorgulama sözkonusu şahsiyetin İslami ihtilafları perdelemeye yarayan tarihte uydurulmuş bir şahsiyet olduğunu ispat eden ilmi bir araştırma şeklini almıştır. Bu yeni ilmi çalışmanın sahibi Allame Seyyid Murtaza el-Askeri'dir.

Bizim burada sözkonusu eserin ilmi değeri üzerinde durabilmemiz çok daha hacimli bir çalışmayı gerektireceğinden mümkün değildir. Kaldı ki biz, sözkonusu eser hakkında olumlu görüşümüzü ve beğenimizi saklıyor değiliz.

Bizim burada söylemek istediğimiz, Abdullah b. Sebe'nin müslümanların hayatındaki olumsuz tesirini ilmi bir araştırmayla inceleyenlerin eserlerinin takdir ve övgüyle karşılandığıdır Çünkü böylesine önemli bir mesele üzerinde yapılan yeni bir eserin inceleme ve araştırmayı teşvik edecek takdiri haketmesi gerekir. Ancak bu tür meseleleri ele alanların -özellikle de sözkonusu ilmi çalışmanın yaymlanmasından sonra- yeni eleştirileri göz önünde bulundurmadan eski minval üzere devam ettiklerini ve ilmi dürüstlüğün gerektirdiği şekilde meseleyi ele almadıklarını görüyoruz.

7- Hatalı Kavramlar

Müslümanlar küfür ve şirk gibi bazı İslami kavramları yanlış kullanmaktadırlar. ''Küfr'' sıfatını mezheple alakalı olup temel akidevi konularla ilgisi bulunmayan bazı cüzi hususlarla ilgili olarak kullananlar mevcuttur. İşte böylece kavramlardaki anlam kaymalarının bir sonucu olarak müslümanlar, İslam sıfatından soyutlanmakla karşı karşıya kalmaktadırlar.

Bu tür ithamlara maruz kalan tüm mezhep ve fırkalardan müslümanların bakış açısını yansıtarak söz konusu terimleri ele alan çalışmaları görebilmek heyecan verici olabilir. Amaç sözkonusu terimlerin İslam'm tarif ettiği hududunu çizmektir. Böylelikle mezkur tutumların yanlışlığını kabul etsek bile çizgiden çıkmayı ifade etmediği, sadece asli akideyle ilgisi bulunmayan ameli bir sapmayı temsil ettiği saptaması yapılmış olurdu.

Gerçekte burada üzüntü verici nokta, karşıt tüm görüşlerin ve bakış açılarının görmezden gelinmesidir. Bu görüşleri kimse araştırmamakta ve tartışmamakta. Tersine bu konular düşünme ve araştırmaya sevketmeyi mümkün kılan hakikatin bulunması çabasından çok propaganda aracı olarak görülmektedir. Bu da aslında mezkur yaklaşımın hatalı bir tutum olmaktan çok, herhangi bir hüccet ya da burhana dayanmayan itham amaçlı bir yaklaşım olduğunu göstermektedir.

8- Siyasi Sömürü

Siyasi sömürü, müslümanların yaşantısı içerisine girmiş kafir ve sapkın yönelimler tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu yönelimler, müslümanlar arasındaki mezhebi ihtilafları hayata geçirmek ve onları birbirinden ayıran ayrılık noktalarını derinleştirmek amacıyla körüklemektedirler. Gayeleri müslüman toplum içerisindeki ikincil kimlikleri gündeme getirip üst kimliklerin geri plana itilmesinin sağlanmasıdır. Böylelikle düşünce, duygu, davranış ve ilişkilerde ikincil kimlikler (alt kimlikler) öncelenerek üst kimlikler ikinci plana itilmektedir. Bu fırsatçıların her tür diyalog çağırısına, rasyonel düşünmeye ya da fikirler arasında yakınlaşmaya karşı çıkması açıkça görülen bir husustur.

Onlar bunu kin, düşmanlık ve nefret yaratacak psikolojik ortamlar meydana getiren kavgacı siyasal yöntemlerle yapmaya çalışmaktadırlar. Sonuçta nihai hedef müslüman insanın dünyasından akıllı düşünme ve davranışların oluşmasnı sağlayan sakin ve gürültüsüz koşulların yok edilmesidir.

Bu fırsatçılığın izlerini İran İslam Devrimi'ni hedeflemiş görünen aslmda İslam ve müslümanları hedef alan emperyalist saldırıda gördük. Amaçları Devrim'in dünyanın dört bir yanında müslümanlar nezdinde yarattığı sarsıntı içinde asaletten uzak heyecanlı sloganların arkasma sığınmayan bağımsızlığı hedefleyen İslami çizgiyi tehlike olarak göstermektir. Artık "komünist tehlike'' batılı ülkelerde tehlike haline gelmediği gibi ''emperyalist-kapitalist tehlike''de doğu bloku ülkelerinde tehlike olarak algılanmamaktadır. Bütün tehlike dünyada bağımsızlıkçı düşünceye kendisini kabul ettirmeye başlayan yeni İslami akımlarda temsil olunmaktadır. Emperyalizm işbirlikçileri ve aygıtları vasıtasıyla sözkonusu İslami yönelimi zayıflatmak amacıyla bu planını içerden uygalayacak gönüllüler aramakta ve bu alanda etki yapabilecek mezhebi ve hizipsel kışkırtmalarda bulunmaktadır .

İşte bunlar, mezhepler ve düşünceler arasında yakınlaşmayı hedefleyen İslami hareketlerin ve düşüncelerin yaygınlık kazanması önündeki en büyük engellerdir. Buna karşın yeni uyanış hareketi, bu hedefe yaklaşmayı sağlama amacıyla kendisine yeni bir düşünce ve hareket alanı açmaya çalışmaktadır.

Ancak biz, karşıt düşünceye izin vermeyen mezhepçi ve hizipçi bir kimliğin oluşmasına katkıda bulunan amillerin varlığını da kabul etmek durumundayız. Nitekim bu mezhepçi yaklaşım fikirlerinin serbestçe ve güvenli bir şekilde arı-duru bir havayı teneffüs etmesine çalışmamakta bilakis düşünce, eylem ve duygu açısından İslami kimliğini durağanlaştıran dar bir çerçevede kalmak istemektedir.

Bu da onun İslami vahdet ve konsensüs yönünde atılan olumlu her adımdan ürkmesine ve endişe duymasına neden olmaktadır. Ayrıca bu durum onun liderlerine emperyalist ve kafirlerin İslam ve müslümanlar üzerindeki oyunlarını sürdürme noktasında izin vermesine müsade etmektedir. Nihayet bu müslüman aktivistleri yoran, onların önüne taş koyan ve İslam 'ın en güzel geleceğinin yaratılması amacıyla en uygun İslami çözüme ulaşmak için samimi çabaları tüketen olumsuz bir ortam meydana getirmektedir.

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5127
    • depo
Ynt: Mezhepçilik ve Hizipçilik
« Yanıtla #1 : 31 Ağustos 2012, 02:50:43 ÖS 14 »
Alıntı
Müslüman

Yalnız dikkatimi birşey çekiyor; forumun üye ve yöneticileri İslami konularda belli bir seviyeye gelmiş, aklı başında ve gayet seviyeli insanlar, gerçekten bu mutluluk verici. Ama nedense bu kardeşlerin konulara çok katkılarının olmadığını görüyoruz. Açılmış önemli konulara daha çok katkı sağlamalarını bekliyorum. Neden bunu yapmadıklarını merak ediyorum.


haklısınız sayın müslüman güzel ve farklı fikirleri olan değerli arkadaşlarımız mevut,
lakin şahsım adına (belkide çoğunluk adına) diyebilirim ki monitörden uzun yazı okuyamama sorunu var. gözler zaten bozuk.
önemli noktaları paylaşsanız ya da üzerine tartışmak istediğimiz hususu belirtseniz inşallah katılım olacaktır.

dedelerimizin bir lafı var sohbet konusu açılmasını istediklerinde "hadi bir duvar yık da ayıklayalım" derler
bu minval üzere

ben çok kestirmdeden gitmeyi severim uzun cümle kuramıyorum. konu ne mezhep mi ? cevap :
ben mezhepsizim ve takım tutar gibi mezhep tutulmasına karşıyım diyerek konuya bir taş atabilirim.

buraya video nasıl ekleniyordu (itiraf ediyorum beceremiyorum sürekli eski eklenmiş videolardan kod çalıyorum)

http://www.youtube.com/watch?v=I2iwHI6OwZU# tıklayınız bakınız.... saygılar


ana  ^-^ sadece link koydum video çıktı. kutbay abi ; büyüksün  ;D


*

Çevrimdışı FECR

  • *
  • 4698
  • Selam Hidayete Tabi Olana
    • FECR
Ynt: Mezhepçilik ve Hizipçilik
« Yanıtla #2 : 31 Ağustos 2012, 06:28:10 ÖS 18 »
Müslüman  ..cilik , culuktan kurtulmadı sürece ne vahdet oluşur , ne de Müslümanlar selamete erer. Muhammed Hüseyin Fadlallah ( Allah rahmet etsin ), Darut Takrib çalışmalarına destek veren bir alimdi.

Allah, sizi hem daha önce, hem de bu Kur’an’da müslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şahit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şahit (ve örnek) olasınız. (22/Hacc-78)

Bir mezhebe bağlı olmak farklı mezhepcilik davası gütmek farklıdır.
Bir ekole bağlı olmak farklı ekolculuk davası gütmek farklıdır.
Bir derneğe bağlı olmak farklıdır, dernekçi olmak farklıdır.
Bir vakfa gönül vermek, orada çalışmalar farklıdır, vakıfçılık davası gütmek farklıdır.
..cılık culuk davası Müslümana yakışmaz
Selam Hidayete Tabi Olanlara


http://kuranneslifecr.blogspot.com

*

Çevrimdışı Müslüman

  • ****
  • 511
  • Allah c.c kelamını kul kelamı ile eşitlemeyin.
Ynt: Mezhepçilik ve Hizipçilik
« Yanıtla #3 : 31 Ağustos 2012, 07:33:29 ÖS 19 »
Muhammed Hüseyin Fadlallah ( Allah rahmet etsin ), Darut Takrib çalışmalarına destek veren bir alimdi.


şia ve sünniliği mi yoksa bütün mezhepleri birleştiren bir kuruluş mu bu Darut Takrip? Burada şia'yı da islami bir mezhep olarak gören var mı bilmiyorum.

Ynt: Mezhepçilik ve Hizipçilik
« Yanıtla #4 : 31 Ağustos 2012, 08:25:01 ÖS 20 »
Muhammed Hüseyin Fadlallah ( Allah rahmet etsin ), Darut Takrib çalışmalarına destek veren bir alimdi.


şia ve sünniliği mi yoksa bütün mezhepleri birleştiren bir kuruluş mu bu Darut Takrip? Burada şia'yı da islami bir mezhep olarak gören var mı bilmiyorum.

şiilikten anladığınız< bağlı,örneğin yanılmıyorsam fecr abinin yayınladığı Şİİ MANİFESTOSUNU BULABİLİRSENİZ,gayet makul...

NOT..SAYIN MAX SİZİNLE AYNI MESHEPTENİZ :),İKİ KİŞİDENDE Bİ MESHEP OLURMU ACABA....Bi duvarda ben yıkayım ;D,nasılım... :)

*

Çevrimdışı maxpayna

  • *
  • 5127
    • depo
Ynt: Mezhepçilik ve Hizipçilik
« Yanıtla #5 : 01 Eylül 2012, 12:43:56 ÖÖ 00 »
Alıntı
müslümanlardan
NOT..SAYIN MAX SİZİNLE AYNI MESHEPTENİZ :),İKİ KİŞİDENDE Bİ MESHEP OLURMU ACABA....Bi duvarda ben yıkayım ;D,nasılım... :)

iki kişiden de mezhep olur tek kişiden de mezhep olur da; mezhepsizlikten mezhep olur mu al bu da duvar üstüne bir duvar daha  ;)

aslında mezhepsizlik imkansız bir iddiadır. konuya hep böyle damdan düşer gibi girmeyi seviyorum sevmez olayım.
ama tersten başlayıp en son söylemem gereken sözü en başta söylemeyi sünnet edindim... daha kışkırtıcı oluyor  8)

iman konularında mezhep (çok fikirlilik) olmaması gerekir ama allahın ruhsat verdiği geniş alanlarda mezhepler (çok ya da farklı fikirlilik) olmuştur olacaktır...

önemli olan bu çok fikirler arasında bir fikir yönüne körü körüne girip bu akım ne derse doğrudur mantığına kapılmamak.
bir konuda x mezhebi (x şahsı/fikri) isabetli gelir onun mezhebine/yoluna uyar gidersiniz.
ama başka bir konuda x mezhebi değil de y mezhebinin kişisinin fikri size daha isabetli gelir o konuda da o fikre uyarsınız.
durum budur.

ama ben hanifiyim ebu hanife ne derse o şafiyi bilmem derseniz hele mezhep değiştiren dinden çıkar gibi işi çığırından çıkarırsanız biz de bu kadar saçmalığa böyle mezhep anlayışı olacağına mezhepsizim derim daha evladır deriz.

her kim ki kuranı kerim dışında kitaba çağırıyor ise

her kim ki peygamber dışında (ideal) önderi önder biliyorsa sorun var demektir uzak durmak gerekir.

islam dışında din müslüman/mümin dışında sıfat kuran dışında kitap peygamber dışında önder YOKTUR.

ilim adamları vardır kuran-akıl süzgecinden geçirilerek  ilimlerinden istifade edilir ama o kişi/ekol/fırka inancın merkezine oturmaz oturtulamaz.


*

Çevrimdışı FECR

  • *
  • 4698
  • Selam Hidayete Tabi Olana
    • FECR
Ynt: Mezhepçilik ve Hizipçilik
« Yanıtla #6 : 01 Eylül 2012, 09:48:12 ÖÖ 09 »
Muhammed Hüseyin Fadlallah ( Allah rahmet etsin ), Darut Takrib çalışmalarına destek veren bir alimdi.


şia ve sünniliği mi yoksa bütün mezhepleri birleştiren bir kuruluş mu bu Darut Takrip? Burada şia'yı da islami bir mezhep olarak gören var mı bilmiyorum.

Darul Takrib ne şiiliği ve sünniliği birleştiren ne de diğer mezhepleri birleştiren bir kuruluştur.
Darul Takrib mezhepleri özellikle Şii ve Sünnileri birbirlerine yakınlaştırma çalışmalarına verilen isimdir. Bu adla bir kuruluş oluşturulmuştu. Buna bir platform da denilebilir.Halen yürürlükte olan bir kuruluştur. Ama insanlarda mezhepçilik dürtüsü çok olduğundan bu tür çalışmalar gerek medyada gerekse toplumda pek duyurulmuyor. Bu yüzden de sönük kalıyor maalesef
Selam Hidayete Tabi Olanlara


http://kuranneslifecr.blogspot.com