"Müslüman Sol" Olur mu?

  • 22 Cevap
  • 30770 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı FECR

  • *
  • 4698
  • Selam Hidayete Tabi Olana
    • FECR
"Müslüman Sol" Olur mu?
« : 11 Mayıs 2012, 03:28:29 ÖS 15 »
'MÜSLÜMAN SOL' OLUR MU?

Hemen söyleyeyim: “olmaz.” Tıpkı ‘Müslüman Sağ’ olmayacağı gibi. Yahut ‘Müslüman liberal’ veya ‘Müslüman varoluşçu’ vs. olmayacağı gibi.

İhsan Eliaçık ve bir grup genç kardeşimiz bir süredir ‘sol’ bir jargonla “bir şeyler söylemeye çalışıyor” ama öyle görünüyor ki, bu sözlerin varacağı yer pek iyi düşünülmemiş. Düşünce zemini zayıf olanların “parayı görünce” yoldan çıkması bu kardeşlerimizi hayli üzüyor olmalı ki, eleştirinin dozajının kaçtığının farkında olamıyorlar ve kendilerine yönelik ‘anti-kapitalist’ Müslüman yahut ‘solcu Müslüman’ vb. tanımlamalara dahi itiraz etmiyorlar, hatta bunları olumluyorlar. Bu tabii ki kabul edilebilir bir şey değildir. Bu kardeşlerimiz ‘yanlış’ yapmaktadırlar ve maalesef yaptıkları yanlışın da pek farkında değil gibi görünmektedirler!

‘Müslüman Sol’ tabirini kabullenmiş görünen bu kardeşlerimizin yaptığı yanlışlar öylesine çok ve vahimdir ki, kategorize etme noktasında dahi sıkıntı yaşamak mümkün! Ama bendeniz ‘ekstra’ bir gayret gösterip bunları 3 ana başlık altında toplamaya çalışacağım:

*

Öncelikle bu kardeşlerimiz kendilerini akan suya kaptırdıklarını göremiyorlar. Gündemi belirlediklerini sanıyorlar, ama ‘belirlendiklerinin’ bilincinde değiller. Kimileri diyebilir ki: “bu söylem yeni değil, önceden beri konuşulan konular bunlar.” Doğrudur, yıllardır benzer üslupla konuşan ve yazan kişiler var ve ben de bu görüş sahipleriyle değişik vesilelerle konuştum ve tartıştım (Kemal Ersözlü’nün moderatörlüğünü yaptığı varoluşbilinci sitesindeki hararetli tartışmalar ehlince hatırlanacaktır. Bu arada Kenan Çamurcu’nun hakkını da yemeyelim. İslami bir ‘sol’un mümkün olduğunu belki bu tartışmalardan önce dile getirenlerdendir). Fakat tartışmanın kamuoyuna yansıması ve ‘Müslüman Sol’ tabirinin, en azından ana akım medya tarafından sempatikleştirilmesi, son 1 Mayıs gösterileri vesilesiyle olmuştur ve bu noktaya dikkat edilmelidir. Daha açık bir ifadeyle söylemek gerekirse, ‘Sol’, böylesi bir söylemin Müslümanlar arasında makes bulmasını ‘taktik’ bir kazanım olarak gördüğünden (ki bunda hiç de haksız sayılmazlar), ya genellikle sessiz kalmayı tercih etmiş ya da (en azından) tartışmaya ‘ilgi’ duyduğunu ifade edecek bir tutum takınmıştır. Konunun ana akım medya tarafından günlerce işlenmiş olması, bu nedenle ‘boşuna’ değildir. Bu, aynı zamanda şu demektir: “1 Mayıs havası dağılınca, tartışma hararetini kaybedecektir!” Dolayısıyla, ‘Müslüman Sol’ söylemin kamuoyunda ciddi manada makes bulduğuna yönelik iddia doğru değildir; bu yönde bir ‘ümit’ beslemek de yanlış olur. Olan, kimi sol (yahut sol sempatizanı) kesimlerin durumdan ‘yararlanma’ gayretinden başka bir şey değildir.

İkinci yanlış tezin içeriğiyle ilgilidir ve daha büyüktür. İhsan Eliaçık kardeşimiz bir TV konuşmasında: “söylediklerimize karşı bir Allah’ın kulu çıkıp da tek bir ayet veya tek bir hadis getirememiştir” diyor! Programa katılanlardan “karşı yönde tek bir ayet ve tek bir hadis getirebilecek” kimsenin olmaması, tabiatıyla, bu konuda tek bir ayet veya hadis olmadığı anlamına gelmez ama böylesine ‘büyük’ bir iddiayı program içerisinde çürütecek bir katılımcının olmaması, izleyicilerin zihninde sözün sahibinin haklı olduğu zannının yerleşmesine neden oluyor. Bu durumda, konuyla ilgili karşıt “tek ayet” ve “tek hadis” bilenlerin üzerine bir görev düşüyor ki bendeniz de naçizane bu yazıda bunu yapmaya çalışacağım! İhsan kardeşimiz diyor ki: “servet, ekonomik zulümdür.” Sözlerine açıklık getirmesi istendiğinde, servet ile ‘kenz’i kast ettiğini söylese de, bağlam “varlığın toplumsal birimler arasında paylaştırılması” olunca, insanın aklına, ister-istemez Sol söylemin tezleri geliyor ve İhsan kardeşimiz bunları doğrularcasına: “kitaplarım çok satsa ve trilyonlar kazansam, kendime yetecek kadarını alıp gerisini fakire fukaraya dağıtacağım” diyor. Bu sözleriyle sempati de topluyor; ancak bu tür sözlerin varacağı yeri iyi hesap edemediği belli. Zira konu, kaçınılmaz olarak, zenginlik meselesine yahut özel mülkün meşru olup-olmadığı noktasına geliyor ve İhsan kardeşimiz burada ‘çark ediyor’ ve: “ben servetin gayri meşru yollardan kazanılmasına karşıyım” diyor. Yani özellikle de AKP döneminde zenginleşenlere (onun deyimiyle ‘kapitalistleşenlere’) karşı olduğunu söylüyor. Böylece aslında “topu taca atıyor.” Çünkü ana akım medyanın konuya ilgisinin nedeni, bu “sonradan görme”lerin durumu değil, İhsan kardeşimizin sözlerindeki ‘Sol’ tınılardır. Yoksa Özal döneminde de böyle zenginleşen insan (veya ‘Müslüman’) sayısı az değildi. Yani bu trendi AKP’den önce başlatan Özal’dı. (Yoksa İhsan kardeşimizin görüşleri o dönemde henüz olgunlaşmamış mıydı?!) Evet, İhsan kardeşimiz bir şeyler söylüyor ama söyledikleri doğru değil. Bendeniz burada detaya girmeyeceğim ve sadece İhsan kardeşimizin istediği o “tek ayet ve hadisi” vermekle yetineceğim; zira hakikaten iddiasının çürütülmesi için bu tek ayet ve hadisi yeterli görüyorum.

Şimdi gelelim mevzuya. Bendenize göre “zenginlik bizatihi kötü değildir.” Ama “zor zanaattır.” Yükü ağırdır ve her yiğit de onu taşıyamaz. Öncelikle bunu bir ifade edelim. Ayete gelince, birçoğunun içinden benim tercihim, Hz. Süleyman’ın meşhur duasının yer aldığı ayettir ki orada yüce Peygamber Allahu Teala’ya şöyle niyaz etmektedir: “Ya Rabbi, bana benden sonra kimseye nasip olmayacak bir mülk ver.” Biliyoruz ki, Kur’an’ın beyanıyla Hz. Süleyman’ın bu duası kabul olmuştur! Peki bu ‘mülk’ün içinde var? Hükümdarlık, zenginlik, cinlere hükmetme, kuşların, karıncaların dilinden anlama. Bizim bildiklerimiz bunlar. Bunların tamamı, bugün bizim ‘varlık’ dediğimiz şeye tekabül eder. Halk dilinde, bu servete sahip olanlar için kullanılan deyim: “var oğlu var”dır. Tabii, konumuz açısından bizi ilgilendiren nokta özellikle ‘zenginlik’ olduğu için, projektörlerimizi bu noktaya çevirmemiz gerekiyor. Hz. Süleyman’ın ‘zenginlik’ olarak nitelendirebileceğimiz neleri var? Neyi yok ki?! Her şeyi var. Bunun nereden anlıyoruz: Saba Melikesi muhtemel bir savaşı önlemek niyetiyle uzlaşma teklifinde bulunurken ‘hediye’ olarak çok değerli şeyleri kendisine verebileceklerini söylüyor ama o: “beni bunlarla mı yolumdan çevireceğinizi sanıyorsunuz? Rabbimin bana verdikleri bunlardan daha hayırlıdır” diyor. Burada soru şu olmalıdır: “Acaba Allahu Teala Hz. Süleyman’a neler vermiştir ki, o, bu kıyaslamayı yapıyor?” Bu ‘verilenler’ arasında hemen hatrımıza gelenlerden biri, o dillere destan atlarıdır. Bunlar ‘zenginliğin’ göstergesi değil midir? Onu geçelim, peki ya Hz. Süleyman, Müslüman olduğunu beyan için Hz. Süleyman’ın beldesine gelen Saba Melikesini nerede karşılıyor? Melike’nin zeminde su olduğunu sanarak eteklerini çemrediği ‘saray’ında. Evet, yanlış duymadınız, ‘saray’ında! Yahut şöyle söyleyelim: burası, sıradan bir ev değildir; zira hiçbir normal evin zemini bu şekilde tezyin olunmaz! O halde, buradan Hz. Süleyman’ın ‘zengin’ bir hükümdar olduğu sonucu çıkmaz mı? Bunu da geçelim, şu ‘varlık’ meselesine gelelim. Bu ‘varlığa’, cinlere hükmetmek ve kuşların ve karıncaların dilinden anlamak da dahil, değil mi? Peki günümüzün en zenginlerine (örneğin, Murdoch yahut Bill Gates’e) sorsak ve desek ki: “size, 1 trilyon karşılığında kuşların ve karıncaların dilinden anlama ve cinlere hükmetme yeteneği verilecek, kabul ediyor musunuz?” Bence, güle oynaya kabul ederler. İşte ‘varlığın’ zenginliğe tercümesi! Peki, Hz. Süleyman bunca zenginliğine ve varlığına rağmen ne yapıyor? İhsan kardeşimiz gibi mi yapıyor, yani elindekilerden bir an önce kurtulmaya mı çalışıyor yoksa bunları Hakk yolunda mı kullanıyor? İşte meselenin can alıcı noktası burasıdır. Hz. Süleyman, bu ‘varlığın’, “şükreden bir kul mu, yoksa nankörlük eden bir kul mu?” olduğunun denenmesi için ona verildiğinin bilincindedir. Bu bilinç sayesinde de, insanların çok büyük bir çoğunluğunu tekebbüre sürükleyebilecek olan bu servet ve varlığa hükmedebilmektedir. Yani amiyane tabirle, o, paraya kul olmamış, parayı kendisine kul etmiştir! İşte ‘cengaver’ diye buna denir! İşte o yüzden, Hz. Süleyman, ‘servet’e nasıl hükmedileceği hususunda Kur’an’ın ‘zirve’ örneğidir. Bunca varlığa rağmen, dünyada ‘azmayan’, ‘şımarmayan’ kaç kişi olabilir? Burada İhsan kardeşimiz şu noktayı gözden kaçırıyor. Sanıyor ki, varlığın fazlası, yoksulun cebinden çıkmıştır ve insanı yoldan çıkarır. Hayır, insan var, insancık var. Belki servet pek çoklarını yoldan çıkarabilir, ama ‘zenginlik’, aynı zamanda ‘adam kalitesini’ ölçmenin de iyi bir yoludur. Açıkça ifade etmem lazım ki, İhsan kardeşimizin önerdiği şey, aslında, kolay olanı. O, bir nevi “ver, kurtul” diyor! (Gerçi pek çoklarının, ‘küçücük bir zuhuratta bulunurken’ bile eli titrer ama ben yine de böyle düşünüyorum). İşte tam da bu noktada, o ‘tek hadis’i de zikredelim artık. Buhari’nin ‘en sağlam’ hadisleri arasında yer alan rivayete göre, Rasulullah şöyle buyuruyor: “iki şey hased edilecek şeylerdendir; bunlardan ilki malı olup da Allah yolunda harcayan, diğeri de hikmete sahip olup da onun gereğince amel eden ve onu başkalarına öğreten.” Evet, hadiste, ‘hased’ meşru kabul ediliyor! Halbuki bizler biliyoruz ki, ‘hased’ haramdır! Peki bu nasıl oluyor? Olur. Çünkü ‘hikmet’ ve ‘zenginlik’ öylesine değerli iki şeydir ki hasedi bile meşru kılar! Peki ilmin özel bir şubesi olan hikmetin bu denli değerli olduğunu biliyoruz da, ‘zenginlik’ niçin bu kadar değerlidir? Dikkat edilirse, hadiste, verilen bu ‘hayr’ların doğurduğu ‘sorumluluğun’ altı çiziliyor. İlmin kişiye yüklediği sorumluluğun ağırlığını biliyoruz: o, gerçekten bel büken bir ağırlıktır ve herhalde onun için olmalıdır ki, “Peygamberlerin varisleri alimlerdir.” Ancak zenginin sorumluluğu nedir ki? İyi düşündüğümüzde, bu sorumluluğun da ‘ağır’ olduğunu görürüz. Öyle olmalı ki, zenginlerin pek azı bu yükü kaldırabiliyor ve imtihanı başarı ile geçebiliyor. Peki bu durumda, ne oldu İhsan kardeşimizin: “karşı yönde tek bir ayet ve tek bir hadis dahi getiremiyorlar” tezine. Tuzla buz mu?

Üçüncü yanlış ise ‘söylem’ hassasiyetinin olmaması olarak karşımıza çıkıyor ki, bence yanlışların en büyüğü de budur. İhsan kardeşimize: “Müslüman Sol olur mu?” diye soruluyor ve o da: “ifadeye takılmayın, ne söylemek istediğimiz önemli” diyor. Öyle görünüyor ki, İhsan kardeşimiz, ‘söylem’in yerine göre ‘her şey’ olduğunun bilincinde değil. O, Sahabilerden Ribi İbni Amir’in Kisra orduları başkomutanı Rüstem’in sorusu üzerine İran’a geliş nedenlerini açıklarken, niçin: “buraya kulları kula kulluktan kurtarıp tek Allah’a kul etmek için geldik” tarzı bir üslup kullandığını anlayamamış. Bu sahabi acaba neden: “sizin despot, oligarşik, faşist vs. rejiminizi yıkıp, yerine insan hak ve özgürlüklerine dayalı, demokratik bir düzen kurmak için geldik” demiyor da, kendi eylemlerini açıklarken kullandığı bir kavramı (yani ‘ibadet’i), düşmanlarının eylemini açıklarken de kullanıyor? İhsan kardeşimiz belli ki bu konuları pek düşünmüyor. Dikkat edilirse, İbni Amir, sözlerini seçerek kullanıyor ve mesajı en net ve özlü biçimde muhatabına aktarıyor. Bilinmelidir ki, ‘dil’ aynı zamanda bir ‘kimlik’ aracıdır ve özellikle de kimliğin sorgulandığı yerlerde dilin özenli kullanılması gerekir. İhsan kardeşimiz bunu yapmıyor, yapamıyor. Bu, tipik olarak, “kavramlar kaplar gibidir; içine ne koyarsanız onun rengini alır” yaklaşımıdır ve yanlıştır. Kavramlar, anlamı zamana ve zemine göre değişen şeyler değildir. Öyle olsa, Kur’an kelimelerinin manalarının bugün buharlaşmış olması gerekirdi. Halbuki Kur’an geçmişte de bugün de vardır ve kelimelerinin anlamları da her zaman sabit bir biçimde var olmaya devam edecektir. Eğer bu tezimiz doğru ise, Müslümanlar kullandıkları ‘dil’e dikkat etmelidirler. “Müslüman önce birey olmayı öğrenmelidir”, “asıl özgürlük İslam’dadır”, “din bilimle çelişmez” türü saçmalıklar, artık Müslümanların dilinde yer bulamamalıdır. İslam’ın dili “vardır ve orada durmaktadır.” Bu dil, yeniden icad edilecek değildir. Bu dili Kur’an ve Rasulullah kullanmıştır; bize düşen de onu doğru kullanmayı öğrenmektir.

Son olarak, bu sözlerimizden, AKP döneminde ‘haksız’ yere zenginleşmiş olanların meşrulaştırıldığı gibi bir sonucun çıkarılamayacağını da ifade edelim ki, gereksiz yanlış anlamalara geçit vermiş olmayalım. İhsan kardeşimizin söyleminde bu noktada yapmış olduğu eleştirilerin haklılık payı elbette vardır. Ancak bunun nedeni, basit bir “parayı bulma” hadisesi değildir. Parayı bulduğunda bozulacak olan, aslında, parayı bulmadan da bozuktur. Zira o kişinin aslında ‘imanı’ zayıftır. Bizim yapmamız gereken, burayı güçlendirmeye çalışmaktır. Yoksa, bozulacak olan en küçük bir ters rüzgarda zaten devriliverir. Fakat bozulmayacak olanı, yani imanı kavi olanı, fırtınalar bile deviremez! Bizler, bu gerçeği anladığımızda, sadece ‘ekonomik’ değil, her türlü işimizin hal yoluna girdiğini de göreceğiz inşallah!

M. Kürşad ATALAR
Selam Hidayete Tabi Olanlara


http://kuranneslifecr.blogspot.com

Ynt: "Müslüman Sol" Olur mu?
« Yanıtla #1 : 05 Ağustos 2012, 07:51:40 ÖÖ 07 »
islam evrenseldir dolayisiyla farkli ideolojilerin (sol,sag,libaral vs.) bazi söylem ve icraatleri kuran dan onay alir..

ictihada acik konular buna örnek gösterilebilir..

müslüman sol vs.olmaz ama sol vs. müslüman sifatina sahip olabilir müslümanin kafir sifatina sahip olabilecegi gibi..


slm.

Ynt: "Müslüman Sol" Olur mu?
« Yanıtla #2 : 05 Ağustos 2012, 09:08:03 ÖÖ 09 »
solcusu ,ırkçısı,komünisti hepsi kendi görüşüne göre tefsir ederse bu gibi FİTNECİLİKLER ortaya çıkar..Halbu ki Kuran asla görüşe göre tefsir edilmez
İbrahim elindeki baltayla içimdeki putları devir

Ynt: "Müslüman Sol" Olur mu?
« Yanıtla #3 : 05 Ağustos 2012, 02:55:38 ÖS 14 »
sayin derail,

solcu,irkci,komunist kendi görüsüne göre tefsir ediyor da örnegin islamcisi,muhafazakari,tarikatcisi farkli bir yöntem mi kullaniyor ?

hem,
ictihad icin gerekli olan akildir ki  insanoglu düsünsün (beyin firtinasi) ,ölcsün,bicsin ve bir karara varabilsin..

mesela,
itikadi/fikhi mezhep imamlari kendi görüslerini ortaya koymaktan baska bir is yapmadilar örnegin birinin haram dedigine digerinin helal demesi de  bundandir zira kendi görüsleridir dolaysiyla zamanla degisir halbuse  kuran degismez..

onlar (solcu,irkci,komunist) aklindan uyduruyor demeye getiriyorsaniz eger digerleri neresinden uyduruyor diye  sorarlar adama..

okudunuz
düsündünüz
ölctünüz
bictiniz ve bi karara vardiniz (aklinizi kullandiniz)  iste buda sizin görüsünüz:)


slm.


Ynt: "Müslüman Sol" Olur mu?
« Yanıtla #4 : 06 Ağustos 2012, 10:47:55 ÖS 22 »
 günümüzün hocası devlet memurudur hal böyle olunca böyle oluyor her halde çünkü Ruhaniyet yok .
 rahmetli İmam Humeyninin PİR-İ AŞK adlı kitabını okumanızı öneririm
İbrahim elindeki baltayla içimdeki putları devir

Ynt: "Müslüman Sol" Olur mu?
« Yanıtla #5 : 07 Ağustos 2012, 08:46:05 ÖÖ 08 »
günümüzün hocası devlet memurudur hal böyle olunca böyle oluyor her halde çünkü Ruhaniyet yok .
 rahmetli İmam Humeyninin PİR-İ AŞK adlı kitabını okumanızı öneririm

ne alaka ?

neyse..

bakin imam humeyni´ye (ki o da bir yenilikci idi)  takilip kalmissiniz halbuse dün dünde kaldi cancagizim bugün yeni seyler söyklemek lazim der mevlana öyle ya degismeyen tek seyin degisim oldugu bir dünya da yasiyoruz..

ve yine..

elciler (yeinilikci) degil mi icine dogduklari toplumu degistiren ve dönüstüren ?

ve yine..

gelenekciler degilmi degisimi ve yenilenmeyi öneren kuran/mesaji´na karsi "ATA (tapinak) dini"yle karsi durup mesaji yozlastiran ?   

demek ki memur dogmayi temsil ederken degisimci,yenilikci evrenselligi (yenilikciler)  temsil etmektedir..

kisaca,

insanoglu  degismeyi,yenilenmeyi sevmiyor yeni seyler söyleyenleri orantisiz bir sekilde elestiriyor ve degisime karsi cikiyor..

islam dünyasindaki AKIL tutulmasinin nedeni budur nitekim kuran,"aklini kullanmayanlarin üzerine pislik yagdiririz"der iste bu sebeple de  müslümanlar maalesef umut (islam) vaad edemiyor..


slm.

Ynt: "Müslüman Sol" Olur mu?
« Yanıtla #6 : 08 Ağustos 2012, 02:38:43 ÖÖ 02 »
1)    Müslüman ve dinine bağlı bir emekçi, sosyalist mücadelede kesinlike yer alabilir ve almalıdır. Dünya devrimci hareketinin tarihi, Latin Amerika’dan Yunanistan’a, Arap dünyasından Endonezya’ya kadar dindar emekçilerin sosyalist mücadele saflarını kitleleler halinde doldurduğu örneklerle doludur.

2)    Türkiye’de sosyalistler olarak bunu başaramamızın başlıca nedeni (marksizmin kaba bir kavranışının yanısıra), parçası olduğumuz moderniteyi ve modernleşmeyi, Türkiye’de kemalizmin modernite anlayışının etkisi altında ve onu temel kabullerini aynen benimseyerek kavramamızdır. Kemalizmin tarih boyunca sola yaptığı baskılara şiddetle karşı çıksak dahi (ki birçok “solcu” bunu dahi yapmamaktadır) onun dine, dindarlara, ve Osmanlı kültür mirasına karşı aldığı tavırları “yüzde yüz ilericilik” diye algıladığımız sürece bu çıkmazdan kurtulmamız mümkün değildir.

3)    Sosyalistler, dindar emekçilerle konuşmamakta, onlara yaklaşmamakta, onlardan uzak durmakta, hatta onlardan ürkmektedir. Fabrikada, tarlada ve ofiste suyu çıkarcasına çalıştırılıp sömürülen, hastane kapılarında sürünen, herkes gibi onurlu bir yaşam sürmek isteyip de bunu yapamayan bu insanlardan sırf sakallı, başı bağlı, 5 vakit namazlı diye uzak durmak, konuşmamak, umutlarımızı paylaşmamak en hafif deyimiyle ayıptır; ve büyük ihtimalle, sosyalistlik iddiamıza rağmen içimizde bastırmadığımız aydın elitizminin bir uzantısıdır. Bunu sonucu da bellidir: Kentlerin CHP’li tabanı üzerinde oynayıp onunla sınırlı kalmak. Bu, bir yanıyla gergedanın sırtındaki böceklerle beslenen, gergedan öldüğünde kendisi de ölen kuş misali bağımlı bir hayatı, varlık sebebi artık tartışılır hale gelen CHP’nin artıklarıyla beslenen bir siyasi yaşamı gündeme getirmektedir. Öte yandan da siyasi zeminimizin CHP olması, her anlamda kemalizmin solunduğu bir coğrafyada siyaset yapmak demektir ve bunun hazin sonuçları çok önceden bellidir.

4)    Geçmişte sol, bu sendromu aşmak için doğru ve sevindirici adımlar atmıştır. Dr.Hikmet Kıvılcımlı’nı islamiyete yönelik övgüye değer çalışmalarının yansırıa, 1961-71 TİP döneminde sosyalistler dine karşı oldukça saygılı bir tavır izlemiş, bunu sonucunda ,TİP üyesi imamlar ve müftüler dahi (Mehmet Emin Bozarslan, TİP Antalya İl Başkanı Ahmet Hoca)  ön plana çıkmıştır. 1973 sonrası sol, marksist teoriyi daha geniş çaplı “keşfetmenin” coşkusuyla daha “doktriner” kalmış, bir önceki dönemin hassasiyeti yitirilmiş; ya da ihmal edilebilir seviyede kalmışltır. Gene de kimi okullarda MHP’lilere karşı islamcı “Akıncı”larla (can güvenliği temelinde de olsa) yer yer işbirliği yapılmıştır. Bugün ise” islamiyet eşittir AKP, eşittir ABD gericiliği ve Yeşil Kuşak” şeklindeki zihin tembelliği ve miskinlik, maalesef alabildiğine yaygındır.

5)    “Müslüman anti-kapitalistler” tam da mevcut bu boşluğun bir ürünü, hem de bu boşluğu aşmanın bir fırsatı olarak karşımıza çıkmıştır. 1 Mayıs 2012’den bu yana da güzel işler yapmakta, “ABDestli Kapitaliszm”  ve “Nurjuvazi” gibi kapitalizmi eleştiren kitaplar yayınlamaktadır. Ancak “iyi tamam işte, o boşluğu bunlar dolduruyor” rehavetine kapılmanın anlamı yoktur; zira bu arkadaşlar, tüm iyi niyetlerine rağmen, konuşulan esas konu olan sınıf mücadelesi hakkında tutarlı, gelişkin ve sağlam bir teorik çerçeveye sahip olmaktan uzaktır. Bu çerçeveye sahip olma iddiasında olan biz sosyalistler bu konuda düzgün ve etkili bir politika geliştirmezsek, bu kesim, kendilerinin (maalesef) doğal çevresi olan diğer islami gruplarla olan ilişki ve polemik içinde aşınmak, erimek, ya da saptırılarak etkisizleştirilmek gibi bir kaderle karşı karşıya kalabilir.

O zamanyapılması gereken nedir ?

Yapılması gerekenleri iki düzeyde, pratik ve teori düzeyinde, karşılıklı ilişkileri içinde ele alalım.

Öncelikle, sosyalist hareketteki örgütlü kadrolar, kitle içinde çalışırken, sömürüye tepki duyan, ve sosyal adalet arayışı içinde olan müslüman emekçilerle diyaloga girmek için bilinçli çaba sarfetmelidir. Sosyalistlerin mücadelelerindeki temel konunun din değil, toplumun yeniden adaletli bir şekilde düzenlenmesi olduğu, sosyalistlerin dinle ya da dindarlarla değil, sömürü ve sömürücülerle çatıştığı, insanların dini inançlarının sosyalistlerin mücadelelerinde hiçbir şekilde yer ve önem sahibi olmadığı kendileriyle paylaşılmaldır. Bunu yanısıra, sosyalistlere eğilimi olsun ya da olmasın, sosyalistlerle tanışmaya ve fikir alışverişine açık olan islami gruplarla görüşmek ve tanışmak önemlidir. Anti-kapitalist müslümanlar başta olmak üzere, sosyalistlerle tanışmak ve karşılıklı fikir alışverişi yapmak isteyen tüm islami gruplarla ortak belirli sosyal konuları baz alarak ortak artışmalar yapmak, sosyalistlerin bu alandaki birikim, tecrübe ve ilişkilerini geliştirecektir.

Burada kaçınılmaz olarak teorik görevler gündeme gelmektedir. Bu tarzdaki ilişkilerde etkili ve kazançlı olabilmenin yolu, sosyalist kadroları islamiyetle ilgili konularda mücehhez kılabilmekten geçmektedir. Örneğin, Kürdistan’da görevlendirilen bir sosyalist kadronun Kürtçeyi ve Kürdistan tarihini öğrenmesi ne kadar gerekli ve normalse, islami kesim ve unsurlarla diyaloga geçen bir kadronun da Kuran’ı ve islamiyetin tarihini öğrenmesi o kadar elzemdir. Kuran’ı ve islamiyeti öğrenmekteki amaç “rol yapmak” değil, üzerinde çalıştığımız ve örgütlemeye çalıştığımız halkın en önemli kültürel unsurlarından ve malzemelerinden birini öğrenerek kitle içindeki iletişimimizi etkili kılmaktır. İslamiyet, her din gibi, kendi içinde çağın gerisinde kalmış ve geri sayılabilecek unsurların yanı sıra, çağdaş çelişkilere denk düşen, sosyal adalet, eşitlik ve özgürlükten yana olan unsurlar da içermektedir. Bunları öğrenen ve bilen bir sosyalist, emekçi kesim içinde oranı son yıllarda iyice yükselmiş olan islamiyet etkisi altındaki unsurlarla ilişki kurarken kendi söyleminde bu unsurlara referansta bulunabilir ve en kötümser durumda bile islamiyeti anti-komünizm için kullananlara karşı en azından zorlayıcı ve ezber bozucu bir işlev görebilir.

İslamiyet ve milliyetçilik, şu anda emperyalizmin ve sömürücü sınıfların işbirlikçisi olan siyasi kadrolar için bir “konfor alanı” durumundadır. Bu alçaklar, bu motifleri serbestçe ve fütursuzca kullanarak geniş kesimleri rahatça etkilemektedir ve onları bu alanda engelleyen hiç kimse yoktur. Karşılarında “tehlike” olması gereken biz sosyalistler ise Marx’dan, Lenin’den, Che’den, ve en iyi durumda Deniz Gezmiş’ten bahsederek bir direniş sergilemeye çalışmaktayız; ama bu daha baştan kaybedilmiş bir savaştır. Sırf bu motiflere dayanarak gelinebilecek en ileri noktaya Eylül 1980’de zaten varmıştık; ama bu da bilindiği gibi bizi yenilmekten ve darmadağın edilmekten kurtarmadı. Zira karşımızda ( o dönem en az bizim kadar güçlü, ve)  yukarda saydığımız motifler etrafında örgütlenmiş bir kesim vardı. Şimdi aynı tarz bir gelişmeyle başarıya yürümemizi beklemek beyhudedir. En pragmatik ifadeyle karşımızdakilerin büyümesini sağlayan alana ve zemine müdahale etmeden, oraya “çomak sokmadan”, anlamlı bir başarıyı umut etmek dahi anlamsızdır, imkansızdır. Öte yandan da, kendi halkının tarihsel ve kültürel değerleriyle kalıcı bağlar kuramamış bir devrimciliğin başarı şansı yoktur. İslamiyetin; yani Utah’da CIA parasıyla,ya da Körfez’de petro-dolarlarla sefa süren satılmışların aksine, milyonlarca emekçi tarafından ahlaki saflığın, temizliğin, dürüstlüğün ve adaletin mihenk taşı olarak görülen bir inancın; (ve keza yurtseverliğin),  bu namussuzların elinde bir iktidarı sürdürme aracı olarak kullanılıyor olmasını, tarih yalnızca ve yalnızca devrimcilerin hanesine bir beceriksizlik ve kabiliyetsizlik vakası olarak kaydedecektir. Kendimiz büyürken, karşı safları dağıtmadan; oraya müdahale etmeden, orayı sarsarak gerçek halkçı ve demokrat güçleri kristalize etmeden zafere ulaşmamız imkansızdır. Kısaca sosyalistler, güçlü bir müslüman ülkede devrimcilik yapmanın karmaşık ve zorlu görevlerini kavramak ve bunu gerektirdiği teorik yaratıcılığı ve pratik becerikliliği hayata geçirmek zorundadır.

(Altüst)


*

Çevrimdışı serender

  • *
  • 4812
  • Dosdoğru ol!
Ynt: "Müslüman Sol" Olur mu?
« Yanıtla #8 : 08 Ağustos 2012, 05:31:29 ÖÖ 05 »
Hımm, Yani Sosyalistler şimdiye kadar din ve Allah düşmanı olarak beceremedik şimdi zafer elde etmek için dinle barışalım diyorlar.....

Biri Allahlı, diğeri Allahsız.....Diyorum ki arada Allah kadar fark var!

Senin benim istememe bağlı değil!



'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8

*

Çevrimdışı FECR

  • *
  • 4698
  • Selam Hidayete Tabi Olana
    • FECR
Ynt: "Müslüman Sol" Olur mu?
« Yanıtla #9 : 08 Ağustos 2012, 10:00:26 ÖÖ 10 »
Sosyalistler de belki ara sıra namaz kılmaya ( Cuma namazı, Bayram namazı kılmaya )başlarlar, bizimkilerde onların yanında ara sıra ( ya da çoğunlukla) namazları terk ederek bir noktada mı buluşacaklar yoksa?.
Dikkat akibet bu yöne doğru gitmekte..........
Selam Hidayete Tabi Olanlara


http://kuranneslifecr.blogspot.com

*

Çevrimdışı Müslüman

  • ****
  • 511
  • Allah c.c kelamını kul kelamı ile eşitlemeyin.
Ynt: "Müslüman Sol" Olur mu?
« Yanıtla #10 : 08 Ağustos 2012, 10:53:47 ÖÖ 10 »
Ne kadar çok sözde Müslüman(!) İhsan Eliaçık'ın bu sol ya da marksist jargonuna sahiplendi yahu.

solculara "yaslanarak" iş yapan, das Kapital'le Kuran'ı karıştıran ya da harmanlayan ve güzel halay çeken adam.


*

Çevrimdışı Qani

  • ***
  • 496
Ynt: "Müslüman Sol" Olur mu?
« Yanıtla #11 : 08 Ağustos 2012, 04:50:00 ÖS 16 »
insan hem müslüman-hem sosyalist olamaz. teorik olarakta olamaz, pratik olarakta. Eliaçık'ın hatrına bile olamaz. yazılanların tamamını ve sanırım alakalı bir başlık daha var onuda okumadığım için detaylara giremiyorum. okuduğumda tartışmaya katılacağım...

Ynt: "Müslüman Sol" Olur mu?
« Yanıtla #12 : 08 Ağustos 2012, 05:13:10 ÖS 17 »
Ne kadar çok sözde Müslüman(!) İhsan Eliaçık'ın bu sol ya da marksist jargonuna sahiplendi yahu.

solculara "yaslanarak" iş yapan, das Kapital'le Kuran'ı karıştıran ya da harmanlayan ve güzel halay çeken adam.



Müslüman kardes,
ihsan hoca´yi elestirdigin halde ihsan eliacik´dan farkli bir söyleme sahip olmayan eren erdem´in yazisini asan da sensin bu ne lahana ne tursu yahu:))


slm.

*

Çevrimdışı Müslüman

  • ****
  • 511
  • Allah c.c kelamını kul kelamı ile eşitlemeyin.
Ynt: "Müslüman Sol" Olur mu?
« Yanıtla #13 : 08 Ağustos 2012, 05:21:47 ÖS 17 »
Ne kadar çok sözde Müslüman(!) İhsan Eliaçık'ın bu sol ya da marksist jargonuna sahiplendi yahu.

solculara "yaslanarak" iş yapan, das Kapital'le Kuran'ı karıştıran ya da harmanlayan ve güzel halay çeken adam.



Müslüman kardes,
ihsan hoca´yi elestirdigin halde ihsan eliacik´dan farkli bir söyleme sahip olmayan eren erdem´in yazisini asan da sensin bu ne lahana ne tursu yahu:))


slm.

İhsan Eliaçık'ın gerçekleri ayan eden bir yazısı elime geçsin onu da asarım merak etmeyin. Müstağnilik, hakkı sadece kendi katında görme, başkalarının sözlerine kulak tıkama ve ilimi tekele almacı zihniyetin ataları malum yahudilerdir.

hem ayıp değil mi oruçlu birine lahana ve turşudan bahsetmek yahu  :P

Ynt: "Müslüman Sol" Olur mu?
« Yanıtla #14 : 08 Ağustos 2012, 06:00:46 ÖS 18 »
Müslüman yazdi;"...İhsan Eliaçık'ın gerçekleri ayan eden bir yazısı elime geçsin onu da asarım merak etmeyin...."



ilginc...


eren erdem yazilarina ulasan nasil olur da ihsan eliacik´a  ulasamaz ? 


bu nasil bir jargon:))


slm.