iSLAM'I GERCEK MANASI İLE ANLAMAK

  • 0 Cevap
  • 1836 Görüntüleme

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı ISIK

  • **
  • 203
iSLAM'I GERCEK MANASI İLE ANLAMAK
« : 28 Ağustos 2007, 02:06:44 ÖÖ 02 »


İslâm, hem îman hem de ameldir. Allah Teâlâ bizlere hitap ederek şöyle buyuruyor:«Ey îman edenler! Yapmadığınız şeyi niçin söylersiniz? Yapmadığınız şeyi yaptık demeniz Allah katında büyük bir gazaba sebep olur.»

İşte Cenab-ı Hak vetekaddes hazretleri, yüce kitabını, hikmetlerle dolu anayasasını, sarsılmaz nizamını, insanlar için bir nur, bir hidâyet rehberi ve bir saadet yolu olan Kur'an-ı Kerîm'inin sûrelerinden birini bu iki âyeti celîle ile başlatıyor. Şüphesiz ki Kur'an, insanları cehalet zulmetinden aydınlığa
kavuşturan ve doğru yolu gösteren mukaddes bir kitaptır.
Allah Teâlâ Kur'an-ı Kerîm'i vasfederek şöyle buyuruyor :«Doğrusu size Allah'tan bir nûr ve apaçık bir kitap gelmiştir. Allah O'nunla rızasına uyanları selâmet yollarına eriştirir ve onları izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Onları dosdoğru bir yola iletir.»

Bir takım insanlar vardır ki, İslâm dillerinden düşmez, dinden bahis açıldığında müslümanlığı kimseye bırakmazlar... Gerçekte ise İslâm, bunların kalblerine sızmamış, ruhlarına ulaşmamıştır. Buna rağmen durmadan mü'min olduklarını iddia ederler; konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar. Aslında Allah bunların îmanını kabul etmemiş, iddialarını doğrulamamış ve kuru sözlerini reddetmiştir. Delil mi istiyorsun? İşte Allah'ın kelâmı:«Ey Muhammed Bedeviler îman ettik derler. De ki; iman etmediniz. Ama İslâm olduk deyin, iman henüz kalbinize yerleşmedi.»

Bu sıfatta olanlar, insanlar arasında münafıklar zümresini teşkil etmektedirler. Kur'an-ı Kerim pek çok âyeti celîlelerinde bu sınıftan olan İnsanları bir çok zikrediyor, bunları tenkid ediyor ve oan yakıeı azapla tehdit ediyor. Aslında mü'min olmayıp îmanlı olduğunu iddia etmek, münafıklık, yalancılık, ihanet, Allah'a ve Resulüne verilen ahdi bozmak, İslâm'ın hüküm ve emirlerinden bihaber olmak, kendini ve insanları aldatmaktan başka bir şey değildir. Aslında bunlar kendilerinden başka kimseyi aldatamazlar. Fakat bunu hissetmezler. Kur'an-ı Kerîm'de ve Hadis-i Şeriflerde bu gibi vasıflarla vasıflandırılan insanlar, İslâm olduğunu iddia eden. kendini müslümanlardan biri sayan ve müslümanlar derecesinde olduğunu sanan, sözüyle ameli çelişik olan kimselerdir. Bu gibi insanları bizlere tanıtan yüce Mevlâmız, Kur'an-ı Kerîm'inde şöyle buyuruyor:

«Doğrusu münafıklar cehennemin en alt tabakasındadırlar. Onlara hiçbir yardımcı bulamayacaksın.»
Bunun içindir ki. önceki müslümanlar —Allah onlardan razı olsun— İslâm'ı bir takım yaldızlı kelimeler, kaypak sözler, felsefî fikirler, ilmî tarif ve ıstılahlar olarak değil, inanç olarak kabul etmişler, kalblerine yerleştirmişlerdi; nefislerine hâkim kılmışlardı. Böylece İslâm, onları inançlarının gayesini gerçekleştirmeye ve emirlerini yapmaya sevkediyordu.Sen duymadın mı? Ki, bir adam Resulullah (s.a.v.)'e geldi, İslâm'a girmek için bîat etti. Akabinde seferberlik ilânını işitince kılıcını takındı, inancının düşmanına karşı savaşa girişti ve şehid oldu.

Peygamber efendimiz (s.a.v.) bu adamın cennetlik olduğunu haber verdi. Şimdi, hemen îman eder etmez inancı uğrunda canını feda eden bu kişiyi, acaba buna iten sebep ne idi? Kalbinin içine kadar işleyen, aklına ve fikrine hâkim olan inancından başka ne olabilirdi ki!.. Öyle ki bu kişi itikadını canından ve kanından daha fazla sevmişti. Onun için her şey inançtı. Başkası yalandı.

Bu hususta sözü uzatmak istemiyorum. Güvenilir siyer kitapları, buna benzer mevzuları uzunca beyan etmektedir. Hakikî tarihin safhaları bu gibi kıssaların misk-ü amber gibi kokan vakıalarını anlatmaktadır. Bu hususta sana diyeceğim sadece şudur:Selef-i Salihînin İslâm'ı anlayışı sarsılmaz sağlam bir inanca dayanmakta idi. Bunların inancına bâtıl sokulamaz. şek ve şüpheler yol bulamazdı. Bunların inançları beden ve ruhlarının her parçasına kadar sızmış.. damarlarında hareket eden kanlar gibi vücudlarına cereyan etmişti. Ve bunları doğru ve sağlam işleri yapmaya itmişti. İnançlarının kuvvetliliği bunların gizli hallerini aşikâr halleri gibi yapmış, aşikâr hallerini gizli hallerinden farksız kılmıştı. Öyle ki, yaşadığı günün, ömrünün son günü olduğunu bilse bile her gün yaptığından fazla bir şey yapmazdı...Eğer bunlardan birine lügat bilgisini, fikir yürütmeyi, meselelerin inceliklerine dalmayı, çeşitli dini meseleler hakkında fetva vermelerini isteseydin pek azlarının sana cevap verdiğini görürdün.

Bu selef-i salihînin —hâşâ— kısa görüşlülüğünden doğmamaktadır. Çünkü onlar, Allah'ın dinini en iyi anlayan zatlardır. Selef-i salihînin bu ölçülü davranışı onların,işin cevherine yönelmelerinden, kabukları bırakıp özü hedef almalarından doğmuştu. Boş lafları bırakıp bizzat çalışıp yapmaya girişmelerinden meydana gelmişti. Çünkü onlar Allah Teâlâ'nın şu emrini çok iyi anlamışlardı:«Ey Muhammed de ki: Çalışın, yakında Allah, Peygamberi ve mü'minler yaptıklarınızı görecektir. Hepiniz görülmeyeni ve görüleni bilen Allah'a döndürüleceksiniz. O size işlediklerinizi bildirecektir.»

Sonra bu zevat-ı kiramın arkasından bir takım insanlar geldi ki, dinlerini, inançlarına ters düşen bir takım kuru sözler haline getirdiler. Yaptıkları işler kalblerinde taşıdıkları akidelerini yalancı çıkardı. Bunların inançları gırtlak kemiklerinden aşağıya geçemez oldu.-Evet, bunlar Kur'an'ı okurlar ama kalbleri bundan habersizdir. Allah'ın hükümlerini yâdederler ama onları bizzat yaşamaktan ve tatbik etmekten çok uzaktırlar. Bu gibi insanların İslâm'dan payları sadece İslâm'a yamanmak ve kendilerini müslüman göstermektir.

İşte, nizam ve düzenimizin başıbozuk olmasının sebebi ve düşüncelerimizin tutarsız, görüşlerimizin çelişik olmasının asıl nedeni budur. İnsanlar bu gerçeği anlamaya başladıkları takdirde, tekrar hakka ve Allah'a dönme yollarını ortaya çıkacaktır. Hayırlı bir başlangıç başlayacaktır...

Mademki bu iş böyledir; öyleyse ey müslüman kardeşlerim! Gelin, İslâm'ın özünü anlayalım. Yaptıklarımızı O'nun şaşmayan adaletli terazisiyle tartalım. Yaşama şeklimizi, İslâm'ın bizden istediği şekle sokalım. Aramızda Allah'ın kitabını ve Resulullah'ın sünnetini diriltelim ve rehber edinelim. Bunlara sarılanlar ve bunların ışığında yürüyenler, asla doğru yoldan sapmazlar, aziz kardeşlerim.

Bu kıyaslama neticesinde İslâm'a tam uyduğumuzu görürsek Allah'a hamdü senalar edelim.Yoksa, şu iki yoldan birini tutalım:Ya dinimizin yüce hükümlerine dönelim ki, Allah da bu halimizi düzeltsin, bizleri aydınlığa çıkarsın; yahut, bu dinden olduğumuzu yalan yere iddia etmeyelim, günahlarımızla ona leke sürmeye çalışmayalım. Tâ ki; bu dinin yüceliğine zarar gelmesin, devamlı muzaffer kalsın. Allah Teâlâ bu dine yardım etmek için bize benzemeyen başka bir kavim getirsin.

Hasan el BENNA
Ucmus bu ucmus diyenleri duymuyorum,
ben ruhum uyumuyorum