Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Gönül Muhabbet ister... / Ynt: Ramazan Bayramı 2020
« Son İleti Gönderen: kutbay 25 Mayıs 2020, 07:29:35 ÖÖ 07 »
İyi Bayramlar...
2
Gönül Muhabbet ister... / Ynt: Ramazan Bayramı 2020
« Son İleti Gönderen: maxpayna 24 Mayıs 2020, 04:39:34 ÖS 16 »


Foto accık büyük olmuş affola.
İnstagram için ayrı Facebook için ayrı uğraşıp duruyorum,
buraya da böyle nasip oldu. Benlik değil yani
:-) idp09 t2615 halo
3
Gönül Muhabbet ister... / Ramazan Bayramı 2020
« Son İleti Gönderen: maxpayna 24 Mayıs 2020, 04:38:12 ÖS 16 »





Güzel dostlar hepinizin bayramı mübarek olsun.
Allah ibadetlerinizi ve dualarınızı kabul eylesin inşallah.

4
Serbest Kürsü / İBLİSİN/ŞEYTANIN VESVESE VERME KONUSUNU, NASIL ANLAMALIYIZ?
« Son İleti Gönderen: halukgta 23 Mayıs 2020, 10:21:20 ÖÖ 10 »
Bu makalemde, sizlerin üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim konu, İblisin/şeytanın bizlere nasıl ve hangi konularda vesvese vereceği ve bizler bu durumlarda neler yapmamız gerekir, şeytanın bizlerin üzerindeki etkisi nedir, onu Allah ın rehberinden birlikte anlamaya çalışalım. Sizlerinde bildiği gibi, şeytan ve Âdem arasındaki konuşmaların ve şeytanın Hz. Âdem e vesvese vermesi, yani bu konuyla ilgili ayetleri okuduğunuzda anlayacaksınız, Âdem ve eşini aldatmaya çalıştığı bir olaydan bahseder Kur’an. Bunun sonucunda da Allah ın şeytanı cennetten kovması ve biz insanları aldatarak yoldan saptıracağından, onları boş kuruntulara sokacağından, Allah a karşı görevlerini yerine getirmemesi için uğraşacağından bahsedilir. Peki, şeytan bizlerin üzerinde ne kadar etkili.  Gelin önce ona bakalım. Çünkü bizlerin gücünün üstünde bir güçle bizlere zarar verebiliyorsa, bu durumda bu dünyada imtihandan söz edemeyiz.

Sebe 20–21: Andolsun İblis, onlar hakkındaki tahminini doğruya çıkardı. İnanan bir grubun dışında hepsi ona uydular. OYSA ŞEYTANIN ONLARA KARŞI HİÇBİR GÜCÜ YOKTU. Ancak âhirete inananlarla, ondan şüphe içerisinde olanları böylece biz biliriz. Rabbin her şeyi gözetip koruyandır. (Bayrakta Bayraklı)

Ali İmran 175: İşte o şeytan, ANCAK KENDİ DOSTLARINI KORKUTUR. Şu halde, eğer iman etmiş kimseler iseniz ONLARDAN KORKMAYIN, BENDEN KORKUN. (Diyanet vakfı meali)

Bu iki ayet açıkça bizlere gösteriyor ki,  şeytanın/İblis in bizlerin kararı, iradesi dışında bizlere hiçbir şey yapamayacağı çok açık. Ama imtihanımızda çok önemli bir yeri olduğunu lütfen unutmayalım. Peki, bu durumda şeytan bizlere hangi konularda ve kimlere vesvese veriyor aldatıyor, yanlış yapmasını sağlıyor. Burası çok önemli. Aslında yukarıdaki ayette bu sorumuza cevap veriyor ve İnanan Allah ın hükümlerini hayatına geçiren, batıl ve hurafeden uzak yaşayan bir gurubun dışında, diğer toplumlar şeytana uydu diyor. Allah açıklama yapıyor ve diyor ki, HÂLBUKİ O YOLDAN SAPAN ŞEYTANIN YOLUNU İZLEYENLERİN ÜZERİNDE ŞEYTANIN ZORLA YAPTIRIM GÜCÜ YOKTU, diye de konuya açıklık getiriyor.

Şöyle bir soru sorabilirsiniz, Hz. Âdem ve eşi şeytan ile direk konuşmuş ve onun sözlerine kanmış ve yanlış yaptıklarını anlamışlardı. Ama bizler şeytanla direk muhatap olmuyoruz, bu durumda bizleri şeytanın aldattığını nereden bileceğiz? Bizlerin bu dünyada, imtihan olduğumuzu söyler Allah. İmtihanımızda da kendi kararlarımızı etkileyen, bizim dışımızda hiçbir şey yoktur. Ama kararlarımızı etkileyen etkenler, duygusal dürtüler, nefsimizin arzu ve istekleri kararlarımızı büyük oranda etkiler. Her insanın içinde,  İYİLİK VE KÖTÜLÜK DUYGULARI, yan yana bulunur. ONLARIN SEÇİMİNİ BİZLER YAPARIZ. Kötülüğü harekete geçiren genellikle nefsimiz, duygularımızdır, arzu ve isteklerimizdir. Eğer duygularımızın esiri isek, hiç düşünmeden, aklımızı kullanmadan arzu ve isteklerimiz yönünde hareket ederiz. Buda bizleri yanlışa, Allah ın istemediği yola götürür. Onun içindir ki Allah, ayetleri üzerinde bile bizlerin düşünmesini, aklımızı kullanmasını ister. DÜŞÜNEN VE AKLINI KULLANAN HİÇ KİMSE, ASLA ŞEYTANIN ESİRİ OLAMAZ. Çünkü şeytan duygulara hitap ederek, kötüyü iyi gibi gösterir ve onu yapmakta sakınca görmeyiz. Şeytan yalnız görünmez duygu ve dürtüler vermez. KENDİSİNE ARAMIZDAN İNSANLAR ARASINDA ADETA ELÇİLER YAPARAK, ONLARIN YALAN VE İFTİRALARI İLE İNSANLARIN KANDIRILMASINI VE ALDATILMASINI SAĞLAR. ONUN İÇİN ALLAH, BENDE BAŞKA VELİLER EDİNİP, ARDI SIRA SAKIN GİTMEYİN DİYE UYARMIŞTIR.  Bizlerde bu yanlışı fark edemeyiz, çünkü bu yanlış yoldan saptıran düşüncenin, şeytanın düşüncesi olduğunu anlayamayız. Allah ın yolundan saparak, batılı ve hurafeyi din edinenlere, bakın Allah ne yaparız diyor.

Zuhruf 36: KİM, RAHMAN’IN ZİKRİ’Nİ GÖRMEZLİKTEN GELİRSE, BİZ ONUN BAŞINA BİR ŞEYTAN SARARIZ. Artık o, onun ayrılmaz dostudur. (Diyanet meali)

Sanırım bu uyarıyı bizler göz ardı ettik ve Allah ın zikri Kur’an da yüzlerce ayetini görmezden gelerek, batılı ve hurafeyi din edinerek, kendi ellerimizle şeytanı ve şeytanlaşmış insanları yanı başımızda bulduk. Ama onları, Allah ın zikrinden uzaklaştığımız için, ne yazık ki fark edemiyoruz. HATTA GÖNÜL DOSTU SANIYORUZ, ALLAH DOSTU İLAN EDEBİLİYORUZ. Şeytanın adını andığımızda korkuyoruz, irkiliyoruz, ama Allah ın adını andığımızda ise çok ilginçtir hiç korkmuyoruz. Hâlbuki Allah korkacağınız ve çekineceğiniz yalnız benim, demiyor muydu? Bizler görünmez şeytandan değil, yanı başımızdaki içimizden olan, ŞEYTANLAŞMIŞ İNSANLARIN VESVESESİNDEN, YALAN VE YANLIŞ DÜRTÜLERİNDEN KORKALIM. Çünkü İblis artık görevini, o kadar güzel yapıyor ve kendisine yardımcı o kadar çok insanı şeytanlaştırmış ki, kendisi sanırım tatile çıkmış olsa gerek. Çünkü bu insanlar varken, bana gerek yok demiş olması büyük ihtimaldir. Allah ın doğru yolunda giden Müslüman, Allah dan yardım istediğinde, şeytanın asla bizlere hiçbir şey yapamayacağını lütfen unutmayalım.

Müminun 97–98: De ki: “EY RABBİM! ŞEYTANLARIN VESVESELERİNDEN SANA SIĞINIRIM.” “Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım.” (Diyanet meali)

Fussilet 36: Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, HEMEN ALLAH’A SIĞIN. Çünkü O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. (Diyanet meali)

Nas 4–5–6: “İnsanlara kötü şeyler fısıldayan o sinsi vesvesecinin şerrinden ki o, insanların sinesine vesvese düşürür. CİNLERDEN VE İNSANLARDAN OLUŞUR.” (Bayraktar Bayraklı)

Bu üç ayetten şunu anlıyoruz. İçimizden geçen kötü düşüncelerin, dürtülerin şeytanın vesvesesi olabileceği düşüncesi ile Allah ı hatırlamamızı ve ona sığınarak, bu yanlış düşünceden vazgeçmemizi, Allah dan yardım istememiz örneği veriliyor. Nas suresinde de aslında dikkatimizi çeken o uyarıyı yaparak, BİZLERİ YANILTAN VESVESE VEREN, ALDATANLARIN, CİNLERİN İÇİNDEKİ İBLİSTEN/ŞEYTANDAN VE İNSANLARDAN OLUŞTUĞUNU BİLDİRİYOR. Yani bizler asıl görünmez şeytandan değil, görünen şeytanlaşmış insanlardan korumalıyız kendimizi. Çünkü şeytan ve şeytanlaşmış insanlar, bizleri Allah ı anmaktan ve batıl ve sanıdan uzak, Kur’an ın çizdiği yoldan bizleri uzaklaştırdığından bahsediyor.

Furkan 29: "Zikir/Kur'an bana geldikten sonra, o saptırdı beni ondan. ŞEYTAN, İNSAN İÇİN BİR REZİL EDİCİDİR. (Yaşar Nuri meali)

Aslında bu ayeti, Allah ın bu uyarısını lütfen doğru anlayalım, daha önce yapılan yanlışları bizlerde yapmayalım. Allah ın zikri, vahyi geldikten sonra, topluma çeşitli rivayet, sanı bilgiler ortaya atıp, bunlarda Allah katındandır diyerek, toplumun Allah ın vahyini görmezden gelmesi sağlanıyor.  Hatta günümüzde yapıldığı gibi,  YALNIZ KUR’AN İLE İSLAM YAŞANMAZ, KUR’AN ÖZET BİLGİ VERİR, DETAY VERMEZ, AÇIKLAMAZ KUR’AN I HERKES ANLAYAMAZ DEMİYOR MUYUZ?  PEYGAMBERİMİZİN RİVAYET HADİSLERİ VE DİNDE KOYDUĞU HÜKÜMLERİ OLMASAYDI, KUR’AN KAPALI KALIRDI DİYENLERE İNANIYORSAK, KUR’AN I TERK ETMİŞİZ DEMEKTİR. BUDA ŞEYTANIN VE ŞEYTANLAŞMIŞ İNSANLARIN VESVESESİNDEN KURUNTU VE SANI BİLGİLERİNDEN BAŞKA NE OLABİLİR?

Değerli kardeşlerim VESVESE, KÖTÜ TELKİNDE BULUNMA, DOĞRU OLMAYAN KAFA KARIŞTIRAN SÖZLER, KAFAMIZDA KUŞKULAR UYANDIRACAK BİLGİLER, ZARARLI KÖTÜ DUYGU VE DÜŞÜNCELER ANLAMINDADIR. Bizler gözlerimizle göremediğimiz ama bizleri şüpheye düşürecek duyguları vermeye çalışan şeytandan korkmayalım. Çünkü onun vereceği vesveseyi, bizler Allah ın verdiği aklımızla, ZİKİRLE yok ederiz, kafamızdan sileriz. Ama yanı başımızdaki şeytanlaşmış insanlardan korunmak, göremediğimiz şeytandan korunmaktan çok daha zor. Bunlardan korunabilmek için batıl, rivayet ve sanıdan uzak, elimizdeki Kur’an a sarılalım, onu anlayarak, düşünerek okuyalım ve hayatımıza geçirelim. BİZLERİ ALLAH İLE ALDATMALARINA İZİN VERMEYELİM.

Kur'an ı anlamını bilmeden, bir makamla okuyarak, güzel okuma yarışmaları ile vakit kaybetmeyelim. KUR’AN ŞİİR DEĞİLDİR, NESİR BİLGİ, İLİM KİTABIDIR. Onun içindir ki Allah, ayetleri önce anlayarak okumamızı, daha sonrada aklımızı kullanarak, üzerinde düşünmemizi emrediyor. DÜŞÜNEN, AKLINI KULLANAN ASLA ŞEYTANIN VE ŞEYTANLAŞMIŞ İNSANLARIN ETKİSİNDE KALMAZ. ONLARIN VESVESESİ, ALLAH IN ZİKRİNDEN/KUR’AN DAN SAPMAYANLAR ÜZERİNDE HİÇ BİR ETKİSİ OLMADIĞINI, YÜCE RABBİMİZ AÇIKÇA BİLDİRİYOR.

ŞEYTANDAN VE ŞEYTANLAŞMIŞ İNSANLARDAN DEĞİL, KUR’AN DAN ALLAH IN ZİKRİNDEN, ONUN DOĞRU YOLUNDAN, SAPMAKTAN KORKALIM.

Yunus 100: Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez. ALLAH, AZABI AKILLARINI (GÜZELCE) KULLANMAYANLARA VERİR. (Diyanet meali)

AND OLSUN, SİZE ÖYLE BİR KİTAP İNDİRDİK Kİ, BÜTÜN ŞAN VE ŞEREFİNİZ ONDADIR. HÂLÂ AKILLANMAYACAK MISINIZ? (Enbiya 10)

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://twitter.com/KURANA_DAVET
http://www.hakyolkuran.com/
https://www.facebook.com/Kuranadavet1/
https://hakyolkuran1.blogspot.com/
5
Hikaye - Öykü / Gece Yürüyüşünde Bir Çocuk..
« Son İleti Gönderen: Maveraî 17 Mayıs 2020, 07:14:23 ÖS 19 »

Sustuğun zaman, içinin şiirini duymak mıdır konuşma?
Şiir nedir? İç sesine kulak verip, haykırışlarını duymak ve dinlemek mi...
Sustum, dünyada kullanılan tüm sözcükleri unutmuşcasına..
Kulak verip dinliyorum içsel seremonimi ve seyrediyorum kağıda aksini..

Bir çocuk geçiyor dere kenarından; eteği kâh toprağa sürünüyor, kâh suya..
Çamura dönüşüyor böylece, bütün bir yolu..!! Yol kirli, yoldaki herkes kirli..!!

Kirler ile büyüdü çocuk..., toprağın rengini tanıdı; çıktığı ve döneceği rahmi..
Gece oldu, siyahı gördü ve kirliliği bildi..!! Temizliği ve beyazı aradı durdu...
Biraz iyilik, bir iyi kişi yetecekti belki, gökyüzünü mavi görmesi için..!!

Göğe bakarken beyazlığın peşinden koşarken düştü, ayağı taşlara takılıp..!!
İncindi; kanadı her yeri, kırmızıyla tanıştı..
Ateş düştü böğrüne ve hep onunla yol aldı, sönmedi hiç harı!...

Suya eğildi, çamurdan arınmak ve ateşi söndürmek için.
İçinde gözlerini gördü, bir balığın ağzında kepenk kapadı gözleri..
Tüm manzaralara, görülen ve yaşanan görebileceği ve yaşayabileceğini sandığı bütün güzelliklere..!!

Hiçbir yere aidiyeti olmayan, yersiz yurtsuz; herkesin ve hiç kimsenin hiçbir şeyi, hiçbir şeyin her şeyi..
Bulmalıydı yolunu, yok iken hiçbir yolu..!! Duyabiliyordu; bir kuş kafilesinin sesiyle fark etmişti bunu..
"Neyse ki" dedi; takip edersem bulurum belki, körler diyarının tılsımlı bahçesini..!
Ve bahçe sahibinden alabilirim o zaman yitiğimi...

Yavaş yavaş kuşlar da sustu, haince bir iş birliği ile şavkımıyorlardı artık!..!
Suyun akışına bıraktı kendisini, bir senfoni duydu sonra; "umut, umut" diye şırıldıyor gibiydi..
Neydi ki umut, nasıl bir şeydi; gidilebilir varılabilir bir yer miydi, arasa bulabilir miydi...
Yoksa kendisine yardım edebilecek biri miydi, öyleyse o kimdi?... Kafasından yığınla cevapsız soru geçti..

"Umut, umut!" diye seslendi; seslenişi nidaya ve haykırışa, sonra tesbihe döndü..
Yoruldu, yılgın ve bitap düştü; olduğu yere yığıldı..!!
"Belki bahçe sahibi duymuştur beni ve gelir bulur, verir yitiğimi" oldu son sözleri...
Sonsuz bir uykuya yumarken gözlerini!..!


~E.K-A~
7
Serbest Kürsü / nasıl erdoğancı olduğumun hikayesi !!!
« Son İleti Gönderen: maxpayna 12 Mayıs 2020, 01:42:47 ÖS 13 »

nasıl erdoğancı olduğumun hikayesi

anlatayım...

yedi yaşında ilkokula başladım. öğretmenimiz gerçek bir erdoğancıydı. erdoğancı eğitim sistemi tarafından yetiştirilmiş son derece ilerici ve aydınlık bir öğretmen. ilkokul kitaplarımızın kapağında erdoğan'ın resimleri vardı. matematik kitabında bile.

sınıfımızın da her tarafında erdoğan'ın resimleri ve muhakkak bir erdoğan köşesi vardı. erdoğan'ın hayatını anlatan bir de dersimiz. erdoğan'ın çocukken amcasının tarlasında karga kovalamasına kadar öğrettiler bize. sabahları okula gelince ilk iş sıraya dizilip, erdoğan'ın yolundan yürüyeceğimize dair and içtik. en çok bağıran, öğretmenlerin gözdesi olurdu. tabi bunu okulun bahçesindeki erdoğan heykelinin hemen yanında yapıyorduk. ne mutlu bize ki kafamızı çevirip de erdoğan'a dair iz görmediğimiz tek bir santimetrekare yoktu. her baktığımız yerde onu görmemiz sağlanıyordu hür ve bağımsız erdoğancı öğretmenlerimiz tarafından.

erdoğan'a olan sevgimiz ilkokuldan itibaren katlanarak artıyordu. milli bayramlarda en güzel erdoğan şiirlerini ezberledik. erdoğan'ın vesayetçileri nasıl kovduğunu, vesayetçilerin nasıl vatan hainleri olduğunu anlatan şiirler, şarkılar. erdoğan'ın çocuk sevgisi, ağaç sevgisi, spor sevgisi, at sevgisi, halter sevgisi, rakı sevgisi, (pardon rakı sevgisi yok karıştırdım.) içimiz erdoğan'la dolup taşıyordu. okulumuzun adı da tabiiki "recep tayyip erdoğan ilkokulu"ydu.

ilkokul bitince recep tayyip erdoğan ortaokulu'na başladım. ama bunu "tayyip mahallesi"ndeki aynı isimli okulla karıştırmayın, bu "recep mahallesi"ndeki "recep tayyip erdoğan ortaokulu". ortaokulda erdoğancılık ve erdoğan'ın ilke ve inkilapları dersimiz vardı. yine kitapların ilk sayfalarında erdoğan resimleri, içerikte hoşgörüsü, ileri görüşlülüğü. (mesela biliyor musunuz salgın sürecinde çin'den gelen sağlık malzemelerinin parasını erdoğan ta o zaman ödemiş.) başka kim olacak ki, başka türk kahramını mı vardı? buradaki öğretmenlerimiz de hep erdoğancıydı. sokağımız da kusursuz dizayn edilmişti. her yüz metrede ya bir erdoğan heykeli, ya da bir erdoğan büstü vardı. yani bir erdoğan heykeli gözden kaybolmadan diğer erdoğan heykelinin menziline giriyorduk, böylece hiç erdoğansız kalmıyorduk. gözü hep üstümüzdeydi, bizi sürekli izliyordu. şiirler, şarkılar erdoğan çocuk korosu, erdoğan satranç takımı , erdoğan düşünce klübü... erdoğancılık basamaklarını hızla tırmanıyordum.10. yıl dombrasıyla da ortaokulda tanıştım. hani biz erdoğancıların yerli yersiz her yerde söylediğimiz marş. otoyollarla ördük ana yurdu dört baştan...

orta okul bitince recep tayyip erdoğan lise'sine başladım. maalesef "recep tayyip erdoğan anadolu lisesi"ne puanım yetmemişti. ben kendimi gerçek bir erdoğancı oldum sanarken aslında erdoğancılığın daha yeni başladığını farkettim. "erdoğan'ın gençliğe hitabesi"ni ezberledik, bizim yerimize yazılmış "gençliğin erdoğan'a cevabı" bile vardı lisede. düşünsenize bizim vereceğimiz cevabı bile düşünüp ezberletmişlerdi bize. bizim vereceğimiz cevabı tabiiki bizden daha iyi biliyorlardı. erdoğan'ın yaptığı sınır ötesi operasyonları, ülke içindeki erdoğan rejimi muhalifleri ile haklı mücadelesini okuduk, sonunda hepsini perişan ettiğini keyifle öğrendik. hepsi özgürlük isteyen vatan hainleri imiş meğer.

milli bayramlarda üzerinde erdoğan'ın "asker kepi takmış resmi"nin olduğu bayraklarımızla şehir meydanındaki en büyük erdoğan heykelinin önüne gidip, erdoğan'ı öven konuşmaları dinleyip her gün biraz daha erdoğancı olduk. her yaş grubu için bir erdoğan resmi bayramı vardı, bütün detayları düşünmüştü bizi erdoğancı olarak yetiştirmek isteyen cumhurbaşkanımız. ince ince planlamış ve uygulamıştı. erdoğan vatan demekti, millet demekti, özgürlük demekti, erdoğan'ı sevmemek vatana ihaneti. hatta "erdoğan sıradan birisidir" diyen bir çocuğu diğer erdoğancı arkadaşlarla birlikte bir güzel dövmüştük. yobaz köpek. kimbilir evde anası babası erdoğan karşıtı ne zehirli fikirlerle büyütmüştü örümcek beyinliyi.

lise bitince recep tayyip erdoğan üniversitesi'ni kazandım. devlet, henüz yeterince erdoğancı olmadığımıza kanaat getirmiş olacak ki, burada da erdoğancılık dersi koymuştu. artık zaman zaman kusma hissi gelse de, ağzıma geleni yutup devam ediyordum. burada erdoğancı olmayan pek çok vatan haini ile tanıştım. adamlar resmen erdoğancılık dışında da fikirler olabileceğini savunuyorlardı. neymiş ülkede bir milyona yakın erdoğan heykeli olması garip değil miymiş? gerizekalılara bakar mısınız, bir milyon erdoğan heykeline garip diyor. sanki dünyadaki diğer devletlerin sistemlerinin kurucu liderlerinin birer milyon tane heykeli yok kendi ülkelerinde. cahiller işte.

işte şimdi, ekşi sözlükteyim. erdoğancı arkadaşlarla birlikte erdoğan düşmanlarını linç ediyoruz. insan nasıl erdoğan'ın ülkesinde yaşayıp erdoğancı olmaz kafam almıyor. 2020 yılında erdoğan'ı sorguluyorlar, inanabiliyor musunuz? erdoğan'ı sorgulamak. söylerken bile tüylerim diken diken oluyor. resmen beyinleri yıkanmış heriflerin.


edit: formata uymayan entry girdiğim için entryi yazdıktan üç dakika sonra çaylak yapıldım. resmen chp'li moderatör beni rejim polisi gibi takip ediyormuş. bu entrynin hemen altındaki chp'li yazarın formata uymayan entrysi chp'nin ve atatürkçülerin adalet ve ahlak anlayışlarının nişanesi gibi günlerdir orada duruyor. bizi susturabileceklerini sanıyorlar. chp'li moderatöre buradan sesleniyorum. eğer sen bunu yapmasaydın verdiğim mesaj eksik kalacaktı. sen varlığınla dünyaya faydasız olmakla birlikte belkide benim mesajıma canlı bir örnek olarak, hayatında ilk defa bir işe yaradın. buradan teşekkürlerimi iletiyorum. yarın adalet size de lazım olduğunda gözlerinizin içine bakarak, engelle tuşuna basacağız.

edit2: belki ekşisözlük beni susturdu ama twitterda yazının binlerce kez paylaşılmasını engelleyemedi. bu yüzyıllık baskıcı zihniyetten çok yakında sonsuza kadar kurtulacağız, tepenin ardı menzil...


KAYNAK
8
Gönül Muhabbet ister... / Ynt: Şu An da Ne Dinliyor sunuz?...
« Son İleti Gönderen: kutbay 09 Mayıs 2020, 10:12:49 ÖS 22 »
10
Yalnız Kur’an ile İslam yaşanmaz, Kur’an ı açıklayan anlaşılır hale getiren Allah ın elçisidir diyerek, ayetlerin anlamları ile oynayan ve rivayetleri dinin asli unsu yapmaya çalışanlar, özellikle NAHL SURESİ 44 VE 64. AYETLERİ örnek gösterip, bakın bu ayette Allah ın Resulüne, Kur’an ı açıklamak görevi verilmiştir. Demek ki Kur’an açık ve anlaşılır değildir, mutlaka Peygamberimizin hadislerine ihtiyacımız vardır, diyerek kendi inançlarına delil yaratma çabasında oluyorlar. Önce ayeti farklı meallerden yazalım, daha sonra Kur’an bütünlüğünde bu konuyu, birlikte anlamaya çalışalım.

Nahl 44: (O peygamberleri) APAÇIK BELGELER VE KİTAPLARLA GÖNDERDİK. İnsanlara, kendilerine İNDİRİLENİ AÇIKLAMAN ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur’an’ı indirdik. (Diyanet meali)

Nahl 44: Onları mucizelerle ve hikmet dolu sayfalarla gönderdik. O ZİKRİ (KİTABI) SANA DA İNDİRDİK Kİ KENDİLERİNE GÖNDERİLENİN NE OLDUĞUNU O İNSANLARA AÇIK AÇIK ANLATASIN, belki düşünürler. (Süleymaniye vakfı)

Nahl 44: [Onlar size, kendilerini] apaçık delillerle ve hikmet dolu ilahî kitaplarla  [desteklediğimiz peygamberlerin ölümlü adamlardan başka kimseler olmadığını söyleyeceklerdir]. Ve biz sana da bu uyarıcı kitabı indirdik ki, insanlara, BAŞINDAN BERİ İNDİRİLEGELEN MESAJIN ASLINI OLANCA AÇIKLIĞIYLA ULAŞTIRASIN ve onlar da böylece belki düşünürler. (Muhammed Esed)

Nahl 64: Sana bu kitabı indirmemiz de ancak şunun içindir ki onlara hakkında IHTİLÂF ETTİKLERİ ŞEY'İ BEYAN EDESİN ve iyman edeceklere bir hidayet, bir rahmet olsun. (Elmalı meali)
Kur’an ı dikkatle ve düşünerek okuyanların, Kur’an ın birçok ayetinde anlayabilmeniz ve hiç kimseye muhtaç olmayasınız diye, ayetlerimizi nice örneklerle açıkladık, izah ettik ki üzerinde düşünesiniz diyordu. Ayetin sonunda, iman edenlerin düşünmesini istiyor Allah. Nahl 64. ayette de, ayetlerin indirilme nedenini açıklıyor ve aralarındaki tartıştığı, ihtilaf içinde olduğu konular hakkında, onlara Kur’an ile beyanda bulunasın, yani açıklığa kavuşturasın diyor. Açık olmayan, anlaşılmayan bir ayet üzerinde, nasıl düşünürüz ve ihtilaf ettiğimiz konu hakkında açıklık getirir. Şöyle söyleyenler olabilir. Allah ın Resulü açıklıyor ya, açıklanmış ayet üzerinde düşüneceksiniz denebilir. Bugün Allah ın elçisi aramızda yok. Açıklanmamış Kur’an mı elimizde bu durumda? Hani Kur’an ın eşi benzeri yoktu? Hani hadi bir benzerini getirin bakalım diye meydan okuyordu Allah bizlere. Bu durumda açıklanmamış, izah edilmemiş olduğunu ve anlaşılması için beşeri bilgilere muhtaç olduğunu nasıl söyleriz. Hani Allah bizleri Kur’an dan hesaba çekecekti?  Madem ayetler açık ve anlaşılır değil, Allah ın elçisi açıkladı. Neden ayetleri kayda alırken, açık ve anlaşılır yazdırmadı?

ALLAH NEDEN AÇIKLANMAMIŞ BİR KİTAP GÖNDERSİN, DAHA SONRADA BİZLERİ SORUMLU TUTSUN, BUNUDA MI DÜŞÜNEMİYORUZ. BİZLERİN KAFASINDA, NASIL BİR ALLAH VE ADALETİ ANLAYIŞIMIZ VAR, DOĞRUSU ANLAYAMIYORUM. Bakın nasıl mantıksız sorular geliyor akla. Allah sakın emin olmadığınız bilgilerin ardına düşmeyin hesabını sorarım, Kur’an ın ipine sarılın diyordu. Bu durumda bizler doğruluğundan emin olamayacağımız, rivayet bilgilerle mi Kur’an ı anlayacağız? Hatırlatırım Allah Kur’an ı ben koruyorum diyor, rivayet hadisleri/sözleri değil.  İşin ilginci her mezhebin doğru kabul ettiği hadislerde çok farklı. Aslında zerre kadar düşünen, gerçekleri ve bizlere kurulan tuzağı fark edecektir.

 Kıyame 19. ayetinde Allah, Kur’an ın açıklanması konusunda ne diyordu hatırlayalım. “SONRA ONU AÇIKLAMAK DA BİZE AİTTİR.” Yine Kur’an ın anlaşılacak bir şekilde, apaçık delillerle kanıtlarla indirildiğini, Ali İmran 105, Hud suresi 1. ayetinde, Bakara 99- 209. ayetlerinde de, “ANDOLSUN, BİZ SANA APAÇIK AYETLER, DELİLLER İNDİRDİK.” Demiyor muydu Rabbimiz?  Bunlara benzer birçok ayetleri görmezden gelerek, Allah ın yemin ederek bizler için kolaylaştırdığı Kur’an ın açıklanmamış ve izah edilmemiş olduğunu hala söyleyip, ayetleri Peygamberimiz açıklamıştır nasıl deriz. Hani Allah ın ayetleri MÜBİN di, MUHKEM di? Yoksa batıl inançlarımızı yaşayabilmek adına, neredeyse Kur’an ın tamamını inkâr mı ediyoruz.

Allah ın elçisi ayetleri tebyin ediyordu. Bu kelimenin çok geniş bir anlamı var. Ama bizler ne yazık ki Kur’an ın tamamına ters düşecek, tek bir anlamını cımbızla seçiyoruz ve batıl inançlarımıza kanıt yaratma çabası içinde oluyoruz. TEBYİN, AÇIKÇA BEYAN ETMEK, İZAH ETMEK, GEREKTİĞİNDE AÇIKLAMAK, GERÇEĞİ ORTAYA KOYMAK ANLAMLARINDADIR. Allah Kur’an ı açıklamak bize düşer diyor da, bizzat açıkladığını birçok kez bildiriyorsa, demek ki Allah ın elçisinin bu ayetlerdeki tebyin görevi, açıklanmamış bir ayeti açık hale getirmek değil, gizlenenleri ayetlerle ortaya koymak, açıkça bildirmek tebliğ etmek anlamındadır.  Konuyu daha doğru anlayabilmemiz adına, sizlere Allah tüm kitap ehlinin, yani iman eden tüm kullarının, nasıl bir tebyin görevi aldığını, bildiriyor.

Ali İmran 187: Hani Allah, kendilerine kitap verilenlerden, “ONU (KİTABI) MUTLAKA İNSANLARA AÇIKLAYACAKSINIZ, ONU GİZLEMEYECEKSİNİZ” diye sağlam söz almıştı. Fakat onlar verdikleri sözü, arkalarına atıp onu az bir karşılığa değiştiler. Yaptıkları bu alışveriş ne kadar kötüdür! (Diyanet meali)

Dikkat ederseniz, bu ayette Allah ın kitabına iman eden tüm kitap ehli, bir söz veriyor iman ederek Allah a. Allah ın kitabını tüm insanlara Allah ın emrettiği ve örneklerini verdiği şekilde tebyin edeceğiz, yani tebliğ edeceğiz,  açıklayacağız, topluma Allah ın vahyini ulaştıracağız. Bizlerde buna iman etmedik mi? O kitaptan hiçbir şeyi gizlemeyeceğiz demişlerdi ama sözlerinde durmadılar diyor. Çünkü geçmiş toplumlar, iman ettiklerine dair söz verdikleri halde, atalarının batıl inançlarının etkisiyle Allah ın bazı ayetlerini gizlediler, anlamlarının üstlerini örttüler, farklı anlamlar verdiler. Hatta sen anlayamazsın onu, âlim insanlar anlar diyerek, Allah ın kitabını anlayarak ve düşünerek okutmadılar. YOKSA BU AYETTE TERCÜME EDİLDİĞİ GİBİ, HER İMAN EDEN ALLAH IN ANLAŞILMAZ AÇIKLANMAMIŞ AYETİ VARDA, ONU AÇIKLIYOR DEĞİLDİR. Allah ın açıkladığı şekliyle topluma anlatmak, tebliğ etmek anlamındadır. Allah ın elçisinin de ayetleri açıklaması, tebyin etmesi, KUR’AN DIŞINDAN VAHİYLER ALIP, AYETLERİ AÇIKLAMASI DEĞİL, TAM TERSİNE ALLAH IN NİCE ÖRNEKLERLE AYETLERİMİZİ AÇIKLADIK, ÖRNEKLER VERDİK AYETLERİNİN IŞIĞINDA, TOPLUMA BİLGİ VERMESİ, SORULAN SORULARI, KUR’AN IN BÜTÜNLÜĞÜNDE ANLATMASI VE ONLARI İKNA ETMESİ ANLAMINDADIR. Kur’an ı Allah ın açıkladığına birçok örnek var ama ben iki ayeti hatırlatmak istiyorum.

Enam 97: O, kara ve denizin karanlıklarında kendileri ile yol bulasınız diye sizin için yıldızları yaratandır. GERÇEKTEN BİZ, BİLEN BİR TOPLUM İÇİN AYETLERİ GENİŞ GENİŞ AÇIKLADIK.  (Diyanet vakfı meali)

Enam 98: O, sizi bir tek candan yaratandır. Sizin bir karar kılma yeriniz, bir de emanet bırakılma yeriniz var. BİZ ANLAYAN BİR TOPLUM İÇİN AYETLERİ AYRI AYRI AÇIKLAMIŞIZDIR. (Diyanet meali)

Bu ve bunlara benzer onlarca ayeti bir kenara bırakıp, görmezden gelip, ayetleri Allah ın açıkladığını toplumdan gizlemek isteyenler, ancak batılı din diye yaşamaya ve yaşatmaya çalışanlardır. Bunu yaparak ancak şeytana hizmet etmiş oluruz, lütfen unutmayalım. Konuyu daha iyi pekiştirebilmemiz için, bir örnek ayet daha vermek istiyorum.

Maide 15: Ey kitap ehli! Artık size elçimiz (Muhammed) gelmiştir. O, KİTABINIZDAN GİZLEYİP DURDUĞUNUZ GERÇEKLERDEN BİRÇOĞUNU SİZLERE AÇIKLIYOR, BİRÇOĞUNU DA AFFEDİYOR. İşte size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap (Kur’an) gelmiştir. (Diyanet meali)

Sanırım bu ayetle, Resulün ayetleri açıkladığı sözünden, ne anlaşılması gerektiği konusu, daha iyi anlaşılmıştır. Allah tüm kitap ehline seslenerek, size elçim geldi diyor. Kitap ehlinin yaptığı yanlışlara dikkat çekerek, sizlere daha önce gönderdiğim kitaplarda, bazı emirlerimi, batıl ve hurafe inançlarınızı yaşamak adına gizlediniz, üstünü örttünüz diye hatırlatıyor.  Gönderdiğim elçim, sizlerin gizlediklerinizi açıkça ortaya koyuyor ve Kur’an ile açıklıyor.  Daha önce sizlere gönderdiğim bazı hükümleri de kaldırdığımı, yani nesih ettiğimi de sizlere bildiriyor diye açıklık getiriyor.  Birçoğunu affediyor derken, Allah ın elçisi kendisi inisiyatif kullanarak hükmünü kaldırıyor değil, tam tersine Allah Kur’an da nesih ile ilgili ayetleri tebliğ ediyor ve bazı konuların hükmünün kalktığını bildiriyor. Ayetin sonunda da, aslında karmaşa yarattığımız bu konuya son noktayı koyarak ne diyor, tekrar hatırlayalım.” İŞTE SİZE ALLAH’TAN BİR NUR VE APAÇIK BİR KİTAP (KUR’AN) GELMİŞTİR.” Ama bizler kitap ehlinin yaptığı yanlışı yaparak, onca ayetleri görmezden gelip, üstünü örtüp, Kur’an ın tek kelime bahsetmediği, Kur’an a da ters düşen onca rivayetleri, dinin asli unsuru yapabilmek adına, ayetlere yanlış anlamlar yüklüyoruz.

Değerli kardeşlerim. Lütfen Allah ın ayetlerini Kur’an dışı bilgilerle değil, Allah ın elçisinin yaptığı gibi topluma, dostlarımıza, yakınlarımıza Kur’an ın diğer ayetlerinden istifade ederek izah etmeye, anlatmaya onlara hatırlatmaya çalışalım, onların düşünmelerine vesile olalım. BİZLERE DÜŞEN AYETLERİ AÇIKLAMAK DEĞİL, YAPILAN YANLIŞLARIN ORTAYA ÇIKMASI ADINA, APAÇIK OLAN AYETLERİ, KUR’AN’ IN TÜM AYETLERİ İLE BAĞLANTI KURARAK ANLAMAYA, ANLATMAYA, DOSTLARIMIZA HATIRLATMAYA ÇALIŞMAK OLMALIDIR. Lütfen unutmayalım, Allah ın elçisi O örnek insan ÜMMİYDİ. Daha önce kitap ehline de tabi değildi. Din adına da hiçbir bilgisi yoktu. Din adına ne öğrendiyse Kur’an dan öğrendi ve ümmetine ne öğrettiyse, herhangi bir konuda nasıl açıklamalar yaptıysa, Kur’an dan aldığı bilgiler doğrultusun da açıklamalar yaptı. Lütfen Allah ın elçisine verdiği görev, yetki ve sorumluluğu Kur’an dan doğru öğrenelim ve bizleri Altanların tuzağına düşmeyelim.

RESULE DÜŞEN, APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. (Ankebut 18) Diyanet meali.

BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ.  (Kehf 56) Diyanet vakfı meali

SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR. (Rad 40) Diyanet meali.

BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM. (Ahkaf 9 ) Diyanet meali.

Ayetleri emin olamayacağımız rivayetlerin etkisinde değil, Allah ın apaçık muhkem ayetlerinde verdiği örneklerin ışığında anlamaya çalışalım. Bunu yapmayıp, Kur’an ile buluşmadığımızda, bizleri Allah ile aldatanların tuzağına düşmekten, asla kurtulamayız.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://twitter.com/HGumustabak
http://www.hakyolkuran.com/
https://www.facebook.com/Kuranadavet1/
https://hakyolkuran1.blogspot.com/

Sayfa: [1] 2 3 ... 10