GÜNDEMDEKİLER => Ülkemizden => GÜNDEM DIŞI => Konuyu başlatan: maxpayna - 06 Kasım 2008, 10:13:36 ÖS 22

Başlık: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: maxpayna - 06 Kasım 2008, 10:13:36 ÖS 22
(http://img526.imageshack.us/img526/340/tercumaneh3.jpg)
(http://img510.imageshack.us/img510/9196/yorumluwb8.jpg)


  Yazarlar / Engin Ardıç

(http://www.aksam.com.tr/yazarfoto/eardic.gif)
   
Anıtkabir farizası


 

Başlığı böyle attım ama kuşkuluyum: Şimdi birçok solcu ve de halkçı, “fariza ne demek” diye soracak, sinirimi bozacak. Hani hac mevsiminin “bu sene kurban bayramına” denk gelmesine şaşan gazeteci kızlar vardı ya, onlar gibi... Kimi hayvan da “Osmanlıca konuşuyorsun, demek ki hükümete yağ çekiyorsun” diyebilir.

Deniz Baykal, partisinin kuruluş yıldönümünde, yanına binlerce adamını alıp Anıtkabir’e çıkmış. “İzdiham” yaşanmış, falan filan.

Orada gelenektir, “şeref defteri” imzalanır ve daha önce iki satır da birşeyler yazılır. Atatürk kalkıp onları okuyamayacağına göre, arkada bekleyen muhabirlerin okumaları ve gazetelerine bildirmeleri için.

Yazılanlar genellikle ya imza sahibinin “Atatürk’ün ne kadar izinde olduğunu” belirtmeye yöneliktir, ya da birşeyler ya da birileri bu yoldan “Atatürk’e şikâyet” edilirler. Elbette şikâyet edildikleri merci, aslında Cumhuriyet Gazetesi ve Genelkurmay falandır.

Bu ziyaret yerli yersiz, vara yoğa yapılan bir ziyarettir. Milli bayramlarda da oraya gidilir, maç kazanıldığı zaman da, parti kuran da soluğu orada alır, ihracat rekoru kıran da.

Bir örneği başka bir ülkede yoktur. Sovyet yöneticileri bile resmi törenlerde Lenin’in anıtkabirinin içine girmezler, damına çıkarlardı...

Bir arkadaş, 10 Kasım günleri Ankara’ya gidemediği için Dolmabahçe Sarayı’na gidiyor, yani Atatürk’ün yattığı yere ulaşamayınca öldüğü yeri tavaf ediyor, bunu her sene yapıyor ve okuyucularına da hararetle tavsiye ediyordu...

(Fariza, izdiham, hararet, şikâyet, tavaf, muhabir, sene... Sen iyice gerici oldun be Engin Ardıç!)

Aynı arkadaşlar, halk kadınları bağlı başlarıyla türbe türbe gezip çaput bağlayınca çok kızarlar.

Yapılan, temelde aynı şeydir.

Eh, Nutuk’u kutsal kitap, Çankaya’yı Kâbe, Atatürk portrelerini ikona, ilkokul öğretmenlerini rahip, tayyör-etek giyen iri kalçalı memur hanımlarını da rahibe gibi algılarsan, Anıtkabir’i de elbette peygamber türbesi kabul edeceksin!

Onlar çaput bağlayacaklar, sen şeref defterine yazı yazacaksın.

Onlar dua edecekler, sen esas duruş göstereceksin.

Orada ezan okunacak, burada Onuncu Yıl Marşı.

Sonra da ya kızıp köpüreceksin, ya da kara kara soracaksın, “biz nerede yanlış yaptık”...

Atatürk’ü sevdirmediniz, insanları ondan soğuttunuz, bıktırdınız, yanlışı orada yaptınız.

Öğretmediniz, ezberlettiniz. Düşündürtmediniz, korkuttunuz. Özgür bırakmadınız, ezdiniz. Açıklamadınız, yasakladınız. Tartışmadınız, örtbas ettiniz.

Atatürk size hedef olarak çağdaş yaşama biçimini, rehber olarak da bilimi gösterdi, siz tuttunuz bir “Kemalizm dini” icat ettiniz.

Üstüne üstlük, faşizmi de solculuk diye satmaya kalktınız.

Bir kısım basın yuttu ama halk yutmadı.

Atatürk’ü anmak mı istiyorsun sevgili dostum?

Andrew Mango’nun mükemmel Atatürk biyografisini oku... Lord Kinross’a da, Şevket Süreyya Aydemir’e de beş basar. Üstelik kırk sekiz Anıtkabir ve de yirmi altı Dolmabahçe ziyaretinden daha faydalıdır. Zihnin açılır.

KAYNAK (http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=91185,10,2)
Başlık: Ynt: kemal-izm
Gönderen: maxpayna - 06 Kasım 2008, 10:14:29 ÖS 22
bu konuda önemli bir yazı da ahmet inselin heykeller yazısıdır.
okumayanlar ve unutanlar için tekrarda fayda var....

Heykeller

 

AHMET İNSEL / 14.04.2003/ GAZETEM.NET

Büyük acıları, kıyımları, savaşları anlatan filmleri, belgeselleri ve şimdi de savaşın gerçeğini seyrederken aklıma hep Jules Verne’in “80 Günde Devrialem” kitabındaki Fogg’un Atlantik Okyanusu’nu aşışı geliyor; Londra’ya zamanında varmak için eski bir gemi satın alan Fogg yolculuğun sonlarına doğru kömür bitince gemiyi parçalayarak tahtalarını yakar. Gemi kendi kendini yokederek hedefine doğru ilerler.
İnsanlık da Fogg’un gemisi gibi kendi kendini yakarak ilerleyebiliyor galiba, sürekli olarak insan hayatını yakarak yol alıyor.
Bu tuhaf yolculuktan ve kendini yakıt olarak kullanan acıklılıktan hiç olmazsa dersler çıkarmalı diye düşünüyorum, “yolculuğu” daha güvenli ve sancısız hale getirebilmek için bir şeyler öğrenmeli.
Son Amerika Irak savaşından da herhalde herkes kendine görev bazı dersler çıkardı, tecrübelerine bazı yeni bilgiler kattı.
Ben de, birçok başka şeyin yanısıra, daha önceki tecrübelerimden de yararlanarak heykellerle toplumlar arasındaki ilişki konusunda genellemeler yapma imkanı verecek bazı fikirler edindim.
Bence bir ülkede yalnızca tek bir adamın heykelleri dikiliyse sonunda o heykeller yıkılıyor.
Bir de, ülkesinde sadece tek adamın heykelleri olan ülkeler savaşları kaybediyorlar.
Ben Paris’te adımbaşı Napolyon’un heykeline, New York’ta Washington’un heykellerine, Londra’da Cromwell’in heykellerine, Roma’da Garibaldi’nin heykellerine, Berlin’de Bismarck’ın heykellerine rastlamadım.
Bu insanlar, kendi ülkeleri için önemsiz miydi?
Hayır, önemsiz değildi.
Ama her yan onların heykelleri ile kaplı değildi.
Gördüğüm heykeller ya heykel sanatı açısından değerli eserlerdi ya da büyük sanatçıların heykelleriydi.
Peki gelişmiş ülkelerde tek adamın heykellerine rastlanmazken niye bazı ülkelerde sadece bir adamın heykeliyle donanıyordu ülke?
Bana sorarsanız, bu heykeller geri kalmış ülkelerde gerçekleri saklamak için oluşturulmuş büyük bir dekorun önemli parçalarıydı, bu heykellerle yüceltilen ve eleştirilemeyen insanların arkasına konuşulması istenmeyen korkunç gerçekler saklanıyordu.
Sovyetler’de Lenin heykellerinin, Romanya’da Çavuşesku heykellerinin, Irak’ta Saddam heykellerinin arkasında büyük yolsuzluklar yatıyordu.
Biz de tek heykelli ülkelerdeniz.
Nereye gitseniz Atatürk’ün heykellerine rastlarsınız.
Mustafa Kemal, tarihimizin önemli şahsiyetlerinden biri ama tek önemli şahsiyet değil, Osmanlı’dan bu yana altı yüz yılda bu ülkede birçok başka insan da yetişti.
Ayrıca Washington, Napolyon, Garibaldi, Bismarck, Cromwell de kendi ülkeleri için çok önemli tarihi şahsiyetler.
Biz niye sadece Atatürk’ün heykellerini dikiyoruz?
Ve, bu heykellerin arkasına sakladığımız gerçek ne?
Heykellerini dikerek Atatürk’ü mü yüceltiyoruz yoksa onu tartışılmaz bir kutsallık konumuna getirerek onunla özdeşleştirdiğimiz bazı çarpıklıkları mı bu heykellerin ardına gizliyoruz.
Bence, bu heykeller, Türkiye’nin çarpıklıklarını ve yolsuzluklarını saklamak için kullanılıyor.
Ordunun siyasetin içinde olmasıyla başlayan bir dizi hukuksal ve ekonomik tuhaflık Atatürk’e ve Atatürkçülüğe bağlanarak heykellerin ve o heykellerin yaratması istenen kutsallığın ardına saklanıyor.
Ordunun siyasetteki yerini tartışamıyorsunuz, dolayısıyla savunma harcamalarının Türkiye’ye ve Türk ekonomisine yüklediği külfeti tartışamıyorsunuz, bugünkü şartlarda bu kadar büyük ordu beslemenin anlamını tartışamıyorsunuz, Türkiye’yi Avrupa’dan kopartan Kıbrıs sorununu kimin yarattığını ve yaşattığını tartışamıyorsunuz, niye bir Kürt sorunumuz olduğunu tartışamıyorsunuz, Irak’taki Türkmenleri yakınımız kabul ederken Kürtleri niye düşmanımız kabul ettiğimizi tartışamıyorsunuz, vatandaşlarımızın bir kısmıyla kan bağı olan Türkmenlerle diğer vatandaşlarımızla kan bağı olan Kürtleri birbirinden böylesine ayırmanın Türkiye’yi ırkçı bir devlet konumuna sokup sokmadığını tartışamıyorsunuz, Amerika’nın Irak’a saldırmasını hukuksuz bulurken bizim Musul ve Kerkük’e saldırmayı düşünmemizin hangi hukuka sığdığını tartışamıyorsunuz.
Heykeller bütün bu tuhaflıkları arkasına gizliyor.
Ve tartışamadığımız konular da hayatımızı zehirleyip bizi gün geçtikçe daha anlaşılmaz bir fakirliğin ve kaosun içine itiyor.
Türkiye bu “tabularını” tartışamazsa geleceğini kurtaramayacak ve geleceği başkaları tarafından belirlenecek.
Atatürk’ün tarihimizdeki yerini ve önemini inkar etmeden onu çarpıklıkların “kutsal kalkanı” durumundan çıkartmamız gerekiyor bence.
Tek heykelli ülkelerin hangi ülkeler olduğuna bakarsanız, tek heykelli bir ülke olmakla pek övünülemeyeceğini de anlarsınız.
Ben bir Atatürk hayranı değilim, onun çok önemli işlerin yanısıra çok önemli hatalar yaptığını da düşünüyorum ama onu bütün çarpıklıkların temsilcisi haline getirilmesinin de haksızlık olduğuna inanıyorum.
Hayat, o heykelleri, başka ülkelerdeki kadar vahşice olmasa da yavaş yavaş azaltacak, azaltmalı da, Saddam’ın Irak’ıyla aramızda paralellikler çizilmesinin sevinilecek bir yanı yok.
Kutsal kişilerin olduğu toplumlarda kutsal çarpıklıklar vardır.
Gelişmişlik kutsallıklardan kurtulmakla mümkün olabiliyor.
Sadece Türkiye’yi değil Atatürk’ü de kurtarmanın zamanı yaklaştı bence.
Tek heykelli bir ülke olmak uğur getirmiyor.
Türkiye’yi uğursuz bir ülke olmaktan, Atatürk’ü de uğursuzlukları saklayan bir perde olarak kullanılmaktan çıkarmanın kime zararı var?
Yeni heykeller diksek diyorum.
Güzel heykeller.
Gerçeklerin konuşulduğu, gelişmiş bir ülkeye yakışacak heykeller.
Bir cumhuriyet kurmuş olmak o zaman belki, onu kuranlar da dahil, hepimiz için daha övülecek bir hale gelir.

KAYNAK (http://www.iktibas.info/dergi/2003/mayis/gundem4.htm)
Başlık: Ynt: kemal-izm
Gönderen: maxpayna - 06 Kasım 2008, 10:17:23 ÖS 22

Nabi Yağcı

    Atatürk'ten Mustafa çıkar mı


    Can Dündar'ın filminden daha doğrusu filmin kendisinden söz etmeyeceğim; birincisi filmi görmedim, ikincisi çok merak da etmiyorum doğrusu. Merak etmemem bu filmi ortaya çıkaranların sanatsal, fikri değerleriyle ilgili olmadığı gibi Mustafa Kemal'in kendisiyle de ilgili değildir. Elbette bir devletin kuruluşuna ve sonra da o devletin ideolojisine, fikriyatına ve hissiyatına damga basmış bir siyasi liderin hakkında film de yapılabilir, belgeseller de çekilebilir, şimdiye dek hiç bilmediğimiz kişilik özellikleri kitap veya film olarak ortaya konabilir; ortaya konuş biçimi çok sanatkârane, çok ustalıklı, çok incelikli, çok çarpıcı da olabilir. Bunlar olabilir kuşkusuz. Filmin arka planıyla ilgili tartışmalar da beni ilgilendirmiyor. Kısacası ilgilendiğim "Mustafa" filmi değildir, bu film çok başarılı da olmuş olabilir. Beni ilgilendiren konu Atatürk'ten bir Mustafa'nın çıkıp çıkamayacağı meselesidir. Bu ise ne bu filmle ne de Atatürk'ün şahsıyla alakalı bir meseledir.

    Belki de beni alakadar eden şeyin film ile ilgili tek yanı bu filmin adından ibarettir. Bu ülkenin tüm resmi meydanlarının orta göbeğinde, kamusal alanlarında tek tip heykelleri, büstleri olan, bütün resmi dairelerde, kullandığımız paralarda, miting meydanlarında taşınan bayraklarda tek tip resmi olan, başkent Ankara'nın orta yerinde Kâbe gibi ziyaret edilen bir anıtmezar içinde yatan, özel bir kanunla korunan bir insan olarak Atatürk, Mustafa olamaz. Olmasın anlamında değil, isteseniz de olamaz, yüz bin kitap yazsanız, onlarca film yapsanız da olamaz, Atatürk'ten Mustafa çıkarılamaz. Olamazlığın nedeni film yapımcılarının, yazarların yaratıcı yetenekleriyle ilgili olmadığı gibi Mustafa Kemal'in şahsıyla da ilgisi yoktur. İlgi, Mustafa Kemal'den Atatürk yaratanlara ilişkindir.

    Prototip bir Atatürk imajı yaratıldı, bir çocuk bile çalakalem bir Atatürk profili çizebilir size; çamuru yoğurup az buçuk heykel yapmasını bilen biri de bir Atatürk heykeli çıkarıverir. Ortaya çıkan şey bir insanın profili değil kafalarda yaratılmış tek tip imajın profilidir. Bu profilin içine, göz gibi gözleriyle, dudak gibi dudaklarıyla kaşlarıyla, karakter özelliklerini yansıtan mimik çizgileriyle gerçek insanı yerleştirmek olanaksızdır. Atatürk'ü herhangi bir insan gibi, yiyip içerken, gezerken gösteren sayısız fotoğrafı vardır ama o fotoğrafa bakanların gördükleri senin benim gibi bir insan değil, tepesine kutsal bir hale yerleştirilmiş insan-üstü bir varlığın imajıdır.

    Atatürk'ün insani yönü vurgulanarak Atatürk heykellerine can verilemez. Mesele objede değil objektiftedir, görülende değil görendedir. Sorun kendine güvenmek yerine o heykellerin koruyucu büyüsüne güvenen, başı ağrıdığında çareyi Anıtkabir'in mistik havasına koşmakta bulan, bir kurtarıcıya, koruyucu meleğe gereksinim duyanların algı dünyasıyla ilgilidir. Onlar bir insan olarak kendi güçlerinin farkına varmadıkça Mustafa Kemal, Atatürk olmaya devam edecektir. Film etrafındaki tartışmalar da bunu göstermiyor mu? Bu büyü bozulacak diye Deniz Baykal'ın ödü kopuyor.

    Bu nedenle kanımca Can Dündar'ın filmi, içeriğinden ve kendi mesajından bağımsız olarak salt ismi nedeniyle Atatürk ile "Mustafa" arasındaki paradoksu göstermesi açısından, salt bu açıdan ilginç sayılmalıdır. Bu paradoks sivilleşememiş yani kendine güven kazanamamış toplumumuzun çok düşündürücü sosyal psikolojisinin ürünüdür. Bu sosyal psikoloji gerçeklikle bağını yitirmiş insanların ruh halidir. Büyüdüğünün farkında olmayan ana kuzusu insan hali. Kendine ait bir dünya kuramayan, kurulu dünyanın dışına çıkmaktan tedirgin olan, çıkanları ise kendinin düşmanı sanan, özgürlükten korkan insanların ruh hali. Acıklı bir durum.

    Öte taraftan, hocalara, şıhlara, şeyhlere, üfürükçülere tapıncı kırmaya soyunmuş bir insanın sonuçta kendisinin tapınç konusu bir put haline gelmesi, getirilmesi herhalde o insanın kendisi için de çok acıklı bir durumdur. Atatürk'ün de insan olduğunun gösterilmesiyle, güler yüzlü Atatürk portreleri çizmekle bu paradoks aşılamaz. Bunu gösterme gayreti ve bu gayretin etrafında yapılan tartışmalar bile bu büyük çelişkinin ne denli içselleşmiş, incelmiş bir nevi panteist, (kamu-tanrıcı) bir dinin, gizli bir totaliter ideolojinin ürünü olduğunu görmeye yeter.

    Cumhuriyet'in kuruluşunun üstünden 85 yıl geçtiği halde etnik kökeni, inancı, fikirleri ne olursa olsun sırf insan olmaktan gelme bir sevgiyle birbirlerini seven bir toplum ortaya çıkaramamışız, hatta gidiş tersine. "Atatürk'ü güler yüzlü Mustafa yaparsak bu, olur" diye mi düşünülmekte acaba?

    Özcesi sorun ne Mustafa'da ne de Atatürk'te, sorun bu kamu-tanrıcı Atatürkçülükte.


KAYNAK (http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=109656&YZR_KOD=89)
Başlık: Ynt: kemal-izm
Gönderen: maxpayna - 06 Kasım 2008, 10:19:35 ÖS 22


Atatürk

(http://www.taraf.com.tr/fotoraflar/yazarlar/s1%20altan1.jpg)
Ahmet ALTAN

Tabii ki insanlar saçmalayabilirler.
Ama saçmalığı bir ideoloji haline getirip “herkes bu saçmalığı tekrarlamak zorunda” dediğiniz zaman sorun da başlamış demektir.
Can Dündar’ın “Mustafa” filmi fevkalade ciddi bir saçmalama yarışı başlattı.
Filmle ilgili şöyle eleştiriler okudum:
“Atatürk’ü kısa göstermiş.”
Eee, ne olmuş?
Uzun boylu muydu Mustafa Kemal?
Yoo, kısa boylu, ince sesli bir adamdı.
Onun bu fiziksel özellikleri, onun yaptıklarını ya da yapmadıklarını değiştirir mi?
“Atatürk’ü içki içerken gösteriyordu,” diyorlar.
İçmiyor muydu?
Sıkı içiciydi ve içiyordu.
Ne var bunda?
Tabii filmle ilgili asıl söylemek istedikleri şu:
“Atatürk’ün insani zaaflarını gösteriyor.”
Yok muydu Atatürk’ün insani zaafları?
Vardı ve çoktu.
Kimin yok ki?
Hepimizin var.
Mesele tam da burada işte.
“Atatürk sıradan fanilere benzeyemez, benzetilemez, o bizler gibi değildir.”
“Onun insani zaafları olamaz.”
Türkiye’nin çok önemli kilitlerinden birini çözecek soru burada karşımıza çıkıyor işte.
“Neden Atatürk’ü insanüstü biri gibi anlatmak istiyorsunuz bize?”
Niye onun önemli bir lider, tarihte yerini almış bir şahsiyet olması yetmiyor da, ona “tanrısal” bir görüntü yüklemek istiyorsunuz?
Bir insanı, bütün insani zaaflarından soyarak tanıtmak, ona bir tür “dinî dokunulmazlık” sağlamaya uğraşmak, “laiklikle” ne kadar bağdaşır, o da ayrı bir soru.
Her dinden insan için “peygamberi” kutsaldır, buna rağmen peygamberlerle ilgili filmler yapıldı.
Hatta Hıristiyanlar kendi peygamberleriyle dalga geçen filmler bile çektiler.
Bizde ise, Atatürk’e, neredeyse “peygamberlerin” bile sahip olmadığı bir “tanrısallık”, bir dokunulmazlık yüklemeye uğraşıyorlar.
Neden yapıyorlar bunu?
Çünkü Atatürk, bu ülkenin yaşadığı birçok çarpıklığın, çürümüşlüğün sorgulanmasını önleyen bir kalkan gibi kullanılıyor birçokları tarafından.
Atatürk’e “tanrısal” bir statü verip, onun arkasına saklanıyorlar.
Şu anda, halkı tarafından böyle algılanan ve böyle algılanması için çaba gösterilen bir tek “lider” var.
O da Kuzey Kore’nin yöneticisi.
Doğrusu ya, Atatürk’ün o adama benzetilmek isteyeceğini de hiç sanmıyorum.
Kendi yaptıklarını Atatürk’ün arkasına saklanarak yapmak isteyenler, saçmalıklarını gittikçe artırıyorlar.
Ne İskender, ne Napolyon, ne Lenin, ne Washington kendi halkları tarafından böyle değerlendirilmiyor.
Değerlendirilmemesi de gerekir.
Bu insanlar, özel yetenekleri olan liderlerdi.
Ama hepsinin de zaafları vardı.
O zaafların açıkça bilinmesine, söylenmesine rağmen hâlâ saygı görürler, halkları, insanları onları zaaflarıyla sever ve saygı gösterir.
Ya da sevmez ve saygı göstermez.
Atatürk bir diktatördü.
Bunu kendisi bizzat Fethi Okyar’a da söylemişti.
Katı bir adamdı.
Muhaliflerine karşı çok sertti.
Çok ihtiraslıydı.
Bir asker olarak kendisini çok mutlu edecek kadar büyük başarılara sahip değildi ve yaşadığı dönemde onu en çok kızdıran eleştirilerden biri “bir meydan savaşını bizzat kazanmamış olduğunun” söylenmesiydi.
Buna karşılık olağanüstü iyi bir örgütçü, dengeleri her zaman çok iyi gözeten yetenekli bir politikacıydı.
Kendi ilkeleri yoktu, duruma göre görüşlerini değiştirirdi, pragmatikti.
Kendine ait bir kuramı, derinliğine kapsamlı bir fikir sistemi bulunmuyordu.
“Bu, Mustafa Kemal’in kendi fikriydi, daha önce hiç söylenmemişti” diyebileceğiniz tek bir fikir bile bulamazsınız zaten.
Batılı bir hayat tarzını Türkiye’ye getirmek isterdi.
Ve o Batılı ülkeyi de kendisinin yönetmesini isterdi.
Bir asker olduğu için “emirlere” inanırdı.
Klasik Batı müziğini bile Türk köylüsüne emirle sevdirebileceğini sanmıştı.
Denemişti.
Bunu “iyi niyetli” bir şekilde yapmıştı, çünkü Sofya’da, Selanik’te, Berin’de gördüğü hayatın Türkiye’de de yaşanmasını istiyordu.
Sadece o hayatın nasıl şekillendiğini, hangi aşamalardan geçilerek o noktaya gelindiğini bilmiyordu.
Zorla şapka giydirip, zorla müzik dinleterek Batılı bir toplum yaratabileceğini sanıyordu.
Yaratılamazdı, yaratamadı.
Ama Kurtuluş Savaşı’nı çok iyi örgütledi, cumhuriyeti kurdu.
Liderliği ile ülkenin önemli bir dönemeçten geçmesini sağladı.
Bu gerçek değişmez.
Atatürk’ün zaafları bulunan bir insan olduğu gerçeği de değişmez.
Onun kurduğu cumhuriyetin hâlâ demokratikleşemediği gerçeği de değişmez.
Zaten gerçekleri değiştirmeye değil, o gerçekleri görmeye ihtiyacımız var.
O gerçekler görüldüğü zaman Atatürk’ün ne değeri eksilir ne de değeri artar, sadece onun arkasına saklananların asıl yüzü ve amaçları ortaya çıkar.
Esas korktukları da bu, onun için bu kadar saçmalıyorlar zaten.

KAYNAK (http://www.taraf.com.tr/makale/2533.htm)
Başlık: Ynt: kemal-izm
Gönderen: maxpayna - 06 Kasım 2008, 10:24:41 ÖS 22

“Mustafa!”

Abdurrahman Dilipak

31 Ekim 2008 Cuma

   

Neredeyse bir asır geçti, hâlâ Mustafa Kemal’i tartışıyoruz. Daha doğrusu tartışamıyoruz.. Tartışır gibi yapıyoruz..

Can Dündar’ın “Sarı Zeybek”ten sonra “Mustafa”sı da tartışma konusu oldu..

Mustafa Kemal’in bir oğlu olup olmadığını tartışıyoruz..

Peki kim bu Abdurahim Tuncak! Mustafa Kemal’in Van’dan evlat edindiği biri mi, yoksa gerçek evladı mı?

Abdurrahim Tuncak’ın kızı Nuray Çulha, filme itiraz ediyor, babasının 1908 doğumlu olduğunu söylüyor. “Üç aylıktan itibaren o evde. 5 yaşında sünnet edildiğinde Zübeyde Hanım’ın yatağında çekilmiş sünnet fotoğrafı bile var” diyor.

Mustafa filminde, Mustafa Kemal’in Tuncak’ı 8 yaşında Van’da evlat edindiği anlatılıyor.

Dündar’a göre “Atatürk’ün 1916’da Doğu’da görevliyken 8 yaşındaki Abdurrahim’i evlat edindi” Halep’te ikisinin birlikte çekildiği fotoğraf var. Bugün 62 yaşında olan Nuray Çulha “Babam 3 aylıktan itibaren Atatürk’ün evindeydi” diyor, Vatan gazetesine yaptığı çarpıcı açıklamada.

“Atatürk babanızı 1916’da evlat edinmedi mi?” sorusuna Çulha, “Babam 1908 doğumlu. Atatürk’ün annesinin Kur’an’ında yazıyor. Zübeyde Hanım, babamın doğum tarihini Kuran’a kaydetmiş. “Abdurrahim 1908” diye yazıyor. Bir de kızı Naciye’nin ölüm tarihini yazmış. Atatürk’ün Naciye isminde bir kızkardeşi ölüyor veremden. Onun ölümünden sonra Akaretler’deki eve geliyorlar.”

Mustafa Kemal yaşarken İtalyan heykeltıraşlara kendi heykelini yaptırıp, Sarayburnu’na, İstanbul ve Ankara’ya diktirmiş.. CHP’liler herhalde bunların yazılıp, çizilmesinden, konuşulmasından rahatsız.. Gerçekler ortaya çıktıkça, CHP ve İsmet İnönü’nün ürettiği “Mustafa Kemal” resminin boyaları silinip gerçek ortaya çıkıyor.. Mustafa Kemal’i, İsmet İnönü’nün ve CHP’nin elinden kurtarmadıkça, gerçek Mustafa Kemal’i göremeyeceğiz gibi sanki!

Hani durup dururken bir de “Naciye” çıktı..

“Abdurrahim Tuncak, bir iddiaya göre 1908’de Diyarbakır’da doğmuş, 1998’de ölmüş. Atatürk’ün manevi oğlu olduğu söyleniyor ama, oğlu olduğunu söyleyenler de var. Onun Mustafa Kemal’e benzerliği, bilmem neredeki bir dağdaki bir gölgenin Mustafa Kemal’in silüetine benzemesinden daha ciddi bir olay! Mustafa Kemal’in, öğrenimine yurtdışında devam etmesini uygun gördüğü Abdurrahim 1929 yılında Berlin Teknik Üniversitesi’ne gitmiş ve tüm giderleri karşılanmıştır. 1934 yılından sonra Tuncak soyadını almıştır. Abdurrahim Bey, Savarona adlı yatın satın alınması görüşmelerinde tercümanlık yapmıştır. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nda çalışmış ve oradan emekli olmuş.”

Gerçekler ne zaman ortaya çıkacak bilmiyorum. Ama Mustafa Kemal’le ilgili anlatılan resmi bilgiler dışındakiler hep sansürlenmiştir. Anne-baba, dede, doğum yeri, tarihi, kardeşleri, ilişkileri, aşkları, mektupları, hakkında yazılan-söylenenler hep bir “sır” gibi saklanmıştır..

Ilgaz Zorlu yıllar önce “Şemsi Efendi Mektebi hakkında” yazdıkları ile aslında resmi bilgilerin nasıl bir kurgudan ibaret olduğunu gözler önüne sermişti.. Şemsi Efendi denen kişi aslında Şimon Zwi isimli Sabatay bir Kabbalist’ti.. O okulu da, Sultan Abdulhamid’in Selanik’te sürgün edildiği konağın sahibi Yahudi zengin Alatini Efendi kurdurmuştu.. Bu gerçeği açıkça ortaya koymazsak, o zaman bundan başka anlamlar çıkartılır.. Yoksa o zaman saray çevresinden birileri de Fransız ya da Amerikan okullarına gidiyor, evinde Fransız mürebbiyeler tarafından yetiştiriliyordu!

Mustafa Kemal ne zaman, nasıl öldü? İsmet Paşa o zaman nerede idi?

İsmet Paşa’nın kökleri..

“Dindar” bilinen Fevzi Çakmak’ın Üzeyir Garih’le yolları nerede kesişiyordu?.. Şeyh Küçük Hüseyin Efendi kimdi? Özbekler Tekkesi’ne kadar uzanan bu derin sır neyin nesi idi?

Sahi İsmet Paşa’nın amcazadeleri şimdi nerede yaşıyorlar?

Mustafa Kemal Samsun’a gizlice mi çıktı, yoksa çıkışında da, Samsun’a varışında da İngilizler bilgi sahibi mi idi?

Mustafa Kemal, Traplusgarp’tan sonra nereye gitti?

Mustafa Kemal ve arkadaşlarını Samsun’a götüren gemi nerede, ne oldu? Geminin seyir defteri nerede? Suç duyurusunda bulundum, hiç bir işlem yapılmadı. Gemi ile ilgili yazışmadığım yer yok, kimsenin bir şey yaptığı da yok. Kimse bir şey de söylemiyor..

İttihat Terakki’nin el koyduğu Osmanlı hazinesindeki 90 ton altına ne oldu? Ses yok.
Peki Şam’daki 3 ordu silahsız ve tayınsız bir şekilde terhis edildikten sonra, silah ve altınlara ne oldu? Ses yok.

1. İnönü Savaşı diye bir savaş oldu mu?

Olmaz olur mu, kitaplar dolusu bilgiler var. Ama ya anılar.. Daha bir sürü cevapsız soru..

Rıza Nur’un anlattıkları, Ziya Gökalp, Osman Nuri Çerman, Lazarı Franco, Moiz Kohen ya da namı diğer Tekinalp, Hayim Nahum Efendi, Emanuel Karaso.. Kim bunlar, bugünkü bakiyeleri kimler? Bunlar şuyuu vukuundan beter hadiseler.. Doğru olan ise iddiaların üzerini örtmek değil, tartışmaya açmak..

Mustafa Kemal’in torunu Nuray Çulha diyor ki, “Babam 3 aylıkken Ata’nın evindeydi..”

Buyurun bakalım. Araştırın bakalım, Abdurrahim beyin üzerindeki, Bursa başta olmak üzere bir çok ildeki gayrimenkuller ne zaman, nereden ve nasıl kazanılmış?

Peki bu işin böyle olmasını kim istiyor? Mustafa Kemal mi saklıyor bir çocuğu olduğunu, yoksa onun adına başkaları mı? Ve kim yaparsa yapsın, niçin böyle davranıyorlar?

Can Dündar, eminim bildiklerinin binde birini bile yazmamıştır.. Bu işi böyle kıyısından köşesinden, parça parça ortaya çıkartarak mesafe alınamaz.. Kuşkular gerçeği boğar. Türk Tarih Kurumu, İş Bankası, Çankaya, hükümet, arşivde ne varsa ortaya koymalı ve bu konuda kim ne biliyorsa söylemeli.. Dürüst ve gerçekçi olmalıyız..

Öyle anlaşılıyor ki, birileri Mustafa Kemal’i anlatma adına herşeyi gizliyor.. Bildiklerimiz ise sanal bir kurgudan ibaret.. Onun için her ideolojik grup ve her iktidar kendine göre bir Mustafa Kemal icad ediyor. Bu ise Mustafa Kemal’e yapılan en büyük haksızlık ve saygısızlık.. Bırakın gerçek ne ise ortaya çıksın. Gerçek bizi özgür kılacak. Tarih, övgü ya da sövgü kitabı olmamalı.. Tarih bir toplumun ortak hafızası ve tecrübeler birikimidir.. Tarihi tahrif edenler, o toplumun sadece geçmişi değil, geleceğini de karartırlar.. Hiç kimsenin, bu ülkenin çocuklarını, soru sorduğu, gerçeği araştırdığı için yargılamaya hakkı olmadığı gibi, kendi tarihlerini öğrenmek için onları yabancı arşivlere muhtaç ve kendi tarihinden mahrum bırakmaya hakkı yok!

Cevabını arayan o kadar çok soru var ki! Biz geçmişi ve geleceği çalınmış bir halkız. Selam ve dua ile..

KAYNAK (http://www.haksozhaber.net/author_article_detail.php?id=7910)
Başlık: Ynt: kemal-izm
Gönderen: maxpayna - 06 Kasım 2008, 10:36:47 ÖS 22


forumumuzdan;

ISTE! ATATURK'U DEGISTIREN KITAP! (http://islamidusunce.net/forum/index.php?topic=2255.0)

Atatürk’ü koruma mı; fetişleştirme mi? (http://islamidusunce.net/forum/index.php?topic=2288.0)

atatürk ve islam (http://www.islamidusunce.net/forum/index.php?topic=3861.0)

Atatürk'ün gizli kalmış röportajı (http://islamidusunce.net/forum/index.php?topic=1091.0)

Kemalizm (http://islamidusunce.net/forum/index.php?topic=599.0)

DERS KİTAPLARINA ASKERİ DENETİM (http://islamidusunce.net/forum/index.php?topic=1135.0)

aTaTüRK'ü PeYGaMBeR iLaN eTTiLeR (http://islamidusunce.net/forum/index.php?topic=3045.0)

kemalizm (http://www.islamidusunce.net/forum/index.php?topic=599.0)

bu da benden;

Mustafa Kemal ve ISLAM !!! (http://maxpayna.blogcu.com/814128/)

Başlık: Ynt: kemal-izm
Gönderen: duaekseni - 07 Kasım 2008, 02:20:04 ÖÖ 02
Yeni Şafak Gazetesi Kitap Ekinde 27 Ekim 2007’de yayınlanan haber:
 
Atatürk Okulda Nasıl Öğretiliyor?

Bilgi Üniversitesi'nden Esra Elmas'ın yaptığı tez çalışması, ilkokul
çocuklarının Atatürk'ü bir peygamber gibi algıladıklarını, Türkiye'de
zamanın Atatürk ile başladığı ve ondan öncesinin kötü ve karanlık olduğunu
düşündüklerini ortaya koyuyor
 
Esra Elmas'ın tez çalışması olan "İlkokul Çocuklarında Atatürk Algısı
Sevgili Atatürkçüğüm" Kürşat Bumin'in önsözüyle hayykitap tarafından
yayınlandı. Çocukluk Tarihi, Cumhuriyet Projesi, Okul ve Okulun Tasarımı
gibi bölümlerle ön bilgiler veren kitap, daha sonra çocuklarda Atatürk
algısını inceliyor. Gelir durumları ve sosyal konumları birbiri ile benzeşen
ailelerin çocuklarının devam ettiği bir özel okul ve çeşitli sosyal gruplara
ait ailelerin çocuklarının bir arada bulunduğu bir devlet okulu olmak üzere,
iki ayrı okuldan 60 öğrenciyle yapılan anket çalışmasının sonuçlarını
değerlendiriyor Esra Elmas.
 
Ankette "Atatürk sizce nasıl biridir?", "Atatürk'ü hangi yönüyle
hatırlıyorsunuz?", "Atatürk yaşıyor olsaydı hayatınızda bir fark olur
muydu?" gibi soruların cevaplanması istenmiş öğrencilerden. Verilen cevaplar
ise en özet ifadesiyle Atatürk'ün çocukların zihninde insan üstü bir varlık
şeklinde algılandığını ortaya koymuş. Çocukların algısında, Türkiye'de
zamanın, miladi takvimin Hz. İsa ile başlaması gibi, Atatürk ile başladığı,
ondan öncesinin kötü karanlık ve anlamsız bulunduğunu, hatta oluşturulan
kusursuzluk imajı ile çocukların zihninde Atatürk'ün bir peygamber, bir
Tanrı konumuna yerleştiğini söylüyor Esra Elmas tezinde.
 
Bu çalışmayla neyi amaçladınız?
 


Çalışmanın amacı Aydınlanma'nın etkisi ile dinin egemenliğine son vererek
insan merkezli akıl rehberliğinde kendini kuran, modern toplumlara özgü ve
genel olarak siyasal figürler olan tarihi şahsiyetler etrafındaki algıyı
Türkiye ve Atatürk özelinde ve çocuklara bakarak yanıtlamaya çalışmaktı.
Atatürk modern bir proje olarak cumhuriyetin kurucusu ve toplumun büyük
kesimi için rejimin pek çok idealinin ete kemiğe büründüğü önemli bir figür.
Atatürk figürü etrafında şekillenen algı bu yüzden önemli. İlköğretim
öğrencisi çocuğun algısı iki kere önemli. Henüz sistemin etkisinin
'depolaşmadığı' zihinlerde bir tarihi kişiliğin tanımlanma tarzı, onunla
kurulan bağı, o tarihi kişilik aracılığıyla iletişim kuran resmi tezi ve en
önemlisi o tezin kendini tanıtma tarzının arkasındaki motivasyonları
resmeder. Atatürk'ün kendi kurduğu, pozitif bilimi referans alan okullarda
ne şekilde aktarıldığı ve algılandığı bize resmi söylemin içeriğine dair çok
şey söyler.
 
Devlet ideolojisindeki Atatürk figürünün mutlak ve sorgulanamaz olması
çalışmalarınız esnasında sıkıntı oluşturdu mu?
 
Somut olarak ve 'dış kaynaklı' bir sıkıntı yaşanmadı. Ama bir 'iç ses' her
ne kadar etkisi altına girmeseniz de mutlaka peşinizden geliyor. 'Her şeyin
kolayca yanlış anlaşılabildiği' bir siyasal kültür tecrübe ediyoruz hepimiz.
Dikkatli olma konusunda neredeyse bir dürtüye sahibiz.
 
Atatürk'ün hayatı anlatılırken kullanılan karga taşlamak gibi sembollerin
metaforik anlamlarını tespit için özel bir çalışma yaptınız mı?
 
Bunun için özel bir çalışma yapmadım, yapmak da ne kadar anlamlı olurdu
bilmiyorum. Sonuç olarak ben de, çocukların Atatürk'ü anlatırken
kullandıkları kelime, sıfat ve benzetmeler üzerinden kendi okumamı, yorumumu
yaptım. Bunu "canım böyle istedi ve böyle yaptım" diyerekten yapmadım
kuşkusuz. Sonuç olarak Atatürk okulda, sokakta, evde vs... benim de
deneyimlediğim, benim de hakkında birikim sahibi olduğum bir figür.
Çocukların algısı ile benim algımın karşılaştığı noktaların, karşılıklı
girdiğimiz diyalogun sonucunda oluşan tespitler bunlar. Sosyal bilimler ve
özellikle benim bu çalışmada kullandığım yöntem olarak içerik ve söylem
analizi zaten "bilme'nin değil "anlama"nın, anlayabilmenin peşindedir.
 
Çocuklardaki Atatürk algısının okulda belirgin şekilde tanrısal bir anlam
taşıması, ancak okul dışında etkili olmamasını nasıl açıklayabiliriz?
 
'Okul dışında etkili olmadığı' tespitine katılmıyorum. Çünkü sadece okul
içine mahsus bir algı değil bu. Dahası sadece okulda üretilen ve tüketilen
bir algı da değil. Böyle bir kabul yaparsak bugün en önemli şikâyet
merciinin Anıtkabir olmasını ya da 10 Kasım'larda saat dokuzu beş geçerken
akmakta olan trafiğin dahi durup, insanların arabalarından inip saygı
duruşunda beklemelerini nasıl açıklayacağız. Ya da daha geçenlerde
Emirdağ'da yeniledikleri Atatürk büstünün eskisini ne yapacaklarını
bilemeyen, çöpe atmaktan çekinip sonra da gece yarısı gizlice gömen
insanlara ne diyeceğiz. Bu insanlar kişisel hayatlarında Atatürk'ü hiç de
tanrısal şekilde algılamıyor olabilirler. Ama onlara bunu yaptıran şeyi
nasıl açıklayacağız? Öte yandan zaten bir Tanrı'ya inanların Tanrısı olmadı
Atatürk diyelim ama çoğu zaman bir Tanrı'ya inanların da "ötekileştirdiği"
bir figür oldu. Dolayısıyla okul içi ve dışı diye bir ayrım yapmak çok
mümkün değil. Fakat bu bizim çaresiz ve edilgin olduğumuzu da göstermez.
Atatürk gibi başka dokunulmazlıkların da eleştirilebildiği bir hal her zaman
mümkün. Çocukların bu çalışma için verdikleri yanıtlar da bu umudu taşıyor.

Başlık: Ynt: kemal-izm
Gönderen: maxpayna - 07 Kasım 2008, 02:52:02 ÖÖ 02
Kemalizm adına hutbe, peşinden Cuma namazı sahih olur mu? (http://www.islamidusunce.net/forum/index.php?topic=842.msg40093#msg40093)

bu makale üzerine bir gelişme :

Atatürk Hutbesine Tepki
 
 
Güneştepe Camii'nde geçen cuma günü Atatürkle ilgili hutbe sırasında imama tepki gösteren 50 yaşındaki M.H.A.,jandarma tarafından gözaltına alındı.Çıkartıldığı mahkeme tarafından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

06/11/2008


Olay, geçen cuma günü Merkez Osmangazi İlçesi Yunuseli Mahallesi'ndeki Güneştepe Camii'nde meydana geldi. "Cumhuriyet Bayramı" nedeniyle Atatürk ve Kurtuluş Savaşı ile ilgili hutbe okuyan cami imamı S.Y.'ye, camide bulunan M.H.A. ayağa kalkarak tepki gösterdi. M.H.A. iddaya göre imam S.Y.'ye, "Allah'ın evinde, Allah düşmanlarından neden bahsediyorsun? Seni Allah'a şikayet edeceğim" diye bağırdı.


İmamın tepki göstermesi üzerine M.H.A., devriye gezerken olayı fark edip camiye giren Osmangazi İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri tarafından gözaltına alındı. Hakkında `İnkılap kanunları ve Atatürk aleyhine karşı gösteride bulunmak' suçundan işlem yapılan M.H.A., çıkarıldığı nöbetçi mahkeme tarafından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

KAYNAK (http://www.darultevhid.com/haber_detay.php?haber_id=4128)
Başlık: Ynt: kemal-izm
Gönderen: maxpayna - 07 Kasım 2008, 03:06:12 ÖÖ 03

Reel Atatürkçülük  /  Fikret Başkaya
 
1923 sonrasında ülkenin kaderini elinde tutan yönetici klik, Mustafa Kemal’i putlaştırmadan, yapılanları [inkılapları] yüceltip-kutsamadan ve olup bitenlerin tartışılmasını yasaklayıp-engellemeden iktidar olamayacağını biliyordu.

tamamı için tıklayınız (http://www.darultevhid.com/haber_detay.php?haber_id=4022)




(http://www.darultevhid.com/resimler/haberler/3948.jpg)

KEMALİZM NEDİR ?

 
 
Kemalizm bazen bir ideoloji, bazen isyankâr bir ruh hâli, bazen bir çağdaşlaşma projesi olarak çıkıyor karşımıza.Kemalizm bazen de bir din olarak kendini gösteriyor. İnsanlar bir dağa düşen gölgede, bulutlarda Atatürk’ü görüyorlar.İnsanlar bir dağa düşen gölgede, bulutlarda Atatürk’ü görüyorlar. Ona “yaratıcı” diyorlar. Hamd ve şükran duygularını ifade ediyorlar. “Bizi izlediğini biliyoruz Atam” diyerek onunla konuşuyorlar.

09/10/2008


Sunuş: Kemalizm bazen bir ideoloji, bazen isyankâr bir ruh hâli, bazen bir çağdaşlaşma projesi olarak çıkıyor karşımıza. Kimilerine göre Türk Solu kemalizmin devamı. “Hayır” diyor kimileri, Kemalizm evrensel solun Türkiye’deki şeklidir. Kemalizm bazen de bir din olarak kendini gösteriyor. İnsanlar bir dağa düşen gölgede, bulutlarda Atatürk’ü görüyorlar. Ona “yaratıcı” diyorlar. Hamd ve şükran duygularını ifade ediyorlar. “Bizi izlediğini biliyoruz Atam” diyerek onunla konuşuyorlar.

Kemalizm nedir? Bu soruya en doyurucu yanıtı veren sanırım Derin Sular sitesi’nin yazarı Serdar Kaya oldu. Çok sayıda referans ile desteklenmiş, tarafsız bir dille kaleme alınmış bu yazıyı herkese tavsiye ederim. Tabi en başta kendisini “Kemalist” olarak tarif edenlere.

MY

” […] Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye’ye ithal ettiği sosyal, kültürel, politik ve ekonomik uygulamalar bütünü hakkında bir kitap ya da manifesto kaleme alarak düşüncelerine temel teşkil eden noktaları açıklama gereği duymadı.

Kemalizm adına bir temel eserin yazılmamış olması, Atatürk’ün Altı İlke konsepti çerçevesinde tam olarak neleri kast etmiş olduğu konusundaki birincil kaynakları, CHP parti programları, partinin Atatürk dönemindeki uygulamaları ve Atatürk’ün söz ve demeçleri ile sınırlı kılıyor.

Bu üç birincil kaynak arasında, CHP parti programlarının ve bu programlar çerçevesinde gerçekleştirilen uygulamaların, Kemal Atatürk’ün söz ve demeçlerine nisbeten daha muteber olduğu rahatlıkla söylenebilir. Zira pragmatist bir lider olan Kemal Atatürk’ün, farklı dönemlerde (ya da aynı dönemde farklı kitlelere hitaben), birbiriyle çelişmek bir yana, tamamen zıt istikamette olan çok sayıda sözüne rastlamak mümkün. Zaten Kemalizm (ya da genel anlamda Kemal Atatürk) konusundaki kafa karışıklığının temel nedeni de bu. Zira Türkiye’de önemli bir çoğunluk, Kemal Atatürk hakkında öğrenegeldiği (doğru ya da yanlış) bilgiler doğrultusunda oluşmuş olan bir Atatürk
kavramına sahip. Gerek Kemal Atatürk’ün kitlelere tanıtılması esnasında tarihi verilerden hareket edilmeyip ululayıcı söylemlere sığınılması, gerek mevcut verilerin kullanılması konusunda seçici davranılarak tek yönlü bir portre çizilmesi, gerekse Kemal Atatürk’e ait olan pek çok sözün birbirine tamamen zıt argümanlar içermesi nedeniyle, birbiriyle çelişkili çok sayıda Atatürk miti aynı anda toplumda kendine yer edinebiliyor. […] ”

Devamı için: http://www.derinsular.com/pdf/kemalizm.pdf

KAYNAK (http://www.darultevhid.com/haber_detay.php?haber_id=3948)
Başlık: Ynt: kemal-izm
Gönderen: maxpayna - 07 Kasım 2008, 03:31:28 ÖÖ 03
Bir dogmayı kurtar(ama)mak... / ÖZEL
Bir dönem Kemalizm ile dogma haline getirilen Atatürk bu kez insani bir ideal olarak sunulmaya çalışılıyor.... Araştırmacı Yazar Fatih Tezcan Timeturk için değerlendirdi...

Perşembe, 30 Ekim 2008 00:53

 Fatih Tezcan / TIMETURK


(http://www.timeturk.com/images/news/24408.jpg)

”Bu belgelere ulaşmak için 15 senemi verdim…Uzun süre güven testlerinden geçtim…Böylelikle demir kapılar açıldı ve onlara ulaştım…Bu ülkede şöyle baştan sona bir Atatürk Filmi yapılamamıştı, bi’ yapalım dedim…” diyordu alkışlar eşliğinde Mustafa filminin yapımcısı Can Dündar…

 Bu sözler, Kemalizm’in tabana yayılması adına ve biraz da sempatik Cumhuriyet Çocuğu  Can’ın hatırına verilmesini umduğum bazı önemli ‘arşiv tavizleri’nin işaretiydi sanmıştım…

Gitmeye karar verdim filme gerçi ama, açıkçası, ceplerinden alınan paralarla havaya atılan fişeklere ağzı açık bakan kalabalıkların arasından Bağlarbaşı’ndaki sinemaya çıkarken “bu adam populizm yaptıysa boşa gidiyoruz” fikri de yok değildi hani kafamda...

Çünkü konuyla alakalı taradığım yüzlerce çalışmadan sonra biliyorum ki bu ülkede, hakikatlerden çalmamak kaydıyla, ne Mustafa filmi yapılabilirdi ne de Kemal…

 Ve gördüm ki Atatürk’ün ölümünün ancak 70. yıldönümüne yetiştirilebilen ilk hayat hikayesi anlatımı çok kötüydü…

Lafı gevelemeden ifade edebilirim ki Can Dündar’ın ‘Mustafa’ filmi tam bir fiyasko!

Bunun nedenleri pek çok tabi ama başlıcaları,

Filmde olanların umulanların yarısı bile olamaması,

Filmden eksik edilenlerin toplamının, seyircide “hala her şeyi saklıyorlar” dedirtecek ölçüde çok olması,

Filmdeki bazı özel hayat bilgilerinin abartılarak ve resmen kötü bir biçimde verilmesi,

En neti de filmin fikri bir altyapıya oturmamış görülmesiydi…

Bilinçli yüz kişiye “Bu film neye hizmet etti?” diye sorduğunuzda alacağınız cevapların büyük çoğunluğu “rahatsız edici bir duygu sömürüsü, çokça kafa karışıklığı ve hatta ikilemler” olacaktır…

Yönetmen, Flashback ile “Dört Mevsim” tablosundan Selanik’e giderek hikayeyi anlatma fırsatı veriyor kendisine…

Zübeyde Hanım’ım Ahmed adındaki çocuğunun cesedinin gömülü olduğu sahilden bir fırtınada dalgalar sayesinde açığa çıkmasının ve çakallarca parçalanmasının anlatımı özenle seçilmiş …

”Kader dediler Mustafa’ya ama kabul etmedi!” …

Filmde yok gerçi ama Mustafa’nın ‘Atatürkleşirken geçirdiği ateistleşme dönemi’nde “Kaza, kader, talih, tesadüf deyimleri Arapçadır ve Türkleri ilgilendirmez” dediğini zaten biliyoruz…

Kargaları kovalaması, ileride düşmanları kovalayacağının işareti ve hatta Kaymak Hafız’ın dayağı, 80 senedir İslami eğitim sisteminin nefret ettiriciliğine inandırmak için birer subliminal mesaj olarak kullanıldı ve filmde de var…

Can Dündar’ın en güvendiği materyaller ilk defa açıklanan “Mustafa Kemal’in notları”ydı şüphesiz …

Her gün her saat ağladığını yazdığı ilk not veya parasızlığını tesbit ettiği ikincisi , ‘insanlaştırılmaya çalışılan Atatürk’ün gençliğinden seyirciye taşınıyordu…

Bu arada Atatürk’ün Willhelm bıyıklarından tutun da aşkını ifadesini aktarırken girilen gereksiz detaylara kadar hemen her ayrıntıda, Can’ın, Atatürk hakkında hemen hiç bir şey bilmeyen halka, Atatürk hakkında konuşma liyakati olan kişilerin başında Can Dündar’ın olduğu yargısını aşılama’ telaşı seziliyordu…

Bunu ne kadar hakkettiğini eleştiriler karşısındaki duruşundan biraz anlayabileceğiz…

Normalde bir filmde olanlar eleştirilir olmayanlar fazla değil evet ama konu milyonlarca kişinin hayatını düzenleme iddiasında ve zorlamasında olan bir düzenin kurucusu olduğunda olmayanların neden olmadığı sorusu tabiî ki haklı olarak bizlerce soruluyor…

Filmde olanları, notların dökümlerini zaten medyada bulabileceksiniz ama filmde olmayanların dökümünü saymaya kalksak bir değil yüz yazı yetmez…

Bir defa Mustafa Kemal’in neden ismini önceleri M.Kemal sonraları K.Atatürk olarak yazdığı, yani ‘Mustafa’ yı neden yazmadığı yok…Öyle ya…Orjinal adı Mustafa varken neden Mustafaizm falan değil de riyaziye hocasının işgüzarlığından gelen isme müsned Kemalizm, bu yok…

Selanik’teki ev var ama öncesi yok…

Daha Mustafa’nın gerçek doğum tarihi dahi yok…

“Evlendi” diyor ve geçiliyor mesela ama Latife Hanım ile olan nikahta esasen imam yok, dua yok ve bunlar filmde yok…

8 yaşındaki Abdurrahim’i evlatlık aldığı var ama ileride Atatürk’e olan benzerliğinden dolayı gazetecilerce sıkıştırılan Abdurrahim’in verdiği cevap yok…

“Annesi öldü” diyor film ama annesinin mezarına yapılan klasik İslami mezarı neden istemediği ve koca taşı dağdan alıp mevtanın üstüne neden koydurduğu yok…

Ankara’ya gelişinde seymenlerin karşılaması bile var ama Ankara’yı tercih nedeni yok…

Ankara’nın nasıl modern bir başkent olduğu vurgulanıyor ama bunun o zamanki zaten çok fakir olan devlet bütçesine olan darbesini gösteren rakamlar yok…

Mustafa’nın, o dönemde İstanbul’dan gelen ‘vatan hainidir, katli vaciptir’ fetvasının duygu ve düşünce dünyasındaki negatif etkileri sığır sürüsüne kadar anlatılıyor ama aynı dönemde başka neler yaptığı, kimlerle görüştüğü yok…

Mustafa’nın “İnsan tabiatın her şeyden büyük ve aslında her şey olduğunu anladığında…” demesi var ama “o zaman insanı kim Yarattı? Hazreti Muhammed kim?” gibi ortalama vatandaşın soracağı soruların cevabı yok…

Bunların cevabı o Mustafa’da uzun uzun vardı ama bu Mustafa’da yok...

Sayılamayacak kadar çok “önemli ve gerekli” şey, hem de teğet geçilmesine rağmen alınmamış.

Yani sıradan insanların bunları öğrenme fırsatı yine harcanmış…

Yok yok yok…

Bu filmi ilkokul İnkılap Tarihi derslerinde veya bazı askeri okullarda gösterilebilecek sığlıkta bir Powerpoint gösterisi olmaktan çıkaran bir şeyler olmalıydı…

Ama yok…

Belki, ‘Kemalizm’in tanrılaştırılmış ve çağdışılaştırılmış Kemal’inin yanına veya yerine “biraz daha insan” Mustafa’nın ikame denemesi’ olarak betimlenebilir ve bu yapımcının da istediği bir şeydir…

Ama işte tam burada özel hayat aktarılmak istenirken hem aşırıya kaçılmış hem de tarih araştırmacılarının “sadece bu kadarını mı anlatacaktınız?” taaccübüne ve tebessümüne muhattab olunma riski göze alınmış olmuyor mu?…

Öyle ki sonlara doğru ‘kötü bir Fransız Kara Film’ andırması bile söz konusu Mustafa’nın…

Burada “amatör sinema eleştirmenliğine” mola verip ifade etmek zorundayım ki,

Dini reddettiğinden dolayı dinin “tedrici/aşamalı devrim metodunu” zaten kaale almayan resmi ideoloji, pozitivist bir atakla dinin yerine yerleştirdiği bilimin dahi ‘sosyal platformlarda köklü değişiklerin uzun zamanlar alacağını/alması gerektiğini’ ifade eden verilerini göz ardı etmiş ve itiraf ettiği şahsi ihtirasların etkisiyle kıyım metodu belirlemiştir ve üstüne üstlük bu sözünü ettiğim itiraf da filmde var!

Ha siz, bu muhteris devrimlerin neden olduğu toplumsal travmanın etkileri geçmek üzereyken yine bu sistemin dayatmalarının ülkenin önünü kestiğini görecek ve kalkıp “Tamam, rahat olun, bakın Kemal gitti, Mustafa geldi, hem o da sizin gibi rakısında, gece hayatında, hadi seyredin ve sevin” diyeceksiniz öyle mi…

İşte filmi fikirsel altyapısında havada bırakan bu durumdur.

Üstelik bu yapılmaya çalışılırken iç tutarlılık da yok.

Hani en popüler yalanı, ‘Atatürk de Müslümandı’yı kullanırsınız ve bunun üstüne bir film yaparsınız da anlarız…

Nasılsa bunun için elleri dua pozisyonunda onlarca karesi, Balıkesir Zağanospaşa hutbesi gibi birçok “erken dönem Kemalizm” materyali de mevcut…

O da yok…

Lisede ilk sınıfta kızlar ve içki yüzünden notların kırık gelmesi…

Her gün 3 paket sigara ve bir büyük rakı …

İnce saz ve sabahlara kadar ya içki sofrası ya bilardo…

Bunlar ve nicesine “tabiatın her şeyden büyük ve aslında her şey olduğu” fikrini, emperyalist basında oryantalizm kokan övgü dolu ifadelerle süslü “İslami düzeni nasıl kısa zamanda kaldırdığına” dair yazıların özenle alınmasını ve bu uğurdaki diktatörlüğünün dahi altının çizilmesini eklediğimizde, istemeden olsa düşünmeye başlıyoruz…

Acaba birileri, özellikle genç nesillere, filmin sonlarındaki bir ifadeyle “Eğer Atatürk’ü sevecek ve örnek alacaksanız ‘tanrının krallığını gökyüzüne kendi hakimiyetini yeryüzüne hakim kılan’ Mustafa Kemal Atatürk’ü yakından tanıyın ve öğreninki, ateist kimliği, seküler hayatı, devrimci metodu ve devrimleri korumada diktatör olarak anılmaktan dahi korkmayan tavrıyla örnek alın” mesajı mı vermek istiyor…

Biliyoruz ki bu ülkede bunu da açıkça ifade eden birileri var…

Darbeci diktatöryal zihniyet, Ergenekon ve Perinçek sadece birkaç örnek…

Eğer Can Dündar da böyle bir şeye niyetli ise, belki bu kendi içinde tutarlı bir görüştür, zira devrimler o dönemdeki global sekülerist-ateist-pozitivist fikir ve güç yapısından ilham ve destek almıştır ve laisizm bunun sadece işletme sistemidir, doğru ama…

Ama bu hareket tarzı, inançlarına ve toplumsal kodlarına indirilen demir pozitivist yumrukların yaşattığı travmanın sonrasında stres bozukluğu yaşayan Türkiye ve izahtan vareste mevcut konjukturu paylaştığımız dünya ölçeğinde marjinal kalmaya mahkumdur.

Yada diğer bir ifadeyle hasta yatağında daha önce kendisine suikast planladığı histerisine kapıldığı insandan başka çağıracağı kimse kalmayacak kadar yalnız kalan Mustafa kadar yalnız kalmaya…

Anlaşılan o ki Can Dündar henüz bunu anlayabilmiş, yol haritasını çizebilmiş değil…

Uhreviyat hatırlatan ve sanki halka daha bir yakınmış gibi duran Mustafa isminin, tükenme noktasına gelen Kemalizm için yedek ve yeni imaj çalışması olarak kullanılması söz konusu ise bu, John Dewey’den alınan pragmatizm derslerine sadıktır ama bu halk her ne isim olursa olsun herhangi bir dayatma sürecine o veya bu şekilde sokulmaktan artık çok uzaktır!

KAYNAK (http://www.timeturk.com/Bir-dogmayi-kurtar(ama)mak...--OZEL-32633-haberi.html)
Başlık: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: ozanca - 07 Kasım 2008, 01:30:51 ÖS 13
Evet gene bir Cuma ..
Gene güzel ve anlamlı bir gün bizler için ..
Herşeyden Evvel Mubarek Cumanız hayırlara vesile olsun ..
Geçtigimiz hafta vizyona giren Can Dündar'ın "Mustafa" flimi epey yankı uyandırdı ..
Çok şeyler konuşuldu söylendi ..
Hangi Atatürk soruları gene gündeme düştü ..
Görülen o ki Kutsanmış bir Atatürkten vazgecmeye niyetleri yok bazı kesimlerin ..
Kutsadıkları bu isim arkasına saklayacak çok şeyleri var sanırım ..
Evet bizim mahalleden nasıl izlendi bu flim ?
Ve neler uyandırdı bellegimizde ..
Atatürk kimdi ?
Günümüzde var olan birçok versiyonundan hangisi gerçekteki Mustafa Kemaldi ?
Ve hakkında çekilen ( üstelik karşıtı bile olmayan bir kişi tarafından çekilen ) bir flimi bile begenmeme sebebleri neydi ?
Ve neden bir isim üzerinden bu kadar çok fırtına kopartılır bu ülkede ?
Sanırım bu ülkenin açıktan olmasa bile kapılar ardında tartışılan en meşhur konusu ...
Ve bu flimle birlikte tartışmalar biraz olsun göz önüne serilmeye başlandı ..
Kanunla korunan bir ismi tartışmakta kolay olmasa gerek ..
Evet buyrun konumuz "Mustafa " ...
Bakalım bizim mahallede neler düşünülüyor bu konuda ..

Baki Selamlar ...
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: sülfile - 07 Kasım 2008, 11:20:19 ÖS 23
Filmin faragmanları ve bilgilerini bu siteden bulabilirsiniz. Hakkaten güzel site olmuş.

http://www.mustafa.com.tr/


Ve Mustafa Kemal hakkında değişik yorumlara sahip bu kitabıda alıp okuyabilirsiniz. Hatta korsanını bulursanız banada alın:) Ya ben 8 tl buldum amaaaaaaan boş ver dedim sonra bir baktım piyasada 28, nette 25 tl. Yaw bu bilgi birikim işi semeriyle seksene mağloluyo azizim ::)


http://www.ilknokta.com/V2/Pg/MetaDetail/Number/42695.htm


Gelelim sadete Mustafa hakkında ne yapılmıştırda eleştiriye yada yanlı tavırlara sahne olmasın. Film zaten baştan isimde çuvalladı "Mustafa". Bazı kesim kanka muhabbetini sevmedi. Kim ola ataya dezze oğlu muhabbeti yapan tiz kellesi uçurula haberleri ile camiayı sarstı. E buda Can'ın işine gelir zira en çok izlenen film en çok tartışılan filmdir. Bir atraksyonu olmamış yapıta yapıt demez camia. Neysem efenim izleyene iyi seyirler ben dediğim gibi Mustafa filminin de korsanı çıkana kadar beklicem:)
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: erbaiin - 08 Kasım 2008, 04:10:12 ÖÖ 04


filmi izlemedim ama konu hakında sizinde bahsettiğiniz üzere,atatürk ve onun türkiyede tartışılamaz konumuna dair,bazı  tabular tartışılmaya farklı sesler çıkartılmaya başlandı,eğer filmin sinema kısmı ile alaklı bir değerlendirme yapmıyacak,atatürkün lider kültü hakında tartışacaksak bende bişiler söylemek isterim;

-uzun yıllardan bu yana dayatılan,atatürkün tanrısal imajından,artık bazı kemalistlerinde  sıkıldığını görmek sevindirici bi gelişme,her ne kadar daha bir çoğu filmden yola cıkarak atatürkün böylesine zaaf sahibi biri olduğuna inanmak istemeyip kendi günahlarını örtbas edecek bir kalkanın ortadan kalkmasından  tırsıyor olsada,bir çokları artık itiraf etme noktasına gelmiş gibi,bu filim ile başlayan sorgulamaları bir aşama olarak kabul edilebiliriz,zira bu konuları kemalistlerle konuşmanın imaknsızlığını,kapalı kutularının çokluğunu,bağnazlıklarını göz önünde getirdiğimizde,en azından bundan sonra bu noktada bazı yanlışları izah ederken,muhatablarımızın dinleme ve anlama olasılıklarının artabileceğini düşünebiliriz.

-ALLAH inancını sorgularken her türlü rahatlığı daha doğrusu pervasızlığı gösterenler,söz konusu atatürkün mustafaya dönüşümü,diğer bi ifade ile  insan'laştırılmasına geldiğinde neden hiç tahamül edemezler anlamak çok güç,bunun tek açıklamsı kendi çıkarlarını korumak ve o isme sığınmak olarak açıklanmamalı ki zaten buda yeterince doyurucu bi cevab olmaz,burda onun ötesinde kemikleşmiş bir zihniyetten bahsetmek daha mümkün gibi,bizlerin ALLAH -Peygamber konusunda samimi teslimiyetimiz nasılsa bazı kemalistlerin atatürk algıları aynı şeydir,burda önyargısız yalın haliyle yaklaşırsak,şunu sölemek mecburiyetindeyiz ;evet gerçekten iman etmişler ve hepsi atatürkün arkasına saklanıp bazı kirli emeller gerçekleştirmiyor,ciddi olarak tabii oluyor ve özümsüyolar,her kemalistin samimiyetsiz,kişilksiz olduğunu sölemek yerine,bu bağlılık,bu kutsallık atffetme,düşüncesi nasıl oldu da bu düzeye getirildi bunu konuşmak lazım,bu bağlanışını,nasıllığına baktığımızda,en basitinden görebileceklerimiz ;cumhuriyetten bu yana geliştirlen ve enjekte edilen her dayatmada bazı kurumların etkileri kendisini hisettiriyor[eğitim-ekonomi-siyaset-din-bilim-tarih] tüm bunların batı sevdalısı,muhteris bir lider tarafından  uyarlanlanıp zorla  hazm ettirilmeye çalıştığını,bunları ulusal birlikteliğin olmassa olmazı haline getirdiğine ikna edildiğini düşünürsek,kemalistelrin teslimiyetinede çok fazla şaşırmamış ve daha iyi anlamış oluruz.

-Dünya halklarının,ulusal liderlerini sahiblenmedeki orantıya ve  verdikleri değerlere baktığınızda hiç birisinde türkiyede ki gibi katı bir sahiblik göremezsiniz,onunla birlikte hiç bir batı ülkesinde tarihi karakterlerini bir çırpıda silip yerlerine "la yusel" ayarında birini koyduğunu ve onun geleceğe mudahale edeceğine inanıldığınıda göremezssiniz,türkiye dışında herhangi bir ülkeyi gezip görme fırsatım olmadı,ama başka ülkelerde de burda olduğu gibi büstler  bayraklı afişler,ve belli günlerde kutsama ayinleri,yada her seferinde  tehlike anında  korunak olarak kulanılan bir anıt mezarları varmı diye merak ediyordum,bu meramımı,değişik ülkelerde yaşayan bir kaç kişiye açtığımda,hepsinin verdiği ortak cevab,türkiyede ki gibi saplantı haline dönüşmüş bir zorak-i aşkın olmadığını halkkın bu kadar mudahaleye ve zihinsel baskıya musade etmeyeceği yönündeydi,şaşırdım,kendime ve ülkemdekilere acıdım,garibtir bu konuyu düşünürken ali şeriatini de öze dönüş adlı eserinde bu konudan bahsettiğini ve eleştirdiğini gördüm :),tüm bu kuşatıcılığa anlam vermek çok zor,bütün resmi dairelerde,şehirlerin merkezi noktalarında,okulların her sınıfında,bir çok işyerinde (bizim burda,işlerini azıcık rayına koyan,ufaktan ufağa büyüyen her işyeri atatürk posteri asmak zorundadır,atatürk posteri asmayanlar için iyi gözle bakılmaz ve ona göre muamele görürler) ders kitaplarında,daha bir sürü şeyde atatürk ile karşılaşılıyorsa ve her portrenin altına veciz sözü eklenip zihinlerimiz piskolojik bir baskı altına alınıyorsa,burda bir sevgiden ziyade,kitlesel müdahale ve özünden koparma gayretinden bahsetmek daha doğru olur.

-filmin fragmanında  atatürkün halkın bu sefaleti ve bilgisizliğini görüp hüzünlenediğini,onların seviyesine inmek yerine,kendi (batı) seviyesine çıkarmak istediği vurgusu yapılıyor(muş),reklamlarda falan öle söleniyor(ddu),uygar medeniyetler düzeyine ulaşmakverefah düzeyini yükseltmek ile değerlerinden kopuk,seküler biryönetime dönüştürüldüğünün söylenmesi,daha doğrusu bu itirafın yapılmazı gerekmezmiydi,gerekirdi ama onlardan bunu beklemek çok  fazla şeydir,bunu istemek yerine almak lazım,nasıl alınır sorusuna verebilecek keskin bir cevabım yok ama şunu fark çok sıırııtıyor gibi,türkiyedeki insnaların atatürke bağlılığı ile batı dünyasındaki halkların bağlılğı birbirinden çok farklı,mesela demirperde ülkelerinde bir lider  bazı vaadlerde bulunur,halk onu seçer iktidar yapar her türlü yetkiyi eline verir,zamanla bunların aksi geliştiği zamanda buna gerekli mudahaleyi yapar ve hak ettiği değeri verir,türkiyede böyle olmayışının ana sebeblerinden bir taneside çok titiz bir politika izlenip içten içe haps ettirildiğini görrüsünüz,ilk çıkışlarda sultanın buyruğunda bir ordu komutanı,sonraları kendisine biat eden kişilerle kurtuluş mücadelesi vermesi ve en önemliside bu evrelerde halkın hasasiyet gösterdiği konulara oldukça önem göstermesi,onların dili ile konuşup sulh sağlandığında istenildiği gibi bir idare biçimi iddiasında bulunmasıydı,zamanla  bazı kazanımların ardından halkın talepleri göz ardı edilip,tüm bunların müsebibi olarak gösterilen bir hilafet,afyon niteliğinde bir din algısı söylemini geliştirmelerive onun bağlamında alternatif olarak sunulan prensibler ilkeler,devrimler vesair bir sürü değişim ler,buna karşılık sesiz kalıp bunları kabullenmek yolunu tercih eden koca bir kitle ve zamanla  tıkır tıkır işleyen ve asla sorgulanamayan ,değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen,nur topu gibi bir kemalist despotizmimiz oluyor,tüm bu evrelerden geçmiş atatürk ile harmanlanmış bir inanç yüzüden itiraz edilemiyor,sorgulanamıyor olduğu gibi kabul görüyor ,iki sorgulama arasında ki fark budur birisinde halkın olmassa olmazı konumundaki inanç kulanılarak sunulan bir lideridiğerin ötekisinde de tamamen maddi kazanımları vaad eden ve ona göre şekillendirilen bi lider ,biri zamanla kazanılmayınca sorgulanıp alternatifler üretiliyor bir diğeride bizim ülkemiz gibi bunu asla sorgulayamıyor,sorgularsa inancından bazı kuralalrı ihlal edeceği korkusu,yada toplum nezdinde hakir görüleceği korkusununu yaşayan tiplemedir.




bide bu film ve beraberinde getirdiği sorgulama sürecinden sonra,ümit ettiğim bi gelişme daha var,hani bir kemalistten duymaya alıştığımız o klasik şablon vardır ya"o olmasaydı...o yapmasaydı.....o savaşmasaydı... gibi saçma isnatalar yerini,biz olmasaydık...biz yapmasaydık... gibi ifadelerle değişeceğini umit ediyorum,bunu aslına ruccu etmekten çok taasubtan kurtulmak ve doğruyu kabul etmeye hazır gelme olarak görebiliriz.

-sarı saçlı mavi gözlü kurtarıcı türküsünden sıkıldı artık bu memleket,artık kendi türkülerini,kendi gerçeklerini dillendirmesi lazım,mustafanın saçının sarı olmasının,türkleştirilecek potansiyel topraklar demek olmadığı,gözlerinin maviliğini denizaşırı yerlere dikmek demek olmadığını anlamak zamanı gelmiştir.

haber sitelerinde gezinirken atatürkçü düşünce derneğinin bu filme ateş püskürdüğünü ve bildiri yayımladıkalrını gördüm dikkatimi çeken bi kaç başlık var;

* Film neden Atatürk'ün karga kovalama sahnesiyle başlıyor

* Uzun boylularla yan yana göstererek kısa boyuna vurgu yapılıyor

* Günde bir büyük rakı içiyordu denilerek bir ayyaş portresi çiziliyor

* Son Padişah Vahdettin'e neden vatan haini muamelesi yapılmıyor


-1,60 boylarında olmayı bile hazm edemiyolar,yahu ellerinden gelse boyunu uzatacaklar :) bu komik itirazlara yorum yapmak bile gerksiz,bir lider düşünü ki tebaası tarafından böylesine ucuz yönlerle sahib çıkılmaya çalışılsın,o lider bir kere daha ölür,hatta hiç bir zaman  gerçek bir lider olamamış ,iki kere ölmüş demektir :)
 


filmden yola çıkarak yukardaki tespitleri yapmak ne kadar doğru bilmiyorum ama atatürkten mustafaya geçiş dönemi kemalistler için ne kadar acı gerçeklerle yüzleşmek demekse en az bizim içinde o kadar acılarımızı tazelemek hatta kanatmak demektir,bu yaraya tuz basmakla  acısı dinmiyor artık,uzvu koparmak çaremidir derseniz onuda  tabiblerimize bırakalım,bakalım onlar ne düşünüyolar,zamanla görecez..

85 yılda heykeli ile kandırıldığımız bir atatürkün,kaç yılda insan olanı ile idare etitirlecez onuda zaman gösterecek...

selam ile.
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: maxpayna - 08 Kasım 2008, 02:02:56 ÖS 14

sayın erbaiin paylaştığınız yazıyı siz mi yazdınız yoksa alıntımıdır ?
eğer alıntı ise kaynak (linkini) ve yazar ismi belirtirmisiniz lütfen...
saygılar



Mustafa!
 
Abdurrahman Dilipak  - Vakit

Mustafa Kemal bugün hâlâ, aradan bir asra yakın zaman geçmesine rağmen askeri vesayet altındadır..
Taraf’ta Ayhan Aktar geçen gün yazısında “Ölümünden sonra, Atatürk’ün şahsi evrakına askerler el koymuştur. Üzerinden 70 yıl geçmesine rağmen, Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı’nın (ATASE) elindeki günlükler, mektuplar, notlar eksiksiz olarak yayınlanmamıştır. Bu düpedüz ayıptır! (...) Tek Parti Dönemi üzerine çalışan bir akademisyen olarak, Cumhurbaşkanı Gül’ü göreve davet ediyorum: Lütfen, Atatürk’ün evrakını Çankaya’daki Cumhurbaşkanlığı Arşivi’ne geri isteyiniz ve hemen yayına hazırlatınız! ATASE’nin elinde 70 yıldır rehine gibi duran Atatürk evrakının -ve de hatırâsının(!)- özgürlüğe kavuşmasının vakti gelmiştir artık” diyordu. Evet aynen katılıyorum..
Lütfen! Çankaya arşivlerini yayınlayın.. Yakın tarihimizle ilgili belgeleri Çankaya'da toplayın..
Atatürk'ün nöbet defterinin 1. Cildi ne zaman yayınlanacak? (Evet evet, 2. cildi değil, 1. cildi) Bunları scan edip, hemen aynı şekilde internette yayınlayabilirsiniz. Artık bu işler eskisi kadar zor değil..
Ben de cumhuriyet tarihi üzerine çalıştım bir zamanlar. Başıma gelmeyen kalmadı. Tehditler, küfürler, davalar..
Atatürk'ün bu ülkede bir tabu olmasını isteyenler var!
Öyle ki, mesela Bandırma gemisi nerede diye soramıyorsunuz? En azından cevab alamıyorsunuz. En sonunda Sayıştay'a yazdım, tekrar yazdım, cevap yok!
Mustafa Kemal'in mektupları açıklanamıyor..
İstiklal Mahkemesi zabıtları Meclis arşivinde bekletiliyor. İş Bankası, Ziraat Bankası arşivleri, AOÇ, CHP, Halkevleri Arşivleri, Genelkurmay, MİT, Emniyet, Başbakanlık.. Özel Arşivler, her yerde bölük pörçük evrak var.
Emniyet Genel Müdürlüğü ve İstanbul, Ankara Emniyet Müdürlüklerinin bile o döneme ilişkin tutanakları yasak kapsamında.
Neden korkuluyor? Gizlenen ne?
Ne saklanıyor? Kim, kimden, niçin korkuyor?..
Gerçek Mustafa Kemal bir tane. Ama piyasada o kadar çok Mustafa Kemal var ki, birbiri ile çelişen..
Dindar mı, ateist mi bu kişi?
Diktatör mü, demokrat mı?
Mason mu, yoksa Mason Locasını kapatan biri mi?
Komünist mi, anti komünist mi?
Mustafa Kemal'in evliliği bir sır. Oğlu var mı, yok mu bilmiyoruz.
Her şey bir kurgudan ibaret sanki..
Şemsi Efendi mektebi hakkında ne biliyorsunuz?
Şimon Zwi kimdi?
Mustafa Kemal; fiziki beden olarak kısa mı, yoksa kükrediğinde dağları yerinden oynatan iri yarı bir adam mı?
Trablusgarb’da gözünden yaralanmıştı. Sadi Borak, borik asidle gözünü tedavi etmeye çalıştığı için Borak soyadı verildi daha sonra kendine.. Ama hep Mustafa Kemal'in keskin gözlerinden söz eder resmi kayıtlar. Yoksa cepheden yazdığı mektuplarda da, daha sonraki yıllarda annesine gönderdiği mektuplarda da gözünden şikâyet eder hep..
Mustafa Kemal'i en iyi bilen kişilerden biri olan Sadi Borak, Mustafa Kemal hakkında yanlış bilinen bilgilerle ilgili uzun bir makale yazmıştır.. İşte yanlışlıklardan bir demet: Ali Rıza Efendi 1888’de değil, resmî bir belgedeki kayda göre 28 Kasım 1893’te ölmüştür. Annesi Zübeyde Hanım 1924 yılında değil, 14 Ocak 1923 pazar günü İzmir’de ölmüştür. Atatürk’ün bir tek kızkardeşi değil, Fatma ve Naciye adlarında iki kızkardeşi daha vardı. Önce, 1,5 ay kadar devam ettiği Fatma Molla mahalle mektebine yazdırılmıştır. Daha sonra devam ettiği okulun adı “Şemsi Paşa” değil, “Şemsi Efendi”dir. (Daha doğrusu Şimon Zwi okulu) Şemsi Efendi (sonraları “Fevziye mektebi” ile birleşmiştir) okulundan sonra “Selanik Mülkiye İdadîsi”ne değil, “Mülkiye Rüşdiyesi”ne girmiştir. Birinci Dünya Harbi’ne katılışımız 28 Temmuz 1914 değil, 11 Kasım 1914’tür. Bazı kaynaklarda gösterilen tarih, Birinci Dünya Harbi’nin başlama tarihidir. Tarihlerimizin hiçbirinde “8 Mayıs Arıburnu Zaferi” diye bir kayıt yoktur. Herhalde 25 Nisan zaferinden söz etmek isteniliyor. Garip bir yorumlama: Mustafa Kemal, doğuda kazandığı zafer üzerine 16. Kolordu’ya vekâleten atanmış!.. Bir komutanın asaleten görev yaptığı kolordusuyla zafer kazandıktan sonra o kolorduya vekâleten atanmasının tarihte örneği yoktur. Mustafa Kemal, 16. Kolordu Komutanlığından sonra 7. değil, 2. Ordu Komutanlığına vekâleten atanmıştır. Mustafa Kemal, Bağdad’ı kurtarmak için değil, tam tersi, Bağdad üzerine yapılacak bir seferi önlemek için görev kabul etmiştir.
Mustafa Kemal'in Trablusgarb’tan Bulgaristan'a gidişindeki kronolojik kopuşu nasıl açıklayacaksınız?
Yeter mi, mesela, bir iddiaya göre Kurtuluş Savaşında, 1. İnönü Savaşı diye bir savaş yok. Masabaşında üretilen bir savaş var.. Herhalde birileri bunların ortaya çıkmasından rahatsız olduğu için, yani bir yalanı korumak adına, tarih sansürleniyor..
Milleti soyan adamların yakasına kocaman bir Ayyıldız, ya da Atatürk resmi asması, ya da bir dolandırıcının dükkanına besmele asması gibi bir şey.. İşte asıl, gerçek istismar bu. Bizim dilde buna münafıklık denir..
Mustafa Kemal'i Kemalistlerden kurtarmadan Mustafa Kemal'e rahat yok! Birileri kendi vurgunu, soygunu için, cinayetleri için Mustafa Kemal'i kalkan olarak kullanmaya çalışıyor.. En son yaşanan, ucu Denktaş'a kadar uzanan sendika vurgunu olayını biliyorsunuz.. ADD ve ÇYDD'nin ne işlere bulaştığını da okuyorsunuzdur gazetelerden..
Darbecilerin ve çetecilerin bu maske arkasına saklanarak neler yaptıklarını da biliyoruz.. Onların gerçeğin ortaya çıkması ile kozlarının ellerinden alınacağını düşünüyor olabilirler..
Kendi tarihimizi yabancı arşivlerdeki bilgilerin satır aralıklarından, ya da söylentilerden, sahaflardaki kitaplara düşülen notlardan, mezatlarda satılan evrakdan damıtmaya çalışmayalım..
En çarpıcı gerçek, en hafif söylenti kadar tehlikeli değildir..
Prof. Aktar’ın çağrısına katılıyorum..
Selâm ve dua ile..

KAYNAK (http://www.habervaktim.com/yazar/8726/mustafa.html)
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: maxpayna - 08 Kasım 2008, 02:05:04 ÖS 14
Alıntı
Taraf’ta Ayhan Aktar geçen gün yazısında....
Prof. Aktar’ın çağrısına katılıyorum.....

ayhan aktarın çağrısı aşağıdadır. tamamı için TIKLAYINIZ. (http://www.taraf.com.tr/makale/2510.htm)

NOT: Ölümünden sonra, Atatürk’ün şahsi evrâkına askerler el koymuştur. Üzerinden 70 yıl geçmesine rağmen, Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı’nın (ATASE) elindeki günlükler, mektuplar, notlar eksiksiz olarak yayınlanmamıştır. Bu düpedüz ayıptır! Mustafa dolayısıyla bazı belgelerin ilk kez ortaya çıktığını Can Dündar günlerdir Milliyet’te ballandırarak anlatıyor. Anlaşılan, ATASE görevini yapmaktan âcizdir! Tek Parti Dönemi üzerine çalışan bir akademisyen olarak, Cumhurbaşkanı Gül’ü göreve davet ediyorum: Lütfen, Atatürk’ün evrâkını Çankaya’daki Cumhurbaşkanlığı Arşivi’ne geri isteyiniz ve hemen yayına hazırlatınız! ATASE’nin elinde 70 yıldır rehine gibi duran Atatürk evrâkının –ve de hatırâsının(!)- özgürlüğe kavuşmasının vakti gelmiştir artık.
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: erbaiin - 08 Kasım 2008, 02:08:11 ÖS 14
yazı şahsıma aittir,acizane düşüncelerimi dile getirdim..
selam ile.
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: maxpayna - 08 Kasım 2008, 02:11:11 ÖS 14
yazı şahsıma aittir,acizane düşüncelerimi dile getirdim..
selam ile.


o daha iyi :)
allah razı olsun...
Başlık: Can Dündar'a teessüf
Gönderen: eliflamra - 09 Kasım 2008, 02:21:15 ÖÖ 02
Mustafa" filmiyle fırtınalar kopartan Can Dündar, Kanal D'deki "Genç Bakış" programında Kemalist gençlerin taarruzlarını göğüsledi.

Nasıl göğüsledi?

Mustafa Kemal'e hayran olduğuna dair teminat vererek…

"Atatürkçüler"den daha "Atatürkçü" olduğunu ima ederek…

Filmde geçen ve 'Atatürk imajını sarsabileceği' gerekçesiyle eleştirilen bazı sözlerin aslında 'Atatürk'ün lehinde' olduğunu savunarak…

Kısacası, 'Herkes Atatürkçü olmaya mecburdur' ve 'Atatürk eleştirilemez' diye düşünenlerin dümen suyunda giderek!

* * *

Mustafa Kemal'i diktatör olarak tanımlayan Fransız gazetesinin "o devrimler başka türlü yapılamazdı" dediğini de hatırlatıp, 'Ben aslında Atatürk'ün tarz-ı siyasetini eleştirmiyorum, tam tersine o siyasetin ne kadar makul olduğunu anlatmaya çalışıyorum' mesajını verdi Can Dündar.

"Atatürk çok partili demokrasiyi denemiştir, fakat şu veya bu sebeple amacına ulaşamamıştır. Bugünkü Atatürkçülük, demokrasiyi savunmak olmalıdır" gibi sözlerle, 'İstinatgâhı Atatürk olmayan bir dava vazedilemez!' dayatmasına boyun eğdi.

Mustafa Kemal döneminde yapılan "Atatürk heykelleri"nin yeni otoriteyi herkese kabul ettirmek için zaruri olduğunu söylemekten bile geri durmadı.

Dahası, "Devrim kendi çocuklarını yedi" iddiasını geri çekti!

Malum; 'çok kritik kararları kimseye danışmadan alıyor' diye Mustafa Kemal'i eleştiren ve Halk Fırkası'ndan ayrılarak Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nı kuran Karabekir Paşa, Rauf Bey ve Ali Fuat Bey "İzmir Suikastı" bahanesiyle tutuklanıp idam talebiyle yargılandı ve böylece saf dışı bırakıldı.

Çıkarılan "Takrir-i Sükûn" kanunu ile basındaki muhalifler de etkisiz hale getirildi.

Filmde bu süreci anlatan ve 'bütün muhalifler susturuldu, devrim kendi çocuklarını yedi' diyen Can Dündar, "İzmir Suikastı Davası"nın şaibeli bir dava olduğuna –yani yukarıda mezkûr zevâtın masum olduğuna- inandığı ve bunu "Genç Bakış" programında da ifade ettiği halde, Abbas Güçlü'nün "Atatürk arkadaşlarına karşı vefasız mıydı?" sorusuna şu acayip cevabı verdi:

"Arkadaşları Atatürk'e karşı vefasızdı."

Ordusunu Mustafa Kemal'in emrine vererek "Milli Mücadele"yi mümkün kılan Karabekir Paşa, sırf Mustafa Kemal'in "tek adam"lığını içine sindiremediği için "vefasız" oldu, öyle mi?

Rauf Bey, 'Demokrasisiz cumhuriyeti ne yapayım?' dediği için "vefasız" oldu, öyle mi?

Ömrünü Mustafa Kemal'le paylaşan Ali Fuat Bey, 'bir muhalefet partisi de lazım' dedi diye "vefasız" oldu, öyle mi?

Öyleyse Mustafa Kemal ömrünün son demlerindeki yalnızlığını paylaşması için niye 'vefalı' arkadaşlarına değil de Ali Fuat Bey'e müracaat etti? (Filmde de var)

'Kendini kurtarmak' için Karabekir Paşa, Rauf Bey ve Ali Fuat Bey'i 'satan' Can Dündar'a teessüf ediyorum.

Hakan Albayrak
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: ozanca - 09 Kasım 2008, 02:23:16 ÖÖ 02
Konu gelipte Atatürke dayanınca konuşmak çok zor oluyor ...
Neden diye düşündügümüzde ortaya bir paradoks çıkıyor sanki ..
Çunku Ataturk kelimesi sanırım dilimizde karşılıgı pek çok anlama çıkan nadir kelimelerdendir ...
O kadar geniş anlamları kapsıyorki , insan anlatamayacagını düşündügünden genelde sessiz kalmayı düşünüyor ..
Bu kadar genişlikte bu derece kısırlık ...
Evet Ataturk çok tartışıldı çok şey söylendi hakkında ....
Peygamberliginden deccallıgına kadar her makamı doldurdu ...
Öncelikle eğer var ise ; Tanrı , Tanrı-insan , peygamber veya herhangi bir mit kahramanı muamelesi yapanlar, düşünenler , algılayanlar onlara fazlaca sözüm yok ...
Allah selamet versin demek isterim ....
Ataturk en genel anlamda benim gözümde ;
En zirve günlerini yaşamış bir toplumun nesillerinin en sefil günlerinden kurtulma mucadelesini başlattıgı bir dönemde çıkan , 600 sene gibi bir zamandır tek bir rejim görmüş hafıazalara, belleklere o tek döneme ait bilgilerin işlendigi bir toplumda, musait olan zemine istinaden rejim ve iktidar degişikligi yapan liderin adıdır ...
Sonuçta Ataturkun bu derece tartışmalı ( başarılı veya başarısız ) olmasının dogal sebebleri vardır benim için
1- Monarşiye alışmış , herşeyi türküsü , öyküsü bile monarşi olmuş bir toplum vardı karşısında ...
Ama bu toplum aynı zamanda gerek Tanzimat gerekse Meşrutiyet ile zaten bir rejim degişikligine hazırlanmıştı ...
Kaldıki Cumhuriyetimizin kurucusu dedigimiz o insanın yaşadıgı döneme bakacak olursak ..
Cumhuriyet zaten burnumuzun dibine kadar gelmişti ..
O dönemde bizlerle birlikte aynı evreleri geciren Hindistan , pakistan , Arap ülkeleri , kafkaslar , balkanlar gibi ülkeler ....
O dönemde sömürge oldukları halde pek çogu bizden en fazla 50 sene sonra Cumhuriyetlerini ilan ettiler ...
Bu noktada eskiden gelen önder toplum olma statusunun kolaylıgını geçiniz zaten Cumhuriyet en fazla 10ila 20 sene sonra bu topraklara girecekti ...
Ki dedigim gibi Tanzimat ve Meşrutiyet zaten bir zemin hazırlamıştı ...
O yuzden rejim degişikligi yapmış olması aslında Ataturku en tartışmalı yapan taraf olmasına ragmen ...
Olması gereken bir şey  olmuştu o esanada geminin kaptanı Ataturktu ...
2- Mevcut döneminde zaten aydın kesim , söz sahibi kesim Askeri menşeili insanlardı ..
Ataturkun bir asker olarak hayat başlaması dönemi itibariyle onu seçkin bir sınıfa dahil etti ...
Kaldıki henuz Mustafa oldugu dönemdede kerametler sergiledigini düşünmek elbette biraz tuhaf geliyor bana ...
Onun döneminde savaşların haddinden fazla olması , Belki kendisini dahi askerlige iten sebebin , o dönem için Halkın mecburi bir asker egilimde olmasıdır ...
Asker olmuş olmak zaten otomatik olarak lider olmuş olmayı gerektiren bir dönemde yaşamıştı Ataturk ..
Kaldıki diger silah arkadaşlarıda pek çok alanda lider insanlardır ..
Bir detay daha o dönem için Gerek avrupa , gerekse diger milletlerle en fazla muhattap olan kesim Askerlerdir ..
Ve yeniliklerin mantar gibi çogaldıgı bir dönem ve dunyaya açık bir keismden gelmiş olması gene yelkenlerini dolduran sebeblerdendir ...
3- Gunumuz Ataturkculerininde en çok arkasına sıgındıkları bir gercek vardır ..
Geçmiş döneminde bu toprakların en belirgin birleştirici unsuru olan "Din" pratik hayatta oldukca yıpranmıştı ...
Dinin suistimal edilmesi , din üzerinden menfaat temini , Dinin otorite ve iktidar sahibi olmak için araç olarak kullanımı , yenilik ve gelişmenin önündeki engel olan yetersizlik ve beceriksizliklerin din adı altında halka anlatılması ve pek çok sebebten dolayı ..
Pratik yaşanan din yıpranmıştı ...
Elinde yeteri kadar bol malzeme vardı bu konuda ..
Buda Ataturkun getirmek istedigi yenilikleri için dönemine has bir rahatlık ve imkan sagladı ...
4- Rönesansla başlayan dine başkaldırma ve aydınlanma hareketleri gene onun döneminde dindar ve dindar olmayanlar arasındaçok belirgin statu , imkan , teknoloji farkları dogurmuştu hemen yanıbaşımızda ...
Sadece kendisinin bir görüşü , bir istegi degil o dönem için tüm dünyayı kasıp kavuran bir görüş vardı elinde ..
Buda dönemine has bir özellikti ...


Aslında o döneme dair pek çok hazır zemin , imkan elinde mevcuttu Ataturkun ...
Ve o dönemle gunumuzu kıyaslayacak olursak ..
Denizde kum o dönemde lider gibi bir manzara çıkar ...
Buda dönemi geregidir ...
Ataturku birazda böyle degerlendirmek gerekli derim Ataturkcu pencereden ...
Dönemi , kaoslu , çok karmaşık , ama bakir , ve degişime açık bir zemine musait ...
Böyle dönemler  azimli , kararlı , ilkeli , ileri görüşlü , idealist pek çok insanı ister istemez lider konumuna taşır ...

Bizim mahallede durum aslında çok farklı degil ..
Bizimkilerin bakışlarınıda tam olarak kabul edemiyorum ...
Bizdede o dönemin getirisi pek çok etkiyi gene Ataturk üzerine yıkma telaşı vardır ...
bunları yazmak için biraz daha sabredelim olmazmı :)

Selamlar ...
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: eliflamra - 09 Kasım 2008, 03:55:59 ÖÖ 03
Alıntı
oluşturulan
kusursuzluk imajı ile çocukların zihninde Atatürk'ün bir peygamber, bir
Tanrı konumuna yerleştiğini söylüyor Esra Elmas tezinde.
çocukalrın en çok sorduğu sorulardan biri
''atatürk mü büyük Allah mı (haşa! )''

şimdi;
taptığınız helvadan yapıldı mı demeli
yoksa direkt helvayı mı yemeli ;)

Alıntı
nagehan alçı
Tarikatları, cemaatleri taassup kavramı üzerinden eleştirenler konu Atatürk’e gelince azılı birer mutaassıba dönüşüyor. Sanki Mustafa Kemal tartışılmaya başlansa parçalara ayrılıp yok olacak.


Ben, bu filme ve yönetmene “vatan haini” muamelesi yapanların Atatürk’e güvenmediklerini düşünüyorum. İçten içe kendilerini onun mitine öyle kaptırmışlar ki sanki üzerine konuşsalar o mitin içi boşalacak. Bu yüzden konuşulanlar gerçek bile olsa fark etmez. Tanrı mertebesine yükseltmek istedikleri Ata, tapınmayı devamlı kılmak için illa sessizlikle anılacak. Önünde saygı duruşuna geçilecek. Onun bir insan olduğu asla hatırlatılmayacak. Haşa!
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: ketum - 09 Kasım 2008, 04:48:59 ÖS 16
eklenen yazılar birbirinden güzel.
düşünen zihinlere maşlh dıyorum.
rabbım ılmımızı artırsın.
daha önce okudugum başka bi fikir:
gün gelse bu yaşadığımız yerler alt üst olsa
seneler hatta yüzyıllar sonra bizim kalıntılarımızı bulanlar putperest bi kavim oldugumuzu zanneder.


çok yerinde bi tesbit bence
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: ozanca - 09 Kasım 2008, 10:29:09 ÖS 22
Atatürk'ün cenaze namazı kılındı mı
09 Kasım 2008 18:35

(http://fotogaleri.haber7.com/inner//972420081109063043750.jpg)


Atatürk'ün cenaze namazı neden camide kılınmadı?

Hatta Atatürk'ün cenaze namazı kılındı mı? Anadolu Ajansı'nın haberine bakılırsa evet, kılındı. O sırada ajansın muhabiri olarak töreni takip eden Cemal Kutay'a göre de kılındı, başkalarına göre de. İyi ama neden herhangi bir görüntü yok ortada? Madem kılındı, tek bir fotoğraf karesi olsun neden esirgendi milletten? Sessuzluk.
Bir adım daha atalım ve artık sorulmasının zamanı gelen, o ucu zehirli soruyu soralım: Atatürk'ün cenaze töreni boyunca neden hiçbir dinî simgeye yer verilmedi?

Şimdi bunu sordum ya, birtakım işgüzarlar buradan kim bilir kaç demet nane devşirecekler. Vay, Atatürk'e dinsiz dedi, falan filan. Yahu burada ölmüş bir Atatürk'ten söz ediyoruz. Kendi cenaze törenini kalkıp kendisi düzenleyecek değildi ya. Törenin birinci derecedeki sorumluları, o sırada cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü ile Başbakan Celal Bayar ve bir de Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak'tır. Görünüş böyle. Ancak her üçünün de cenaze namazı camilerde kılınmıştı ve 'dinsel simgeler' şöyle ya da böyle eşlik etmişti son yolculuklarına.

O zaman tekrar soralım o zehirli soruyu: Atatürk'e bu 'ladinî' cenaze törenini kimler düzenledi? Dolmabahçe Sarayı'ndaki tabutunun etrafına o kocaman 6 adet meşaleyi kimler dikti? (Güya Cumhuriyet Halk Partisi'nin 6 okunu sembolize ediyordu bunlar. 'Meşaleler ebediyete kadar yanacaktır', diyordu zamanında yayınlanan bir dergi.)


 

Baksanıza, az kalsın, cenaze namazı dahi kılınmayacakmış. Annesi gibi dindar biri olduğu belli olan Atatürk'ün kızkardeşi Makbule Hanım, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak'ı sıkıştırıp da, "Ağabeyimin cenaze namazı hangi camide kılınacak?" diye sormasa onu bile gürültüye getirecekleri anlaşılıyor. Bunun üzerine Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi'ye durum sorulmuş, o da namazın camide kılınmasının şart olmadığını söylemiş: "Onun cenaze namazı" demiştir Börekçi, "tertemiz hale getirdiği bütün vatanda bu farizanın yerine getirilebileceği her yerde kılınabilir."

Anadolu Ajansı Muhabiri Cemal Kutay 19 Kasım 1938 günü yaşanan o görüntülenemeyen sahneyi şöyle anlatır:

"Dolmabahçe Sarayı'ndaki hazırlıklar erkence başlamıştı. Büyük ölünün son ihtiram (saygı) nöbetini bekleyen yaverleri ve dostları, büyük üniformalı subaylar, vali ve belediye reisi, bu hazırlıklara nezaret ediyorlardı. (...) İçeride merasim başlamadan, ailesinin talebi ile büyük ölünün namazı kılınmak suretiyle hususi merasim yapılıyor. Tekbir Türkçe verilmiş, namazı İslam Tetkikleri Enstitüsü direktörü Ord. Prof. Şerafettin Yaltkaya tarafından kıldırılmıştır."

Hakkı Tarık Us ise kendi çıkardığı "Kurun" gazetesindeki yazısında ilginç bir ayrıntıya yeniden dikkatimizi çekiyor. Atatürk'ün çok sevdiği bilinen Hafız Yaşar, sandukanın başında "Türkçe ezan" okumuştur. Muhtemelen namaz sonunda da Türkçe telkin verilmiş ve yine Türkçe tekbirler getirilmiş olmalıdır.

Bu kırıntı kabilinden bilgiler şöyle bir manzara doğuruyor gözümüzde:

Makbule Hanım ağabeyinin cenaze namazı kılınmadan gömüleceğinden endişelenerek müdahale etmiş ve namazın kılınmasını istemiştir. Bunun üzerine dışarıda bir camide, muhtemelen en yakında bulunan Dolmabahçe Camii'nde cenaze namazının kılınması gündeme gelmiş, ancak "bazıları" buna, laikliğe aykırı düşeceği endişesiyle karşı çıkmışlar ve sarayda kılınmasını istemişler, Diyanet'ten de "caizdir" fetvası alınınca "sayısı mütevazi olan" bir cemaat ile (kaç kişi olduğunu bilmiyoruz, 10-15 kişi olduğu tahmin edilebilir) Türkçe ezan ve tekbirlerle kılınan cenaze namazının ardından dua edilmiş ve böylece dinî tören tamamlanmıştır.

Ancak bu sırada bütün fotoğraf makineleri ve varsa kameralar kapattırılmış ve herhangi bir görüntü alınmasının titizlikle önüne geçilmiş olduğunu hatırlatalım. Elimizde böyle bir fotoğraf olsaydı laiklik elden mi giderdi? Anlamak zor hakikaten.

Halbuki Atatürk'ün en yakın silah arkadaşlarından Fevzi Çakmak ve İsmet İnönü'nün son anlarında ve cenaze namazlarında açıkça 'dinsel simgeler' yer bulabilmiş ve hiç de laiklik elden gitmemiştir.

Buyurun, torunu Gülsün Bilgehan anlatsın bize İnönü'nün son anlarını:

"Aile fertleri, koruma polisleri, yakınlar sırayla yanına girip, sessizce Kur'an okuyorlardı.(...) Mevhibe Hanım kefen ve cenaze gereçlerini almıştı, yıllardır sandığında saklıyordu. Hocalar gerekli dini işlemleri yaptılar, koruma polisleri ve yakınların yardımıyla kütüphanede bekleyen tabuta yerleştirdiler. (...) Hareket etmeden önce hoca cemaate bir konuşma yaptı ve bahçe kapısına doğru omuzlarda tabutla yol alındı [ve] cenaze namazının kılınacağı Maltepe Camii'ne doğru uzun bir yürüyüş başladı."

Atatürk'e dinî motifleri de olan bir cenaze töreni düzenletmeyen İnönü'nün kendi cenazesinde normal bir Müslüman'a yapılması mutad olan son görevlerin eksiksizce yerine getirildiğini görünce şaşkınlığımız daha da artıyor.

Peki Fevzi Çakmak'ın cenaze töreni? Onunki zaten bir askerin değil, bir evliyanın cenaze töreni gibidir. Üzerine Kâbe örtüsü serilmiş, tabutu yüz binlerin elleri üzerinde taşınmış, İstanbul sokakları o gün Arapça tekbirlerle tam 7,5 saat boyunca inlemiş ve cenaze, Eyüpsultan Mezarlığı'na, şeyhinin yanı başına dualarla gömülmüştür.

En yakın silah ve çalışma arkadaşları böyle dinî törenlerle gömülürken, neden aynı tören Atatürk'ten esirgenmiştir? Şöyle yüz binlerin katılacağı muazzam bir cenaze namazı görüntüsü, onu bu milletin kalbinin daha derinlerine yerleştirmez miydi? Ve hâlâ devam edip giden "Atatürk dinsiz miydi?" tartışmasına bir son nokta konulmuş olmaz mıydı?

Yazılarımın sonuna kıymık yerleştirmeyi seviyor muyum ne? Buyurun Abdülhalık Renda, Refik Saydam, Fevzi Çakmak, Kemal Gedeleç, Celal Üner ve Nevzat Tandoğan imzalı 'protokol'e. Aktarıyorum:

"Ebedi şef Atatürk Etnoğrafya Müzesi dahilinde muvakkaten yaptırılan medfene... 31 Mart 1939 Cuma günü saat 14.00'te konulmuştur." Nasıl? Biz 21 Kasım 1938'de konulduğunu bilmiyor muyduk Etnoğrafya Müzesi'ne? Aradan geçen 4 ay içerisinde Atatürk'ün naaşı neredeydi ki?

Artık orasını da siz düşünün.

m.armagan@zaman.com.tr



Zaman-Pazar
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: narcicegi - 10 Kasım 2008, 12:04:52 ÖÖ 00
Yanılmıyorsam Hakan Albayrak Mustafa Kemal'in cenaze namazının kılınıp kılınmadığı konusunda yorum yaptığı için hapse girmişti.
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: sülfile - 10 Kasım 2008, 12:22:37 ÖÖ 00
Tamda düğün arifesi hay allah:)
Başlık: Çocuksu Düzenin Atatürk’ü
Gönderen: narcicegi - 11 Kasım 2008, 01:53:14 ÖS 13
85 Yıldır insanların zihnine zor ve baskı ile empoze edilmek istenen Kemalizm’in insanlarda nasıl bir Atatürk anlayışı meydana getirdiğini görmek için etrafımıza, basına ve sistemin uygulamalarına bakmak yeterli. İlah olarak görülen, ölmeyen, her zaman duyan-gören, hatasız ve masum bir Atatürk. Hakkı Yalçın’ın bugünkü köşe yazısı Kemalizm eğitim politikalarıyla yetişen çocukların Atatürk’ü nasıl gördüğünü göstermesi bakımından ilginç bir örnek.


Takvim Gazetesi köşe yazarı Hakkı Yalçın, bugün ki köşe yazısında çocukların Atatürk'e gönderdikleri mektuplardan bölümler aktardı:






Ata'ya mektuplar / Hakkı Yalçın

Sevgili Atam. Bu sabah annemle sana kalp şeklinde kurabiye yaptık. Sonra gülen resminde saçlarını okşadık.. Her zaman seninleyiz. (Ceren 7 yaşında)

***

Beni duyduğunu ve gördüğünü biliyorum Atam. Her sabah sütümü içiyorum, ödevimi yapıyorum.

Ülküm, küçüklerimi sevmek, büyüklerimi saymak. Sonsuza kadar Cumhuriyet'in yolunda yürümek.

(Esra 8 yaşında)

***

Sevgili Atam. Sarıldığın yorganlar seni üşütmüyor değil mi? Eğer üşüyorsan söyle, battaniyemi gönderebilirim. (Sezen 6 yaşında)

***

Annem kadınlara biraz daha özgürlük, babam iş istiyor Atam.

Ben de onların yüzünün gülmesini istiyorum. Bir de spor ayakkabı.

(Yasemin 8 yaşında)

***

Yüzümü yıkadığım havluda senin resmin var. Her sabah güneşim oluyorsun.

(Gamze 11 yaşında)

***

Sevgili Atam. Keşke yanımda olsaydın.

Pastamı seninle bölüşebilirdim.

(Melis 5 yaşında)

***

Bilgisayarımda da, gönlümde de hep "On line"sın Atam.

(Erdinç 13 yaşında)

***

Çocuk bayramımızı bile çaldılar Atam! O hırsızlara bir şey söyle.

(Aydın 10 yaşında)

***

Sevgili Atam! Bıraktığın Cumhuriyet, İstikbal Madalyasıdır göğsümde. Büyük dedemin İstiklal Madalyasının kardeşi.

(Kaan 12 yaşında)

***

Senin emanet ettiğin koltuklarda oturanlar, annemi de babamı da ağlatıyor.

Bize yardım eder misin Atam? (Zeynep 7 yaşında)

***

Senin filmini çevirenlerin gerçek yüzünü gördüm. Seni satanlar sadece sana düşman olanlar değil Atam! (Mustafa 13 yaşında)

***

Korkuyorum Atam! Bizleri taciz eden büyüklerin korunduğu bir memlekette, çocuk olmaktan korkuyorum.

Lütfen geri gel, lütfen! (Sinem 14 yaşında)

***

Babam söyledi, dünya küçük bir kızın kalbiyle yaşarmış.

Bana bu ruhu veren sensin.

Mahşere kadar kalbimdesin.

(Ayşegül 11 yaşında)
haksoz.net
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: Aysegul - 11 Kasım 2008, 04:18:38 ÖS 16
off off offf akıllara zarar cümleler..
okurken bile bir tuhaf oldum..
Rabbim.. 'Yalnız Sana Kulluk Eder, Yalnız Sen'den yardım isterim.'

Çocuklara dayatılma ile sessiz bir şekilde benliklerde oluşan şu sözlere bakın... Allah muhafaza..

Şimdi şöyle bir durum da oluyor çocuklarımızda..
İslami Hassasiyetle yetiştirilen çocuklarımıza dayatılan bu görüşü eğitim sürecinde alma durumunda kalıyoruz.
Çocuklar arada kalıyor.. Okuldaki eğitimle, evdeki eğitim çakışacak. Bu bir şekilde yaşanacak..sa..
(hatta anne-baba birden saf dışı kalabilir..
öğretmen daha doğru söylüyor düşüncesi doğabilir çocuğun düşüncesinde
çünkü daha sistemli bir yer olarak gördüğü için okulu o yaşlarda)
Aile bunu tamamen çocuğa diretemeyeceği için ileride anlatmayı tercih etmeli..
(çevremden bu şekilde bir örneklik gördüğüm için yazıyorum.)
ve.. buna paralel mutlaka ve mutlaka İslam alt yapısını oluşturmalı.. beraberinde götürmeli...
-ki bugüne çözüm ancak böyle olabiliyor, diye düşünüyorum.

Ve şükrediyorum ki.. iyi ki bir akletme sınırı/yaşı var..
Çocuk bu ikisini karşılaştırıp, seçimini -aile desteği hala devam ederken- verebilmeli İnşallah.
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: eliflamra - 11 Kasım 2008, 04:54:18 ÖS 16
daha ilerisi yok ayşegül
daha ilkokula başlar başlamaz çocuğa and içtirerek dayatmalar başlatılıyor zaten...
ailelere büyük sorumluluk düşüyor(ilk andan itibaren)
Alıntı
Sevgili Atam. Sarıldığın yorganlar seni üşütmüyor değil mi? Eğer üşüyorsan söyle, battaniyemi gönderebilirim. (Sezen 6 yaşında)
birileri açıklama yapsın yavrucakları üzmesinler.mesajlar çok dokunaklı

sevgili Sezen üzülme! o taraflar gayet sıcak
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: Aysegul - 11 Kasım 2008, 05:05:45 ÖS 17
'ileride' kelimesini ben
çocuğun düşünebilme, akletme yaşına geldiğinde
ailenin detaylıca anlatılması gerektiği zamanını belirtmesi için yazmıştım.
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: ozanca - 11 Kasım 2008, 06:37:59 ÖS 18
Bana neden dayatan olmadı ki acaba ..
Sayın Ayşegül zormu kurtuldunuz Ataturk dayatmalarından kalıcı izlermi bıraktı , yoksa siz 20 yaşındamı geldiniz Türkiyeye ..
Sayın Eliflamra size nasıl dayatıldı Ataturk , Hangi yaşlarda taptınız Ataturke ...
Ben hergün andımızı okudum , okudum yahu resmen okurdum andımız okur gibi okurdum ...
Bilimum tarih derslerimi , inkilabıda dahil çokda severdim ...
Posizyon itibariyle etkinlik sevmesemde , bol bol seyrettim hani ...
Çok degil 15-16 yaşlardan beride mesafeli durdum Atama ...
Ne biliyim aynı şeyler, şevksiz tekrarlar , tuhaf gelirdi bana ...
Evden kimsede ne söver ne över gelmiş geçmiş işte ...
Farklı olan varmıydı yani hani şöyle böyle ..
Benim çevremde beraber buyudugum pek çoguda benim gibi ...
Resmi ideoloji tutsaydı bugun , bu toplumda zerrece muhalif olmaması lazımdı ...
Zaten bu yuzden sıkıntılıyız ya ..
Tutmuyor tutduramıyorlar ...

Selamlar ...
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: narcicegi - 11 Kasım 2008, 06:50:38 ÖS 18
Öğretmenlik yaptığım yıllarda anladım "dayatma"nın ne olduğunu....
Her dersin, her ünitenin, her konunun başında o....
Her hedef, her amaç onunla başlayacak, onunla bitecek...
Türkçe, matematik, tarih, iş eğitimi, müzik vs.ne varsa hep önce "o ne söylemiş" işlenecekti...Buna katlanmaya imkan yoktu..
Derslerimi  o şekilde işlemedim tabi..Ve yeri geldiğinde Atatürk'ün  bir i"insan "olduğunu özellikle vurguladım öğrencilerime...
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: eliflamra - 11 Kasım 2008, 07:08:06 ÖS 19
Alıntı
Sayın Eliflamra size nasıl dayatıldı Ataturk , Hangi yaşlarda taptınız Ataturke ...
dayatma var mı demişsiniz yok mu anlayamadım yazınızdan ama....
büyüdüğümüz çevreler farklı sanırım
birde babamla aynı okulda olmamızdan dolayı(gıcıklık olsun diye) 10 kasımlarda şiirler bana okutulmak istenirdi,atatürk resmi bana tutturulmak istenirdi vsss

neyse beni geçin çok şükür hiç tapmadım

narçiçeği abla dayatma örnekleri vermiş,ek olarak;
din dersi yazılı  sorularına verilen cevapları aktarmıştım bir süre önce
peygamberimzin anne adına verilen cevap:ZÜBEYDE
doğum tarihi:1881(zihinlere nasıl kazınmış)
ve ilköğretim din külürü kitaplarının müfredatına bir bakınız lütfen
durumun vehametini daha net görebilirsiniz



Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: Aysegul - 11 Kasım 2008, 07:20:57 ÖS 19
ben okumadım demedim.. okudum. hatta bir ara değişmişti. ben ezberlediğim için kürsüye çıkıp, tek okudum arkamdan tekrarladılar bile...
ancak beraberinde aile içi eğitimi geleneksel olarak ta aldım. (şükürler olsun :) )
ve sonradan (-ki çok geç kaldığıma inanıyorum..) seçimimi yaptım.
ben burada paralel eğitimin -ki (bu ki ler çok üst üste geldi ama ne yapalım :) ) çocuğun akletme yaşındaki seçiminde önemli rol oynadığına işaret etmek istedim.
bir de konunun açıldığı yazı neydi..
çocukların yazdıkları cümleler..
ama ben böyle bir aşk beslemedim.. böyle cümleler kurmadım..
bu noktaya da dikkat edelim diyorum..
bu kadar-cık :)
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: ozanca - 11 Kasım 2008, 07:39:54 ÖS 19
Bende aslında aynı şeyleri söylküyorum ..
Dayatmalar çoçuktan çok çoçugun velisince sorun oluyor ..
Çunku çoçuk eger sorgulamayı , düşünmeyi , okumayı , araştırmayı , ögrenmeyi biliyor ise ...
Çoçukluguyla birlikte gecer bu duyguları , düşünceleri ..
Ki içimizde bu egitimi almamış kimse yok sanırım ..
Önemli olan çoçugun kişiligi bence ...
Çoçuk tv den başka bir egitim aracı  , gezmekten başka bir eglence , top koşturmaktan başka oyun , le fontenden başka yazar tanımıyor ise ...
Sorun dayatmada degil eigitici ve ailededir ...
neden 21 yaşında andımızı okumuyoruz ?
Filan filan ..
Selamlar ..
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: maxpayna - 11 Kasım 2008, 08:27:11 ÖS 20


Hilal TV’de Mustafa Filmi Tartışması
Can Dündar'ın çok tartışılan belgesel filmi “Mustafa” üzerine Hilal TV Gündem Özel'de Abdurrahman Dilipak ve Hamza Türkmen ile “Mustafa” filmi, Mustafa Kemal'in misyonu ve mücadelesi üzerine bir tartışma programı gerçekleştirildi.
11.11.2008 11:53


9 Kasım Pazar günü akşamı yapılan programa ayrıca Prof. Dr. Mümtaz Soysal ve Şeyh Said'in torunu Abdülmelik Fırat da telefonla katıldılar.

Saat 21.30'da başlayan ve 00.10'a kadar süren programda Can Dündar'ın Sabancı Holding finansatörlüğünde ve Genelkurmay arşivlerinden yararlandığı 5 bin belge içinden kullandığı malzemeyle çektiği Mustafa Kemal ile ilgili belgesel film, sistem muhaliflerinden çok, Mustafa Kemal'i seven elitler ve kitle arasında tartışılmaya başlandı. Tartışma, Mustafa Kemal'i bir nevi tanrılaştıran yaklaşım ile, insan olma özelliğini ön plana çıkartan yaklaşım arasında gerçekleşiyor. Bu arada Atatürkçü Düşünce Derneği, Mustafa Kemal'i insan olma özelliğini ön plana çıkartarak değerlendiren Mustafa filmi hakkında, Atatürk'ün manevi varlığına hakaret ettiği gerekçesi ile 5816 sayılı Atatürk'ü Koruma Kanunu'na dayanarak T.C. Savcılığı'na suç duyurusunda bulundu.

Hilal TV'deki programda Abdurrahman Dilipak ve Hamza Türkmen, film üzerinden Cumhuriyet'in kuruluşu ile ilgili efsaneleştirilmiş konulara eleştiri getirirlerken, Mustafa filminin Cumhuriyet'le ilgili tartışmaların normalleşmesine az da olsa kapı aralayabileceğini; çünkü ilk defa  bu denli geniş olarak "Kutsal Atatürk" mü "İnsan Atatürk" mü tartışmasının gündeme gelmesine  vesile olduğunu vurguladılar.

Hilal TV'deki Mustafa filmi tartışmasının final bölümünde Hamza Türkmen, kutsallığın sadece Allah'a ait olduğunu, resmi ideolojinin kutsallarına da ayinlerine de, gelenekçi ve modernist kesimin ürettiği sanal kutsallar gibi karşı çıkmamız gerektiğini belirtti. Ve Özgür-Der'in kutsallaştırılan resmi törenlere katılmama çağrısını hatırlattı. 35 dakikalık final bölümünü şu linkten izleyebilirsiniz:

http://www.hilaltv.org/izle.php?header=wma+wmv+mp3+flv+encoders+movie+game&id=663

Ayrıca Gündem Özel programında yer alan Mustafa filmiyle ilgili tartışmaların yayınlandığı A, B ve C bölümlerini de aşağıdaki linklerden takip edebilirsiniz:

http://www.hilaltv.org/izle.php?header=wma+wmv+mp3+flv+encoders+movie+game&id=660

http://www.hilaltv.org/izle.php?header=wma+wmv+mp3+flv+encoders+movie+game&id=661

http://www.hilaltv.org/izle.php?header=wma+wmv+mp3+flv+encoders+movie+game&id=662

HAKSÖZ-HABER (http://www.haksozhaber.net/news_detail.php?id=5553)

Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: esen - 12 Kasım 2008, 01:37:28 ÖÖ 01
inanmıyorum ya bu ne mektuplar diyecem ama aynısı bizim evdede oluyor nerdeyse..
kızım ana okulundan eve geldi geçen (cumhuriyet bayramı ve arkasına 10 kasım bitirdi bizi >:() allahım aglayacak morali bozuk  noldu dedım.
cevap çoooook manidar :o anne atatürk ve onun yardımcıları için dua edecem ,onlar için çok üzülüyorum..
bizim için çok şeyler yapmışlar ve daha buna benzer bir sürü cümle..
gulsem mi ağlasam mı bilemedim yeminle.
bide biz cumhuriyet bayramı için yarın tatılmi yada yarım gün tatil olacak mı felan derken kızım atıldı ordan;cumhuriyet eşitlik demektir anne :-\
en acısıda biz eşitlikle yönetilmiyoruz değil mi zeynep diyemedim  :-\
çoooook acı çooooooook :(
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: esen - 12 Kasım 2008, 01:42:11 ÖÖ 01
ha bide birşeye daha değinecektim unutmuşum
çoook mustafacı bi arkadaş var  ;D dedimki bigün sinemaya gidelim beraber.
tamam dedi neler var neye gitsek derken bir arkadaş mustafayamı gitsek dedi (attı oltayı yani :))
bizim arkadaş aman yok gitmeyelim ona hiiç iyi değilmiş kimse sevmemiş felan
yuh dedim (çok pardon)bu kadarda yan çizilmez ki ama demi...
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: narcicegi - 12 Kasım 2008, 01:02:28 ÖS 13
Atatürk’ü “tanrılaştırma”

Bir kısım “Atatürkçüler”, Atatürk’ün de nihayet bir “insan” olduğunu kabullenemiyorlar. Bu yüzden “insan boyut”unu ele alan yazılara ve araştırmalara saldırıyorlar. Çünkü içlerinde Behçet Kemal’in, Tekin Alp’in, Edip Ayel’in, Kemalettin Kamu’nun ve Yusuf Ziya’nın Atatürk’ü var.

Gençler hatırlamaz, ama 30’lu yıllarda Behçet Kemal Çağlar “Atatürk Mevlidi” yazarken, Tekin Alp takma ismini kullanan Moiz Kohen de “Türk’ün Yeni Amentüsü”nü yazmıştı.

Buyurun: Sabır taşına dönüşüp okuyabilirsiniz…

“Kahramanlık örneği olan ve vatanın istikbâlini yoktan var eden Mustafa Kemâl’e, onun cengâver ordusuna, yüce kanunlarına, mücahid analarına ve Türkiye için ahiret günü olmadığına îmân ederim. İyilikle fenalığın insanlardan geldiğine, büyük milletimin medeni cihanda en büyük mevkii kazanacağına, hamaset destanlarıyla tarihi dolduran kudretli Türk ordusunun birliğine ve Gazi’nin Allah’ın sevgili kulu olduğuna kalbimin bütün hulûsuyla şahadet ederim.”

İçinde Atatürk öldüğü için Dolmabahçe Sarayı’nı “Kâbe” ilan etmekten çekinmeyen şair Edip Ayel (Ay yıldızı aldık da senin üstüne sardık/ Ey dertli saray! Kâbe mi oldun bize artık?), zaten sağlığında Atatürk’ü önce “peygamber”, sonra “tanrıya eş”, nihayet (hâşâ) “Allah” ilân etmişti:

“Cennetse bu yurt, sen onu buldundu harâbe,
“Bir gün olacaktır anıtın Türklüğe Kâbe.
“Zindan kesilen ruhlara bir nur gibi doldun,
“Türk ırkının, en son, ulu peygamberi oldun.”
“Tutsak seni lâyık, yüce Tanrı'yla müsâvi,
“Toprak olamaz kalp doğabilmişse semâvî…
“Ölmez bize cennetlerin ufkundan inen ses,
“İnsanlar ölür, Türklüğe Allah olan ölmez!”

Behçet Kemal, Edip Ayel'den geri kalmak istememiş olmalı ki, aynı makamdan devam etti:

“Kaç yıldır Türkçeydi Tanrı'nın dili/ İnsana ne ilâh, ne de sevgili,
“Ne de ana-baba aratıyordu/ Her an yaratıyor, yaratıyordu.”

Nerede duracağı belli olmayan anlamsız bir yarış başlamıştı. Bu yarışta Halil Bedii de vardı:

“Tanrı gibi görünüyor her yerde/ Topraklarda, denizlerde, göklerde;
“Gönül tapar, kendisinden geçer de/ Hangi yana göz bakarsa: Atatürk.”

Meşrutiyette Kemalettin Kâmi olan adını “Türklük aşkına” Kemalettin Kamu olarak değiştiren şair, mısralardan inşa ettiği bir merdivenle milletvekilliğine çıkmak istiyordu:

“Burada erdi Mûsâ/ Burada uçtu İsa,
“Bülbül burada varsa, Hürriyet için öter…
“Ne örümcek, ne yosun/ Ne mûcize, ne füsun,
“Kâbe Arab'ın olsun/ Çankaya bize yeter...”

Şair Faruk Nafiz Çamlıbel Atatürk öldükten sonra şu mısraları yazdı:

“Yürüyor, kalbimizin durduğu bir yolda değil,
“Kanlı bir gözyaşı nehrinde muazzam tabutun…
“Ey ilâhın yüce davetlisi, göklerden eğil
“Göreceksin duruyor kalbimizin üstünde putun!”

Yusuf Ziya Ortaç da belli ki öteki şairlerden geri kalmak istememişti, kervana katıldı:

“Dağların ardında sönüşü gibi,
“Millete can veren, vatan yaratan;
“Tanrının göklere dönüşü gibi…
“Her zaman ırkıma büyük Baş Atam,
“Tanrılaş gönlümde, tanrılaş Atam!”

Ömer Bedrettin Uşaklı’nın şiiri:

“Bir güneş gibi yalnız/ Sensin ülkü tanrımız.”

Vasfi Mahir Kocatürk’den:

“Peygamber, tanrısına duymadı bu hasreti/ Vermedi bu kudreti tanrı, peygamberine.”

İlhami Bekir’den:

“İlk adam, mavi gözlerle baktı toprağa,
“Toprağın haritasını çizdi bayrağa;
“Allah değil, o yazdı alın yazımızı.”

Bu yaklaşımın mirasçıları elbette Atatürk’ü bir “insan” olarak görmeyecekler, “insan” olmaktan kaynaklanan “zaaf”ların hiç birisini ona kondurmayacaklardır.

Can Dündar’ın filmine bu bakış açısıyla ateş püskürüyorlar.

NOT: Aynı dönemin şairlerinden Yahya Kemal, Necip Fazıl ve Nazım Hikmet bu tür şeyler yazmadılar.

Yavuz BAHADIROĞLU
VAKİT

 


Buyurn ilginç bir yazı daha...
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: maxpayna - 12 Kasım 2008, 02:16:37 ÖS 14

Alıntı
TDK'nın latin alfabesi ile bastığı ilk sözlük 1944 yılında yayınlanmış. Bu sözlükte Din maddesi şöyle yazıyor.

DİN: İnsanların Tanrıya inanış ve bağlanışları. Bu konuda tutulan yolardan her biri. İnanılıp çok bağlanılan fikir veya ülkü. KEMALİZM TÜRKÜN DİNİDİR.(Cumhuriyet Basımevi-İstanbul/1944)
1967 yılına kadar basılan bütün TDK sözlüklerinde KEMALİZM TÜRKÜN DİNİDİR ifadesi yer alıyordu.


KAYNAK (http://www.yeniasya.com.tr/2008/01/30/yazarlar/mozcan.htm)
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: ozanca - 12 Kasım 2008, 02:42:17 ÖS 14
Bunları okudukca kendimi bir tuhaf hissediyorum ..
Cahiliye dönemi tanımlamaları gibi ..
Ki aklım cidden almazdı helvadan put yap sonrada ye mantıgını ...
Taşı , otu , şunu , bunu tapınma aracı olması oldum olası aklımın hayal sınırlarını zorlar ...
Kendimi o caglarda hissediyorum ...
Kemalizmi hiç tapıcılar olarak görmemiştimde ..
Cidden bu denli fanatik biriylede karşılaşmadım hani ...
Oturup konuşmak , biraz konuşturmak lazım ..
İncelemesi gereken bir vakka ..
Gerçekten sapkınlıgın her türlüsü tuhaf geliyor bana ...
Allah sapıtmaktan korusun inş.
Selamlar ...
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: maxpayna - 12 Kasım 2008, 02:58:52 ÖS 14
mirim;
biz iddia edince kötü oluyoruz ama
görünen köy kılavuz istemez.
eğer ki tapmak, ilah edinmek, medet ummak, şükür etmek kavramlarının özünü gayesini doğru bir şekilde kavrayabilirsek kimin nerde kime taptığının ya da tapmadığının ayırdına varabiliriz.

illa itiraf mı etmeleri lazım şunun gibi :

Alıntı
GÖLGE ETMEYİN, BAŞKA İHSAN İSTEMİYORUZ..
“İnsanların el ve etekleri öpülmez. Mezarlardan medet beklenilmez.Tapılmaz.İlkelliktir” yazmış birisi….. Oldu, gözlerimiz doldu. ATAMIZA tapmayalım. Bilmem ne yatır baba türbesi, bilmem ne yatır dede türbesi, tuzlu amca, tuzsuz nine, sirkeli bacı, limonlu dayı, o türbe senin, bu yatır dolanalım. Bunlarla da yetinmeyelim, Fethullah’ın elini öpelim, Adnan’ın ayaklarına dolanalım, bunlarla da yetinmeyelim, Medyum Memiş’den ev, Medyum Kekiş’ten koca, üfürükçü dededen bebe dilenelim. Amma velakin ATATÜRK’e tapmayalım. “Anan güzel mi?” derler adama. Ben ve benim gibiler, onlarcası, yüzlercesi, binlercesi, milyonlarcası ATATÜRK’e tapmaya ve TÜRK MİLLETİ’ne hediye ettiği her bir bayramı kutlamaya dünya döndükçe kutlamaya devam edecektir. Çünkü O’nun kurduğu bu CUMHURİYET DEVLETİ, dünya döndükçe yaşayacak ve yaşatılacaktır. Sizlerin o günlerde ortalara çıkmayacağınız ise bir müjde oldu, hiç yoksa o günlerde eciş cücüşleri andıran o ucube görüntülerinizi görmeyeceğiz..
Banu Baykal

kaynak (http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&ArticleID=907526&Date=10.11.2008&CategoryID=77.) : radikal gazetesinde özgürderin resmi bayramları boykot haberine yapılan okuyucu yorumlarından...
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: Kararsız - 12 Kasım 2008, 03:02:32 ÖS 15
Böyle itiraf eden çok olmaz  :)

Bunun gibi bir iki kafası kırık vardır işte  :D
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: maxpayna - 12 Kasım 2008, 03:03:40 ÖS 15
Böyle itiraf eden çok olmaz  :)

Bunun gibi bir iki kafası kırık vardır işte  :D

soyadından belli olmuyor mu ne olduğu :D
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: ozanca - 12 Kasım 2008, 03:19:38 ÖS 15
Azizim ben hala umudumu kaybetmiş degilim ...
Yani çogunluk bencede bu yönde görüş beyan etmez gibime geliyor ...
Hani bizim mahalledede vardır gizli şirk filan denir ..
İŞte falancaya husni zanmı diyoruz muhabbetmi diyoruz hani örnekteki vatandaşda anlatmaya çalışmış ...
Gidip anlatsan şahsa desenki bu yaptıgın şirktir ..
Muhtemelen diyecegi abartma baba olacaktır ..
Ben bunu filancaya sevgimden , gönlümün çoşmasından , bilmem hangi gunahımın ezikliginden filan filan yapıyorum der ...
Şirk maksadı niyetiyle yakın uzak alakası yoktur ama yaptıgı eylem 9 kusurlu harekete girer ...
Hep merak etmişimdir bu insanların Takdiri İlahı katında durumlarını ...
Ben bu cenahıda aynı konumda görmeye devam ediyorum ..
Hani tapıyormusun desen yok yahu ne tapması , taşa , ota , sapa tapılmaz diyecek kadar aklı selim insan ..
Ama söyledigi sözün vardıgı yer belkide aynı ...
O yuzden hani söylenen her sözde bence -iyi niyetimden olsa gerek - yerine varmıyor gibi ..
Elbette kalbleri bilen Allahtır ...
Selamlar ..
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: kardelen - 12 Kasım 2008, 03:26:42 ÖS 15
Gidip anlatsan şahsa desenki bu yaptıgın şirktir ..
Muhtemelen diyecegi abartma baba olacaktır ..

Elbette kalbleri bilen Allahtır ...
Selamlar ..

zaten tagutlar tavizlerden  doğar ....  taviz tavizi doğurur...tagut tagutu doğurur...

tabi zahiride böyle.... kalbleri allah bilir....  
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: maxpayna - 12 Kasım 2008, 03:32:36 ÖS 15
zümer 3 ayeti aklıma geldi senin yazdıklarını okuyunca;

Haberin olsun; halis (katıksız) olan din yalnızca Allah'ındır. O'ndan başka veliler edinenler (şöyle derler:) 'Biz, bunlara bizi Allah'a daha fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.' Elbette Allah, kendi aralarında hakkında ihtilaf ettikleri şeylerden hüküm verecektir. Gerçekten Allah, yalancı, kafir olan kimseyi hidayete erdirmez.

bu ayet kendilerini allah yolunda, doğru yolda olduklarını zanneden ve allah ile aralarına aracı koyanlar için geçerli.
günceller isek; türbelere şeyhlere evliyalara.vs..vs. büyük gördükleri zatlara allah ile aralarında vesile olsun aracı olsun diye medet uman dua eden zihniyete bir ikazdır. dikkat edin şirke giriyorsunuz ikazı ....!!! ama üstüne alınan yok. illa put olacak sanki mekkedeki gibi.

ama kemalizm daha büyük suçtur ki onların niyeti allaha yaklaşmak gibi bir dertleri yok. onların yaşam felsefesinde allaha da yer yok.

am ozanca umudu kaybetmeyelim tabiki;

emin ol kemalizm dinini benimseyen azgın azınlık dedikleridir ve o heykellerin arkasına saklananlar. islamı istemeyenlerdir.
ama bu azgın azınlık cumhuriyetten beri öyle bir baskı ve şiddet ile kendi inançlarını halka empoze ettiler ki;
halkta d bilinçsizce bir m kemal putu oluştu. halk aslında umursamıyor ama bilinç altlarına işlendi bir kere dokunulmaz yarı ilah ata tasviri.

daha da acısı müslüman kesimde bile var bu hastalık.
bu nedenle bizim öncelikli hedefimiz müslümanım diyen; islamii bir yaşam gayesi güden zihinlerdeki bu pisliği temizlemek.
ardından uyutulmuş uyuşturulmuş halka gerçeği açıklamak.

en son sıra kemalistlere gelir ki üstad muhammed esedin kafir kavramını şöyle tasvir ettiği gibi ; onlar hakikati inkara şartlanmış insanlardır...


bu noktada işe kendimizden başlayalım;

müslümanlar

islamı seçmiş ve bu dini yaşamak isteyenlerin zihin dünyaasında m kemalin yeri nedir ? ya da ne olmalıdır ?

Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: lacivert - 12 Kasım 2008, 11:20:36 ÖS 23
Esselamu Aleykum ve Rahmetullah,

Bu güzel forumda yönetici ve üye olarak bulunan tüm değerli kardeşlerimden Allah(cc) razı olsun, merhametiyle muamele etsin daimen ve ebeden.

Harika bilgiler ve yorumlar var. Hidayet arayan ve hidayet çizgisinden sapmamaya uğraş veren herkes için hayırlara vesile olur/oluyordur inşallah.

Maiyetiyle birlikte İzmir’e gelen “m kemal” Belkahve’de mola verir. Mola verdikleri yerdeki kahvehane sahibi misafirlerine ikram için harekete geçer. Fakat asıl amacı sürekli ismini duyduğu “milli kahramanı” görmektir. m kemal’i görünce ve özellikle konuşmasını duyunca şaşırır, çünkü sert sesli, iri yarı birisiyle karşılaşacağını düşünmektedir. Şaşkınlığını belli etmeden ne arzu ettiklerini sorar.  m kemal kahve ister ancak kahvesi şekerli olmalıdır. Bu istek karşısında kahveci dayanamaz: “Olmadı paşam!” der, “Sesin tamam ama kahveyi şekerli içmen olmadı!” Çünkü kahvecinin “milli kahramanı” acı kahve içecek birisidir, şekerli/tatlı kahve içmek kadın ve çocuklara özgü bir şeydir.

Kahveci bunu söylemeye cesaret edip söyledi mi ya da sonrasında ne oldu bilemem tabi ama maalesef okul süreciyle birlikte kafamızda istedikleri gibi güçlü bir imaj oluşturmak için ellerinden geleni yaptılar.

Geçen gün 8 yaşındaki yeğenim “Atatürk deyince çok duygulanıyorum. Ağlayasım geliyor. Onun için bir şiir yazdım dedi.” Şiirini henüz okuma fırsatım olmadı ama hangi minvalde olduğu aşikar.

İslamî “bilince” ulaşmış bir mümin tevhidin anlamını çözmüş ve “ilah” kavramı ile uzak/yakın bir takım bağlantılar oluşturularak zihnimize yerleştirilen; kişi, kavram ve nesne şeklindeki tüm putlarını kırmıştır. İslamî “hassasiyet” noktasındaki insanlar için ise bizim yardımcı olmamız, tebliğ etmemiz gerekiyor hakikati.

En büyük put hangi süreçler sonucu oluşturuldu, neler yapıldı? Mutlaka bilmemiz lazım. Bunun için şiddetle tavsiye edeceğim bir kitap var: Cumhuriyetin Tarihi – Ahmet Cemil Ertunç (Pınar Yayınları)  Eminim okuyanlarınız vardır. Ancak okumadıysanız lütfen okuyun.

Allah(cc)’na emanet olun.   
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: maxpayna - 12 Kasım 2008, 11:46:24 ÖS 23
Alıntı
lacivert
En büyük put hangi süreçler sonucu oluşturuldu, neler yapıldı? Mutlaka bilmemiz lazım. Bunun için şiddetle tavsiye edeceğim bir kitap var: Cumhuriyetin Tarihi – Ahmet Cemil Ertunç (Pınar Yayınları)  Eminim okuyanlarınız vardır. Ancak okumadıysanız lütfen okuyun.

evet bende tavsiye ediyorum herkese bu kitabı. ahmet cemil ertunç (namı diğer celalettin vatandaş) kitaplarının hepsi tavsiye olunur.
hoş aldımda ne oldu okuyamadıktan sonra :(
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: ozanca - 13 Kasım 2008, 12:19:11 ÖÖ 00
Nedense ben olaya hala başka bir pencereden bakmaya çalışmaktayım ...
Malum konumuz flimdi ...
Flimin etkileri , flimle beraber başlayan tartışmalarda biz neredeyizdi ...
Flimin ne kadarı dogru ne kadarı yargılı ne kadarı abartı ne kadarı yalandı ...
Flimle beraber gene üzerinde fırtınalar kopartılan Ataturk veya şimdiki adıyla Mustafa gene gundemi işgal etti ..
Burdan çıkmıştık yola ..
Ve önümüze bir tablo çıktı ..
Karşıyız , karşı tarafında duruyoruz ...
Ama neye Karşıyız ?
Bu hala tanımlanamadı ...
Verilecek cevaplar aslında üç aşagı beş yukarı bellidir ...
Topuna karşıyız , hangisinin önemi yok , biz taguta karşıyız .. .
Olsun ben genede şansımı zorlamak istiyorum ...
Ataturkun kendinemi karşıyız ?
Ataturkun dunya görüşünemi karşıyız ..
Ataturkun yaptıgı devrimleremi karşıyız ..
Yoksa ölümünden sonra özellikle 1650 lere kadar olan dönemde yukarıda pek çok örnegi görülen ...
Bir tanrılaştırma veya peygamberleştirme veya ne dersek adına yuceltme konumunda olan ideolojik Ataturkculugemi ....
Yoksa 1970 lerden sonra başlayan İslamcılıgın karşısına muhalefet olarak dikilen ..
Her fırsatta siyasal islama karşıyızın arkasına saklanıp İslami serpilmeyi gelişmeyi engellemeye çalışan siyasal Ataturkculugemi ...
Yoksa hırsızın , soysuzun , siyasetsizin , düzenbazın , vurguncunun habire arkasına saklandıgı kamuflaj ataturkculugemi ...
Neden tanımlamamız lazım ..
Biz bunların topuna karşıyız eyvallah kabul edelim diyelim ...
Bir Can Dundar etkisi yapabildikmi ...
Hayır işte Ruzgar Can abiden , nemalanmak bizden hesabı gidiyoruz bakalım ...
Nasıl olsa yelken dolu gidiyor hadise ikide biz giydirelim derdindeyiz ...
Yoksa bizim mahallede söylenen söz , yazılan kitap , basılan haber külliyat üstü külliyat olur ...
Bizden başkasıda okumaz , görmez , duymaz ...
Ha birde ajanlar , hakimler, savcılar , polisler bilir okadar ...
Aynı hadise Taraf gazetesi içinde oldu ..
Taraf Devlet kurumlarını eleştirmeye başladı ..
Yer yerinden oynadı , neredeyse Muhtıra yedi basın ..
Oysa Vakit yıllarca aynı konuları yazar sayar döker ...
bir defada gündem tutamadı ...
Gene biz dolu yelkene karşı hiç affetmedik devam ...
Hazır Mustafa bu kadar tartışılıyorken ..
Biz neden bu tartışmlara taraf olamıyoruz ?
Çunkuuu biz taguta karşıyız ...
Çunku biz istemezuk ..
Çunku biz topuna karşıyız ...
Aslında karşı taraf içinde aynı şey söz konusu....
Yeterki söz söyleyen Musluman bir kimligi temsil etsin ...
Dag başını duman alır hemen ...
Çıkarlar açık alınla ...
Hasılı devran böyle döner ..
söz burada biter ...

Selamlar ..
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: maxpayna - 13 Kasım 2008, 12:53:35 ÖÖ 00

neye mi karşıyız ?

mustafa kemal ile biz müminler farklı dünyaların insanlarıyız. biz ona karışmayız o da bize karışmasın.
ama zamanında epey karışmış halka beyabimiz.

hadi geçmiş geçmişte kaldı hatası ile sevabı ile yaptığını yaptı. bizden uzak olsun...

ama kraldan çok kralcı olanlar, kemalizm dinini icat edenler...!!!
hadi uydurdunuz bir din (kaynağınız neresiyse)  :P
ama bu kemalizm dinini zorla baskı ile tüm ülke insanına iman ettirmeye çalışırsan işte zulüm etmiş olursun.

biz nasıl sizi zorla müslüman etmeye camide namaz kılmaya zorlamıyor isek
siz de kemalizm ilkelerini benimsemeye ve 10 kasımda atanıza saygı duruşunda bulunmaya zorlayamazsınız.

bizim itirazımız kendi inançlarını bizlere dayatmalarınadır.

can dündarı filmine gelince;
can dündar aslında doğruyu yapıyor ama bu esas aklı başında kemalistlere yarayan bir doğrudur.
yani bizler gibi normal mustafa tasvirini ortaya koymak

aynen müslüman camiada yapıldığı gibi;
insan üstü yüce varlık olarak aşırı yüceltilen muhammed imajını kırmak için
bizler gibi yiyen içen hata yapan sorun yaşayan içimizden biri muhammed imajının çizilmesi ve bu minval üzerinde fırtınalar kopması...

ikiside aynı şey değil mi ?
ama biz muhammedimizi onlara zorlamıyorsak onlarda mustafalarını bizlere dayatmasınlar. lekum dinikum işte yahu :)
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: duaekseni - 13 Kasım 2008, 03:01:32 ÖÖ 03
*Böylesine bir utanmazlığı ‘lider tapıcılığı’ ile de izah etmek olmaz..

Ya, ‘ulusalcı’ taifenin kalemlerinden em. binb. Erol Mütercimler‘in, dünkü Vatan’da yer alan sözlerine ne demeli? Her namuslu insana, ‘Bu kadar ahlâksızlığa da ‘Pesss!.’ dedirttirecek cinsten değil mi? Ki, sözkonusu ettiği iddiaları Erzurum Kongresi günlerinde, mülkî erkândan birinin hanımı ile ilgilenmesi etrafında 30 yıl öncelerde de okumuştum.. Şimdi ise, ‘Mütercimler’, M. Kemal’in ‘Nutuk’unu fransızcaya çeviren Nazlı Pektaş’dan duyduklarını aktarıyor..Pektaş’a (M. Kemal için)  ’Çapkın mıydı? Kadınlara asılır mıydı?’ diye sormuş..
‘Nutuk (Söylev)’ tercümesiyle meşgul olduğu yıllarda M. Kemal’le bizzat görüştüğü anlaşılan Pektaş’ın cevabı utanç verici: ‘Söylev’i Fransızca’ya çeviriyorum. ...Ne yalan söyleyeyim, asılmak için çok çabaladım. Tüm kadınlar gibi.
Her seferinde ise saçlarımı okşayıp ’Kızım, çocuğum nasıl gidiyor tercüme’ dedi. (...) Ama içinde ünlü paşalar dahil olmak üzere o kadar çok kişi, karısını, kızını ona sunmak için çabalardı! Hattâ, karısını-kızını Atatürk’le yalnız bırakmak için Ankara kışında balkonlarda bekleşirlerdi. Bu yüzden az kişi zatürre olmadı!”’

Evet, böylesine bir tablo karşısında ne düşünürsünüz? Keşke birisi, yağlanmış parlak boynuzlarıyla ortalığı kaplayan bir öküz sürüsü karikatürü çizerek anlatsa durumu, kısaca..

http://www.haksozhaber.net/author_article_detail.php?id=8037
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: şimal - 13 Kasım 2008, 03:23:27 ÖÖ 03
Kemalistler ilah ister


Can Dündar'ın 'Mustafa' adlı filmini henüz izleyemedim, çünkü gösterime girdiğinden beri memleket dışındayım. Ama hakkında yapılan yorumları ilgiyle okuyorum. Bunlardan, Dündar'ın iyi bir iş çıkardığı anlaşılıyor. Deniz Baykal filmi hiç sevmediğine, bazı ulusalcı yazarlar 'İzlemeyin, izletmeyin, çocuklarınıza göstermeyin' dediğine göre, ortada kayda değer bir yapım olmalı.

Anladığım kadarıyla Dündar'ın yaptığı, resmi ideolojiye göre 'Ulu Önder' gerçekliğe göre ise hepimiz gibi ölümlü ve kusurlu bir insan olan Mustafa Kemal'in hayatından bazı sıradışı kesitler vermek olmuş. Buna karşı çıkanlar ise, 'Atatürk'ü böyle gösteremezsiniz, çok içen, muhteris, melankolik bir insan gibi tasvir edemezsiniz' diyor. Ancak Atatürk'ün gerçekten de öyle birisi olmadığına dair ortaya bir delil koymuyorlar. Örneğin, 'filmdeki şu sahne gerçek dışıdır, bunun kanıtı da filancanın anılarıdır, falanca tarihçinin çalışmasıdır' diyen bir yorumcu duymadım. 'Mustafa'ya tepki gösterenler, ona, kafalarındaki 'Ulu Önder'e birebir uymadığı için kızıyorlar.

Bu durumda karşımıza şöyle bir sonuç çıkıyor: Bir tarafta Kemalistlerin zihinlerinde yaşayan 'Atatürk' var, diğer tarafta ise gerçek dünyada var olan 'Mustafa'. Bu ikisi arasındaki farkın azıcık deşilmesi bile, Kemalistleri çileden çıkarabiliyor. Çünkü onlar, hiçbir hatası ve zaafı olmayan, her şeyi doğru bilen, her işin başına doğru bir ilke koyan insanüstü bir varlığa ihtiyaç duyuyorlar. Buna 'ilah' demek de hiç abartılı olmaz. Zaten Kemalist literatür, Çankaya'yı Kábe ile kıyaslayan ya da 'Samsun'da karaya çıkan ilah'a selam duran incilerle doludur.

Bu 'ilah'ın korunması için gereken 'zihin kontrolü' o kadar katı ki, aslında kendini 'Atatürkçü' sayan ama biraz olsun gerçek 'Mustafa'yı bulmak isteyenler bile aforoz edilmekten kurtulamıyor. Baksanıza, tartıştığımız filmi yapan kişi bir İslamcı, Kürtçü veya 'iç düşman' kontenjanından bir başka vatandaş değil. Can Dündar! Ama onun buğulu gözlerindeki Atatürk sevgisi bile 'kesmiyor', sadece 'sevgi' değil aynı zamanda 'tapınma' isteyen Kemalistleri.

Eğer bugün yeryüzünde Kuzey Kore ile birlikte bir de sadece bizde kalmış olan bu 'Ulu Önder kültü'nü aşabilir, bu toplu cinnetten kurtulabilirsek, sorunlarımızı çok daha kolay çözebiliriz. Mesela özgür dünyada sadece bizde var olan despot ve ayrımcı laiklik anlayışını değiştirebiliriz. Anayasa Mahkemesi bu laiklik anlayışının kılına dahi dokunamayacağımızı, çünkü sırtını 'Ulu Önder'in sonsuz bilgeliğine yaslamış olan 'asli kurucu iktidar'ın buna izin vermediğini söylüyor. Ama bir bakıyoruz 'Mustafa'ya, görüyoruz ki bu laiklik anlayışı öyle insan-üstü bir bilgelik, mutlak bir doğru filan değilmiş. Küçük Mustafa'nın hocası Kaymak Hafız'dan yediği bir dayağın 'intikamı' ve daha kimbilir hangi psikolojik faktörler varmış, bu 80 yıllık otoriter doktrinin kökeninde.

Gerçek şu: Atatürk de, tüm diğer Ademoğulları gibi, yaşadığı tecrübelerle ve devrinin fikirleriyle yoğrulmuş bir insandı. Kuşkusuz çok zeki, çok başarılı, dahası çok da vatanseverdi. Ve çok büyük işler başardı. Bu yüzden de biz Türklerin saygısını fazlasıyla hak ediyor. Ama fikirleri ve politikaları ilelebet geçerli olmadığı gibi, bazıları kendi devri için bile hatalıydı. Zaten bazı hatalarını kendisi de hayatta iken gördü ve bir kısmından geri adım attı.

İnsan ruhundaki 'tapınma' ihtiyacını ait olduğu metafizik alan yerine ölümlü bir insana odaklayan Kemalistler ise, bizi bu hataların içine gömüyor, onları, bırakın değiştirmemizi, sorgulamamıza bile izin vermiyorlar. Bugün Türkiye'nin önünü tıkayan en büyük engel bu.

Mustafa Akyol
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: esen - 13 Kasım 2008, 08:22:13 ÖS 20
*Böylesine bir utanmazlığı ‘lider tapıcılığı’ ile de izah etmek olmaz..

Ya, ‘ulusalcı’ taifenin kalemlerinden em. binb. Erol Mütercimler‘in, dünkü Vatan’da yer alan sözlerine ne demeli? Her namuslu insana, ‘Bu kadar ahlâksızlığa da ‘Pesss!.’ dedirttirecek cinsten değil mi? Ki, sözkonusu ettiği iddiaları Erzurum Kongresi günlerinde, mülkî erkândan birinin hanımı ile ilgilenmesi etrafında 30 yıl öncelerde de okumuştum.. Şimdi ise, ‘Mütercimler’, M. Kemal’in ‘Nutuk’unu fransızcaya çeviren Nazlı Pektaş’dan duyduklarını aktarıyor..Pektaş’a (M. Kemal için)  ’Çapkın mıydı? Kadınlara asılır mıydı?’ diye sormuş..
‘Nutuk (Söylev)’ tercümesiyle meşgul olduğu yıllarda M. Kemal’le bizzat görüştüğü anlaşılan Pektaş’ın cevabı utanç verici: ‘Söylev’i Fransızca’ya çeviriyorum. ...Ne yalan söyleyeyim, asılmak için çok çabaladım. Tüm kadınlar gibi.
Her seferinde ise saçlarımı okşayıp ’Kızım, çocuğum nasıl gidiyor tercüme’ dedi. (...) Ama içinde ünlü paşalar dahil olmak üzere o kadar çok kişi, karısını, kızını ona sunmak için çabalardı! Hattâ, karısını-kızını Atatürk’le yalnız bırakmak için Ankara kışında balkonlarda bekleşirlerdi. Bu yüzden az kişi zatürre olmadı!”’

Evet, böylesine bir tablo karşısında ne düşünürsünüz? Keşke birisi, yağlanmış parlak boynuzlarıyla ortalığı kaplayan bir öküz sürüsü karikatürü çizerek anlatsa durumu, kısaca..


iğrenç... >:( >:( >:(
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: serender - 13 Kasım 2008, 11:20:33 ÖS 23
yazsam mı? yazmasam mı?
yazmasam mı? yazsam mı ?????

hayır yazmayacağım :) ama yazıyorum
 :)
ama esen senin kızınla olan diyaloğuna dayanamadım
ne yav sen hamalmısın ??? onca işi yap her türlü ihtiyacını gider sonra gitsin elalemin biri kafasını doldursun  :o
sen niye boş bıraktın kızım :S :D

şimdi oturup biz çocuklarımıza kişileri tanıtmayacağız tabi ama iyi ve kötünün nasıl olması gerektiğini iyice belleteceğiz sonra o ayırımı o yapar zaten.
anlamaz deme bak anlamış
derhal düzeltmelisin ::)
ay ben olsam kahrımdan ölürdüm :D
mesela her gece beş dakika ona iyi insanlar kötü insanlar tanımı yap bu arada bunun için masal mı anlatırsın tiyatro mu oynarsın sen bilirsin artık
ama mutlaka o tanımı şimdi kazanmalı .. mutlaka..
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: esen - 14 Kasım 2008, 02:50:14 ÖÖ 02
hmmmm..
ya kahrımdan ölmedim serendercim ama üzülüyorum tabi..
ben oğlumada böyle birşey yapmadım ama o zamanı gelınce aile yapısı gereği neyin ne olduğunu kimin ne olduğunu öğrendi
kızım  önceki mesajda yazdıklarımı söylerken  oğlum müdahele ediyo bi yandan ama itiraf etmeliyim ki öğretmenle yüzgöz olmak istemediğimden susturdum :(
tabi bu ne kadar yüreksiz olduğumu gösterir mi bilmem bunun ezikliğinide yaşadım ama sen ne anlatacanki gidip okulda öğretmene vakti geldiğinde oğlum gibi oda yerine oturtur taşları diye düşünüyorum ..
ama yinede gerçekten senden örneklemeni isteyebilirim ,iyi adam  kötü adam tiplemelerini yani
bu yolunda daha etkili olacağından eminim hadi sen anlat biraz ne demeliyimi ..  :)
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: serender - 14 Kasım 2008, 02:56:52 ÖÖ 02
walla bilmiyorum
ama o manzarayı görünce dayanamadım
haftasonu bizim çocuk kulübüne yollayabilirsin tabi :)
online servisimiz yok malesef..

(minik not: ben çocuklara isim vermem karakter anlattırırım:) kuran bu konud agayet geniş bir kaynak:))
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: esen - 14 Kasım 2008, 03:09:52 ÖÖ 03
ee tmm ben örnek istiyorum sen bilmiyorum diyorsun
illakide örneeeek :)
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: serender - 14 Kasım 2008, 03:26:29 ÖÖ 03
kuran deduk yaa aa!

minik hikayeler oluştur. isim verme hayat anlat o kendisi seçecektir ashabı anlat kızdı dimi haceri ezberleyecek kadar iyi bilsin mesela :)
minik kitaplarda var
aa bak abisine ödev ver :)
o anlatsın sen de dinle bazen katıl teşvik et
karnından çok kafasına özen yani:)
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: esen - 14 Kasım 2008, 03:32:22 ÖÖ 03
karnından çok kafasına güzeeel..... ;)
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: narcicegi - 14 Kasım 2008, 12:05:14 ÖS 12
Dün akşam merak ettiğim "Mustafa" filmine gittim...

Üzerinde bu kadar konuşulan, yaygara koparılan film bence gayet iyi olmuştu.
Can Dündar gayet objektif bir biçimde Mustafa Kemal'in insan yanını , yani zaaflarını da yansıttı filmde.

Askeri yetenekleri yanında sigara ve içkiye olan düşkünlüğü, kadınlara olan zaafı, yaptığı devrimlerden sonra bu devrimlere karşı olanları bir şekilde etrafından uzaklaştırması, etkisiz hale getirmesi ya da darağacına göndermesi gibi olaylar gerçeğin ta kendisiydi zaten...

Vahim olan gerçeklere dayanamayan-onu ilahlaştıran insanların durumu...
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: esen - 15 Kasım 2008, 01:50:06 ÖÖ 01
serender bana kızacak biliyorum ama anlatmam lazım :)
geçen yazı geldi okuldan cuma günü atatürkün evine geziye gıdilecek bilginize diye..
kızımda komşunun kızına  söylemiş işte biz atatürkün evine gezmeye gidecez diye..
oda demişki aa zeynepcim uzak değil zaten çarşıda hemen gidersiniz..
kızımda aa evi çarşıdamıymış ne güzel  canı hiiç  sıkılmaz , çıkar çarşıda gezer atatürk  :-\
çok gülmüşler ailecek ama serender bende çok güldüm kızmaaaaa ::)
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: hattabhamza - 20 Kasım 2008, 02:56:00 ÖÖ 02
Anıtkabir Siyaseti ve Kanıksanmış Acziyet

Saadet Partisi'nin yeni genel başkanı Numan Kurtulmuş, Genel İdare Kurulu (GİK) üyeleriyle Anıtkabir'i ziyaret etti. Bu Anıtkabir ziyareti sıradan bir haber olmanın ötesinde Türkiye’de siyasetin sınırlarına dair net bir resim sunmakta.

Atatürk'ün mozolesine çelenk konulması ve saygı duruşunda bulunulmasının ardından, Misak-ı Milli Kulesi'ne geçen Kurtulmuş, Anıtkabir Özel Defteri'ne "Türkiye Cumhuriyeti'nin Kurucusu, Büyük Komutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk; Saadet Partisi Yöneticileri ile birlikte huzurundayız. Egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğu, hiçbir ayrıcalık ve ayrımcılığın bulunmadığı, özgürlük, adalet ve refahın milletimizin her ferdi için sağlandığı, öncü ve güçlü bir Türkiye için çalışacağız. İçimizde Yeniden Büyük Türkiye'yi bir an evvel kurabilmenin arzu ve heyecanı var. Rehberimiz, İstiklal Mücadelesi'nde ortaya konulan azim ve inanç olacaktır. Ruhun şad olsun!" yazdı.

Numan Kurtulmuş'un Anıtkabir ziyareti sıradan bir haber olmanın ötesinde Türkiye'de siyasetin sınırlarına dair net bir resim sunmakta. Eski alışkanlıklarla yeni bir başlangıç yapmak ne kadar mümkün olabilir?

 

Saadet Partisi'nin genel başkanlığına yeni seçilen Numan Kurtulmuş ve Genel İdare Kurulu üyeleri dün heyet halinde Anıtkabir'i ziyaret etmişler. Anıtkabir özel defterine günün anlam ve önemine dair düşüncelerini yazan Kurtulmuş, milli mücadele sürecinde hakim olan inanç temelinde Türkiye için çalışmalarını sürdüreceklerini beyan etmiş.

 

Yeni bir heyecanla ve siyasete yeni bir soluk getirme gibi büyük iddialarla işe koyulan bir siyasi kişiliğin ilk adımını teşkil eden bu eylemden ne öğreniyoruz? Önceki sözleriyle, geçmiş birikimi ve tutumuyla taban tabana zıt bir eylemle "bismillah" diyen bir kişinin başarılı olma ihtimali var mıdır?

 

Ne yazık ki Türkiye'de siyaset resmi ideolojinin rengini verdiği kalıpları aşamıyor. Ne söylem düzeyinde, ne de işleyiş itibariyle adeta hapsedildiği cendereden dışarıya kafasını uzatamıyor. Bu itibarla SP Genel Başkanı ve yetkililerinin Anıtkabir ziyareti artık sıradanlaşmış, kanıksanmış bir dayatmaya boyun eğiş ve de acziyet görüntüsü sunmakta. Ne yazık ki aşma iradesi de, bu yönde ortaya konmuş bir çaba da görülmüyor. Büyük umutlarla düzen partilerine umut bağlayanlara ise herhalde tüm bu manzaradan ders çıkarmak düşüyor. 

 

HAKSÖZ-HABER
 
Başlık: Atatürk Araştırma Merkezi'nin "Mustafa" Savunusu
Gönderen: eliflamra - 28 Kasım 2008, 05:07:54 ÖÖ 05
Can Dündar bir belgesel film yaptı. Kutsallarına dokunulduğu zehabına kapılarak tabularını korumaya kalkanların eleştirileri dinmek bilmedi. Son savunu devletin Atatürk konusunda en yetkili kurumundan: “Atatürk’ü nasıl sıradan insan olarak anlatırsın

(http://www.haksozhaber.net/images/news/5676.jpg)

Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı'nın filme ve Can Dündar'a yönelik eleştirilerini konu alan Taraf gazetesi yazarı Yıldıray Oğur, devletin en yetkili Atatürk kurumunun savunusundan ilginç alıntılara yer verdi. Bu arada Oğur'un yazısından söz konusu kurumun "insan olmayan Atatürk" filmini çekmeye hazırlandığını da öğrenmiş olduk. İşte akıllara durgunluk veren Mustafa savunusu:

 

Devletin resmî Mustafa görüşü

 

Yıldıray Oğur / Taraf

 

Can Dündar'ın Mustafa filmi üzerine konuşmayan, yazmayan kalmadı.

'İnsan Atatürk' Mustafa, 'resmî' Atatürk'ü tehdit etmeye başlamışken sıra zaten çoktan resmî Atatürk'ün yaratıcısı ve koruyucusu devlete gelmişti. Sonunda onlar da konuştu. Hem de devletin Atatürk konusunda en yetkili kurumunun ağzıyla.

Mustafa ile ilgili sitesine çok ayrıntılı ve çok tartışma yaratacak bir açıklama koyan Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı 12 Eylül rejiminin 1983'te 2876 sayılı kanunla kurduğu Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu'na bağlı olarak devletin Atatürk araştırmaları yapan resmî kurumu.

Merkezin internet sayfasının (www.atam.gov.tr) duyurular bölümüne konulan Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı imzalı yazının başlığı "Can Dündar'ın Penceresinden Gördüğü Mustafa Kemal Atatürk: 'Mustafa' Filmi Hakkında Bazı Tespitler."

En baştan söyleyelim. Devlet Mustafa'dan hiç ama hiç hoşlanmamış. Ve alternatifini çekmeye hazırlanıyor. "Çalışmalar sürüyor" deniyor açıklamada.

Açıklamanın devamında ise Mustafa kare kare eleştirilmiş dense yeridir. Resmî Atatürk'ten bir adım bile geri atılmamış. "Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır" denmiş adeta. Ve tabiî ki sert eleştirilerden Can Dündar da nasibini almış.

Devletin Atatürk Araştırma Merkezi "İnsan Atatürk anlatıldı" iddiasına cevap vererek başlıyor değerlendirmesine. Devlete göre Atatürk'ün aynı zamanda bir insan olması onun hayatının sadece bir yönü. "Atatürk'ü bir yönünü ele alarak anlatmak mümkün değildir" deniyor yazıda ve şöyle devam ediliyor: "Film süresinin kısalığı mazeret gösterilmekle birlikte aynı konuda tam tersine yorumlar yapılacak örneklerin verilmemesi tercihin yönüne işaret etmektedir."

Bence değerlendirmedeki en ilginç kısım ise bunun devamında geliyor. "Atatürk gökten yere indirildi iddiası" diye başlayan bölüm, devletin bu kurumunun da (tıpkı Hrant Dink'in yazısını yanlış anlayan Yargıtay dairesi gibi) mecazi anlatımdan habersiz olduğunu ortaya koyuyor. Yoksa bu "iddiaya" şöyle bir cevap verirler miydi?: "Türk kültüründe İslam öncesinde ve sonrasında ruhların ölmediği ancak 'uçmağa vardığına' inanılır. Milletine ve memleketine büyük hizmetler etmiş birinin ruhu kötü ruhlar gibi yerin altına uçmayacağına göre gökte farz edilmesi son derece tabii görülmelidir. Bununla birlikte Atatürk'ün yeri seviyesi son derece yüksek olan Türk milletinin kalbindedir."

"Atatürk'ün sofrası ve içki meselesi" başlıklı bölüm bir itiraf ile başlıyor. "Evet, Atatürk içkiyi sevmektedir ve sofrasında içki içilmiştir." Ama filmde bu "bilinçli bir biçimde abartılmış". Bu "bilinçli abartmanın" faturası ise ağır bir ima ile Dündar'a çıkartılmış "Atatürk'ün aydın ve entelektüel yanına hiç değinilmeden içki, sigara, kadın düşkünü, korkak olduğu işlenmesi, filmi hazırlayanların tercihini ortaya koymaktadır."

Devlete göre Atatürk'ün son zamanlarında yalnız olduğu da doğru değil. Buna delil ise son zamanlarında manevi kızları Ülkü ve Sabiha'nın yanında olması. Şu canhıraş savunmaya bakar mısınız?:

"Bir devlet başkanının üstelik de hasta ise isteyen herkes ile her saat ve dakika görüşmesini beklemek mümkün müdür? Yalnızlıktan kasıt Latife Hanım ile evliliğinden çocuğunun olmaması ise bu eksikliği manevi evlatlar edinerek giderdiği de bilinmektedir. Son dönemdeki görüntülerinde manevi çocukları Sabiha ve Ülkü ile yoğun şekilde ilgilendiği görülmektedir."

"Atatürk'ün Kürtler'e özerklik vereceği" iddiası da tabii unutulmamış. Kuruma göre Dündar'ın "kaynağı net olmayan" bu iddiayla "günümüz siyasî tartışmalarına girmesi" de "ideolojik değilse, ancak izlenmeyi artırma gayreti".

Devlet, Can Dündar'ın niyetini de pek halis bulmamış anlaşılan. "Korkusuz Atatürk" açıklanırken şöyle denmiş: "Filmde karargâhın penceresinden gördüğü bir toz bulutunu düşman sanarak Atatürk'ün korktuğu ima edilmiştir. Savaşı yöneten komutanın düşmanın burnunun ucuna kadar gelmesinden habersiz olup korkuya kapılmış göstermekte bir iyi niyet görmek mümkün müdür?"

Metinde ancak trajikomik denilebilecek öylesine resmî Atatürk savunmaları var ki akıllara durgunluk verici.

Bunun artık bir paranoyaya döndüğü yer ise filmde yer alan Atatürk ile İsmet İnönü arasındaki bana bile çok samimi gelen barışma notlaşmasıyla ilgili şu yorum: "Bununla birdenbire parlayıp en yakın dostunu görevden alan ve arkasından hemen normale dönen dengesiz biri yorumu yapılabilir."

Pes dedirtecek kısımlardan biri de Atatürk'ün Makedonya'dan gelen hemşerileriyle Dolmabahçe'de eğlenirken gösteren filmdeki sahnenin (nedense) açıklanma çabası. Meğerki Atatürk'ün halaybaşı olması bile aslında vatani bir görevmiş, Sovyetlere karşı Balkan Paktı projesine destekmiş amaç.

Zaaf göstermeyen, korkmak bilmeyen bir Atatürk'ün eğlenmesini beklemek kimin haddineymiş.

Yazıda, kurumun zihin dünyasını ele veren bölümler de var.

Atatürk'ün filmde Hatay ile ilgili çeteci, maceraperest gösterilmesi "Atatürk, Türkiye'nin devlet olarak Fransa ile savaş durumuna gelmesi ihtimaline karşı gayriresmî çete olgusuna dahi başvurulabileceğini dile getirmiştir" diye savunulmuş. Nereden hatırlıyoruz bunu?

Atatürk'ün Büyük Taarruz planının Kartacalı Hanibal'den esinlendiğini söylediği filmdeki bölüm kuruma göre "Atatürk'ün yaptıklarını Batı kültür ve kaynaklarına dayandırma gayreti ve zorlaması." Kardeşinin deniz kenarındaki mezarına çakalların saldırdığı bölümse "Türk kültür tarihinin hiçbir döneminde deniz kenarında mezar yapma âdeti yoktur" denerek yalanlanmış. Atatürk'ün "dinsiz" gösterildiği yerler ise o sözlerin alındığı Medeni Bilgiler kitabının yazarı Afet İnan'ın tercihlerine fatura edilmiş.

Ne diyelim devletin resmî Atatürk Araştırma Merkezi'nin çekeceğini duyurduğu Mustafa'ya alternatif "İnsan olmayan Atatürk" filmini sabırsızlıkla bekliyoruz.

kaynak (http://www.haksozhaber.net/news_detail.php?id=5738)
Başlık: Ynt: Haftanın Gündemi .. "Mustafa " ..
Gönderen: ISIK - 03 Aralık 2008, 08:36:24 ÖS 20
''İnsan olmayan Atatürk" filmini sabırsızlıkla bekliyoruz.''

dusmez kalkmaz bır ataturk(!) :D