İslami Düşünce Platformu

KUR´AN-I KERİM (Bilgi Platformu) => Kur´an-ı Kerim => Konuyu başlatan: iktibas - 07 Temmuz 2014, 11:11:30 ÖS 23

Başlık: GERÇEK EĞİTİM
Gönderen: iktibas - 07 Temmuz 2014, 11:11:30 ÖS 23
                                                                 Gerçek eğitim.
 Alak suresi
1- Yaratan Rabbinin adıyla oku.
2- O, insanı bir kan pıhtısından yarattı.
3- Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir.
4- O, insana kalemle yazmayı öğretti.
5- İnsana bilmediğini öğretti.

Eğitim ilk yapılması gereken bir iştir.Eğitim,konu olduğu zaman kimsede bir ihtilaf söz konusu değildir.İhtilaf Yaratan Rabbinin adıyla oku.buyruğu ile hem başlıyor hemde  işin rengi değişiyor ve tüm dünya sistemleri bunu reddediyor."Rabb" kavramı çünkü dünya sistemlerini rededen bir kavramdır.Çünkü tek "rabb"Allah olduğunu Kur'an beyan eder.
"Rabb"kavramı kişinin emir ve yasakları dışında kendi koydukları kurallara, ilkelere, değer ölçülerine ve kendi düşüncelerine kayıtsız şartsız uymasına denir.Kişi kayıtsız şartsız falanca öndere uyar ise onu "rabb"edinmiş olur.Allah'a kayıtsız şartsız itaat eder ise Allah'ı rabb edinmiş olur.
Yine aynı şekilde eğitim hususundada falancanın ilkelerine göre okumaz ise okuyamazsın diye mantık İslam dışıdır.Önderleri kutsallaştırmadan,sünnetullah çerçevesinde okuması zorunludur.

Bu ayetler geldiği zaman Mevdudinin ifadesine göre Resulullah a.s. "rabb"kavramını biliyor idi,çünkü Resulullah a.s. Cebrail a.s. a "rabb"nedir dememiş aksine"ben okuma bilmem"demiştir,
Bizim Eğitimde Rabb kavramını bilmek zorundayız.
Aksi taktirde Eğitime "şirk"girecektir.Rabbimizin şu ayeti ile  muhatap olacaktır.
“Onlar Allah’ı gereği gibi değerlendiremediler. Bütün yeryüzü, Kıyâmet günü O’nun avucundadır; gökler O’nun kudretiyle dürülmüş olacaktır. O, putperestlerin ortak koşmalarından yüce ve münezzehtir.”
(Zümer 67)
Maide 44.Al­lah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar kâfirlerdir.”
Maide 45-Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar zâ­limlerdir.”
Maide 47-Allah'ın indirdikleri ile hükmetmeyenler, işte onlar fâsık olanlardır.”
Bu ayetlerin doğrultusundan anlıyoruzki Müşriklerin eğitim sistemi Müslümanlar için sakat bir anlayıştır.Onların eğitimine güven olmaz,onların bayramları kutlanmaz,onların heykellerine hürmet edilmez.
Bugün ise Sistemlerini meşrulaştırmak için Müslümanları bir kenara almaya çalışmışlar. Bu âyetler bize hitap etmez, bizi ilgilendirmez diyerek kendilerini bu âyetlerin muha­taplığından çıkarmaya çalışmışlar. Bu emirle, yâni Allah’ın indirdikle­riyle hükmetme emriyle biz yükümlü değiliz, bu emir sadece yahudilere verilmiştir. Binaenaleyh bizler Allah’ın indirdikleriyle hük­metmek zorunda değiliz diyorlar. Bu çok yanlış bir değerlendirmedir. Yâni gerçekten bir Müslümanın bunu nasıl diyebildiğini anlamakta güçlük çekiyorum. Nasıl olabilir böyle bir şey?

Evet âyetlerin siyak ve sibakı ilk bakışta yahudi’lerle ilgilidir, ama biliyoruz ki Allah’ın âyetleri evrenseldir. Sebeplerin hususîliği hüküm­lerin umumîliğine engel değildir
Cahiliye yasaları menfaatler üzerine oturtulur
İnsan yasa yaparken hep menfaatlerinin etkisi altındadır, menfaatleriyle hareket eder, ama Allah’ın yaptığı yasalarında hiçbir menfaati yoktur. Kimseye bir ihtiyacı, bir müdahanesi yoktur Al­lah’ın. Ama yasa yapma yetkisini, kanun koyma yetkisini Allah’a değil de insanlara verirseniz elbette yasa yapanlar kendi menfaatlerini ön planda tutacaklar, yasaları hep kendi çıkarları doğrultusunda yapa­caklardır.

Yasayı yapanlar hırsızlarsa, elbette hırsızlığı ve hır­sızları kayırıcı; içkicilerse, içkiyi ve içkicileri kayırıcı yasalar yapacak­lardır. Toplumda hiçbir zaman eşitlik olmayacaktır. Toplumda tanrılar, kullar, yasa yapıcılar, o yasayı uygulayanlar, yönetenler, yönetilenler, ezenler, ezilenler, zâlimler, mazlumlar hep var olacaktır. Ama yasayı Allah yaparsa herkes O’nun yasalarının uygulayıcısı olarak, kul olarak eşit bir konumda olacaktır.
Eğitimde dikkat edeceğimiz hususlar.
1-Allah'a şirk koşucu eylemlerden uzak durmak
2-acele etmemek
3-anlamadan ve yaşamadan diğer derslere geçmemek.
Bunlar eğitim de ayrıntılardır.Bu ayrıntıları sırası ile açıklayalım inşaallah.
Özellikle Din'de esneklik olmayacağı için bu hareketlerden uzak durmak zorundayız,"hadi kızlar okula,hadi gençler okula"sloganları bizi aldatmamalıdır.
Kalem suresi-9 - onlar senin (kendilerine) taviz vererek  davranmanı isterler ki kendileri de (sana) yumuşak davransınlar.
Müşrikler bu huylarından her dönemde yürürlüğe sokar ancak Müslüman'ın tavrı Peygamber'in tavrının aynısı olması gerekir.Yoksa bir taviz diğerlerini getireceği gibi imanı tehlikeye sıkacaktır.
Sen onlara yaptıkları konusunda ruhsat veresin, onlar da sana ruhsat versinler. Sen onların dininde görünesin, onlar da senin dininde görünsünler. Sen onlara münâfık ve müraî davranasın, yani bir süre sen onların dininde, bir süre de kendi dininde görünesin. Yani sen onlara yaklaşasın, onlar da sana yaklaşsınlar. Sen onlarınkine dokunmayasın, onlar da seninkine dokunmasınlar..
Yok öyle bir şey!
Seyyid kutub'un ifadesi ile
İslam ile cahiliyenin yolun ortasında, daha doğrusu herhangi bir yolda buluşmaları mümkün değildir. Bu durum İslam ile her zaman ve her çağdaki cahiliye sistemleri arasında her zaman geçerli olan bir kuraldır. Bu kural dünkü cahiliye için olduğu gibi, bu günkü cahiliye içinde, yarınki cahiliye için de geçerlidir. İslam ile cahiliye arasındaki uçurum aşılmaz niteliktedir. İkisini bir noktada buluşturmak için bu uçurumun üzerine bir köprü kurmak imkansızdır. Bir şeyi paylaşmaları, iletişim kurmaları mümkün değildir. Aralarında sürekli bir çatışma vardır ve sonuçta uyuşmaları söz konusu değildir.
 Eğitim de Diğer ayrıntı ise acele etmemektir
Müzemmil suresinde Rabbimiz buyurduğu gibi" Ağır ağır Kur’an oku!”İşte bu âyet-i kerîmeyle buradaki oku emri açıklık kazanıyor. Neymiş mesele? Yani Alak’la emredilen okuma emrinin mahiyeti neymiş? Demek ki Kur'an ağır ağır, anlamak ve yaşamak üzere okunacak.
Rabbimiz yine Kıyamet suresinde ,Ey Muhammed! Cebrâil sana Kur’an okurken, unutmamak için acele edip onunla beraber söyleme, yalnız dinle. Doğrusu o vahyolunanı kalbine yerleştirmek ve onu sana okutturmak Bize düşer. Biz onu Cebrâil’e okuttuğumuz zaman, onun okumasını dinle. Sonra onu açıklamak Bize düşer.”
(Kıyâmet 16-19) buyuruyor.
“Biz sana okuyacağız ve sen asla unutmayacaksın! Bu aslında Kur’an’ın vahyedilmesi ve muhafazasının Rasulullah’a bir görev olmadığını, kendisinin böyle bir sorumluluğunun olmadığını, bu işi Allah’ın bizzat kendi uhdesine aldığını haber veriyordu. Ama Allah’ın Resûlü önceleri bunu bilmiyordu. Yani Allah’ın Resûlü Kur’an Kerîm gelirken, bu Kur'an ne kadar sürede gelecek? Kaç yıl gelecek? Ne kadar gelecek? Kaç âyet, kaç sûre gelecek? Ne kadarı Kur'an bölümü olacak? Ne kadarı okunan bölüm, namaza tahsis edilen bölüm olacak? Unutulacak mı, unutulmayacak mı? Bu konuda Kur’an’ın, vahyin muhafazası konusunda bir sa’yi, bir gayreti, bir tedbiri olacak mıydı, olmayacak mıydı, bunu bilmiyordu. Ama sonradan Rabbimiz tarafından anlatıldı ve Allah’ın Resûlü de anladı
. Meselâ Fetret döneminde bilemediği için vahyin kesilmesine üzülen Allah’ın Resûlü sonradan öğrendiği için artık İfk hadisesinde vahyin gecikmesine üzülmüyordu.

Eğitimde diğer ayrıntı öğrendiklerimizle amel etmektir.Bu bilgiye kötüye kullananların durumunu yine ayetler ile anlayalım inşaallah.
bakara 79  Vay o kimselere ki, elleriyle Kitab’ı yazarlar, sonra da onu az bir karşılığa değişmek için, “Bu, Allah’ın katındandır” derler. Vay ellerinin yazdıklarından ötürü onların hâline! Vay kazandıklarından dolayı onların hâline!

Cuma suresi 5
 Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu (içindeki derin anlamları, hikmet ve hükümleriyle gereği gibi) yüklenmemiş olanların durumu, koskoca kitap yükü taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah'ın ayetlerini yalan saymakta olan kavmin durumu ne kadar kötüdür. Allah, zalim olan bir kavmi hidayete erdirmez.

Ali r.a. derki;“Anlamayarak yapılan ibadette ve düşünülmeden gerçekleştirilen kıraatte hayır yoktur.”
Selef âlimlerimizin hepsi böyle düşünür böyle inanırdı. Bakın Süleyman Ed-Dârâni:
“Anlamadığım ve kalp huzuruyla okumadığım âyetlerden sevap alacağımı ummuyorum. Ben bir âyeti okurum, sonra dört-beş gece onunla meşgul olurum ve onu iyice anlamadan başka bir âyete geçmem.” der.
Nitekim Allah’ın Resûlü kendisine gelen bir vahyi önce kendisi okur, kendisi öğrenirdi, eksiksiz olarak onu hayatında uygular, sonra da hiç beklemeden ve en küçük bir parçasını bile gizlemeden onu insanlara aktarırdı. Bu konuda da hasbî davranırdı. Onun kutlu yolunun yolcuları olarak bizler de böyle olacağız inşallah.

Bakın gerçek okumayı anlatırken bir hadislerinde Allah’ın Resûlü şöyle buyurur:
“Bir topluluk Allah’ın evlerinden birinde toplanır ve Allah’ın kitabını okurlarsa ve de o okuduklarını kendi aralarında ders haline getirirlerse...”okumuş olacaklardır.
Rabbimiz bize böyle gerçek eğitimin sonucu olarak ikramda bulunacağını vaadediyor.Tıpkı Allah,kendi yolunda mucahede edenleri mükafatını verdiği gibi.
Ankebut suresi 69-Bizim uğrumuzda cihad edenleri biz elbette yollarımıza iletiriz. Muhakkak ki Allah iyilik edenlerle beraberdir


Vahyin ilk bölümünde, Kur’an’ın ilk gelen âyetinde insanın "Alak’tan" yani bir kan pıhtısından yaratıldığı gündeme gelmektedir. Alâk, kan pıhtısı demektir. Daha sonra gelecek 39. sûrede ancak insanın topraktan yaratıldığı bildirilecektir. Bunun ikisi de doğrudur. Yani insan hem bir kan pıhtısından hem de topraktan yaratılmıştır. Ama insanın topraktan yaratılması konusu gaybî bir konudur. Herkesin bilmediği bir konudur. Eğer Rabbimiz insanların henüz vahiyle yeni tanıştıkları bu ilk dönemlerde böyle gaybî bir konuyu, yani insanların topraktan yaratıldıklarını gündeme getirseydi, belki de o günün Mekkelileri ortalığı velveleye verebileceklerdi. Onun içindir ki her ikisi de doğru olmakla birlikte Rabbimiz ilk vahiyle kimsenin inkar edemeyeceği bir şeyle karşılarına çıkarıyordu konuyu. Güneş gibi, ay gibi açık ve net, kimsenin itiraz edemeyeceği, insanların reddedemeyecekleri bir yönüyle insanın yaratılışını gündeme getiriyor ve ötekisini insanların îmanlarının, teslimiyetlerinin kökleşeceği bir döneme erteliyordu.
Herkes biliyor ki insan ana rahmine atılmış bir damla sudan meydana gelmektedir. Bunu kimse reddedemez. Ama ötekisi ancak gayba inanan bir kimsenin kabullenebileceği bir şeydi ve bundan bahis henüz erkendi.
Evet, Allah insanı bir kandan yaratmıştır. Bunun zikri bize şunu hatırlatır: Allah karşısında bilgi iddiasında bulunanlar, Allah karşısında güç iddiasında bulunarak Allah’a kafa tutmaya kalkışanlar şu gerçeği hiçbir zaman unutmamalıdır. Sen ki basit bir varlıktın, hiçbir şey bilmiyordun, akılsız, idraksiz, elsiz, ayaksız bir damla su idin. Ana rahmine atılmış bir damla kan. Bu durumdayken seni orada koruyan, seni yaratan, sana seni tanıtan, sana çevreni tanıtan, sana şuur ve bilgi veren, Allah’ı tanıma imkânı veren, seni adam eden, Rabbini ve Rabbinden gelen bilgilerle bilgilenmeyi bırakıp ta başkalarının bilgilerini bilgi mi kabul ediyorsun? Düşünsene basit bir kan pıhtısının gücü ne ki? Bir damla basit kan parçasının gücü, değeri ne olabilir ki? Anlama gücü yok, düşünme gücü yok, söz söyleme gücü yok... Böyle bir varlığa Allah kendi bilgisini nasip ediyor. Böyle basit bir varlığı muhatap kabul edip Allah ona kendi bilgisini ulaştırıyor. Bu ne müthiş bir şeydir! Bu ne muazzam bir lütuftur!
Diğer ayrıntıda Rabbimiz kalem den bahsetmektedir bunuda kısaca izah eder isek O kalemle yazmayı öğretmiştir.”
Kalemle bu mânânın intikalinin zaman ve mekân ötesine taşırılmasını öğretti Allah. Yeryüzünde bunu becerebilen ikinci bir varlık yoktur. Ne büyük bir lütuf, ne büyük bir şeref değil mi? Ama o nis-pette de sorumluluğu büyük bir şeref tabii.
Suhuflar ve tüm kitaplar bize kalem vasıtasıyla ulaşmıştır. Bilgilenme âmili kalemdir. Öyleyse bu Rabbimizin bize en büyük nîmetlerinden birisidir. Çünkü biz insanlar için en büyük nîmet vahiy nîmetidir, kitap nîmetidir. Eğer kalem vasıtasıyla, kitap vasıtasıyla bizlere vahiy ulaşmasaydı, dünyadaki hiçbir nîmetten istifâde etme imkânımız olmayacaktı.

CENGİZ SARSMAZELSOY