İslami Düşünce Platformu

İSLAMİ BİLGİLER (Bilgi Platformu) => İslami Bilgiler ve Konular => Namaz => Konuyu başlatan: FuRKaN - 24 Ağustos 2007, 02:34:35 ÖÖ 02

Başlık: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: FuRKaN - 24 Ağustos 2007, 02:34:35 ÖÖ 02
2391 - Ukbe İbnu Âmir (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Üç vakit vardır ki, Resülullah (aleyhissalatu vesselâm) bizi o vakitlerde namaz kılmaktan veya ölülerimizi mezara gömmekten nehyetti:

- Güneş doğmaya başladığı andan yükselinceye kadar.

- Öğleyin güneş tepe noktasına gelince, meyledinceye kadar.

- Güneş batmaya meyledip batıncaya kadar."

Müslim, Müsâfirîn 293, (831); Ebü Davud, Cenâiz 55, (3192); Tirmizi, Cenaiz 41, (1030); Nesâi, Mevakît, 31, (1, 275, 26).

2392 - İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Hiç biriniz, güneşin doğması ve batması esnasında namaz kılmaya kalkmasın."

Buhârî, Mevâkît 31, 30, Hacc 73; Müslim, Müsâfırîn 289, (838); Muvatta, Kur'ân 47, (1, 220); Nesâî, Mevâkît 33, (1, 277).

2393 - Abdullah es-Sunâbihî (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Güneş, beraberinde şeytanın boynuzu olduğu halde doğar, yükselince ondan ayrılır. Bilahare istiva edince (tepe noktasına gelince) ona tekrar mukarenet (yakınlık) peydah eder. Zevâlden sonra (tepe noktasından ayrılıp batıya meyletimi) ondan yine ayrılır. Batmaya yakın tekrar ona yakınlık peydah eder, batınca ondan ayrılır."

Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) işte bu vakitlerde namaz kılmaktan men etti."

Muvatta, Kur'ân 44, (1, 219); Nesâî, Mevâkît 31, (1, 275).

2394 - Amr İbnu Abese es-Sülemî (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Bir gün Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a:

"Ey Allah'ın Resülü! dedim, Allah'a biri diğerinden daha yakın olan bir saat var mıdır -veya- Allah'ın zikri taleb edilen daha yakın bir saat var mıdır?"

"Evet, dedi, vardır. Allah'ın kula en yakın olduğu zaman gecenin son kısmıdır. Eğer bu saatte Aziz ve Celil olan Allah zikredenlerden olabilirsen ol. Zîra o saatte kılınan namaz, güneş doğuncaya kadar (meleklerin) beraberlik ve şehadetine mazhardır. Çünkü güneş şeytanın iki boynuzu arasından doğar ve bu doğma ânı kafirlerin ibadet vakitleridir. O esnada, güneş bir mızrak boyunu buluncaya ve (sarı, zayıf) ışıkları kayboluncaya kadar namazı bırak.

Bundan sonra namaz -güneş gün ortasında mızrağın tepesine gelinceye kadar- yine (meleklerin) beraberlik ve şehadetine mazhardır. Güneşin tepe noktasına gelme saati, cehennem kapılarının açıldığı ve cehennemin coşturulduğu bir saattir; namazı (eşyaların gölgesi) doğu tarafa sarkıncaya kadar terkedin.

Bundan sonra namaz -güneş batıncaya kadar- meleklerin beraberlik ve şehadetine mazhardır. Güneş, batarken de bu beraberlik ve şehadet kalmaz, çünkü o, şeytanın iki boynuzu arasında kaybolur. O sırada yapılacak ibadet kâfirlerin ibadetidir."

Ebü Dâvud, Salât 299, (1277); Nesâî, Mevâkît 35, (1, 279, 280); Müslim, Müsâfırîn 294, (832).

2395 - Ebü Saîd (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Sabah namazını kıldıktan sonra güneş yükselinceye kadar artık namaz yoktur. İkindiyi kıldıktan sonra da güneş batıncaya kadar namaz yoktur."

Buhârî, Mevâkît 31; Müslim, Müsâfirîn 288, (827); Nesâî, Mevâkît 35, (1, 277, 278).

2396 - Kütüb-i Sittenin beş kitabı tarafından İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ)'dan kaydedilen bir rivayette şöyle buyurulmuştur: "Nazarımda pek değerli birçok kimse -ki bence onların en değerlisi Hz. Ömer'di- şu hususta şâhidlik ettiler: "ResüIuIIah (aleyhissalâtu vesselâm), sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar, ikindi namazından sonra da batıncaya kadar namaz kılmayı yasakladı."

Buhârî, Mevâkit 330; Müslim, Müsâfirîn 286, (826); Ebü Dâvud, Salât 299, (1276); Tirmizî, Salât 134, (183); Nesâî, Mevâkît 32, (1, 276, 277).

2397 - Nadr İbnu Abdirrahman, ceddi Muaz (radıyallâhu anh)'dan anlattığına göre, der ki: "Muaz İbnu Afrâ ile birlikte tavafta bulundum (tavaftan sonra kılınan iki rekatlik tavaf namazını) kılmadı. Kendisine:

"Namaz kılmıyor musun?" diye sordum. Şu cevabı verdi:

"Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "İkindi (namazı)ndan sonra güneş batıncaya kadar namaz yoktur. Sabah (namazın)dan sonra da güneş doğuncaya kadar namaz yoktur."

Nesâî, Mevâkît 11, (1, 258).

2398 - Hz. Âişe (radıyallâhu anhâ) dedi ki: "Ömer vehme düştü (yanıldı). Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Namaz kılmak için güneşin batma ve doğma zamanını taharri etmeyin (araştırıp seçmeyin). Çünkü o, şeytanın iki boynuzu arasında doğar" diye yasakladı."

Müslim, Müsâfirîn 295, (833); Nesâî, Mevâkît 35, (1, 279).

Müslim, şu ziyadede bulundu: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) ikindiden sonraki iki rekati hiç bırakmadı."

2399 - Cündüb İbnu's-Seken el-Gıfârî'nin -ki bu zât Ebü Zerr (radıyallâhu anh)'dır- anlattığına göre, Kâbe'nin basamağına çıkıp şöyle demiştir.

"Beni bilen bilir, bilmeyen de bilsin ki, ben Cündüb'üm. Resülullah (aleyhissalatu vesselâm)'ı, şöyle söyler işittim: "Sabah (namazın)dan sonra güneş doğuncaya kadar namaz yoktur. İkindi namazından sonra da güneş batıncaya kadar; Mekke'de hariç, Mekke'de hariç, Mekke'de hariç."

Rezîn ilavesidir. Bu hadis, Ahmed İbnu Hanbel'in Müsned'inden tahric edilmiştir (5,165).

2400 - Hz. Ali İbnu Ebî Tâlib (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalatu vesselâm) ikindi (namazı)ndan sonra, güneşin yüksekte olma halini istisna ederek, namaz kılmayı yasakladı."

Ebü Dâvud, Salât 299, (1274); Nesâî, Mevâkît 36, (1, 280).

Nesâi nin rivayetinde (ibare, ifade bakımından biraz farkla) şöyle gelmiştir: "...güneşin beyaz ve parlak halde olmasını istisna ederek..."

2401 - Ebü Basra el-Gıfârî (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) el-Muhammas'ta ikindi namazı kıldırdı. Ve dedi ki:

"Bu namaz, sizden öncekilere de arz olundu, ama onlar bunu zayi ettiler. Kim buna devam ederse ecri iki kere verilecek. Şahid doğuncaya kadar; ondan sonra namaz mevcut değildir."

Müslim, Müsâfırîn 292, (830); Nesâî, Mevâkît 14, (1, 259, 260).

2402 - es-Sâib İbnu Yezîd (radıyallâhu anh)'in anlattığına göre, "ikindiden sonra namaz kıldığı için el-Münkedir'i Hz. Ömer (radıyallâhu anh)'in dövdüğünü görmüştür."

Muvatta, Kur'ân 50, (1, 221).

2403 - Ebü Katâde (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) cuma günü hariç, gün ortasında (nısfu'n-nehâr) namaz kılmayı mekruh addederdi ve derdi ki: "Cehennem, cuma dışında (her gün o vakitte) coşturulur."

Ebü Dâvud, Salât 223, (1083).

2404 - Alâ İbnu Abdirrahman'ın anlattığına göre, öğle namazından çıkınca, Basra'daki evinde Enes İbnu Mâlik'e uğramıştı. Zaten evi de mescidin bitişiğindeydi. Der ki: "Huzuruna çıktığım zaman bana: "İkindiyi kıIdınız mı?" diye sordu. Ben: "Hayır, şu anda öğle namazından çıktık" dedim:

"İkindiyi kılın!" dedi. Kalkıp kıldık. Namazdan çıkınca:

"Ben, dedi, Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şöyle söylediğini işittim: "Bu, münafıkların namazıdır, oturur, oturur şeytanın iki boynuzu arasına girinceye kadar güneşi bekler, sonra kalkıp dört rek'at gagalar. Namazda Allah'ı pek az zikreder."

Müslim, Mesâcid 195, (622); Muvatta, Kur'ân 46, (1, 220); Ebü Dâvud, Salât 5, (413); Tirmizî, Salât 120, (160); Nesâî, Mevâkît 9, (1, 254).

2405 - İbnu Mes'üd (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Ben Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı vakti dışında sadece iki namazı kılarken gördüm: (Veda Haccı sırasında) Müzdelife'de akşamla yatsıyı birleştirerek kıldı. O gün, sabah namazını da (mütad) vaktinden önce kıldı."

Buhârî, Hacc 97, 99; Müslim, Hacc 292, (1289).

2406 - Buhârî'nin Abdurrahman İbnu Yezîd'den kaydettiği bir diğer rivayet şöyledir: "İbnu Mes'ud (radıyallâhu anh) haccetmişti. Yatsı ezanı sırasında veya buna yakın bir zamanda Müzdelife'ye geldik. Yanındaki bir adama söyledi, ezan ve arkasından ikamet okudu. Sonra akşam namazını kıldı. Arkasından iki rekat (sünnetini) kıldı. Sonra akşam yemeğini istedi ve yedi. Arkadan bir adama emretti, ezan ve ikamet okudu, iki rekat olarak yatsıyı kıldı.

Şafak söktüğü zaman: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) şu saatte bugün ve bu yer dışında şu namazı hiç kimse kılmamıştır" dedi.

Abdullah (radıyallâhu anh) dedi ki: "İşte şu ikisi, vakti değiştirilmiş olan yegane iki namazdır. Biri akşam namazı- bu, halk Müzdelife'ye geldikten sonra kılınır; diğeri sabah namazı, bu da şafak söker sökmez kılınır."

İbnu Mes'ud sözlerine devamla: "Ben Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın bunu yaptığını, sonra ortalık ağarıncaya kadar kaldığını gördüm" dedi. Sonra sözlerini şöyle tamamladı:

"Eğer, Emîrü'l Mü'minîn -yani Hz. Osman (radıyallâhu anh)- şu anda ifaza'da bulunsa (Mina'ya müteveccihen hareket etse) sünnete uygun hareket etmiş olur."

(Hadisin râvisi Abdurrahman İbnu Yezîd der ki): "Bilemiyorum, İbnu Mes'ud'un bu sözü mü önce telaffuz edildi, Hz. Osman'ın (Mina'ya) hareket emri mi. . . Derhal telbiye çekmeye başladı ve bu hal, yevm-i nahirde Büyük Şeytan'a taş atılıncaya kadar devam etti."

Buhârî, Hacc 99)
Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: ramiksan - 05 Ağustos 2012, 02:04:04 ÖÖ 02
Selam kardeşler.Namaz vakitlerini yüce kitabında bütün tafsilatıyla bildiren  yüce yaratıcı namaz kılınmıyacak vakitleri neden bildirmemiş olabilir?Acaba yoksa mekruh vakit yokmu?Varsa Kuranda neden yok?Sonra bu şeytan ne menem bir varlıkki güneşi boynuzlarında taşıyor?Birşey olmuyor,birde gelip insanları yoldan çıkarmaya uğraşıyor?Kuranda olmayan mekruh vakitleri insanlar Haşa yaradanı tekzip eder gibi kendileri bulup çıkarıyorlar. halbuki Yasin suresinde yaradan güneşe ,aya,yıldıza menziller tayin ettiğini bildiriyor.Ne dersiniz sevgili kardeşler?
Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: serender - 05 Ağustos 2012, 04:24:21 ÖÖ 04
İnsanlar çıkarmıyorlar peygamber söylüyor. Aslında senin sorununu giderecek bir ayet biliyorum. Yüzde yüz inanacak ve teslim olacaksan söylerim yoksa bende kalsın. En kötüsü de ayet israf etmek dimi?
Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: ramiksan - 05 Ağustos 2012, 05:29:51 ÖÖ 05
 sevgili kardeşim cevabına teşekkür ederim.Bana o Ayeti yazabilirsen çok memnun olur,sana müteşekkir kalırım. Ayrıca israf olmıyacağından emin olabilirsin.Selam ve sevgilerimle.
Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: serender - 06 Ağustos 2012, 03:22:58 ÖÖ 03
"Nitekim kendi içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size Kitab'ı, hikmeti ve daha önce bilmediğiniz birçok şeyi öğreten bir peygamber gönderdik."
Bakara 151

Demek ki peygamberin bize kitabın ve hikmetin dışında bilmediğimiz şeyleri öğretmek gibi bir görevi var değil mi?
 
Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: ramiksan - 06 Ağustos 2012, 04:16:16 ÖÖ 04
Sevgili kardeşim Serender.Yazdığın Ayeti kalbime nakşettim.Ömrüm oldukça her Kuranı Kerim okuduğumda o Ayete geldiğimde hep seni anacağım.Benim yaşım 57 İzmirde makina imalatı ile uğraşmaktayım.Size mesajda yazmayı  yazmayı unuttuğum için ekledim.Şimdi kızmazsanız üzerinde uzun zamandır düşündüğüm konuyu size açmak istiyorum.Mademki mekruh vakitlerde namaz kılmak yok,çünki adı üstünde mekruh vakit,peki bu vakitlerde doğanlar, ölenler,yapılan işler ne olacak?Selamlar,sevgiler.
Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: serender - 06 Ağustos 2012, 04:23:42 ÖÖ 04
Mekruh vakit ifadesi yanlış anlaşılmış. Namaz kılmanın mekruh olduğu vakitler olarak geçmeliydi. Anlam aşınmasına uğramış sadece. Aynen oruç tutmanın haram olduğu günlerin haram günler olmadığı gibi.

Aleykum selam abi...
Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: ramiksan - 07 Ağustos 2012, 02:39:33 ÖÖ 02
  Sevgili serender kardeşim.Cevabın için teşekkür ederim.Güneşin şeytanın boynuzları arasında durduğu Hadis,i şerifi ni o insanların en yücesi gerçekten söylemişmidir.Bazıları da diyorki kafirlere,seytana,ateşe tapanlara benzememek için diyorlar.Sizlerin görüşünüz  nedir?Selam ve sevgilerimle.
Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: serender - 07 Ağustos 2012, 09:55:45 ÖS 21
O hadis sahih değil.
Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: FECR - 09 Ağustos 2012, 11:57:22 ÖÖ 11
O hadis sahih değil.

Neye göre sahih değil?
1-Akla göre mi?
2-Kur'an ayetlerinden hangi ayete zıt?
3-Rivayet zincirinde uydurmayla ilgili meşhur kişiler mi var?
4-Başka sahih hadislerle arasında tenaküz mü var?
5-Değildir derken bazı hadislerdeki mecaz ve kinaye ifadeler dikkate alındı mı?
6-Bu hadis hakkında hadis tenkitçileri bir şeyler söylemiş mi , söylemişse ne söylemişler?
7-Bu hadis zayıf hadisleri ya da mevzu hadisleri toplayan eserlerde geçiyor mu?
 Mevdudi'nin "Meseleler ve Çözümleri" adlı eserinde eleştirilen bazı hadislere verdiği cevapları okumuştum bir zamanlar. Bir takım hadisleri farklı bakış açılarıyla ve delilleriyle açıklıyordu. O esere bir göz atılmasında fayda olabilir. Benim aklıma yatmayan bir hadis, farklı bir bakış açısıyla açıklandığında akla yatkın gelebiliyor. Bunu yukarıdaki hadis için değil genel bir ilke olarak bahsediyorum.
Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: Leyl - 09 Ağustos 2012, 12:29:41 ÖS 12
Cevapları gereklilikten öte mecburiyet içeren sorularınız çok önemli.Dikkatli olmak lazım.

Mevdudi'nin tavsiye ettiğiniz kitabını duymuş fakat okuyamamıştım.İlk fırsatta (tabii satışta olanını bulabilirsem) alıp faydalanmak isterim.Ve bir dip not olarak ;Mevdudi kitapları iyidir, derim.

Allah (cc) razı olsun.

Selametle..
Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: FECR - 09 Ağustos 2012, 12:35:38 ÖS 12
Buradan temin edebilirsiniz

http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=46583 (http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=46583)
Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: Müslüman - 09 Ağustos 2012, 01:22:23 ÖS 13
O hadis sahih değil.

Neye göre sahih değil?

Benim aklıma yatmayan bir hadis, farklı bir bakış açısıyla açıklandığında akla yatkın gelebiliyor. Bunu yukarıdaki hadis için değil genel bir ilke olarak bahsediyorum.


Mezkur hadisin devamı; "...Çünkü (güneş) şeytanın boynuzları arasında batar ve kafirler ona (o saatte) tapınırlar."

Bu sözde hadisin farklı bakış açısı nasıl oluyor merak ettim şimdi.
Hadis bal gibi uydurma, işkembeden sallama. Kafirler Güneş’in doğuşu ve batışı zamanlarında ona secde ediyorlar ya hemen kılıfı bulup birileri kolları sıvamış.

Neye göre sorusuna gelince, cevabı çok basit; "akıl" sahiplerine göre.

Meseleyi akıl sahiplerine izah etmeye gerek yok akılsızlara izah edelim zira muhatabımız onlar.

Dünyayı düşünün günün her anında, güneş bir yerde batarken bir başka yerde doğmaktadır. Yani dünyanın dönüşüyle birlikte güneş kesintisiz bir doğuş ve batış halindedir, mesela şu anda Amerika'da güneş batmış durumdadır ama burayı aydınlatmaktadır.
Bu duruma göre Allah'ın ayetlerinden olan güneş her daim şeytanın boynuzları arasında ve ayrılmaz kanki durumundadırlar.

Pekala, konuyla ilişkili olan aşağıdaki sözde sahih hadisi "neye göre sahih değil" diyenlerin cevaplamalarını rica edeceğiz.

Ebu Zerr diyor ki, güneş battığında Peygamber bana sordu "güneş nereye gitti biliyor musun?". Allah Rasulü daha iyi bilir dedim. Güneş gider ta Arş’ın altında secde eder (adetince doğudan doğmak üzere) izin ister de ona izin verilir (ve doğu tarafından doğar. Bununla beraber insanların günahları üzerine doğmayı fena görür). Ve bu halde secde etmeye yaklaşır. Fakat secdesi kabal olunmaz. (Doğacağı yerine gitmeye) izin ister; izin verilmez. Ona: Artık nereden geldinse oraya dön! denilir. O da battığı taraftan doğar. (Buhari)

Senaryoyu görüyonuz değil mi? Yok secde için izin ister ama verilmez, de get nereden geldin ise oraya dön denir vs.

Yahu malum devir cehalet devri. O zamanlar günün her anında ve her vakit güneşin dünyada olduğunu nereden bilsinler, gece olunca yorulmuş ve çok enerji sarf etmiş olan güneşin sabaha kadar istirahate çekildiğini veya bir başka ifadeyle kendisini bir sonraki gün doğum için şarj ettiğini falan zannetmişlerdir. Halbuki, dünyada bir yer gece iken diğer bir yer gündüzdür. Güneş ışığı dünya üzerinden ayrılmamaktadır ve bir yere battığı da yoktur.

Çok mu mizahi oldu...? eee "neye göre sahih değil ?" diye sorulunca....

Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: Müslüman - 09 Ağustos 2012, 01:35:30 ÖS 13
Hatta Mevsimler konusu efsanevi filmlerdeki gibi

Peygamber şöyle buyurmuştur: (O'nu bu iftiralardan tenzih ederiz, o asla böyle birşey söylemez) "Sıcak şiddetli olduğu zaman namazı serinliğe bırakın. Çünkü sıcağın şiddeti cehennemin kaynamasındandır. Cehennem ateşi Allah'a şikayetini bildirdi de: Ya Rabb, bir kısmım bir kısmımı yedi, (yani ben beni yiyorum : ))) dedi. Allah da iki defa nefes almasına izin verdi. Nefesin biri kışın, diğeri yazın. İşte hissetmekte olduğunuz sıcağın en şiddetlisi ile soğuğun en şiddetlisi budur”. (Buhari)

Evet evet "yaz" ve "kış" cehennemin nefesindendir.  Bir nefes aldı "kış" oldu, bir nefes daha aldı "yaz" oldu. Baharlar nasıl oluştu bilmiyoruz, herhalde hapşırınca meydana gelmişlerdir.
Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: serender - 09 Ağustos 2012, 01:41:33 ÖS 13
Hayri Kırbaşoğlundan okumuştum. Notlarımdan bakıp cevapladım. Sayfa yada kitap ismini yazmamışım. Tekrar bakmam zaman alacak. Bu soru sorulduğunda Kırbaşoğluna mail attım ama cevap vermedi. Direk notlarımdan yazdığım için de kaynak gösteremedim. Bakıp yazarımda diyemeyeceğim özür dilerim. Hangi kitabı olduğunu bile hatırlamıyorum...

Size katılıyorum ;D Fecr abi Kırbaşoğluda hadisleri tenkit ederken sadece aklı kullanmıyorum. O hadis hakkında sahabenin ve sonraki neslin yorumunu-algısını da dikkate alıyor.

Gelgelelim biraz Nasrettin Hocavari olduysada Müslüman Kardeşim de haklı .... : ;D
Lakin bahsettiğiniz gibi M.S. 600 lü yıllarda insanların soyut gerçekliği anlama noktasında sıkıntı yaşadıkları besbelli. Bu durumda hem kuran ayetleri hem hadislerde somutlaştırmaya gidilmiştir. Ki zamanın aklı kavrasın. Burda alay edilecek bişey yok. Bizde çocuklara anlatırken benzer masalsı tabirler kullanırız; Yaz ve kışın cehennemin nefesi oluşunu unutmamam lazım. İyiydi  ;)
Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: FECR - 09 Ağustos 2012, 01:54:32 ÖS 13
Müslüman kardeşim maalesef Haniflerin etkisinde kalmışsın :)

Senin eleştirdiğin ve apaçık uydurma dediğin hadislerle ilgili eleştiriler Mevdudi'ye sorulmuş. O da şöyle cevap vermiş:

SORU:Hz. Peygamberin hadisi şerifleri hakkında kalbimdeki saygı, Ehl-i Hadis'inkinden hiç de az değildir. Dolayısıyla sü­rekli, hadisi reddedenlerin şerrinden beni koruması için Al­lah'a dua ediyorum. Fakat bazı hadisler hakkında zihnimde devamlı kuşkular uyanıyor. Aşağıda size bildireceğim hadis­leri ve bunlar hakkındaki kuşkularımı inceleyip tereddütle­rimi gidermenizi rica ediyorum. Bu arzumu yerine getirirse­niz size çok minnettar kalacağım.
Bilime ve akla aykırı hadisler:

5. Hz. Ebu Zer, "Peygamberimiz (s.a) bana güneş hakkın­da: "Güneş, battıktan sonra Allah'ın huzurunda secdeye ka­panır ve yeniden doğmak için sabaha kadar yalvarır durur" buyurdu demiştir.[89]
6. Hz. Ebu Hüreyre: "Cehennem, Allah'a nefesinin daral­masından şikayet etmiş ve nefes almak için izin istemiş. Al­lah Teâlâ da cehenneme bir yılda iki defa nefes alması için izin vermiş. Bu nedenle de yaz ve kış diye iki mevsim doğmuş­tur." hadisini rivayet etmiştir. [90
]

CEVAP:
5. Hz. Ebu Zer'in (r.a) rivayeti olan bu hadis, Buhari'de "Rid'ül Halk" babının "Güneş ve Ay'ın Sıfatları" bölümünde yer almaktadır. Özetini vermiş olduğunuz hadis, o şekliyle doğru değildir. Hadisin doğru çevirisi şöyle: "Rasûlullah (s.a): "Güneşin battıktan sonra nereye gittiğini biliyor mu­sun?" diye sordu. "Allah ve O'nun Rasulü daha iyi bilir"diye cevap verdim. Rasûlullah: "Güneş, Arş'ın altında secde eder ve yeniden doğudan doğmasına izin ister ve ona izin verilir. Bir zaman olacak, güneş secde edip izin isteyecek ama veril­meyecek, tersine gitmesi emredilecek ve güneş batıdan doğa­caktır. " buyurdu ve daha sonra şu ayeti okudu:
"Güneş de konulmuş olduğu yerde (müstekarrında) akıp gider. Bu, üstün ve bilen Allah'ın takdiridir."[102]
Burada sadece şu anlatılmak istenmektedir: Güneş her zaman Allah'ın emrindedir. Onun doğması ve batması Allah'ın emriyle gerçekleşir. Güneşin secde etmesinin, bizim namazda ettiğimiz gibi secde etmek anlamına gelmediği açıktır. Bilakis bunun anlamı Kur'an'da tanımlanan dünya­daki her şeyin Allah'ın huzurunda secde etmesi, yani tama­men Rab'lerinin emrine tabi olmasıdır. Sonra güneşin batısı da tek değildir. Kur'an'a göre birçok batı vardır. Çünkü gü­neş her an dünyanın bir yerinde batıp diğer bir yerinde do­ğar. Bu nedenle izin isteyip doğması ve batmasının anlamı, her zaman Allah'ın emrine tabi olması demektir. Güneşin batıdan doğmasına gelince; bu imkansız bir şey değildir, yerçekimi kanununun aniden değişmesi ve gezegenlerin hareket ettiği yönün her an tersine dönmesi imkân dahilinde­dir. Fizik ve Astronomi uzmanlarından hiçbiri yerçekimi kanununu değişmez görmemekte ve bunda bir değişme olması­nın veya tamamen bozulmasının imkansız olduğuna inan­mamaktadır.
Bu hadiste doğma ve batmanın dünyanın değil de, güne­şin dönmesinin sonucu olarak görülmesi meselesine gelince, buna itiraz edenler, şu iki noktaya çok iyi dikkat etmelidir­ler: Birincisi; Peygamberler, fizik, astronomi ve kimya mese­lelerini anlatmak için bu dünyaya gelmemiştir. Onlar irfani hakikati tebliğ etmeye, düşünce ve eylemi tashih etmeye gel-miştir.Onlarm işi dünyanın veya güneşin nasıl hareket etti­ğini izah etmek değildir. Onların mesajı şudur: "Dünya ve güneşin sahibi ve hükümdarı sadece Allah'tır. Herşey, her zaman O'na ibadet eder."
İkinci nokta ise; bir tebliğci, kendi döneminin bilimsel araç ve gereçlerini bırakıp binlerce yıl sonraki şeyleri haki­kati öğretmede eğitim aracı olarak kullanırsa, bu iş tebliğin hikmetine ters düşer. Onların anlatmak istediği şeyler ken­di dönemlerinin bilgi birikimini kullanarak gerçekleşebilir. Peygamberler, yüzlerce yıl sonrasının bilgilerini anlatmaya kalkışsaydılar, insanlar onların esas eğitim alanlarını bıra­kır, bu adamlar hangi zamandan bahsediyor, diyerek bunu tartışmaya başlar ve neticede hiç kimse onların tebliğinden etkilenmezdi.
Şimdi siz düşünün: Eğer bir peygamberin anlattıklarım kendi çağdaşları bile anlamasaydı, sonraki nesillere onun öğretisi nasıl ulaşabilirdi? Bundan bin beşyüz yıl önce, eğer bu hadis, duyanların güneşin doğuşu ve batışının güneşin değil de dünyanın hareketinden dolayı olduğunu anlayacak­ları bir şekilde söylenmiş olsaydı, bugün bu olay ilmin bir mucizesi olarak anılacaktı. Ancak acaba size göre o dönemin insanları bu mucizeyi nasıl karşılayacaktı? Sonra, bu hadis vasıtasıyla anlatılmak istenen asıl şey başka türlü nasıl anlatılabilirdi? O devrin insanları böyle "İlmi Mucizeler" yü­zünden imandan mahrum kalsaydı, bu mucizeler size ulaşa­madığı için onları nasıl takdir edebilecektiniz?
6. Hz. Ebu Hüreyre'nin bu rivayeti, Buhari'de "Namaz Vakitleri" bölümünün "Elebrad bizzuhurfi şiddetilharr" babındadır. Siz bu hadisin özetini bile doğru vermemişsiniz. Hadisin doğru tercümesi şu şekildedir. Rasûlullah (s.a): "Yaz mevsiminde öğle namazını serinlikte, geciktirerek (sı­cağın etkisi azalınca) kılınız. Çünkü sıcağın şiddeti cehenne­min üflemesindendir. Cehennem Allah 'a halinden şikayet edip benim parçalarım birbirini yiyor, dediğinde; Allah Teâlâ cehennemin iki kez nefes almasına izin verdi. Yani kı­şın ve yazın birer kez olmak üzere. Yazın aldığı nefes, sizin en şiddetli sıcaklarınıza ve kışın aldığı nefes, sizin en şiddetli soğuklarınıza benzer" buyurmuştur.
Bu hadise itiraz etmeden önce, Rasûlullah'ın bundan asıl amacı ne olabilir, diye iyice düşünün. Kendisi bir fizikçi gibi mevsimdeki değişmelerin nedenlerini mi anlatmak istiyor­du? Yoksa bir nebi olarak sıcağın şiddetini hissedenlere ce­hennemi mi tasvir etmek istiyordu? Kur'an ı ve Hz. Muhammed'in (s.a) hayatını okuyan birisi, hiç tereddüt etmeden O'na birinci hususu değil de, ikinci hususu uygun görecektir. Hz. Muhammed'in (s.a) yazın öğle namazının serinlikte kı­lınmasını emretmesinin amacı, cehennemden korkutmaktı ve cehennemi hak edecek işlerden men etmekti. Tebuk Gaz­vesi sırasında Rasûlullah'ın (s.a) söylediği bu sözler Kur'an-ı Kerim'in söyledikleriyle eş anlamlıdır:
"Onlar bu şiddetli sıcakta cihada çıkmayın dediler. Ey Peygamber! Onlara de ki, cehennem ateşi bu sıcaktan daha sıcaktır."[103]
Burada Kur'an bir fizik meselesini açıklamayı hedefle­mediği gibi, Hz. Muhammed'in (s.a) hadisi de bir fizik dersi verme amacı taşımıyor. Kuranın dünya sıcağıyla cehennem sıcağını mukayese etmesinin arkasındaki amaç, sıcaktan dolayı cihad etmekten kaçınanları cehennemden korkut­maktı.
Hz. Muhammedin (s.a), dünyanın en şiddetli sıcağı ve en şiddetli soğuğunu cehennemin sadece iki nefesine denk tut­ması, kışın sabah namazlarını ve yazın öğle namazlarını eda etmek için dışarı çıkmaktan çekinenleri uyarmak içindir.
Nitekim Âhmed b. Hanbel'in Müsnedinde Zeyd b. Sabit'in şöyle bir rivayeti vardır;
"Rasûlullah'ın (s.a) sahabileri için öğle namazından da­ha zor bir namaz yoktu." Yaz aylarında Arabistan'ın öğle sı­cağını görenler bu rivayeti daha iyi anlarlar. Şimdi hadisin asıl metnine gelelim:
"Sıcağın şiddeti cehennemin üflemesindendir" cümlesi­nin anlamı, kesin olarak dünya sıcağının cehennemin üflemesiyle meydana geldiği şeklinde değildir. Bunun anlamı şu olabilir: Sıcak, cehennemin üflemesinin bir benzeri veya onun cinsindendir. Çünkü Kur'an'da "Min" kelimesi cins be­yan etmek için çokça kullanılmıştır ve Kur'an'da bunun bir çok örneği vardır. Mesela;[104]  ayetlerinde de "min" kelimesi cins için kullanılmıştır.
Son cümlede yaz ve kış mevsimlerinin cehennemin bu iki üflemesinden meydana geldiği gibi birşey söylenmemiştir. Hadis-i şerifin tercümesi şöyledir: "Rabbi ona kış ve yaz için birer kez olmak üzere iki kez nefes alması için izin verdi. Onun nefesleri sizin gördüğünüz en şiddetli sıcağa ve en şid­detli soğuğa benzer."
Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: Müslüman - 09 Ağustos 2012, 01:56:39 ÖS 13

Lakin bahsettiğiniz gibi M.S. 600 lü yıllarda insanların soyut gerçekliği anlama noktasında sıkıntı yaşadıkları besbelli. Bu durumda hem kuran ayetleri hem hadislerde somutlaştırmaya gidilmiştir. Ki zamanın aklı kavrasın. Burda alay edilecek bişey yok. Bizde çocuklara anlatırken benzer masalsı tabirler kullanırız; Yaz ve kışın cehennemin nefesi oluşunu unutmamam lazım. İyiydi  ;)

serender kardeşim dedikleriniz doğrudur lakin bunu mezkur hadis için söylememiz mümkün değil zira orada insanların kavramalarına yönelik izahattan ziyada bayağı bir detaylandırma var ve belli ki israiliyyat kokuyor.
Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: Müslüman - 09 Ağustos 2012, 02:12:35 ÖS 14
Zaman zaman Haniflerle el ele halay çektiğimiz olur, doğrudur ancak onlar gibi olmaktan Allah'a sığınırım.

Mevdudi'yi yakından takip ederim, tefsirinden istifade ediyorum ve görüşlerine itibar ederim ama bu onun her zaman doğruyu söylüyor olması anlamına gelmez, recm meselesindeki sakat anlayışı buna misaldir.

Aynı hatayı bu konuda da sergilemiş olduğunu görüyorum. Güneş'in şeytanın boynuzun arasında doğup batması ne demek yahu?

Böyle birşey mi acaba? : ))


(http://s11.postimage.org/57pq66l9f/arastir.gif)
Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: FECR - 09 Ağustos 2012, 02:19:03 ÖS 14
Bu konu hakkında da zaten hadisçiler cevap vermişler zaten. Bi zahmet araştırıverin :)

Hadis usulünü okuyan kimseler, hadislerde mecaz, kinaye, teşbih, tergib ve terhib gibi sanatlarının bulunduğunu az çok bilirler.

Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: Müslüman - 09 Ağustos 2012, 03:55:30 ÖS 15
chamdali, Black (2005) gerçekten güzelmiş  ;D
Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: maxpayna - 11 Ağustos 2012, 11:18:59 ÖÖ 11
Alıntı
serender

"Nitekim kendi içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size Kitab'ı, hikmeti ve daha önce bilmediğiniz birçok şeyi öğreten bir peygamber gönderdik."
Bakara 151

Demek ki peygamberin bize kitabın ve hikmetin dışında bilmediğimiz şeyleri öğretmek gibi bir görevi var değil mi?
 


peygambere kitabı ve hikmeti allah verdi. bunun dışında başka bir bilgi kaynağı mı var peygamberin ki bilmediğimiz başka (off the record) kaynak mı var ?

arkadaşımızın dediği gibi bu dinin kaynağı kuranda bu konuda bilgi yoksa nereden çıkıyor.
farzı muhal  peygamberden çıkıyor.
eğer peygamberden çıkıyor ise sebebi nedir ve o sebepler günümüzde hala geçerli mi yoksa geçersizmidir ?

şöyle bir tez öne sürebilirim (belki de duydum biryerlerden ama hatırlamıyorum)

peygamber döneminde az da olsa güneşe tapanlar vardır. güneş doğarken batarken tepede iken secde ediyorlardır güneşe.
peygamber de nasıl yahudi ve hristiyanlara benzememek için tedbirii uygulamalarda bulundu ise güneşe tapanlara benzememek için güneş doğuş batış anlarında ve tepede iken  namaz kılmayın DEMİŞ OLABİLİR.

demiş olsa bile;
günümüzde bu tedbirii uygulama geçerli olur mu olsa ne olur olmasa ne olur ?

zaten namaz kılma oranı düşerken insanlar şeytana uyup namaz kıl(a)mamak için gevşeklik gösterirken. bir de bu mekruh vakitleri ortaya sürersek adamın kılacağı varsa da kılmaz...

liboş kapitallerin atası adam smith bazen haklı;  bırakınız yapsınlar bırakınız gitsinler bırakınız ne zaman kılarlarsa kılsınlar yeterki gönülden kılsınlar....

not: hanif değilim ama hanifler çoğunlukla haklıdırlar ama yoldan çıkmışlıklarını mazur göstermez...  ;)



Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: FECR - 11 Ağustos 2012, 11:39:23 ÖÖ 11
Mekruh vakit derken yoksa siz haram vakit olarak mı algılıyorsunuz yoksa?. Eğer öyle algılıyorsunuz efali mükellifin konularını bi zahmet okuyuverin. :)
Mekruh, kerih görülen, hoş görülmeyen vakittir. Yoksa namaz kılınması haram olan , zinhar namaz kılınmaz vakit değildir. Namaz kılmak isteyene ne zamanın ne mekanın engeli vardır. İman varsa imkan da vardır. Öyle değil mi?.
Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: maxpayna - 11 Ağustos 2012, 12:05:24 ÖS 12

Alıntı
FECR

Mekruh, kerih görülen, hoş görülmeyen vakittir.


kim niye hoş görülmüyor abi;
suyu bulandırmayalım. he haram ha mekruh. su bulanınca ürküyor ceylanlar...
adam namaz kılacak ne güzel. kıl da ne zaman kılarsan kıl yeter ki kıl adam gibi kıl. (bu cümlede çok kıl oldu)  :D

Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: FECR - 11 Ağustos 2012, 12:19:17 ÖS 12
Allah'ın peygamberi kerih görmüş, İslam alimleri de kerih görmüş , yüzyıllardır teamül olarak günümüze göre gelmiş. Şimdi bu teamül Kur'ân'da geçmiyor diye kerihliği ortadan mı kaldırılsın diyorsun. Kılmak istedikten sonra kerih vakitde kılmak, hiç kılmamaktan daha evladır.
Bu konuda farklı bir örnek vereyim ;
Şimdi namazı sakız çiğneyerek ya da ağzında bir şeyler yiyerek kılmak, Kur'an'da geçmez diye namazda bunları yapabilir miyiz?. Yaptığımızda ne yapan kişinin kendi kıldığı namaz, namaz gibi olur,ne de  başkası onu namaz kılıyor gibi sanır. Bu durum herkesce kerih -mekruh görülen bir durum değil mi?
Bugün cemaatle namaz kılınırken bir bakıyorsunuz , cemaatten birilerinin cep telefonu çalıyor, oyun havaları mı dersin, kuş sesleri mi dersin, senfoni orkestrası gibi sesler mi dersin, ne dersen de bir çok sesler çıkabiliyor. Bu durum mekruh bir durum değil midir?. Bu fiili işleyen mekruh işlemiş olmaz mı?.
Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: Müslüman - 11 Ağustos 2012, 03:43:03 ÖS 15
Allah'ın peygamberi kerih görmüş, İslam alimleri de kerih görmüş , yüzyıllardır teamül olarak günümüze göre gelmiş. Şimdi bu teamül Kur'ân'da geçmiyor diye kerihliği ortadan mı kaldırılsın diyorsun.

Meselelere bu şekilde yaklaşırsak rotamızı şaşırırız.

Allah'ın Rasulü recmi uyguladı (Nur suresi 2. ayeti inene kadar), 4 Halife de recmi uyguladı, İslam alimleri de "recm vardır" diyorlar. Yıllardır bu inanç bu şekilde bize intikal etmiş. Pekala İslam'da, Kuran'da recm var mı? Yok

Teamül bu diye Kuran'da olmayan bir şeyi kabul mu edeceğiz şimdi?

Ayrıca Kuran'da yok diye kerahet vaktini reddediyor değiliz, reddetmemize delil teşkil eden söz konusu hadislerin konuya delil teşkil edemeyeceğidir. Bunun sebeplerini de hadisi izah sadetinde zikrettik.
Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: FECR - 11 Ağustos 2012, 04:03:43 ÖS 16


Meselelere bu şekilde yaklaşırsak rotamızı şaşırırız.




Rotan sağlamsa korkmana gerek yok, şaşırmazsın :)
Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: ramiksan - 12 Ağustos 2012, 10:04:09 ÖS 22
 Selam sevgili kardeşler.Mekruh veya kerahet vakitlerinde namaz kılınırmı kılınmazmı?Net görüşlerinizi bekliyorum.Selamlar sevgiler.
Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: derail - 12 Ağustos 2012, 10:07:19 ÖS 22
 mekruh denmişse elbet vardır bi bilinen
Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: ramiksan - 12 Ağustos 2012, 11:35:58 ÖS 23
Sevgili kardreşler merhaba. Bu vakitlerde Allah ı anmak olur,Kuran ı Kerimi okumak olur,ama şekilsel ibadetide ihtiva eden namaz olmaz demek ki?
Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: maxpayna - 14 Ağustos 2012, 02:16:51 ÖS 14
Alıntı
derail

 mekruh denmişse elbet vardır bi bilinen


hıh; ben de bunu arıyorum işte.
varsa bir bilinen söylesinler de biz de bilelim.

şimdi bu vakitlerde namaz kılmayı hoş görmeyen kim ? allah değil, olsa kitabında söyler.
peygamber hoş görmemiş ise sebebini de söylemiştir herhalde keyfine hareket etmemiştir.

diyecekki ey sahabelerim kankalarım namazınızı erken kılın güneşin batışına bırakmayın şu şu şu sebeplerden hoş olmaz/mekruh olur....

benim ilk mesajımda verdiğim güneşe tapanlara benzememek için dersiniz anlarım. eğer öyle ise !!!
ama illa ki bir yasak koyuyorsanız nedenini açıklamalısınız.

neden niçinini sorgulaya sorgulaya ya fenafillaha erecem ya imandan olacam cehenneme erecem.... ^-^

Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: Müslüman - 14 Ağustos 2012, 02:54:34 ÖS 14



neden niçinini sorgulaya sorgulaya ya fenafillaha erecem ya imandan olacam cehenneme erecem.... ^-^



valla hakaret olarak algılamaz isen bu gidişle fenafillaha eremeyeceğin kesin onu söyleyeyim. Zira şüphecilik bir hastalıktır. Bu şüphecilik bizi öyle bir baskı altına alır ki sonra bütün zihnimizi, bedenimizi felce uğratır. Yorgun düşersin kardeşim, bıkkınlık gelir ve artık ibadetlerinden zevk alamazsın. Din kuşa döner. Tecrübe ile sabittir.

Elbette sorgulayalım, araştıralım, doğrusunu öğrenelim ama haddimizi ve sınırımızı da bilelim.

Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: serender - 14 Ağustos 2012, 03:16:10 ÖS 15
Hadislerle ilgili konuşmak zordur. Ciddi bir birikim gerektirir. Başka bir birikimden aktaramayacağım için özellikle bir hadis yazamayacağım.

Hayri Kırbaşoğlunun hadis konusundaki titiz çalışmaları ve bize hadisi anlamak konusunda çizdiği çerceveden bahsederek kimseye cevap olmayacak sadece öylesine bir cevap olarak yazıyorum...

Peygamberden anladığım ; Kişi eğitimidir. Şahsiyet oluşturmadır. Kendisi olabilen arkadaşlar üretmedir. Hadisler işte kişilerin eğitim sürecinin çeşitli basamaklarında üretildiği için ayet gibi anlamı tüm zamanlara şamil değiller işte.

Celalettin Vatandaşın Vahiyden Kültüre kitabında anlatmaya çalıştığı , hani toplu ihtidalarla muharref geleneğin vahiy ekseninde yetişen toplumu nasıl çeşitlendirdiğini de akılda tutarak.

Bir din , hayat , karşı duruş , farklı ve farkında oluş gibi sosyal değişimleri de amaçlayan peygamberin o dönemdeki baskın yönelişlerden ayrıştırmak anlamındaki girişimlerinin mantığını kavrayabiliriz.

Eğer bu günde sünnetin ruhunu kavrayan etkin ulema (nerde gezer) mekruh vakitleri güncelleyebilirse Din yeniden bir hayat, karşı duruş ve ciddi bir sosyal değişim anlamına neden gelmesin?
Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: FECR - 14 Ağustos 2012, 03:27:17 ÖS 15

valla hakaret olarak algılamaz isen bu gidişle fenafillaha eremeyeceğin kesin onu söyleyeyim. Zira şüphecilik bir hastalıktır. Bu şüphecilik bizi öyle bir baskı altına alır ki sonra bütün zihnimizi, bedenimizi felce uğratır. Yorgun düşersin kardeşim, bıkkınlık gelir ve artık ibadetlerinden zevk alamazsın. Din kuşa döner. Tecrübe ile sabittir.

Elbette sorgulayalım, araştıralım, doğrusunu öğrenelim ama haddimizi ve sınırımızı da bilelim.



 begen1
Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: serender - 14 Ağustos 2012, 03:28:50 ÖS 15
Alıntı
serender

"Nitekim kendi içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size Kitab'ı, hikmeti ve daha önce bilmediğiniz birçok şeyi öğreten bir peygamber gönderdik."
Bakara 151

Demek ki peygamberin bize kitabın ve hikmetin dışında bilmediğimiz şeyleri öğretmek gibi bir görevi var değil mi?
 


peygambere kitabı ve hikmeti allah verdi. bunun dışında başka bir bilgi kaynağı mı var peygamberin ki bilmediğimiz başka (off the record) kaynak mı var ?

....


Üstteki yorumumda vahiyle kesinleşmeyen uygulamaların hayata şamil olamaycağını söylemiş oldum. Şu tezini kabul ediyorum. Çok düşündüm haklı olabilirsin.

Alıntı
şöyle bir tez öne sürebilirim (belki de duydum biryerlerden ama hatırlamıyorum)

peygamber döneminde az da olsa güneşe tapanlar vardır. güneş doğarken batarken tepede iken secde ediyorlardır güneşe.
peygamber de nasıl yahudi ve hristiyanlara benzememek için tedbirii uygulamalarda bulundu ise güneşe tapanlara benzememek için güneş doğuş batış anlarında ve tepede iken  namaz kılmayın DEMİŞ OLABİLİR.

demiş olsa bile;
günümüzde bu tedbirii uygulama geçerli olur mu olsa ne olur olmasa ne olur ?

Buraya kadar tamam da alıntıladığım ayetden ne anlamalıyız?

Kuranda peygambere kuran dışı vahiy geldiğine dair işaretler var. Buna haniflerin cevapları gerçekten yetersiz.

Soru şu olabilir;kuran dışı gelen vahiylerin tüm dönemlerin değil o dönemin problemini çözmeye yönelikti de o yüzen mi kurana alınmadı?

Konu tartışmalı...
Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: Müslüman - 14 Ağustos 2012, 05:30:17 ÖS 17

Kuranda peygambere kuran dışı vahiy geldiğine dair işaretler var. Buna haniflerin cevapları gerçekten yetersiz.

Soru şu olabilir;kuran dışı gelen vahiylerin tüm dönemlerin değil o dönemin problemini çözmeye yönelikti de o yüzen mi kurana alınmadı?

Konu tartışmalı...

Kuran'da Peygamberimize kuran dışı vahy geldiğine dair işaretlerin neler olduğunu bize de aktarırsanız memnun oluruz. Necm 3-4 ayetlerini delil getireceksiniz o konuya haniflerden çok daha iyi çalıştık ona göre : ))

Peygamberlerin vahy kaynaklı sözlerinin Kuran ayetleri gibi vahy olmadığının birinci faktörü, "salt aktarılagelirken bozulmuş olabileceği ihtimali" değildir kardeşler. Burada birinci amil, Kuran tarafindan bunun açıkça ortaya konmamış olmasıdır. Yani Kuran'da Peygamber sözlerinin Kuran ayetleri gibi "vahy olduğuna" ve bu sözlere "tıpkı Kuran ayetleri gibi muamele edilecegine dair" bizlere açık ifadeler kullanılmamıştır. Bunun gibi çok önemli bir meseleyi Rabbimizin zikretmemiş olması düşünülemez.

Ayrıca Peygamberler sadece Allah'dan aldıklarını insanlara ileten birer "elçi" dirler. Bunun Kuran'da özellikle vurgulanmasının nedeni, Allah kelamı ile kul kelamı arasına çok keskin bir sınır çizmektir. Rasulullah'ın (a.s) hadis yazımını kesin dille yasaklaması da bu amaçladır. Allah sözü ile kul sözü karışmamalıdır. Çünkü bu, tevhid akidesinin temelidir. Bu sözler karışırsa, Hiristiyanlarin durumuna düşmek an meselesi olur. Evet aynen böyle olur.
İlahi dinler de her defasında benzer şekillerde ve benzer yollarla tahrif edilmemişler midir? Günümüzde durum farklı mı? Bugün önde gelen kişilere atfedilerek oluşturulan kaynaklar Allah'ın kitabını gölgede bırakmıyor mu?

Velhasıl;

Dikkat edin Kuran, Peygamberlerin de diger insanlar gibi çarsılarda pazarlarda dolaşan birer "beşer" olduklarına, görevlerinin sadece mesaji iletmek ve insanlara ayetleri teblig etmek olduğuna, "asla ve asla" ilahlaştırılmamaları gerektiğine isaret ederek bu sayede vahyi, yani Kuran'ı ayrı tutar ve tevhid akidesinin temelini inşa eder.
Bazıları ne yapıyor peki? Bazıları "hadisler de vahydir" diyerek Kuran'ın bu "platformlar üstü" konumunu alaşağı ediyor ve farkında olmadan tevhid akidesini zedeliyor.

Neyse bu konu son derece ciddi ve hayati bir konu ve yeri bu başlık değil.
Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: Elemîn - 14 Ağustos 2012, 06:23:09 ÖS 18

Kuran'da Peygamberimize kuran dışı vahy geldiğine dair işaretlerin neler olduğunu bize de aktarırsanız memnun oluruz. Necm 3-4 ayetlerini delil getireceksiniz o konuya haniflerden çok daha iyi çalıştık ona göre : ))


Selamun aleykum ,

Başka ayetler de olabilir ama şu an aklıma gelen aşağıdaki ayet sanırım Kuran dışı vahiyden bahsediyor :   

Tahrim suresi 3.ayet :

Hani peygamber eşlerinden birine, gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi o sözü (başkasına) haber verip Allah da bunu peygambere bildirince, peygamber bunun bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu ona (sırrı açıklayan eşine) haber verince o, "Bunu sana kim bildirdi?" dedi. Peygamber, "Bunu bana, hakkıyla bilen ve hakkıyla haberdar olan Allah haber verdi" dedi.

+
Ayrıca okumakta  olduğumuz  Kuran sureleri / ayetler dizilişi de Resulullah (s.a.v.)'e  gelen Kuran dışı vahiyle oluşturulmuş.

Allah (cc)'na emanet olunuz.
Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: FECR - 14 Ağustos 2012, 06:28:20 ÖS 18
Vahyi metluv ve gayri metluv konusu yıllardır tartışılır durur. İki tarafta kendine göre delilleri ortaya koyarlar. Bu konuda M.Yaşar Soyalan "Vahiy Savunması: Gayri Metlu Vahyin İmkansızlığı " adlı bir kitap yazmış, orada Peygambere Kur'an dışında vahiy indirilmediğinin kendince delillerini sunmuştur. Vahyi Metlüvün olabilirliğini ortaya koyan ve kendilerince bunu ayet ve hadislerle destekleyen bir çok alimin eserleri de vardır.
Bu konu tartışılırken bir taraf hadislerin gayri metlüv olduğunu söyleyecek kadar ileri giderken, öbür taraftan da Peygamberle Allah arasındaki irtibatı ve iletişimi sadece Kur'an'la sınırlandırmakla yetinmişlerdir.
Mevdudi tefsirinde sanırım 8-10 ayrı delille vahyi gayri metlüvün olduğunu delillendiriyordu. Bu delillere karşı başka tezler de sunulabilir belki.

Allah ile Peygamberi arasında bir tür iletişim olması lazım. Ama bizi bağlayıcı olan iletişim Kur'an'dır. Hadisleri vahyi gayri metlüv olarak değil de tarihsel bir veri olarak faydalanmak gerekir. Ama bunu da Kur'an süzgeçinden geçirmek gerekir. Ne toptan çöpe atmak çaredir, ne de her hadis diye söylenenleri kabullenmek, tartışmasız doğru kabul etmek çaredir.

Allah ile Peygamberi arasında bir iletişimi yok sayarsak , surelerin içerisine ayetlerin yerleştirilmesi olayını nasıl değerlendireceğiz? Peygamberimiz kendi kafasına göre ayetleri surelerin içerisine yerleştirdi yoksa vahiyle mi ? Bildiğimiz gibi, Kur'an bir kitap olarak nazil olmadı. 23 yıllık süre zarfında indirildi. Ve bir sure mesela Bakara suresi bir anda nazil olmadı, 7-8 yıllık zaman zarfında nazil oldu. Ayetler peyderpey nazil olduğuna göre, ayetlerin sure içine yerleştirilmesi ile ilgili Kur'an'da herhangi bir ayet var mı?. Yani şu ayeti şu sureye koyun diye bir emir yok. Bu emri Peygamberimiz nereden alıyordu?. Demek ki Allah ile Rasulu arasında bizim idrak edemediğimiz bir iletişim vardı. Bu iletişime ister gayri metlüv densin, isterse başka bir isim verilsin.



Neyse bu konu son derece ciddi ve hayati bir konu ve yeri bu başlık değil.

Doğru bu konu ciddi bir konu
Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: derail - 14 Ağustos 2012, 06:50:57 ÖS 18
ben Allahın emirlerini ve Hz Peygamberin dediklerini asla SORGULAMAM  gücümün yettiğince ve nefsim den kurtulabildikçe İTEAT ederim sadece.
Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: serender - 14 Ağustos 2012, 06:52:31 ÖS 18
Katılıyorum. Vahyin niteliğini bilemiyoruz. Tartışmalıdır kabul.


Kuranda peygambere kuran dışı vahiy geldiğine dair işaretler var. Buna haniflerin cevapları gerçekten yetersiz.

Soru şu olabilir;kuran dışı gelen vahiylerin tüm dönemlerin değil o dönemin problemini çözmeye yönelikti de o yüzen mi kurana alınmadı?

Konu tartışmalı...

Kuran'da Peygamberimize kuran dışı vahy geldiğine dair işaretlerin neler olduğunu bize de aktarırsanız memnun oluruz. Necm 3-4 ayetlerini delil getireceksiniz o konuya haniflerden çok daha iyi çalıştık ona göre : ))


Bunları biliyorsunuz: Necm; 3-4, Nisa; 113, Bakara; 151, Tahrim; 3
Necme nasıl çalıştığını gerçekten öğrenmek isterim. Tartışmak için değil öğrenmek için.

Peygambere kuran dışıı bir vahiy gelmişse de bunun kurana alınmamış olması bizim sorumluluk alanımızla alakalıdır.

Hadisi kutsi olayında ki gibi bir savunma yapmayacağım aklınızda bulunsun..
Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: maxpayna - 15 Ağustos 2012, 12:03:00 ÖÖ 00
Alıntı
Müslüman

neden niçinini sorgulaya sorgulaya ya fenafillaha erecem ya imandan olacam cehenneme erecem.... ^-^
valla hakaret olarak algılamaz isen bu gidişle fenafillaha eremeyeceğin kesin onu söyleyeyim. Zira şüphecilik bir hastalıktır. Bu şüphecilik bizi öyle bir baskı altına alır ki sonra bütün zihnimizi, bedenimizi felce uğratır. Yorgun düşersin kardeşim, bıkkınlık gelir ve artık ibadetlerinden zevk alamazsın. Din kuşa döner. Tecrübe ile sabittir.
Elbette sorgulayalım, araştıralım, doğrusunu öğrenelim ama haddimizi ve sınırımızı da bilelim.

estağfurullah istediğinizi ifade edebilirsiniz ben hakaret almam güler geçerim.  ;)
benimkisi şüphecilik değil yalnız sadece işin mantığını/hikmetini bilmek istiyorum. bir yasak varsa sebebi vardır. bir emir varsa sebebi vardır onu bilmek ona göre ayağımı uzatmak ve imanımı pekiştirmek istiyorum.

belki allaha bunu sormam haddim değildir ama peygamberime sorarım. ama bu hesap sormak değil hikmetini sormaktır....

çünkü ezbere uygulayanlar yanılırlar ama neden niçinini hikmetini mantığını bilenler her daim bir çözüm bulurlar allahın izni ile....


Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: maxpayna - 15 Ağustos 2012, 12:07:22 ÖÖ 00
Alıntı
serender
.....Peygamberden anladığım ; Kişi eğitimidir. Şahsiyet oluşturmadır. Kendisi olabilen arkadaşlar üretmedir. Hadisler işte kişilerin eğitim sürecinin çeşitli basamaklarında üretildiği için ayet gibi anlamı tüm zamanlara şamil değiller işte.

Celalettin Vatandaşın Vahiyden Kültüre kitabında anlatmaya çalıştığı , hani toplu ihtidalarla muharref geleneğin vahiy ekseninde yetişen toplumu nasıl çeşitlendirdiğini de akılda tutarak.

Bir din , hayat , karşı duruş , farklı ve farkında oluş gibi sosyal değişimleri de amaçlayan peygamberin o dönemdeki baskın yönelişlerden ayrıştırmak anlamındaki girişimlerinin mantığını kavrayabiliriz.

Eğer bu günde sünnetin ruhunu kavrayan etkin ulema (nerde gezer) mekruh vakitleri güncelleyebilirse Din yeniden bir hayat, karşı duruş ve ciddi bir sosyal değişim anlamına neden gelmesin?


hah işte bu bakış açısını arıyorum ben. bu, ezbere konuşan değil bu işin mantığını bilen bir zihin yapısıdır. bu bakış açısı ile peygamberin - sünnetin - hadisin dindeki yerini ele almalı ve doğru yere oturtmalıyız.

Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: maxpayna - 15 Ağustos 2012, 12:13:03 ÖÖ 00
Alıntı
serender
Buraya kadar tamam da alıntıladığım ayetden ne anlamalıyız?
Kuranda peygambere kuran dışı vahiy geldiğine dair işaretler var. Buna haniflerin cevapları gerçekten yetersiz.
Soru şu olabilir;kuran dışı gelen vahiylerin tüm dönemlerin değil o dönemin problemini çözmeye yönelikti de o yüzen mi kurana alınmadı?
Konu tartışmalı...

kuran dışı vayih kanalını açarsak o kanaldan islamdışı ne kadar konu varsa kanalizasyon gibi akmaya başlar bu temiz ırmağa...
zaten islama aykırı pek çok konunun kaynağı o kanaldır.

dediğin gibi;

konu tartışmalı

ama

allah kitabından sorumlu kıldı ise bizleri;
kitabının dışındaki kaynağa da itibar etmem kusura bakmayınız...

haa peygamber diyecek olursanız  o zaten yaşayan kurandı;  birlikte yaşamış olsam aynen sahabenin dediği gibi ;  EMRET YAA RESULLAAH.

ama rivayet kültüründen bizlere intikal ettiği için kuran süzgecini tutup öyle benimserim.



Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: FECR - 15 Ağustos 2012, 03:27:02 ÖS 15
selam,

'mekruh' için,

isra 22-38 arasını okuyunuz ve 38 de geçen ibareye özellikle dikkat ediniz:

"ınde rabbeke mekruha"

Kur'an'da mekruh ile Fıkıh usulündeki mekruh kavramı aynı değildir. Kur'an'daki mekruh, Allah'ın kesinkes yasakladığı ve haram olan fiillerdir.
Fıkıh Usulündeki mekruh ise Alimlerce ya da müslümanlar tarafından hoş karşılanmayan amellerdir. Ayrıca Fıkıh'ta mekruh ikiye ayrılır:
1-Tenzihen Mekruh ( Helale yakın mekruh)
2-Tahrimen Mekruh ( Harama yakın mekruh )

Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: Müslüman - 15 Ağustos 2012, 04:11:34 ÖS 16
Sünnetin vahiy olup olmadığı tartışmasını bir kenara bırakalım. Hadislerin vahiy olduğunu iddia etmek cehaletten başka bir şey değildir. Ebu Hanife başta olmak üzere bir çok alimin sahih dediğine diğer alimler sahih dememiştir, usul'de bunu bile görmek hadislerin vahiy olmadığının en büyük kanıtıdır.

Pekala Sünnet vahiy midir?

FECR kardeşimin sözlerine katılıyorum, Allah ile Peygamber arasındaki bir iletişimin varlığını inkar edemeyiz. Elemin kardeşin verdiği Tahrim suresi 3.ayet ve daha başkaları buna açık delildir.
Siz buna gayr-i metluv vahy dersiniz veyahutta bir başa şey dersiniz sorun değil. Sorun hadisleri de aynen Kuran gibi mutlak vahy olarak aynı kefede görme hastalığıdır.
Hadis eşittir vahiy denirse sonu gelmez bir mecraya sürükleniriz kardeşler. Sonra kimse işin içinden çıkamaz. Size öyle hadisler getirirler ki "vahy diye", tevhidi müslüman olarak geçindiğiniz su forumda vallahi zor durumlarda kalırsınız.

Meselenin özeti bana göre şöyledir; Rasulullah (sa), Kuran'da çatısı kurulmamış, hiçbir şekilde "genel konsepti ana hatlarıyla oluşturulmamış" bir konuda hüküm getirmez. Kuran'da sınırları çizilmiş/belirlenmiş hükümlerin ya da konuların detayını açıklar, tafsil eder, uygulanma biçimini toplumun/şahısların durumuna göre detaylandırır, ama bunu "Kuran'ın çizdiği sınırlarının dışına çıkmadan" yapar. Sözgelimi Kuran namazı genel anlamıyla ifade eder, sınırları çizip konsepti oluşturur, rükunlarını belirler. Rükun sayısı, okunacaklar vs Allah'ın elçisi tarafından detaylandırılır.

Şimdi bazıları Rasule itaatin ayrı zikredilmesinin Kuran'dan başka bir şeye işaret ettiğini bunun da hadisler olduğunu söylüyorlar. Her zaman verdiğim bir örnek vardır, bir abimden öğrendiğim. Bir sınıf düşünün. Müdür sınıf başkanını takdim ederken "Arkadaşlar bu sınıf başkanınızdır, o ne derse onu yapacak ona itaat edeceksiniz ve yasakladığı şeyleri de yapmayacaksınız" diyor. Burada sınıf başkanına itaat aslında ona değil onun şahsında Müdür'ün kurallarına itaattir. Aynen bunun gibi Rasule itaat onun şahsında Kuran'a yani Allah'a itaattir.

Uzatmayalım velhasıl;Kuran'ı nebevi sünnetten koparamayız. Siyer kitaplar, kaynaklar, külliyatlar, yüzyillardır tıpkı Kuran gibi önümüzdedir. Bunlara vahy muamelesi yapmadan, vahy ile karşılaştırarak ve en önemlisi de Allah kelamı ile kul kelamını eşitlemeden dikkate almak durumundayız.



Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: FECR - 15 Ağustos 2012, 04:17:03 ÖS 16
Bir misal daha verelim:
Kur'an'da ceza kelimesi "karşılık " anlamına gelir. Hem iyi hem de kötü anlamda kullanılır. Kur'an'da yaklaşık 42 yerde "ceza" kelimesi geçer ve hem iyilik sahibi kimseler için hem de kötülük sahibi kimseler için kullanılır.
Birisi  bir iyilik yaptığını zaman " Cezakellahu " Allah cezanı ( yaptığın iyiliğin karşılığını ) versin. " denilir

Bugün adamın birisine "Allah cezanı versin" dediğin zaman , kızar O0
Başlık: Ynt: MEKRUH VAKİTLER
Gönderen: Müslüman - 15 Ağustos 2012, 04:20:09 ÖS 16
Bir misal daha verelim:
Kur'an'da ceza kelimesi "karşılık " anlamına gelir. Hem iyi hem de kötü anlamda kullanılır. Kur'an'da yaklaşık 42 yerde "ceza" kelimesi geçer ve hem iyilik sahibi kimseler için hem de kötülük sahibi kimseler için kullanılır.
Birisi  bir iyilik yaptığını zaman " Cezakellahu " Allah cezanı ( yaptığın iyiliğin karşılığını ) versin. " denilir


SubhanAllah! çok şaşırdığımı söylemeliyim, gerçekten ilginç.